31 Ağustos 2026 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2026)

Hilal Kaya - Sümbül
Yıl: 2026 Danimarka
Tür: Folk, World, Psychedelic Rock, Jazz
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sultan"
Psilocide - Late Bloomers
Yıl: 2026 Kanada
Tür: Psychedelic Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rishikesh"
Utilize the Remains - Meaningless Existence
Yıl: 2026 Yeni Zelanda
Tür: Brutal Death Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Keep Them All Docile"
Mastodon - Marrow Deep
Yıl: 2026 ABD
Tür: Progressive Metal, Stoner Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "They're Coming for You"

The Afghan Whigs - Soft Control
Yıl: 2026 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "House of I"

Dolly Parton - The Very Best of Dolly Parton
Yıl: 2007 ABD
Tür: Country, Folk Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Jolene"
Answer Code Request - Halo
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Electronic, IDM, Minimal Techno
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shine Deep"


dorianknockout - Fade Catcher
Yıl: 2026 ABD
Tür: Electronic, Big Beat, Hip House
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cracking Panam"
Outcry - Hot Gush: Eruption
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Big Beat, Breakbeat
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Motorcycle Mayhem (New Fuel)"



High Control Group - Limited Hangout
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Clag"
Thee Leviathans - Enter the Dusky Realm
Yıl: 2026 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "From Beneath, It Devours"
Acid Arab - Jdid
Yıl: 2019 Fransa
Tür: House, Electronic, Dabke
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Club DZ"
Brothers of Funk - Immaculate Concepts LP
Yıl: 2026 ABD
Tür: Breakbeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "My Third Eye"

Daniel Pemberton - Masters of the Universe: Deluxe Edition (OST)
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Score, Electronic, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Found Your Sword"


L'Avenue - Club Tropez
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Synthwave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wildstyle"

The White Stripes - Elephant
Yıl: 2003 ABD
Tür: Garage Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seven Nation Army"

King Gizzard & The Lizard Wizard - Alien Metal
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Alternative Electronic, House
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Superheavy, Supercritical"
The Animeros - ¡Qué Bárbaro
Yıl: 2026 ABD
Tür: Latin Alternative, Rock, Cumbia
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gózalo"
The Linda Lindas - Gotta Get Out
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock, Power Pop, Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Helado de limón"


Madonna - Confessions II
Yıl: 2026 ABD
Tür: Dance-Pop, Deep House
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fragile"


18 Ağustos 2026 Salı

Jack White - Frozen Charlotte

 
2026 itibarıyla 51 yaşında olan Jack White'ı 1999 yılından, o dönemde evli olduğu Meg White ile kurduğu The White Stripes döneminden beri takip ediyorum. Aslında pek sağlıklı bir takip de sayılmaz. Zira The White Stripes'ın toplamda 6 albümü var ve birkaç şarkı dışında şu an çoğunu hatırlamıyorum. Neyse White çifti 2011'de dağıldı ve boşandı. Müzikten hiçbir zaman uzak kalamayan Jack White, özellikle The Dead Weather ve The Raconteurs gibi iki grupla da çok iyi işler yaptı. 2012'de ilk solo albümü Blunderbuss ile yeni bir yola girdi ve hala o yolda çok sıkı albümler yapıyor. Böyle böyle 7. albüm Frozen Charlotte'a kadar geldi. Yeni yol dediysek de aslında alternative, garaj, blues ve art rock bileşimi, yer yer deneysel çıkışlar yapan istikrarlı bir sound sürdürüyor. Ne derece özgün denebilir bilmiyorum ama bana hep öyleymiş gibi geliyor. Şu an geri kalan 6 albümü tekrar dinlesem ilk kez dinliyormuşçasına heyecan duyardım kesin. En taze olanı Frozen Charlotte da aynı şeyleri hissettiriyor.

Frozen Charlotte, 2024 tarihli No Name'in açtığı yolu daha da ileri taşıyor. White, son yıllarda dijital çağın steril rock anlayışına karşı adeta tek kişilik bir isyan yürütmekte. Frozen Charlotte da bu tavrın en olgun örneklerinden biri. Albüm 13 parçadan oluşuyor ve yaklaşık 43 dakikalık süresince blues, garage rock, hard rock ve punk etkilerinden besleniyor. Temelde başından beri yaptığı şey. Fakat bu 7 albümün, hatta The White Stripes albümlerinin de derinine inebilirsek belli bir müzikal evrimden söz etmek mümkün olabilir. Frozen Charlotte özelinde tarif edersek, ilk dinleyişte albüm kaotik gelebilir. Gitarlar kirli, davullar sert, vokaller zaman zaman bağırma ile mırıldanma arasında gidip geliyor. Ancak Jack White'ın müziğinde bu kaos hiçbir zaman rastgele değildir. Her riff, her duraksama ve her gürültü katmanı bilinçli bir tercihtir. No Name'in açtığı yolu daha da ileri taşıması hadisesi de şarkıların birbirleriyle olan organik bağların daha keskin biçimde ayrıştırılabilmesinden, "no name" olarak kalmayıp kendi kimliklerini oluşturabilmesinden kaynaklanıyor.


