31 Ağustos 2026 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2026)

Hilal Kaya - Sümbül
Yıl: 2026 Danimarka
Tür: Folk, World, Psychedelic Rock, Jazz
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sultan"
Psilocide - Late Bloomers
Yıl: 2026 Kanada
Tür: Psychedelic Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rishikesh"
Utilize the Remains - Meaningless Existence
Yıl: 2026 Yeni Zelanda
Tür: Brutal Death Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Keep Them All Docile"
Mastodon - Marrow Deep
Yıl: 2026 ABD
Tür: Progressive Metal, Stoner Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "They're Coming for You"

The Afghan Whigs - Soft Control
Yıl: 2026 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "House of I"

Dolly Parton - The Very Best of Dolly Parton
Yıl: 2007 ABD
Tür: Country, Folk Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Jolene"
Answer Code Request - Halo
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Electronic, IDM, Minimal Techno
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shine Deep"


dorianknockout - Fade Catcher
Yıl: 2026 ABD
Tür: Electronic, Big Beat, Hip House
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cracking Panam"
Outcry - Hot Gush: Eruption
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Big Beat, Breakbeat
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Motorcycle Mayhem (New Fuel)"



High Control Group - Limited Hangout
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Clag"
Thee Leviathans - Enter the Dusky Realm
Yıl: 2026 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "From Beneath, It Devours"
Acid Arab - Jdid
Yıl: 2019 Fransa
Tür: House, Electronic, Dabke
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Club DZ"
Brothers of Funk - Immaculate Concepts LP
Yıl: 2026 ABD
Tür: Breakbeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "My Third Eye"

Daniel Pemberton - Masters of the Universe: Deluxe Edition (OST)
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Score, Electronic, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Found Your Sword"


L'Avenue - Club Tropez
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Synthwave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wildstyle"

The White Stripes - Elephant
Yıl: 2003 ABD
Tür: Garage Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seven Nation Army"

King Gizzard & The Lizard Wizard - Alien Metal
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Alternative Electronic, House
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Superheavy, Supercritical"
The Animeros - ¡Qué Bárbaro
Yıl: 2026 ABD
Tür: Latin Alternative, Rock, Cumbia
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gózalo"
The Linda Lindas - Gotta Get Out
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock, Power Pop, Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Helado de limón"


Madonna - Confessions II
Yıl: 2026 ABD
Tür: Dance-Pop, Deep House
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fragile"


18 Ağustos 2026 Salı

Jack White - Frozen Charlotte

 
2026 itibarıyla 51 yaşında olan Jack White'ı 1999 yılından, o dönemde evli olduğu Meg White ile kurduğu The White Stripes döneminden beri takip ediyorum. Aslında pek sağlıklı bir takip de sayılmaz. Zira The White Stripes'ın toplamda 6 albümü var ve birkaç şarkı dışında şu an çoğunu hatırlamıyorum. Neyse White çifti 2011'de dağıldı ve boşandı. Müzikten hiçbir zaman uzak kalamayan Jack White, özellikle The Dead Weather ve The Raconteurs gibi iki grupla da çok iyi işler yaptı. 2012'de ilk solo albümü Blunderbuss ile yeni bir yola girdi ve hala o yolda çok sıkı albümler yapıyor. Böyle böyle 7. albüm Frozen Charlotte'a kadar geldi. Yeni yol dediysek de aslında alternative, garaj, blues ve art rock bileşimi, yer yer deneysel çıkışlar yapan istikrarlı bir sound sürdürüyor. Ne derece özgün denebilir bilmiyorum ama bana hep öyleymiş gibi geliyor. Şu an geri kalan 6 albümü tekrar dinlesem ilk kez dinliyormuşçasına heyecan duyardım kesin. En taze olanı Frozen Charlotte da aynı şeyleri hissettiriyor.

