5 Temmuz 2017 Çarşamba

311 - Mosaic


1988 yılında Omaha'da solist Nick Hexum'un bodrumunda kurulan 311 (three eleven), takvimler 2017'yi gösterdiğinde 12 albümü devirmiş bulunuyor. Artık adamlarda nasıl bodrumlar varsa, oradan çıkınca adım adım şöhrete kavuşuyorlar. Gerçi 311, Amerika dışında öyle aman aman şöhretli bir grup sayılmaz. Yine de kendi çaplarında önemli hayran kitleleri mevcut. 12 albüme kadar dağılmadan bu günlere gelmek kolay değil. Başta dört kişi olarak başlasalar da kısa sürede bir kişi takviye ile beşli olarak yollarına devam etmişler. İlk yıllarında sadece 1-2 eleman değişikliği yaşamışlar. Ama Hexum, Chad Sexton (davul, perküsyon, programming) ve P-Nut (bas) üçlüsü baştan beri grubu sürüklemişler. Müzikal olarak alternative rock, rap rock, funk rock, reggae rock, alternative metal, funk metal şeklinde uzattıkça uzatılabilecek bir perspektifleri var. Hepsinden biraz biraz, en çok da alternative rock ile reggae'nin buluşmasından serinletici, bazen de gayet gaz verici şarkılar üretmişlikleri var. İşin içinde reggae olunca, yaz mevsimiyle birlikte anıldıkları çok oluyor. Hatta çağdaşlarından farklı olarak bazı şarkılarında fazla derine dalmadan progressive takıldıkları da görülmüştür.

12 albümleri arasından sadece 2009 tarihli Uplifter'ı baştan sona dinlemişliğim, 2-3 şarkı dışında unutup gitmişliğim vardır. O 2-3 şarkı hangileridir onları da unutmuş olabilirim. 50 First Dates soundtrack albümündeki The Cure coverı Love Song dışında ismen hatırladığım bir şarkıları yok. Tabii atladığım onca albümleri arasında baştan aşağı iyi olan ya da içinde iyi şarkılar barındıranlar vardır. Ama 311 benim için hiçbir zaman takip edilesi bir oluşum olmadı. Belki psikolojik olarak onları nefret ettiğim Amerikan kolej kökenli uyuz pop punk güruhu ile özdeşleştirmiş olabilirim. Zira önceki bazı şarkılarından o tip bir negatif elektrik almışlığım var. Mosaic'e kulak vermem yönünde nasıl bir elektrik almışsam teşekkür ediyorum. Çünkü beğendiğim bir albüm oldu kendisi. Çocukluk, gençlik dönemleri ile ilgili bölük pörçük fikirlerim olduğu için, Mosaic bana gerçek bir olgunluk dönemi işi gibi geldi. 2017'de Public Enemy, John Mellencamp, Depeche Mode, Goldfrapp gibi devlerin bile birbirinden berbat albümlerle geri döndükleri günler yaşıyoruz. Bunu düşünürsem, Mosaic gibi geçmişten iyi dersler çıkarmış bir albümün önemi benim için biraz daha öne çıktı sanırım.

Albüm Too Much To Think ve Wildfire gibi iki enfes pop rock / reggae kırması şarkıyla başlayınca, güzel dakikalar geçireceğim yönünde oluşan fikirler, özellikle Extension, Inside Our Home, Hey Yo, The Night Is Young gibi diğer lezzetlerle perçinlendi. Aralarda Perfect Mistake, Face In The Wind, Days Of '88 gibisinden klasik alternative rock gazı içeren parçaların bünyede yaratması muhtemel Linkin Park türü zehirlenmeye karşı Island Sun, Places That The Mind Goes ve benzeri yumuşatıcılarla denge kurulmuş ya da kurulmaya çalışılmış. Şimdilik 17 şarkılık albümün 7 şarkı fazlası olduğunu düşünsem de, bu 7 şarkı da iyi kötü bir şekilde kendini dinletiyor. Çünkü sözünü ettiğim olgunluk emareleri onların kimi anlarına da sinmiş denebilir. Fakat geri kalan 10 şarkı bile Mosaic'i 2017'nin en keyif verici 100 albümü arasına sokuyor bence. Rock ve reggae'yi bu kadar hoş biçimde onlardan başka yan yana getiren başka bir grup bilmiyorum. Tabii duyduğum çok oldu ama hiçbiri kayda değer bir sentez oluşturamamış sıkıcı şeylerdi. Yaz mevsimine yakışan serinlikte olduğu kadar, tecrübenin verdiği ince enstrüman şovlarıyla bezeli rock kıvraklığıyla da yoğrulmuş Mosaic, tatlı sert güzellikleriyle iyi bir albüm.

1. Too Much to Think
2. Wildfire
3. The Night Is Young
4. Island Sun
5. Perfect Mistake
6. Extension
7. Inside Our Home
8. 'Til the City's on Fire
9. Too Late
10. Hey Yo
11. Places That the Mind Goes
12. Face in the Wind
13. Forever Now
14. Days of '88
15. One and the Same
16. Syntax Error
17. On a Roll

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder