15 Mayıs 2018 Salı

Novo Amor & Ed Tullett - Heiress


Ed Tullett, İngiltere'nin East Essex bölgesinden bir folk müzisyeni. Never Joy (2011) ve Fiancé (2016) adlı iki albümü, Trawl (2012) adlı bir EP'si var. Novo Amor (gerçek adı Ali Lacey) ise yine İngiltere'nin Caerdydd diye hiç duymadığım bir yerinden gelmekte. Onun da Woodgate, NY (2014) diye bir albümü, Bathing Beach (2017) diye de bir EP'si bulunmakta. Bu ikili 2013 Kasım'ında tanışıp hemen kaynaşmak suretiyle birlikte müzik yapmaya başlamışlar. Bu işbirliğinin ilk meyveleri Faux (2014) ve Alps (2016) adındaki iki enfes şarkı olmuş. Bu şarkılar kendilerini takip eden indie çevreler tarafından haklı övgüler almış ve albüm beklentileri artmış. Nihayet belli aralıklarla 4 yıl boyunca üzerinde çalıştıkları ilk albümleri Heiress, 2017'nin sonlarına doğru gün yüzüne çıkmış. Faux ve Alps'in yer almadığı albüm, onları hiçbir şekilde aratmayan 11 harika şarkıyla benim için 2017'ye damgasını vuranlar arasında yerini aldı.

Heiress, duyar duymaz vurulduğum bir albüm oldu. Normalde çok az folk albümüne bu şekilde ilk görüşte aşık olurum. Tabii bazı vurulma kriterlerim var. Örneğin işin içinde sadece folk gitarları olmamalı, tuşlular veya yaylılarla hem güçlü, hem kırılgan, hem de epik bir atmosfer yaratılmalı, şarkılar dream pop kuşağına yakın durmalı, ortaya nezih bir "dream folk" çıkmalı. Bunların hepsi ve henüz kelimelere dökemediğim başkaları Lacey - Tullett ikilisinin büyülü müziğinde mevcut. Açık konuşmak gerekirse, Heiress gibi albümleri ilk dinleyişte kabullenmem kolay olmaz. Çünkü çok fazla yoğun, ağır, katran karası bir keder ile yoğrulmuş karakterdedirler. Dinleyeni hemen içine almak istemez, onu uğraştırmak, çeşitli testlerden geçirmek isterler. Oysa Lacey ve Tullett sanki bir an önce o hüzne kendini hazır hisseden bünyeleri hiç vakit kaybetmeden kucaklamak, onlara ağlamaları için omuz vermek ya da onların omuzlarında ağlamak için çok güçlü bir keder samimiyeti kuruyorlar. Dinleyene hem huzur, hem de karamsarlık içeren çok acayip bir ağırlık yüklüyorlar.

Açılışta ilk görüşte aşk yaşatan Silvery, aslında albümün genel karakterinin de bir özeti sayılabilir. Hüznün binbir türlü hallerinden damıtılmış, bir albüme, o albümdeki 11 şarkıya ne kadar sığdırılabilirse o kadar sığdırılmış kolektif bir ruh. Konsept albüm diye düşünsek sırf müziğin bu bütünlüğü neticesinde olağanüstü bir deneyim. Sözler zaten o bütünlükten hiç kopmayan folk naifliğinde. Eşine az rastlanır bu karakteri veren en önemli unsur Novo Amor ve Ed Tullett'in inanılmaz sesleri. Ayrı ayrı ayırt edilmesi nüanslara bağlı bir yalnızlığın özetiyken, çift ses kullandıklarında destansı anlar yaratıyorlar. Ortaya Silvery, Vantablack, Anatome, Freehand, Amateur Blood, Euphor gibi harikulade besteler çıkıyor. 11 şarkı için ayrı birer paragraf açılabilir, hissettirdikleri üzerine bilinç akışıyla içimizi dökebiliriz. Fakat bu durum tıpkı onların müziklerine yansıttıkları gibi çok içe dönük, bazen kafası karışık, çoğunlukla acı çeken ama acısını içine dönmüş vaziyette yaşayan türden olacağı için herkesin ilgili paragrafta yazacağı şeyler de kendi acılarından beslenecektir.


Bu acı ve artık adı her neyse, onun bir standardı (var gibi görünse de) yok aslında. Mesela Cavalry gibi bir şarkı başından sonuna değişip dönüşen, asla nasıl süreceği ve nasıl biteceği kestirilemeyen bir progressive folk adeta. Pteryla'yı kazanmak oldukça zor. Ontario da kısa ama emek isteyen şarkılardan sayılır. Ama onlar bile Lacey ve Tullett'in derinlerindeki derinliği temsil etme yetisine sahipler. Piyano darbeleri müthiş bir gerilim yaratırken bir anda ortalık süt liman olur, çift vokal kendi bölümünü bülbül gibi şakırken arka planda kah bir slide gitar, kah yaylılar, ama hep bir ambient ambiyans vuku bulur. Şarkılar kendini aşar, kendilerine sinematik bir doku oluşturmaya başlarlar. Olay artık folk, rock, pop olmaktan çıkar. Dönüşüm kendi içinde kırılgan olduğu kadar kararlıdır da. Lacey ve Tullett, belki de milyonlarca folk müzisyeninin, hatta Fleet Foxes'ın ilk iki albümünde yaklaştığı, bazen ulaştığı zirveye eliyle koymuş gibi ulaşabilmektedir. Heiress belki kır kültürünün kenti reddedişini bir Fleet Foxes albümü kadar kesin çizgilerle çizmez. Ama Heiress bu kültürü Amerika'ya hapsetmeyip olması gerektiği gibi globalleştirir ve yitip gitmekte olanlara mükemmel ağıtlar yakar.

