2016 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2016 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Nisan 2017 Cumartesi

M.I.A. - AIM


Sri Lanka asıllı İngiliz Mathangi Arulpragasam, ya da onu tanıyıp sevdiğimiz adıyla M.I.A., bir şarkıcı, söz yazarı, besteci, yapımcı, yönetmen, fotoğrafçı, moda tasarımcısı, model, aktivist olarak karpuzları koltuğa sığdıramayınca kamyon kasasına koyup direksiyona geçmiş bir güzel insan. Kendisi 1975 Londra doğumlu olup, 6 aylıkken ailesiyle tekrar Sri Lanka'ya dönmüş. İç karışıklıklarla cebelleşen Sri Lanka'nın militan örgütlerinden birinin kurucusu olan babası Arular yüzünden gençlik yılları sürekli ev değiştirerek geçen Mathangi, 80'lerin sonundaki iç savaş sonrası, kardeşleri ve annesi Kala ile beraber sığınmacı olarak tekrar Londra'ya dönmüş. Başarılı öğrenim hayatı, Central Saint Martins Güzel Sanatlar Okulu'ndan dereceyle mezun olmasıyla sona ermiş. Sinema ve görsel sanatlar ağırlıklı bir eğitim almış olmasına ve bu alanda irili ufaklı işler yapmasına rağmen gönlü müziğe kaymış. Onu tanıyıp sevmemize vesile olan da bu gönül kayması olmuş. Gereksiz gibi görünse de bu kısa özgeçmiş, iyi bir müzisyenin kariyer basamaklarının nasıl süzgeçlerden geçerek önümüze şarkı formatında geldiğini göstermesi açısından önemli sayılır.

Önce isminden başlayarak "Missing in Action" terimine tekabül eden M.I.A.'da karar kılan Mathangi, buraya yazsak sığmayacak bir dolu girişim ve aktivite sonucu albüm çıkaracak düzeye kadar gelmiş. Karpuz taşımayı sevdiği için müzikte de tür olarak electropop, UK hip-hop, synth punk, funk, world, alternative R&B, avant-pop şeklinde kendine stilsizlikten bir stil yaratmış. Buradan itibaren "-miş -mış" eklerini bırakıyorum. Zira kendisini albüm çıkarmaya başladığı dönemden itibaren takip ederim. Bazen söver, sıklıkla da överim. Ama çok severim. Babasına ithafen Arular (2005), annesine ithafen Kala (2007),  belki kendine ithafen ΛΛ Λ Y Λ (2010) ve Matangi (2013) albümlerinde hem sevdiğim, hem de nefret ettiğim şarkılar vardır. Kimselere benzememesine hep saygı duyduğumdan, sevdiklerimi tam sevmiş, kızdıklarımı da onun stilinin bir parçası olan deneysel arayışlarındaki sanatsal özgürlüklere bağlamışımdır. Gördüm ki 2016 tarihli 5. albüm AIM'de durum değişmemiş. Tadı, tuzu, deneyselliği, farklı ve zengin pop algıları yine yerli yerinde duruyor. Yine Borders, Go Off, Visa, Talk gibi enfes alternatif pop besteleri, yine Jump In, Bird Song gibi deneyselliğiyle uyutan şarkılar mevcut.


Finally, Ali R U OK?, Platforms şarkıları da M.I.A.'nın kaliteli tarafını yansıtan şarkılar olarak severek dinlediklerimin arasında. Gener8tion adıyla piyasa yapan bir Fransız DJ ile ortaklık kurduğu The New International Sound Pt. 2 gibi şahane bir şarkının (videosu da aynı şahaneliktedir) albüme alınması da güç katmış. Fakat 18-24 Nisan’daki Dünya Geri Dönüşüm Haftası kapsamında sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm için farkındalık yaratmak adına ünlü giyim firması H&M işbirliği ile hazırladığı ve bence gelmiş geçmiş en iyi M.I.A. şarkısı olan Rewear It'in albüme konmayışı ancak reklam, telif mevzularıyla açıklanabilir. Eğer bunlar engel olmadıysa açıklanamaz. Albümün 17 şarkılık deluxe versiyonunda yer alan ismini saydığım bu şarkılara 1-2 tane daha ekleyerek toplamda 10 şarkılık temiz bir albüm elde edebilecek iken, kalan 7 şarkının yarattığı şişkinlik albümün daha farklı konumlandırılmasına sebep oluyor. Bu durumu en iyi ifade eden yorum ise bir eleştirmenden "odaklanma eksikliği" olarak gelmiş. Bana göre bu eksiklik, kalabalığın hafifletilmesiyle ortadan kaldırılabilir, Rewear It'in liderliği ile tam anlamıyla bir veda albümü hüviyeti kazanabilirdi. Evet, veda!

M.I.A. yaptığı açıklamada AIM'in son albümü olduğunu belirtmişti. Müzikten kopmayacağını, birtakım ortak veya solo projelerle kaçamaklar yapabileceğini, fakat albüm çıkarmayacağını da sözlerine eklemişti. benim anladığım, bundan sonra sahip olduğu tüm karpuzlardan dilim dilim yiyeceği yönünde bir karar almış olması. Güçlü bir aktivist olarak (ki kendisi 2009 yılında Time dergisi tarafından "En Etkili 100 Kişi"den biri seçilmiş) ırkçılık, cinsiyetçilik, göçmen politikaları, bireysel silahlanma, çevre kirliliği gibi pekçok konuda elinden geleni yapmış bir insan. Her ne kadar bu fikirlerini şarkılarında öne çıkarsa da, popüler müzik piyasası para getirecek boş işler peşinde olduğundan ona pek fazla yüz vermedi. Zaten kendisi de indie kalmaktan gayet memnundu. Ama bu bağımsızlık hali Madonna, Jay Z gibilerle takıldığınızda bazı sıkıntılara da yol açmıyor değil. İşte bu yıpranmışlığı üzerinden atmak, kafasını dinlemek, çok çaba ve zaman gerektiren müzikten uzak durmak suretiyle kendine başka işler için yer açabilmek istemesi son derece doğal. Yine de yerini dolduracak pek kimse olmadığından bu doğallık biraz can sıkıcı. Hayranları olarak bize saygı duymak ve arada yapacağı o müzikal kaçamakları yakalamak düşer. Tabii bir de geride bıraktığı alternatif pop zerreciklerine sahip çıkmak.

1. Borders
2. Go Off
3. Bird Song (Blaqstarr Remix)
4. Jump In
5. Freedun
6. Foreign Friend (feat. Dexta Daps)
7. Finally
8. A.M.P. (All My People)
9. Ali R U OK?
10. Visa
11. Fly Pirate
12. Survivor
13. Bird Song (Diplo Remix)
14. The New International Sound, Part 2 (feat. Gener8tion)
15. Swords
16. Talk
17. Platforms

16 Mart 2017 Perşembe

Myrath - Legacy


2005 yılında X-Tazy adıyla Double Face adında bir EP yapan, 2006'da ise önemli değişikliklerle Myrath adı altında daha derli toplu şekilde şaha kalkan Tunuslu beşli, adım adım hep yükselen bir kariyerin örnek gruplarından biri. Tunus - Fransa ortak yapımı diyebileceğimiz Myrath, ilk yıllarında death metal coverları, "düşük profilli" konserler falan derken 2006'nın ilk yıllarında yakaladığı çok hayati bir fırsatla kariyerinde sıçrama şansı elde etti. Robert Plant ve saygın Fransız progressive rock grubu Adagio'nun katıldığı bir konserin açılışını yapmaları onlar için itici güç halini aldı. Adagio’nun keyboard sorumlusu Kevin Codfert'in onları çok beğenip yapımcıları olmasına kadar giden yolun ucu, 2007 tarihli debut Hope'a çıktı. Çok iyi eleştiriler alsa da bence gerçek Myrath'ı yansıtmayan, standart ölçülerde bir progressive ve power metal albümü olan Hope, gruba debut prestiji sağlayarak arka sıralardan biraz daha ortalara doğru gelmesini sağladı. Ama önce Desert Call (2010), sonra da Tales Of The Sands (2011) albümleriyle standart ölçülerden sıyrılan, hatta kendi standartlarını kurma yolunda önemli adımlar atan grup, sürekli yükseliş halinde bir grafik çizdi.

Bu yükselişin en önemli nedenini, progressive ve power metal öğelerini geleneksel Tunus müziğiyle, daha geniş bir ifadeyle Kuzey Afrika unsurlarıyla giderek artan bir ustalıkla şarkılara ekleyen, zamanla o şarkıların vazgeçilmez özelliği haline getiren güçlü bir kaynaştırma becerisi olarak görebiliriz. 90'larda Avrupa'da ortaya çıkan ve hızla yükselen folk metal türünden farklı olarak daha çok doğu kültüründen beslenen oryantal ve arabesk öğelere ev sahipliği yapan bir geleneksellik durumu söz konusu. Metal ve oryantal müzik, biraraya geldiği zaman çok eğreti duran, turistik bir kombinasyon olarak karşımıza çıkar çoğu zaman. Eskilerden Orphaned Land, yenilerden de yine Tunuslu Nawather bu türün benim bildiğim en iyi örneklerinden ikisi. Şimdi Myrath sayesinde bu zümreye çok güçlü bir halka daha eklemiş olduk. İlk üç albümüyle sürekli yükselen bir yol tutan grup, Dream Theater, HIM, W.A.S.P., Tarja Turunen gibi isimlerin artık daha "yüksek profilli" açılış organizasyonlarında boy gösteriyor. (W.A.S.P.'a saygısızlık etmek istemem ama Myrath diğerlerine Tunus çöllerinin tozunu yutturur o ayrı.)


Myrath (Arapça "miras") dördüncü albümü olan Legacy (İngilizce "miras") ile bana göre yükselişteki kariyerinin zirvesine ulaşmış bulunuyor. Zaten dolaylı yoldan da olsa kendi adını taşıyan albüm tam da böyle olmalı. Artık bundan sonra grubun yapacağı albümleri derecelendirmek için Legacy ile kıyaslayacağız. Çıta orası. Jasmin adındaki kısa intronun ardından, bu türden süper bir hit çıkar mı diyenlere Believer ile tokat gibi bir cevap veren Myrath, bu şarkının yüksek coşkusuyla hem albümde bizi nelerin beklediğinin önemli detaylarını veriyor, hem de bir konser gibi geçecek yaklaşık bir saatin muhteşem açılışını yapıyor. Sonrasında Nobody's Lives, The Needle, The Unburnt, Storm Of Lies, Other Side vs. diye albüm öyle bir akıyor ki, anlatılması yerine yaşanması gereken tarihi bir tecrübe yaşadığımı hissediyorum. Neden tarihi? Çünkü Legacy'yi birkaç kez dinledikten sonra kenarlarını, köşelerini, kıvrımlarını, mağaralarını, gizli patikalarını, saklı bahçelerini birer birer keşfetmeye başladım. Hala da keşfediyorum. Bu hissi en son hangi albümde yaşadığımı değil de, eskilerden hangi albümde yaşadığımı buldum. Oraya birazdan geleceğiz.

Progressive / power metal altyapısına eklenen olağanüstü doğu yaylılarıyla, ayrıca solist Zaher Zorgati'nin çok yönlü vokaliyle yakalanan mükemmel uyum, Arapça - İngilizce karışık sözler, Myrath ve müziğini otantik bir zeminde tutuyor. Ama bir süre sonra bunun geçici bir turistik özellik değil, grubun oturmuş tarzı olarak kabul ediyoruz. Yaylıların mı gitarları, gitarların mı yaylıları yönlendirdiği belli olmayan, bu haliyle ayrı bir çekicilik taşıyan her bir Legacy şarkısı, kendi süreleri boyunca kendi dünyalarını itinayla inşa ediyorlar. Mesela Nobody's Lives, yaylı destekli harikulade bir giriş yaptıktan sonra İngilizce sözlerle ilerliyor. Ama olağanüstü nakaratının Arapça olması şarkının karakterini etkilemediği gibi daha da yükseltiyor. (Hatta Zorgati'nin "aman aman" diye uzun hava çektiği, sıkı bir groove metal bölüme bağlanacak kısa bölümü de atlamayalım.) Senfonik metalden yine groove metale evrilen müthiş bir girişle başlayan The Needle, yine muhteşem bir nakaratla (bu defa İngilizce) kendine bağlıyor. Bu kadarla yetinmeyip kemanların gitarlarla raks ettiği oryantal bölümle tadına tat katıyor. Zorgati'nin istisnasız senfonik, groove, heavy, progressive her şarkıya uyumlu mükemmel sesinin düzeni hiç bozmadan nağmeli oryantal geçişler yapması hayranlık verici. Adam şu şarkıda devleşiyor demek mümkün değil. Çünkü adam her şarkıda öyle.

Grubun Zaher Zorgati, süper nakaratlar, yaylı - gitar uyumu ekseninde birbirinden güçlü şarkıları artık sonlara doğru gittikçe özellikle Duat ve kapanışı yapan Other Side ile efsanevi boyutlara ulaşıyor. Hele bir I Want To Die var ki, her dinleyişimde gözümde birkaç metalcinin günbatımına karşı bir kıyı meyhanesinde rakı balık eşliğinde içerlerken dinledikleri bir şarkı manzarası canlandırıyor. İçinde taşıdığı tutku, acı ve aynı zamanda güç, bizim genlerimizde de saklı olan nağmeli söyleyişe, yaylı çalgılar efkarına, metal ve arabesk alakasızlığından ortaya çıkan cazibeye hiç yabancı değil. Bu cümleyi sadece I Want To Die için değil, albüm geneli için de kumamız gerek. Dinledikçe açılan, açıldıkça içindeki detayları ortaya çıkaran, hatta bir sonrakinde ortaya çıkardığını da ustaca gizleyebilen, böylelikle her seferinde kendini özletebilen şarkılar bunlar. 15-20 defa dinlediğim Legacy'de örneğin The Needle, Duat veya Nobody's Lives'daki hepsi birbirinden özel nakaratlarından ya da gitar rifflerinden hangisinin hangisine ait olduğunu daha tam olarak ezberleyememiş olmayı seviyorum. Çünkü neyin ne zaman karşıma çıkacağının belirsizliği beni heyecanlandırıyor. Bu duyguyu hala hissettiğim albümlerden biri de Iron Maiden'ın Somewhere In Time'ıdır. İşte bu yüzden Legacy benim için tarihi bir albüm.

1. Jasmin
2. Believer
3. Get Your Freedom Back
4. Nobody's Lives
5. The Needle
6. Through Your Eyes
7. The Unburnt
8. I Want to Die
9. Duat
10. Endure the Silence
11. Storm of Lies
12. Other Side

23 Ocak 2017 Pazartesi

Rival Sons - Hollow Bones


2016'nın en hasretle beklediğim albümlerinden biri olan Hollow Bones ile vuslat gerçekleşti. Rival Sons yine beni yarı yolda bırakmadığı gibi, gideceğim yerin kapısının önüne kadar bıraktı. Hatta istediğin zaman yine beraber turlarız diye de o kapının önünde bekliyor. Onlar hakkında daha söylemediğim ne kaldı, Hollow Bones hakkında yeni olarak ne anlatabilirim diye düşünmedim değil. Sonra şu aklıma geldi: Ben onlar hakkında yeni bir şey söylemek istemiyorum. Sadece onlar ve albümleri hakkında konuşmak istiyorum. Hollow Bones gibi her Rival Sons albümü de buna vesile oluyor. Vuslattan yaklaşık bir ay önce çıkacağından haberimin olduğu Hollow Bones, daha Great Western Valkyrie'ı (2014) bile hararetle dinlemeyi, hatta Pressure and Time'a (2011) bile yeni çıkmış albüm muamelesi gösterip iştahla yumulmayı sürdürdüğüm günlerde soğukkanlı bir heyecan yarattı. Heyecanın soğukkanlısı, iyi bir albümle karşılaşacağınızın güvencesi ile, ne ölçülerde iyi olacağının beklentisinden ibaret oluyor. Rival Sons, onları nasıl biliyorsanız veya onları en son nasıl gördüyseniz hala öyleler. Daha da olgunlaşmışlar, daha da güçlenmişler gibi şeyler söyleyemiyorum. Çünkü zaten yıllardır öyleler.

