15 Ekim 2018 Pazartesi

Mad Season - Above


Alice In Chains solisti Layne Staley, Pearl Jam gitaristi Mike McCready, The Walkabouts basçısı John Baker Saunders ve Screaming Trees davulcusu Barrett Martin'den oluşan ve "supergroup" denilen projelerden biri olan Mad Season, 1994 yılında girdikleri uyuşturucu ve alkol rehabilitasyonunda tanışan McCready ve Saunders'ın temellerini attığı bir gruptu. İkili önce Martin ile anlaştı. Ardından McCready'nin girişimleriyle bir başka rehabilitasyon gediklisi Layne Staley gruba dahil oldu. Ama bu kez McCready herkesin ayık olmasını istiyordu. Başlangıçta bir albüm düşüncesi olmasa da yaşadıkları uyum, az sayıdaki sahne performansının gördüğü ilgi ve yazdıkları bazı şarkıların işi daha da ciddiye bindirmesi sonucu saçma birkaç ismin ardından Mad Season adıyla bilinmeze yelken açtılar.

Üç kişi iken bazı şarkıları hazırlayan grup, Staley'nin bütün sözleri yazmasıyla stüdyoya girmeye hazır hale geldi. Sadece üç prova ve birkaç sahne şovu sonrası sadece 1 haftada tüm albüm bitti. Birkaç gün de Staley'nin vokaline ayrıldı. Ortaya çıkan Above, içine doğduğu grunge kültüründen taşıdığı izler kadar taşımadığı izlerle de fark yaratan bir albümdü. Çıktığı dönem biraz şaşırtsa da, artık ilgili ilgisiz yüzlerce grupla iyice gına getiren grunge'ın sert monotonluğuna ilaç gibi gelen bir sakinlik, derinlik, esrarengizlik taşıyordu. Yıllandıkça demlendi. Tıpkı Temple Of The Dog'un kendi adını taşıyan ilk ve son albümü gibi ilk ve son olduğu için, en önemlisi de 5 Nisan 2002'de 34 yaşında aşırı dozdan hayatını kaybeden Layne Staley'nin son stüdyo çalışması olduğu için anlamı daha da arttı. (Tek şarkı için biraraya gelen bir başka süpergrup Class Of '99'ın 1998 yılına ait şahane Pink Floyd coverı Another Brick In The Wall (Part 2)'yu saymazsak.) Bu yüzden Above'ın 90'lar rock müziğinin demirbaş albümleri arasında kendine ait mütevazi bir yeri vardır.

Bu mütevazi yer, bazı şarkılarda grunge dışına daha rahat girip çıkabilme özgürlüğünün, grunge'ı törpüleyerek akustik biçimde psychedelic bir yoğunluk katabilme hoşgörüsünün filizlendiği bir yerdi. Örneğin I Don't Know Anything diye pür bir grunge şarkısı ile Long Gone Day diye tropik esintiler taşıyan bir caz rock/swing şarkısını aynı albüm içinde arka arkaya buluşturabildiler. Deneyseldiler ama bunu alıştıkları rock geleneklerinin kontrolünde pratiğe döktüler. Albümdeki Wake Up, Artificial Red, Lifeless Dead ve enstrümantal November Hotel benim için her daim dinlemesi zahmetli şarkılar oldu açıkçası. Çünkü psychedelic yoğunlukları fazlaydı ve sanki birer atanamamış Alice In Chains şarkıları gibiydiler. Grubun doğaçlama yeteneklerine teslim edilmiş emprovize şarkılara benziyorlardı. Ama Temple Of The Dog gibi jam özellikleri pek yoktu. Aceleye gelmiş olabilirlerdi vs. Ama bunlar Above'ın iyi bir albüm olmasının önünde engel değildi.

 
Layne Staley (1967 - 2002)

Grunge geleneklerine bağlılıklarından, belki birkaç rötuşla Alice In Chains albümlerine de konulabilirlik potansiyellerinden ötürü X-Ray Mind ve I Don't Know Anything, hararetli grunge kitlesini heyecanlandırmıştı. Fakat artık bu alemde her türlü şarkıyı denemiş olan Layne Staley ve ekibi için Mad Season'ın anlamı daha farklı ve içe dönüktü. Above ise neşeli bir albüm olmaktan çok uzaktı. Hüznünün zirvesini ise River Of Deceit ve kapanıştaki All Alone temsil ediyordu. Sırf bu iki şarkı bile Mad Season'ı ölümsüzleştirmeye yetecek güce sahipti. River Of Deceit, albümde derli toplu gözüken, üzerine düşünülmüş, birkaç filtreden geçmiş izlenimi yaratan tek şarkıydı benim için. All Alone ise o sakin, dramatik, az da olsa gerilimli havasıyla üzerinde fazla düşünülmemiş, bir kerede çıkmış, bu doğallık yüzünden olağanüstü güzel bir beste gibiydi her zaman. Devamı gelmeyecek bir grubun, devamı gelmeyecek albümünün ilk ve son vedası. Aynı zamanda grunge dünyasının güzel çocuklarından biri olan Layne Staley'nin de vedasına mükemmel bir fon şarkısıydı.