Bu her yüreğe erişim sağlayabilecek tavrı belki de en fazla Terraform'da hissederiz. O Terraform ki albümün göz bebeği. Çok sevdiğim şarkıların videolarını izlemekten korkarım. Şarkı iken yarattığı büyüyü videosunda bozan yüzlerce örnek sayabilirim. Terraform'un videosunu izlemekten de bir süre bu yüzden kaçtım. Ama dayanamayıp izledikten (hatta iki damla gözyaşı döktükten) sonra bir bütün olarak Heiress'in varoluş nedenlerini zihnimde katmanlaştırmak biraz daha kolaylaştı. Jorik Dozy ve Sil van der Woerd'in yönettiği 5 dakikalık video, Endonezya'da bulunan Ijen Dağı'ndaki zehirli kraterlerlerden sülfür çıkaran 100 kadar madenciden biri olan Bas'ın bir gününü özetliyor. Günde iki defa her biri 95 kilo çeken sepetlerle, hiçbir modern ekipman olmadan kraterden sülfür çıkaran bu insanlardan biri olan Bas, günde en fazla 10 dolar için yaptığı bu iş ile eşi ve küçük kızının geçimini sağlamaya, geleceğini kurmaya çalışıyor. Lacey ve Tullett de bu video ile hem farkındalık yaratmak, hem de Bas gibi işçilere ve ailelerine yardımcı olmak istiyorlar. (Konuyla ilgili detaylı bilgiye videonun yapımcılarının kurduğu ijenassistance.com adresinden ulaşılabilir.) Biz neden Bas ve ailesi için daha güzel bir dünya yok diye düşünürken, onlar şarkılarında "gezegeni yaşanabilir kılmak biraz zaman alsa da, bu değişimi gerçekleştirebiliriz" diyerek güçlü bir ümidi, güçlü bir müzikle birlikte taşıyorlar.

1. Silvery
2. Euphor
3. Cavalry
4. Amateur Blood
5. Pteryla
6. Vantablack
7. Anatome
8. Ontario
9. Dancer
10. Terraform
11. Freehand

9 Mayıs 2018 Çarşamba

The Postmarks - Memoirs At The End Of The World


The Postmarks, Miami’den çıkma bir pop üçlüsü. Tabiî pop kelimesi burada anlamını gayet piyasa dışı bir stil ile bulmakta. 60’ların, özellikle de Sean Connery’li James Bond filmlerinin tematik bütünlüğünü bozmayacak derecede retro bir pop ile, içine dahil olunması çaba gerektirebilecek ölçüde grileşmiş dream pop öğelerinin yoğunluğu sezilmekte. Bunun adı da pulp literatürde “seksi” olarak geçiyor çoğu zaman. Eski dost, aynı zamanda müzik ortağı Christopher Moll ve Jon Wilkins’in tüm enstrümanları paylaştığı, sesi kadar güzel Tim Yehezkely’nin şantözlüğünü yaptığı The Postmarks, 2007’den başlayıp hiç ara vermeden yılda bir albüm çıkarmış bir grup aynı zamanda. 2007’de kendi isimlerini verdikleri debut ile iyi bir başlangıç yapıp, yaz festivallerinin gülü Lollapalooza’dan, çocuk şovu Yo Gabba Gabba’ya kadar pek çok yere çıkmışlar. 2008’deki By The Numbers ile Bob Marley, Blondie, The Jesus & The Mary Chain, David Bowie, The Cure, The Ramones şarkılarının da yer aldığı 12 coverdan oluşan albümleriyle çizgilerini fazla bozmamışlar. Buradaki son “-mış”, bizzat benim yorumum. Zira grubun dinlediğim tek albümü de oydu bugüne kadar.

