8 Temmuz 2026 Çarşamba

Acid Arab - Resonance

 
Guido Minisky ve Hervé Carvalho'dan oluşan Fransız ikili Acid Arab, dördüncü stüdyo albümü Resonance ile yıllardır inşa ettiği müzikal kimliği daha da olgunlaştırıyor. 19 Haziran 2026'da yayımlanan 16 parçalık albüm, grubun elektronik dans müziği ile Kuzey Afrika ve Levant coğrafyasının vokal ve ritmik geleneklerini buluşturma misyonunu sürdürürken, bunu önceki işlerine göre daha rafine ve organik bir üretim anlayışıyla gerçekleştiriyor. Evet, önceki işlerini de yine bu albüme bayıldıktan sonra dinledim. Acid Arab'ın müziği hiçbir zaman sadece "doğu ezgilerini elektronik altyapıya eklemek" olmadı. Resonance bunu bir kez daha kanıtlıyor. Albümün temel fikri, adından da anlaşılacağı gibi "rezonans": farklı kültürlerin, farklı ritimlerin ve farklı ses geleneklerinin birbirini güçlendirdiği ortak bir frekans yaratmak. Bu konsept albüm boyunca manifesto gibi tepemizde. Hiçbir parça egzotik bir süsleme gibi durmuyor, her vokalist ve her yerel müzikal unsur bestelerin merkezine yerleşiyor. Techno, dabke, house, acid house, synthpop, raï koyun koyuna şahane bir atmosfer içinde birbirlerini besliyorlar.

Albümün açılışındaki Goulou Marhaba, Faslı Ghita Lahmamassi ve Sofiane Saidi ile birlikte Acid Arab'ın enerjik kulüp estetiğini gösterip, adına binaen dinleyene merhaba diyor. Ardından gelen ve daha ilk dinleyişimde banko favorim haline gelen Ktafi BardineChaba Ibtissem adlı ismi cismi duyulmamış bir raï şarkıcısının vokalini Cezayir kökenli ritimler ve acid house çizgileriyle kaynaştırıyor. Yine albümün lokomotiflerinden olan, Dalia'nın vokali ve bir zurnanın zurnalığını gösterdiği 3ayet L'taxi parlıyor. Bunu söyledikten sonra peşinden gelen Zaina Aftimos'un seslendirdiği Ma7boubi de aynı parlaklığı sergileyince "acaba albümün geri kalanı böyle mi gidecek, eğer böyle gidecekse sıkabilir" diye düşünmedim desem yalan olur. Yanlış anlama olmasın, her iki şarkı da eğlenceli olduğu kadar zekice tasarlanmış dans şarkıları. Neyse ki Zine ve Acid Arab'ın neredeyse tüm albümlerine konuk aldığı Erzincanlı müzisyen Cem Yıldız'ın vokal yaptığı house lezzeti Atlas ile bu endişeler silinip gidiyor.


Albümün ikinci yarısına gelmiş oluyoruz ve bizi orada Cheikha Hadila'nın seslendirdiği El Galb adlı kıpır kıpır ama bir o kadar da olgun bir şarkı bekliyor. Zurnayı çok sevdiklerini anladığımız Acid Arab bu kez doğrudan Zorna Cadenza adındaki kıvrak besteleriyle dans pistlerinin tozunu atıyorlar. Shahed Mech Shayef şarkısında ise 2025'in sonlarına doğru çıkardığı I Remember I Forget albümüyle tanışıp çok beğendiğim Lübnan kökenli Fransız şarkııcı Yasmine Hamdan konuk olmuş. Bu albümdeki o art pop ve indietronica ruhunu Acid Arab gizemiyle buluşturan nefis bir şarkı kendisi. Bir diğer dikkat çeken parça da Yasmine Alsham. Wael Alkak ile gerçekleştirilen bu iş birliği, politik alt metni ve etkileyici melodisi sayesinde albümün zirvelerinden biri bana göre. Oryantal tekno şeklinde bir tanım yapılabilecek parça hem dans ettiriyor, hem de taşıdığı ağırlığı dinleyiciye hissettiriyor. Peşi sıra gelen Ghizlane Melih'in dinamik vokalleriyle güçlenen Zid Mazzika yine o oryantal tadı veren bir kulüp canavarı. 

Resonance'daki tek Türk misafir Cem Yıldız değil. Yaktın Beni ismindeki şarkıya Tarkanımsı bir tonla ses veren Edis, bu güzel şarkının güzel de bir sesi oluyor. Türk pop melodilerinin Acid Arab'ın elektronik diliyle buluşması beklenenden çok daha doğal hissettiriyor ve grubun Akdeniz eksenli müzikal yaklaşımını genişletiyor. Albümün finalini ise İspanyol şarkıcı Najwa'nın kadife vokaliyle hüzünlü ve gizemli bir downtempo olan La Nada yapıyor. Albümün prodüksiyonundaki ayrıntı zenginliği hayranlık verici. Elektronik altyapılar çok güçlü olmasına rağmen Cezayir, Lübnan, Fas, Türk, İspanyol vokaller hiçbir zaman geri plana itilmiyor, şarkıların dinamosu oluyorlar. Her biri hem kulüplere, hem de kulaklık deneyimine hitap ediyor. Baslar güçlü fakat boğucu değil. Analog synth katmanları ile geleneksel perküsyonlar aynı ses alanını paylaşırken birbirlerinin önüne geçmiyor. Bu sayede albüm hem festival sahnelerinde yüksek sesle dinlenmeye hem de ev ortamında ayrıntıları keşfetmeye uygun bir karakter kazanıyor.

Resonance, grubun diskografisinde önemli bir yere oturuyor. Eğer Musique de France (2016) keşif duygusunu, Jdid (2019) kulüp enerjisini, ٣ (Trois) (2023) ise uluslararası iş birliklerini temsil ediyorsa, Resonance bütün bu dönemlerin doğal bir sentezi gibi duruyor. Acid Arab artık neyi yapmak istediğini çok iyi bilen bir topluluk ve bunu büyük bir özgüvenle uyguluyor. Üç albümden biriktirdiği eteğindeki taşları mozaik halinde özenle döşüyor. Elektronik müziğin sınırlarını kültürel diyalog üzerinden genişleten, güçlü konuk sanatçılar ve son derece özenli prodüksiyonuyla öne çıkan Resonance, 2026'nın en başarılı elektronik/world fusion albümleri arasında gösterilmeyi hak ediyor. Özellikle Acid Arab'ın önceki çalışmalarını sevenler için beklentileri karşılayan, yeni dinleyiciler içinse grubu keşfetmek adına ideal bir başlangıç noktası.

1. Goulou Marhaba (feat. Ghita Lahmamssi & Sofiane Saidi)
2. Ktafi Bardine (feat. Chaba Ibtissem)
3. Stif (feat. Hocine Staifi)
4. Sada'a
5. 3ayet L'taxi (feat. Dalia)
6. Ma7boubi (feat. Zaina Aftimos)
7. Zine (feat. Radia Manel)
8. Atlas (feat. Cem Yıldız)
9. El Galb (feat. Cheikha Hadila)
10. Zorna Cadenza
11. Shahed Mech Shayef (feat. Yasmine Hamdan)
12. Ghzal (feat. Rita l'Oujdia)
13. Yasmine Alsham (feat. Wael Alkak)
14. Zid Mazzika (feat. Ghizlane Melih)
15. Yaktın Beni (feat. Edis)
16. La Nada (feat. Najwa)

30 Haziran 2026 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Haziran 2026)

Temples - Bliss
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Neo-Psychedelia, Alternative Dance
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Megalith"



The Chemical Brothers - Go: Apex and Beyond
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Big Beat, Breakbeat, Electronic
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Block Rockin' Beats"
Saint Agnes - Your God Fearing Days Are About to Begin
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Industrial Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Blood Beat (Angel in the Marble)
Trabants - Mirage
Yıl: 2026 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hot Brew"
VA - What^s It All About? (Film & TV Music of Swinging London)
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Sunshine Pop, Psychedelic Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: David and Jonathan - "Modesty (Modesty Blaise Theme)
Takkak Takkak - Abu
Yıl: 2026 Almanya/Litvanya/Uganda
Tür: Afrobeat, Experimental Electronic
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hino-Tori"
Revolting - Supernatural Anthems
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Death Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Undead Wife, Happy Life"

Mudslide Blues Band - Mudslide Blues Band
Yıl: 2026 Çin
Tür: Blues Rock, Hard Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kindhearted Woman Blues"

Spacemoth - Inward Eye
Yıl: 2026 ABD
Tür: Psychedelic Pop, Indietronica
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Universe Next Door"

Full Metal Jacket  OST
Yıl: 1987 ABD
Tür: Pop Rock, Surf Rock, Rock & Roll
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsitesi: The Trashmen - "Surfin' Bird"

Shye - The Doves Came Home
Yıl: 2026 Singapur
Tür: Dream Pop, Shoegaze, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Are You Coming Home?"
Zafer Dilek - Zafer Dilek
Yıl: 1973 Türkiye
Tür: Folk, World Pop, Psychedelia
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Çiçek Dağı"


Mike Campbell & The Dirty Knobs - Mission of Mercy
Yıl: 2026 ABD
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bongo Mania (feat. Kate Pierson)
Mr. Werkhovtsev - Gate to...
Yıl: 2026 Rusya
Tür: Big Beat, Breakbeat, Electronic
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Primary ritual"
The Bobby Lees - Bellevue
Yıl: 2022 ABD
Tür: Garage Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Death Train"
Lime Garden - Maybe Not Tonight
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cross My Heart"


Levent Yatağanbaba - Kutlu Gün
Yıl: 2026 Türkiye/Almanya
Tür: Folk, Funk, World
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gurbet Oyun Havası"
Blushing - Sugarcoat
Yıl: 2024 ABD
Tür: Dream Pop, Indie Rock, Shoegaze
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seafoam"
Acid Arab - Resonance
Yıl: 2026 Fransa
Tür: Acid House, Club/Dance, Electronic, Raï
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ktafi Bardine (feat. Chaba Ibtissem)
VA - Weird Scenes From the Hangout (Psychedelic & Freakbeat Dancefloor Anthems 1967-1982)
Yıl: 2024 İngiltere
Tür: Freakbeat, Garage Rock, Power Pop
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: The Easybeats - "Good Times"