Rival Sons, kendine has bir soundu, grup müziğini geri plana atacak gereksizlikte bir özelliği olmadığı halde iyi bir oluşum. Karizmatik solist Jay Buchanan bile öne çıkmaktan imtina eder bir görünümde sanki. Yine Zeppelin'ler, Purple'lar, Sabbath'lar havada uçuşuyor. Şahane riffler birbirini kovalıyor. Ama onları Zeppelin, Purple, Sabbath diye değil, Rival Sons diye dinliyorsunuz. Belki ben onları yakından takip eden biri olarak bu şekilde düşünüyor olabilirim. Onların müziği hem performans olarak, hem de şarkı yazımı yönünden gerçek bir takım oyunu. Takım oyunlarında herkesin rolü bellidir. Onlar da ellerinden gelenin en iyisini zaten yapıyorlar. Ama Rival Sons'ın oynadığı oyunların senaryosu çok güçlüdür. Hollow Bones da öyle bir albüm. Dinledikçe demlenen, demlendikçe tatlanan, tatlandıkça tiryakilik yaratan şarkılar yazıp söylüyorlar. Oynadıkça devleşiyorlar yani. Mesela biri açılışta, diğeri kapanıştan bir önce iki bölümden oluşan olağanüstü bir Hollow Bones var ki, mantıklı bir insan evladı, her ikisini de duyduktan sonra şarkıların hakkını vermekle beraber, "bana şu gurubu veya şu şarkıyı anımsattı" diye de ekleme yapabilir. Ama mutlaka vereceği örnekler hep kalburüstü grup veya şarkılardan oluşacaktır. Yine aynı mantıklı insan evladı, albümün tamamını dinlemeden evvel peşpeşe Hollow Bones Pt. 1 - 2 yaparsa albümün kötü olabileceği aklının ucundan dahi geçmez.


İki adet Hollow Bones fırtınası yanında 7 tane daha harikulade Rival Sons şarkısı içeren albüm, sırasıyla Tied Up, Thundering Voices, Baby Boy ve Pretty Face dörtlüsüyle öyle güçlü bir blok kuruyor ki, yüzeyden görünen klasik blues katkılı hard rock dokusunun altında ince ince işlenmiş, tüm giriş çıkışları, köprü ve nakaratları özenle düzenlenmiş besteler olduğu hissediliyor. Özellikle kendi adıma Thundering Voices'ın bu dörtlüden bir adım öne çıktığını, hatta son yıllarda duyduğum en tutkulu rock şarkılarından biri olduğunu söyleyebilirim. Hele o nakarat bölümünü her kim ya da kimler tasarladıysa, bu aklın süzgeci kolay kolay tuşa gelmez sanki. Yaklaşık üç dakikalık bir ziyafet. Bu ter attıran dörtlünün ardından gelen Fade Out ise, sert, ağır, yoğun ve blues'a odaklanmış duruşuyla, hüznü ve öfkeyi aynı duruşa yedirmiş bir mola adeta. Normalde bu tip güçlü molaların ardından yine o dörtlüye benzer dinamiklikte bir şarkı bekleyebiliyor insan. Gerçi Hollow Bones'un hem kendi ezberleri, hem de o ezberleri ince ince bozmaya niyetlenen (bozmayıp sadece niyetlenen) çok şık bir oyunbazlığı var.

Oysa sıradaki Black Coffee, ilk dört dakikasıyla Fade Out'un daha haşarı versiyonu gibi. Funk ve soul havası, dişi geri vokalleri, aksak ritimleri ile albüme çeşni katan müthiş bir şarkı. Neden? Çünkü orijinali 1972 tarihli Feel Good albümlerinde yer alan bir Ike & Tina Turner bestesi. Bu efsane karı kocanın kalabalık müzik kariyerinde hiç hit olamamış, kıyıda köşede kalmış bir şarkı. Orijinali de hoş olduğu kadar zor sayılır. Fakat Rival Sons, ilk dört dakikada bu zor atın üzerinde onu dizginlemeye uğraşırken öyle tecrübeli R&B / soul rock hamleleri yapıyor ki, yola getirdiği o atı son 1.5 dakikada bayır aşağı dörtnala koşturuyor. Bitmeyesi bir film gibi olan albümün finali, Jay Buchanan'ın tek başına yazdığı akustik All That I Want ile gerçekleşiyor. 70'leri daha çok anımsatan bu kırılgan lezzet, Buchanan'ın sesi ve akustik gitarla yola çıkıp yavaş yavaş yanına çello, bas, slide gitar ve davulu da alarak dingin ve sinematik bir kapanış gerçekleştiriyor. Birkaç saniye öyle kalakaldıktan sonra Hollow Bones Pt. 1'ın ilk saniyeleri duyulmaya başlıyor. Anlıyorum ki albüm başa dönmüş. Bana bu döngüyü yaşatan albümleri seviyorum. Great Western Valkyrie'ye iyice alıştıktan sonra bir dönem dinlediğim her hard rock, blues rock grubunda onları aradım adeta. Şimdi Hollow Bones geldi. Yine aynı döngüye gireceğim sanırım.

