30 Haziran 2020 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Haziran 2020)

Shantel & Cümbüş Cemaat - Istanbul
Yıl: 2020 Almanya/Türkiye
Tür: Pop, World, Cover
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Helvacı"
Dianas - Baby Baby
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Indie Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "You Beauty"
Rush Week - Past Lives
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Holding Back the Tears"
Nirvana - MTV Unplugged in New York
Yıl: 1994 ABD
Tür: Alternative Rock, Folk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Man Who Sold the World"
 
Alice In Chains - MTV Unplugged
Yıl: 1996 ABD
Tür: Alternative Rock, Folk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "No Excuses"
GUM - Out in the World
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Neo-Psychedelia
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Airwalkin'"
NINA - Sleepwalking
Yıl: 2018 Almanya
Tür: Synthpop, Synthwave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Purple Sun"
Run DMC - Crown Royal
Yıl: 2001 ABD
Tür: Hip Hop, Rap
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Take the Money and Run" (feat. Everlast)
Amanar - Tumastin
Yıl: 2016 Mali
Tür: Tishoumaren, Folk, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dounia Tade"
Fatoumata Diawara - Fatou
Yıl: 2011 Fildişi Sahilleri/Fransa
Tür: Wassoulou, Folk Pop, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sowa"
Oh Boy OST
Yıl: 2012 Almanya
Tür: Jazz, Pop Jazz
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: Cherilyn MacNeil - Look at the Mess I've Made"
The New Mastersounds - Keb Darge Presents…
Yıl: 2001 İngiltere
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Coffee Providers"
Aerosmith - Toys in the Attic
Yıl: 1975 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Walk This Way"
Bedük - Intergalactic
Yıl: 2020 Türkiye
Tür: Electropop, Dance Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ankara'nın Delisi"
 
 
Easy Love - Wander Feeler
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Alright"
Bassékou Kouyaté & Ngoni ba - Jama Ko
Yıl: 2013 Mali
Tür: Mandane Music, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Jama Ko"
Public Enemy - Apocalypse 91... The Enemy Strikes Back
Yıl: 1991 ABD
Tür: Hip Hop, Rap
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "By the Time I Get to Arizona"
Ihsan Al Munzer - Belly Dance Disco
Yıl: 1979 Lübnan
Tür: Disco, Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Girls of Iskandariah"
Joe Satriani - Shapeshifting
Yıl: 2020 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ali Farka, Dick Dale, An Alien and Me"
 
 
 
Amine Bouhafa - Timbuktu
Yıl: 2014 Mali
Tür: Film Score, Folk, World
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Timbuktu Fasso" (feat. Fatoumata Diawara)

26 Haziran 2020 Cuma

Run-D.M.C. - Tougher Than Leather


Raising Hell efsanesinden sonra fazla bekletmeden 1988'de dördüncü stüdyo albümleri Tougher Than Leather'ı çıkaran Run DMC, yapımcılığı hip hop camiasından Davy D. ve yine Rick Rubin ile birlikte üstlendiler. Ticari başarı sağlasa da önceki albümlerine nazaran pek hak ettiği saygıyı göremeyip underrated kalmış bir abüm Tougher Than Leather… Efsaneden sonra gelmek genelde böyle bir durum yaratır. Ama bence Raising Hell ile birlikte en iyi iki Run DMC albümüdür bunlar. Diğerleri misyonunu çoktan tamamlamış bir grubun pekiştirici hamleleri olarak kalır benim gözümde. Keşke bu iki hip hop şaheserinin üzerine yenilerini koysalardı diye düşünmeden edemem. Yine de ikisinin yarattığı doygunluk ve tadında bırakılmışlık onları daha da gözümde büyütür. New York'ta beş farklı stüdyoda kaydedilen Tougher Than Leather, grubun rap tarzında bazı değişiklikler de içerir. Aliterasyon, çok heceli kafiyeleme, çok kısa nefes alma süreleri ayrılarak tasarlanmış tempolu ve kendi ritmini oluşturan rhyme teknikleriyle yine öncülüğünü cümle aleme göstermiştir. Joseph Simmons, Darryl McDaniels ve Jason Mizell üçlüsü şahane atışmalarla, rap tiradlarıyla, sample ve scratch oyunlarıyla funk ve rock karışımlarından olağanüstü kokteyller hazırlamışlardır. Bana göre arkalarında zamansız, hatta hip hop ve rap müziğin şimdiki zavallı haline bakarak zamanın da ötesinde şarkılar bırakmışlardır.

Albümden sırasıyla I'm Not Going Out Like That, Mary Mary ve Run's House şarkılarını single olarak çıkaran Run DMC, yine hangi şarkıyı single çıkarırsan çıkar fark etmez bir kalite ile hareket ediyorlar. Run's House'un müthiş açılış enerjisi hemen ardından gelen Mary, Mary'nin o enerjiyi farklı bir kanaldan sürdürmesiyle ortamı iyice ısıtıyor. Amerikalı grup The Monkees'in 1967 tarihli More Of The Monkees albümünde yer alan aynı adlı şarkının Run DMC'ce coverı olan Mary, Mary, daha önce Walk This Way ile gösterdiği dönüştürücülüğünü burada da gösterip nakarattan alınan sample ile adeta sıfırdan yeni bir şarkı türetmiş. Mizell'in ya da herkesin onu tanıdığı ismiyle Jam Master Jay'in sample konusunda zirvelerini görüyoruz ki, bu samplelar Kurtis Blow, Public Enemy, LL Cool J, Heavy D & The Boyz gibi kendi çağdaşlarının şarkılarından olduğu kadar, James Brown, Bob James, The Temptations şarkılarından da ustalıkla seçilip monte edilmiş. Radio Station, Papa Crazy ve I'm Not Going Out Like That modern hip hop/rap örnekleri olarak bu kanadın lokomotifleriyken, Tougher Than Leather ve Miss Elaine iki süper rap rock şarkısı tanımıyla göz kamaştırıyorlar. Bunda Rick Rubin'in parmağı olduğunu söylemeye bile gerek yok. Kapanışta yer alan Rag Time'da ise "brass rap" veya "jazz rap" gibi nefeslilerin dans ettiği enfes bir denemeyle albüme son noktayı koyuyorlar.

Tabii aralarda söz etmediğimiz They Call Us Run-D.M.C., Beats To The Rhyme ve Soul To Rock and Roll şarkılarıyla her biri kendi kıymetine sahip güçlü anlar yarattıklarını da ekleyelim.Tougher Than Leather'dan sonra üç Run DMC albümü daha çıkıyor ama hiçbiri 86 ve 88 albümlerinin ticari başarısına ve kalitesine ulaşamıyor. Tougher Than Leather'ın olayı bu kadarla kalmıyor. Albümün çıktığı yıl Rick Rubin'in yönettiği ve direkt VHS olarak piyasaya sürülen aynı adlı kötü bir suç filmi de çekiyorlar. Arkadaşlarını öldüren bir uyuşturucu baronu ve aynı zamanda kayıt şirketi sahibini bulup intikam almak için yollara düşen Run DMC'nin yolda ırkçı motor çetesi, sarışın hatunlar ve Beastie Boys ile karşılaşmalarını konu alan filmi henüz izleme şansına sahip olamadım. Ama büyüyü bozabilecek bu filmi bulsam izler miyim onu da tam kestiremiyorum. Ama izlemek istediğim 2018 tarihli ReMastered: Who Killed Jam Master Jay? adlı bir belgesel var ki, adından da anlaşılacağı üzere ne yazık ki 2002'de Queens'teki kayıt stüdyosunda kimliği belirsiz biri tarafından vurularak öldürülen Jason Mizell olayından bahsediyor. Hip hop dünyasında bitmeyen husumetlerin onlarca kurbanından biri olan Mizell'in vizyonu geniş DJ'liğinin verdiği ilham, günümüzde bile pek çok hip hop/rap şarkısında kendini gösterebiliyor. 30 Ekim'deki bu cinayetten sonra 6 Kasım'da Simmons ve Darryl McDaniels resmen Run DMC'nin müzik hayatına son verdiğini açıklıyorlar. İkili kendi yollarına gitse de bazı özel etkinliklerde biraraya gelip yine takılıyorlar. Run DMC isminin ölümsüzlüğü gittikleri her yerde peşlerinden geliyor. Onların mirasçısı olarak kimsenin gelmemesi de bu ölümsüzlüğü yıllardır koruyor. İster "Doğu Yakası" ister "Boom Bap", ister "Hardcore" densin, eğer bir hip hop kitabı ya da makalesi yazılıyorsa Run DMC her zaman oranın onur konuğudur.

1. Run's House
2. Mary, Mary
3. They Call Us Run-D.M.C.
4. Beats to the Rhyme
5. Radio Station
6. Papa Crazy
7. Tougher Than Leather
8. I'm Not Going Out Like That
9. How'd Ya Do It Dee
10. Miss Elaine
11. Soul to Rock and Roll
12. Rag Time

23 Haziran 2020 Salı

Run-D.M.C. - Raising Hell


Run-D.M.C. (Run DMC de olabilir), Joseph "DJ Run" Simmons, Darryl "D.M.C." McDaniels, ve Jason "Jam-Master Jay" Mizell tarafından 1982 yılında Queens/New York'ta kuruldu. Eğer hip hop bir müzik türü olarak kabul edildiyse bunun sebebi Run DMC'dir ve 80'lerde Public Enemy ve LL Cool J ile birlikte tüm zamanların en iyi rap starlarından biridir. Aynı mahallede komşu olan üçlü, dönemin ırkçı politikalarının gölgesinde yeşerttikleri bu sıra dışı müzikle milyonlara erişmiş, milyonlar satmış, listelerin zirvesinden inmemişlerdi. Rap müziğin öncülü genelde Kurtis Blow olarak kabul edilir ama özellikle Run DMC'nin başarısı çok daha geniş kitleleri kucaklayıcı, hem ana akımı, hem de protest kanadı büyüleyici olmuştu. Run-D.M.C. (1984) ve King Of Rock (1985) adlı iki albümlerinin ardından 1986'da çıkardıkları Raising Hell ile olağanüstü bir patlama yaparak Türkiye'de bile tanınmış, pop, pop rock, hard rock ve taverna hegemonyasına farklı bir soluk olmuşlardı. Benim de onlarla tanışma albümüm olan Raising Hell, daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzememesiyle, aynı zamanda rock öğelerini de bu tuhaflığa ustalıkla yedirmesiyle kalbimi kuşatıp fethetmişti.

Grubun içincü albümü Raising Hell, benim için ilk albüm gibiydi. Bunun gibi iki albüm daha çıkmış ama ben üçüncüde bu müzikle tanışmıştım. Hatta uzun süre Raising Hell'i grubun debut albümü sandım. Hip hop ve rap öncüllerinden biri olmasının bir sürü sebebi var. Simmons ve McDaniels'in birbirlerinin ciğerini bilen uyumları, beraber ve solo performansları, atışmaları, "rhyme"ları, beatboxları daha o zamanlar zamansızlığını ilan etmişti bile. Bütün bunlara Mizell gibi ufku geniş bir DJ'in kendinden sonraki kuşaklara ilham verecek, hatta onların doğrudan kullanacakları samplelar, scratchler de eklenince, rap denilen şeyin sadece birilerinin konuşur gibi kelimlerle oynayıp kafiye kastıkları basitlikte bir müzik olmadığı anlaşılıyordu. Tüm bunlar Run DMC müziğinde birer enstrüman gibi organize edilmişlerdi. My Adidas, Walk This Way, You Be Illin' ve It's Tricky albümden single olarak çıkan sapına kadar hit besteler olsa da, açılıştaki Peter Piper, kapanıştaki Proud To Be Black, albüme adını veren Raising Hell, Hit It Run, Dumb Girl, Perfection hepsi ayrı güzelliklere sahip hip hop/rap tasarımları.


