8 Mayıs 2026 Cuma

Johnny Diesel & The Injectors - Johnny Diesel & The Injectors


Asıl adı Mark Lizotte olan Amerika doğumlu Johnny Diesel, Avustralya’da kurduğu beş kişilik The Injectors ile birlikte 80’ler sonunda Avustralya’nın en iyi pub rock gruplarından biriydi. 1989’da çıkan Johnny Diesel & The Injectors albümü, nedendir grubun ilk ve son albümü oldu. Albüm, Avustralya’nın Grammy’si sayılan ARIA’lardan “En İyi Yeni Sanatçı” ve "Yılın En Çok Satan Albümü” ödüllerini aldı. Babası saksafon çalan Diesel, onun devasa müzik arşivinde yer alan R&B klâsikleri ile büyümüş olmanın, kendi gönlünün de rock ve blues köklerine kaymasının getirdiği aşkla 1986’da grubunu kurdu. Bir yıl sonrasında ise olağanüstü bir vokal olan ve Avustralya’nın blues markası olarak kabul edilen Jimmy Barnes’ın konser açılışlarını yaptı. Onca konser ve hayrana, üstelik kendi adlarını taşıyan bir rock’roll harikası albüme rağmen bir süre sonra dağıldı. Mark Lizotte’nin 1999’da çıkan solosu Soul Lost Companion’dan beri de ona ait bir notaya rastlanmadı.

Bütün bu bilgileri, albümü dinlediğim 90’lar başında edinmem mümkün değildi. Elimde sadece adını sanını duymadığım James Dean çakması bir adam ve grubuna ait bir kaset vardı. Onu da ta o zamanlar alışkanlık edindiğim yeni şeyler duyma hevesiyle almıştım. Aldığım günden beri adeta walkmenimin bir uzvu haline gelmişti. Yaz kış demeden dinliyor, dinledikçe azıyor, yoruldukça duruyor, hüzünleniyordum. Elimde olmayan gitar ve mikrofonla Johnny Diesel’cilik oynuyordum. Springsteen ve Mellencamp’tan beri böyle tutkulu bir rock duymamıştım. Bunun en mühim sebebi Johnny’nin olağanüstü sesiydi. Her yola gelebilen, anlattığı her duyguyu müziği ile özdeşleştirebilen, söylediklerine gözü kapalı ikna edebilen, dengeli, seksi ve harbi bu ses, içimde müthiş bir şarkı söyleme hissi doğuruyordu. Meseleyi Johnny gibi şarkı söyleyebilmek olarak algılamıştım ilk başlarda. Oysa mesele, onun yaydığı enerjinin sınırsızlığındaki “şarkı söyleme” isteğinin keşfiyle, aslında sevdiğiniz herhangi bir şarkı için de aynı cüreti hissedebilir oluşunuzdu. Yani kabaca, onun sesinin gaza getirişi sadece Johnny Diesel & The Injectors sınırlarına hapsolmuş değildi benim için.


Genelde son paragraflarda şarkı isimleri telaffuz ederim. Ama burada telaffuz edeceğim 12 şarkı var ki, isimleri de zaten aşağıda. Yaklaşık 20 yıldır kopamadığım bir albümden oturup da şarkı ayıklayacak değilim. Hepsini ilk günkü gibi seviyorum. Öyle zamansız bir albüm ki, yer yer verdiğim uzun aralara rağmen yıllar sonra dinlediğimde bile hepsine ayak uydurur biçimde mırıldanabiliyorum. Mırıldanırken işi abartarak sahne triplerine girip tükürükler saçabiliyorum. Artık ne kadar çok dinlediysem gitar ve saksafon sololarına, davul ataklarına bile yetişebiliyorum. Sözünü ettiğim dönemde hayatımın soundtracklerinden biri olan bu albümü, içindeki Don’t Need Love’ı, Cry In Shame’i, Burn’ü, Never Last’ı, Since I Fell For You’yu, Comin’ Home’u dinleyebilmek için okuldan eve nasıl gittiğimi hatırladıkça, o günlerden bu yana Johnny Diesel & The Injectors sevgimin hiç değişmediğini fark ettim. Şimdi işten eve, okuldan eve, sokaktan eve giderken de eve varmamıza gerek kalmadan şarkılara ulaşabiliyoruz. Ama onları özlemenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu unutmamak lâzım.

1. Lookin' for Love
2. Parisienne Hotel
3. Cry in Shame
4. Since I Fell for You
5. Don't Need Love
6. Comin' Home
7. Soul Revival
8. Fire Without a Flame
9. Burn
10. Get Ya Love
11. Never Last
12. Thang II

30 Nisan 2026 Perşembe

Issız Ada Radyosu Arşivi (Nisan 2026)

Black Boboi - Sepia
Yıl: 2026 Japonya
Tür: Downtempo, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sepia"
lùisa - Call Me the Witch
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Pop Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stay the Night"
Jim Jones All Stars - Cat Fight
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Blues Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "EXILED"


Metric - Romanticize the Dive
Yıl: 2026 Kanada
Tür: Indie Rock, Post-Punk, Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tremolo"
Skindred - You Got This
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Alternative Rock, Nu Metal, Reggae Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Big Em Up"
TOMORA - Come Closer
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Electronic, Big Beat, Alt-Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I DRINK THE LIGHT"
Fauna - Taiga Trans
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Psychedelic Rock, Krautrock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dunans torka"

