24 Şubat 2017 Cuma

Satan's Pilgrims - Psychsploitation


1992'de Portland, Oregon'da kurulmuş olan surf rock grubu Satan's Pilgrims, soyadı Pilgrim olan beş kişiden oluşuyor. Akraba olduklarından mı, yoksa grup için imaj fikri mi olduğunu bilmediğim, çok da takmadığım bu durumun gayet şık müzikleriyle pek bir ilgisi yok. Surf rock'ın gereklerini fazlasıyla uyguladıkları 6 albümlük kariyerlerine takılırsanız, onları tanımlayacak en uygun kelimenin "tecrübe" olduğunu görebilirsiniz. Surf rock grupları genelde kendilerine biçtikleri bir konsept etrafında bu müziği icra ettiklerinden, dinleyen üzerindeki etkileri daha sinematik boyutlardadır. Tabii sadece deniz, güneş, bikinili kızlar temalarında takılan gruplardan bahsetmiyorum. İsmen 60'ların B filmlerinden "Satan's Sadists"ten esinlenen Satan's Pilgrims ise, cismen özellikle vampir pelerinleri ve yer yer surf rock'ın karanlık ve gerilimli yüzünü yansıtan soundlarıyla kendine bu atmosferden bir konsept oluşturmuş.

The Ventures, The Wailers, The Sonics, The Kingsmen gibi surf rock efsaneleri ile kıyaslanan grup, bu kıyaslamayı sonuna dek hak eden 60'ların lo-fi nostaljisini yansıttığı şarkılarını enstrümantal bir deneyim haline getirme tecrübesine sahip. Albüm yapmaya başladıkları 1994'ten 2000'lere kadar kısa aralıklarla beş albüm çıkarmış, konserleri ve gizemli duruşlarıyla hep saygın bir konumda yer almışlar. Bu beş albümü de aradan çıkardıktan sonraki fikrim, 2009 tarihli 6. albüm Psychsploitation'ın diğerlerine göre bir başka güzel tınladığı yönünde. Biraz daha açarsam, ilk beş albümü dinledikten bir süre sonra olayın bir rutine döndüğünü hissettim. Psychsploitation akmaya başladıktan sonra aynı rutini ufak dokunuşlarla farklılaştırmaya, zenginleştirmeye çalıştıklarını düşündüm. Gitar melodisini fena halde bizim yerli şarkılardan birinin ezgisine benzettiğim In The Past, klas bir rock'n roll olan Wylde Tymes, insanın twist damarlarını bulup oraya hunharca basan Psycle Pswami, modern bir surf rock algısı yaratan Psych-A-Go-Go (Psych Out!) grubun ritim ve coşku yönündeki tecrübesini masaya vuran şarkılar.

Ritim biraz daha yavaşlayıp orta tempoya dönünce bu kez tüm karizmasıyla Colours Of Your Mind'ın liderliğinde Dilation, Chestnut Trees & Bumblebees, 10,000 Mirrors, Tomorrow Night's Mourning sörf tahtasının tadını çıkarmaya başlıyor. Nostaljik anlar kadar, o nostaljiye saplanıp kalmayan dengeli bir atmosfer oluşturuyorlar. Belki de önceki albümlerin biraz fazla nostaljiye saplandıklarını, bazılarının bu döngü içinde hapsolduklarını düşünmüş olabilirim. Tempo bir alt dereceye düşünce orada da karşımıza sadece ba-ba-ba vokalleriyle lezzet katılmış şahane Tracers (Of Love) çıkıyor. Albümün tam ortasına konmuş olan bu şarkı, adeta kilometreyi sıfırlayıp albümü başka şarkılarla tekrar başlatıyor. Grubun artık önceki gibi döngülere, rutinlere, birbirinin aynı melodilere tıkılıp kalmadığını, evcilleştirilmiş bir psychedelic bilinçle, olgun bir rock'n roll anlayışla şarkıların sıralamasında bile titiz davranmaya başladığını gösteren Psychsploitation'dan bu yana sekiz sene geçti. Adamlar şimdi ne yapıyor bilinmez. Birgün geri dönerlerse kapım açık bekliyor olacağım. B tipi vampir filmlerinden, sörf tahtalarından, surf rock efsanelerinden falan konuşuruz.

1. Dilation
2. In The Past
3. Chestnut Trees & Bumblebees
4. Tomorrow Night's Mourning
5. Wylde Tymes
6. Kaleidoscope
7. Tracers (Of Love)
8. Night Of The Face
9. Colours Of Your Mind
10. Psycle Pswami
11. Rainy Day Green Stop Sign
12. Psych-A-Go-Go (Psych Out!)
13. 10,000 Mirrors

19 Şubat 2017 Pazar

French Films - Imaginary Future


Helsinkili bir beşli olan French Films, 80'ler pop müziği ile new wave türlerini günümüz semalarına taşımaya hevesli onlarca çıtır gruptan biri. Onlarca grup arasından onları seçmemin nedeni, bu taşıma işlemini çok sevimli bir enerjiyle ve insanı yormayan bir nostalji dokusuyla gerçekleştiren mütevazi karakterde oluşlarıydı. 2010'da kurdukları gruplarıyla vakit kaybetmeden dört şarkılık Golden Sea EP'sini çıkarıp olumlu tepkiler alınca, albüm yapmaları kaçınılmaz olmuş. EP'den yaklaşık bir yıl sonra da Imaginary Future albümleri ile indie pop adı altında 80'lerin gitarlı pop müziğinin bazı kişilikli isimlerini anımsatan hoşlukta 10 şarkı pişirmişler. Dinlerken The Cure'un, R.E.M.'in, Talking Heads'in eski günlerini anımsayıp, bu ve buna benzer başka grupların kulaklarını çınlatmadım değil. Bu kadar iddialı isimleri saymamı sağlayan French Films müziği, öyle nadir bulunur cinsten sayılmaz. Fakat saçtıkları ışıkla geçmiş ile günümüz arasında pek de öyle uçurumlar olmadığı fikrine olan ihtiyacımızı besliyorlar bu tip gruplar.