Staley'nin şekilden şekile girebilen muhteşem sesi ve şarkı sözlerindeki içsel edebi vizyonu sayfalar dolusu yazılmayı, üzerinde saatler dolusu konuşulmayı hak ediyor. Uyuşturucuların ve bazı söylentilere göre aşk acısının yiyip bitirdiği Staley yüzünden Alice In Chains dağılma noktasına geldi. Turneler iptal oldu. İyice kilo veren, sahnede şarkı sözlerini unutmaya başlayan, üretkenliğini yitiren bir adama dönüştü. Önce 1996'daki MTV Unplugged, ve Kiss ile çıktıkları turne sonrası ipler koptu. Uzun süre haber alınamayan Staley'nin cansız bedeni bulunduğunda kimliği ancak otopsiyle tanınacak haldeydi. O da tıpkı yakın dostu Andrew Wood gibi aşırı dozdan ölmüştü. Yapılan çalışmalar sonucu 5 Nisan 2002'de 35 yaşında öldüğü belirlendi. 5 Nisan 1994'te ölen Kurt Cobain ile aynı acı tesadüfü taşıması ise grunge tarihine yazıldı. Onu Alice In Chains albümlerinde türlü ruh hallerinde duyduk. Mad Season hadisesi ise Staley'nin gitmeden önceki son seslenişi gibiydi. En azından benim için hep öyleydi. Yoksa şu şarkı öyleydi, bu şarkı böyleydi meselesi değil. Onun gibi adamlar ölse bile her dinleyişte bir yerlerde diriliyorlar zaten. Zira Andrew Wood, Kurt Cobain, Layne Staley, en son da Chris Cornell diğer tarafta bir süper grup daha kurmuş olduklarına dair güçlü hislerim var.

1. Wake Up
2. X-Ray Mind
3. River of Deceit
4. I'm Above
5. Artificial Red
6. Lifeless Dead
7. I Don't Know Anything
8. Long Gone Day
9. November Hotel
10. All Alone

7 Ekim 2018 Pazar

Alice In Chains - Dirt


1987'de Seattle'da kurulan Alice In Chains, 90'ların az sayıdaki grunge efsanelerinden biriydi. Geçmiş zaman kullanıyorum çünkü hala aktif olarak müzik yapıyor olmalarına rağmen artık o efsane işleri 90'larda kaldı ne yazık ki. Sözünü ettiğimiz efsanelerin o dönem yaptıkları rock ve metal bileşenlerinden belli ölçülerde ayrılan, sert tutumlarını gizemli bir melodik anlayışla besleyen, ama asla o sertlikten taviz vermeyen Alice In Chains müziği, bana göre o meşhur grunge atmosferini Nirvana'dan bile daha provokatif / kederli biçimde yansıtabilmişti. Heavy metal, punk ve hardcore etkilenimlerini öyle bir melodik yaklaşımla dengelediler ki, bu sert türlere ölümüne sahip çıkarken, o sertliğin yobazı olmadıklarını da hissettirdiler.

İlk albüm Facelift (1990), işi yokuşa süren zor bir albümdü. Potansiyel içeren, ama daha iyisi yapılabilecek şarkılar o sertlik içinde eriyip gidiyordu bana göre. Eylül 92'de çıkan Dirt ise delilik ile deha arasında sislerle kaplı dev köprüler kurmuş, adeta yeni bir buluş gibi bir albümdü. Elbette eski geleneklerden izler taşıyordu. Fakat o kadar yeniydi ki, daha albümden önce duyduğum Would?, o güne kadar duyduğum hiçbir şarkıya benzemiyordu. Sert, kıvrak, gotik ve tabii ki Layne Staley'nin efsane vokaliyle kutsanmış Would?, bir hilkat garibesi olduğu kadar, o zamana dek "alternative rock" şeklinde yaftalanan bu müziğe kendi adını veren akımın ayak seslerini duyuruyordu. Grunge (pejmürde, kirlilik) akımı, Dirt (kir) albümüyle kendi destanını yazmaya hazırdı.

Bu müziğe henüz grunge adı konmamışken Would?'un verdiği gazla Dirt albümünün peşine düştüm. O yıllarda ancak yeraltından çekme kaset yöntemiyle ulaşılabilmesi olayın cazibesini iyice körüklüyordu. Would?'un araladığı kapıdan girdiğimde ise zincire vurulmuş Alice'in kir pas içindeki epik varoluşu tüm ruhumu öyle bir sardı ki, aklım başımdan gitti. Dirt'ü ilk dinleyiş 2., 14. veya 38. dinleyişe hiç benzemiyor, bunu sonradan anladım. Yani o ilk dinleyiş anının psikolojisi daha oturmuş vaziyette hep yanınızda duruyor ama o göz göze geldiğiniz andaki Alice'e çarpılma hissinin tekrarı yok. Olağanüstü bir enerji, olağanüstü bir yoğunluk. Tüyleri diken diken eden acıklı bir sertlik. Öfkeyle karışık hoyrat bir bulanıklık. Devasa bir isyan!


Would? albümün son şarkısı. Açılışın görkemli olabilmesi için Them Bones ve Dam That River yetiyor. Hatta zamanla onların Would?'dan aşağı kalmadıklarını fark ettim. Bu iki şarkı ilk dakikalardan itibaren peşpeşe öyle bir abandone ediyorlar ki, ne olduğunu daha tam anlayamadan (ya da anlayıp daha tam doyamadan) kendimizi Rain When I Die'ın tekinsiz kollarında buluyoruz. Aynı kollar, farklı suretlerde tüm şarkılara sirayet etmiş durumda. Bunun en büyük sebebi grubun o dönemlerdeki özel hayatlarında yaşadığı çalkantılar. Vokalist Layne Staley eroinin pençesinden kurtulamamış vaziyette. Basçı Mike Starr ve davulcu Sean Kinney'nin alkol bağımlılıkları var. Üstelik albümün kayıtlarına başlandığı sırada LA'de polis şiddetine maruz kaldıktan sonra siyah kesimin ayaklandığı Rodney King hadisesi patlak veriyor. Alice In Chains'i kuran, liderlik eden, derleyip toparlamaya çalışan gitarist Jerry Cantrell, ortalık sakinleşene dek 4-5 günlüğüne grubu Joshua Tree çölüne götürüyor. (Hatta yanlarına Slayer vokalisti Tom Araya'yı da alıyorlar.) Sonra tekrar dönüp kaldıkları yerden devam ediyorlar. Tüm bu sorunlara rağmen Dirt'ün çıkması için hepsi bir şekilde hedefe kilitlenmiş vaziyette.

Cantrell/Staley ortak bestesi olan Sickman, Junkhead ve God Smack, uyuşturucuların ve bağımlılıkların müzikal birer yansıması olarak vücut buldukları gibi, en fazla da o "kafası bir milyon" olma halini liriklere yansıtmış şarkılar. Bunun mimarı Staley'nin ta kendisi. Sonradan bu sözleri yazarken kesinlikle hayranları uyuşturucuya özendirmek istemediğini, ama ne yazık ki özendirdiğine dair birçok geri dönüşe tanık olduğunu itiraf eden Staley, bundan pişman olduğunu, ama Dirt'ün sadece eroin ve etkileri temasına sahip bir albüm olmadığını söylemişti. Dirt karanlık, acı, öfke, anti-sosyal davranışlar, uyuşturucu bağımlılığı, ilişkiler, savaş, ölüm gibi temalar üzerine odaklanmış şarkılarla dolu. Farklı ilham kaynakları var. Ama Cantrell en karanlık şarkıda bile bir iyimserlik sezilebileceğini, bunların yazıldığı andaki saflığı her zaman koruyan şarkılar olduklarını savunmuştu. Örneğin Dam That RiverSean Kinney ile yaşadığı, Kinney'nin bir kahve sehpasını kafasında kırmasıyla sonuçlanan bir tartışma sonrasında, albümün en içli şarkılarından Down In The Hole'u da o dönemdeki uzatmalı sevgilisi Cortney Clarke ile yaşadığı ilişkiden esinlenerek yazdığını söylüyor Cantrell.

Bu kadar da değil. Jerry Cantrell tek başına yazdığı Rooster ile Vietnam'da savaşmış (çocukluk lakabı da Rooster olan) babası Jerry Cantrell Sr. için, Would?'u da aşırı dozdan ölen Mother Love Bone solisti olan arkadaşı Andrew Wood için yazmış. (Wood anısına Chris Cornell'in Temple Of The Dog bünyesinde yazdığı şarkılardan bahsetmiştik. Birileri de Cornell için şarkı yazacak mı acaba?) Layne Staley'nin de tek başına yazdığı iki şarkı var ki biri Hate To Feel, diğeri de olağanüstü bir hard, grunge, goth rock olan Angry Chair. Zaten bu gotik atmosferden hiç çıkmadığımız Dirt, yanan, yıkılan, üzen, öfkelendiren, kan ter içinde bırakan, cehennemden kopmuşçasına sert, dâhilerin elinden çıkmışçasına stilize bir rock şaheseri. O kadar güçlü ve doyurucu ki, ondan sonra nasıl bir Alice In Chains albümü gelirse gelsin bu çıtanın üstüne çıkamaz, çıkamadı da. Ama iki yıl sonra bir Alice In Chains EP'si geldi ve bu defa cennetten çıkmışçasına huzurlu/hüzünlü akustik bir sarhoşluk kapladı ortalığı.


Jerry Cantrell - Layne Staley

1994 tarihli Jar Of Flies EP'si, eroin kafasıyla 90'lar X kuşağının tüm yüklerini aynı potada yoğurmuş Dirt evreninin ardından hiç beklenmedik bir sound taşıyordu. Sadece 1 haftada yazılıp söylenmiş olan 7 şarkıdan oluşan Jar Of Flies, Dirt ruhunun akustik bir yansımasıydı sanki. O gotik havayı, uhrevi ve hayali lirikleri koruyan, ama içine benzersiz ve tekinsiz bir huzur da yükleyen bu şarkılar bu dünyaya ait değillerdi. Alice In Chains soundunu diğer 90'lar grunge gruplarından ayıran ilk özellik bu tarifte gizliyse, ikinci özellik de Cantrell - Staley ikilisinin bazen tek, bazen çift vokalli şarkı söyleme tarzlarıydı. Staley'nin hırçın, kurnaz, karanlık, köşeli vokali, bir miktar daha olgun, mainstream, ama kesinlikle incelikli Cantrell vokaliyle mükemmel bir denge kuruyordu. Her dinlediğimde beni dağıtan Down In A Hole ve Would? ikilisi buna en güzel örneklerdendir. Şarkıların mühendislik dehası barındıran inşasını daha çok Cantrell sağlarken, bir rock grubunu benzerlerinden ayırıp özel kılacak tüm vokal oyunlarını Staley üstlenmişti. God Smack'te nasıl olduğuna hala inanamadığım vokal ile, Jar Of Flies'ta yer alan Nutshell'deki yürek dağlayan saflıktaki vokal aynı adamın ses tellerinden çıktığını duymak müthiş bir tecrübedir.

Bu albümün hemen ardından Mike Starr'ı kovup yerine Mike Inez'i alan grup, 95 yılında kendi adlarını taşıyan bir albüm daha yaptıktan sonra (bu albümün Dirt ve Jar Of Flies ruhundan uzak olduğunu söylememe pek gerek yok) Layne Staley'nin 2002'de aşırı dozdan ölümüyle büyük bir darbe aldı. (Bu olaya bir sonraki yazıda temas etmeli.) O gün bugün de bence belini doğrultabilmiş değil. Cantrell grubun fişini çekmektense "en iyi dostum" dediği Staley'nin yerine, sesinde hiçbir özellik taşımayan William DuVall ile yola devam etti. Üç albüm daha yaptılar. Bunlardan 2013 tarihli The Devil Put Dinosaurs Here biraz düzgün bir albüm olsa da, Alice In Chains'in değil de başka bir grubun albümüydü sanki. Hele 2018 yılında çıkan Rainier Fog'un üzerinde Alice In Chains yazması resmen geçmişe hakaret. Grubu tek başına ayrıcalıklı kılan Staley değildi tabii. Cantrell de 90'lardaki Cantrell değil artık. Hiçbirimiz değiliz. Bunu kabullenmek acı olsa da Dirt gibi albümlerin devri, gençliğimizin sonsuz fırsatlarının, hırslarının, ihtiraslarının, aşklarının kapıları gibi kapandı. Onlara albümlerle geri dönme yolunun açıklığı ise bizi bazen teselli ediyor, bazen de etmiyor. Teselli olmamak, farkına varmasak da bizi besliyor.