Run DMC'yi, Raising Hell'i fark etmemi sağlayan tek unsur Walk This Way şarkılarıydı. 80'lerde ne zaman, hangi TV kanalında gördüğümü hatırlamadığım bu hilkat garibesi adeta aklımı başımdan almıştı. Hard rock efsanelerinden Aerosmith'in 1975 tarihli Toys In The Attic albümlerinde yer alan Steven Tyler/Joe Perry ortak bestesi olan şarkının Raising Hell için coverlanma hikayesi de oldukça ilginç. Raising Hell'in yapımcılarından biri Joseph Simmons'ın kardeşi Russell Simmons, diğeri de ayrı bir yazı konusu olabilecek bilge ve yogi insan Rick Rubin'di. Raising Hell kayıtları döneminde Rubin sık sık Toys In The Attic ile vakit geçiriyordu. Bazı konserlerde grup Walk This Way'in ilk birkaç saniyesindeki loop gidişatını freestyle takılırlarken çıkarıvermiş. Üstelik daha şarkının tamamının nasıl olduğunu bilmeden, sözlerini bile duymadan, Aerosmith'in kim olduğu hakkında bir fikirleri olmadan bunu yapmışlar. Rubin'in kafasında çakan şimşek onu acayip düşüncelere sevk etmiş. Albümün dördüncü şarkısı olan Walk This Way'i (Raising Hell'de de dördüncü sırada) önlerine attığında hepsi şaşırmış. Şarkının orijinal sahipleriyle bir düet fikrine Simmons ve McDaniels sıcak bakmasa da Mizell kapısını kapatmamış. Neticede herkes onay verince stüdyoya girilmiş ve olağanüstü bir remake ortaya çıkmış. Fakat hiç kimse, hatta Rubin bile şarkının single olarak çıkmasını beklemiyormuş. Hem yerel, hem de rock radyo istasyonlarından umulmadık büyüklükte bir talep görünce Walk This Way tekli olarak orijinal halini bile geride bırakan satış rakamlarına ulaşmış. O dönemde böyle bir birlikteliğin radikalliğinden geriye tüm zamanların en orijinal coverlarından biri çıkmış.

Yeni Walk This Way, Aerosmith'e de iyi geldi. Zira grubun o zamana kadarki zirvelerinden sayılan Toys In The Attic ve Rocks'tan sonra uyuşturucu sorunları, ticari başarısızlıklar, ayrılıklar Aerosmith'i epey yıpratmıştı. 1985'e kadar yaptıkları her albüm onları biraz daha dibe sürüklemişti. Run DMC ile yapılan bu geri dönüş sayesinde Aerosmith adını duyması mümkün olmayanlar bile (ki bunlardan biri de bendim) duymuş oldu. Tyler ve Perry'nin de itiraf ettikleri üzere Walk This Way'in verdiği gaz, 1987 yılında çıkardıkları ve bana göre grubun en iyi albümü olan Permanent Vacation'ın yaratım sürecine de yansıdı. İki grup da aradan geçen yıllara rağmen bu şarkıyı hiç unutmadılar ve çeşitli etkinliklerde tüyleri diken diken eden performanslarla onu taze tuttular. Run DMC'nin Walk This Way yanında It's Tricky ve Raising Hell ile konuşlandırdığı rock ruhu, Jimi Hendrix'ten sonra hard rock ve siyah duruş arasındaki yakın ilişkiyi perçinledi. Rock müziğe gönül vermiş siyahları, hip hop ve rap müziğe gönlünü kaptırmış önyargısız beyazları cesaretlendirdi. Judgement Night Soundtrack gibi muhteşem birlikteliklere ilham kaynağı oldu. Zaten Run DMC en baştan kuruluşu ve bu müziğin kendi ayakları üstünde duruşunu kesinleştirmesi ile çığır açmıştı. Bendeki çığırı açması ise Raising Hell ile, Walk This Way ile gerçekleşti. Ve iki yıl sonraki Tougher Than Leather ile devam etti.