Fransız filmleri kadar çetrefilli olmayan, hatta bazen duymaktan tiksinmeyeceğiniz türden reklâm cıngılları kadar basit ve hemen saran melodilerini Johannes ve Joni'nin gitar/vokalleriyle vücuda getiren French Films, kimi zaman aldıkları synth desteğiyle nostaljik yapılarını zedelemeden, tam tersi ona sahip çıkarak omurgalarını güçlü tutuyorlar. This Dead Town, Pretty In Decadence, The Great Wave Of Light, ayrıca punk'ın post yanını çok güzel yakalayan Convict ve New Zealand şarkıları Imaginary Future'ın kalitesini tescilleyen favorilerim. Aslında "kalite" gibi olumlu olduğu kadar iddialı bir kelimeyi böylesine sevimli ve new wave hüznünü genlerinde taşıyan bir albüm için kullanmak tuhafıma gitti. Onun kalitesi de burada sanırım. 80'leri daha popüler olmayan bir pencereden seyreden new wave kadifeliğini, post-punk harareti ile dengeleyen Imaginary Future, zamanında birilerinin kurcalarken bulduğu o eşsiz gitar tonunun gölgesinde yeni kuşakların ürettikleri melodilerden bir demetle, bazen 70'lerin Türkçe pop şarkılarının genel karakterinden ufacık kesitler dahi sunabilir dinleyenlerine.

1. This Dead Town
2. You Don't Know
3. Golden Sea
4. Pretty In Decadence
5. The Great Wave Of Light
6. Living Fortress
7. In The Afternoon
8. Convict
9. New Zealand
10. Up The Hill

12 Şubat 2017 Pazar

Def Leppard - Hysteria


Def Leppard'ın 1989 tarihli 6. albümü Hysteria daha piyasaya çıkmadan Animal ve Pour Some Sugar On Me şarkılarının videoları aklımı başımdan almıştı. Yanlış anlaşılmasın, videolar çok kötüydü. Hatta zamanın hard rock gruplarına nazaran görünüm olarak hiç de karizmatik gelmemişlerdi. O dönemde ekran karşısında beni kilitleyen müziğin kendisinden bahsediyorum. Bu öyle bir hard rock tonuydu ki, Bon Jovi, Cinderella veya daha sert kanattan Judas Priest ve AC/DC soundlarındaki çiğ yoğunluktan çok başka bir atmosfere sahipti. Farklı stüdyo teknikleri, hiçbir enstrümanı geri planda bırakmayan mükemmel kurgusu, gitar ve vokal zenginlikleri, çok iyi yazılmış şarkılarla biraraya gelince ortaya zamansız bir albüm çıktı. Bunda grubun yapımcı olarak Zambia asıllı İngiliz prodüktör Robert John "Mutt" Lange ile çalışmalarının da etkisi büyüktü. Zaten bana göre grubun en iyi albümlerinin altında hep onun imzası vardı. (Hatta severek dinlediğim ve Hysteria soundundan yoğun izler taşıyan Bryan Adams'ın Waking Up The Neighbours albümünün yapımcısı da kendisidir.)

Bu soundun oluşmasındaki bir diğer etken de, 1984'te geçirdiği trafik kazası sonucu sol kolunu kaybeden davulcu Rick Allen için tasarlanan özel davul setinden elde edilen güçlü neticeydi. Allen kazadan sonra bir daha davul çalamayacağını düşünse de grup arkadaşları onu devam etmesi için cesaretlendirdiler. Birkaç mühendis, Status Quo davulcusu Jeff Rich ve elektronik davul kitleri imalatçısı Simmons şirketinin ortak çabalarıyla Allen belki de iki kollu günlerinden daha yüksek bir performans elde etti. İlk kez 86'daki Monsters Of Rock konserinde sahneye çıkan Allen, Hysteria ile muhteşem bir kişisel dönüşe imza attı. İmkansızı mümkün kılan bu işbirliği ve teknoloji 80'lere sığmadığı gibi, 90'ların çiğ grunge yaylım ateşine karşı dokunulmazlık, 2000'lerin arayış içindeki başıboşluğuna karşı bağışıklık kazanmış bir başyapıttı.


Tabii Hysteria sadece Rick Allen'ın kişisel dönüşü değil, Def Leppard adının tüm dünyaya ilanıydı. Öncesinde beş albümleri daha olmasına rağmen, 80'lerde Amerikan egemenliğinde olan hard rock artık İngiltere'de ne kadar ünlüyse o kadar ünlü olan Def Leppard, Hysteria sayesinde aralarında benim de katıldığim hayran kitlesini katladı. Olabilecek en şahane tanışma albümlerinden biriydi. Kaseti walkmenime takıp dinledikten ve bitirdikten sonra kabına koyup elime alarak ona baktığımı çok iyi hatırlıyorum. Bir ansiklopedi tutuyormuş gibi hissetmiştim. Artık hiçbir şey aynı olmayacaktı. Zaten o dönemlerde günde bir defa dinlediğim albümün her dakikası keşfedilecek yeni şeyler içerdiğinden, hem hard rock köklerinden, hem de zamanının ötesinde bir modernlikten beslenen bu müzik, zamanla klasikleşeceğini belli ediyordu. Çıtayı öyle bir yere asmıştı ki, gelecekte karşılaşacağım pekçok albümü onunla karşılaştıracak, bu albümleri zavallı görecek, ona hergün yeniden aşık olacaktım.

