23 Eylül 2017 Cumartesi

Tiny Masters Of Today - Skeletons


Ivan’ın gitar, Ada’nın bas çaldığı, her ikisinin de vokal yaptığı New York’lu bir ikili olan Tiny Masters Of Today, grunge sonrası birden bitiveren çeşitli türlere hapsedilmiş ilginç gruplardan sadece birisi. Yalnız artık resmi bir tür haline gelmiş post-grunge olarak değil de, garage rock ve lo-fi istasyonundan kalkıp, alternative rock ve indie rock istikametlerine uğrayan bir türler karması şeklinde boy gösteriyorlar. Bir küsür ve iki küsür dakikalık (3:48’lik Big Stick’i saymazsak) şarkılardan örülü ikinci albümleri Skeletons gösteriyor ki, garajdan çıkma rock ölmemiş! Öldüğünü kimse söylememişti zaten de, en azından bana kaba tabirle kuru motor gürültüsü şeklinde gelen bilimum örneklerden sonra kulak pası silmek için de garajdaki bir çivinin başka bir çiviyi sökmesi gerekebiliyormuş. “Noise” veya "experimental" ön ekleri ile türlü gereksizliğe evsahipliği yapmış New York’un Tiny Masters Of Today’e gözü gibi bakması lazım.

Arkada hiç susmayan, ama farklı tonlar ve açılımlarla şarkılara renk katan gitar ve çoğunlukla garajdaki telsizden yayın yapar gibi eşlik eden dişi vokal, ne yaptığını bilen bir davulla buluşunca ortaya hiç sıkmayan, tam tersi bazen garajdaki motor yağından üzeri kapkara olmuş “beach rock” bile olabilen eğlencelikte bir müzik sunuyor. Hatta bu tarz müzikte pek sık rastlanmayan elektronik numaraları da alttan, üstten, yandan farketmek mümkün. İnanmayan Pop Chart, Understandable Honesty, Skeletons, Monkey In The Middle parçalarına kulak atabilir. Açılıştaki Drop The Bomb!, Guy Ritchie tarzı filmlere jenerik olabilecek kadar kıyak bir potansiyel ifşa etmekte. Piyasada 10 tane daha Tiny Masters Of Today olsun, garage rock’ın sırtı kolay kolay yere gelmez!

1. Drop The Bomb!
2. Two Dead Soldiers
3. Skeletons
4. Pop Chart
5. Real Good
6. Big Stick
7. Monkey In The Middle
8. Big Bass Drum
9. Ghost Star
10. Understandable Honesty
11. Abercrombie Zombie

15 Eylül 2017 Cuma

Guardians Of The Galaxy: Awesome Mix, Vol. 2 (OST)


2014 yılındaki Guardians Of The Galaxy sonrası devam filminin geleceğine, Awesome Mix, Vol. 1 olarak yönetmen James Gunn'ın seçtiği şarkıların güzelliğine, haliyle Vol. 2 şarkılarının da yolunun gözleneceğine dair heyecan ve hezeyanlarımı beyan etmiştim. Beklenen günler geldi ve hem film, hem de soundtrack şeklinde Vol. 2'ye kavuştuk. İlk filmin sonlarına doğru gördüğümüz kaset artık kulaklarımızda dönüyor. Yine ilk filmdeki gibi kulağa tanıdık gelen gelmeyen, tabii filmi izledikten sonra çok daha anlam kazanan 14 şarkı ile karşı karşıyayız. Film olarak güzel bir seri yakalandığı gibi, soundtrack olarak da özellikle 70'li yılların benzersiz yüzünü ucundan kıyısından yansıtan bazı örneklerle derlenmiş bir başka serinin de takipçisiyiz. Filmin yolunu gözleyenler kadar Awesome Mix. Vol. 2 de merak konusuydu. Gunn 2015'ten itibaren ara ara albüm hakkında merakları gidermeye çalıştı. İlk filmde konduğu sahnelerle daha bir güzelleşen Hooked On A Feeling, Cherry Bomb, Fooled Around and Fell In Love, I'm Not In Love, Ain't No Mountain High Enough gibi klasiklerin yerini başka şarkılar almış vaziyette. Ama önce albüme konanlardan değil, konmayanlardan bahsedelim ki, konunun o kadar basit olmadığı anlaşılsın.