Jack White harikulade bir gitarist olmasına rağmen hiçbir zaman virtüözlüğünü göstermek için solo atan gitaristlerden olmadı. Onun gitar tonu karakter sahibi bir ses gibidir. (Yeri gelmişken, 2008 tarihli Davis Guggenheim belgeseli It Might Get Loud'da Jimmy Page ve The Edge ile birlikte gitar odaklı müziğe bakışını daha yakından görebilirsiniz.) Frozen Charlotte boyunca gitarlar bazen konuşuyor, bazen kavga ediyor, bazen de şarkıları rayından çıkarıyor. Yani White için gitar, şarkılarına aracılık eden bir enstrümandan ziyade, beraber müzik yaptığı bir dostu gibi adeta. İşin lirik kısmı da her zamanki gibi ilgi çekici. White'ın söz yazımı yine doğrudan anlatımdan uzak duruyor. Dini imgeler, paranoya, yalnızlık, delilik ve Amerikan kültürüne göndermeler iç içe geçmiş durumda. İncil göndermelerini ağır blues riffleriyle birleştirerek dinleyiciyi doğrudan White'ın karanlık evrenine çeken G.O.D. and The Broken Ribs ile nefis bir açılış yapan albüm, Tom Morello'nun Rage Against The Machine zamanlarında yapmayı pek sevdiği o "gitardan farklı sesler elde etmek" tavrını anımsatan Derecho Demonico'nun karizmasıyla sürüyor.

Albüm boyunca özellikle Raising The Grain, I Can't Believe What I'm Hearing, You'll Never Fix Me, She's In A Frenzy yavaş ama emin adımlarla bana kendilerini sevdirdiler. Kimi zaman mainstream, kimi zaman ufak klasik gövdeye entegre meydan okumalar, ama ne olursa olsun rock müziğin alternatif kanadına son derece hakim bir ustalık içinde kanlı canlı yaşayan şarkılar bunlar. Jack White, Thick As Thieves ile funk rock, All Alone Again ile grunge, görkemli kapanışa adını yazdıran Neighbor Blues ile de psychedelic rock patikalarına giriyor, oraları genişletiyor, kendi tarzına uygun düzenlemeleri yapıp gitarıyla özgürce yürüyor. Ham ve kontrollü prodüksyondan da bahsetmek gerek. White, büyük stüdyo parıltısından özellikle kaçınmış. Davullar canlı hissediyor, gitar amfilerinin uğultusu korunmuş, vokaller kusursuzlaştırılmamış. Sonuç olarak albüm, prova odasında kaydedilmiş hissi verse de aslında son derece titiz bir prodüksiyonun ürünü. Frozen Charlotte, Jack White'ın kariyerindeki en deneysel albüm değil ama son yıllardaki en kendinden emin işleri arasında bence. Yeni bir yön aramaktan çok, Jack White'ın yıllardır kurduğu, içinde rock müziği doyasıya soluyabileceğimiz müzikal evreni daha da keskinleştiriyor.

1. G.O.D. and the Broken Ribs
2. Derecho Demonico
3. There's Nobody There
4. Raising the Grain
5. You'll Never Fix Me
6. Nobody Knows
7. Dollar Bill
8. I Can't Believe What I'm Hearing
9. Thick As Thieves
10. All Alone Again
11. She's in a Frenzy
12. Making Contact
13. Neighbor Blues

8 Ağustos 2026 Cumartesi

L'Avenue - En Vogue

 
Kendine L'Avenue süsü vermiş retro insan Jesse Reuben Wilson'ın müziklerini yaptığı, yapımcılığını, miksajını, master işlerini üstlendiği En Vogue, Wilson'ın 6. albümüymüş. Kendisi dreamwave, newretrowave, retrowave, chillwave, synthwave türleriyle dalga dalga nostalji estiren bir müzik yapıyor. Hatta albüm kapağını muhtemelen albümün 80'ler moda dergisi estetiği için hazırlanmış fotoğraf/model görselleri arasından kendisi bulmuş veya tasarlamış. L'Avenue, 1980'lerin Fransız popu, city pop, italo disco ve sofistike lounge estetiğini bir araya getirirken bunları günümüzün synthpop ve elektronik prodüksiyon anlayışıyla harmanlıyor. Parlak synthesizer katmanları, yumuşak bas yürüyüşleri ve mekanik ama sıcak davul programlamaları, gece otomobil yolculuklarını ya da neon ışıkları altındaki şehir manzaralarını çağrıştırıyor. Ancak bu yalnızca "retro" görünmek için yapılmış olmadığını düşünmek istiyorum. Zira parçalar kendi içlerinde melodik gelişim gösteriyor ve prodüksiyon ayrıntıları tekrar dinlemelerde daha fazla ortaya çıkıyor.

En Vogue'un prodüksiyonu da tertemiz. Analog hissi veren synthesizer tonları dijital berraklıkla birleşiyor. Reverb kullanımı geniş mekan hissi yaratırken hiçbir zaman bulanıklaşmıyor. Bas frekansları dolgun, tizler ise parlak ama yorucu değil. Bu nedenle iyi bir kulaklık veya kaliteli hoparlör sistemiyle dinlendiğinde albümün katmanları daha belirgin hissediliyor. Kusurdan sayılır mı bilmem ama şarkılar çoğunlukla benzer tempo ve armonik yapı nedeniyle birbirine fazla yaklaşabiliyor. Bu durum albümün akışını bozmasa da, birkaç şarkının akılda kalıcılığını azaltıyor. Daha cesur ritmik kırılmalar veya beklenmedik armonik dönüşler albümü daha da güçlü kılabilirdi. Her sene bunun gibi yüzlerce albüm çıkıyor. Artık bu ritmik kırılmalar, armonik dönüşler o kadar aranmaz oldu ki, sadece ufak nüanslar sizi bir albüme çekiyor. En Vogue'da da o 80'ler burukluğu, Moonlighting, Miami Vice, Careless Whisper, VHS, serin yaz akşamları gibi binlerce detay bir anda kelebekler misali başınıza üşüşünce yakınlık duyuyorsunuz.