1. Them Bones
2. Dam That River
3. Rain When I Die
4. Sickman
5. Rooster
6. Junkhead
7. Dirt
8. God Smack
9. Iron Gland [unlisted]
10. Hate to Feel
11. Angry Chair
12. Down in a Hole
13. Would?

4 Ekim 2018 Perşembe

The Detroit Cobras - Life, Love, and Leaving


Detroitli The Detroit Cobras, 1994 yılında kurulmuş, oturmuş, albüm yapmaya, konserlere çıkmaya hazır hâle gelmiş bir dörtlü iken grupta eksik birşeyin olduğunu farketmişler. Bir solist! O yıldan beri grubun solistliğini yapan Rachel Nagy'nin anlattığına göre grup kendisini sarhoş edip şarkı söyletmiş. Tam aradıkları sesin Rachel'a ait olduğunu görünce de, kendisini sahneye çıkarıncaya kadar herşeyi bir şaka olduğunu sanan bu yeni dişi rockstara ölümüne sahip çıkmışlar. O gün bugündür, ya da 2007 tarihli en son albümleri Tied & True'ya kadar birlikteler. Albüm yapmayalı üç yıl olmuş. Belki sessiz sedasız biryerlerden çıkıverirler. Onlar çıkana dek, The Detroit Cobras arşivinde yaptığım kısa yolculuk, genelde kısa süreli şarkılar çalıp söylemelerinin de etkisiyle çok zevkli geçti. Sanırım toplamda 5 albümleri var. Üçünü dinledim ve en iyisinin 2001 yılına ait Life, Love, and Leaving olduğuna karar verdim. Bir çırpıda hepsini birden dinlerseniz yok aslında birbirlerinden farkı. Ancak gerek sound, gerek kaliteli şarkı üretimi yönünden Life, Love, and Leaving bana daha sağlam göründü.

Garage rock, soul, rock'n roll kokteylinin hayranları için farz, burun kıvırmadan tadını çıkaranlar için ise atlanmayacak bir albümden söz ediyoruz. Nostaljik tarzlarını, sınırları belirlenmiş bir rock'n roll sertliğiyle, ama özellikle karizmatik, seksi ve gereksiz rock çıkışlarından kaçınan Rachel Nagy'nin soul'a yatkın vokal hakimiyetiyle bütünleştirerek gruba kişilik sağlamışlar. Bu kişiliği de her albümlerine akıtmışlar. En uzunu 2:46'lık 60'lar mezuniyet gecesi romantizmi taşıyan Let's Forget About The Past olan albüm 14 parçadan oluşuyor. Hey Sailor, He Did It, Shout Bama Lama, Bye Bye Baby, Boss Lady, Right Around The Corner say say bitmeyen bir enerji ve nostalji fırtınası. Bekârlara kendi kır düğünlerinde sahne almasını hayal ettirecek kadar canlı müzik coşkusu taşıyorlar. Gerçi bizim kır düğünlerine rock'n roll gitmez. Eskilerden bir demet sunan, modernliğini de dipten hissettiren The Detroit Cobras müziğinin bende mezuniyet balosu, düğün gibi çağrışımlar yapmasının sebebi de Hollywood'un 80'lerdeki romantik komedi yüklemelerinden kaynaklı sanırım. Böyle yüklemelere ve bilinçaltımızı uyaran fon müziklerine kapımız her zaman açık. En kısa zamanda yeni albüm bekliyoruz kendilerinden. Her zamankinden olsun!

1. Hey Sailor
2. He Did It
3. Find Me a Home
4. Oh My Lover
5. Cry On
6. Stupidity
7. Bye Bye Baby
8. Boss Lady
9. Laughing at You
10. Can't Miss Nothing
11. Right Around the Corner
12. Won't You Dance With Me
13. Let's Forget About the Past
14. Shout Bama Lama

30 Eylül 2018 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Eylül 2018)

Mai Lan - Autopilote
Yıl: 2018 Fransa
Tür: Indie Pop, Electropop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blaze Up"
Timasniwen - Tikmawen
Yıl: 2018 Nijerya
Tür: Tuareg Rock, Folk Rock, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Akalwanla"
Boy in the Shadows - Northern Warrior
Yıl: 2018 İsveç
Tür: Gothic Rock, Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Die, World, Die"
 
Metric - Art of Doubt
Yıl: 2018 Kanada
Tür: Indie Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dressed to Suppress"
Satan - Cruel Magic
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Heavy Metal, Speed Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "My Prophetic Soul"
 
 
Chancha Vía Circuito - Bienaventuranza
Yıl: 2018 Arjantin
Tür: Andean Folk Music, Folktronica
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sierra Nevada"
 
Black Honey - Black Honey
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "What Happenede to You?"
 