Joe Elliott (vokal), Rick Savage (bas), Rick Allen (davul), Steve Clark (gitar), Phil Collen (gitar) efsane kadrosunun gerçekleştirdiği Hysteria, öncesinde ve sonrasında bazı mevkilerde değişikliğe gitmişti. En önemlisi de, Hysteria'ya karakterini veren en önemli unsurlardan biri olan ve 1991'de alkol zehirlenmesi sonucu hayatını kaybeden gitarist Steve Clark'ın emek verdiği son albüm olması. Albümün teknik detaylarında gizli inanılmaz bir mühendislik var ki, dinlemeye doyamadığımız bu şarkıların yazım ve kayıt aşamaları, aynı zamanda şarkı yazımına da grubun bir üyesi gibi katkı sağlayan Lange'in kontrolünde geliştirilmiş bir konsepti işaret ediyor. İlginçtir, Lange'in amacı Michael Jackson'ın efsane Thriller albümünün hard rock versiyonunu yaratmaktı. Yani her şarkısı hit potansiyeline sahip bir albüm. Öyle ki, Lange'in bir country baladı olarak stüdyoya getirdiği Love Bites'ın nasıl unutulmaz bir hard rock baladına dönüştüğü bu konsept bünyesinde belli oluyor.

Ama bu nitelikli teknik çalışma, albümün zaman dinamiklerini de farklı biçimlerde etkilemiş. Örneğin albümün en son yazılan şarkısı Pour Some Sugar On Me sadece iki haftada biterken, Animal'a son halini vermek neredeyse üç yıl sürmüş. Rocket, Gods Of War, Women, Excitable şarkılarında bir tık daha fazla hissedilen dönemin sonik teknolojisiyle önceki Def Leppard albümlerindeki geleneksel hard'n heavy tarz bir kenara konmuş. Thriller mantığı hedeflerken bu şekilde gelenekselden uzak durmaya çalışmanın riskini de alarak yapılan Hysteria, hedeflediği herşeyi gerçekleştirmiş. Dünya çapında 25 milyon kopyadan fazla satarak ve ABD, İngiltere, Avustralya listelerinde zirveye çıkarak bestseller olmuş. Her biri için paragraflar dolusu şey söylenebilecek bu 12 harika rock şarkısı, hedeflediği Thriller konseptinin hakkını verdiği üzere zamansız bir deneyim sunuyor. Bazen tek, bazen içiçe geçmiş muhteşem gitar riffleri birbirini izliyor. Bazen bir şarkıda kullanılan 8-10 riffin her birinden ayrı bir şarkı bile çıkarılabileceğini anlıyorsunuz. Bunlardan birinin kapanıştaki Love and Affection olması, bu bir saatlik baş döndürücü destansı tecrübenin epik finaline adını yazdırıyor.


Hani eski filmlerin bazı özel efektlerini günümüzde yavan buluruz ya, ironik biçimde teknik açıdan Hysteria'nın 80'lerin sonunda ortaya koyduğu müziğin ötesine geçen bir rock albümüne henüz rastlamadım. Bu yüzden benim gözümde klasik olmuş bir bilim kurgu eserinden aşağı kalır yanı yok. Özellikle 2000'li yıllarda abartılı biçimde yüceltilen o kadar çok albüm oldu ki, artık nasıl bir yokluk içindelerse bu insanların Hysteria'dan haberleri bile olmadığını düşünmeye başladım. Belki benim de haberim olmasaydı onlara başka gözle bakabilirdim. Bir dinleyici olarak onu duymadan şekillendireceğim rock kültürü nasıl olurdu diye zaman zaman düşünmedim değil. Benim için kendi öncesini ve sonrasını bile silmiş bir albüm olarak Hysteria, Def Leppard tarihinde bir kez çıkabilecek bir albümdü. Tıpkı OK Computer, Nevermind veya Mezzanine gibi kendi tarihlerinde bir defaya mahsus telakki ettiğim albümler kadar değerli, özel ve sonu olmayan...

1. Women
2. Rocket
3. Animal
4. Love Bites
5. Pour Some Sugar on Me
6. Armageddon It
7. Gods of War
8. Don't Shoot Shotgun
9. Run Riot
10. Hysteria
11. Excitable
12. Love and Affection

8 Şubat 2017 Çarşamba

Louise Burns - Young Mopes


2000'lerin başında Kanadalı dört kızdan kurulu pop rock grubu Lillix'te bas çalmış, birlikte üç albüm yapmış, 2011'de solo çalışmalara yönelmiş Louise Burns, 2017 Şubat ayında çıkardığı Young Mopes ile kendi kariyerinin üçüncü albümüne sahip olmuş, pek kimsenin bilmediğini düşündüğüm bir müzisyen. Öyle ki, zamanında Mellow Drama (2011) ve The Midnight Mass (2013) albümlerini dinlediğimi fark edene kadar ben bile bilmiyordum. Tabii aklımda hiç yer etmemiş bu iki albümün üzerinden hızlıca tekrar geçtiğimde (Young Mopes hatırına) neden aklımda yer etmediklerini bir kez daha anlamış oldum. Zaten Young Mopes'u da onun üçüncü albümü olarak dinlemedim. Yeni çıkmış bir indie müzisyenin ilk albümü deseler hemen inanırdım. Çünkü Louise Burns diye biri yoktu benim için. Ta ki çok kaliteli bir indie pop (bazen de rock) albümü olarak bir gün çıkıp gelen Young Mopes'a kadar. Kısacası, bu albümle unuttuğum birini hatırlamadım, adeta benim için yeniden doğdu. Aslında böyle afili laflardan ziyade daha mütevazi övgüler duymayı hak eden bir albüm Young Mopes. Bir köşede unutulup gidecek belki. Ama bana göre daha ikinci ayında 2017'nin en iyilerinden biri bana göre.