En Vogue, büyük sürprizler peşinde koşan bir albüm değil, Bunun yerine belirli bir estetiği son derece tutarlı biçimde inşa ediyor. Atmosfer odaklı elektronik müzik sevenler için oldukça tatmin edici, gece dinlemelerine çok uygun ve zamanla ya da dinleyicinin ihtiyaçlarına binaen değer kazanabilecek bir çalışma. Eğer synthwave'in yalnızca nostaljik klişelerden ibaret olmadığını gösteren albümler arıyorsanız, L'Avenue'ın En Vogue albümü doğru adres midir onu da bilemem. Bu tip albümlerin baştan sona tek oturuşta dinlenmek üzere tasarlanmış olduklarını düşünüyorum. Zaten ben de bir işle uğraşırken arkada aksın diye rastgele açmıştım. O akış beni gafil avladı. "80'leri yaşamayan bilmez" şeklinde basmakalıp bir cümle kuracağım ama bu hisleri başka bir kuşağa bizim hissettiğimiz şekliyle anlatabilmemizin imkanı yok. Favori şarkılarımın isimlerini vermek isterdim ama favori şarkım var mı onu bile tam bilemiyorum. Hangi şarkıda nasıl bir melodi vardı, ritmi nasıldı bunlara oturup tekrar çalışmam lazım. Enstrümantal olmalarının da etkisi yok değil. Hiç mühim değil, En Vogue benim için olmuş bir albüm. Aldım ve yıl sonu Top 100'ümün arasına koydum.

1. Cover Girl
2. Exotique
3. Electric Eyes
4. Magazine
5. Photo Shoot
6. Monaco
7. Flamingo
8. Jenna
9. Phoneline
10. As the Light Fades

4 Ağustos 2026 Salı

Madonna - Ray Of Light

 
90'ların sonuna kadar Madonna ile hep inişli çıkışlı bir ilişkim oldu. Özet geçersek, ilk albümden sıfır, ikinci albüm Like A Virgin'den zaten pop marşları olmuş Like A Virgin ve Material Girl'ü severim. İlk ciddi Madonna deneyimim 1986 tarihli True Blue albümü oldu. Süper bir iş değildi ama müthiş bir ticari başarısı olmuştu. Herkes Papa Don't Preach, La Isla Bonita falan severken ben Open Your Heart ve Live To Tell seviyordum. True Blue sonrası üç albümü hiç mi hiç beğenmedim. Madonna olayı bende bitmişti. Ama Ocak 98'de çıkan Frozen teklisi, Aphex Twin ve Bjork'ün fütüristik video kliplerinden tanınan Chris Cunnigham'ın çektiği videonun da etkisiyle aklımı uçurdu. Madonna'dan beklemediğim bu hamle üzerine Şubat'ta çıkan 7. albüm Ray Of Light'ı almak için içimde büyük bir arzu doğdu. 90'ların o büyülü müzik ambiyansını nihayet ucundan yakalayabilmiş olduğunu düşündüğüm Ray Of Light peyderpey beni içine alan şahane bir pop albümüydü. Ray Of Light, sadece Madonna'nın kariyerindeki bir dönüm noktası değil, aynı zamanda 1990'ların pop müziğini yeniden tanımlayan albümlerden biri. O güne kadar daha çok provokatif imajı ve dans hitleriyle anılan Madonna, bu albümde içe dönük, spiritüel ve duygusal bir sanatçı kimliği ortaya koydu. Zaten bazı eleştirmenler de Ray Of Light'ı "Madonna'nın magnum opus'u" olarak tanımladılar ki, çok haklıydılar.

Albümün en büyük kozu, Londralı muzisyen, yapımcı ve şarkı yazarı, elektronik gurusu William Orbit ile kurulan ortaklık. Bugün kulağa tanıdık gelen birçok elektronik pop yaklaşımı, 1998'de ana akım dinleyici için oldukça yenilikçiydi. Madonna'nın deneysel ve progresif ses inşalarında gerçek bir usta olan Orbit ile çalışmış olması büyük bir lütuf. Bir önceki Bedtime Stories albümünde beraber çalıştığı pop şarkıcısı ve şarkı yazarı Babyface ile yola çıkan ama ortaya çıkan materyallerin hiçbir yenilik içermediğini, kendini tekrar edeceğini anlayan Madonna, Rick Nowels adlı bir müzisyen/yapımcı ile çalışma kararı aldı. Ama orada da işler istediği gibi olmadı. 80'lerde kendisiyle birçok şarkıya imza atmış Patrick Leonard'ı tekrar yanına çekti. Maverick Records yöneticisi Guy Oseary de Orbit'e telefon açıp "hocam bizim Madonna'ya birkaç şarkı yaz da albümün üzerindeki şu sis bulutları dağılsın" demiş olabilir. Orbit de Madonna markasına kayıtsız kalamayıp tam 13 şarkılık dijital materyal yolladı. Orbit'i özellikle şahane remiksleriyle tanıdığını söyleyen Madonna da nihai kararını vermiş oldu.


Frozen'ın karanlık ve alternatif duruşu, Ray Of Light'ın rave enerjisi, Swim'in "space pop" ölçeğindeki atmosferik yoğunluğu, Drowned World / Substitute For Love'ın dream pop'tan trip hop'a uzanan perspektifi, The Power Of Good-Bye'ın tutkulu pop lezzeti, Madonna'nın sanskritçe söylediği Shanti / Ashtangi'nin tüm bunlara ilaveten kozmik world pop dokunuşu albümün farklı yüzlerini gösteriyor. (Zaten albümde benim en sevdiğim şarkılar da bunlar.) Ama buna rağmen albüm hiçbir zaman dağınık hissettirmiyor. Bunu da büyük ölçüde William Orbit'in özgürlüğünü kendi sınırları içinde genişletip yoğunlaştırabilen vizyonuna borçlu. Ambient, trance, tekno, house, trip hop ve elektronik pop öğeleri, organik enstrümanlar ve güçlü melodilerle birleşerek Madonna'nın sesinin liderliğinde kenetleniyorlar. Madonna'nın sesi demişken, özellikle Evita sonrası aldığı vokal eğitiminin etkisi hissediliyor. Sesini zorlamadan kullanıyor, dramatik ya da şımarık değil, ama son derece etkili. Klişe tabii ama Ray Of Light gerçek bir olgunluk işi. Liriklerde de eskiden olduğu gibi gençlik, seks ve meydan okuma temaları yerine annelik, kimlik, aşk, maneviyat ve iç huzur arayışı albümün merkezinde yer alıyor.