Michael Jackson, The Jackson 5 - Michael (OST)
Yıl: 2026 ABD
Tür: Pop, Soul
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wanna Be Startin' Somethin'"
Angélique Kidjo - Hope!!
Yıl: 2026 Benin/ABD
Tür: Afro-Pop, Worldbeat
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bando (feat. Pharrell Williams & Quavo)"

Soft Analog - Gecenin Koynunda
Yıl: 2026 Türkiye
Tür: Synthpop, Synthwave
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bırak Yağsın Üstümüze"

Uffe Lorenzen - Glemte spor
Yıl: 2026 Danimarka
Tür: Acoustic Rock, Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ingenting"
Tomo Katsurada & Misha Panfilov - Eternal Almost
Yıl: 2026 Japonya/Estonya
Tür: Neo-Psychedelia, Psychedelic Rock
 "F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Boundless"

Miriam Makeba - Pata pata
Yıl: 1967 Güney Afrika
Tür: Folk Pop, Marabi
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pata pata"

ROSE PEAK - Brothers
Yıl: 2026 ABD
Tür: Jazz-Rock, Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "That Thang"
AySay - Mal
Yıl: 2026 Danimarka
Tür: Neo-Psychedelia, World
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Den Om En Mand (Haline Bak)

Yet No Yokai - Endlich Senden
Yıl: 2026 İsviçre
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gegenwind"
Worries and Other Plants - Sweet Heart Sugar Love
Yıl: 2026 İsviçre
Tür: Psychedelic Rock, Indie Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Please"

Muff Dada - Sun Above a Death Party
Yıl: 2026 Yunanistan
Tür: Breakbeat, Trip Hop, Downtempo
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Another Dawn (feat. Tsag D)

Dance With the Dead - Malombra
Yıl: 2026 ABD
Tür: Industrial Metal, Synthwave
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chaos Theory"

The Twilight Sad - IT'S THE LONG GOODBYE
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Post-Punk, Shoegaz, Gothic Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "DESIGNED TO LOSE"

26 Nisan 2026 Pazar

Project Hail Mary (OST)

 
Fen bilgisi öğretmeni olan Ryland Grace, Dünya’dan ışık yılları uzaklıktaki bir uzay gemisinde gözlerini açar. Gemide görevli iki astronotun cesediyle karşılaşır. Hafızasını kaybeden Grace, bu ekibin görevinin, Güneş’i yok edecek gizemli bir maddeyi durdurmak olduğunu hatırlar. İnsanlığı kurtarmak için özel bilgilerine ve sıra dışı zekasına güvenmek zorundadır. Ancak hiç beklenmedik bir sürprizle karşılaşınca imkansız gibi görünen bu görevle ilgili umutlanmaya başlar. Andy Weir'ın "Kurtuluş Projesi" adıyla ülkemizde de yayınlanan bilim kurgu romanı Project Hail Mary, Drew Goddard tarafından senaryolaştırılıp, Phil Lord ve Christopher Miller ikilisi tarafından yönetilmiş bir film olarak karşımıza geldi. Goddard, Andy Weir'in benzer temalı bir diğer bilim kurgu romanı The Martian'ın da senaryosunu yazmıştı. Lord ve Miller ise komedi ağırlıklı bir kariyere sahip yönetmenler. Zaten film de bilim kurgu çatısı altında konuşlanmış bir komedi dram. İyi yönleri çok fazla, aksayan yönleri de mevcut. Ryan Gosling ve Sandra Hüller gibi oyuncularla cazibesi iyice artıyor. Tabii sulu bir komediden bahsetmediğimiz gibi, dram yönüyle çok iyi kaynaştırılmış, hatta hüzünlü bir tonu var. Bir Pixar animasyonu kadar da sevimli. Bu sevimli/hüzünlü ton filmde kullanılan şarkılara da yansımış. Daniel Pemberton'ın ustalığını yine konuşturduğu score çalışması yanında, çok iyi de bir soundtrack albümü çıktı. Eskiden bunun gibi iyi derlemeler daha çok çıkardı. Artık biraz azaldığı için bu soundtrack kıymetli sayılır.

Albümün iliklerine rafine bir nostalji işlemiş. Çoğunluğu bilmediğim ya da uzaklardan bir yerlerden hayal meyal hatırladığım çok güzel şarkılardan oluşmakta. Tek bildiğim şarkı, Scorpions'ın 1990 tarihli Crazy World albümünde yer alan Wind Of Change'di ki, onu da bilmeyen Scorpions adını da duymamış demektir zaten. Filmde orijinali çaldı mı hatırlamıyorum ama karaoke sahnesinde birkaç saniye duyuldu. (End Credits'te Glory, Glory'yi duyduktan sonra kapattım, orada tekrar çaldı mı bilmiyorum.) Daha filmin başında Grace, gemide ilk uyandığı anda çalan 1970 yılına ait Sunday Mornin' Comin' Down'ı duyar duymaz, film boyunca başka şarkılar da duyabileceğimizin sinyalleri geldi. Nitekim albümün en sevdiğim parçalarından olan, Grace ve NASA ajanı Carl'ın markette deney malzemeleri aldığı eğlenceli sahnede çalan Pata pata ile bu sinyaller "keşke bu filmin bir soundtrack albümü olsa" seviyesine yükseldi. Zira bazı filmlerde buna benzer güzel şarkılar çalmasına rağmen "official" bir albümleri olmuyor. Bu arada Pata pata, 2008'de kaybettiğimiz Güney Afrikalı şarkıcı Miriam Makeba'nın aynı adlı 1967 tarihli albümünde yer alıyormuş. Kendisinin bir sürü albümü var ve Pata pata onun 6. albümü. Çok da merak ediyorum. İşte böyle albümler hoş keşiflere de vesile oldukları için değerli.

