10 Temmuz 2017 Pazartesi

Funkiwi's - Nadie al volante


Şubat 2012 yılında, Valencia dolaylarında çeşitli gruplarla müzik yapan 8-9 müzisyenin nasıl olduysa tek çatı altında toplanmaya karar vermesi sonucu oluşan Funkiwi's, üçüncü albümleri Mondo roto'yu da Nisan 2017'de çıkardı. Ben de onları bu albüm sayesinde tanıdım. Alternative rock ile funk + hip-hop buluşması gerçekleştirmelerinden ötürü kısa sürede kanım kaynadı. Acaba önceki iki albümde nasıl takılmışlar diye bakma ihtiyacı hissettim. 2014 tarihli ilk albüm Sírvase su copa aquí, kendine daha funk, daha hip-hop biçimde bir yol belirlemiş, adeta canlı dinliyormuş gibi bir atmosfer yaratmıştı. Ama asıl tokadı, 2015 yılına ait ikinci albüm Nadie al volante'den yedim. Grubun bileşenlerini oluşturan funk, hip-hop, rock (arada bir de reggae) türleri tek vücut halinde nefis şarkılarla bütünleşmiş, funk coşkusu ete, kemiğe, kafaya, göze büründürülmüş, hem yerinde duramayan, hem de durduğu yerden hiç kımıldamayan bir istikrar sergilemişler.

Nasıl olduysa tek çatı altında toplanmışlar dedik ama nasıl olduğu çok belli. Farklı gruplarda olup da tek seferliğine jam yapmış olsalar bile gaza gelip Funkiwi's'i kurmuş olabilirler. Nadie al volante ile de zirveye ulaşmışlar adeta. O kadar eğlenceli ve enerjik bir sound ki, dinleyeni çaldıkları kulübe sokup orada ter içinde bırakıyorlar. Gitarı, bası, davulu, nefeslileri, vokali her bir unsuru kendi şovlarını yaptıkları gibi, kolektif bir hava da yakalamasını biliyorlar ki, zaten bu karışımın en keyif veren yanı da o kolektiflikten ortaya çıkan dinamizm. Uzun zamandır karşıma albüm bazında İspanyolca kaliteli rock, funk, pop vs. çıkmadığı için soğukluk hissediyordum. Ama Funkiwi's, cıvıl cıvıl müziklerine ayak uyduran tempolu vokal tarzıyla da ekstra bir ritim kazanıyor. Farklı vokalistlerin yarattığı çeşitlilik, kimi zaman rap yapılması, pek sık olmasa da soul dokunuşları, işin müzikal cümbüşünün altında kalmamaya çalışıyor. O cümbüşe renk katıyor.

Ladrón, ¿Hasta Cuándo?, Entre Barrotes, Grito a la Tierra, Funkiwi's in da House, 4ª Dimensión gibi benim şimdilik favorilerim olan şarkıların coşkusu, kısa süreliğine diğerlerindeki detayları görmemi engellemiş olabilir. Ama Ritmo Hostil'in o tatlı funk/reggae/ska karışımı tadı, El Mundo Es Nuestro'nun tropik latin esintileri, jazz funk olarak başlayıp punk olarak devam eden, sonra tekrar başlangıçtaki tonuna geri dönen kapanıştaki Teletranspórtate'nin ustalığı görülmeyecek gibi değil. Zaten albümü şarkı şarkı değerlendirmek bile tuhaf geliyor. Sanki kendi içinde değişip dönüşen tek bir şarkı çalıyorlarmış gibi bir bütünlük hakim. Her şarkıda o canlı müzik duygusu var. Aynı anda birkaç türe göz kırpan uçarılık, kendi iç disiplininin bilincindeki bir funk rock olgunluğuyla çok iyi dengeleniyor. Albümün bir sürü lokomotifinden biri olan Funkiwi's in da House'taki o 90'lar Red Hot Chili Peppers lezzeti, aslında bu karışımların zamansızlıklarını en iyi ifade eder nitelikte. Yine de son albüm Mondo roto'daki sertliği, Nadie al volante'deki yumuşatma becerisi Funkiwi's'in gerçek kimliğini yansıtıyor diye düşünüyorum.

1. Ladrón
2. Grito a la Tierra
3. A Todo Groove
4. ¿Hasta Cuándo?
5. Ritmo Hostil
6. Entre Barrotes
7. Funkiwi's in da House
8. El Mundo Es Nuestro
9. 4ª Dimensión
10. Teletranspórtate