1. Hollow Bones Pt. 1
2. Tied Up
3. Thundering Voices
4. Baby Boy
5. Pretty Face
6. Fade Out
7. Black Coffee
8. Hollow Bones Pt. 2
9. All That I Want

12 Ocak 2017 Perşembe

Swet Shop Boys - Cashmere


Queens, New Yorklu rapper ve oyuncu Heems, İngiliz rapper ve oyuncu MC Riz ve yine İngiliz yapımcı Redinho'dan oluşan Swet Shop Boys, 2014 yılında çıkan Swet Shop EP'si ile atıldıkları müzik yaşamlarını ilk albüm Cashmere ile daha geniş bir boyuta taşıyorlar. Heems, 2008'den beri bu işlerin içinde olan bir insan. Kendisine rapper da dedik ama aslen oyuncu olarak tanıdığımız, Four Lions, Nightcrawler, Jason Bourne, Rough One filmlerinde ve HBO'nun mini serisi The Night Of'ta izlediğimiz Riz Ahmed ise pek bilmediğimiz bu yönüyle karşımıza çıkıyor. Bazı aktörlerin laf olsun torba dolsun misali yaptıkları bu tip kaçamaklardan biri sandığım, fakat ilk single T5 sayesinde içine dalıp gayet oturaklı bir albümle karşılaşmamı sağlayan SSB, aşırı seçici olduğum hip-hop ve rap favorilerime hiç uğraştırmadan dahil oldu. Yılın en iyileri seçkilerine baktığımda her 5 albümden 2-3 tanesinin hip-hop olmasından ötürü birçoğunu dinlemeye çalıştım. Ama o arkadaşlar olayı sadece özlü ve kafiyeli sözler dizisi olarak algılayıp, işin müzik, sample, melodi kısmını ilkokul 2 seviyesinde bıraktıklarından en ufak bir keyif almadım. Lakin SSB hem politik kara mizahı, hem de usta işi müziği ile hip hop'a gerçekten nefes aldıran alanlar yaratıyor.

Önce grubun lirik kısmına bakarsak, her ikisi de müslüman Güney Asya kökenli olan Heems (asıl adı Himanshu Kumar Suri) ve Riz Ahmed, ırkçılık, islamofobi, polis şiddeti, din, mülteciler gibi konularda hem mizahi, hem de öfkeli yaklaşımlar sergiliyorlar. "Turkey = hindi" veya "I'm a sexy mother fakir" gibi bazı klişe kelime oyunları yer alsa da, güldürecek kadar eğlenceli ve aynı zamanda kıskandıracak kadar düşünce özgürlüğü içeren sözlerle alaycı tarzlarını politik ciddiyetle harmanlayabiliyorlar. Mesela "Onunla konuşmaya çalışsam da konuşamam / Zira American Sniper'ı çoktan izlemiş" (Shoes Off), "FBI camiye sızıp gençleri zehirliyor / Bizi tuzağa düşürmek için bizi kullanıyor" (Phone Tap), "New York polisinin nazilerden farkı yok" (Shottin') gibi daha pekçok mesajı dolaylı ve doğrudan adrese yolluyor. Albümün en matrak şarkılarından olan Zayn Malik'te, hipsterların müslümanları andıran sakalları ile dazlakların budistleri andıran kafalarından ince bir mizah inşa ediyor. Yine aynı şarkıda One Direction eskisi bir müslüman olan Zayn Malik'in durumu, "Zayn Malik'in üstünde 80'den fazla bakire (huri) varsa, cennete gitmenin birden fazla yolu (more than one direction) vardır" şeklinde özetleniyor.

Swet Shop Boys, sadece aksanlı İngilizce'nin yarattığı dinamik lirik akıcılığına değil, müzikal zenginliğe de sahip bir grup. Tabla, sitar, zurna gibi yerel enstrümanları sample tekniği ve hip-hop ritimleriyle birlikte kullanarak gerçekten "şarkı" yazıyorlar. T5 yanında, Aaja, Tiger Hologram, Half Moghul Half Mowgli gibi bhangra kökenli güçlü şarkılar, Phone TapShoes Off gibi karakter sahibi hip-hop tatları bu ilk albümü hem şenlikli, hem de olgun bir kimliğe büründürüyor. Daha önce Heems ve Riz'in kendilerine ait çalışmaları bulunmakta. Ama SSB birleşmesinden ortaya çıkan kimya bu çalışmalardan çok daha iyi diyebilirim. Amerikan tarzı hip hop artık Public Enemy, Beastie Boys veya Run DMC günlerinden çok uzak, bazen vıcık vıcık, bazen de "beni herkes anlayamaz" kabilinden fularlı bir ucubeye dönüştü. Britanya ayağı ise en azından trap, grime gibi müzikal yönelmelerle kendini tazeleme eğilimi gösteriyor. Swet Shop Boys gibi geleneksel ile günümüzü aynı şarkıya sokma iyi niyeti taşıyan, liriklerinin içinden Suriye, Halep, Türkiye, Sadiq Khan, Snowden, Trump, FBI, NSA geçen bu tip oluşumlardan keşke daha fazla olsa.

1. T5
2. Shottin'
3. Aaja
4. Zayn Malik
5. Tiger Hologram
6. No Fly List
7. Phone Tap
8. Half Moghul Half Mowgli
9. Swish Swish
10. Shoes Off
11. Din-E-Llahi

31 Aralık 2016 Cumartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Aralık 2016)

The Pass Outs - Dead Technology
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Alternative Rock, Hard Rock, Grunge
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Goon"
Daan - NADA
Yıl: 2016 Belçika
Tür: Art Pop, Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wheel"
Euro Cinema - Ten-4
Yıl: 2011 Hollanda
Tür: Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Euro Boogaloo"
 
Justice - Woman
Yıl: 2016 Fransa
Tür: Electro House, Nu-Disco
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Alakazam!"
LP - Lost on You
Yıl: 2016 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Strange"
 
Diesel - Americana
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ring of Fire"
Elias Rahbani - Mosaic of the Orient
Yıl: 1972 Lübnan
Tür: Arabic Music
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Love You Lina"
Elias Rahbani - Mosaic of the Orient Volume II
Yıl: 1974 Lübnan
Tür: Arabic Music
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hey Dabke"
Sideways - Oblivion and Points Beyond
Yıl: 2002 ABD
Tür: Garage Rock, Breakbeat, Funk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chase Halt"
Seven Long Years - Love Me Now and Hate Me Later
Yıl: 2016 Belçika
Tür: Garage Rock, Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Can the Martians Read Our Minds?"
Dope Calypso - Mau Mau
Yıl: 2016 Macaristan
Tür: Alternative Rock, Garage Rock, Post-Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Vanilla"
Title Tracks - Long Dream
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Rock, Power Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Don't Start"
 