Stargazer ve Rainbows gibi 70'lerden iki sevimli şarkı, kullanıldıkları yerin sevimliliğini de akıllara getirerek yüzlerde gülümseme yaratabilirler. El amanecer adında bir tango bile var. Var olanlar böyle ama bir de filmde olup da albüme konmayan şarkılardan bahsedebiliriz. Fragmanda Harry Styles'ın Sign Of The Times şarkısını duymuştuk. Filmde ise Sandra Hüller'in bu şarkıyı söylediği çok güzel bir karaoke sahnesi var. Hadi orijinali koymadınız (iyi de yapmışsınız) ama Hüller'in söylediği haliyle şu albümde neden yer vermediniz? Ne kadar hoş olurdu. Sign Of The Times'dan başka Let's Call The Whole Thing Off (Ella Fitzgerald), Two Of Us (The Beatles) ve Theme From Close Encounters Of The Third Kind (Steven Spielberg'in aynı adlı 1977 yılı filmindeki orijinal John Williams bestesi) şarkıları da filmde duyulan ama albüme konmamış şarkılar. İyi de neden? Biri size "albüm yarım saati geçmesin" mi dedi? Bence en kısa zamanda bir "deluxe edition" yapılıp bu şarkıların ve Sandra Hüller yorumunun da albüme dahil edilmesi gerek. Albüm şu haliyle bile gayet iyiyken, olası bir deluxe ile uçar sanırım. Project Hail Mary gibi derlemeleri seviyorum. Onları plak olarak biriktirmeyi, soundtrack rafında sıraya dizmeyi, rastgele birini seçip pikaba koymayı, bir kadeh şarap eşliğinde gece manzarası izlemeyi hayal ediyorum. Bana kaliteli zaman geçirmeyi hatırlatıyorlar.


1. Kris Kristofferson - Sunday Mornin' Comin' Down
2. Miriam Makeba - Pata pata
3. Carlos Di Sarli y Su Orquesta Típica - El amanecer
4. Dennis Wilson - Rainbows
5. Scorpions - Wind of Change
6. Turakina Maori Girls' Choir - Pō atarau
7. Mercedes Sosa - Gracias a la vida
8. Neil Diamond - Stargazer
9. Ike & Tina Turner - Glory, Glory

15 Nisan 2026 Çarşamba

The Jon Spencer Blues Explosion - Acme


The Jon Spencer Blues Explosion 1991’de kurulmuş bir grup ve resmî olarak 7 albümleri bulunmakta. Resmî diyorum, çünkü deneysel işleri sevdiklerinden ötürü remiksler, eş-dost muhabbetleri, can sıkıntıları derken, el ve yer altından çıkardıkları 4-5 albümleri daha mevcut. Haliyle Jon Spencer’ın kurup gitar ve vokalleri üstlendiği, Russell Simins ve Judah Bauer isimli iki müzisyen ile birlikte takıldıkları grupları, rock’n roll, grunge, hardcore, punk, blues gibi gitar temelli türler yanında hip-hop ve r&b ile de yakın temas halinde. Diskografisi şu şekilde:

Jon Spencer Blues Explosion (1992)
Extra Width (1993)
Orange (1994)
Now I Got Worry (1996)
Acme (1998)
Plastic Fang (2002)
Damage (2004)

Açıkçası yukarıdaki ilk üç albüm içinde yer alan şarkılar arasında Afro, Big Road ve Flavor haricinde pek tuttuğum olmadı. Benim için Now I Got Worry sonrası yavaştan kıvama gelmeye başlayan JSBE, bu albümdeki 2Kindsa Love, Hot Shot, Eyeballin, Wail, R.L. Got Soul gibi zımbalayan parçalarla The Rolling Stones’tan, Sex Pistols’tan esameler okuyorlar. Ama Acme diye öyle bir albüm var ki, içindeki 13 şarkının 13’ü de birbirinden enteresan ve benim tüm zamanların en favori rock (’n roll) albümlerimdendir. Hatta bir yıl sonra el altından sınırlı sayıda Xtra-Acme USA diye bir albüm daha çıkarmışlardır ki, 20 şarkılık bu albümde de bana göre hiç boş yoktur. Acme, yeni nesil rock sentezi gruplara da ilham olası pekçok deneysel, ama öte yandan popüler biçimde havalı numaralar içeriyor.