1. Peter Piper
2. It's Tricky
3. My Adidas
4. Walk This Way (feat. Steven Tyler and Joe Perry)
5. Is It Live
6. Perfection
7. Hit It Run
8. Raising Hell
9. You Be Illin'
10. Dumb Girl
11. Son of Byford
12. Proud to Be Black

12 Haziran 2020 Cuma

TootArd - Migrant Birds


Benim için 2017'nin en iyi 5 albümünden biri olan Laissez Passer'den üç yıl sonra Golan Tepelerinden Hasan ve Rami Nakhleh kardeşlerin kurduğu dört kişilik TootArd, yeni albümleri Migrant Birds'ü çıkardı. Laissez Passer'in blues, rock, tuareg enerjisi mükemmeldi ve bu türü seven kitleye büyük bir müjde gibiydi. Her dinlediğimde yeni şeyler bulduğum, zamansızlığına hayran olduğum, sanki ilk kez dinliyormuş gibi heyecanlandığım inanılmaz bir albümdür. Bu yüzden Migrant Birds'ün çıkacağını duyduğum andan beri tırnaklarımı kemiriyordum. Ama ilk şarkı Moonlight'ı dinlediğimde gerçek bir dumur yaşadım. Laissez Passer ile alakası olmayan, eski usül oryantal synth pop bir şarkı duymayı hiç beklememekle beraber, belki ters köşe yapıp önce böyle bir değişiklik tercih etmişlerdir diye düşündüm. Albüm kapağında sadece Nakhleh kardeşlerin olması da bir şeylerin değiştiği sinyallerini veriyordu. Lakin albümün hikayesini okuyunca, en önemlisi de tıpkı Laissez Passer gibi albümle çok sık vakit geçirip alıştıkça kendilerine olan hayranlığım bir kat daha arttı.

Migrant Birds'de bu defa iki kardeş kendi başlarına bir albüm yapmaya karar vermiş. Üstelik 80'lerin Orta Doğu coğrafyasında kendi altın çağını yaşayan disko müziğinden oluşan şarkılar yazmışlar. Hasan bu radikal değişikliği şöyle anlatmış: "Laissez Passer'den sonra Rami ve ben farklı şeyler dinlemek istedik. Eskilere ait dans müziğiyle çok ilgiliydik. Küçükken 80'lere ait hitlerin yer aldığı karışık kasetleri döndürür döndürür dinlerdik. Söyleyenleri bilmezdik ama şarkıları ezberlemiştik. Çoğu da dans müziğiydi. O zamanlar ailemizin PSR-62 çeyrek tonlu oryantal model synthesizerı vardı ve çocukluğumda onu çalmayı çok severdim. Hala bizim ailede onun bir benzeri vardır. Kendime yeni bir tane aldım ve böylece Migrant Birds ortaya çıktı." Özellikle dönemin önemli keyboardistleri olan Magdi al-Husseini ve Ihsan Al-Munzer'den etkilendiğini söyleyen Hasan, 80'ler Beyrut veya Kahire eğlence mekanlarını, diskolarını kasıp kavuran bu müziğin ruhuna sadık biçimde modernize edilmiş hallerini kardeşi Rami ile birlikte canlandırmak istemiş. Hasan tüm synthesizerları çalarken, davulcu Rami de kendi bölümlerini çaldıktan sonra bunları drum machine ve kitlerle mikslemiş. Hasan için ilk albümü sürükleyen gitardan kopmuş olmak aslında kopmak değil, sadece aynı yazış ve çalış coşkusunun keyboard tuşlarına yansımış, belli ölçeklerde oryantal özlerini ziyaret ediş şekli olmuş sanki. Dinledikçe bunu anlamak hiç de zor değil.