White Denim - Performance
Yıl: 2018 ABD
Tür: Neo-Psychedelia, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Magazin"
Uriah Heep - Living the Dream
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Knocking at My Door"
Vivalda Dula - Dula
Yıl: 2018 Angola
Tür: Afro-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kibamba"
The Paper Kites - On the Corner Where You Live
Yıl: 2018 Avustralya
Tür: Indie Folk, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "When It Hurts You"
Joe Bonamassa - Redemption
Yıl: 2018 ABD
Tür: Blues Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Redemption"
 
WJLP - Uncle Henry's Magic Shizzle
Yıl: 2018 Hollanda
Tür: Surf Rock, Garage Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sunrise"
Cher - Dancing Queen
Yıl: 2018 ABD
Tür: Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mamma Mia"
Motorama - Many Nights
Yıl: 2018 Rusya
Tür: Post-Punk, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Voice From the Choir"
Gone in 60 Seconds OST
Yıl: 2000 ABD
Tür: Big Beat, Rock, Pop, Hip-Hop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: The Chemical Brothers - "Leave Home"
Afrikan Boy - Peppeh Sounds, Vol. 1
Yıl: 2018 Nijerya/İngiltere
Tür: Grime, UK Hip-Hop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ancestry (feat. Ajan)
CHAI - Pink
Yıl: 2018 Japonya
Tür: Indie Pop, Indie Rock, J-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hi Hi Baby"
Yavuz Çetin - Satılık
Yıl: 2001 Türkiye
Tür: Blues Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Herşey Biter"
Moon Goons - Space Trash
Yıl: 2018 ABD
Tür: Psychedelic Rock, Space Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dreaming Castle Goddess"

23 Eylül 2018 Pazar

I, Tonya (OST)


Steven Rogers'ın, Amerikalı buz pateni sporcusu Tonya Harding'in hayat hikayesinden yola çıkarak senaryosunu yazdığı, Lars and The Real Girl'den (2007) başka iyi filmi olmadığını düşündüğüm Craig Gillespie'nin yönettiği I, Tonya, bu sıradışı sayılabilecek karakterin hayatındaki iniş çıkışları anlatan bir film. Bu filmdeki rolüyle Oscar'a aday olan Margot Robbie ve Oscar alan Allison Janney'nin üstün performansları dışında bittiğinde elimde avucumda hiçbir şey kalmadığını hissettiğim filmden ziyade, filmde kullanılan ve albüm haline getirilen şarkılardan daha fazla bahsedilebileceğine dair güçlü duygular taşıyorum. 70'ler, 80'ler, 90'lar derlemesi olan albümün 16 şarkıdan oluştuğunu görünce şaşırmadım değil. Hele de filmde duyup albüme konmadığını fark ettiğim şarkılar varsa o soundtrack ile iyi bir ilişkim olmuyor. Neyse ki 12 şarkının daha olduğu iki CD'lik bir versiyonu daha varmış.

Romeo & Juliet, Free Your Mind, The Chain, Barracuda, Spirit In The Sky, Gloria, Sleeping Bag, The Passenger dışında daha önce duyduğum şarkı yoktu ve bu şarkılar zaten bir soundtrack'i arşivlemek için yeterli sebepti. Geriye epey bir şarkı kalıyor ki, onları filmde kullanılış şekilleriyle özdeşleştirerek keşfetmek iyi bir yolculuktur. Filmde kullanılış şekilleri ise genelde sahnelerle tema olarak örtüşsün diye nakarat kısımlarından kısa alıntılar biçiminde düşünülmüş. Örneğin, Tonya ve Jeff'in ilk öpüşmesine Romeo & Juliet, Tonya'nın şeytani anası LaVona'nın başlardaki bir sahnesine Devil Woman, Tonya'nın 91'de "triple axel" yapıp kazandığı gösterisine Feels Like The First Time, Tonya'nın Jeff'i terk ettiği bölüme Goodbye Stranger eşlik etmiş. LaVona yüzünden evi terk etmek zorunda kalan küçük Tonya'nın babasının gidişi sırasında Gone Daddy Gone yerine Spirit In The Sky çalması, Jeff'in tehlikeli planının boka sardığını öğrenmesiyle arabada öfkeden deliye döndüğü sahnede ise Lose Yourself yerine Gone Daddy Gone çalması bu tema anlayışını tuhaf bir yere koymuş. Gone Daddy Gone yapı itibariyle zaten bir babanın küçük kızını terk ettiği sahneye pek uygun düşmezdi. Ama filmin tarzı, buna benzer zıtlıkları, yani fıkır fıkır bir şarkının duygusal bir sahnede yaratacağı ters etkiyi kendi bünyesinde eritebilecek nitelikte denebilir.

Eskilerden derlenen film müziklerinin hazırladığı nostaljik zemini seviyorum. Mesela Tonya'nın ilk kez ulusal yarışmaya çıktığı sahnede ZZ Top'ın Sleeping Bag şarkısının çalması beni geçmişe götürdü. Grubun 1985 tarihli Afterburner adlı kozmik rock albümünün açılışında yer alan bu şarkı, o yıllarda aldığım kaseti gözlerimin önüne getirdi. Keza, bu albümdeki şarkılarıyla olmasa da, Bad Company, Foreigner ve Fun Lovin' Criminals gibi gruplarla olan anılarım da canlanıverdi. Filmin tema müziklerini yapmış, pek tercih edilmediği için dişe dokunur bir score geçmişi de olmayan Peter Nashel'in üç adet önemsiz bestesini, fragmanlarda kullanılıp filme konmamış birkaç şarkıyı ve filmde nerede çaldığı belli olmayan 4-5 şarkıyı çıkarsak ikinci CD'ye gerek yokmuş sanki. Bana diskografisini karıştırmaya değecek bir isim sunmadığı için burun kıvırdığım, öte yandan yukarıda ismini saydığım kıymetli şarkılara yer verdiği, birkaç isimle 80'ler nostaljimi anımsattığı için sevdiğim bir albüm oldu I, Tonya...