Frozen Charlotte, 2024 tarihli No Name'in açtığı yolu daha da ileri taşıyor. White, son yıllarda dijital çağın steril rock anlayışına karşı adeta tek kişilik bir isyan yürütmekte. Frozen Charlotte da bu tavrın en olgun örneklerinden biri. Albüm 13 parçadan oluşuyor ve yaklaşık 43 dakikalık süresince blues, garage rock, hard rock ve punk etkilerinden besleniyor. Temelde başından beri yaptığı şey. Fakat bu 7 albümün, hatta The White Stripes albümlerinin de derinine inebilirsek belli bir müzikal evrimden söz etmek mümkün olabilir. Frozen Charlotte özelinde tarif edersek, ilk dinleyişte albüm kaotik gelebilir. Gitarlar kirli, davullar sert, vokaller zaman zaman bağırma ile mırıldanma arasında gidip geliyor. Ancak Jack White'ın müziğinde bu kaos hiçbir zaman rastgele değildir. Her riff, her duraksama ve her gürültü katmanı bilinçli bir tercihtir. No Name'in açtığı yolu daha da ileri taşıması hadisesi de şarkıların birbirleriyle olan organik bağların daha keskin biçimde ayrıştırılabilmesinden, "no name" olarak kalmayıp kendi kimliklerini oluşturabilmesinden kaynaklanıyor.


Jack White harikulade bir gitarist olmasına rağmen hiçbir zaman virtüözlüğünü göstermek için solo atan gitaristlerden olmadı. Onun gitar tonu karakter sahibi bir ses gibidir. (Yeri gelmişken, 2008 tarihli Davis Guggenheim belgeseli It Might Get Loud'da Jimmy Page ve The Edge ile birlikte gitar odaklı müziğe bakışını daha yakından görebilirsiniz.) Frozen Charlotte boyunca gitarlar bazen konuşuyor, bazen kavga ediyor, bazen de şarkıları rayından çıkarıyor. Yani White için gitar, şarkılarına aracılık eden bir enstrümandan ziyade, beraber müzik yaptığı bir dostu gibi adeta. İşin lirik kısmı da her zamanki gibi ilgi çekici. White'ın söz yazımı yine doğrudan anlatımdan uzak duruyor. Dini imgeler, paranoya, yalnızlık, delilik ve Amerikan kültürüne göndermeler iç içe geçmiş durumda. İncil göndermelerini ağır blues riffleriyle birleştirerek dinleyiciyi doğrudan White'ın karanlık evrenine çeken G.O.D. and The Broken Ribs ile nefis bir açılış yapan albüm, Tom Morello'nun Rage Against The Machine zamanlarında yapmayı pek sevdiği o "gitardan farklı sesler elde etmek" tavrını anımsatan Derecho Demonico'nun karizmasıyla sürüyor.

Albüm boyunca özellikle Raising The Grain, I Can't Believe What I'm Hearing, You'll Never Fix Me, She's In A Frenzy yavaş ama emin adımlarla bana kendilerini sevdirdiler. Kimi zaman mainstream, kimi zaman ufak klasik gövdeye entegre meydan okumalar, ama ne olursa olsun rock müziğin alternatif kanadına son derece hakim bir ustalık içinde kanlı canlı yaşayan şarkılar bunlar. Jack White, Thick As Thieves ile funk rock, All Alone Again ile grunge, görkemli kapanışa adını yazdıran Neighbor Blues ile de psychedelic rock patikalarına giriyor, oraları genişletiyor, kendi tarzına uygun düzenlemeleri yapıp gitarıyla özgürce yürüyor. Ham ve kontrollü prodüksyondan da bahsetmek gerek. White, büyük stüdyo parıltısından özellikle kaçınmış. Davullar canlı hissediyor, gitar amfilerinin uğultusu korunmuş, vokaller kusursuzlaştırılmamış. Sonuç olarak albüm, prova odasında kaydedilmiş hissi verse de aslında son derece titiz bir prodüksiyonun ürünü. Frozen Charlotte, Jack White'ın kariyerindeki en deneysel albüm değil ama son yıllardaki en kendinden emin işleri arasında bence. Yeni bir yön aramaktan çok, Jack White'ın yıllardır kurduğu, içinde rock müziği doyasıya soluyabileceğimiz müzikal evreni daha da keskinleştiriyor.