26 Haziran 2026 Cuma

Badlands – Badlands

 
1989 yılı hard rock ve glam metal açısından son derece kalabalık bir yıldı. Birçok grup saç spreyiyle parlatılmış, makyajın dibine vurmuş, aşırı cilalı prodüksiyonlar peşindeyken Badlands adıyla hayata geçen bir grup başka bir yol seçti. Eski Ozzy Osbourne gitaristi Jake E. Lee'nin, 1986-87 yılları arasında Black Sabbath'da vokal yapmış Ray Gillen ve 1985-88 yılları arasında yine Black Sabbath'da davul çalmış Eric Singer ile birlikte kurduğu Badlands, 1989 tarihli ilk albümünde 1970'lerin blues temelli hard rock ruhunu 1980'lerin teknik becerisiyle birleştirmesiyle dikkat çekmişti. Mesela Cinderella gibi blues rock'tan beslenen hard rock grupları o dönem daha zekice ve kalıcı işler yapıyorlardı. Badlands, böylesi tecrübeli isimlerin sessiz sakin bir araya geldikleri, pek de ticari başarı elde edemedikleri bir proje olarak kaldı. Üç albüm yapıp 1993'te de dağıldı gitti. Lakin kendi adlarını taşıyan ilk albümleri yıllandıkça tadına tat katan bir şarap misali hala dinledikçe damağımı çatlatır. Bir baştapıt değildir belki ama dönemi içinde beceri dolu kaliteli anlar barındırır.

Albüm prodüksiyon açısından yine o yılların sakız edilmiş klişelerini umursamayan bir yanı da var. Davullar doğal duyulur, gitar tonları sıcak ve hamdır, vokaller ise yapay efektlerle boğulmamıştır. Bu yaklaşım, dönemin parlak ve steril kayıtlarından belirgin şekilde ayrılır. Badlands'in bel kemiği Jake E. Lee burada kariyerinin en özgür performanslarından birini sergiliyor. Ozzy dönemindeki agresif metal riflerinden ziyade blues, southern rock ve klasik hard rock etkilerini öne çıkarıyor. Ray Gillen ise albümün diğer bir yıldızı. Çok güçlü, soul etkili ve zaman zaman David Coverdale'i andıran vokalleriyle şarkılara karakter katıyor. Jake E. Lee'nin riff yazımındaki ustalığını hemen gösterdiği açılıştaki High Wire, atmosferi baştan kuruyor adeta. Benzer karakterdeki Hard Driver da pekala açılış yapabilecek kalibrede. 1 dakika 22 saniyelik akustik Jade's Song'un bir nevi intro işlevi gördüğü Winter's Call, demirbaşlardan biri. Başlarda hantal bir izlenim bıraksa da giderek blues ve hard rock arasında coştukça coşan, Lee'nin kozmik gitar solosuyla zirve yapan Streets Cry Freedom ve hemen hemen aynı şeyleri söyleyebileceğim özgün hard rock bestesi Devil's Stomp'u da bir yere not edelim.

Aslında özellikle ikinci yarıdaki son dört şarkı albümü bir miktar ağırlaştırmıyor değil. Kendi içlerinde parlak anlar anlar taşısalar da bir bütün olarak yorabiliyorlar. En iyiyi sona sakladım. Onun adı Dancing on the Edge... Olağanüstü riffleri, şahane nakaratı, grubun grup olarak uyumda tepeye ulaştığı mükemmel bir şarkı. Benim için gerçek bir başyapıt. Hele de Lee'nin inanılmaz gitar solosuyla iyice yükselen, tanrılardan ateş çalan, çalamamış olsa bile buna yeltenen bir parça. Albüm yayımlandığında olumlu eleştiriler aldı ve yıllar içinde kült bir statü kazandı. Daha sonra birçok yayın tarafından en iyi hair metal/hard rock albümleri arasında gösterildi. Bugün özellikle gitaristler ve klasik hard rock meraklıları arasında büyük saygı ve "hidden gem" muamelesi görüyor. Neticede Ozzy'nin, Black Sabbath'ın tedrisatından geçmiş adamlar bunlar. Ömürleri biraz daha uzun ve istikrarlı olsaydı Cinderella ve The Black Crowes ligine adlarını kazıyabilirlerdi. İşte Badlands öyle bir albüm ki, tek başına bile bunları söyletebiliyor. Ham, tutkulu ve zamansız bir hard rock albümü.

1. High Wire
2. Dreams in the Dark
3. Jade's Song
4. Winter's Call
5. Dancing on the Edge
6. Streets Cry Freedom
7. Hard Driver
8. Rumblin' Man
9. Devil's Stomp
10. Seasons
11. Ball & Chain

21 Haziran 2026 Pazar

The Bobby Lees - New Self

 
New Yorklu dörtlü The Bobby Lees, dört yıllık aranın ve 2023’teki belirsiz süreli molanın ardından yayımladığı New Self ile sadece geri dönmüyor, aynı zamanda neden çağdaş garage punk sahnesinin en heyecan verici gruplarından biri olduğunu yeniden kanıtlıyor. Haziran 2026’da yayımlanan albüm, kariyerlerinin en özgüvenli ve en çeşitli kayıtlarından biri olarak öne çıkıyor. Bunu sadece New Self'e dayanarak söylüyorum. Kendileriyle pek mesaim olmadı. Bir önceki albümleri Bellevue'yu dinlemiş olabilirim ama çok da emin değilim. Öncesinde de orada burada duymuşluğum var. Onların bu kadar az ve öz biçimde modern bir sound ortaya koyduklarını bilmiyordum. Zira New Self, 8 şarkıdan oluşuyor ve yaklaşık 20 dakika sürüyor. Ancak bu kısa süre içinde grup, öfke, mizah, tükenmişlik, yeniden doğuş ve müzik endüstrisine duyduğu hayal kırıklığını yoğun bir garaj ve punk enerjisiyle aktarmayı başarıyor. Punk ve garage rock türlerine yenilikçi dokunuşlar denince en taze Turnstile'ı örnek versek yeridir. Tabii sound bağlamında iki grup arasında nüanslar yok değil. Harala gürele punk sounduna doygunluk hissedenlerin sığınabilecekleri güzel limanlar bunlar. The Bobby Lees, standart bas - gitar - davul triosuna serpiştirilen Sam Quartin vokaliyle gayet iyi çalışıyor. Ama basçı Kendall Wind'i ayrıca çok beğendim. Harikalar yaratmıyor belki ama şarkılara kattığı karakter, grubun çok önemli bir parçası olduğunu teyit ediyor. Elbette iyi yazılmış şarkıların da hakkını da yemiyoruz.