5 Temmuz 2017 Çarşamba

311 - Mosaic


1988 yılında Omaha'da solist Nick Hexum'un bodrumunda kurulan 311 (three eleven), takvimler 2017'yi gösterdiğinde 12 albümü devirmiş bulunuyor. Artık adamlarda nasıl bodrumlar varsa, oradan çıkınca adım adım şöhrete kavuşuyorlar. Gerçi 311, Amerika dışında öyle aman aman şöhretli bir grup sayılmaz. Yine de kendi çaplarında önemli hayran kitleleri mevcut. 12 albüme kadar dağılmadan bu günlere gelmek kolay değil. Başta dört kişi olarak başlasalar da kısa sürede bir kişi takviye ile beşli olarak yollarına devam etmişler. İlk yıllarında sadece 1-2 eleman değişikliği yaşamışlar. Ama Hexum, Chad Sexton (davul, perküsyon, programming) ve P-Nut (bas) üçlüsü baştan beri grubu sürüklemişler. Müzikal olarak alternative rock, rap rock, funk rock, reggae rock, alternative metal, funk metal şeklinde uzattıkça uzatılabilecek bir perspektifleri var. Hepsinden biraz biraz, en çok da alternative rock ile reggae'nin buluşmasından serinletici, bazen de gayet gaz verici şarkılar üretmişlikleri var. İşin içinde reggae olunca, yaz mevsimiyle birlikte anıldıkları çok oluyor. Hatta çağdaşlarından farklı olarak bazı şarkılarında fazla derine dalmadan progressive takıldıkları da görülmüştür.

12 albümleri arasından sadece 2009 tarihli Uplifter'ı baştan sona dinlemişliğim, 2-3 şarkı dışında unutup gitmişliğim vardır. O 2-3 şarkı hangileridir onları da unutmuş olabilirim. 50 First Dates soundtrack albümündeki The Cure coverı Love Song dışında ismen hatırladığım bir şarkıları yok. Tabii atladığım onca albümleri arasında baştan aşağı iyi olan ya da içinde iyi şarkılar barındıranlar vardır. Ama 311 benim için hiçbir zaman takip edilesi bir oluşum olmadı. Belki psikolojik olarak onları nefret ettiğim Amerikan kolej kökenli uyuz pop punk güruhu ile özdeşleştirmiş olabilirim. Zira önceki bazı şarkılarından o tip bir negatif elektrik almışlığım var. Mosaic'e kulak vermem yönünde nasıl bir elektrik almışsam teşekkür ediyorum. Çünkü beğendiğim bir albüm oldu kendisi. Çocukluk, gençlik dönemleri ile ilgili bölük pörçük fikirlerim olduğu için, Mosaic bana gerçek bir olgunluk dönemi işi gibi geldi. 2017'de Public Enemy, John Mellencamp, Depeche Mode, Goldfrapp gibi devlerin bile birbirinden berbat albümlerle geri döndükleri günler yaşıyoruz. Bunu düşünürsem, Mosaic gibi geçmişten iyi dersler çıkarmış bir albümün önemi benim için biraz daha öne çıktı sanırım.

Albüm Too Much To Think ve Wildfire gibi iki enfes pop rock / reggae kırması şarkıyla başlayınca, güzel dakikalar geçireceğim yönünde oluşan fikirler, özellikle Extension, Inside Our Home, Hey Yo, The Night Is Young gibi diğer lezzetlerle perçinlendi. Aralarda Perfect Mistake, Face In The Wind, Days Of '88 gibisinden klasik alternative rock gazı içeren parçaların bünyede yaratması muhtemel Linkin Park türü zehirlenmeye karşı Island Sun, Places That The Mind Goes ve benzeri yumuşatıcılarla denge kurulmuş ya da kurulmaya çalışılmış. Şimdilik 17 şarkılık albümün 7 şarkı fazlası olduğunu düşünsem de, bu 7 şarkı da iyi kötü bir şekilde kendini dinletiyor. Çünkü sözünü ettiğim olgunluk emareleri onların kimi anlarına da sinmiş denebilir. Fakat geri kalan 10 şarkı bile Mosaic'i 2017'nin en keyif verici 100 albümü arasına sokuyor bence. Rock ve reggae'yi bu kadar hoş biçimde onlardan başka yan yana getiren başka bir grup bilmiyorum. Tabii duyduğum çok oldu ama hiçbiri kayda değer bir sentez oluşturamamış sıkıcı şeylerdi. Yaz mevsimine yakışan serinlikte olduğu kadar, tecrübenin verdiği ince enstrüman şovlarıyla bezeli rock kıvraklığıyla da yoğrulmuş Mosaic, tatlı sert güzellikleriyle iyi bir albüm.

1. Too Much to Think
2. Wildfire
3. The Night Is Young
4. Island Sun
5. Perfect Mistake
6. Extension
7. Inside Our Home
8. 'Til the City's on Fire
9. Too Late
10. Hey Yo
11. Places That the Mind Goes
12. Face in the Wind
13. Forever Now
14. Days of '88
15. One and the Same
16. Syntax Error
17. On a Roll

30 Haziran 2017 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Haziran 2017)

Portugal. The Man - Woodstock
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Pop, Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Easy Tiger"
Bei Bei & Shawn Lee - Year of the Funky
Yıl: 2017 Çin / İngiltere
Tür: Funk, Soul, New Age
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavasiyesi: "See You Again"
 