Daha ilk şarkı Calvin'in blues/gospel/hip hop karması lezzetinden sizi nasıl bir albümün beklediğini az çok anlayabilirsiniz. Calvin ile hemen hemen aynı frekanslarda seyreden Do You Wanna Get Heavy ile, önceki JSBE albümlerinden edindiğimiz garaj kültürünün Acme'de blues ve soul ile daha içli dışı olacağının sinyallerini veriyor. Grup Talk About The Blues ile ise, Public Enemy veya Cypress Hill'in üzerine rahatlıkla liriklerini döşeyebilecekleri türden bir hip-hop deneyi sunuyor. Bu bağlamda Lovin' Machine'in hip hop-rock karizmasına da laf söylenmez. Bu şarkıya da Bernie gibi sıkı bir takipçi yaraşırdı. Akabinde Blue Green Olga geliyor ki, bu şarkının Xtra-Acme USA albümünde yer alan harika remiksi orijinalinden daha iyidir bana göre. Yine de adı üstünde orijinal! Sıradan gidersek Give Me A Chance, deney, sentez şu, bu demeden şöyle direksiyonu birkaç dakikalığına teslim edip cool bir rock şarkısı dinleme lüksü vaat eden türden. Ne kadar olsa da onda bile geleneksel olmayan farklı bir lezzet var.


Desperate ve Torture, aynı tornadan çıkmış tipik birer JSBE ürünü blues kökenli harman şarkılar. Kapanışta yer alan Attack ise sanki bir The Chemical Brothers remiksi, ya da doğrudan Jon Spencer'in vokalde konuk olduğu bir The Chemical Brothers şarkısı gibi adeta. Albüm bittiğinde ise ilk etapta bir şaşkınlık durumu yaşanabilir. Zaman ve emek isteyen dokuda olduğu da söylenebilir. Şimdi bu adamlar 2004'teki Damage'dan beri albüm yapmıyorlar. Nerede ne yapıyorlar belli değil. Bir an önce sahalara dönseler iyi olur. Zira onlar gibi türler arası sıçramalar yaparak özgün bir sound elde eden grup sayısı yok denecek kadar az. Bu tür rock çeşnilerine kapılarını ardına kadar açmış biz müzikseverler için yoklukları büyük eksiklik yaratıyor.

1. Calvin
2. Magical Colors
3. Do You Wanna Get Heavy?
4. High Gear
5. Talk About the Blues
6. I Wanna Make It All Right
7. Lovin' Machine
8. Bernie
9. Blue Green Olga
10. Give Me a Chance
11. Desperate
12. Torture
13. Attack

10 Nisan 2026 Cuma

Lone Assembly - Knots & Chains


İsviçre denince akla Alp Dağları'nın büyüleyici manzaraları, dünyaca ünlü çikolata ve peynir çeşitleri, saatleri, güvenli bankacılık sistemi, yüksek yaşam kalitesi, yemyeşil vadileri, temiz şehirleri, kayak merkezleri gelmekte. Refah seviyesi ve standartları yüksek böyle bir yerden sahici, samimi, zorluklarla, acılarla, sefaletle yoğrulmuş söz ve müzikler çıkar mı, çıkmış mıdır, çıktıysa nasıl etki bırakmıştır bilmiyorum. Zaten "İsviçreliler ne anlar acıdan, kederden, bunları şarkılara dökmekten" gibi bir önyargı sahibi de değiliz. Hiç kimse için sahip değiliz. Toplumların sosyo-ekonomik durumlarının sanatlarını, daha dar bir bakışla söz ve müziklerini etkilediği kanıtlar çoktur. Ama İsviçre gibi apolitik ülkelerden bunu beklemek pek olası değil. Onlar daha evrensel ya da daha önceden yapılmış örnekler üzerinden güvenli anayolları tercih ediyorlar. Lone Assembly adlı dört kişilik new wave, post-punk, pop rock grubu için de bunu söyleyebiliriz. Ama girdikleri yolu çok iyi özümsemiş, özellikle new wave tutkusunu çok iyi yansıtmış bir ekip Lone Assembly. Şahsen new wave'de aradığım o kadifelik, asalet, atmosfer ve dahası grubun Şubat 2026 çıkışlı albümü Knots & Chains'de mevcut. Özellikle new wave'in gotik rock ile yakınlık kurduğu o gizem ambiyansı, ama bir yandan da pop rock bağlantısının hiç kopmaması, "pop" olana alternatif "rock" dengesi gibi daha derinlemesine taleplerim oluyor. Lone Assembly'de başka aradığım özellikler de buldum.

Lone Assembly'nin her gruba nasip olmayan Raphaël Bressler adında müthiş bir sesi var. Daha ilk şarkı Call Of The Swift'in ilk cümlesini söylediğinde gözlerim fal taşı gibi açılmıştır ve şöyle bir irkilmiş olabilirim. New wave için mükemmel bir vokal. Hatta herhangi bir pop veya soft rock için dahi mükemmel. İçe işleyen böyle ses duyduktan sonra zaten işin %50'sini halletmişler gibi geldi. Geri kalanı halleden 1. sınıf new wave soundu ve iyi yazılmış, güçlü nakaratlarla süslenmiş şarkılar. Fantasy, The City Works Like This, Call Of The Swift, In The Open, You're Pulling At The Same Strings bunlardan ilk dikkatimi çeken ve her seferinde iyice alevlenen örnekler. Bir an olsun sıkılmadım, şarkı atlamadım, ne zaman bitiyor diye şarkı sürelerine bakmadım. 80'lerden miras new wave'in doğasında yer alan nostaljiyle beslendiğimi hissettim. Birbirlerine benzeyen tekdüze şarkılar yerine birbirlerinden belli özelliklerle ayrılan şarkılar yazmaya çalışmışlar. Hatta Paler Streams'de davul kullanmamışlar, tüm bestelerde yoğun keyboard tasarımlarını bezdirici olmadan, şarkıları şekillendirmek için düzenlemişler. Keyboardları çalan da Raphaël Bressler bu arada. Adamın o şahane sesi yetmiyormuş gibi bir de albümün new wave ruhunu veren kişi olması çok şık. Bressler'in günümüz new wave bayraktarlarından biri ilan edilmesi gerekir. Belki birkaç albüm sonra bu gerçekleşir bilemiyoruz. Ama en azından Knots & Chains'in değerli bir albüm olduğunu biliyoruz.