Ray Of Light'ın Madonna'nın en iyi albümü olduğu yönündeki görüşü savunmak oldukça kolay. Hem sanatsal risk alıyor hem de pop erişilebilirliğini kaybetmiyor. Elektronik müziği, spiritüel sözleri ve güçlü melodileriyle bugün bile şaşırtıcı derecede modern bir yerden ses veriyor. Biz buna "zamansız" da diyoruz. Madonna dünya pop müziğinde bir kilometre taşı, bir ikon. Her albümünde farklı bir "era"sı, bir "aura"sı oldu. İmajını değiştirdiği gibi tarzında da oynamalar yaptı. Ray Of Light'a gelene kadar bende tatlı nostaljisi olan tek tük şarkılarla hala canlıdır. Ama benim için Ray Of Light evreni çok başka bir yerde. İlk kez tüm bir albüm olarak Madonna'nın pop büyüsüne mazhar oldum. Evet, biraz uzun ve bazı şarkılar sadece yer dolduruyormuş gibi duruyor, 10 şarkı bile yeterdi. Yine de fazlası var, eksiği yok kabilinden pop müzik tarihinde de 1990'ların en önemli eserlerinden biri olarak yerini koruduğu da bir gerçek. Bana göre ondan öncesi de sonrası da onun yerini tutmadı.

1. Drowned World / Substitute For Love
2. Swim
3. Ray of Light
4. Candy Perfume Girl
5. Skin
6. Nothing Really Matters
7. Sky Fits Heaven
8. Shanti / Ashtangi
9. Frozen
10. The Power of Good-Bye
11. To Have and Not To Hold
12. Little Sister
13. Mer Girl

31 Temmuz 2026 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Temmuz 2026)

The Rolling Stones - Foreign Tongues
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hit Me in the Head"
Yard Act - You're Gonna Need a Little Music
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Post-Punk, Britpop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Thrill of the Chase"
The Temper Trap - Sungazer
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Indie Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lucky Dimes"
Acid Arab - Musique de France
Yıl: 2016 Fransa
Tür: House, Electronic, Dabke
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "La hafla (feat. Sofiane Saidi)"
Bonnie Tyler - Super Hits
Yıl: 1999 İngiltere
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "If You Were a Woman (And I Was a Man)"
Josh Da Costa - New Wave Graveyard
Yıl: 2026 ABD
Tür: Alternative Pop, Indie Rock, Lo-Fi
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Skygirl"
DJ Seinfeld - If This Is It
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Melodic House, Future Garage
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "U Can't Come Home (feat. TS Graye)"

Myrath - Wilderness of Mirrors
Yıl: 2026 Fransa/Tunus
Tür: Progressive Metal, Power Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Through the Seasons"
Baklava Express - Sababa
Yıl: 2026 ABD
Tür: World, Arabic Jazz
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sababa"
GOONS! - Never Go Back
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock, Rock & Roll
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Land of  a Thousand Crimes"


Tom Jones - Greatest Hits 2000
Yıl: 2000 İngiltere
Tür: Pop, Soul
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "It's Not Unusual"

MISSIO - Love & Heartbreak
Yıl: 2026 ABD
Tür: Electropop, Alt. Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dreams"
The Hu - Hun
Yıl: 2026 Moğolistan
Tür: Folk Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Second Face"
BOOGIE BALABAN - Gōzlerim Yahalom
Yıl: 2026 Fransa
Tür: World Fusion, Oriental Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Purple Fez (Love Charabia)"
R3HAB - Dream inside a dream...
Yıl: 2026 Hollanda
Tür: Afro House, Dance
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "All I am... (feat. Orem)"

Bootsy Collins & Buckethead - Metal Health
Yıl: 2026 ABD
Tür: Funk Metal
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Space Bass Evolution"
Sonido Gallo Negro - CUMBIAVISION
Yıl: 2026 Meksika
Tür: Cumbia, Psychedelic Rock, World
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "CUMBIA DEL GALLO NEGRO (feat. Sonido La Changa)
Zafer Dilek - Oyun Havaları
Yıl: 1977 Türkiye
Tür: Folk, World Pop, Psychedelia
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sultan Çiftetelli"
The Mood Mosaic - Blue Glow Lust
Yıl: 2026 İtalya/İsviçre
Tür: Jazz-Funk, Lounge, Exotica
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hell's Belles"

Glen Hansard & Marketa Irglova - The Swell Season
Yıl: 2006 İrlanda
Tür: Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Falling Slowly"

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Glen Hansard & Markéta Irglová - Once: Music From The Motion Picture


Busker deniyor sokak müzisyenlerine. Pek çok ünlü isim zamanında bu tezgahtan geçmiş. Erkin Koray bir Avrupa ülkesinde yolsuz kaldığında yapmış mesela. Bir de Bob Dylan ile ilgili şehir efsanesi var. Kariyerinin ilk zamanlarında bir İskandinav ülkesine giden Dylan sokağın nabzını tutmak, hem de prova yapmak için işlek caddenin birinde başlıyor çalmaya. İyi de para kazanıyor. Ama hiç kimse tanımıyor onu. Ama bu tecrübeyi yaşayan gerçek müzisyenlerin ilk amacının para olmadığını düşünüyorum. Açık havada yanından geçip giden veya durup dinleyen insanlara bir şeyler iletebilmek olsa gerek. Çünkü sokakta o insanların hassasiyetlerine daha bir yakın oluyor, elektriksiz, mikrofonsuz en çiğ halinizle içinizdekileri iletebiliyorsunuz.