2009’un Ağustos ayında çıkan üçüncü albüm Memoirs At The End Of The World, bu kez tamamı grubun ortak bestesi 13 şarkıdan oluşuyor. Nefesliler, yaylılar, tuşlular, telliler derken, bugüne kadar ajanlı casuslu bir sürü filme yaptıkları müziklerle klâsikleşmiş Henry Mancini, John Barry, Lalo Schifrin gibi ustalara bolca göndermeler yapıyorlar sanki. Fakat retro da olsa pop yönlerinden ödün vermemeye gayret ederek. Cover albüm By The Numbers’da bile bu kadar etkileyici değillerdi açıkçası. Daha ilk şarkı No One Said This Would Be Easy başladığında vokale birden Shirley Bassey girecek sanıyor insan. Meğer grubun enstruman zenginliğini ve atmosfer yaratma kabiliyetini tüm gücüyle sunan büyülü bir parçaymış. Dinlemeye başladığım andan itibaren geride 12 parça daha olduğunu düşünüp koltuğuma daha bir rahat yerleşmemi sağladı. Gerisini hatırlamıyorum diyeceğim, yalan olacak. All You Ever Wanted, I'm In Deep, Don't Know Till You Try, Go Jetsetter, My Lucky Charm öyle pat diye unutulacak şarkılar değil benim için. Böylesine güçlü orkestrasyonlara sahip şarkıların Yehezkely’nin neredeyse albüm süresince hiç değişmeyen düşük vokal tonuyla seslendirilmesi ise ciddi bir risk gibi görünebilir. Ama bu sayede müzikal zenginlik daha ön plana çıkmış, bu vokal de şık bir davette o zenginliğe eşlik etmiş sanki.


Retrodan ekmek yemek isteyen grupların sayısı son zamanlarda hayli arttı. Samimiyetleri tartışılması gerekenlerin sayısı bana göre fazla olmasına rağmen, arada The Postmarks gibilerin çıkması sevindirici. Burada esasen neye seviniyoruz? 2009 model bir grubun ne kadar eski kalabildiğine mi? Retronun moda hale gelmesini fırsat bilip, 60’lar, 70’ler, 80’ler gibi giyinerek ilgili dönemlerin soundlarını taklit etmek bir marifet değil. Bunu yaparken o ruhu yakalamayı başaran iyi şarkılar da yazmak gerek. Benim için The Postmarks gibilerinin sevindirici olması, retroyu kendi modern müzik anlayışları için mükemmel bir zemin olarak gören, onun sırtından geçinmek yerine, onun günümüz elektronik ve pop kalıplarıyla uyum içinde yaşayabileceğini kanıtlayan gruplardan biri olmasından kaynaklanıyor.

1. No One Said This Would Be Easy
2. My Lucky Charm
3. Thorn in Your Side
4. Don't Know Till You Try
5. All You Ever Wanted
6. Run Away Love
7. For Better...or Worse?
8. I'm in Deep
9. Thorn in Your Side (Reprise)
10. Go Jetsetter
11. Theme From "Memoirs"
12. The Girl From Algenib
13. Gone

30 Nisan 2018 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Nisan 2018)

Tinavie - Terrua
Yıl: 2018 Rusya
Tür: Indie Pop, Dream Pop, Art Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ursula"
Sting & Shaggy - 44/876
Yıl: 2018 İngiltere/Jamaika
Tür: Pop, Reggae
"F" Rate: 3/10
I.A.R. tavsiyesi: "44/876"
Octopus - Supernatural Alliance
Yıl: 2018 ABD
Tür: Hard Rock, Stoner Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Strike (While the Iron Is Hot)"
Stonefield - Stonefield
Yıl: 2013 Avustralya
Tür: Hard Rock, Psychedelic Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "House of the Lonely"
Kimbra - Primal Heart
Yıl: 2018 Yeni Zelanda
Tür: Art Pop, Electropop
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Top of the World"
VA - Quantic Presents The World's Rarest Funk 45s
Yıl: 2006 İngiltere
Tür: Funk, Soul
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Larry Ellis & The Black Hammer - "Funky Thing (Pt. 1)"
Orphaned Land - Unsung Prophets & Dead Messiahs
Yıl: 2018 İsrail
Tür: Folk Metal Progessive Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Yedidi"
Janelle Monáe - Dirty Computer
Yıl: 2018 ABD
Tür: Art Pop, Alternative R&B, Neo-Soul
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Crazy, Classic, Life"
A Perfect Circle - Eat the Elephant
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alternative Rock, Art Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Disillusioned"
Albaitil Ashwai - Nuun
Yıl: 2018 Ürdün
Tür: Rock, World
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Al Sama'A"
Gizelle Smith - Ruthless Day
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Funk, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dust"
Ebo Taylor - Yen Ara
Yıl: 2018 Gana
Tür: Afrobeat, World
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mumudey Mumudey"
AWOLNATION - Here Comes the Runts
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alternative Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Miracle Man"
VA - Anatolia Rocks: A Musical Trip Through Turkey 1968-83
Yıl: 2009 Türkiye
Tür: Rock, Pop, Psychedelic Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: Erkin Koray - "Estarabim"
VA - Anatolia Rocks 2: A Second Musical Trip Through Turkey 1971-80
Yıl: 2010 Türkiye
Tür: Rock, Pop, Psychedelic Rock
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Barış Manço - "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa"
Stone Temple Pilots - Stone Temple Pilots
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alternative Rock, Grunge
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Middle of Nowhere"
 