1. Call of the Swift
2. Fantasy
3. Nocturnal Vision
4. The Pain Keeper
5. The City Works Like This
6. İn the Open
7. My Life's Solid
8. You're Pulling at the Same Strings
9. Paler Streams
10. A Dark Score

31 Mart 2026 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mart 2026)

COBRAH - Torn
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Alt-Pop, Avant-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Unoriginal"


Art School Girlfriend - Lean In
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Art-Pop, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Almost Transparent"
Blondie - Greatest Hits
Yıl: 2002 ABD
Tür: Pop Rock, New Wave, Disco
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Heart of Glass"

Karkara - Crystal Gazer
Yıl: 2019 Fransa
Tür: Psychedelic Rock, Heavy Psych
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Camel Rider"

Soulive - Flowers
Yıl: 2026 ABD
Tür: Funk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "XI"
Chalk - Crystalpunk
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Alternative Dance, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pain"



Ali & Charif Megarbane - Tirakat
Yıl: 2026 Endonezya/Portekiz
Tür: Psychedelic Funk, Afrobeat, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "A Ladder on the Balcony"
Armand Popa - Joy of Missing Out
Yıl: 2024 Romanya
Tür: Psychedelic Pop, Neo-Psychedelia
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "80s luv"
Atabasca - Atabasca
Yıl: 2026 İtalya
Tür: Funk, World
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cocopoulos"
Big Boss Man - Join the Jet Set
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Funk, Acid-Jazz
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Turtle Neck"
Telenova - THE WARNING
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Alt-Pop, Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "IN THE NAME OF YOUR LOVE"
Kiss Facility - KHAZNA
Yıl: 2026 Fransa
Tür: Indietronica, Trip Hop, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ishara (feat. Aleyna Tilki)"
Sons of Gulliver - Tetrahedric Hellscape Cannon
Yıl: 2026 ABD
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Vegabonds of the Southern Madness"

Tinariwen - Hoggar
Yıl: 2026 Mali
Tür: Tishoumaren, Desert Blues
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Amidinin Wadar Nohar"
BALTHVS - Transmutations
Yıl: 2026 Kolombiya
Tür: Neo-Psychedelia, Surf Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Flesh and Soul"

Cannons - Everything Glows
Yıl: 2026 ABD
Tür: Synthpop, Alt-Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Good Luck Charm"

Softcult - When a Flower Doesn't Grow
Yıl: 2026 Kanada
 Tür: Shoegaze, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pill to Swallow"
H-Blockx - FILLIN_THE_BLANK
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Rap Rock, Nu Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "BEG_TO_DIFFER (BULLY)"
WAAX - Angel's Mess
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Love You to Death"

Sami Yusuf - Ecstasy
Yıl: 2026 İran/İngiltere
Tür: Arabic Pop, Nasheed, Sufi Music, World
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ecstasy (feat. A.R. Rahman)"

25 Mart 2026 Çarşamba

Armand Popa - Fuzz Panic

 
Eskiden bir albüm yapmak için kırk takla atılır, para babası bir yapımcının gönlü olsun diye medyada maymuna ya da aslında hiç olmadığı birine dönmek göze alınırdı. (Sinema sektöründe, film kampanyalarında hala bu esaret süruyor.) Üstelik müzisyenin kendi gönlünden kopan söz ve müzikler, sırf bu müzisyen olmayanların kişisel tercihlerine uymadığı için sık sık değiştirme baskısı görürlerdi. Büyük starlar haricinde adil olmayan anlaşmalarla bu müzisyenlerin kazanacakları paradan da aslan payı alırlardı. Ama internet, binlerce uygulama, bu uygulamalara entegre modern araç gereçler ve nihayet yapay zeka sayesinde artık kimse kimsenin kölesi olmak zorunda kalmadan istediği müziği evinin bodrumunda, yatak odasında, laptopunun başında yapmaya başladı. Gerçi özellikle yapay zekayla yapılanların kalitesizlikleri şimdilik gayet iyi seçiliyor. Zaten o iş çok başka yerlere gitmeye başladı. Elinde şarkı sözü olan müzik, elinde müzik olan şarkı sözü aratmaya, bazısı da hiç kıçını kaldırmadan her şeyi yapay zekaya yaptırmaya teşne. Ayırt etmek giderek zorlaşıyor. Eskiler şimdiki gençleri önce yatak odasında bile müzik yapabildikleri için eleştirirken, artık bu duruma razı olup oklarını yapay zeka kolaycılığına çevirmiş durumdalar. Müzik yapmak kolay olmalı mı, olmamalı mı tartışılır. Ama bir enstrüman çalmak, söz/müzik yazmak veya sahnede jam yapmak gibi paha biçilmez şeyler uğruna belli bir yol katetmek gerek.