İşte Once’ın kahramanı isimsiz busker da bu hemen seziliyor. Zaten idare eder bir işi var. Babası ile beraber elektrikli süpürge tamiratı yapıyor. Yine sokakta tanıştığı isimsiz Çekoslovak kız ile bir süre sonra ortak tutkuları olan müzikte buluşuyorlar. Once için bir film demek pek doğru değil aslında. Hayatın tam ortasından geçerken bu iki insanı gözüne kestirmiş bir kameranın yaptığı takip sanki. Bazı belgesel kanallarında yarım saat-bir saatlik reality hikayeler gösteriliyor. Teknik olarak onları andırıyor. Tabi onlar gibi bilgilendirme ya da gerçek bir kesit sunarak oradan bazı alıntılarla bilimsel, sosyal, kültürel çıkarımlarda bulunma misyonu yok. Peki Once’ın misyonu ne? Daha doğrusu var mı? Bir filmin misyonu olmalı mı? Yoksa sadece göründüğü gibi mi olmalı?

Adam ve kadın. Önce adam, sonra kadın. Falling Slowly’yi beraberce bir müzik dükkanında çaldıkları şahane sahneden sonra ister istemez ikisi arasında gelişecek, yön değiştirecek bir ilişki başlıyor. Önce adam, sonlara doğru da kadın, bu adı konmamış, konamayacak ilişkiyi rencide edebilecek hamleler yapıyorlar. Farklı zamanlarda aynı şeyleri düşündüklerinden erişilmez bir tutkuyu maddeleştirecek, kirletecek, basitleştirecek sevişme şanslarını acemice yokluyorlar. İsteyenler ve reddedenler yer değiştirse de o tutkuda azalan pek bir şey olmuyor. Hem zaten onlar her beraber şarkı söyledikleri sahnede veya birbirlerini şarkı söylerken dinledikleri her sahnede zaten tutkuyla seviştiler. Zamanında o erişilmez tutkuya erişmeyen varsa aramızda, daha hiç bir şey yaşamamıştır. Sevişmeden, öpüşmeden, hatta dokunmadan bir kerecik bile o tutkuyu duymamış olmak çok büyük eksiklik. Buna imkan yok. Çünkü o her yerde. İşte Once o tutkuya aşık bir film. Şimdi o şarkıların hangisinin sözlerini, melodilerini anlatmalı, yorumlamalı, hepsi kendini zaten anlatırken. Benzersiz Falling Slowly (ki Oscar bile aldı), Markéta Irglová’nın Beth Gibbons (Portished) dokunuşlarını andıran meleksi sesiyle yorumladığı If You Want Me, bir partide seslendirilen, parti şarkısından öte bir şey olan Gold, stüdyoda grup halinde çaldıkları muhteşem When Your Mind's Made Up, eski sevgiliye gönderilmiş tüm zamanların en güzel şarkılardan biri olası Lies ve diğerleri… Once’ın müziklerini dinlemek yetmez. O şarkıları yaşamak gerek. Ben de öyle yaptım.



Filmi izledikten sonra edindiğim soundtrack albümü telefonuma yükledim. İş çıkışı kulaklığı takıp en işlek caddelerde kalabalığa karıştım. Soğuk havanın telaşlarına etki etmediği insanlar, habersizce fonlarında çalmakta olan Once’ın şarkılarıyla oradan oraya koşuşturuyor, telefondakiyle değil de sanki telefonlarıyla konuşuyor, sevgilisine sıkıca sarılıyor ya da yanındakinin birgün sevgilisi olmasının hayallerini kuruyordu. Kiminin kafasında tilkiler dönüyor, kimi borçlarını, kimi şapkasının altında bozulan saçlarını düşünüyordu. Yüzler, soğuğun da etkisiyle asık olsa da o üşümüşlüğün altında yatan diğer şeyler fark edilebiliyordu. Hüzün, umut, karamsarlık, aşk, öfke, bezginlik hepsi Glen Hansard’ın sesiyle ifadeleniyor, bir insanlık süzgecinden geçiyordu sanki. Birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar, dudakları kımıldıyor, ama fonda Glen Hansard ve Markéta Irglová’nın sesleri duyuluyor sadece. Etrafta hiç busker yok. Çiçek satan biri de… Etrafta şarkılardan başka kimse yok.

Once o kadar güzel ki, Once’ın şarkıları o kadar güzel ki, onu hem film, hem de müzik olarak sevmek sanki bir ayrıcalık. Ama onun güzelliği Avrupa hüznünden, Dublin karası efkarından geliyor. “Hüzünden, efkardan, ayrılıktan güzellik mi olurmuş” sadistliğine de ihtiyacımız var. Aslında yapay mutluluklardan daha fazla ona ihtiyacımız var. Bir kerecik de olsa o hüzünün, efkarın tadını aldınız mı tiryakisi oluveriyorsunuz. Once bana bunları anlattı. Hayatıma girdiği anlarda belki başka şeyler de söyleyecek. Yine aynı şeyleri söylese bile razıyım. Tabi bir de yine hayatımda çok önemli bir yeri olan Alan Parker filmi The Commitments filmi ile olan alakasından bahsetti. Oradaki The Commitments grubunun genç gitaristi Foster’ın o zaman 21, şimdi 30'lu yaşlarının sonunda olan Glen Hansard olduğundan… Yıllar geçiyor, ama o müzik tutkusu bitmiyor. Bittiği zaman anlıyoruz ki, bizde de bir şeyler bitiyor.