CD 1

1. Mark Batson - Fair To Love Me
2. Cliff Richard - Devil Woman
3. Bad Company - Shooting Star
4. Dire Straits - Romeo & Juliet
5. Peter Nashel - A Fair Shot
6. En Vogue - Free Your Mind
7. Supertramp - Goodbye Stranger
8. Chris Stills - How Can You Mend a Broken Heart
9. Fleetwood Mac - The Chain
10. Peter Nashel - The Incident
11. Heart - Barracuda
12. Laura Branigan - Gloria
13. Violent Femmes - Gone Daddy Gone
14. Doris Day with Paul Weston & His Orchestra - Dream a Little Dream
15. Siouxsie & The Banshees - The Passenger
16. Peter Nashel - Tonya Suite

CD 2

1. Dr. Feelgood - Hey Mama, Keep Your Big Mouth Shut
2. Fun Lovin' Criminals - Shining Star
3. Norman Greenbaum - Spirit in the Sky
4. ZZ Top - Sleeping Bag
5. The Marshall Tucker Band - Can't You See
6. Foreigner - Feels Like the First Time
7. Joanie Sommers - Little Girl Bad
8. Hot Chocolate - Every 1's A Winner
9. LaTour - People Are Still Having Sex
10. Chicago - 25 or 6 to 4
11. Nigel Kennedy & The  English Chamber Orchestra - Concerto No. 2 In G minor 'L'estate' - I. Allegro Non Molto
12. Franz Liszt - Dante Symphony 'Divina Commedia', S.109 - I. Inferno

11 Eylül 2018 Salı

Clutch - Book Of Bad Decisions


Merakla beklediğim, her seferinde bu bekleyişe değen bir başka Clutch albümüyle beraberiz. Earth Rocker (2013) ve Psychic Warfare (2015) yorumlarından sonra Maryland menşeli bu süper dörtlü için daha ne söyleyebilirim diye düşünürken her seferinde yeni olmasa da bende söyleyecek bir şeyler biriktiriyorlar. 7 Eylül itibariyle ortamlarda yerini alan 12. Clutch albümü Book Of Bad Decisions, daha önce detaylarına indiğim son iki albümle kıyaslandığında asla kısalmıyor ama uzamıyor da. Bu Clutch için kötü bir şey değil. Zira hard, blues, stoner üçgeni dahilinde her daim güçlü şarkılardan kurulu bir kadroyla önümüze gelerek tecrübe ve kaliteyle örülü versiyonlar sunuyorlar. Konserleri olay oluyor. Uzun turları bahane etmeden yeni içerik üretmekten geri durmuyorlar. Neil Fallon (vokal, gitar), Tim Sult (gitar), Dan Maines (bas gitar) ve Jean-Paul Gaster (davul) 15 yeni şarkıdan oluşan Book Of Bad Decisions ile çizgisini koruyor. O çizgi, hard, blues, stoner demirbaşlarına azar azar funk, psychedelic, heavy metal, rock & roll serpiştirmek suretiyle karakterize ettikleri silinmesi çok zor bir çizgi.

Amerika turları uzun sürünce yeni albüm gelmeyecek sanırken son albümden üç yıl sonra How To Shake Hands ve Gimme The Keys single'ları ile müjdeyi verdiler. Önceki albümlerinden Earth Rocker veya X-Ray Visions gibi çıkış single'larına bakınca biraz zayıf kalan bu iki şarkı başta beni biraz tedirgin etmedi değil. Tabii single dediğimiz olay, albüm hakkında fikir verebileceği gibi, takım oyunu ile daha tadına varılır bir format. Bu iki single da kötü değil kesinlikle. Ama onların peşinden gelen, çizgi roman tadındaki videosuyla da keyif veren In Walks Barbarella, albümün parlak yıldızlarından biri. Sen de "stoner blues", ben diyeyim "stoner funk". Ama en iyi tanım şarkının içinde zaten geçiyor: "Weaponized Funk!" Bu üç single yanında Weird Times, Paper & Strife, Vision Quest, H.B. Is In Control gibi çalıp söylemenin zevkli olduğunu düşündüğüm, konserlerinin lokomotifleri arasına girebilecek şarkılarla karşılaşmak harika. Fakat Clutch'ın sevdiğim yanlarından biri Hot Bottom Feeder ve albüme adını veren Book Of Bad Decisions örneklerinde olduğu üzere, ana akım rock şarkısı yaftasını üzerinde taşımayı sevmeyen, ama dinlerken nedense ana akım rock şarkısı gibi akıp giden tasarımları çok iyi becermesi. Grup bu sayede kendine belli bir özgürlük sağlayıp aynı zamanda o özgürlüğü disipline etmeyi adeta bir ders niteliğinde sunmasıyla da çok özel.

Bu duruma iki şarkıyı daha örnek verebiliriz. Ama onların ana akım duruşu göstermeden albümü yükselten güçte olduklarını söylemek mümkün. Biri 1830-1886 yılları arasında yaşamış Amerikalı kadın şair Emily Dickinson'dan etkilenmiş, hatta adı direk Emily Dickinson olan hard blues rock beste. Her şarkıda olduğu gibi onda da Neil Fallon'un hem bir enstrüman, hem de içine soul / country kaçmış hard rock şarkıcısı gibi kullandığı vokali etkili. Diğer şarkı ise kapanışı yapan, yine Emily Dickinson gibi iniş çıkışlara sahip Lorelei. Sinematik atmosferi, western ruhu, sert nakaratı ile bu uzun yolculuğun son durağı. Uzunluk meselesi belki albümün eleştirilesi kalemlerinden biri olabilir. Genelde 40 küsür dakikalık dolu dolu Clutch albümlerinin tadını çıkarırken, Book Of Bad Decisions'ın yaklaşık bir saat sürmesi az da olsa kulağa batıyor. Spirit Of '76, A Good Fire ve aralarında yazı tura atmak suretiyle eleyebileceğim Sonic Counselor ile Ghoul Wrangler'dan birinin albüme konmaması hiçbir şey kaybettirmezmiş sanki. Kalanlar olayı zaten bitirmişler. Kısacası eksiği değil, fazlası olan bir Clutch albümü bizi bekliyor. Tahmini 2-3 sene sonra gelecek yeni Clutch albümü de çok iyi olacak. Bu sürpriz değil. Sound değişmeyecek, Fallon yine şarkıları uçuracak, grup yine yılların tecrübesini albüme akıtacak. Ama bu yineler yine o yeni albümü merakla beklemeyi engellemeyecek.