The Turbans - The Turbans
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: World, Gypsy Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Zawi"
Sofi Tukker - Treehouse
Yıl: 2018 ABD
Tür: Electropop, Dance-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fuck They"
Suzanne Vega - Solitude Standing
Yıl: 1987 ABD
Tür: Pop Rock, Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Luka"
Altın Gün - On
Yıl: 2018 Türkiye/Hollanda
Tür: Anaolian Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tatlı Dile Güler Yüze"

24 Nisan 2018 Salı

Stonefield - Far From Earth


Soyadları Findlay olan Amy, Hannah, Sarah ve Holly kardeşlerden oluşan Avustralyalı rock grubu Stonefield, 2006'da kendi aralarında ilk başlarda Iotah ismiyle kurup geliştirdikleri bir müzikal yolculuk olarak kariyerine başladı. 2010 yılında Avustralya'nın radyo çapındaki yetenek avcısı yarışmasını Foreign Lover isimli şarkılarıyla kazanan grup, o saatten sonra başka şarkıları ve coverlarıyla o festival senin, bu festival benim dolaşmaya başladı. Orta karar sayılabilecek Stonefield (2013) ve bana göre direk kötü As Above, So Below (2016) albümlerinin ardından kendileri hakkında büyük beklentiler içinde değildim. Öyle ki, 13 Nisan 2018'de çıkan Far From Earth'ü dinleyip çok beğendikten sonra geçmişlerine baktığımda, bu iki albümü önceden dinlemiş (ve unutmuş) olduğumu fark ettim. Adında "stone" kelimesi bulunan zibilyon tane grup arasından onları hatırlayabilmem için Far From Earth gibi bir albüm yapmaları yeterliydi. Geç oldu, güç olmadı. Demek ki yapılabiliyormuş. Önceki albümlerde sound olarak 70'ler hard rock / heavy metal etkileri gösteren, ancak bunu iyi şarkılarla temsil edemediklerini düşündüğüm Stonefield, tembel işi bestelerden kendini kurtarıp çok sıkı bir albümle olgunlaştıklarını göstermişler.

Sahip oldukları potansiyeli göstermek kimine daha ilk albümde, kimine de üçüncüde kısmet olur. Kimi de bu potansiyeli her albümde azar azar yükselterek, üzerine koyarak gösterir. Far From Earth, uyuşuk, ruhsuz, çapsız bir albümden iki yıl sonra azar azar değil, birden çok acayip bir yükselişle adeta küllerinden doğmuş bir albüm. İlk dinlediğimde şarkılar bana oldukça düz geldi. Ama albüm bittiğinde 70'ler psychedelic atmosferinin modern hard rock dokunuşlarıyla ustaca buluşturulmuş olmasından kaynaklı harikulade bir tat bıraktı. Bu demek oluyordu ki, o düzlük aslında kendi içinde türlü engebeler, virajlar, inişler, yokuşlar barındıran çok boyutluluğun kendini çok iyi gizleyen (yani daha ilk elden kendini teslim etmeyen) yanlarını keşfetmişler. Aslında ilk dinleyişte bile anlaşılabilir, fakat derinliğini ancak birkaç dinleme ile dinleyene hissettirebilir bu bir garip üslup, sound kalitesinden ziyade, çok iyi yazılmış şarkılar sayesinde gücünü ortaya koyuyor. Gerçek rock tutkunlarının gönlünde 70'ler rock müziğinin modası hiç geçmez. Ama bu moda hantal şarkılarla fazla uzağa da gidemez. Bir kere en baştan bunun bilincine ulaşmış bir albüm Far From Earth.


Açılışı yapan Delusion, Far From Earth, In The Eve, Together ve Sleepyhead beşlisi için ne kadar konuşsam az. Ortak bir açıklama olarak, 70'lerin psychedelic uçarılığına hepten kendini kaptırmamış, bir ayağı her zaman yerde olan, köprüleri, kıvrımları, nakaratları çok iyi tasarlanmış karizmatik rock şarkıları desem de yetmeyecek. En önemli unsurlardan biri de, davulcu / vokalist Amy'nin vokal dizaynları. Bu beş şarkının herhangi birinin herhangi bir yerinde yaşadıkları yükselişin son noktasında o vokalin iz bırakıcı bir etkisi mevcut. Ses rengi olarak olağanüstü bir durumdan bahsetmiyoruz. Ama o sesin şarkı içinde kendini konumlandırış biçimi, bu beş şarkının beşinde de değişik suretlerde o zirveyi yakalıyor. Bu vokal geleneğinin karşılığında Black Sabbath geleneğinden yetişmiş Ozzy tarzı az çok hissedilse de, kadın eli değmiş bir ustalığın kendi kendini var ettiğini, Amy'nin de her şarkı için olabilecek en iyi söyleyiş şeklini keşfettiğini söylemek gerek.