Şimdi Bükreşli müzisyen, yapımcı Armand Popa'nın 2026 tarihli Fuzz Panic albümü için bu uzun girişi yapmamın sebebi, kendisinin yapay zeka kullanması veya kıçını kaldırmaması değil. Onun bir rock grubu var ve taş gibi de müzik yapıyor. İki albüm ve bir EP sahibi. Tüm şarkıların söz müziği, yapımcıliğı kendisine ait. Şarkıları söylüyor, gitar çalıyor. Alternative, psychedelic, stoner rock olarak özetlenebilecek müziğine bakarak Romanya'dan beklemediğim güçlü bir örnek. Gerçi Romanya'dan, Polonya'dan veya Macaristan'dan ne beklerim onu da bilmiyorum. Romanya deyince aklımda sadece pagan black metal yapan Dordeduh grubu kalmış. 2012 ve 2021 yıllarına ait iki çok iyi albümleri var. Türün sevenlerine tavsiye olunur. Neyse, baştaki uzun ve alakasız görünen girişin sebebi şuydu: Armand Popa kendi kendini finanse eden, devasa stüdyo ve prodüksyon numaralarına girmeden kendi yağıyla kavrulan bir müzisyen. Dört şarkılık Strawberry Freckles EP'sini dinlemedim ama 2024 tarihli ilk albümü Joy Of Missing Out'u merak edip dinledim. Fuzz Panic'ten oldukça farklı, neo-psychedelia ağırlıklı, ortalama bir alternatif rock işi. Bu albümdeki 80s luv adlı güzelliği alıp vedalaştım. Fakat tarz olarak daha sertleşen, olgunlaşan, psychedelia'sını da yanından ayırmayan, az ve derinden de olsa grunge ve funk eklemesi yapan Fuzz Panic ile işim henüz bitmedi.

2:14 dakikalık intro gibi intro olan enstrümantal Intro ile başlayan Fuzz Panic, sound olarak sevebileceğim bir albüm olabileceğinin sinyallerini verir gibi oldu. Lakin hemen ardından gelen Brain Rot, beklediğim patlamayı yapamadı. Kötü diyemem ama vasat geldi. Neyse ki cayır cayır Puma sayesinde güçlü bir albümle karşı karşıya olduğum fikri artmaya başladı. Sanırım albümün en iyi şarkısı Puma'dır diye düşünürken Afterglow'un rock ateşi ortalığı daha da alevlendirdi. Saykodelik, capcanlı, ağırbaşlı, hepsi. Afterglow'un ortalarında bir yerlerinde kısa bir an Red Hot Chili Peppers'a gönderme bile hissettim. Keza, Red Lizard için de aynı şeyleri söyleyebilirim. Davulsuz neo-psychedelia/dream rock şeklinde tanımlanabilecek Under, ilk bir buçuk dakikasında sağlam bir enstrümantal rock şarkısı iken birden ritmi düşürüp vokallenen ve yavaş yavaş ivme kazanan The Sun ve nefis bir kapanış yapan Rough ile nihayetlenen Fuzz Panic, benim için 2026'nın en iyi albümlerinden biri olmayı garantiledi. Bunun gibi hiç beklemediğim anlarda karşıma çıkan iyi albümleri görünce, keşfe dair inancım artıyor. Muhtemelen yıl sonu listelerinde, favorilerde, keşiflerde Fuzz Panic'e rastlamayacağız. Zaten öyle bir iddiası olduğunu da sanmıyorum. Bandcamp ve Spotify kör noktalarında öylece takılacaktır. Kendisine takılanları da hayal kırıklığına uğratmayacaktır.

1. Intro
2. Brain Rot
3. Puma
4. Afterglow
5. Red Lizard
6. Under
7. The Sun
8. Rough

14 Mart 2026 Cumartesi

Ásgeir - Julia

 
İzlandalı singer/songwriter Ásgeir Trausti Einarsson ya da kısaca Ásgeir, sanırım 6. albümü Julia ile bu defa gönül telimizi hakkıyla titretiyor. "Bu defa" dememin sebebi, önceki albümlerinde bu kadar yoğun duygular hissetmemiş olmam. Evet, önceki albümlerinden beğendiğim şarkıları da var. Mesela 2020'deki Bury The Moon'un aynı adlı şarkısını özenle saklıyorum. Ama Ásgeir albümlerinde hep bir şeylerin eksik olduğunu, bir türlü kopup kendini teslim edemediğini düşünmüşümdür. Julia'yı dinlemeden önce de herhalde 1-2 şarkı alır çıkarım sandım. Lakin hiç de öyle olmadı. Julia'nın en iyi Ásgeir albümü olduğuna eminim. Tür olarak dream pop, folktronica, indie folk, folk pop, yani folk ve türevleriyle tanınan Ásgeir, bu türün ince noktalarını iyi görmüş, zaman zaman kendine has diyebileceğimiz farklı dokunuşlar meydana getirmiş bir müzisyen. Tamamen folk veya tamamen pop kalmaktan imtina eder. Tuşluları ve yaylıları sever, onları ekonomik kullanır. En önemlisi, sesi çok hislidir. Bazen kadife, bazen keten, bazen ipek falsetto anlarla bezeli bir yelpazesi vardır. Nihayet bu sesin güzelliğini beliginleştiren şarkılarla geri döndü kendisi. Geçmişle ve kendinle yüzleşme, içe dönüklük, umut gibi temalar içeren liriklerin bu sesle olan uyumu Julia'yı diğer albümlerinden ayıran bir başka etken bana göre. İşin orasını bilemem, bana iyi müzik lazım diyenler için ise, en başta folk ve pop karışımından haz almak lazım diyoruz.