Tank Girl OST
Yıl: 1995 ABD
Tür: Alternative Rock, Grunge, Hip Hop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Björk - "Army of Me"
 
Cojones - Resonate
Yıl: 2016 Hırvatistan
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Opium (feat. Pavle Miholjevic & Jura Ferina)
Michael Kiwanuka - Love & Hate
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Soul, Singer/Songwriter
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Love & Hate"
 
George Michael - Ladies & Gentlemen: The Best of George Michael
Yıl: 1998 İngiltere
Tür: Pop, Soul, Dance
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Knew You Were Waiting (feat. Aretha Franklin)"
Vagina Lips - Athanasia
Yıl: 2016 Yunanistan
 Tür: Alternative Pop, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "New Wave Girl"
Elephants From Neptune - Pressure & Pleasure
Yıl: 2014 Estonya
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Flowers"
Pale Hands - Graphism
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lower Than Low"
 
Zack Lopez - Life on the Run
Yıl: 2016 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "El Chapo"

20 Aralık 2016 Salı

Imarhan - Imarhan


Güney Cezayir'in, Mali asıllı Tuareg toplumunun yoğun olduğu Tamanrasset bölgesinde doğup büyüyen Iyad Moussa Ben Abderahmane (aka Sadam), Tahar Khaldi, Hicham Bouhasse, Haiballah Akhamouk ve Abdelkader Ourzig beşlisinden oluşan Imarhan, Tuareg müziğinin dünyaya yeni armağanlarından biri. Hem Cezayir'e, hem de Mali'ye ait olmanın getirisi olarak Güney Afrika funk ruhunu, geleneksel Sahra folk müziğini ve Cezayir rai kültürünün farklı duygularını müziğine büyük bir olgunlukla empoze eden grup, kendi adını taşıyan ilk albümleri ile bu karma kültürü abartısız bir sadelik ve hayranlık uyandıran bir bilgelikle notalara, liriklere döküyor. Bu tarifin daha kapsamlısını Tuareg duayenleri Tinariwen için yapmıştık. Zaten Imarhan'ın Tinariwen ile organik bağları sadece müzikal kültür benzerliğinden ibaret değil. Grubun lideri Sadam, Tinariwen basçısı Eyadou Ag Leche'nin kuzeni ve bu kuzen Imarhan'ın bazı şarkılarının yazımında ve yapımcılığında hatırı sayılır yardımlarda bulunmuş.

Kendi dillerinde "önemsediklerim" anlamına gelen Imarhan, bu müziğin doğasında bulunan sahra motiflerine, pastoral duygu yoğunluğuna, modern ve oryantali buluşturan folk kimliğine, alternatif blues bileşenlerinin kıvrak olduğu kadar hüzünlü dengelerine sonuna dek sahip çıkıyor. Yeni olmasına rağmen eski, eski görünmesine rağmen yeni durmasını biliyor. Kendi adını taşıyan albümün kendi adını ışıl ışıl taşıyan şarkısı Imarhan'ın coşku dolu süper enerjisi ile adeta devleşiyor. Bazı albümlerde Imarhan gibi şarkılar dezavantaj oluşturur. Yani şarkı o kadar özeldir ki, kabaca bakıldığında diğerleri yanında sönük kalabilir. Dolayısıyla koskoca albüm sırf bu şarkıyla anılabilir. Oysa Imarhan (grup), Imarhan (albüm) içinde sadece Imarhan'dan (şarkı) ibaret değil. Sadece işleyen demir ışıldar misali dinledikçe değerini bulan şarkılar bunlar. Imarhan şarkısının işleyişi de öyle böyle değil. Uzun bir süre güne hep onunla başlamak istedim. Ama bir kez bile yapmadım. Çünkü ikide bir dinleyip de ondan sıkılmak istemedim. Dinlemeyeli şu an tam 5 (beş) gün oldu ve onu acayip özledim.


Sakinliği ve akustik oturmuşluğuyla açılışı yapan Tarha Tadagh, ilk dinlediğimde bu türün normal örneklerinden biri gibi gelmişti. Ama bu şarkıların daha ilk dinlemeyle özlerine inilmeyeceğini çoktan öğrenmiştim. Nitekim kendisinden sonra gelen funky Tahabort'un dansa davet havası henüz ikinci şarkıda tüm bedenimi sarıp sarmaladı. Yoksa devamı mı gelecek derken, 5:44 ile albümün en uzun parçası olan Ibas Ichikkou, yine ilk dinlediğimde yaratmadığı etkiyi artık her dinlediğimde artarak yaratan bir güzellik. O etki, olağanüstü bir "dark western" etkisi ki, yağmur bulutları toplamış gri bir ambiyans altında Sadam'ın hüzünlü sesi ile hüzünlü gitar melodisinin kolektif efkarı direk yüreğe hedef alıyor. Assossamagh, albümün nasıl anlatsam, nereden başlasam şarkılarından biri. Görünürde şarkının içinde yükselen, coşan, taşan birşeyler yok. Söz kısmı sadece nakarat bölümünden oluşuyor. Gitarın öncülüğündeki müzik kısmı da aynı düzlemde ilerliyor. Ama bu her iki kısım da o kadar sihirli ki, yanyana geldiklerinde yarattıkları kimya enfes. Aslen bu kimya tüm Imarhan şarkılarına, hatta hemen hemen tüm Tuareg müziğinin sinmiş karakteristik özelliklerden biri. Kendi kültürüne, kendi diline sahip ama bir o kadar da evrensel bir ruh var ki, inanılmaz.