Açılışı yapan Who's The Madman, bana nedense direk yaz mevsiminin huzur dolu şezlong tembelliklerini anımsattı. Ama böyle söyleyerek onu basitleştirmiyorum. (Zaten tembellik, indirgeme yöntemi olarak kullanılmayacak kadar yüce bir duygudur benim için.) Tam tersi, o yaz huzurunun rüyamsı atmosferinden ve o atmosferden çıkıp gerçek dünyaya dönüşün hüznünden izler taşıyan enfes bir şarkı olduğunu söylemeye çalışıyorum. Pharaoh, Storms, Dig gibi albümün kalite çıtasını yükselten şarkılar, indie pop ve indie rock karması nasıl olmalıdır sorusuna kendi tevazularıyla alternatif cevaplar verebiliyorlar. Kısaca pop rock olarak da telaffuz edilebilecek iken, kısaca telaffuz edilmek istemiyorlar sanki. Louise Burns bu karışım arasına kesin çizgiler koymamayı tercih ediyor. Singer/songwriter karakteristiği olarak isteyen istediği şekilde görsün diye. Ben de nasıl gördüysem öyle seviyorum kendisini ve şarkılarını.

Fakat Burns bununla yetinmiyor. Who's The Madman ile birlikte Moonlight Shadow ve albüme adını veren Young Mopes ile biraz daha fazla hissedilen 80'ler synth ruhunu bu indie lezzetiyle karıştırmak suretiyle gözümde biraz daha büyüyor. Hatta Strange Weather'ın karizmatik western dokunuşlarıyla alt. country / folk rock sularında da rahatlıkla kulaç atabileceğini gösteriyor. Bazen bu tür şarkıları "outlaw country" olarak da tanımlayabiliyorlar. Strange Weather için de böyle deseler bayılırım. Demeseler de ben onu öyle görmekten memnunum. Albümle ilgili tek negatif eleştirim, kapanışta yer verilen Downtown Lights'ın vasatlığı olabilir. Şarkı gerçekten vasat mı, yoksa böyle iyi bir albümün kapanışını layığıyla yapamadığı için öyle mi görünüyor tam bilemedim. Onu çıkardığımızda 8. şarkı Young Mopes ile şık bir final yapılabilirmiş. Onun dışında tek bir nota bile eklenmemesi gereken, tam kararında, tam kıvamında bir albüm Young Mopes.

1. Who's the Madman
2. Pharaoh
3. Storms
4. Moonlight Shadow
5. Hysteria
6. Dig
7. Strange Weather
8. Young Mopes
9. Downtown Lights

31 Ocak 2017 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ocak 2017)

The Ringo Jets - Assorted
Yıl: 2017 Türkiye
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tease (feat. Mauro Refosco) [Pt.2]
A Projection - Exit
Yıl: 2015 İsveç
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Young Days"
U2 - Zooropa
Yıl: 1993 İrlanda
Tür: Alternative Rock, Electronic, Art Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stay (Faraway, So Close!)"
 
Lizard Queen - Night On Fire
Yıl: 2016 Ukrayna
Tür: Stoner Rock, Grunge
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Black Room"
The Funkstamatics - Lift Off
Yıl: 2016 Hollanda
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Scool (2016)"
 
Manu Lanvin - Blues, Booze & Rock N' Roll
Yıl: 2016 Fransa
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Under The Waves"
Jaagar - Jaagar
Yıl: 2017 Hindistan
Tür: Alternative Rock, Progressive Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bhor"
Speedometer - Four Flights Up
Yıl: 2007 İngiltere
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Four Flights Up"
 
The Pineapple Thief - Your Wilderness
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Progressive Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "In Exile"
Elsa & Emilie - Endless Optimism
Yıl: 2014 Norveç
Tür: Indie Pop, Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "We Want It All"
 
Casette Club - Ten
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Synth Pop, Electropop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Flash"
 
Champs - Vamala
Yıl: 2015 İngiltere
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Desire"
Metsatöll - Vana Jutuvestja Laulud
Yıl: 2016 Finlandiya
Tür: Folk Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kivine maa"
Adamlar - Rüyalarda Buruşmuşuz
Yıl: 2016 Türkiye
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "E Tabi"
 
Sonar Lights - Babelonia
Yıl: 2017 ABD
Tür: Stoner Rock, Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wake Up"
Depeche Mode - Black Celebration
Yıl: 1986 İngilizce
Tür: Synthpop, New Wave
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stripped"
Red Hot Chili Peppers - Stadium Arcadium
Yıl: 2006 ABD
Tür: Alternative Rock, Funk Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dani California"
 
Alicia Keys - Here
Yıl: 2016 ABD
Tür: R&B, Pop, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kill Your Mama"
 
Stone Cream - Slaves Of Doom
Yıl: 2017 Yunanistan
Tür: Stoner Rock, Stoner Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Montezuma's Blues"
Ryan Adams - Prisoner
Yıl: 2017 ABD
Tür: Pop Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Do You Still Love Me?"

28 Ocak 2017 Cumartesi

Elsa & Emilie - Kill Your Darlings


20'l, yaşlarında bulunan Elsa Søllesvik ve Emilie Haaland Austrheim, Norveç'ten müzik sahnesine ilk kez 2014 yılında çıkan debut albüm Endless Optimism ile girmişler ve o yıllarda Norveç'in TV, radyo ve müzik ödüllerini kuşatmışlar. Tabii olay Norveç'te geçince bundan öyle çok fazla kişinin haberi de olmuyor. Amerika ve İngiltere'nin tekelinde olan popüler müzik piyasası dünyaya o kadar çapsız bir müzik sunuyor ki, Elsa & Emilie gibi kaliteli pop için çoğunlukla derinlere inmek, uzaklara bakmak gerekiyor. 8 şarkılık Endless Optimism gayet güzel bir albüm. İçinde Another Day, Endless Optimism, We Want It All gibi nefis şarkılar var. Ama Ocak 2017'de çıkan ikinci albüm Kill Your Darlings, dinledikçe ve sindirdikçe daha da değerlenen çok güçlü bir pop albümü olarak Elsa & Emilie ismini geniş kitlelere yayabilecek yapıda. Gerçi yaymasa da olur. Sonra servet avcısı bir prodüktör çıkıp bu kızları cümle alemin içinde maymuna çevirebilir.