The Secret Sisters - You Don't Own Me Anymore
Yıl: 2017 ABD
Tür: Country, Folk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "King Cotton"
KARI - Wounds and Bruises
Yıl: 2013 Polonya
Tür: Art Pop, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Am Your Echo (feat. Modo Stare)"
The Akulas - Rustines
Yıl: 2017 Yunanistan
Tür: Surf Rock, Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Special 230"
Husky - Punchbuzz
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Punchbuzz"
Delays - Star Tiger Star Ariel
Yıl: 2010 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rhapsody"
The Birthday Massacre - Under Your Spell
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Gothic Rock, Synthpop
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "One"
Hell Camino - Hell Camino
Yıl: 2017 ABD
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dead and Gone"
Songhoy Blues - Résistance
Yıl: 2017 Mali
Tür: Funk Rock, Songhai Music, Afrobeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sahara"
Bananafish - VIV
Yıl: 2017 Rusya
Tür: Post-Punk, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Someone"
 
The Cold Stares - Head Bent
Yıl: 2017 ABD
Tür: Hard Rock, Heavy Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Price to Pay"
Lorde - Melodrama
Yıl: 2017 Yeni Zelanda
Tür: Electropop, Art Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Homemade Dynamite"
Lindsay Buckingham Christine McVie - Lindsay Buckingham Christine McVie
Yıl: 2017 ABD / İngiltere
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sleeping Around the Corner"
 
Rose Hill Drive - Mania
Yıl: 2017 ABD
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mania"
Omar Souleyman - To Syria, With Love
Yıl: 2017 Suriye
Tür: Dabke, Arabic Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ya Boul Habari"
Five Horse Johnson - Jake Leg Boogie
Yıl: 2017 ABD
Tür: Southern Rock, Stoner Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hard Times"
London Grammar - Truth is a Beautiful Thing
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Indie Pop, Dream Pop, Art Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Who Am I"
 
Ünlü - Son Defa
Yıl: 1996 Almanya / Türkiye
Tür: Hard Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Estarabim"
Michael Jackson - Thriller
Yıl: 1982 ABD
Tür: Pop, Soul, Funk, Disco
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Billy Jean"

23 Haziran 2017 Cuma

KARI - I Am Fine


Świnoujście/Polonya doğumlu Karolina Bis ya da Kari Amirian, 13 yaşında müzik okumak üzere Varşova'ya taşınmış ve Polonya'nın en köklü müzik okulu olan Fryderyk Chopin University Of Music'ten mezun olmuş bir müzisyen. İlk stüdyo albümü olan Daddy Says I'm Special'ı 2011'de çıkararak müzik dünyasına adım atan Kari, bu albümle yine ülkesinin prestijli müzik ödüllerinden, aynı zamanda mezun olduğu okulun adını taşıyan Fryderyk ödüllerinde "Yılın Debut'u" kategorisine aday gösterilmiş. Ardından ülkesi ve bazı Avrupa ülkelerinin indie müzik festivallerinde çıkması için davetler almış. Buralarda gösterdiği performanslar neticesinde ardına iyi bir rüzgar alınca 2012'de müzik yapımcısı ve Modo Stare adlı grubun lideri Jon Headley ile çalışmak üzere İngiltere'ye gitmiş. Burada Jon Headley ile birlikte John Pullan, Callum Harvie ve Chris Headley'den oluşan bir takımla ikinci albüm Wounds and Bruises'i 2013 yılında çıkarmışlar. Albüm bir takım işi olduğundan, KARI şeklinde bir isim değişikliğiyle piyasaya sürülmüş. Olay Polonya'dan Britanya'ya taşınınca indie manada popülaritede ve hayran kitlesinde bir miktar artış da kaçınılmaz olmuş.

Daddy Says I'm Special'ı henüz dinlemedim. Ama Wounds and Bruises'i çıktığı sene dinlediğimi hayal meyal hatırlıyordum. Tekrar somutlaştırmak adına bu albüme geri döndüğümde indie pop/folk, ambient, trip hop ve deneysel elektronik türlerinin buluşmasından meydana gelmiş kaliteli fakat zahmetli bir albüm olduğuna dair o zamanki düşüncelerimde bir değişiklik olmadığını fark ettim. Bu saydığım tür buluşmasına kısaca "art pop" denmesindeki mantık da işin zahmetli kısmını oluşturuyor. Güçlü, ruhani, aynı zamanda kırılgan ve melankolik bir albüm olmasından ötürü Wounds and Bruises genel olarak pozitif yorumlara nail olmuştu. Peşinden çıktığı Avrupa turnesi de grubu ve Kari'yi indie camiaya iyice kabul ettirmişti. Ama benim için albümün yoğunluğu biraz fazla art pop içerdiği için kekremsi bir tat bırakmıştı. O yüzden kendisiyle dostça vedalaşıp ayrıldık ve kendisinden bir daha haber almadım. Ta ki, tesadüfen 9 Haziran 2017 tarihli yeni albüm I Am Fine'a rastlayana kadar. Aradan geçen 4 yılın Kari üzerindeki bana göre çok olumlu etkilerini görüp mutlu oldum. Tekrar beraber olduğumuzu ve bu kez daha uzun süreceğini hissettim.