Albümdeki Idarchan Net, Addounia Azdjazzaqat, Id Islegh ve kapanışı yapan Alwok şarkıları da bu ruhu dekore eden, kolonlarla güçlendiren nitelikte besteler. Tipik görev adamı gibi şarkılar. En sevdiklerimden biri olan Arodj N-Inizdjam ise hem onlardan, hem de Imarhan, Assossamagh, Tahabort, Ibas Ichikkou grubuna dahil ettiğim ekstra lezzetler barındıran, ekstra görevler üstlenen şarkılardan. Mesela Arodj N-Inizdjam'daki o muazzam gitar riffi alelade bir hard rock grubunun eline geçse, onun etinden, sütünden, yününden faydalanacağım diye şarkının içine edebilirlerdi. Zaten en başından o melodiyi keşfedebilirler miydi, keşfetseler de onun oryantal döngüsüne dönüp bakarlar mıydı orası şüpheli. İşte bu yüzden Tinariwen, Imarhan, Tamikrest, Toumast gibi gruplar kendilerine ait olandan, kendilerine yetecek, üstelik kendilerinden olmayanları bile doyuracak notalar bulup çıkarıyorlar. Kendileri olup herkesi kucaklamayı başararak.

1. Tarha Tadagh
2. Tahabort
3. Ibas Ichikkou
4. Idarchan Net
5. Assossamagh
6. Imarhan
7. Addounia Azdjazzaqat
8. Id Islegh
9. Arodj N-Inizdjam
10. Alwok

15 Aralık 2016 Perşembe

Les Tortionnaires - Introducing The Stereophonic Sound Of


Yine haklarında birşeyler bulamadığım, isimlerini cisimlerini bilmediğim, sadece Belçika'dan geldiklerini öğrendiğim bir grubun, Les Tortionnaires'in 2016 tarihli albümleri Introducing The Stereophonic Sound Of ile tanıştım. En son Belçika'ya Los Venturas grubunun surf rock şıklığı olan Miles High albümüyle uzanmıştık. Les Tortionnaires de Los Venturas kadar katmanlı olmasa da surf rock ile iştigal eden oluşumlardan biri. Bu surf rock alemi alabildiğince basit, olabildiğince klişe örneklerle dolu. Peki Les Tortionnaires'i sürüden ayıran birşeyler var mı? Görünürde yok. Ama konu surf rock olunca görünenin ötesine geçmek gerek. Zira görünürün yüzeyselliği bu ve bunun gibi albümleri düz birer twist dekorundan ileri götürmez. Bu noktada grubu gereksiz sörf kalabalığından bir nebze uzaklaştıran unsur, yazdıkları tamamı enstrümantal şarkıların niteliği. Bu nitelikler, her bir şarkıya ufak farklılıklar şeklinde serpiştirilince ortaya paket halinde iyi bir albüm çıkıyor. Görünüre aldanırsak kolayca "düz bir surf rock albümü" diye yaftalanacak nice iyi albümün yanından bakmadan geçip gidebiliyoruz. Introducing The Stereophonic Sound Of, benim için o albüm kapağındaki retro hatunun yanımdan geçmesi gibi bir durum yarattı.

Albümün en hoşuma giden yanı, o sinematik gitar melodileriyle süslü şarkılara eşlik eden, İtalyan icadı bir org çeşidi olarak "farfisa"nın nostaljik biçimde karizmatik sesi oldu. Orta yaş ve geçkini çoğu insana biryerlerden tanıdık gelecek bu ses, 60'lara ve 70'lere damgasını vurmuş, düğün salonlarından İtalyan korku sinemasına, kafası dumanlı psychedelic rock'tan, iki dirhem bir çekirdek twist pistlerine kadar bir sürü ortama bukalemun etkisiyle uyum sağlamış süper bir makine. Les Tortionnaires grubu da şarkıların doğru yerlerinde, doğru zamanlarında abartmadan kullandığı farfisaya ne doyurmuş, ne de aç bırakmış. Dead Weight, Mole Hunt In Baikonur, When The Dust Has Settled gibi surf rock albümlerinin demirbaşı western ezgilerinin hakkını veren, Minnesota Twins ve She Wolf Of The Sonic Souls gibi rock'n roll ateşi yakan besteler, bu müziğe dair ne varsa ölçülü biçimde albüme serpilmiş. Bunun yanında Like Rats In A Maze ile biraz sert yapmayı, Puffy Nipples ile 60'lar power pop'undan izler taşımayı, High Treason ile farfisayı drum machine üstü pilav olarak sunmayı ihmal etmiyorlar. Yaklaşık yarım saat süresince enstrümantal hisleri nostaljik kanallarımıza gönderiyorlar. Kendi halinde, mütevazi ve aynı zamanda kendi halinde güçlü bir albüm Introducing...