1. G.O.D. and the Broken Ribs
2. Derecho Demonico
3. There's Nobody There
4. Raising the Grain
5. You'll Never Fix Me
6. Nobody Knows
7. Dollar Bill
8. I Can't Believe What I'm Hearing
9. Thick As Thieves
10. All Alone Again
11. She's in a Frenzy
12. Making Contact
13. Neighbor Blues

8 Ağustos 2026 Cumartesi

L'Avenue - En Vogue

 
Kendine L'Avenue süsü vermiş retro insan Jesse Reuben Wilson'ın müziklerini yaptığı, yapımcılığını, miksajını, master işlerini üstlendiği En Vogue, Wilson'ın 6. albümüymüş. Kendisi dreamwave, newretrowave, retrowave, chillwave, synthwave türleriyle dalga dalga nostalji estiren bir müzik yapıyor. Hatta albüm kapağını muhtemelen albümün 80'ler moda dergisi estetiği için hazırlanmış fotoğraf/model görselleri arasından kendisi bulmuş veya tasarlamış. L'Avenue, 1980'lerin Fransız popu, city pop, italo disco ve sofistike lounge estetiğini bir araya getirirken bunları günümüzün synthpop ve elektronik prodüksiyon anlayışıyla harmanlıyor. Parlak synthesizer katmanları, yumuşak bas yürüyüşleri ve mekanik ama sıcak davul programlamaları, gece otomobil yolculuklarını ya da neon ışıkları altındaki şehir manzaralarını çağrıştırıyor. Ancak bu yalnızca "retro" görünmek için yapılmış olmadığını düşünmek istiyorum. Zira parçalar kendi içlerinde melodik gelişim gösteriyor ve prodüksiyon ayrıntıları tekrar dinlemelerde daha fazla ortaya çıkıyor.

En Vogue'un prodüksiyonu da tertemiz. Analog hissi veren synthesizer tonları dijital berraklıkla birleşiyor. Reverb kullanımı geniş mekan hissi yaratırken hiçbir zaman bulanıklaşmıyor. Bas frekansları dolgun, tizler ise parlak ama yorucu değil. Bu nedenle iyi bir kulaklık veya kaliteli hoparlör sistemiyle dinlendiğinde albümün katmanları daha belirgin hissediliyor. Kusurdan sayılır mı bilmem ama şarkılar çoğunlukla benzer tempo ve armonik yapı nedeniyle birbirine fazla yaklaşabiliyor. Bu durum albümün akışını bozmasa da, birkaç şarkının akılda kalıcılığını azaltıyor. Daha cesur ritmik kırılmalar veya beklenmedik armonik dönüşler albümü daha da güçlü kılabilirdi. Her sene bunun gibi yüzlerce albüm çıkıyor. Artık bu ritmik kırılmalar, armonik dönüşler o kadar aranmaz oldu ki, sadece ufak nüanslar sizi bir albüme çekiyor. En Vogue'da da o 80'ler burukluğu, Moonlighting, Miami Vice, Careless Whisper, VHS, serin yaz akşamları gibi binlerce detay bir anda kelebekler misali başınıza üşüşünce yakınlık duyuyorsunuz.