Bir sürü kötü albüm dinledikten sonra karşıma çıkan bir vaha gibi olduklarından değil, gerçekten iyi şarkıları hakkını vererek yorumladıkları için sevilesi bir ikili Elsa & Emilie. Sürekli "pop" diyoruz da, müziklerini tam anlatabilmek için detaya inmek lazım. Zira Endless Optimism ve Kill Your Darlings arasında sound olarak hemen hemen hiç fark yok. Bir kere ikilinin uyum içindeki sesleri, dönüşümlü olarak paylaştıkları ön ve geri vokallerdeki zenginlik en belirgin özellikleri. Fakat iyi şarkı için uyumlu sesler, vokaldeki zenginlik her zaman fayda etmeyebiliyor. Elsa & Emilie'nin kendi yazdıkları şarkıların vokal bölümlerindeki bu uyum ve zenginlik, bestelerin kendi içlerindeki kaliteli pop öğeleriyle birleşince tamama eriyor. Vokallerin "ethereal", yani dream pop, ambient, celtic, darkwave türlerinde sık rastlanan bir ruhani tat içermesi, bu vesileyle popun gizemli, hüzünlü ve biraz da karanlık yüzüyle daha içli dışlı olmaları onları kesinlikle "indie" ve "alternative" kılıyor. Ama buna rağmen radyolara (en çok da gece yayın yapan programlara) da uyumlu bir poptan söz ediyorum.

Bu iki farklı durumdan ortak payda çıkarabilmek her müzisyenin harcı değildir. Neyse ki Elsa & Emilie'nin harcıymış ki bu şarkıları önümüze koydular. En başta büyüleyici Chains Of Promises olmak üzere Ocean, ilk single Au Volant, Sinnerman, Six Hours favorilerim oldular. Zamanla Kill Your Darlings ve kapanışta yer alan The Drowning'in ise sakinleştirici, ağrı kesici etkileri olduğunu farkettim. Kısacası içinde bir tane bile vasat şarkı barındırmayan bir albüm bu. Kızların gerek tek tek, gerek birlikte söylediği anları tanımlamak için en doğru kelimelerden biri tutku. Bu duyguyu yakın zamanda Joseph üçlüsü için de hissetmiştim. (Onlar Amerikalı ama orada da bu işi doğru yapanlar çıkıyor elbette.) Vokalin bir enstrüman, bir kimlik gibi kullanıldığı şarkılar, ama şişirme değil, gerçekten şarkı gibi şakıyan şarkılar duymak için içine girmek istediğim albümlerden biri Kill Your Darlings. Yoksa Chains Of Promises'ı dinlerken neden hem gece, hem deniz, hem sıcak, hem hüzün, hem umut hayal eder ki insan!

1. Under the Blood Moon
2. Chains of Promises
3. Ocean
4. Au Volant
5. Sinnerman
6. Six Hours
7. Kill Your Darlings
8. Wating
9. The Drowning

23 Ocak 2017 Pazartesi

Rival Sons - Hollow Bones


2016'nın en hasretle beklediğim albümlerinden biri olan Hollow Bones ile vuslat gerçekleşti. Rival Sons yine beni yarı yolda bırakmadığı gibi, gideceğim yerin kapısının önüne kadar bıraktı. Hatta istediğin zaman yine beraber turlarız diye de o kapının önünde bekliyor. Onlar hakkında daha söylemediğim ne kaldı, Hollow Bones hakkında yeni olarak ne anlatabilirim diye düşünmedim değil. Sonra şu aklıma geldi: Ben onlar hakkında yeni bir şey söylemek istemiyorum. Sadece onlar ve albümleri hakkında konuşmak istiyorum. Hollow Bones gibi her Rival Sons albümü de buna vesile oluyor. Vuslattan yaklaşık bir ay önce çıkacağından haberimin olduğu Hollow Bones, daha Great Western Valkyrie'ı (2014) bile hararetle dinlemeyi, hatta Pressure and Time'a (2011) bile yeni çıkmış albüm muamelesi gösterip iştahla yumulmayı sürdürdüğüm günlerde soğukkanlı bir heyecan yarattı. Heyecanın soğukkanlısı, iyi bir albümle karşılaşacağınızın güvencesi ile, ne ölçülerde iyi olacağının beklentisinden ibaret oluyor. Rival Sons, onları nasıl biliyorsanız veya onları en son nasıl gördüyseniz hala öyleler. Daha da olgunlaşmışlar, daha da güçlenmişler gibi şeyler söyleyemiyorum. Çünkü zaten yıllardır öyleler.

Rival Sons, kendine has bir soundu, grup müziğini geri plana atacak gereksizlikte bir özelliği olmadığı halde iyi bir oluşum. Karizmatik solist Jay Buchanan bile öne çıkmaktan imtina eder bir görünümde sanki. Yine Zeppelin'ler, Purple'lar, Sabbath'lar havada uçuşuyor. Şahane riffler birbirini kovalıyor. Ama onları Zeppelin, Purple, Sabbath diye değil, Rival Sons diye dinliyorsunuz. Belki ben onları yakından takip eden biri olarak bu şekilde düşünüyor olabilirim. Onların müziği hem performans olarak, hem de şarkı yazımı yönünden gerçek bir takım oyunu. Takım oyunlarında herkesin rolü bellidir. Onlar da ellerinden gelenin en iyisini zaten yapıyorlar. Ama Rival Sons'ın oynadığı oyunların senaryosu çok güçlüdür. Hollow Bones da öyle bir albüm. Dinledikçe demlenen, demlendikçe tatlanan, tatlandıkça tiryakilik yaratan şarkılar yazıp söylüyorlar. Oynadıkça devleşiyorlar yani. Mesela biri açılışta, diğeri kapanıştan bir önce iki bölümden oluşan olağanüstü bir Hollow Bones var ki, mantıklı bir insan evladı, her ikisini de duyduktan sonra şarkıların hakkını vermekle beraber, "bana şu gurubu veya şu şarkıyı anımsattı" diye de ekleme yapabilir. Ama mutlaka vereceği örnekler hep kalburüstü grup veya şarkılardan oluşacaktır. Yine aynı mantıklı insan evladı, albümün tamamını dinlemeden evvel peşpeşe Hollow Bones Pt. 1 - 2 yaparsa albümün kötü olabileceği aklının ucundan dahi geçmez.