Sürekli beş şarkı dediğime bakılmasın. Diğer şarkılar bana göre bu beşliden bazı ufak detaylarla ayrıldığı için ve her birine aynı methiyeleri düzmemek adına böyle bir gruplaşma yaptım. Mesela Visions'ın tüm bu olanlara bir de pop rengi ilave edişini, Broken Stone'un tüm bu olanlara daha psychedelic progressive bir yoğunlukta müdahil oluşunu, Through The Storm'un tüm bu olanlara Black Sabbath veya Deep Purple duruşunu biraz daha belirginleştirerek yanıt verişini duymak ayrıca keyif verici. Peki neden ilk zamanlar böyle güçlü albüm yapamadılar diye düşünmenin artık anlamı yok. Stonefield, bir grubun en temel kuruluş amacı olan iyi şarkılarla iyi müzik yapma misyonunu Far From Earth ile tamamlamış bulunuyor. Hatta iyiden daha fazlası olarak. İşin kolayına kaçıp bir dakikalık hızlı ve ruhsuz punk şarkıları, uyuşuk indie rock besteleri veya enstrümanlara abanıp tüm kusurlarını kaosla örtebileceklerini düşündükleri heavy metal yavanlıkları yapmıyorlar. Nerede gerekli gördülerse orada sert, yumuşak, ayrıntılı, basit, coşkulu, gizemli, ama hep dengeli oluyorlar. Her müzisyen veya grup kötü şarkılar veya albümler yapsın. Şayet sonunda Far From Earth gibi albümlere ulaşacaklarsa...

1. Delusion
2. Far From Earth
3. In the Eye
4. Visions
5. Together
6. Broken Stone
7. Through the Storm
8. In My Head
9. Sleepyhead
10. Celestial Spaces

17 Nisan 2018 Salı

The Superimposers - Sunshine Pops!


2004 civarlarında Dan Solo (vokal, gitar, bas, perküsyon, recorder) ve Miles Copeland (vokal, fender rhodes, piyano, perküsyon, kazoo) tarafından kurulmuş olan The Superimposers, 2010 albümü Sunshine Pops!'a gelene kadar üç albüm çıkarmış bir ikili. Özellikle ses tasarımı okumuş ve tuhaf isimli avant-garde müzisyenlerle fikir alışverişinde bulunmuş Miles Copeland'ın ağırlığını hissettirdiği Sunshine Pops!, beklenildiğinin aksine akademik kafa şişirmelerden ziyade müzik öğrencilerinin albümü gibi. Bu da şikâyet edilecek bir durum değil tabiî. Gerçi bu durumun da yer yer kafa şişirici etkileri yok değil. İsmiyle müsemma 60'lar sunhine pop'undan etkilenen, hatta çoğu kez etkilenmeyip direk sunshine pop olan şarkılar yazan grup, koyu ve ıslak Londra'dan çıktığı halde içinde "beach", "sun", "sea" kelimelerinin bolca geçtiği, sadece sözlerden değil, müziğinden de yaz konseptini benimsemiş bir albüm sunuyor.

Ne var ki, ya o 60'lardan fazla etkilenmiş ve grubun gerçekte ne olduğunu görmemizi engelleyen sound, ya da bu etkilenimi kendi lehine çeviremeyen şarkı yazımları yüzünden birtakım ıskalamalar yaşatabiliyorlar dinleyene. Sitar, marimba, kazoo gibi egzotik çalgıların, ba ba ba, dü dü dü geri vokallerin kattığı sevimliliğe laf yok. Kaldı ki, bütün gün sıcaktan ensesinde omlet pişirmiş bünyelere sıcak bir yaz tatili akşamı geçirteyim niyetine sahip olduğu hissedilen bu egzotizm, içinde kendine has unsurlar taşımayı adeta elinin tersiyle itmiş gibi geldi bana nedense. Bu da hiç hoş değil. Mesela Where Do You Go? ile iyi başlayan bir albümün Little Miss Valentine'a neden ihtiyacı olsun? Seeing Is Believing'de taşıdığı "bildik ama sevdik" pop potansiyelini neden yaklaşık dört dakika süren The Harbour Mystery uyuşukluğuyla heba etsin? Zaten albümün sonlara doğru iyice tempo kaybedip, sıradan bir soul işine dönüşmesi olayın sonunu belli etti. Yarı yarıya iyi bir albüm diyeceğim ama dokuz şarkı olduğundan, sadece dört şarkısını beğendiğim bir albüm oldu Sunshine Pops!. The Superimposers'ın, genele yaymadığı bu negatifliğinden ötürü bir çırpıda buruşturulup atılacak bir grup olmadığı kesin. Belki bazılarının o uyuşukluğa ihtiyacı bile vardır.