Bu olumlu etkileri açarsak, Wounds and Bruises'a nazaran benim için artık daha dinlenebilir bir indie/dream pop soundu ve daha kolay adapte olunan tarzda şarkılar mevcut. Bu iki türün birbiriyle yakınlaştığı şarkılara ayrı bir ilgim var. Ne iddiasız, yavan bir indie pop, ne de rüyaya dalıp vasatlaşmış dream pop... İkisinin buluşması bir ayağı gerçeğe, diğeri rüyaya ait olduğu vakit tadı bir başka oluyor. Tabii kötü şarkılarda istediği kadar iki farklı ayağı olsun, bir halta benzemez o ayrı. Ama I Am Fine gösteriyor ki, Kari Amirian bu kaynaşmayı çok iyi şarkılarla perçinlemiş. Açılışı yapan Runaway, hemen arkasındaki Talk To Me, Sirens, War gibi şarkılar, hemen hemen hepsi için aynı övgülerde bulunacağım renkte, karakterde ve lezzette. Onlar sayesinde yaşama sevinci ve hüznü aynı kapta karıştırıp önümüze bu lezzeti koyması, bir dinleyici olarak benim nazarımda adeta Kari'nin yeniden doğuşu gibi. Bu dinlenebilirlik ve kolay adaptasyon kesinlikle bir basitlik olarak görülmemeli. İşin içinde "pop" kelimesi varsa, önüne pekala "art" koymadan da kaliteli birşeyler yapılabileceğini göstermesi önemli.

Tabii Jungle Boy, Glow ve Reason'dan oluşan ayrı bir grup var ki, onların olayı da ayrı bir hoş. Orta tempo kıvraklığıyla, vokal dizaynlarıyla inceden Afrika ezgileri, ritmleri ve coşkusu barındırmaları albüme çeşni katıyor. Popun önüne "art" koymuyor dedik ama, burada popüler bir bakış yanında bazen kırıntılarla, bazen külçelerle desteklenmiş bir farklı pop bilinci var. Kimi buna sanatsal pop der, kimi ise sadece farklı. Kari'nin geçmişine dair izleri de yeni albümde bu sayede sürebiliyoruz. Mesela Tammy'nin progressive pop demeyi sevdiğim duruşu bir örnek. Kapanıştaki yaklaşık 8 buçuk dakikalık Unanswered'ın tutku dolu epik kimliği de keza öyle. Polonya doğumlu olmasına rağmen, müzikal anlamda İngiliz sayılabilecek Kari, yine müzikal ve vokal anlamında Lykke Li, Stina Nordenstam, Björk, Junip gibi İskandinav kadınlarına daha yakın bir duruş sergiliyor. Çok ayrıksı bir vokali yok. Ama bu saydığımız isimlerin de yok. Onlar tıpkı Kari gibi seslerini yaptıkları müzik ile birlikte yoğurmakla kendi yollarını çizmiş isimler. Çok büyük ihtirasları olamayan, fırtınalarını kendi içlerinde yaşayan, iddiasızlıklarıyla iddialı, "ben böyle gayet iyiyim" diyebilen pop sanatçıları.

1. Runaway
2. Talk to Me
3. Jungle Boy
4. Sirens
5. Birds of Paradise
6. Tammy
7. War
8. Glow
9. Volcano
10. Reason
11. Unanswered

17 Haziran 2017 Cumartesi

Rinôçérôse - Futurinô


Fransız grup Rinôçérôse’un müzikal tarifi pek çok yerde “French House” olarak geçiyor. Özellikle “house” kelimesine temkinli yaklaştığımdan (aslında hiç yaklaşmadığımdan!) ötürü kendilerini İbiza toplama albümleri müdavimlerinden biri olarak önyargılayıp uzunca süre bulaşmamıştım. Lakin Futurinô isimli son albümlerine şöyle bir şans verip, sıkıcı tempodan biraz uzaklaşmak, havuz, deniz, güneş, açık büfe düşleri kurmak istediğimde karşıma çıkan müzik beni önce dumura uğrattı, sonra yaladı yuttu. Bunca yıl Rinôçérôse insanlarını yarı çıplak DJ bronzluğunda sandığımdan ötürü “şaka mı bu” diyerek önceki 6 albümlerinden 3’üne de şöyle bir baktım. Belli bir vasatlığı aşamayan, gitarların sürüklediği tekno, dub, elektronik, hatta bazen trip hop gidişatlarına rağmen, arada tek tük hoşuma giden parçalar dışında fazla numara göremedim. İyi ki önce bu albümleri dinlememişim diye düşündüm. Öbür türlü Futurinô’yu bulup dinler miydim, emin değilim. Albüm kapağında dört kişi olmasına karşın bir kaynaktan geri hizmetle birlikte toplam yedi kişi olduklarını okuduğum,1997’den beri albüm çıkaran Rinôçérôse ahalisinin bana göre çıkardığı o kadar albüm arasından en iyisi Futurinô kesinlikle.