1. Minnesota Twins
2. High Treason
3. Dead Weight
4. She Wolf of the Sonic Souls
5. Like Rats in a Maze
6. Mole Hunt in Baikonur
7. Puffy Nipples
8. When the Dust Has Settled
9. Half a Monkey
10. Operazione Vendetta

10 Aralık 2016 Cumartesi

Stone Cream - Rust


2016 biterken Planet Of Zeus'un süper albümü Loyal To The Pack ve black metal kanadından Rotting Christ'ın Rituals çalışmasıyla sanırım bu seneki Yunanistan kontenjanım doldu derken bir gece ansızın rastladığım Stone Cream adlı klişe isimli grubun Rust isimli albümü ortalığı yine darma duman etti. 8 şarkılık Rust nasıl başladı, nasıl yürüdü, nasıl bitti hiç bilmiyorum. Belki stoner rock açlığım depreşmişti ve doğru zamanda doğru yerde karşıma çıktı. Lakin korkunç biçimde albümü tekrar dinleme isteği duydum. Hep olduğu gibi ikinci sefer daha oturaklı ve bilinçli bir şekilde aktı. Göremediğim, duyamadığım pekçok şey daha net ortaya döküldü. O vakit bunun açlıkla falan ilgisinin olmadığını, Stone Cream'in basbayağı taş gibi bir grup olduğunu anladım. Üstelik bir de uzun ve yorucu son Metallica sancısı Hardwired…To Self-Destruct'tan sonra dinledim. (Aslında çıkar çıkmaz dinlemiştim de, deluxe edition hatırına bir daha üstünden geçeyim dedim.) Buna rağmen Rust en ufak bir arıza çıkarmadı, hatta Hardwired sonrası panzehir gibi geldi. Laf açıldı ama dinleyen her 100 kişiden 98'inin başyapıt dediği Hardwired'ı ikinci kez dinlemenin acısı ancak bu lafı hemen kapatarak biter. Zira lafı tekrar Stone Cream'e getirmek işime geliyor.

Lafı onlara getirmesine getireceğim ama haklarında Yunanistan'dan çıktıkları ve üç kişi olduklarından başka hiçbirşey bilmiyorum şimdilik. Bırak isimlerini, resimlerini bile görmedim daha. Ne zaman, ne şekilde kurulmuşlardır, Rust bu Yunan kardeşlerin ilk albümü müdür insan merak ediyor. Normalde merak etmez. Fakat sen ortaya 90'ların birinci sınıf grunge kültürünü, yılımız ve günümüzün birinci sınıf stoner rock kültürüyle ustalıkla iç içe geçirmiş bir müzikle çıkarsan adama bunları sorarlar. Haklarında elimizdeki tek dişe dokunur bilgi olan Rust, bu kültürler arası geçişleri mükemmel yansıtan, güçlü riff ve ritm özelliklerini kendi içinde sabit bir konumda tuttuktan sonra o sabitliğin üzerinde serbestçe dolaşan şarkılardan mülhem bir albüm. O sabitliğin içinde grunge var, blues var, heavy metal var. Hepsi Hardwired'ın dümdüz ilüzyonundan değil, "az ama öz" prensibinin sert notalar halinde dinleyeni yer yer meditasyon etkisi altına alan samimiyetinden ibaret şarkılar. Lafını açmayayım diyorum ama olmuyor. Bırak isimlerini, resimlerini bile görmediğim bu üç arkadaş Hardwired'ı kesin dinlemiştir. Ne hissetmişlerdir bilmek isterdim. "Türleri, kulvarları farklı" gibi şeyler umurumda değil. Ama kendi yaptıkları Jail Dog, Galiandra, Haunted Train, Broken Child, Snakes On My Back gibilerinin öncülüğünde toplam 8 şahane şarkıdan oluşan Rust'ın eline su dökemeyeceğini bilmelerini isterdim. Belki de biliyorlardır!

1. Jail Dog
2. Broken Child
3. Snakes On My Back
4. Ghost
5. Galiandra
6. Aegean
7. Haunted Train
8. Bow

30 Kasım 2016 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Kasım 2016)

Leonard Cohen - You Want It Darker
Yıl: 2016 Kanada
Tür: Singer/Songwriter, Art Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "You Want It Darker"
JAWS - Simplicity
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Dream Pop, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "On the Sunshine"
 
7 Weeks - All Channels Off
Yıl: 2009 Fransa
Tür: Stoner Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Wait"
 
The Answer - Solas
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Hard Rock
 "F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Left Me Standing"
Taiacore - Innocent
Yıl: 2016 İspanya
Tür: Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Following the Sun"
CRX - New Skin
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Rock, Power Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ways to Fake It"
Ребус Нелишних - Скибидубап
Yıl: 2016 Belarus
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Констанция"
C Duncan - The Midnight Sun
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Other Side"
 
 
Future Generations - Future Generations
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Grace"
 
Baltic Fleet - Baltic Fleet
Yıl: 2008 İngiltere
Tür: Post-Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Reykjavik Promise"
Funky Destination - Funkadelic Stereo Adventures
Yıl: 2016 Hırvatistan
Tür: Electro Funk, Breakbeat
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Psychedelic Spaghetti"
Poets Of The Fall - Clearview
Yıl: 2016 Finlandiya
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Crystalline"
 
Hańba - Hańba
Yıl: 2016 Polonya
Tür: Folk Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Korporancik"
 
 
Dolapdere Big Gang - Just Feel
Yıl: 2007 Türkiye
Tür: Pop, Folk, Cover
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Faith"
 
Kingsnake - Resonance
Yıl: 2016 ABD
Tür: Stoner Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Phoenix"
Propellerheads - Decksandrumsandrockandroll
Yıl: 1998 İngiltere
Tür: Big Beat, Breakbeat
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Velvet Pants"
 
Kings Of Leon - Walls
Yıl: 2016 ABD
Tür: Alternative Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Reverend"
 
Peonies - Landscape
Yıl: 2016 Endonezya
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Zoo"
The Bongolian - %100 Heavy Bongo Vibes
Yıl: 2002 İngiltere
Tür: Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "16-Valve News Reel"
Leonard Cohen - The Essential Leonard Cohen
Yıl: 2002 Kanada
Tür: Singer/Songwriter, Art Pop
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hallelujah"