1. Gimme the Keys
2. Spirit of '76
3. Book of Bad Decisions
4. How to Shake Hands
5. In Walks Barbarella
6. Vision Quest
7. Weird Times
8. Emily Dickinson
9. Sonic Counselor
10. A Good Fire
11. Ghoul Wrangler
12. H.B. Is in Control
13. Hot Bottom Feeder
14. Paper & Strife
15. Lorelei

6 Eylül 2018 Perşembe

Leah James - While She Sleeps


 Bazı albümler vardır, farklı kesitler sunarak, kendini başkalarının yerine koyarak veya hayal ettiklerini gerçekleştirmiş gibi yaparak geniş bir alan içinde kendini ifade etmeye çalışır. Bazı albümler de, hayatın belli (ve büyük oranda önemli) bir kesitini ele alarak konsepte uygun bir bütünlük bünyesinde kalmayı tercih eder. Bu "bazı albümler" diye başlayan cümleler hiç bitmez. İşte hayatından belli bir kesit üzerine albüm yapmayı bir mecburiyet olarak görmüş olan Leah James, debut albümü While She Sleeps ile folk müziğe resmen soluk aldıran şarkılar söylemiş. Buradaki mecburiyet hali, tamamen ilhamın gelmesi ve bir şekilde o ilhamın müzik olarak dışa vurulma zorunluluğu olarak düşünülmeli. Kişiyi nerede, ne zaman yakalayacağı belli olmayan ilham dostumuzun bu ziyaretlerini farklı sanat kollarında çok iyi değerlendirenler olduğu gibi, onunla ne yapacağını bilemeyip içine atan, en kötüsü de onu allayıp pullamak suretiyle kendini ziyaret ettiği o saf halinden uzaklaştırıp paraya, şöhrete, ilgiye çevirmeye çalışanlar da oluyor. Leah James kesinlikle bu ilhamı çok ama çok iyi değerlendirenlerden biri. Saflığı, temizliği, yoğun hüznü ve gizemi ile yılın en harika folk albümlerinden birini kayıt altına alıyor.

Leah James'in ilhamı, kız bebeği Eva'yı dünyaya getirdikten sonra gelmiş. Doğumdan sonra kadınlığını, anneliğini daha farklı bir pencereden görebildiği için hem dünyaya bir can getirmenin, hem de kendini yeniden keşfetmenin albümünü yapmış. Albümün adı da gayet manidar. James, tek başına yazıp albüme koyduğu 10 şarkıyı bebeğinin uyuduğu küçük anlarda yapmış. Hiç acelesi olmayan, kendisini sarıp sarmalayan o ilhamın her zerresini kullandığını düşündüren, dinginliği içinde destansı anlar yakalayan bir albüm While She Sleeps. Çocuk sahibi olanlar, çocuğunu uyuttuktan sonraki o kısa arınma halini iyi bilirler. Uykuya dalan o minik bedenin nereye gittiğini bilemeyiz ama onu uyutanın yorgun, huzurlu, hüzünlü, savunmasız bedenini ele geçirmek bir ilham için en kolay şeylerden biridir. Bu kavranması, tasvir edilmesi zor ruh durumunun şarkılara dönüşmüş binbir halinden biri bu olmalı. Tenor gitar, piyano, yaylılar, tuşlular ve James'in tutkulu, huzurlu, bazen ninni söyleyen bir anne, bazen dişi Nick Cave misali karizmatik sesi bu şarkılara karakterini veren unsurlar. Evet, bu bir debut. Ama Leah James yeni bir müzisyen değil. Hatta küçüklükten beri müziğin dışına neredeyse hiç çıkmamış bir kadın.

Müzik, Leah James'in aile geleneği. Babası 1974-2001 yılları arasında Eagles grubunun gitaristliğini yapmış, hatta grubun en büyük hiti olan Hotel California'yı Don Henley ve Glenn Frey ile birlikte yazmış olan Don Felder. "Çocukken evin her odasında bir akustik gitar bulunurdu. 10 yaşıma kadar onun ünlü bir müzisyen olduğunu bilmiyordum. O sadece beni okula bırakan, sabahları krep yapan, evin etrafında hep gitar çalan babamdı" diyor James. Eagles ile beraber 90'ların ortasında tura çıkmak, onu müzikal ve kişilik olarak olgunlaştıran engin bir tecrübe olmuş. Profesyonel anlamda müzik yapmaktan ziyade lokal kalmış, babası gibi ünlü olmak yerine kendine ve yakın çevresine hitap etmeyi tercih etmiş. Ta ki, kızı Eva doğana kadar. Bazı yorumlarda While She Sleeps'i tanımlamak için Simon & Garfunkel, Linda Ronstadt, Mazzy Star gibi isimlerden faydalanılmış. Bunların haklılık ve haksızlık derecesi beni ilgilendirmiyor. Benim duyduğum şarkılar, bu isimlerden beslendiği kadar, kendi besinini kendisi yapan olgunluğa sahip bir kadının ilk albümünün içindeler.