1. Where Do You Go?
2. Little Miss Valentine
3. Seeing Is Believing
4. The Beach
5. The Harbour Mystery
6. Tumbledown
7. Four Leaf Clover
8. Sometimes
9. Would It Be impossible

7 Nisan 2018 Cumartesi

Cats On Trees - Neon


Yohan Hennequin ve Nina Goern ikilisinin 2007'de kurdukları Cats On Trees ile münasebetimiz 2013 tarihli kendi adlarını taşıyan debut ile başlamıştı. Beş yıl gibi bir indie pop gurubunun tutunamayıp dağıldığını düşündürebilecek uzun bir aranın ardından kaldıkları yerden devam ettiklerini görmek sevindirdi. İlk albümle çokça vakit geçirmiş, hala da belli aralıklarla ziyaret eden bir dinleyici olarak özellikle Jimmy ve Wichita'nın eskimeyecek indie pop besteleri olmasının verdiği güven sayesinde Neon hakkında çok iyi beklentilerim vardı. Nitekim yanılmadığım için mutluyum. Neon da ilk albüm kadar lezzetli, lafı dolandırmayan, duygu sahibi bir albüm. Jimmy, Wichita ve diğer iyi şarkıları aratmayan, onların yanına yeni kardeşler ekleyen, çizgisini hiç bozmamış bir grubun yeni albümü bu. Sanki aradan beş sene geçmemiş de, ilk albüme koyamadıkları bestelerden yeni bir albüm yapmışlarmış hissiyatı var. Neon, Cats On Trees albümünden önce çıkmış olsaydı bile kimse bunu anlamazdı.

Yine Nina Goern'in piyanosu ve vokaliyle, Yohan Hannequin'in davuluyla sürüklediği Neon, kendi içinde yoğunluk sağlamayı bilen, kabından dışarı taşmayan ama kabı da hakkıyla dolduran şarkılara sahip. İnsan haliyle Jimmy, Wichita, Burn tipinde şarkılar aramadan edemiyor. Evet belki onlar yok. Ama bu defa Keep On Dancing, If You Feel, Mama Said, Smile, Bad Boy (bunun olası bir remiksini hayal ettim, sonra hep böyle kalsın diye vazgeçtim) gibi birinci sınıf canlı indie pop besteleri var. "Tiki" takıntıları sürdüğü için ilk albümdeki Tikiboy'un bu kez Tikiway adında bir versiyonunu daha yapmışlar, o da çok hoş olmuş. Black Lips'i de zamanla severim gibi geliyor. Lion, Blue ve Birthday üçlüsüne de tıpkı ilk albümdeki birkaç şarkıları gibi pek ısınamadığımı söylemeliyim. Bunun nedeni de sanırım diğer şarkılarda yüksek tuttukları kalite çıtasının altında kalmış olmaları ve yukarıda adını vermiş olduğum şarkıların giriş, gelişme, sonuç uzantısına ekledikleri çok güçlü nakaratların oluşturduğu keyifli düzenin dışında kalmaları. Lakin şu sıralar indie pop namına bir dolu kötü albümle karşılaşmış olmamı bir nebze unutturan ilaç gibi bir albüm. Beş yıldan sonra birdenbire habersizce karşıma çıkan eski bir dost olarak Neon, 2018'in en iyi indie pop albümünden biri.

1. Keep on Dancing
2. Lion
3. If You Feel
4. Mama Said
5. Blue
6. Smile
7. Black Lips
8. Tikiway
9. Bad Boy
10. Birthday

31 Mart 2018 Cumartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mart 2018)

Ari Barokas - Lafıma Gücenme
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gavurlar"
Lo Moon - Lo Moon
Yıl: 2018 ABD
Tür: Art Pop, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Loveless"
The Herbaliser - Bring Out the Sound
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Hip Hop, Trip Hop, Downtempo
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Breach"
Emir Custurica and The No Smoking Orchestra - Corps Diplomatique
Yıl: 2018 Sırbistan
Tür: Balkan Folk Music, Gypsy Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Scared of Dental Drills"
Portishead - Portishead
Yıl: 1997 İngiltere
Tür: Trip Hop, Electronica, Acid Jazz
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "All Mine"
Blade OST
Yıl: 1998 ABD
Tür: Hip Hop, Techno, Big Beat
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: Junkie XL - "Dealing with the Roster"
 
Blade II OST
Yıl: 2002 ABD/İngiltere
Tür: Hip Hop, Drum & Bass, Big Beat
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Massive Attack & Mos Def - "I Against I"
 
Blade: Trinity OST
Yıl: 2004 ABD
Tür: Hip Hop, Big Beat
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: Overseer - "Skylight"
Bragolin - I Saw Nothing Good So I Left
Yıl: 2018 Hollanda
Tür: Darkwave, Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Into Those Woods"
 
Jack White - Boarding House Reach
Yıl: 2018 ABD
Tür: Art Rock,Blues Rock
"F" Rate: 3/10
I.A.R. tavsiyesi: "Over and Over and Over"
 
