26 Ekim 2026 Pazartesi

Nouvelle Vague - A Date with Depeche Mode

 
Fransız ikili Marc Collin ve Olivier Libaux'nun 2000'lerin başında kurduğu Nouvelle Vague 8. albüme ulaşmış bulunuyor. Bütün albümlerini çıktığı yıl dinlemişimdir. Lounge, bossa nova, pop, french pop olarak tanımlanan müziklerine, nezih kafelerde, ferah butiklerde, atmosferi olan kitapçılarda rastlamışlığımız vardır. Collin ve Libaux işin mutfağını çok iyi idare ederken vokal olarak da çok güzel isimler seçerek şarkılarının cazibesini arttırmışlardır. Bunlar arasında Mélanie Pain, Phoebe Killdeer, Silja, Marina Celeste gibi az bilinen isimlerle uzun soluklu çalışmalar yaptıkları gibi, bu son albümde yer alan Morcheeba solisti Skye Edwards benzeri daha popüler isimleri de konuk aldılar. Nouvelle Vague coverlarıyla meşhur bir grup sayılır. 8 albümlük kariyerlerinde bir dolu güzel covera adlarını yazdırdılar. Rock, pop, new wave olarak dinleyip bayıldığımız orijinal besteleri bossa nova ve lounge evrenine katışlarındaki zarafete her daim hayran olmuşumdur.

Nouvelle Vague'ın yıllara yayılan bu cover maceralarında Depeche Mode da ara ara bir yerlerden çıkıyordu. 2004 tarihli Nouvelle Vague adını taşıyan ilk albümde Just Can't Get Enough, 2009 yılındaki 3 albümünde Master & Servant, 2024'te çıkan Should I Stay or Should I Go albümünde ise People Are People'a denk gelip sevinmiştik. Grubun Depeche Mode sevgisi 2026 itibariyle 13 şarkılık A Date with Depeche Mode albümüyle tavana vurmuş durumda. Aşağıdaki şarkı listesinden de anlaşılacağı üzere nefis bir seçki. İlginçtir, 2004'teki Just Can't Get Enough coverı 2026'da bambaşka bir tasarımla yeniden yorumlanmış ve o da gayet güzel olmuş. Grup ya bu şarkıyı çok seviyor ya da 2004'te coverladıklarını unutmuş olmalı. Coverı coverlamalarıyla bir ilke imza atmış da olabilirler. Ama benim favorim, Brezilyalı samba-reggea solisti Flavia Coelho'nun seslendirdiği Never Let Me Down Again oldu. Skye Edwards'ın sihirli sesiyle dokunduğu Enjoy The Silence ve Personal Jesus da çok kıymetli benim için. Leave In Silence şarkısında ise vokal olarak Nedime Girişken adlı Türk asıllı olduğu kuvvetle muhtemel hoş bir ses mevcut. Kısaca bir Nouvelle Vague albümünden ne bekliyorsanız, Depeche Mode referansıyla huzurlarınızda. Bence 1998 yılına ait For The Masses: A Tribute To Depeche Mode albümünden sonra en iyi Depeche Mode cover albümü.

1. Enjoy the Silence (feat. Skye Edwards & Larry Love)
2. Never Let Me Down Again (feat. Flavia Coelho)
3. Only When I Lose Myself (feat. Mélanie Pain)
4. Shake the Disease (feat. Fredrika Stahl)
5. A Question of Lust (feat. Beth Hirsch)
6. Behind the Wheel (feat. Lily Oaks)
7. Personal Jesus (feat. Skye Edwards)
8. Halo (feat. Phoebe Killdeer)
9. Leave in Silence (feat. Nedime Girişken)
10. Any Second Now (feat. Morenike)
11. Just Can't Get Enough (feat. Eva de Marce)
12. Stripped (feat. Eva de Marce)
13. Ice Machine (feat. Lisa Crawley)