En Vogue, büyük sürprizler peşinde koşan bir albüm değil, Bunun yerine belirli bir estetiği son derece tutarlı biçimde inşa ediyor. Atmosfer odaklı elektronik müzik sevenler için oldukça tatmin edici, gece dinlemelerine çok uygun ve zamanla ya da dinleyicinin ihtiyaçlarına binaen değer kazanabilecek bir çalışma. Eğer synthwave'in yalnızca nostaljik klişelerden ibaret olmadığını gösteren albümler arıyorsanız, L'Avenue'ın En Vogue albümü doğru adres midir onu da bilemem. Bu tip albümlerin baştan sona tek oturuşta dinlenmek üzere tasarlanmış olduklarını düşünüyorum. Zaten ben de bir işle uğraşırken arkada aksın diye rastgele açmıştım. O akış beni gafil avladı. "80'leri yaşamayan bilmez" şeklinde basmakalıp bir cümle kuracağım ama bu hisleri başka bir kuşağa bizim hissettiğimiz şekliyle anlatabilmemizin imkanı yok. Favori şarkılarımın isimlerini vermek isterdim ama favori şarkım var mı onu bile tam bilemiyorum. Hangi şarkıda nasıl bir melodi vardı, ritmi nasıldı bunlara oturup tekrar çalışmam lazım. Enstrümantal olmalarının da etkisi yok değil. Hiç mühim değil, En Vogue benim için olmuş bir albüm. Aldım ve yıl sonu Top 100'ümün arasına koydum.

1. Cover Girl
2. Exotique
3. Electric Eyes
4. Magazine
5. Photo Shoot
6. Monaco
7. Flamingo
8. Jenna
9. Phoneline
10. As the Light Fades

4 Ağustos 2026 Salı

Madonna - Ray Of Light

 
90'ların sonuna kadar Madonna ile hep inişli çıkışlı bir ilişkim oldu. Özet geçersek, ilk albümden sıfır, ikinci albüm Like A Virgin'den zaten pop marşları olmuş Like A Virgin ve Material Girl'ü severim. İlk ciddi Madonna deneyimim 1986 tarihli True Blue albümü oldu. Süper bir iş değildi ama müthiş bir ticari başarısı olmuştu. Herkes Papa Don't Preach, La Isla Bonita falan severken ben Open Your Heart ve Live To Tell seviyordum. True Blue sonrası üç albümü hiç mi hiç beğenmedim. Madonna olayı bende bitmişti. Ama Ocak 98'de çıkan Frozen teklisi, Aphex Twin ve Bjork'ün fütüristik video kliplerinden tanınan Chris Cunnigham'ın çektiği videonun da etkisiyle aklımı uçurdu. Madonna'dan beklemediğim bu hamle üzerine Şubat'ta çıkan 7. albüm Ray Of Light'ı almak için içimde büyük bir arzu doğdu. 90'ların o büyülü müzik ambiyansını nihayet ucundan yakalayabilmiş olduğunu düşündüğüm Ray Of Light peyderpey beni içine alan şahane bir pop albümüydü. Ray Of Light, sadece Madonna'nın kariyerindeki bir dönüm noktası değil, aynı zamanda 1990'ların pop müziğini yeniden tanımlayan albümlerden biri. O güne kadar daha çok provokatif imajı ve dans hitleriyle anılan Madonna, bu albümde içe dönük, spiritüel ve duygusal bir sanatçı kimliği ortaya koydu. Zaten bazı eleştirmenler de Ray Of Light'ı "Madonna'nın magnum opus'u" olarak tanımladılar ki, çok haklıydılar.

Albümün en büyük kozu, Londralı muzisyen, yapımcı ve şarkı yazarı, elektronik gurusu William Orbit ile kurulan ortaklık. Bugün kulağa tanıdık gelen birçok elektronik pop yaklaşımı, 1998'de ana akım dinleyici için oldukça yenilikçiydi. Madonna'nın deneysel ve progresif ses inşalarında gerçek bir usta olan Orbit ile çalışmış olması büyük bir lütuf. Bir önceki Bedtime Stories albümünde beraber çalıştığı pop şarkıcısı ve şarkı yazarı Babyface ile yola çıkan ama ortaya çıkan materyallerin hiçbir yenilik içermediğini, kendini tekrar edeceğini anlayan Madonna, Rick Nowels adlı bir müzisyen/yapımcı ile çalışma kararı aldı. Ama orada da işler istediği gibi olmadı. 80'lerde kendisiyle birçok şarkıya imza atmış Patrick Leonard'ı tekrar yanına çekti. Maverick Records yöneticisi Guy Oseary de Orbit'e telefon açıp "hocam bizim Madonna'ya birkaç şarkı yaz da albümün üzerindeki şu sis bulutları dağılsın" demiş olabilir. Orbit de Madonna markasına kayıtsız kalamayıp tam 13 şarkılık dijital materyal yolladı. Orbit'i özellikle şahane remiksleriyle tanıdığını söyleyen Madonna da nihai kararını vermiş oldu.