Önce Give, ardından Napoleon ile sıkı bir açılış yapan albüm, grubun çağdaş birikimlerini dışa vurduğu bir manifesto gibi çalışıyor. Sam Quartin’in vokalleri hem kırılgan hem saldırgan. Sistem tarafından sürekli hayal kırıklığına uğratılmış bir müzisyenin isyanı hissediliyor. PJ Harvey yorumu 50ft Queenie'nin bir nevi coverı diyebileceğimiz 50 Ft ise albümün etkileyici noktalarından biri. Özellikle Kendall Wind'in bas yürüyüşleri ve daha funk etkili yapı, grubun sadece hız ve gürültüden ibaret olmadığını hatırlatıyor. 4:37 ile albümün en uzun şarkısı olan All I Got, punk sularından kıyıya çıkıp daha alternative rock takılan, Sam Quartin'in cevvalliği yanında kırılgan yanını da ifşa eden güçlü bir beste. Got Me Good, sadece gitar ve Quartin vokaliyle nefis bir "oda punk" adeta. Red Hot ise albümün en hızlı anlarından biri. Şarkı ilerledikçe kontrolden çıkan yapısı, The Bobby Lees’in canlı performanslardaki kaotik ruhunu bazen sağaltarak stüdyo ortamına taşıyor. Hatta şarkının sonlara doğru kısa bir süre tropikal (evet yanlış duymadınız) bir yere gitmesi de çok yakışmış. İşte yenilik, modernlik dediğimiz şeyler de bu gibi küçük dokunuşlar.

Kendi adıma albümün en iyisi diyebileceğim parça ise isim şarkısı New Self. Nu metal ve 90'lar sonu hip-hop etkilerini punk estetiğiyle birleştiren New Self, grubun konfor alanının dışına çıkabildiğinin de numunelerinden biri. Kulağa Rage Against The Machine gibi geldiyse sevinirim. Zira konuyu oraya getirmeye çalıştım. Quartin’in yarı konuşur, yarı rap benzeri vokalleri, gitarın bu vokale riff eşliği, şarkıyı Zack de la Rocha ve Tom Morello yazmışçasına enerji alışverişi içinde. Şarkının tematik olarak anlattığı kişisel dönüşümle de mükemmel bir örtüşme var. New Self, The Bobby Lees’in şimdiye kadarki en olgun albümü mü tam bilemiyorum. Önceki işlerini de kısaca temize çektim. Bu noktaya gelişlerinin emareleri bolca mevcut. Ancak bu kayıt, onların en kendinden emin işi olabilir. Tükenmişlik ve ekonomik zorluklar nedeniyle dağılmanın eşiğine gelen bir grubun yeniden ayağa kalkış hikayesi gibi duyuluyor. Kısa ama etkisi uzun. Garage punk, punk rock ve gürültülü rock’n’roll sevenler için 2026’nın en güçlü işlerinden biri.

1. Give
2. Napoleaon
3. The End
4. 50 Ft
5. New Self
6. All I Got
7. Got Me Good
8. Red Hot

11 Haziran 2026 Perşembe

Mates Of State - Re-Arrange Us


Tuşlu çalgılar, gitar ve vokallerde Keri Gardner, davul, gitar ve vokallerde de Jason Hammel’den oluşan Amerikan grup Mates Of State 1997’de ikili tarafından kurulmuş. Aslında daha grubu kurmadan önce de beraber çalıyorlarmış. 2000 yılında çıkardıkları ilk albümleri My Solo Project sonrası baktılar olmuyor, uzun süreli arkadaşlıklarını ve grup üyeliklerini evlilik ile perçinlemişler. Nikahlarında kendileri çalıp orkestra masrafından kurtulmaları bir yana, nikahta keramet vardır hesabı işleri açılmış. Gelsin turneler, gitsin konserler, çıksın albümler derken grup ardında dört albüm ve sayısız müzikal performans bırakmış bir olgunluk döneminde şu sıralar. Hani şu ilk duyduğumuzda “ne güzel, yeni mi bu arkadaşlar” diye yaklaşıp, sonradan hatırlı bir müzik geçmişleri olduğunu öğrenerek dumur duruma düştüğümüz gruplardan biri Mates Of State