Panic Attack, Time Machine, Tomorrow gibi şarkılar uzun süre dinlemekten sıkılmayacağım türden akıl küpü dans şarkıları. Bazı şarkıların erkek, bazılarının kadın vokalli olmasının getirdiği lezzeti böyle usta işi şarkılarla tatmak büyük zevk. Bu albümde uzun dub tripleri veya canhıraş tekno tekdüzeliği yok. Onun yerine Mind City ve Touch Me gibi synth pop-electro disco hoşlukları var. Hatta Head Like A Volcano adlı düpedüz bir indie rock, My Cadillac adında da düpedüz bir synth punk bile var. Tabi o “düpedüzlük” bu türlerin Rinôçérôse tarafından kendi mutfaklarında kendi baharatlarıyla pişirdikleri türden. İster makineden çıksın, ister canlı olsun, tüm albümlerinde olduğu gibi gitar yine her köşede ve iyi ki de var. En yakın örneklerden biri olarak mesela The Heroic Sculpture of "Rinôçérôse"u ilk duyan birisi rahatlıkla Bodyrockers dinlediğini sanabilir. Halbuki Rinôçérôse, referans olarak hiçbir yerde ismine rastlamasam da dünkü gruplardan farklı biçimde çok uzun bir süredir yaşamaktaydı. Sadece tek eksikleri kariyerlerinde Futurinô gibi bir albümün olmayışıydı belki de.

1. Panic Attack
2. Time Machine
3. Where You From?
4. Head Like a Volcano
5. Mind City
6. Touch Me
7. The Heroic Sculpture of "Rinôçérôse"
8. Tomorrow
9. My Cadillac
10. Weekend of Sin

8 Haziran 2017 Perşembe

Puta Volcano - Harmony Of Spheres


Yunanistan'ın grunge/stoner alemine kazandırdığı bir diğer sıkı grup olan Puta Volcano, 2015'teki The Sun'ın ardından Harmony Of Spheres ile kalitesini perçinliyor. Bindikleri alamet nereye gider bilinmez ama doğru yolda oldukları kesin. Zira Harmony Of Spheres ile The Sun'ın üzerine koyarak o doğru yolda ilerliyorlar. Luna Stoner, Alex Pi, Bookies ve Steven Stefanidis dörtlüsünden oluşan grup, 90'lardan aldıklarını modifiye etme konusunda yurttaşları Planet Of Zeus'un izinden gittiklerini gizlemiyorlar. Bu iki grup hem soundlarıyla, hem yazdıkları şarkılarla, hem de albüm performanslarıyla benim diyen İngiliz, Amerikan gruplarının çoğuna nal toplatacak kalitede işler çeviriyorlar. Evet ingilizce söylüyorlar ama bağlı oldukları müzik türünü baygın tembelliklere kurban etmiyor, güçlü rifflerle bezeli, ruhu olan rock şarkılarına uygun yazıp, çalıp, söyleyerek onun itibarını güçlendiriyorlar. Coşkulu, tutkulu, zeki ve çok güçlüler. Puta Volcano, bu özelliklere bir artı daha ekleyerek Luna Stoner sayesinde bu müziğin kadın vokal yönünden de gücünden bir şey yitirmeyeceğini ispatlıyor.

Luna Stoner'ın öyle rock tarihindeki efsane kadın vokal referanslarıyla tanımlanabilecek ayrıksı bir sesi yok. Ketumluğunu sert çığlıklarla süslemeyi bilen ve takım oyununa iyi adapte olmuş bir kadın. Zaten Puta Volcano'nun başrolünde o yok. Çünkü Puta Volcano'nun başrolünde dört Puta Volcano üyesi var. Albümün 8 şarkısında da hissedilen ortak enerji, kimseyi geri plana atıp öne çıkarmıyor. Besteler kendi disiplinlerine hakim, ancak kendi içlerinde başka yollara sapabilecek yetkinlik taşıyorlar. İlk dinlediğimde açılıştaki öncü kuvvet Dune'a, basit bir gitar melodisinden olağanüstü bir stoner canavarı yaratan Neon'a, dinamizmleriyle derime nüfuz eden Jovian Winds ve Afterglow'a tav oldum ki, bunlar albümün sadece yarısıydı. Progressive stoner rock diyebileceğimiz Bird ve Infinity, stadyumda atmosferinde çalıyorlarmış hissiyatı veren Zeroth Law ve bana Soundgarden'ın ağır bestelerini andıran Moebius ile tamamlanan döngü, dolu dolu yaşadığım yaklaşık 35 dakikanın tadını damağımda bırakıyor. Harmony Of Spheres sayesinde artık son yılların en heyecan verici stoner rock gruplarından biri olarak görmeye başladığım Puta Volcano, artık bir ekol oluşturmaya başlamış Atinalı grupları daha dikkatle takip etme isteğimi kamçılıyor. Tam şu anda Neon çalıyor ve ben yine kamçılanıyorum.