James Gunn, yazıp yönettiği film kadar soundtrack için de çok titiz davrandığını göstermekte. Öyle ki, gelmiş geçmiş en iyi pop şarkılarından biri olarak gördüğü Hall & Oates'un She's Gone şarkısına filmde uygun yer bulamadığı için albüme de koymamış. Keza Alice Cooper'ın Teenage Lament '74 adlı hiç duymadığım bestesi de benzer bir sebep yüzünden kadroya girememiş. Gunn'ın idollerinden biri olan, ilk albümde Moonage Daydream ile dinlediğimiz David Bowie'den bir başka şarkıyı (büyük ihtimalle Suffragette City) Vol. 2'ye koymak istemiş. Ancak şarkıyı koyduğu sahneyi filmden çıkarınca şarkıya başka bir yer bulmak istememiş. Hani başkası olsa, hayatımın şarkısı, hayatımın idolü demez, boş bulduğu yere şarkıyı iliştirirdi. Ama Gunn, artık aklında ne varsa ona sadık kaldığını, gerekirse film içinde o şarkıdan / şarkıcıdan feragat edebileceğini gösteren özenli bir seçki çıkardığını gösteriyor. Bir de filmde çaldığı halde albüme konmamış olan Jimmy Urine şarkısı Un Deye Gon Hayd (The Unloved Song), albümde çaldığı halde filme konmamış (fakat fragmanlardan birinde çalmış) Sweet şarkısı Fox On The Run mevcudiyeti söz konusu.

 
Albümü açan, aynı zamanda filmin müthiş açılış jeneriğinde duyduğumuz Electric Light Orchestra şarkısı Mr. Blue Sky, James Gunn'ın açılış için mükemmel demesine pek katılmasam da, özellikle Baby Groot'un sevimli hallerine cuk oturmuş. Enfes nakaratıyla bir değil iki sahnede çalan gelmiş geçmiş en iyi Fleetwood Mac şarkılarından The Chain'i duymak heyecan verici. Ego'nun olağanüstü güzellikteki gezegenine girerken çalan My Sweet Lord (George Harrison) muazzam. Rocket'in tek başına ormanda Yondu'nun adamlarını hacamat ederken duyduğumuz Southern Nights (Glen Campbell) bu sahnelerle daha bir güzel. Zaten filmde dikkat çeken bir nokta da, Rocket'in bu kaseti ayrı bir sevmiş ve her fırsatta çalmak istemiş olması. Rocket, Yondu ve Baby Groot'un hapisten kurtulup gemiyi ele geçirdikleri, Yondu'nun ıslığıyla komuta ettiği okunun harikalar yarattığı aksiyon sekansına can katan Come A Little Bit Closer (Jay and The Americans), ortalık yeterince karışıkken bir de Sovereign ordusunun dahil olduğu sırada Kreglin'in gemide tek başına dinlediği Wham Bam Shang-a-Lang (Silver) tekrar tekrar izlenesi / dinlenesi anlar.

İlk filmde Peter ve Gamora'nın yakınlaşmasına mükemmel biçimde eşlik eden Fooled Around and Fell In Love'ın yerini bu defa Bring It On Home To Me (Sam Cooke) ile romantik anlar, "konuşulmayan şeyler" alıyor. Peter'ın annesinin en sevdiği şarkılardan biri olan, Ego'nun da buna tanıklık ettiği, hatta biraz da alay ettiği Looking Glass şarkısı Brandy (You're a Fine Girl) ve tabii hem sözleri, hem de müziğiyle olsun finale huzur, hüzün, anlam katan efsane Father and Son (Cat Stevens) albümün değerine değer katan şarkılar. Son şarkı Guardians Inferno ise albüm için yazılan tek şarkı. Yazarları ise filmin score sorumlusu Tyler Bates ve yönetmen James Gunn. Vokalde ise aynı zamanda şarkıcılık da yapan David Hasselhoff var ki, filmde babasız büyüyen Peter'ın baba figürü olarak benimsediği, aynı zamanda Gunn'ın da Knight Rider zamanlarından hayran olduğu aktör olması itibariyle onur konuklarından birisi. Gunn yine kendine yakışanı yapıp başarılı bir devam filmine, başarılı bir soundtrack hazırlamış. Öyle ki sinemasına olduğu kadar soundtrack seçkilerine de hayran olduğum Edgar Wright bile Baby Driver için aynı şarkıları seçmemek adına Gunn'ı arayıp emin olmak istemiş. Üçüncü filmle beraber Awesome Mix, Vol. 3 de gelir muhakkak. Gerçi walkmen kırıldı ve Kreglin Peter'a 300 şarkı kapasiteli bir MP3 player verdi. Ama walkmen tamir olsun, üçüncü bir kaset ortaya çıksın istiyor insan. Kimbilir Gunn'ın aklında bu defa hangi nostaljik şarkılar, nasıl sürprizler olacak?