İlk dinleyişte 80'lere ait kına gecesi, düğün salonu repertuarlarını andıran şarkıların cirit attığı bir oyun havası albümü minvalinde görünse de, bu şarkıları yapan adamların Laissez Passer'i yapan adamlarla aynı olmasının getirdiği bilincin sabırla birleşmesi sonucu bambaşka bir dünyaya adım atmak kaçınılmaz. Dürüst olmak gerekirse ilk başta bunun nasıl sonuçlanacağı yönünde endişelerim vardı. Ama başta Babe, Moonlight, Trouble Watan, Emotional Twist, Kiss olmak üzere 12 şarkının hepsinin kendi ruhunu ortaya koymuş şarkılar olduğunu anlamak zaman istiyor. Özellikle Kiss, Wanderlust, Pretty Woman, Ya Ghali biraz daha modern mutfakta pişmiş izlenimi veriyorlar. Fakat en modern olanında bile o oryantal lezzetin kaybedilmediği, ekstra baharatlarla macera aranmadığı, sadece ufak tefek dokunuşlarla bir süre sonra oluşacak tekdüzeliğe ustalıkla müdahale edildiği anlaşılıyor. Albümün tek enstrümantal şarkısı olan Stone Heap Of The Wild Cat yani Arapçası “Rujm el-Hiri” (Vahşi Kedi Taş Yığını) olan, kardeşlerin Golan Tepelerinde büyüdükleri yere yakın konumda, eşmerkezli taş çemberlerden oluşan eski bir megalitik anıttan esinlenilen şarkı ise bana progressive synth pop gibi gelen bir iş. Ya Ghali ve kapanıştaki Remote Love ise albümün iki slow dans şarkısı olarak çok hoş bir çeşni oluşturuyorlar.

Migrant Birds'ün lirik teması ise adından anlaşılacağı üzere özgürlük. Göçmen kuşların insanlarla özdeşleştirilmesi günümüzde pek pozitif anlamlar taşımasa da, yıllarca vatansız, pasaportsuz, adı konmamış, özgürlüğü "laissez passer" belgesine bağlı, 19 yaşında Kudüs'e, Haifa'ya gitmiş, oradan Avrupa'ya yerleşmiş ama Golan Tepelerinde kalmış ailesinden, özünden kopmamış Hasan için bir göçmen kuş olmasının anlamları çok daha geniş kapsamlı. Arapça şarkılarında özgürlüğü sosyal yaşam, aşk, kadın, eşcinsel özgürlüğü ayırt etmeden dile getiriyor olması albümün pop konsepti yanında liriksel açıdan da bir özgürlük konsepti taşıdığını gösteriyor. Süper bir yerel blues rock müzikten 80'ler Lübnan ve Mısır etkilerinin yoğun olduğu bir pop konseptine geçen TootArd, şimdilik civardaki 22 Arap ülkesinden sadece dördünde konser verebilmiş. Ama yakında Hasan İsviçre vatandaşlığına geçerek hem hayatında ilk kez bir pasaport sahibi olacak, hem de göçmen kuş gibi ülke ülke gezerek müziğini oralara taşıyacak. 80'ler semalarında, Yamaha diyarlarında, otantik tavernalarda nefis bir yolculuğa çıkaran Migrant Birds de Laissez Passer gibi tüm dünyaya ulaşacak. Benim en çok merak ettiğim üçüncü albüm acaba hangi yoldan gidecek ya da bu iki yolu ortak bir noktada mı buluşturacak?

1. Moonlight
2. Emotional Twist
3. Open Sesame
4. Wanderlust
5. Trouble Watan
6. Pretty Woman
7. Kiss
8. Babe
9. Ya Ghali
10. Red Sea Disco
11. Stone Heap of the Wild Cat
12. Remote Love

4 Haziran 2020 Perşembe

Wolf Gang - Suego Faults



Grup ismi verilmiş tek kişilik projelerin hastası olmak için elimde yeterince delil var. Çoğunu bu sayfalarda ifşa etmişliğim de var. Wolf Gang da bunlardan en yenisi. Genç İngiliz müzisyen Max McElligott'un tasarımı olan Wolf Gang, görünürde dört kişilik bir grup olsa da, projenin kendisi, adı, adresi, sözü, bestesi ve birçok enstrumanı McElligott'a ait olduğundan bu hususta fazla söze gerek kalmıyor. Bildiğin Birleşik Krallık mahsülü indie pop müziği yapan McElligott, ilk albümü olan Suego Faults'a gelmeden evvel 2009'da Pieces Of You ve The King and All Of His Men şarkılarını, 2010'da da Lions In Cages'ı single olarak ön saflara sürerek işaret parmağını ağzına sokup sonra havaya tutmuş. Baktı birşeyler olacak, 2011 Mart ayında kendi adını taşıyan beş şarkılık EP'sini ve bu EP'de yer alan Dancing With The Devil'ı single olarak çıkarmış. Arada Florence and The Machine ve Metric ile turlamış. Sonra nihayet şanzımanı fazla dağıttığını fark ederek bunların hepsini bir albümde toplama hamlesini gerçekleştirmiş. Suego Faults'un çıkması da Temmuz'u bulmuş.