Yalnız buradaki pop'un öyle eller havaya türü şıkır şıkır bir pop olmadığının altını çizelim. Folk nasıl insana ilk elden hüzün çağrışımı yapıyorsa, Ásgeir'in pop algısı da bu çağrışıma uyumlu bir yumuşaklıkta. Bazen yüzeyden, bazen dipten gelen melankolinin sarmaladığı daimi bir efkar hali albümün her anına sinmiş bulunuyor. "Art pop" tabirini pek sevimli bulmam. Lakin illa kullanılacaksa Ásgeir gibi isimler için kullanılmasına razı gelebilirim. Buradaki sanatın içinde insana hüzün kadar huzur da veren, emeğine ulaşamamış tutkuların garibanlığı ya da fısıltı formuna bürünmüş bir çığlığın mütevazi arzuları kol geziyor. İzlanda'da yaşayıp soğuğu hissetmemek gibi bir ruh hali, elini kolunu sallayarak birkaç dakikada yazılmış samimi notlar kadar içtenlik mevcut. Hiçbir Ásgeir albümünde rastlamadığım üzere ilk 6 şarkıyı soluksuz, kaygısız, içimde tatlı bir sızı duyarak dinledim ve çok sevdim. Peki 6. şarkıdan sonra ne oldu? Hani fazlalık gibi gözüktükleri için değil ama Sugar Clouds ve In The Wee Hours çıkarılsa şu albümün güzelliğinden hiçbir şey eksilmez. Bazı albümlerin 8 şarkıdan ibaret olması gerektiği gibi tuhaf bir inanışa sahibim. Müzik tarihinde 8 şarkıdan oluşan, 9 veya 10 olsa dengesi bozulacak bir sürü başyapıt biliyorum. 8 şarkı bazı konseptler için derdini anlatmanın en iyi yoludur. (Bu arada bu ifadeleri şu an hatırlamadığım başka bir albüm için de kullanmış olabilirim. Küçük bir deja vu.) Bence Julia da bu albümlerden biriydi. Dengesi bozulmuş olduğundan falan değil. Sadece yeterli gördüğümden.


Şarkılara biraz daha yakından bakarsak, açılıştaki Quiet Life'ın bir çırpıda kendine bağlayan büyüsünden bahsederek başlamak gerekir. Ahşap bir altyapı üzerine tatlı melodiler ve Ásgeir'in kırılgan vokali. Zaten neredeyse tüm şarkıların özeti gibi. Against The Current, Ásgeir'in sakız etmediği, arada sırada denediği, insana durduğu yerde salınmalar yaşatan ritmik bir zemine yerleştirilmiş ilginç bir folk tasarımı. Albümde en sevdiklerimden biri. Smoke bu akustik gidişatı elektrik gitarla alt. country ve americana evrenine yerleştiren bir başka harika şarkı. Hüzünden taviz yok. Ferris Wheel nedendir bilinmez, beni tatlı bir huzurla mutlu olduğum eski günlere götürdü. Tarz olarak tam 90'lar diyemem (belki de derim) ama o yıllardakine benzer elit bir yalnızlığın kollarına bıraktı. Pop ve folk'un birlikteliği nadiren bu kadar güzel sonuçlar veriyor. Sonra Universe çıkageliyor. Sadece steel gitar ve Ásgeir'in büyülü sesiyle, tamamlayıcı olarak da yumuşacık pad synth dokunuşlarıyla harikulade bir kozmik dream pop/ambient folk atmosferi inşa edilmiş. Hem uzayda huzur içinde süzülme, hem de gri İskandinav kırsalında evren mucizesine teslim olma hali hasıl oluyor. Her iki halde de kendiyle baş başa kalma duygusunu da beraberinde getiriyor. Aslında yine farkında olmadan Ásgeir müziğinin genel tariflerinden birini yapmış olduk. Buraya kadar beş şarkıyı, tam olarak hakkını veremeden tarif etmiş olduk. Geride beş şarkı daha var.