1. Electric Light Orchestra - Mr. Blue Sky
2. Sweet - Fox on the Run
3. Aliotta Haynes Jeremiah - Lake Shore Drive
4. Fleetwood Mac - The Chain
5. Sam Cooke - Bring it on Home to Me
6. Glen Campbell - Southern Nights
7. George Harrison - My Sweet Lord
8. Looking Glass - Brandy (You’re a Fine Girl)
9. Jay and The Americans - Come a Little Bit Closer
10. Silver - Wham Bam Shang-a-Lang
11. Cheap Trick - Surrender
12. Cat Stevens / Yusuf Islam - Father and Son
13. Parliament - Flashlight
14. The Sneepers (feat. David Hasselhoff) - Guardians Inferno

7 Eylül 2017 Perşembe

Motörhead - Under Cöver


28 Aralık 2015'te aramızdan ayrılan heavy metal efsanesi Lemmy Kilmister'ın ardından plak şirketleri boş durmayıp onun güzel hatırasını yaşatmaya çalışıyorlar. (Yersen tabii. Küplerini dolduruyor da olabilirler.) Ölümünden sonra, önce 2016 Haziran'ında konser CD/DVD'si Clean Your Clock, 2016 Aralık'ında ise 3 CD'den oluşan Wake The Dead adlı Best Of albümü piyasaya sürüldü. Motörhead hayranlarının bundan şikayetçi olacaklarını sanmıyorum. Ben değilim. Neyse, 2017 yılında Motörhead için ne yapabiliriz diye kafa yoran uzmanlar, Under Cöver adında parlak bir fikirle çıkageldiler. Albüm adından da anlaşılabileceği üzere grubun 1992 - 2015 arasında çalmış olduğu 11 adet coverdan oluşuyor. Bugüne kadar başka birinden tek bir tane bile iyi Motörhead coverı duymamış olan ben, başkalarına ait 11 adet şarkı coverlayan Motörhead'in üstüne balıklama atlamasam olmazdı. Mutlaka albümde yer bulamamış başka coverları da vardır. Ama Under Cöver dahilindeki hiçbir şarkıyı daha önce kendilerinden duymamış olmanın heyecanıyla adeta yeni bir albüm dinliyormuş gibi sevinmeden kendimi alamadım.

En beğendiklerimden başlarsam, açılışı yapan süper Judas Priest şarkısı Breaking The Law'ı, bir Dio harikası Starstruck'ı, önceleri The Rolling Stones'tan başkasına yakışmayacağını düşündüğüm fakat dinleyince Motörhead'e de çok yakıştığını fark ettiğim Jumpin' Jack Flash'i, 2015 yılına ait iki en yeni cover olan ve sound olarak albüme farklı bir hava katan Heroes ve Sympathy For The Devil klasiklerini saymam farzdır. Bu olmazsa olmaz 5 şarkının yanına God Save The Queen, Hellraiser ve Shoot 'Em Down gibi Motörhead ruhuna uygun yorumlar da eklenince ailecek sıkı bir heavy metal ziyafeti yaşıyoruz. Kapanıştaki Metallica coverı Whiplash ise o ruhun trash ve punk arasında seyreden yanını bize yansıtmaktan geri durmuyor. Sadece Rockaway Beach yerine daha dişli bir Ramones şarkısı olabilirdi diye düşündüm. Ama Lemmy başkanın bir bildiği vardır diyerek onu da bağrımıza basıyoruz. Belki de yukarılarda bir yerlerde Bowie ve Dio ile Jack Daniels'ın gözüne vuran Lemmy, sadece kendi besteleriyle değil, başkalarının şarkılarıyla da büyüklüğünü yine, yeniden kanıtlamış oluyor. Onsuz bazen üşüyoruz. Ama bizi ısıtacak 22 stüdyo, bilmem kaç tane konser albümü kolayca ulaşılacak mesafede olunca rahatlıyoruz.