1. Glen Hansard & Markéta Irglová - Falling Slowly
2. Glen Hansard & Markéta Irglová - If You Want Me
3. Glen Hansard - Broken Hearted Hoover Fixer Sucker Guy
4. Glen Hansard & Markéta Irglová - When Your Mind's Made Up
5. Glen Hansard - Lies
6. Interference - Gold
7. Markéta Irglová - The Hill
8. Glen Hansard - Fallen From the Sky
9. Glen Hansard - Leave
10. Glen Hansard - Trying to Pull Myself Away
11. Glen Hansard - All the Way Down
12. Glen Hansard & Markéta Irglová - Once
13. Glen Hansard - Say It to Me Now

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Siiga - Nostalgia Burns

 
Siiga, İskoçya'nın Isle of Skye adasında doğan söz yazarı ve müzisyen Richard Macintyre'ın öncülüğünde müzik yapan bir grup. Başlangıçta büyük ölçüde Macintyre'ın solo çalışması olarak ortaya çıkan bu proje, zamanla çok üyeli bir gruba dönüşmüş ve özellikle üçüncü albümü Nostalgia Burns döneminde tam kadrolu canlı performanslar vermeye başlamış. Pop rock, dream pop, shoegaze, synthpop, new wave karışımı olarak özetlenebilecek müzikleri, analog synthesizerlar, vintage gitar tonları, geniş yankılı prodüksiyon ve sinematik atmosferlerden mürekkep. Richard Macintyre müziğini "uyku ile uyanıklık arasındaki anlarda var olan sesler" olarak tanımlıyor. İlk dinleyişten itibaren Nostalgia Burns, adının vaat ettiği nostaljiyi yalnızca 1980'lerin haletiruhiyesine öykünerek değil, geçmiş ile geleceği aynı anda hayal eden bir "retro-fütürist" evren kurarak sunuyor. Albümün yaratım süreci dört yıla yayılmış ve Macintyre tarafından "insan ruhu ile yapay zekanın kesiştiği çağın eşiğinde" şekillenen bir eser olarak tanımlanıyor. Siiga bu referansları gizlemeye çalışmıyor ama onları taklit de etmiyor. Albümde yer yer 80'lerin atmosferik synth-pop'u, yer yer shoegaze'in bulanık dokuları ve modern indie prodüksiyon anlayışı iç içe geçmiş vaziyette. Katmanlı düzenlemeler ilk dinleyişte tüm ayrıntılarını vermiyor. Her tekrar yeni bir melodi, yeni bir armoni ya da arka planda saklanmış yeni bir ses keşfetmenizi sağlıyor.

İlk albüm The Sea and The Mirror (2013) fevkalade sıkıcı bir folk çalışmasıyken, ikinci albüm Gemini Rising (2020) bu işin böyle gitmeyeceğinin farkına varıp daha elektronik ve sinematik bir yola girmeyi tercih ettikleri bir albüm. Nostalgia Burns'ü beğenmemiş olsam bu iki albümün de yanından geçmezdim. İşte o üçüncü ayak Nostalgia Burns, grubun asıl varmak istediği noktayı en güzel şekilde betimlemiş ismiyle müsemma yakıcı bir nostalji albümü. Albümün temposu genelde kontrollü yürüyor. Neredeyse her parça orta tempoda ilerlediği için ikinci yarıda hafif bir tekrar hissi oluşabiliyor. Hatta 11 şarkılık albümün 2-3 şarkısı olmasa da olurmuş bence. Bir de şarkıların sürelerinin uzunluğu bu tekrar hissinin körükleyicisi. Bazı şarkılar yoğun duygu selini o uzunluğa entegre edebilirken, bazıları da olayı anladığımız halde işi uzatmalarına anlam veremediğimiz türden. Bunlara rağmen prodüksiyon kalitesi ve atmosfer yaratma becerisi bu sorun gibi görünen şeyleri büyük ölçüde telafi ediyor. Bir de albümün ilk yarısını ikinci yarısından daha güçlü buldum. Açılıştaki The LCD, Recovery, Starlight Lovers, isim parçası Nostalgia Burns ve Destroyer sevmem için zahmet gerektirmeyen şarkılar oldu. Hepsinin, hatta adını saymadıklarımın dahi ortak özelliği, ilk paragrafta sıraladığımız türlerin hakkını tek bir şarkı bünyesinde bile verebilmeleri. Bu katmanlı yapısından bir bütünlük sağladığı için de konsept albüm ruhu taşıyor.