16 Ekim 2026 Cuma

Greta Van Fleet - Palace For The People

 
Greta Van Fleet adını görünce folk müzik yapan Hollandalı bir teyze sanmamız gayet doğal olsa gerek. Oysa bu ad, 2012'de Nashville'de kurulmuş dört kişilik bir hard rock/blues rock grubuna ait. Joshua (vokal) ve Jacob Kiszka (gitar) kardeşlerin liderliğinde dört albüm, çeşitli konser materyalleri, EP'ler, single'lar çıkaran grup 2026'ya Palace For The People ile dahil oluyor. Her zaman olduğu gibi bu albümü beğenip geçmişlerine baktığımda ilk albümleri Anthem Of The Peaceful Army (2018) ile kariyerlerine sıkı bir başlangıç yaptıklarını, sonraki iki albümlerinin ise hantal, kabız, tekdüze, tembel şarkılardan kurulu olduğunu gördüm. Bu yüzden Palace For The People'ın iyi bir tanışma albümü olduğunu düşünüyorum. Çeşitli mecralarda Greta Van Fleet albümlerinin pek de sevilmediğini, verilen düşük puanlardan anlamak olası. Özellikle benim memnun kaldığım ilk albüm rağbet görmemiş anlaşılan. İyili kötülü tüm albümlerine bakarak genel anlamda hard rock ve blues rock'ın iyi harmanlanmış beraberliğinden üretilmiş sound tam sevdiğim türden. Ne var ki bu sound, iyi yazılmış şarkılarla gücünü çok daha güçlü yansıtır. İşte Greta Van Fleet'te sanırım sorun bu durumun istikrarsızlığından kaynaklanıyor. Tarz olarak bir zamanlar bayıldığım, ancak son albümlerindeki gözle görülür, kulakla duyulur düşüş yüzünden eski heyecanımı kaybettiğim Rival Sons'a benzetmem de "istikrarsızlık" kelimesini kendime haklı gösterdi. Çünkü her iki grup da bir devin omuzlarında durmayı seçmiş: Led Zeppelin...

Greta Van Fleet müziği başından beri klasik hard rock’ın görkemli vokallerine, blues kökenli gitar rifflerine, mistik atmosferlere ve büyük sahne enerjisine dayanıyor. Bu yaklaşım grubu geniş bir dinleyici kitlesine ulaştırırken, özgünlük tartışmalarının da merkezine yerleştirdi. 2026 tarihli Palace For The People'ın değerlendirirken asıl ölçüt, grubun tanıdık formülünü ne kadar tekrarladığı değil, o formüle ne kadar yeni bir ruh katabildiği olmalı. Led Zeppelin mirasını kendi kimliğine dönüştürmek mi, yoksa o mirasın gölgesinde yaşamaya devam etmek mi? Mesele burada kopuyor. Grup, rock müziğin büyük ve gösterişli olabileceğini kanıtlamaya çalışırken kimi zaman şarkıların önüne geçen bir görkem duygusu yaratıyor. Fakat albümün en ilgi çekici anları, bu görkemin yalnızca yüksek ses ve güçlü vokal anlamına gelmediği bölümlerde ortaya çıkıyor. Özetle, en iyi yol bildiğin yoldur klişesi onlara daha çok yarıyor. Grup, sahip olduğunu düşündüğü bu mirası bütünüyle terk etmeye çalışmıyor. Onun yerine akustik düzenlemeleri, daha geniş armonik dokuları ve orkestral dokunuşları kendi repertuvarına katıyor. Böylece yalnızca geçmişe öykünen bir topluluk olmak yerine, sevdiği müzik geleneğinin içinde yeni alanlar açmaya çalışıyor. Bu çabanın her parçada aynı ölçüde başarılı olduğunu söylemek zor. Özellikle görkemin başlı başına bir amaç haline geldiği anlarda, müzik etkileyici olsa da kişisel bir imza hissi zayıflayabiliyor.

Ne vokal, ne de sound olarak hiç de Led Zeppelin'e benzemeyen Tear It Down, Led Zeppelin'e benzemekle kalmayıp kendi yolunu da çizen Touch Again ve Field of Stars, tutkulu baladlar Boughten Bliss ve Saw You Stand albümde en beğendiğim şarkılar oldu. 58 dakikayı biraz fazla buldum. Bazılarına hiç gerek yoktu. En başta da Joshua Kiszka'nın, annesinin oyuncak almadığı çocuğun AVM'de attığı çığlıklarını andıran sinir bozucu vokalinin yer aldığı Play Your Games yer alıyor. Oysa kendisi başka parçalarda gayet ölçülü, tutkulu, tecrübeli ve Robert Plant'in gençliğine yakın bir tonla bülbül gibi şakıyor. Nihayetinde bu albümün başarısı, Led Zeppelin'e ne kadar benzediğinde değil, Greta Van Fleet'in o büyük rock geleneği içinde kendine ait hangi duyguyu ve sesi bulabildiğinde yatıyor. Lost in the Golden ve Boughten Bliss gibi farklı yönlere bakan parçalar, bu arayışın en umut verici sonuçları. Palace For The People, klasik hard rock sevenlerin ilgisini hak ediyor; ancak grubun önceki albümlerinden radikal bir kopuş bekleyenler için bir devrimden çok, gelişmekte olan bir dönüşümün parçası.

1. Into the Beginning
2. Tear It Down
3. Heart and the Beat
4. Boughten Bliss
5. Field of Stars
6. Play Your Games
7. Dreams You Hold
8. Lost in the Garden
9. Touch Again
10. Saw You Stand
11. Heya
12. Call My Own
13. Born Into This