Piyano, gitar ve davulun dansettiği, en bağımsızından pop-rock şarkıları yazıp çalıyorlar. Ayrı ve ortak vokallerinde “şekerim ben doğal gaz sırasına gireyim, sen çocukları okuldan al, sonra beraber market alışverişi yaparız” uyumu hemen seziliyor. Keri Gardner’ın vokal dominantlığı, kocasını da etkilemiş diyebiliriz bir anlamda. “Eşler aynı işte çalışmamalı” tezini çürütürcesine yol aldıkları müzik dünyasında “geç keşfettiklerimiz” camiasına ait güzellikte ve içtenlikteler. Eski albümlerine geri dönme hakkımı saklı tutarak Mayıs 2008’de çıkardıkları Re-Arrange Us albümleri sayesinde bir şekilde farkına vardığım grubun 10 şarkısını da ayrı sevdim. İlk duyan kulakların havada kapacağı Now ve Help Help gibi sıkı parçaların yardımıyla kendini sevdiren albümde You Are Free, Jigsaw ve bir karı kocanın beraber yapacağı en iyi slowlardan biri sayılabilecek Blue and Gold Print şarkıları dikkate değer. Tabi diğerleri de üvey evlat değil, Mates Of State duosunun özbeöz çocukları.

1. Get Better
2. Now
3. My Only Offer
4. Re-Arranger
5. Jigsaw
6. Blue and Gold Print
7. Help Help
8. You Are Free
9. Great Dane
10. Lullaby Haze

31 Mayıs 2026 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mayıs 2026)

SINE - La Mordre
Yıl: 2026 ABD
Tür: Electronic, Pop, Darkwave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cruel"


VA - Middle East Freakout: Garage•Beat•Pop & Psychedelia Underground 1965-1969
Yıl: 2026 Yunanistan
Tür: Freakbeat, Garage Pop, Psychedelia
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Bob Azzam & His Orchestra - "Mon Amour"
Sosyete '25 - Yaygara
Yıl: 2026 İngiltere/Türkiye
Tür: Psychedelic Pop, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sevgi"
Bratty - Hishi
Yıl: 2026 Meksika
Tür: Indie Pop, Alt-Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "siempre quiero +"
KNEECAP - FENIAN
Yıl: 2026 İrlanda
Tür: Hip-Hop/Rap, Grime
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "FENIAN"
Primitive Ring - Primitive Ring
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock, Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Paid"
Upupayāma - Honesty Flowers
Yıl: 2026 İtalya
Tür: Psychedelic Rock, Neo-Psychedelia
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "In the Solstice Sun"


Verzanski - 666
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Big Beat, Electronica, Electro-Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pentagram"
Eaves Wilder - Little Miss Sunshine
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock
 "F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Great Plains"
Lykke Li - The Afterparty
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Alt-Pop, Indie Pop
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Happy Now"
Tamikrest - Assikel
Yıl: 2026 Mali
Tür: Tishoumaren, Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Imanin"

Sakis Tolis - Echoes from the Void
Yıl: 2026 Yunanistan
Tür: Gothic Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sera-(The Dance of War)"

GO MAHHH - Doppelgänger
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Psychedelic Rock, Garage Rock, Heavy Psych
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Anatoliosis"


MESTIZA - Spanish Chica
Yıl: 2026 İspanya
Tür: Latin House, Afro House
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Báilame"


Deuce Bigalow: Male Gigolo OST
Yıl: 1999 ABD
Tür: Pop Rock, Soul
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Marvin Gaye - "Let's Get It On"

High Fade - Twice As Nice
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Fly"
The Woggles - Stop and Take a Minute
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Witch"


TVAM - Ruins
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Post-Punk, Darkwave, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Powder Blue"


Data Animal - Future of Ghosts
Yıl: 2026 Yeni Zelanda
Tür: Garage Rock, Rock'n Roll
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ballin' on a Budget"
Zafer Dilek - Oyun Havaları
Yıl: 1975 Türkiye
Tür: Folk, World Pop, Psychedelia
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Yekte"

21 Mayıs 2026 Perşembe

City Of The Sun - Under The Moon

 
New Yorklu post-rock harikası City Of The Sun, 2020'deki kendi adlarını taşıyan ikinci albümlerinden 6 yıl sonra üçüncü albüm Under The Moon ile üçte üç yaptılar. Bu sadece yeni bir albüm değil, grubun yıllardır kurduğu sinematik dünyanın yine olgun, yine geceye ait bir başka versiyonu gibi hissettiriyor. Grubun sokak müzisyenliğinden doğan o özgür doğaçlama ruhu hala yerinde, parçalar hala kontrollü, hala atmosferik ve temelindeki hüzün harcından inşa edilen farklı duyguları ifade etmede hala harika işler çıkarıyorlar. Grup önceki dönemlerindeki akustik enstrümantal tınılarını korurken, Under The Moon'da yönünü sanki biraz daha yalnızlığa ve içsel yolculuklara çevirmiş durumda. Albümün en dikkat çekici yönü, enstrümantal müziği “arka plan müziği” olmaktan çıkarıp hikaye anlatımına dönüştürmesi. Belki ilk iki albümde de bunu yapmışlardı. Ama 6-7 yıl öncesiyle hissettiğimiz yoğunluk da kendi içinde evrilip başka yoğunluklar keşfettiriyor ya da aynı yoğunluğu ifade etme şeklimizi değiştiriyor. Hakkında cok şey söylediğim 2020 albümündeki hislerim Under The Moon ile özdeştiği gibi, üzerine başka hisler de koydu. Ortada albümleri yarıştıracak bir durum yok. Under The Moon, sahip olduğu karışımı yine yeniden sinematik bir bütünlüğe ulaştırıyor. Parçalar tek tek ilerlemekten çok bir yol filmi gibi akıyor. Bir şehirden diğerine geçen gece otobüsü, çölde yapılan uzun araba yolculukları veya gün doğumundan hemen önceki sessizlik hissi albüm boyunca sürekli duyuluyor.