1. Dune
2. Bird
3. Jovian Winds
4. Zeroth Law
5. Neon
6. Moebius
7. Afterglow
8. Infinity

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mayıs 2017)

Los Straitjackets - What's So Funny About Peace, Love and Los Straitjackets
Yıl: 2017 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shake and Pop"
Blondie - Pollinator
Yıl: 2017 ABD
Tür: Synthpop, New Wave, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fun"
Funkiwi's - Sívase su copa aquí
Yıl: 2014 İspanya
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Quién me invita"
Ninth & Final - This Ancient Fire
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ace"
 
The Black Zebra - Nonsquare
Yıl: 2017 Portekiz
Tür: Post-Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cassiopeia"
 
Интершум - Интершум
Yıl: 2017 Rusya
Tür: Funk Rock, Instrumental Alternative Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Огненный Тигр"
Kasabian - For Crying Out Loud
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Alternative Dance, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Twentyfourseven"
 
The Legends - Nightshift
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cash"
 
Underground Lovers - Staring at You Staring at Me
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Rock, Shoegaze, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seen It All"
Anewal - Osas - It's Time
Yıl: 2017 Nijerya
Tür: Tuareg Music, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chet Azawad"
Brother Ape - Karma
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Progressive Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hina Saruwa"
VA - Uzelli Psychedelic Anadolu
Yıl: 2017 Türkiye
Tür: Psychedelic Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Akbaba İkilisi - "Şeker Oğlan"
VA - The Girls Want The Boys! Sweden's Beat Girls 1964-1970
Yıl: 2016 İsveç
Tür: Pop, Oldies
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Mona Wessman - "Vädret"
Ali Farka Touré - Niafunké
Yıl: 1999 Mali
Tür: Mande Music, Acoustic Blues
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "ASCO"
Dreamcar - Dreamcar
Yıl: 2017 ABD
Tür: New Wave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Born to Lie"
Girls Who Care - Light Sleeper
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Rock, Dream Pop, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Birds & Planes"
 
White Zombie - Astro Creep: 2000 - Songs of Love, Destruction and Other Synthetic Delusions of trh Electric Head
Yıl: 1995 ABD
Tür: Industrial Metal, Alternative Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "More Human Than Human"
Dogtown and Z-Boys OST
Yıl: 2002 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Jimmy Hendrix - "Easy Rider"
The Afghan Whigs - In Spades
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Demon in Profile"
Soundgarden - Down on the Upside
Yıl: 1996 ABD
Tür: Alternative Rock, Grunge
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Burden in My Hand"

28 Mayıs 2017 Pazar

Wild Kisses - Wild Kisses


Rutin Bandcamp turlarım esnasında, gelin görümce selfiesi gibi kapağıyla ve altında yazan "garage rock, rock and roll, New York" etiketleriyle dikkatimi çeken Wild Kisses isimli albümü dinlemek için hiç tereddüt etmedim. 12 şarkıyı bir solukta bitirdikten sonra henüz ilk solukta iyi bir albüm daha kazanmış olmanın tadını aldım. Bu şarkıları yazan, düzenleyen, yapımcılığını üstlenen, piyano, armonika ritm ve bas gitar çalan Dean Landew'in projesi olduğu anlaşılan Wild Kisses, aynı isimdeki bu albümü ile enerjik, tutkulu, köklerine bağlı, aynı zamanda modern prodüksiyon sayesinde olgun bir rock sunuyor. Kapaktaki hanımlar Mimi Devaney ve Lillian Davila ise tüm şarkılara vokal yapan iki kardeş. Landew için çok isabetli bir karar diyebiliriz. Zira bu şarkıları bir erkek seslendirmiş olsaydı, şarkılarda açığa çıkmayı bekleyen türlü duyguyu Mimi ve Lillian'ın açığa çıkardığı gibi yapabilir miydi, bence yapamazdı. Klasik ve blues rock kodlarını daha çok konser atmosferine uygun bir eğlence / enerji dinamikleriyle birleştiren (yavaş anlarını da ona göre modifiye eden) Landew, mikrofonu kendisine veya başka bir erkek vokale vermeyerek, bu sayede sıradanlaşabilecek bazı şarkılara bile karakter katmış diyebiliriz.

Daha ilk şarkı Magic Little Star ile şeklini ortaya koyan, hatta diğer şarkılarda nadir olan The B-52's titreşimleri de yayan Wild Kisses, 14th Street ile kısa süreliğine tipik bir "iyi açılış sonrası yavan şarkıları sıralayan albüm" önizlenimi uyandırma girişiminde bulunsa da, birer birer toparlanarak, özellikle ortalara doğru Mark, Paul and Vinnie, I Like To Shake It, Magnificent Friend üçlüsüyle güçlü bir blok oluşturarak tez vakitte önyargıların önünü kesiyor. Zaten o bloktan sonra gelen hiçbir şarkı kulağa vasat gelmiyor. Albüm birden fazla döndükçe Sparks Inside My Body, Feels So Fine, I Wanna Feel Your Touch, Sunday Night Pain (bu ne güzel bir şarkı ismidir!) içindeki güzellikleri birer birer açığa çıkarmaya başlıyorlar. Böylece albümün oturduğunu, kokusundan pişmeye başladığını anladığınız bir yemek gibi fark ediyorsunuz. Ortam bir anda canlı müzik çalınan bir bara ya da biraz daha geniş bir konser alanına dönüşüveriyor.