Akustik gitar ve yaylı eşliğinde bir rüya ambiyansı kuran Julia, kadın ismi taşıyan en güzel şarkılar, (hatta albümler) kulübüne gönül rahatlığıyla alacağımız bir güzellik. Şarkı akarken dinleyenin kafasında çizeceği Julia figürü farklı olacaktır. Ama illa ki bir figür çizecektir. "Julia”, baş karakter olarak metaforik bir figür aslında. Kimi zaman iç ses, bazen bir rehber, bazen de bir hayalet gibi albümün içinde geziniyor. Ásgeir'in kendi iç yolculuğunu da sembolize ediyor bir yerde. Irish folk baladlarını andıran şık nakaratıyla Stranger ve artık nasıl yapabilirse biraz daha umut, biraz daha aydınlık taşıyan kapanış şarkısı Into The Sun ile bu güzeller güzeli albüm bitiyor. Bana kalsa kapanışa Universe'ü koyardım. Bu albümün bir rüya olduğunu, uyanmadan evvel son bir defa bu yerçekimsiz hüzün evreninde süzülmenin flu keyfine mükemmel bir nokta olurdu belki. Efkar krizine girdiğiniz vakit yani başınızda bulundurabileceğiniz albümlerden biri... demek için erken mi bilemiyorum. Ama bu şarkılar yıllandıkça, yaşlandıkça bunu diyebiliriz bence. Julia, Ásgeir’in çağdaş folk/pop sahnesinde kendi sesini en açık şekilde ortaya koyduğu, savunmasızlığını, kırılganlığını en samimi biçimde hissettirdiği introspektif ve atmosferik bir hediye. Kendi yazdığı sözlerle kişisel bir yolculuğu anlattığı bu eser, onun kariyerinde kesinlikle ilerici ve sanatsal bir adım.

1. Quiet Life
2. Against the Current
3. Smoke
4. Ferris Wheel
5. Universe
6. Julia
7. Sugar Clouds
8. Stranger
9. In the Wee Hours
10. Into the Sun

7 Mart 2026 Cumartesi

Helicon & Al Lover - Arise

 
Helicon, 2008'de Güney Lanakshire/İngiltere'de kurulmuş beş kişilik (bazen bu sayı artabiliyormuş) psychedelic rock, neo-psychedelia grubu. Dört albümleri var. San Francisco/ABD'li Al Lover ise yine psychedelic rock, neo-psychedelia, electronic, hip-hop takılan bir başka müzisyen. Onun da 20'den fazla albümü var. Her iki ismi de hayatımda ilk kez duydum. Birbirlerini nasıl buldukları bilgisi bende yok ama bir şekilde Helicon ve Lover arasında transatlantik çevrimiçi demo alışverişi başlamış. 20'den fazla demo internet üzerinden gönderildikten ve bazıları elendikten sonra Helicon grubu stüdyoya girip temel kayıtları yapmış. Lover da onlara katılarak davul makinesi, synthesizer ve sampler'larla sihrini göstermiş. Her iki taraf da bu ortaklıktan çok memnun kalıp birbirlerini ve ortaya çıkan müziği öven demeçler vermişler. Övülecek kadar da varlar. Helicon & Al Lover, Helicon'un kendine özgü saykodelik tarzını Al Lover'ın türler arası elektronik müziğiyle birleştirerek, hipnotik, yaratıcı, canlandırıcı, biraz da gizemli bir sound elde ediyorlar. Böyle ilginç ortaklikları seviyoruz. Pandemi zamanı da şartlar gereği böyle birkaç albüm çıkmıştı. Glasgow'daki Castle Of Doom Stüdyolarında Tony Doogan (Mogwai, The Jesus & Mary Chain) tarafından prodüksiyonu yapılan Arise, trip-hop break'lerini, derin bas seslerini ve dub dokularını katmanlayarak rock ile buluşturan nefis bir albüm. Daha şimdiden 2026'nın en iyi albümlerinden biri olarak aldım, kabul ettim.

Helicon ve Al Lover'ı kendi albümleriyle hiç dinlemedim. Ama sanki bir DJ olarak Lover bir tık baskın gelmiş gibi göründü. Özellikle Arise'ın ritim altyapısı trip hop, hip-hop çeşnileriyle güçlendirilmiş. Ama buradan başka anlamlar çıkmasın. Helicon'un bilmediğim rock stiliyle birleştiğinde ortaya kimi zaman post-rock, kimi zaman shoegaze numuneler çıkmış. Arise ve Backbreaker gibi çok iyi iki şarkıyla müthiş bir açılış yapan grup, ne saykodelik, ne elektronik, hem saykodelik, hem elektronik tarzıyla beni hemen etki alanına aldı. Tabula Rasa gelince daha üç şarkıda albüme bağlandım ve yolculuğun keyfini çıkarmaya baktım. Not A Thought işin shoegaze'e kayan kısmını çok yerinde betimliyor. Ama öyle bir Adjust The Dosage var ki, hem saykodelik, hem elektronik, hem epik, hem sinematik bir sekilde albümün tam orta yerinde anıt gibi duruyor. Goodbye Cool World'ü de kapanış olarak beğendim. Bu birlikteliği benzetecek o kadar çok şey varken aklıma ilk elden The Besnard Lakes'in gelmesini hiç beklemiyordum. Bazı anlarıyla The American Dollar titreşimleri de almak mümkün. Tabii bu iki grubun genel tarzlarından değil, bazı parçalarından izler bulunabilir. Sonuç olarak Helicon ve Al Lover ortaklığı bir çok yönden verimli, tutkulu, ağırbaşlı, özenli, kaliteli ve güçlü sıfatlarını sonuna kadar hak ediyor. İki kez dinledim, üçüncüyü de iple çekiyorum. Ayrıca bu ortaklıktan önce neler yaptıklarını da merak ediyorum.

1. Arise
2. Backbreaker
3. Tabula Rasa
4. Not a Thought
5. It Won't Stop
6. Adjust the Dosage
7. We Don't Belong
8. Midnight Mass
9. Goodbye Cool World