Elektro Hafız - Elektro Hafız Dub
Yıl: 2016 Almanya/Türkiye
Tür: Electronic, Dub, Krautrock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Deutsche Freunde (Hey Douglas Dubmix)"
Stephen's Shore - September Love
Yıl: 2018 İsveç
Tür: Indie Pop, Power Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ojai"
Katie Herzig - Moment of Bliss
Yıl: 2018 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Folk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Strangers"
Nathaniel Rateliff & The Night Sweats - Tearing at the Seams
Yıl: 2018 ABD
Tür: Blues Rock, Soul, Folk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shoe Boot"
Calexico - The Thread That Keeps Us
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alt. Country, Indie Rock, Folk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "End of the World With You"
Gili Yalo - Gili Yalo
Yıl: 2017 İsrail
Tür: Pop, Rock, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Selam"
Jimmy Page & Robert Plant - No Quarter
Yıl: 1994 İngiltere
Tür: Blues Rock, Folk Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kashmir"
Hello Tut Tut - World Music Dance Band
Yıl: 2018 Avustralya
Tür: Balkan, Gypsy, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rhino's Daydream"
 
Kacey Musgraves - Golden Hour
Yıl: 2018 ABD
Tür: Country Pop, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Slow Burn"
 
VA - Habibi Funk 007: An Eclectic Selection of Music From the Arab World
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Funk, Disco, World
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: Attarazat Addahabia - "Unknown"

27 Mart 2018 Salı

Fires Of Rome - You Kingdom You


Grup kurmak, müzik yapmak, albüm çıkarmak, hem de tüm bunları sanat şehri New York’ta yapmak sanıldığının aksine hiç de zor olmasa gerek. Çünkü son dönemde dinlediğim New York’tan çıkma birkaç grupta gördüm ki, birkaç arkadaş bir araya gelip enstrüman çalmayla falan hiç uğraşmadan pekala müzik yapabilir, albüm bile çıkarabilirsiniz. O albümleri çıkaran yapımcılara buradan sesleniyorum: Yapmayın! Fires Of Rome gibi yetenekler varken boşa kürek çekiyor görünseler de New York öyle bir alem ki, bazen kürek çekmeye bile gerek kalmadan akımların, akıntıların sizi nereye götüreceğini kestiremez hale gelebiliyorsunuz. Bu durumda adam gibi müzik yapmadan da müzisyen olunabilen bir yer New York... Mevzu Fires Of Rome olunca işler değişiyor. Andrew Wyatt, Matt Kranz, Gunnar Olsen üçlüsü rock eksenli taş gibi bir müzik yaparak işi New York şansına bırakmıyorlar kesinlikle.

Dawn Lament isminde, karanlıkla aydınlık arasında sıkışmış bir melek cisminde açılış yapan albüm dakka bir, gol bir yapıyor. Vokal, bas, gitar, davul, yaylılar hepsi tarifi zor bir çaresizliğin (veya çarenin) anlamını arıyor. Neyse ki ardından gelen Set In Stone ile biraz olsun mainstream şeridine geçerek gerçek dünyada olduğumuzu hatırlatıyor. Fakat o şeridi bile alternatif bir güzellikle katediyor. Ayrıca bu parçanın bir sürü remiksi ortalıkta dolanmakta. Bunlardan en önemlisi olan, geçtiğimiz yıl Saturdays = Youth albümleriyle elalemin ağzını bir karış açık bırakmış Fransız grup M83 imzalı olağanüstü remiksi ve o remiksin bir o kadar da ilginç klibi myspace’den izlenebilir. Albümde bulunmayan bu remikse klip çekilmesi bir yana, M83 almış o şarkıyı 04:45’lik epik bir orgazma çevirmiş ki öyle böyle değil. Yine gerçek dünyaya döndüğümüzde Songs As Yet Unsung ile üçlünün groove yeteneğine, uyumuna ve çalıp söylerken ne kadar eğlendiklerine tanık oluyoruz. Bu tanıklık yerini hayrete bırakıyor. Zira Love Is A Burning Thing parçasında yaşına başına bakmadan Led Zeppelincilik oynuyorlar. Dakikalar su gibi akıyor ve albüm açıldığı gibi görkemli bir şekilde Monkey In A Cage ile kapanıyor. Bu destansı blues şarkı aklımı başımdan aldı, bitene kadar da geri vermedi. Adını anmadığım diğerleri de 10 şarkılık You Kingdom You debutunu gözümde bu yılın en iyilerinden biri yapmaya yetti, hatta arttı.

Fires Of Rome’a karakterini veren en önemli unsuru sona sakladım. Kırılgan, keskin ve karizmatik sesiyle kimi zaman ağlayan, kimi zaman yağmur olup yağan, kimi zaman “yodel”leyen Andrew Wyatt... Aynı zamanda yapımcılık da yapan bu adam, "yeni başlayanlar için ruhu olan rock vokali" kursunda ders olarak okutulabilir rahatlıkla. Üst üste rezil albümler dinleyince Fires Of Rome’a dört elle sarılıyorum. Üst üste rezil albümler dinledikten sonra kötünün iyisine yamanma psikolojisinden ötürü değil. Andrew Wyatt gibi bir ses, Dawn Lament, Monkey In A Cage gibi şarkılar, You Kingdom You gibi bir albüm ağaçta yetişmiyor. Hani derler ya, “o kadar beğendim ki üst üste üç kere dinledim”. Hayır! Ben böyle albümleri üst üste, alt alta, yan yana üç kere beş kere dinlemem. Belli aralar bırakırım. Birbirimizi özleriz böylece.