Klasik rock unsurlarıyla birlikte piyano, saksafon, armonika destekli bu rock müzik, adını sanını duymadığımız Dean Landew'in tecrübesini, hakimiyetini, aynı zamanda paylaşımcılığını ortaya koyar nitelikte. Albüm boyunca üç farklı (ve çok iyi) davulcuyla çalışması, "uçuk kaçık deneysel işler yapayım da, alemden farklı görüneyim" gibi bir düşünceden uzak durması bu duruma ince örnekler teşkil ediyor. Klasik rock da yeri geldiğinde çok sıkıcı olabiliyor. Ama Wild Kisses, genellikle bu şablonun eğlenceli, diri nakaratlı ve canlı müzik ruhlu taraflarından beslendiği için tat veriyor. Tabii şu Ahu Tuğba filmlerinin disko sahnelerindeki figürasyondan fırlamış gibi duran iki kardeşin fotoğrafından mürekkep albüm kapağını da sayarsak, Landew'in kendini değil, müziği ve bu iki kardeşin leziz vokalini ön plana çıkarmaya çalışması da yersiz ego problemleri olmadığının bir işareti.

1. Magic Little Star
2. 14th Street
3. Wild Wild Kisses
4. Sparks Inside My Body
5. Feels So Fine
6. Mark, Paul and Vinnie
7. I Like To Shake It
8. Magnificent Friend
9. I Wanna Feel Your Touch
10. Sunday Night Pain
11. Her Dream Burns Bright
12. Never Be Defeated

25 Mayıs 2017 Perşembe

Djustin - Voyagers


Acid House Kings, Club 8, Eternal Death, The Legends, Pallers, Poprace gibi grup ve projelerin mimarı, son grup kurucu İsveçli Johan Angergård'ın 2015'te kurup ilerde lazım olur diye bir kenara koyduğu Djustin, 2016'daki Tryst adlı EP'nin ardından Mayıs 2017'de ilk albümü Voyager'ı görücüye çıkarıyor. Aslında Voyager, Angergård'ın 2017'ye ait ilk işi değil. Tek kişilik projesi The Legends'ın 6. albümü Nightshift de bir ay önce çıkmıştı. Bir The Legends takipçisi olarak Nightshift'in yarattığı hayalkırıklığı üzerine hiç ummadığım anda duyduğum Djustin'in de Angergård'a ait olduğunu öğrenmek karışık duygular yaşattı. Acid House Kings, Club 8 ve The Legends dışında tanıyıp takip etmediğim Angergård plan ve projelerinden birini daha benimsemiş olmak sevindiriciydi. Üstelik Voyager'ın çoğu Club 8 ve The Legends albümünden daha iyi olduğunu görmek de ekstrasıydı.

Djustin projesi, Club 8 ve Eternal Death'ten sonra Johan Angergård'ın yanına billur sesli bir kadın vokalist alarak ikili takıldığı üçüncü grubu. Bu kez yanında, geçmişte sadece Amerikalı Shoestrings adlı bir ikili bünyesinde tek albüm çıkarmışlığı olan Rose Suau var. Resmi web sitelerinde yazdığına göre her ikisi de batıl inançlara sahip, her ikisi de ortanca olan, aynı yıl doğmuş, aynı müzik zevklerini paylaşan Angergård ve Suau'nun kimyaları da tutmuş görünüyor. Tüm projelerinde elektronik ve pop tabanlı bir tarzı olan Angergård'ın Djustin ile 80'ler synthpop ve synthwave stiline bağlılığı, bir bağlılık olmanın ötesinde, bir kendini ifade biçimine dönüşmüş. Bu ifade edişteki geçmiş ve şimdiki zaman bağlantısı çok spontane göründüğü için şarkılardaki elektronik yoğunluğun tadına varmak, özellikle 80'lere düşkün kesimi ziyadesiyle mesut edecektir. Angergård'ın Nightshift'te yaptığı da yine 80'ler ruhunu çağırmak üzerineydi. Ama o kadar sıkıcı şarkılar yazmış ki, Voyager bu albümün üstüne ilaç gibi geliyor.

9 şarkılık Voyager, her biri kendinden sorumlu ama bir yandan da birbirlerinden güç alan synthpop, electropop, synthwave örneklerinden oluşmakta. Neon ışıklar altında hayat bulan bu müziğin günümüzde hala keyifle dinleniyor olmasının yanına, bir tatlı hüzün de koymayı ihmal etmeyen post 2000 müzisyenleri, Voyager gibi albümler yaptıkça biz nostalji severleri de bir şekilde avlamayı başarıyorlar. Djustin'in bu avı gerçekleştirmesinde başı çekenler bana göre Dancing, Voyagers, Waiting, Advance, Millions ve kapanıştaki Illumination şarkılarıydı. Leziz synth yoğunluğu, Rose Suau'nun buğulu / büyülü sesi ve önceliği dans ettirmeye değil kalite ortaya çıkarmaya veren şarkı bilinciyle Djustin, dev kitlelere olmasa da, hitap ettiği kitleye doğru kanallardan girecek unsurlara sahip bir ikili. Uzun zamandır sesi çıkmayan Acid House Kings'in bu sessizliğini Djustin gibi projelere yormak isteyen ayrı bir kitlenin varlığı da söz konusu. Varsın o cephede sessizlik olsun. Grup kurmayı WhatsApp grubu kurma sıklığında yaşayan, alternatif pop müziğe kendini adamış Angergård sürekli grup kurmaya devam etsin.