Açılıştaki Un Disparo al Corazón, albümün tonunu kusursuz biçimde belirliyor. Parça ağır ağır yükselen gitar motifleriyle klasik western filmlerini andırırken, ritim ilerledikçe grubun o çok özlediğimi fark ettiğim tutkulu yönü devreye giriyor. Spaghetti western atmosferine giriş çıkışlar her zamanki gibi karizmatik ve yerli yerinde. Gözümüzün önünde geniş çöller, terk edilmiş kasabalar, terli yüzlerden yansıyan parıltılar canlanıyor. Saw You In A Dream veya Culdad del Sol'u 2020 albümüne koysak hiçbir şey fark etmeyecek olsa da, başka tasarımlar, yeni isim ve melodiler City Of The Sun’ın elinden çıkmaysa benim için hep heyecan yaratır. Üstelik 2020 yılında Kolombiyalı grup BALTHVS'ı bilmiyordum. Pluribus dizisinin 7. bölümü olan The Gap'i izlememiş, o bölumde kahramanlarımızdan Manousos'un yolculuğuna yarenlik eden Hermanos Guitèrrez'in Esperanza şarkısını duymamıştım. Ama şimdi, başta Hotel Alma, Bajo la Luna ve Un Disparo al Corazón olmak üzere bana hep bunları hatırlattılar. Under The Moon'daki latin etkisi sanki diğerlerine göre daha fazla. İster pop, ister rock olsun latin müziklerinde düzlük, sıradanlık çok canımı sıkar. Oysa City Of The Sun’ın bu müziğe bakışındaki akustik zerafet ve tutku her daim hayranlık vericiydi. Grubun müziğinin zamansız ve mekansızlığı, olgunluğu, oturmuşluğu, vizyonu, istikrarı hangi türe yoğunlaşırsa onu yukarılara taşımaya muktedir.


Angeles'in yankılı gitarlarını, yavaşça büyüyen ritimlerini ve ufuk hissini duyunca BALTHVS'yi anımsamak, Gizmo Varillas'ın eşlik ettiği, albümün tek vokalli şarkısı olan Vuela'nın Manu Chao esintisini bir öğlen meltemi gibi yüzünüzde hissetmek, grubun dinleyeni çıkardığı yolculukta nerelere uğradığına dair detaylardan sadece birkaçı. London ve War'un bir çırpıda benimsenip bağırlara basılacak şarkılar olmasından dolayı, 6 yıldır görmediğim çok iyi bir arkadaşımı gördüğüm duygusu yaşadım. Albümün, aslında tüm City Of The Sun albümlerinin en büyük başarısı “cool background music” tuzağına düşmemesi. Pek çok enstrümantal post-rock albümü teknik olarak etkileyici olsa da duygusal olarak yüzeyde kalabiliyor. City Of The Sun burada melodiyi ve ritmi bir denge içinde kullanarak gerçekten yaşayan bir dünya yaratıyor. Özellikle grubun sokak performanslarından gelen organik enerjisinin hala yerli yerinde olduğu anlaşılıyor. Parçalar kulağa steril veya mekanik gelmiyor. Teknik açıdan bakıldığında City Of The Sun albümleri hep temiz prodüksiyonlara sahip olmuştur. Akustik gitar katmanları son derece berrak duyulurken bas ve perküsyon da dolgundur. Özellikle kulaklıkla dinlendiğinde küçük geçiş detayları ve yankı kullanımları parçalarin derinliğini arttırır. Under The Moon'da da değişen bir şey yok.

Under The Moon'un yaklaşık 68 dakikalık süresi zaman zaman uzun hissettirse de tüm bu özelliklerden mürekkep atmosfer kurma becerisi sayesinde kapıp götürüyor. Zaten ince tür geçişleri monotonluğa izin vermiyor. Mesela biraz durulma hissettiğiniz anda Ella gibi funky bir şarkı hemen imdada yetişiyor. Kaldı ki Cinderella Man ve Twenty Twenty One gibi hüzünlü, huzurlu, ruhlu şarkılara tutulmak için City Of The Sun evrenine aşina olmak gerek. Aşina olunmasa da beğenilir ama farklı etkisi olacağı kesin. Kapanıştaki Metamorphosis, albümün tüm enerjisini içe çeken meditatif bir final sunuyor. Şarkı bir son hissinden çok dönüşüm hissi bırakıyor; albümün adına yakışır biçimde gece bitiyor ama tamamen kararmıyor. Genel olarak Under The Moon, City Of The Sun’ın kariyerindeki sinematik ve bütünlüklü albümlerden bir diğeri. Grup ilk dönemindeki spontane enerjiyi kaybetmeden daha olgun ve atmosferik bir noktaya ulaşmış durumda. Post-rock, akustik dünya müziği ve modern instrumental rock arasında dolaşan bu albüm. Özellikle geceleri, uzun yolculuklarda veya yalnız dinlemelerde gerçek etkisini gösteriyor. Büyük patlamalar yerine yavaş yavaş içine çeken, dinledikçe büyüyen, yılın en özel kayıtlarından biri.