İki adet Hollow Bones fırtınası yanında 7 tane daha harikulade Rival Sons şarkısı içeren albüm, sırasıyla Tied Up, Thundering Voices, Baby Boy ve Pretty Face dörtlüsüyle öyle güçlü bir blok kuruyor ki, yüzeyden görünen klasik blues katkılı hard rock dokusunun altında ince ince işlenmiş, tüm giriş çıkışları, köprü ve nakaratları özenle düzenlenmiş besteler olduğu hissediliyor. Özellikle kendi adıma Thundering Voices'ın bu dörtlüden bir adım öne çıktığını, hatta son yıllarda duyduğum en tutkulu rock şarkılarından biri olduğunu söyleyebilirim. Hele o nakarat bölümünü her kim ya da kimler tasarladıysa, bu aklın süzgeci kolay kolay tuşa gelmez sanki. Yaklaşık üç dakikalık bir ziyafet. Bu ter attıran dörtlünün ardından gelen Fade Out ise, sert, ağır, yoğun ve blues'a odaklanmış duruşuyla, hüznü ve öfkeyi aynı duruşa yedirmiş bir mola adeta. Normalde bu tip güçlü molaların ardından yine o dörtlüye benzer dinamiklikte bir şarkı bekleyebiliyor insan. Gerçi Hollow Bones'un hem kendi ezberleri, hem de o ezberleri ince ince bozmaya niyetlenen (bozmayıp sadece niyetlenen) çok şık bir oyunbazlığı var.

Oysa sıradaki Black Coffee, ilk dört dakikasıyla Fade Out'un daha haşarı versiyonu gibi. Funk ve soul havası, dişi geri vokalleri, aksak ritimleri ile albüme çeşni katan müthiş bir şarkı. Neden? Çünkü orijinali 1972 tarihli Feel Good albümlerinde yer alan bir Ike & Tina Turner bestesi. Bu efsane karı kocanın kalabalık müzik kariyerinde hiç hit olamamış, kıyıda köşede kalmış bir şarkı. Orijinali de hoş olduğu kadar zor sayılır. Fakat Rival Sons, ilk dört dakikada bu zor atın üzerinde onu dizginlemeye uğraşırken öyle tecrübeli R&B / soul rock hamleleri yapıyor ki, yola getirdiği o atı son 1.5 dakikada bayır aşağı dörtnala koşturuyor. Bitmeyesi bir film gibi olan albümün finali, Jay Buchanan'ın tek başına yazdığı akustik All That I Want ile gerçekleşiyor. 70'leri daha çok anımsatan bu kırılgan lezzet, Buchanan'ın sesi ve akustik gitarla yola çıkıp yavaş yavaş yanına çello, bas, slide gitar ve davulu da alarak dingin ve sinematik bir kapanış gerçekleştiriyor. Birkaç saniye öyle kalakaldıktan sonra Hollow Bones Pt. 1'ın ilk saniyeleri duyulmaya başlıyor. Anlıyorum ki albüm başa dönmüş. Bana bu döngüyü yaşatan albümleri seviyorum. Great Western Valkyrie'ye iyice alıştıktan sonra bir dönem dinlediğim her hard rock, blues rock grubunda onları aradım adeta. Şimdi Hollow Bones geldi. Yine aynı döngüye gireceğim sanırım.

1. Hollow Bones Pt. 1
2. Tied Up
3. Thundering Voices
4. Baby Boy
5. Pretty Face
6. Fade Out
7. Black Coffee
8. Hollow Bones Pt. 2
9. All That I Want

17 Ocak 2017 Salı

A Projection - Framework


Soğuk kış gecelerinin sıcak ve loş odalarında The Cure ve Depeche Mode ile çok vakit geçirmişliğim vardır. Bu yüzden "soğuk", "kış" ve "gece" kombinasyonunun bilinçaltımdaki karşılıklarından biri de post-punk türüdür. 80'lerde özünü yakalamış bu müziği günümüze kadar başarıyla taşıyan isimlerin azlığı, çok talep edilmiyor olması diye düşünüyorum. Yine de bir dolu post-punk grup ve albüm hala çıkmakta. Haliyle talep var ki arz olmakta. Ama bu talep hep belli çevrelerle kısıtlı. İyisine doyum olmaz, kötüsü hiç çekilmez. 2013 Stockholm doğumlu beş kişilik A Projection ise kesinlikle iyilerden. İyilikleri, post-punk'a dair iyi kabul edilen ne varsa sahip olmaları, üstelik bu sahip olduklarını su gibi akan şarkılara aktarabilmeleri. 2015'te çıkardıkları ilk albüm Exit'e oldukça benzeyen, yine de ondan daha akıcı ve akılda kalıcı olduğunu düşündüğüm Framework, soğuk kış gecelerime çok iyi arkadaşlık ediyor şu sıralar.

"Bu post-punk da kendini çok tekrar ediyor" diye düşünmenin, bütün çekik gözlülere Japon demekten farkı yok. Green Day veya AC/DC gibi 36 albüm boyunca aynı şarkıyı çalanlardaki yavan tekrarlardan söz etmiyorum. Karanlık, gotik, depresif ama öte yandan tempolu oluşunda çok asil bir yan var. A Projection gibi grupların içine girebildiğim vakit bu asaletin karşıma çıkması kaçınılmaz oluyor. Bütün mesele, o içe girmeyi isteme eşiğinin aşılması. Bazısı gerçekten bu efora değmez. A Projection kendini post-punk ile ifade ediyor etmesine fakat "ben inandığım müziğimi yaparım, ister alırsın, ister dönüp gidersin" zihniyetinin aksine dinleyicisini (tabii en çok da post-punk dinleyicisini) umursadığını hissettiren bir olgunluk ve dinamizm içinde işini yapıyor. Mesela bunu yaparken davul soundunu daha modern bir halde sunması (ki bundan hiç şikayetçi değilim) ya da Next Time şarkısındaki gibi hoş gitar melodisinin üzerine aynı melodiyle şarkı söylenmesi (ki bu olmasa da olurmuş) komple eskiye endekslenmeyi istemediklerinin ince detayları. Kaldı ki, eskiye de, yeniye de kendilerini uydurabilecek teknik ve ruha sahipler.