1. New Preset
2. Dancing
3. Voyagers
4. Waiting
5. Advance
6. Shift
7. Birthday
8. Millions
9. Illumination

19 Mayıs 2017 Cuma

Lotte Kestner - Covers


Indie rock grubu Trespassers William'da çalıp söyleyen, beraberinde kendine Lotte Kestner sahne adıyla bir solo kariyer de oluşturan Anna-Lynne Williams, daha çok enfes coverlarıyla tanınan bir folk ve dream pop müzisyeni. Yani en azından benim tanıdığım kadarıyla öyle. Kendisini biryerlerde duymuşluğum var mı, onu bile bilmiyorum. Zaten bu albümün adı "Covers" olmasa oturup dinleyeceğim de şüpheliydi. Ama onun farkına varmama vesile olduğu için iyi ki eksantrik bir isim yerine bu güzel albüme Covers adını vermiş. Coverlardan oluşan bir albüm ne kadar güzel olabilir sorusunun cevabını kendime göre çoktan vermiş olduğum için bazı şarkılar dışında beni hiç yormayan, üzmeyen ama bolca kederlendiren, tuhaf bir keyifle boğazıma düğümlenen, zamanda yolculuğa çıkaran bir albüm oldu Covers. Hele günümüzde özellikle YouTube'un başını çektiği cover furyası düşünülünce, Lotte Kestner gibi tecrübe kokan müzisyenlerin yeniden yorumlarındaki kalite daha çok öne çıkıyor.

Covers albümü an itibariyle biraz kafamı karıştırmış durumda. 2017 tarihli olmasına rağmen şimdilik pek bir yerde böyle bir albümün çıktığına dair bilgi yok. Üstelik aynı kapağa sahip 2015 yılına ait Best-of: Requested Cover Songs adında 20 şarkılık bir derleme çıkmış. İçerik ise tamamen farklı. O zaman 2017 model Covers, gıcır gıcır coverlardan oluşuyor diye düşünüyoruz. 2015 modele bir ara geri dönmek üzere 17 şarkılık yeni albümden bahsedersem, kendi adıma 7 şarkılık bir fazlası olduğunu söyleyebilirim. Hayatımda ilk kez duyduğum bazı isimlerin, haliyle hayatımda hiç duymadığım bazı şarkılarının Kestner yorumları sanki "orijinali ne ki coverı ne olsun" hissiyatı verdi. Bir de artık milyon kere coverlanmış Imagine'in bir kez daha, üstelik özelliksiz biçimde yorumlamak çok gereksiz geldi bana.

Onları pas geçerek asıl cevherlere baktığımızda Wish You Were Here, Enjoy The Silence, How To Disappear Completely, Don’t Dream It’s Over, Fade Into You, I Get Along Without You Very Well gibi zaten orijinalleri her dinleyişte damardan giren mükemmel şarkıları bir de Lotte Kestner'in dokunsan ağlayacak sesinden dinlemek hem nostaljik bir yolculuğa, hem de farklı bir damardan enjekte edilen hüzün damlalarının tüm vücuda yayılmasına sebep oluyor. Özellikle hiç cover halini duymadığım efsanevi Wish You Were Here'ın Lottecesi, daha iyisi gelene kadar en iyisi bu dedirtti. Albüm sırf bu 6 şarkıdan oluşsa bile benim için hiç sırıtmazdı. Nitekim hoş ilaveler ile bu kahve karası hüzün içine küçük aromalar katılmış. Sevip sevmediğime tam karar veremediğim Lost Cause (Beck) ve Not A Job (Elbow) şarkılarının pek de fena olmadıklarını düşünmeye başladım mesela. Van Occupanther ve Where I’m Headed ise bir ara orijinallerine bakma isteği uyandıracak derecede iyi geldi. Covers, aslında bir "kendini iyi hisset" albümü olmamasına rağmen bazı anlarıyla hüzünden keyif alma mazoşitliğimize çanak tutan yapıya sahip. Hatta onun sesinden duymak istediğim bazı şarkıların listesini yapıp göndermeyi bile düşünüyorum.

1. Pink Moon (Nick Drake)
2. I Get Along Without You Very Well (Chet Baker)
3. Don’t Dream It’s Over (Crowded House)
4. Lost Cause (Beck)
5. How To Disappear Completely (Radiohead)
6. Wish You Were Here (Pink Floyd)
7. Rikk Agnew (Lisa Will Insult You, Darling)
8. Where I’m Headed (The One AM Radio)
9. I Don’t Know What I Can Save You From (Kings Of Convenience)
10. Van Occupanther (Midlake)
11. Imagine (John Lennon)
12. Fade Into You (Mazzy Star)
13. Not A Job (Elbow)
14. Alison (Slowdive)
15. Enjoy The Silence (Depeche Mode)
16. Do You Realize (The Flaming Lips)
17. I’m Going To Go Back There Someday (Gonzo)