1. Dawn Lament
2. Set In Stone
3. It Makes Me Weak
4. Songs As Yet Unsung
5. Bronx Bombardier
6. Love Is A Burning Thing
7. Handgrenade
8. But You're Such A Cherry
9. I'll Take you Down
10. Monkey In A Cage

13 Mart 2018 Salı

Imarhan - Temet


Kendi adlarını taşıyan Imarhan albümlerinin üzerinden iki yıl geçti ve Imarhan bu kez Temet isimli ikinci albümleriyle dönüş yaptı. Daha ilk albüme doymamışken tekrar Imarhanlı günler başladı benim için. Aslında ilk servis ettikleri açılıştaki Azzaman'ı bir ay evvelinden dinlediğimde, ilk albümden servis ettikleri Imarhan şarkıları gibi muazzam bir şarkı beklediğimden midir, pek ısınamadım. Ama zamanla oturan müzikal anlayışlarının bu albümde de süreceğine emindim. Bir solukta dinlediğim Temet beni yanıltmadı. İlk albüm kadar olmasa da, yine Imarhan'ın folk rock, rai, Afrika blues, Sahra funk yapıtaşlarına bağlı kalarak enfes şarkılar çıkardığını görmek beni çocuk gibi sevindirdi. Zaten yeni albüm Imarhan'dan daha iyi olsun, onu unuttursun, uçup kaçsın diye beklentilerim yoktu. Bu sound sadakati bana yeter. İyi şarkılar zaten kendiliğinden gelir ve gelmiş de! İlk albüm kadrosunu aynen koruyan grup, Tamashekçe "bağlantılar" anlamına gelen Temet ile birlik, beraberlik, kardeşlik, arkadaşlık temaları üzerine yoğunlaşarak müzik dünyasında kalıcı olacağının sinyallerini daha da güçlendirmiş sanki.

Fact Magazine ve The Guardian gibi prestijli mecralardan "The New Wave Of Tuareg Music" gibi acayip övgüler alan Imarhan, şu ana dek Tinariwen'in en güçlü mirasçılarından biri olarak görülüyor. Tuareg'in Pink Floyd'u sayılan Tinariwen zaten bu müziği yeni bir dalga olarak yaymış, verdiği sonsuz ilhamla Imarhan gibi gruplara yol gösterici olmuştu. Ama Imarhan'ın daha genç bir oluşum olması sebebiyle bu müziği kalıcı tutacağına, ileriye götüreceğine olan sağlam inanç, onların "yeni dalga" olarak anılmasına imkan sağlıyor. Bu görüşlere henüz ilk albümlerinden ikna olmuştum. Temet sadece bu iknayı pekiştirdi. Azzaman ve Temudre gibi aynı kalibredeki iki karizmatik rock şarkısıyla açılış yapan albüm, yine kolektif bir bilincin farklı ruh hallerini notalara döktüğü renkliliğe sahip. Hatta bu iki şarkının kolektifliğine Tochal'ı da dahil etmek isterim. Belli bir disiplin dahilinde kendi içlerinde çiçek gibi açılmaları, albümün coşku ve hüzün arasındaki dengelerini sağlamaları açısından varlıkları çok önemli. Tabii onların varlıkları kadar, o coşku ve hüznün de her Imarhan albümünde yer bulması lazım.

İçinden coşku, eğlence, mutluluk akan Imarhan şarkıları Alwa, Ehad wa dagh ve Tumast olarak sivriliyor. Hem de ne sivrilmek! Gitar, bas ve el çırpışlarla karışık vurmalı ritimleri müthiş bir enerji taşıyor. Onları kalabalık bir konser atmosferinde veya bir Afrika diskosunda canlı dinliyormuşçasına kıpır kıpır oluyoruz. Ama işte bunların 10 şarkılık albümde 3 adet olmaları o kadar güzel ki, sayıları fazla olsa belki o ayrıcalıklı mutluluk bir süre sonra tekdüze bir hal alacak. O yüzden Imuhagh ve Tarha Nam adında iki enfes Tuareg baladının albüme çektiği balans ayarı gerçek bir olgunluk örneği. Bunun yanında yine Afrika havasını derinden solutan Zinizjumegh ve hemen onun ardından kapanışı yapan, kadın vokallerle takviye edilmiş akustik folk güzelliği Ma S-Abok bu olgunluğu perçinliyor. Farklı dinler, diller, ırklar, karakterler, gelenek ve görenekler arasındaki evrensel bağlantılara vurgu yapan Temet, kendi içsel bağlantılarındaki çeşniyi de müziğine en iyi şekilde yansıtıyor. Bunun doğal ve haklı bir getirisi olarak Imarhan, Tuareg müziğin geleceği konumuna gururla yerleşiyor.

1. Azzaman
2. Temudre
3. Ehad wa dagh
4. Alwa
5. Imuhagh
6. Tumast
7. Tarha Nam
8. Tochal
9. Zinizjumegh
10. Ma S-Abok