Açılıştaki That Fateful Day ile ruhani yolculuğumuza başladığımız albüm, bu şarkının derinlerden gelen tutkusuna tümüyle sahip. Mariachi nefeslilerinin eşlik ettiği dream pop / indie folk karışımından mütevellit, tam bir dream folk lezzeti. Love Me With Madness 60'lara, 70'lere selam duran harika bir country noir. Wildfire'ın tepemize koyduğu parçalı bulutlu masmavi gökyüzü, sırtımıza yüklenmesinden hiç şikayetçi olmadığımız o Pazar günü hüznünün şarkılaşmış hali adeta. Aynı günün batımında havadaki huzuru dinlerken My Love Will Follow'un eşlik etmesi ne güzel olurdu. Ilık bir trompet ve arka planda salınan slide gitarın yarenliğinde pop caz duygusunu, elit bir country sıcaklığıyla harmanlamış The Desert ve ona ruh olarak benzeyen One and Only albüm hiç bitmese düşüncemi arttırdıkça arttırdı. New Moon, bu pastoral destansılığa bir halka daha ekledi. Bir buçuk dakikalık enstrümantal The Moment I Met You, o bize uzun gelen kısacık rüyalardan birinin yansıması gibiydi. Won't Back Down, boğaza düğümlenen bir ayrılık veya bir kavuşma anının fonuna yerleşip orada kendi kendini yücelten olağanüstü güzel bir şarkı. Tüm savunmasızlığımızı yüzümüze vuran, ama bundan mutlu ve huzurlu olunmasının en insani duygulardan biri olduğu gerçeğini de üzerine koyan manidarlıkta. Finali ise Big Sur adında sadece gitar ve James'in yankılarla büyüleyen modern ninnisi yapıyor.

Bana ruh olarak daha çok Miranda Lee Richards'ı anımsatan Leah James, bu sound ile kadınlığını ve anneliğini keşfetmenin, kucaklamanın, kutsamanın müziğini yapmış. Ünlü müzisyen Don Felder'in kızı, Brandon Janner'ın eşi, Eva'nın çiçeği burnunda annesi olarak taşıdığı kimliklerin yanında bağımsız bir birey olmanın gerekliliğini dile getirmiş demeçlerinde. Kızından aldığı ilhamla yazıp söylediği anaç ninniler yanında babasını saygıyla anan, eşine aşkla bağlı bir kadının hissiyatlarını algılamak hiç de zor değil. Fakat babasının veya kocasının soyadını kullanmak yerine (gerçi bazı mecralarda Leah James Janner olarak kullanıyor) kendine bir soyadı vererek bağımsız bir birey olduğunun altını çiziyor. "Başkasının inşa ettiği bir platform üzerinde durmaktansa, kendi yaptığımın üzerinde durmayı önemli buluyorum" diyor. Bu çok önemli. Çünkü kadın veya erkek, hayatımız boyunca edindiğimiz onlarca rolün bizi kendimizden uzaklaştırmasına izin vermemiz halinde gerçek bir birey olarak kalamayacağımızın gerçeği bu. Anne, baba, sevgili, eş, evlat... Ama kendin olmadan bunların hangisi olduğunun ne önemi var ki?

1. That Fateful Day
2. Love Me With Madness
3. Wildfire
4. My Love Will Follow
5. The Desert
6. One and Only
7. New Moon
8. The Moment I Met You
9. Won't Back Down
10. Big Sur

31 Ağustos 2018 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2018)

Aretha Franklin - The Very Best of Aretha Franklin: The '60s
Yıl: 1994 ABD
Tür: Soul
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chain of Fools"

Van Canto - Trust in Rust
Yıl: 2018 Almanya
Tür: A Cappella, Power Metal
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ride the Sky (feat. Kai Hansen)"
 
 
Wild Nothing - Indigo
Yıl: 2018 ABD
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Letting Go"
C + C Music Factory - Gonna Make You Sweat
Yıl: 1990 ABD
Tür: Dance Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gonna Make You Sweat (Everybody Dance Now)
Nick Johnstone - Atomic Mind
Yıl: 2014 Kanada
Tür: Instrumental Hard Rock, Progressive Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lost in a Dream"
What Women Want OST
Yıl: 2000 ABD
Tür: Pop, Vocal Jazz
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Frank Sinatra - "I've Got You Under My Skin"
Gabrielle - Under My Skin
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Pop Soul, R&B
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Put Up a Fight"
 LADY X - Love Life Complicated
Yıl: 2018 Güney Afrika
Tür: Afro-Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Igugu Lami"
 
Cool Kids of Death - Cool Kids of Death
Yıl: 2002 Polonya
Tür: Garage Rock, Punk Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Radio miłość"
 
Laurel - DOGVIOLET
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Pop, Pop Sul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Take It Back"
Los Straitjackets - The Further Adventures of Los Straitjackets
Yıl: 2009 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Teen Beast"
NAVVI - Omni
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Pop, Electropop, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Simpatico"
Jain - Souldier
Yıl: 2018 Fransa
Tür: Electropop, Indie Pop, Art Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "On My Way"
 
Tourlou the Band - Παντοπωλείον
Yıl: 2017 Yunanistan
Tür: Stoner Rock, Rebetiko
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ξενιτεμένα μου πουλιά"
SECTION 25 - Elektra
Yıl: 2018 Avusturya
Tür: Indie Rock, Post-Punk
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "You Want Some"
All Sparks Burn Out - Ceremonies for the Lost
Yıl: 2018 Avustralya
Tür: Shoegaze, Dream Pop, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Painful Paths"
Boy In The Shadows - The End of Nothing
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Alternative Rock, Gothic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Burn Your Flag"
Clare Maguire - Stranger Things Have Happened
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Pop Soul, Art Pop, Singer/Songwriter
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Faded"
 
Middle Class Rut - Gutters
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alternative Rock, Grunge
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "No Sale"
Jimmy Page & Robert Plant - No Quarter: Jimmy Page & Robert Plant Unledded
Yıl: 1994 İngiltere
Tür: Blues Rock, Folk Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kashmir"