Her güzel post-punk albümü gibi zamanla kendini sevdirecek şarkılardan oluşan Framework adlı ikinci A Projection albümü, Dark City, Scattered, No Light, Transition, For Another Day, Breach, Hands gibi birbirinden güzel şarkılar, birbirinden bayrak alarak koşan atletlere benziyorlar. Post-punk karizmaları yerli yerinde. Kapanışta yer alan Listen To The Dark ve ortalarda bahsettiğim o hoş gitar melodili Next Time da bu iyiler takımının parçaları. Grupla ve albümle ilgili tek eleştirim, -aynı zamanda çoğu post-punk grubu için de geçerli olmak üzere- sevgili vokalist arkadaşımız Isak Eriksson'un manasızca Dave Gahan tarzı boğuk ve gotik şarkı söyleme hevesi olabilir. Bu vokal tipinin post-punk gizemine gayet iyi gittiği aşikar. Ama biri de çıkıp farklı bir vokal stili ile post-punk şarkılar söylesin isterim. Vardır belki ama ya duymamışımdır ya da fark konduramamışımdır. Halbuki şöyle içli ve diri bir soul vokal bu şarkılara ne güzel giderdi! Her halükarda Framework Ocak 2017 içinde çıkan en iyi albümlerden biri.

1. Hands
2. Dark City
3. Transition
4. Sensible Ends
5. Scattered
6. I'm Not Here
7. No Light
8. Next Time
9. For Another Day
10. Betrayal
11. Hollow Eyes
12. Breach
13. Listen to the Dark

12 Ocak 2017 Perşembe

Swet Shop Boys - Cashmere


Queens, New Yorklu rapper ve oyuncu Heems, İngiliz rapper ve oyuncu MC Riz ve yine İngiliz yapımcı Redinho'dan oluşan Swet Shop Boys, 2014 yılında çıkan Swet Shop EP'si ile atıldıkları müzik yaşamlarını ilk albüm Cashmere ile daha geniş bir boyuta taşıyorlar. Heems, 2008'den beri bu işlerin içinde olan bir insan. Kendisine rapper da dedik ama aslen oyuncu olarak tanıdığımız, Four Lions, Nightcrawler, Jason Bourne, Rough One filmlerinde ve HBO'nun mini serisi The Night Of'ta izlediğimiz Riz Ahmed ise pek bilmediğimiz bu yönüyle karşımıza çıkıyor. Bazı aktörlerin laf olsun torba dolsun misali yaptıkları bu tip kaçamaklardan biri sandığım, fakat ilk single T5 sayesinde içine dalıp gayet oturaklı bir albümle karşılaşmamı sağlayan SSB, aşırı seçici olduğum hip-hop ve rap favorilerime hiç uğraştırmadan dahil oldu. Yılın en iyileri seçkilerine baktığımda her 5 albümden 2-3 tanesinin hip-hop olmasından ötürü birçoğunu dinlemeye çalıştım. Ama o arkadaşlar olayı sadece özlü ve kafiyeli sözler dizisi olarak algılayıp, işin müzik, sample, melodi kısmını ilkokul 2 seviyesinde bıraktıklarından en ufak bir keyif almadım. Lakin SSB hem politik kara mizahı, hem de usta işi müziği ile hip hop'a gerçekten nefes aldıran alanlar yaratıyor.

Önce grubun lirik kısmına bakarsak, her ikisi de müslüman Güney Asya kökenli olan Heems (asıl adı Himanshu Kumar Suri) ve Riz Ahmed, ırkçılık, islamofobi, polis şiddeti, din, mülteciler gibi konularda hem mizahi, hem de öfkeli yaklaşımlar sergiliyorlar. "Turkey = hindi" veya "I'm a sexy mother fakir" gibi bazı klişe kelime oyunları yer alsa da, güldürecek kadar eğlenceli ve aynı zamanda kıskandıracak kadar düşünce özgürlüğü içeren sözlerle alaycı tarzlarını politik ciddiyetle harmanlayabiliyorlar. Mesela "Onunla konuşmaya çalışsam da konuşamam / Zira American Sniper'ı çoktan izlemiş" (Shoes Off), "FBI camiye sızıp gençleri zehirliyor / Bizi tuzağa düşürmek için bizi kullanıyor" (Phone Tap), "New York polisinin nazilerden farkı yok" (Shottin') gibi daha pekçok mesajı dolaylı ve doğrudan adrese yolluyor. Albümün en matrak şarkılarından olan Zayn Malik'te, hipsterların müslümanları andıran sakalları ile dazlakların budistleri andıran kafalarından ince bir mizah inşa ediyor. Yine aynı şarkıda One Direction eskisi bir müslüman olan Zayn Malik'in durumu, "Zayn Malik'in üstünde 80'den fazla bakire (huri) varsa, cennete gitmenin birden fazla yolu (more than one direction) vardır" şeklinde özetleniyor.