1. Un Disparo al Corazón
2. London
3. Hotel Alma
4. Vuela (feat. Gizmo Varillas)
5. Angeles
6. Saw You in a Dream
7. Cinderella Man
8. Ciudad del Sol
9. War
10. Twenty Twenty One
11. Ella
12. Bajo la Luna
13. Metamorphosis

15 Mayıs 2026 Cuma

TOMORA - Come Closer

 
1996 Norveç doğumlu Aurora Aksnes ve The Chemical Brothers'dan Tom Rowlands'ın ortak projesi olan TOMORA, Come Closer adlı ilk albümleriyle elektronik müzik sahnesine adım attı. Rowlands'ın tecrübesi malum. Ama AURORA adıyla birkaç albümü ve soundtrack çalışması olan Aurora Aksness fazla bilinmiyor. Come Closer için, elektronik müziğin iki farklı kutbunu aynı eksende buluşturan sıra dışı bir çalışma diyebiliriz. Bir yanda AURORA’nın mistik, kırılgan ve doğaüstü vokal dili, diğer tarafta Tom Rowlands’ın rave kültüründen beslenen sert elektronik prodüksiyon anlayışı var. Sonuç ise yalnızca bir “işbirliği albümü"nden öte atmosferik trip-hop, techno, big beat, electro-industrial ve art-pop arasında dolaşan bütünlüklü bir ses evreni. Albümün en büyük başarısı, iki sanatçının birbirinin alanına müdahale etmek yerine birbirlerini genişletmesi. Rowlands’ın prodüksiyonları agresif olduğu kadar aynı zamanda hipnotik de. Devasa ritimler yerine boşluk hissi yaratmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, AURORA’nın vokallerini klasik pop formunun dışına çıkararak adeta bir enstrümana dönüştürüyor. Özellikle açılıştaki PLEASE introsundan sonra gelen başlık parçası COME CLOSER,  herhangi bir Björk albümüne konsa sırıtmaz gibi geldi. Şarkılardaki duygu yoğunluğu ve atmosfere çok önem verilmiş. Modern elektronik müziğin endüstriyel yanıyla hareket edip, art-pop tuzaklarına düşmeden o yoğunluğu katabilmek de tecrübe istiyor. O tecrübe de TOMORA'da mevcut.

Başlık şarkısı COME CLOSER, tekrarlayan söz yapısı ve yavaş yükselen düzenlemesiyle ilk dinleyişte minimal görünse de, zamanla trans benzeri bir etki yaratıyor. AURORA’nın çığlığa yaklaşan vokal patlamaları ile Rowlands’ın buz gibi synth katmanları birleşince parça, hem kırılgan hem de devasa bir karakter kazanıyor. Albümün daha enerjik tarafında ise RING THE ALARM, MY BABY ve albümün en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm ve bayıldığım I DRINK THE LIGHT yer alıyor. Adeta 90'lar big beat kapılarını sonuna kadar açmış denebilir. Burada The Chemical Brothers etkisi çok daha belirgin: Hızlı ritimler, mekanik bas yürüyüşleri ve coşma anlarına uygun bir enerji hissediliyor. Ancak bu parçalar sadece “kulüp müziği” olarak kendini tanımlamıyor. AURORA’nın dramatik vokal yaklaşımı sayesinde insani bir panik ve çağrı hissi taşıyorlar. En "club" işi olarak gördüğüm SOMEWHERE ELSE bile oturup dinlemeye müsait olgunluk emareleri taşıyor. WAVELENGTHS gibi parçalar daha deneysel, daha sisli bir yapıya sahip. Bu bölümlerde albüm bazı dinleyiciler için dağınık hissedilebilir. Özellikle eleştirilerde, albümün kimi anlarda iki farklı vizyon arasında kararsız kaldığı yorumları dikkat çekiyor. Mesela HAVE YOU SEEN ME DANCE ALONE parçasının iki vizyon arasında kalmış bir görüntüsü yok bence. Keske kalsaymış. Albüme konmasa yokluğu dahi hissedilmezmiş sanki. Buna rağmen vizyon potansiyelli parçalar, albümün tekrar dinlendikçe açılan tarafını oluşturuyor. Benim favori albümlerimde olduğu gibi ilk dinleyişte değil, zaman içinde etkilerini artırıyorlar.

Teknik açıdan Come Closer’ın prodüksiyon kalitesi son derece yüksek. Bas frekanslarının gücü ile vokal katmanlarının berraklığı arasında iyi bir denge kurulmuş. Albüm özellikle kulaklıkla dinlendiğinde detaylarını daha fazla ortaya çıkarıyor. Ambient dokular, yankılı vokaller ve ani ritim geçişleri sayesinde şarkılar fiziksel bir alan hissi yaratıyor. Bu yüzden albüm yalnızca “şarkı koleksiyonu” değil, baştan sona deneyimlenmesi gereken bir elektronik yolculuk gibi çalışıyor. Bunun yanında Come Closer kusursuz değil. Bazı parçalar gereğinden uzun hissedilebiliyor ve albüm yer yer bütünlüğünü kaybediyor. Ancak tam da bu düzensizlik, albümün canlı ve organik görünmesini sağlıyor. Bu durum çeşitli The Chemical Brothers şarkılarında da hissedilebilir. Lakin SIDE BY SIDE ve THE THING şarkıları herhangi bir dağınıklık, düzensizlik duygusu yaşatmayan 1. sınıf trip-hop besteleri olarak kaliteyi yükseltiyorlar. Ez cümle Come Closer, 2026’nın en ilginç elektronik pop projelerinden biri. Dans müziğini sadece eğlence için değil, duygusal bir yoğunluk yaratmak için kullanan, rave kültürü ile melankolik art-pop’u aynı noktada buluşturan cesur bir çalışma. Özellikle AURORA hayranları için farklı bir yüzünü gösterirken, elektronik müzik dinleyicilerine de modern big beat’in hala ne kadar etkileyici olabileceğini hatırlatıyor. Albümün en güçlü anlarında ortaya çıkan his ise oldukça net: İnsanı hem dans ettiren hem de içine çeken karanlık bir yakınlık duygusu.