Nostalgia Burns kolay tüketilecek bir albüm değil. Bahsi geçen türlerin birine veya birkaçına mesafeli dinleyicinin ağzında kekremsi bir tat bırakma ihtimali var. Büyük nakaratlardan veya anında akılda kalan hitlerden çok, Richard Macintyre'ın kadife sesinin de katkılarıyla yazın gece yürüyüşlerinde ya da uzun yolculuklarda yavaş yavaş içine girilen bir dünya sunuyor. Sabırlı dinleyicisini ödüllendiren, atmosferiyle büyüyen ve her dönüşte biraz daha derinleşen bir çalışma. Siiga, olgunluğunu ilan ettiği bu üçüncü albümünde yalnızca geçmişe övgü düzen bir nostalji kaydı yapmıyor, dijital çağın ortasında insan kalabilmenin ne anlama geldiğini, yalnızlığı, zamanı, hafızayı, özlemi, umudu sorgulayan şiirsel ve sinematik bir tema ortaya koyuyor. Dinlerken aklıma ilk önce The War On Drugs geldi. Bir yerde gördüğüm M83 benzetmesi de belli yönlerden fena sayılmaz. Ama Cigarettes After Sex'in sessiz ve derinden yoğunluğuyla Siiga'nın shoegaze/new wave yoğunluğu arasında da görünmez bir bağ kurduğumu belirteyim. "Ne alakası var" diyen olursa da uzun uzadıya meramımı anlatabilirim. Kisaca gece ve nostalji kelimeleri bile yeterli olabilir. Kabul, Nostalgia Burns yılın en gösterişli albümlerinden biri olmayabilir. Yıl sonu en iyiler listelerine girmeyebilir (benimkine kesin girer.) Ancak kendi hüzünlü melodiler dünyasını kuran ve o dünyaya girmeye istekli dinleyicileri uzun süre bırakmayan albümlerden biri.

1. The LCD
2. Recovery
3. It's Only Love
4. Hourglass
5. Starlight Lovers
6. Nostalgia Burns
7. Destroyer
8. Losing You
9. Amélie
10. Human
11. Stormy Hill 

14 Temmuz 2026 Salı

Work Drugs - Absolute Bearing


Benjamin Louisiana, Thomas Crystal ve Joan Wellfleet'ten oluşan Philadelphialı Work Drugs, indie pop ve dream pop arasında bir denge tutturmuş olan chillwave tarzı ılıman müziğin taze isimlerinden birisi. Hepsi 2011 içinde olmak üzere önce Nisan'da Tropic Of Cancer, daha sonra bu albüme ufak eklemelerle Haziran'da Summer Blood, Kasım'da da Aurora Lies albümlerini çıkaran grup, hadi Tropic Of Cancer'ı çıkarırsak bir yıl içinde iki albüm birden yapmanın etkisiyle hedeflediği indie camiada gayet hoş karşılandı. 2011 bitmeden Aralık ayında da bir albüm gelebilir diye beklerken uzun bir ara vererek 2012 Temmuz'unda Absolute Bearing ile tekrar göründüler. Görüldü ki Aurora Lies ile beğenileri bir kat daha arttıran Work Drugs, yeni albümleri ile başarılarını perçinliyor.

Indie müziğin dakikada bir ürettiği grup ve şarkıcılar arasından sivrilmesi gereken gruplardan biri olarak, hepten yabancılaştırmayan biçimde muğlak ve yazın hüzünlü yüzüne öpücük konduran bir dinginlikle 10 yeni şarkı çalıp söylüyor Work Drugs. Açılıştaki tempolu Perfect Storm, deniz, kum, güneş sevimliliğine sahip Pluto ve Boogie Lights, bu sevimliliğin gece ayağında tenha bir diskonun pistini dolduran Coral Gables, albümün single temsilcileri License To Drive ile Lisbon Teeth ve kapanışta yer alan, 80'ler baladlarına (hem de saksafon sololu baladlarına) günümüzden hüzünlü bir selam yollayan Tourist Heart, yılın en mütevazi hoşluklarından biri olan Absolute Bearing albümünün kayda değer kaydedilmiş anları. Ama ne dediği, ne yaptığı anlaşılmayan bir sürü indieciyi dinlemekten kulağı yorulmuş ve yaklaşık 40 dakikamı bu tip albümlere ayıramam işim gücüm var diyen bir indie pop sever en azından License To Drive, Coral Gables, Boogie Lights üçlüsüne takılsa bile yeter. Gerisi gelir bir şekilde. Gelmese de kalanı yeter.

1. Perfect Storm
2. License to Drive
3. Pluto
4. Boogie Lights
5. Absolute Bearing
6. Council Bluffs
7. Coral Gables
8. Lisbon Teeth
9. The Art of Progress
10. Tourist Heart

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Acid Arab - Resonance

 
Guido Minisky ve Hervé Carvalho'dan oluşan Fransız ikili Acid Arab, dördüncü stüdyo albümü Resonance ile yıllardır inşa ettiği müzikal kimliği daha da olgunlaştırıyor. 19 Haziran 2026'da yayımlanan 16 parçalık albüm, grubun elektronik dans müziği ile Kuzey Afrika ve Levant coğrafyasının vokal ve ritmik geleneklerini buluşturma misyonunu sürdürürken, bunu önceki işlerine göre daha rafine ve organik bir üretim anlayışıyla gerçekleştiriyor. Evet, önceki işlerini de yine bu albüme bayıldıktan sonra dinledim. Acid Arab'ın müziği hiçbir zaman sadece "doğu ezgilerini elektronik altyapıya eklemek" olmadı. Resonance bunu bir kez daha kanıtlıyor. Albümün temel fikri, adından da anlaşılacağı gibi "rezonans": farklı kültürlerin, farklı ritimlerin ve farklı ses geleneklerinin birbirini güçlendirdiği ortak bir frekans yaratmak. Bu konsept albüm boyunca manifesto gibi tepemizde. Hiçbir parça egzotik bir süsleme gibi durmuyor, her vokalist ve her yerel müzikal unsur bestelerin merkezine yerleşiyor. Techno, dabke, house, acid house, synthpop, raï koyun koyuna şahane bir atmosfer içinde birbirlerini besliyorlar.