Swet Shop Boys, sadece aksanlı İngilizce'nin yarattığı dinamik lirik akıcılığına değil, müzikal zenginliğe de sahip bir grup. Tabla, sitar, zurna gibi yerel enstrümanları sample tekniği ve hip-hop ritimleriyle birlikte kullanarak gerçekten "şarkı" yazıyorlar. T5 yanında, Aaja, Tiger Hologram, Half Moghul Half Mowgli gibi bhangra kökenli güçlü şarkılar, Phone TapShoes Off gibi karakter sahibi hip-hop tatları bu ilk albümü hem şenlikli, hem de olgun bir kimliğe büründürüyor. Daha önce Heems ve Riz'in kendilerine ait çalışmaları bulunmakta. Ama SSB birleşmesinden ortaya çıkan kimya bu çalışmalardan çok daha iyi diyebilirim. Amerikan tarzı hip hop artık Public Enemy, Beastie Boys veya Run DMC günlerinden çok uzak, bazen vıcık vıcık, bazen de "beni herkes anlayamaz" kabilinden fularlı bir ucubeye dönüştü. Britanya ayağı ise en azından trap, grime gibi müzikal yönelmelerle kendini tazeleme eğilimi gösteriyor. Swet Shop Boys gibi geleneksel ile günümüzü aynı şarkıya sokma iyi niyeti taşıyan, liriklerinin içinden Suriye, Halep, Türkiye, Sadiq Khan, Snowden, Trump, FBI, NSA geçen bu tip oluşumlardan keşke daha fazla olsa.

1. T5
2. Shottin'
3. Aaja
4. Zayn Malik
5. Tiger Hologram
6. No Fly List
7. Phone Tap
8. Half Moghul Half Mowgli
9. Swish Swish
10. Shoes Off
11. Din-E-Llahi

3 Ocak 2017 Salı

Yılın Albümleri (2016)


1. Myrath - Legacy
 
2. Rival Sons - Hollow Bones
 
3. Marta Ren & The Groovelvets - Stop Look Listen
 
4. Planet Of Zeus - Loyal To The Pack
5. Imarhan - Imarhan
6. The High Violets - Heroes & Halos
7. Bootstraps - Homage
8. Slow Season - Westing
9. Brownout - Brownout Presents Brown Sabbath Vol. II
10. White Denim - Stiff
11. Greyhounds - Change Of Pace
12. Júníus Meyvant - Floating Harmonies
13. April Sun - Galaxy Travel Guide
14. Kattam - De Tombouctou à Bombay
15. Noura Mint Seymali - Arbina
16. Joseph - I'm Alone, No You're Not
17. Jon Bryant - Twenty Something
18. M.I.A. - AIM
19. STÄNG - STÄNG
20. Tkay Maidza - TKAY
21. Leonard Cohen - You Want It Darker
22. Joe Bonamassa - Blues Of Desperation
23. Los Venturas - Miles High
24. Swet Shop Boys - Cashmere
25. Daan - NADA
26. MEMO - Mustavalkofilmi
27. Dunsmuir - Dunsmuir
28. Nabil Baly - Amghar In
29. Pat Travers & Carmine Appice - The Balls Album
30. La Chinga - Freewheelin'
31. The Bongolian - Moog Maximus
32. Stone Cream - Rust
33. Hell Camino - Orange Lily
34. The Dustaphonics - Johnny & Bo
35. Funky Destination - Funkadelic Stereo Adventures
36. The Dead Daisies - Make Some Noise
37. 2Cellos - Discover
38. Nawather - Wаsted Years
39. Spiritual Beggars - Sunrise To Sundown
40. If These Trees Could Talk - The Bones Of A Dying World
41. Band Of Skulls - By Default
42. Kid Congo & The Pink Monkey Birds - La Araña Es La Vida
43. Les Tortionnaires - Introducing The Stereophonic Sound Of
44. Dope Calypso - Mau Mau
45. Cojones - Resonate
46. Devon Allman - Ride or Die
47. Michael Kiwanuka - Love & Hate
48. Mondo Drag - The Occultation Of Light
49. Fallulah - Perfect Tense
50. Ors - Ors
 
 
51. Birth Of Joy - Get Well
52. Danny Johnson Band - Cleverman
53. Adamlar - Rüyalarda Buruşmuşuz
54. Kensington - Control
55. Night On Fire - Lizard Queen
56. Vagina Lips - Athanasia
57. The Funkstamatics - Lift Off
58. Blaak Heat - Shifting Mirrors
59. Mårran - AP-IX
60. The Cult - Hidden City
61. Electro Deluxe - Circle
62. XII Boar - Beyond The Valley Of The Triclops
63. The Grape and The Grain - Holy Rollin'
64. School Of Seven Bells - SVIIB
65. CRX - New Skin
66. Poets Of The Fall - Clearview
67. Ouzo Bazooka - SIMOOM
68. Miranda Lee Richards - Echoes Of The Dreamtime
69. Metsatöll - Vana Jutuvestja Laulud
70. Josefin Öhrn + The Liberation - Mirage
71. Droids Attack - Sci-Fi or Die
72. Buffalo Summer - Second Sun
73. Zack Lopez - Life On The Run
74. The Pass Outs - Dead Technology
75. The Northern Lights - Nostalgia
76. Taiacore - Innocent
77. Seven Long Years - Love Me Now and Hate Me Later
78. Pale Hands - Graphism
79. Ребус Нелишних - Скибидубап
80. Peonies - Landscape
81. Sinnergod - Sinnergod
82. Roosevelt - Roosevelt
83. Alicia Keys - Here
84. In Mourning - Afterglow
85. 2 Headed Dogs - 2 Headed Dogs
86. Healer Twins - Healer Twins
87. The Vulcanos - Meet The Vulcanos
88. Aaron Neville - Apache
89. Aziza Brahim - Abbar el Hamada
90. Justice - Woman
91. Fat Bald Turk - Encantado
92. Sun Drifter - Not Coming Back
93. Yossi Sassi - Roots and Roads
94. Marsheaux - Ath.Lon
95. Cattarse - Black Water
96. Sully Erna - Hometown Life
97. The 69 Eyes - Universal Monsters
98. Baaba Maal - The Traveller
99. Rotting Christ - Rituals
100. Bob Mould - Patch The Sky