1. PLEASE
2. COME CLOSER
3. A BOY LIKE YOU
4. RING THE ALARM
5. MY BABY
6. HAVE YOU SEEN ME DANCE ALONE
7. SOMEWHERE ELSE
8. I DRINK THE LIGHT 
9. WAVELENGTHS
10. SIDE BY SIDE
11. THE THING
12. IN A MINUTE

8 Mayıs 2026 Cuma

Johnny Diesel & The Injectors - Johnny Diesel & The Injectors


Asıl adı Mark Lizotte olan Amerika doğumlu Johnny Diesel, Avustralya’da kurduğu beş kişilik The Injectors ile birlikte 80’ler sonunda Avustralya’nın en iyi pub rock gruplarından biriydi. 1989’da çıkan Johnny Diesel & The Injectors albümü, nedendir grubun ilk ve son albümü oldu. Albüm, Avustralya’nın Grammy’si sayılan ARIA’lardan “En İyi Yeni Sanatçı” ve "Yılın En Çok Satan Albümü” ödüllerini aldı. Babası saksafon çalan Diesel, onun devasa müzik arşivinde yer alan R&B klâsikleri ile büyümüş olmanın, kendi gönlünün de rock ve blues köklerine kaymasının getirdiği aşkla 1986’da grubunu kurdu. Bir yıl sonrasında ise olağanüstü bir vokal olan ve Avustralya’nın blues markası olarak kabul edilen Jimmy Barnes’ın konser açılışlarını yaptı. Onca konser ve hayrana, üstelik kendi adlarını taşıyan bir rock’roll harikası albüme rağmen bir süre sonra dağıldı. Mark Lizotte’nin 1999’da çıkan solosu Soul Lost Companion’dan beri de ona ait bir notaya rastlanmadı.

Bütün bu bilgileri, albümü dinlediğim 90’lar başında edinmem mümkün değildi. Elimde sadece adını sanını duymadığım James Dean çakması bir adam ve grubuna ait bir kaset vardı. Onu da ta o zamanlar alışkanlık edindiğim yeni şeyler duyma hevesiyle almıştım. Aldığım günden beri adeta walkmenimin bir uzvu haline gelmişti. Yaz kış demeden dinliyor, dinledikçe azıyor, yoruldukça duruyor, hüzünleniyordum. Elimde olmayan gitar ve mikrofonla Johnny Diesel’cilik oynuyordum. Springsteen ve Mellencamp’tan beri böyle tutkulu bir rock duymamıştım. Bunun en mühim sebebi Johnny’nin olağanüstü sesiydi. Her yola gelebilen, anlattığı her duyguyu müziği ile özdeşleştirebilen, söylediklerine gözü kapalı ikna edebilen, dengeli, seksi ve harbi bu ses, içimde müthiş bir şarkı söyleme hissi doğuruyordu. Meseleyi Johnny gibi şarkı söyleyebilmek olarak algılamıştım ilk başlarda. Oysa mesele, onun yaydığı enerjinin sınırsızlığındaki “şarkı söyleme” isteğinin keşfiyle, aslında sevdiğiniz herhangi bir şarkı için de aynı cüreti hissedebilir oluşunuzdu. Yani kabaca, onun sesinin gaza getirişi sadece Johnny Diesel & The Injectors sınırlarına hapsolmuş değildi benim için.


Genelde son paragraflarda şarkı isimleri telaffuz ederim. Ama burada telaffuz edeceğim 12 şarkı var ki, isimleri de zaten aşağıda. Yaklaşık 20 yıldır kopamadığım bir albümden oturup da şarkı ayıklayacak değilim. Hepsini ilk günkü gibi seviyorum. Öyle zamansız bir albüm ki, yer yer verdiğim uzun aralara rağmen yıllar sonra dinlediğimde bile hepsine ayak uydurur biçimde mırıldanabiliyorum. Mırıldanırken işi abartarak sahne triplerine girip tükürükler saçabiliyorum. Artık ne kadar çok dinlediysem gitar ve saksafon sololarına, davul ataklarına bile yetişebiliyorum. Sözünü ettiğim dönemde hayatımın soundtracklerinden biri olan bu albümü, içindeki Don’t Need Love’ı, Cry In Shame’i, Burn’ü, Never Last’ı, Since I Fell For You’yu, Comin’ Home’u dinleyebilmek için okuldan eve nasıl gittiğimi hatırladıkça, o günlerden bu yana Johnny Diesel & The Injectors sevgimin hiç değişmediğini fark ettim. Şimdi işten eve, okuldan eve, sokaktan eve giderken de eve varmamıza gerek kalmadan şarkılara ulaşabiliyoruz. Ama onları özlemenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu unutmamak lâzım.

1. Lookin' for Love
2. Parisienne Hotel
3. Cry in Shame
4. Since I Fell for You
5. Don't Need Love
6. Comin' Home
7. Soul Revival
8. Fire Without a Flame
9. Burn
10. Get Ya Love
11. Never Last
12. Thang II