Albümün açılışındaki Goulou Marhaba, Faslı Ghita Lahmamassi ve Sofiane Saidi ile birlikte Acid Arab'ın enerjik kulüp estetiğini gösterip, adına binaen dinleyene merhaba diyor. Ardından gelen ve daha ilk dinleyişimde banko favorim haline gelen Ktafi BardineChaba Ibtissem adlı ismi cismi duyulmamış bir raï şarkıcısının vokalini Cezayir kökenli ritimler ve acid house çizgileriyle kaynaştırıyor. Yine albümün lokomotiflerinden olan, Dalia'nın vokali ve bir zurnanın zurnalığını gösterdiği 3ayet L'taxi parlıyor. Bunu söyledikten sonra peşinden gelen Zaina Aftimos'un seslendirdiği Ma7boubi de aynı parlaklığı sergileyince "acaba albümün geri kalanı böyle mi gidecek, eğer böyle gidecekse sıkabilir" diye düşünmedim desem yalan olur. Yanlış anlama olmasın, her iki şarkı da eğlenceli olduğu kadar zekice tasarlanmış dans şarkıları. Neyse ki Zine ve Acid Arab'ın neredeyse tüm albümlerine konuk aldığı Erzincanlı müzisyen Cem Yıldız'ın vokal yaptığı house lezzeti Atlas ile bu endişeler silinip gidiyor.


Albümün ikinci yarısına gelmiş oluyoruz ve bizi orada Cheikha Hadila'nın seslendirdiği El Galb adlı kıpır kıpır ama bir o kadar da olgun bir şarkı bekliyor. Zurnayı çok sevdiklerini anladığımız Acid Arab bu kez doğrudan Zorna Cadenza adındaki kıvrak besteleriyle dans pistlerinin tozunu atıyorlar. Shahed Mech Shayef şarkısında ise 2025'in sonlarına doğru çıkardığı I Remember I Forget albümüyle tanışıp çok beğendiğim Lübnan kökenli Fransız şarkııcı Yasmine Hamdan konuk olmuş. Bu albümdeki o art pop ve indietronica ruhunu Acid Arab gizemiyle buluşturan nefis bir şarkı kendisi. Bir diğer dikkat çeken parça da Yasmine Alsham. Wael Alkak ile gerçekleştirilen bu iş birliği, politik alt metni ve etkileyici melodisi sayesinde albümün zirvelerinden biri bana göre. Oryantal tekno şeklinde bir tanım yapılabilecek parça hem dans ettiriyor, hem de taşıdığı ağırlığı dinleyiciye hissettiriyor. Peşi sıra gelen Ghizlane Melih'in dinamik vokalleriyle güçlenen Zid Mazzika yine o oryantal tadı veren bir kulüp canavarı. 

Resonance'daki tek Türk misafir Cem Yıldız değil. Yaktın Beni ismindeki şarkıya Tarkanımsı bir tonla ses veren Edis, bu güzel şarkının güzel de bir sesi oluyor. Türk pop melodilerinin Acid Arab'ın elektronik diliyle buluşması beklenenden çok daha doğal hissettiriyor ve grubun Akdeniz eksenli müzikal yaklaşımını genişletiyor. Albümün finalini ise İspanyol şarkıcı Najwa'nın kadife vokaliyle hüzünlü ve gizemli bir downtempo olan La Nada yapıyor. Albümün prodüksiyonundaki ayrıntı zenginliği hayranlık verici. Elektronik altyapılar çok güçlü olmasına rağmen Cezayir, Lübnan, Fas, Türk, İspanyol vokaller hiçbir zaman geri plana itilmiyor, şarkıların dinamosu oluyorlar. Her biri hem kulüplere, hem de kulaklık deneyimine hitap ediyor. Baslar güçlü fakat boğucu değil. Analog synth katmanları ile geleneksel perküsyonlar aynı ses alanını paylaşırken birbirlerinin önüne geçmiyor. Bu sayede albüm hem festival sahnelerinde yüksek sesle dinlenmeye hem de ev ortamında ayrıntıları keşfetmeye uygun bir karakter kazanıyor.

Resonance, grubun diskografisinde önemli bir yere oturuyor. Eğer Musique de France (2016) keşif duygusunu, Jdid (2019) kulüp enerjisini, ٣ (Trois) (2023) ise uluslararası iş birliklerini temsil ediyorsa, Resonance bütün bu dönemlerin doğal bir sentezi gibi duruyor. Acid Arab artık neyi yapmak istediğini çok iyi bilen bir topluluk ve bunu büyük bir özgüvenle uyguluyor. Üç albümden biriktirdiği eteğindeki taşları mozaik halinde özenle döşüyor. Elektronik müziğin sınırlarını kültürel diyalog üzerinden genişleten, güçlü konuk sanatçılar ve son derece özenli prodüksiyonuyla öne çıkan Resonance, 2026'nın en başarılı elektronik/world fusion albümleri arasında gösterilmeyi hak ediyor. Özellikle Acid Arab'ın önceki çalışmalarını sevenler için beklentileri karşılayan, yeni dinleyiciler içinse grubu keşfetmek adına ideal bir başlangıç noktası.

1. Goulou Marhaba (feat. Ghita Lahmamssi & Sofiane Saidi)
2. Ktafi Bardine (feat. Chaba Ibtissem)
3. Stif (feat. Hocine Staifi)
4. Sada'a
5. 3ayet L'taxi (feat. Dalia)
6. Ma7boubi (feat. Zaina Aftimos)
7. Zine (feat. Radia Manel)
8. Atlas (feat. Cem Yıldız)
9. El Galb (feat. Cheikha Hadila)
10. Zorna Cadenza
11. Shahed Mech Shayef (feat. Yasmine Hamdan)
12. Ghzal (feat. Rita l'Oujdia)
13. Yasmine Alsham (feat. Wael Alkak)
14. Zid Mazzika (feat. Ghizlane Melih)
15. Yaktın Beni (feat. Edis)
16. La Nada (feat. Najwa)