Üzerine yenilerin de eklenmesiyle 13 şarkılık (son üç şarkı -iyi ki- albüme sonradan eklenmiş ya da bazı özel sürümlere eklenmiş) son halini alan Suego Faults, yalansız dolansız, tutkulu, kolayca ısınılabilen ve biraz da ana akıma yakın olmakla eleştirilen bir albüm. Oysa bu yönde bir eleştiri, bana göre ancak kötü şarkılar yapılırsa bir şeye benzer ki, McElligott'un şu raddeye gelene dek pişirdiği şarkıların hemen hemen hepsi kendi ayakları üzerinde durma başarısına sahip. Single olarak saydığımız şarkılar ve bunlara ek olarak niye single olarak seçilmediğini merak ettiğim Stay and Defend, 80'lere harika bir müzikal selam gönderdiğini düşündüğüm Something Unusual, karizmatik Back To Back, dream pop olmuş Suego Faults, nakaratı dile dolanan Where Are You Now?, süresinin beş dakikadan kısa olmasını istediğim Nightflying ve süresinin iki dakikadan uzun olmasını istediğim Breaks In Paris, önümüze sıkça sürülen sözde pop şarkılarına sağlam ayarlar verebilecek kalitedeler. Özellikle kapanış şarkısı Pieces Of You için ayrı bir cümle kurma ihtiyacı duydum. Temelleri 2009'da atılmış bu şarkı, gerek sözleri, gerek vokal düzenlemeleri, gerekse müziği ile 2011'de duyduğum en nitelikli pop bestelerinden biri galiba.


Ewan McGregor - James McAvoy karışımının sıradan bir genç adamla buluşması şeklinde bir tipe sahip Max McElligott, bu durumun farkında olsa gerek, sevimli kliplerde pozlara girmeyi, cool fotoğraflar çektirmeyi seviyor. Böyle müzik icra ettiği sürece hiçbir sorun yok. Hatta ben olsam bu müziğin hatırına kendisini dergi kapaklarından indirmezdim. Bazı albümlerin nasıl debut olduklarına inanamadığımız anlar vardır ya, işte Suego Faults aşamaları bana bu durumu daha inanılır hale getirdi diyebilirim. Albüm yapmak, işin finansal boyutları da dahil olmak üzere artık çok fazla zor sayılmaz. Major plâk şirketi olmaz da, size koşulsuz koltuk çıkan bir indie şirket olur. Olmadı internetten yayınlarsınız. Stadyumlara çıkmazsınız da, minik loş kulüplerde söylersiniz. Albüm yapmış olmak için değil, o albümü iyice pişirdikten sonra kendinize saygınızı yitirmeden ürettiklerinizi paylaşmak istemelisiniz. Şimdi ilk albümü çıktı ya, McElligott müziğe yeni başladı sayılıyor bir bakıma. Kimileri de kendini "şarkı yazarı" dev aynasında olarak görerek bir sürü sözde albüm ve laf kalabalığı yaptıktan sonra sıkılıp "bırakıyorum" diyor. Bilmiyor ki (yoksa biliyor mu?) aslında müziğin yakasını bırakıyor. Bu tiplere şarkı yazarı deniyorsa bu çocuk ne merak etmekteyim.

1. Lions in Cages
2. Something Unusual
3. Stay and Defend
4. Back to Back
5. The King and All of His Men
6. Midnight Dancers
7. Suego Faults
8. Dancing With the Devil
9. Where Are You Now?
10. Planets
11. Nightflying
12. Breaks in Paris
13. Pieces of You