Frozen'ın karanlık ve alternatif duruşu, Ray Of Light'ın rave enerjisi, Swim'in "space pop" ölçeğindeki atmosferik yoğunluğu, Drowned World / Substitute For Love'ın dream pop'tan trip hop'a uzanan perspektifi, The Power Of Good-Bye'ın tutkulu pop lezzeti, Madonna'nın sanskritçe söylediği Shanti / Ashtangi'nin tüm bunlara ilaveten kozmik world pop dokunuşu albümün farklı yüzlerini gösteriyor. (Zaten albümde benim en sevdiğim şarkılar da bunlar.) Ama buna rağmen albüm hiçbir zaman dağınık hissettirmiyor. Bunu da büyük ölçüde William Orbit'in özgürlüğünü kendi sınırları içinde genişletip yoğunlaştırabilen vizyonuna borçlu. Ambient, trance, tekno, house, trip hop ve elektronik pop öğeleri, organik enstrümanlar ve güçlü melodilerle birleşerek Madonna'nın sesinin liderliğinde kenetleniyorlar. Madonna'nın sesi demişken, özellikle Evita sonrası aldığı vokal eğitiminin etkisi hissediliyor. Sesini zorlamadan kullanıyor, dramatik ya da şımarık değil, ama son derece etkili. Klişe tabii ama Ray Of Light gerçek bir olgunluk işi. Liriklerde de eskiden olduğu gibi gençlik, seks ve meydan okuma temaları yerine annelik, kimlik, aşk, maneviyat ve iç huzur arayışı albümün merkezinde yer alıyor.

Ray Of Light'ın Madonna'nın en iyi albümü olduğu yönündeki görüşü savunmak oldukça kolay. Hem sanatsal risk alıyor hem de pop erişilebilirliğini kaybetmiyor. Elektronik müziği, spiritüel sözleri ve güçlü melodileriyle bugün bile şaşırtıcı derecede modern bir yerden ses veriyor. Biz buna "zamansız" da diyoruz. Madonna dünya pop müziğinde bir kilometre taşı, bir ikon. Her albümünde farklı bir "era"sı, bir "aura"sı oldu. İmajını değiştirdiği gibi tarzında da oynamalar yaptı. Ray Of Light'a gelene kadar bende tatlı nostaljisi olan tek tük şarkılarla hala canlıdır. Ama benim için Ray Of Light evreni çok başka bir yerde. İlk kez tüm bir albüm olarak Madonna'nın pop büyüsüne mazhar oldum. Evet, biraz uzun ve bazı şarkılar sadece yer dolduruyormuş gibi duruyor, 10 şarkı bile yeterdi. Yine de fazlası var, eksiği yok kabilinden pop müzik tarihinde de 1990'ların en önemli eserlerinden biri olarak yerini koruduğu da bir gerçek. Bana göre ondan öncesi de sonrası da onun yerini tutmadı.

1. Drowned World / Substitute For Love
2. Swim
3. Ray of Light
4. Candy Perfume Girl
5. Skin
6. Nothing Really Matters
7. Sky Fits Heaven
8. Shanti / Ashtangi
9. Frozen
10. The Power of Good-Bye
11. To Have and Not To Hold
12. Little Sister
13. Mer Girl