1. Breaking the Law (Judas Priest) 2008
2. God Save the Queen (Sex Pistols) 2000
3. Heroes (David Bowie) 2015
4. Starstruck (Dio) 2014
5. Cat Scratch Fever (Ted Nugent) 1992
6. Jumpin' Jack Flash (The Rolling Stones) 2001
7. Sympathy for the Devil (The Rolling Stones) 2015
8. Hellraiser (Ozzy Osbourne) 1992
9. Rockaway Beach (Ramones) 2002
10. Shoot 'em Down (Twisted Sister) 2001
11. Whiplash (Metallica) 2005

31 Ağustos 2017 Perşembe

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2017)

Everything Everything - A Fever Dream
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock, Art Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Can't Do"
Gothic Tropic - Fast or Feast
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Don't Give Me Up"
Dogu Blok - Şeytan Hazretlerinin Son Yolculuğu
Yıl: 2017 Türkiye
Tür: Psychedelic Pop, Art Pop, Lo-Fi
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kahire"
 
The Incredible Bongo Band - The Return of The Incredible Bongo Band
Yıl: 1974 ABD
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Can't Get No Stisfaction"
The Jim Jones Revue - Burning Your House Down
Yıl: 2010 İngiltere
Tür: Rock & Roll, Garage Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "High Horse"
 
PVRIS - All We Know of Heaven, All We Need of Hell
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nola 1"
The Bombay Royale - Run Kitty Run
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Psychedelic Pop, Rock, Funk
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ballygunge"
Daniel Pemperton - King Arthur: Legend of the Sword
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Soundtrack, Score, Ambient
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Growing Up Londinium"
 
Gogol Bordello - Seekers and Finders
Yıl: 2017 ABD
Tür: Gypsy Punk, Folk Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Familia Bonfireball"
Roger Molls - Metamorphosis of Muses
Yıl: 2012 Fransa
Tür: Hip Hop, Soul, Breakbeat
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Remember November"
Krasnoznamyonnaya Diviziya Imeni Moyey Babushki - Посмертные приключения
Yıl: 2017 Rusya
Tür: Art Pop, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Сонник"
Bünyamin Olguncan & Raquy Danziger - Darbuka Magic
Yıl: 2017 ABD/Türkiye
Tür: Ethnic, Percussion, World
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Beyoğlu Beat"
Kacey Johansing - The Hiding
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Power of Love"
Po' Brothers - Hunchhunchbeardown
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Carry the Weight"
The Sick-Leaves - Travels with Charlie
Yıl: 2017 Güney Afrika
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Underneath It All"
 
Work Drugs - Flaunt the Imperfection
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Pop, Chillwave, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "For the Year"
Dust - Soulburst
Yıl: 2016 İsveç
Tür: Hard Rock, Stoner Rock
 "F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Free"
 
Nixon Now - Altamont Nation Express
Yıl: 2005 Almanya
Tür: Garage Rock, Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Can Boogie"
Chase & Status - Tribe
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Drum & Bass, UK Hip Hop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tribes"
 
Dangal OST
Yıl: 2016 Hindistan
Tür: Bhangra, Hindi
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Daler Mehndi - "Dangal"

20 Ağustos 2017 Pazar

Dean Ortega - Revolution Child The Answer


Her türlü gitar, keyboard, perküsyon ve vokal sorumlusu rock insanı Dean Ortega ile tanışmış olmanın keyfini yaşadığım Revolution Child The Answer adlı albüm döndükçe dönüyor. Her dönüşte başka sıkı numaraların farkına varmak, bu tanışmayı daha da renklendiriyor. Bas çalan De Autry Jones ve davul döven Ron Thomas ile birlikte müthiş bir trio olarak Ağustos başında çıkardıkları bu albüm, hard, stoner, psychedelic kanallardan sağlam yüklenmeler içeriyor. Arada konuk gitaristler de boy göstermiş. Tabii asıl boyunu gördüğümüz kişi, başta virtüözlüğünü sergilediği gitar olmak üzere saydığımız enstrümanları çalan, şarkıları yazan, yapımcılığı üstlenen, kapak fotoğrafını bile kendi tasarlayan Dean Ortega... Çoğu virtüöz insanın aksine, yersiz şımarıklıklarla bu yeteneğin suyunu çıkarmayan, grup müziği tasarlayıp diğer arkadaşlarına da sağlam alanlar yaratan, üstelik çoğu virtüöz insanın başvurduğunun aksine kendi yanar döner vokalini kendi yapan Ortega, 80'leri 90'lara bağlayan hard rock ruhunu 2000'lere ulaştıran bileşenlere son derece hakim insanlardan.

Enter The Empire ile bir buçuk dakikalık bir girizgahtan sonra Don't You Wanna Be?, Come On, Hole, Countless Wired gibi fitili her an ateş almaya hazır bomba rock şarkıları albümde çeşitli cazibe noktaları yaratıyor. Üçlünün birbirleriyle olan uyumları, Ortega'nın canhıraş ama ipini koparıp saçmalamayan sololarıyla bütünleşiyor. Arada The Zoo gibi bir şarkıyla grunge dönemine selam çakılıyor. Yine albümün özel şarkılarından biri olan Revolution Child, 2:55'lik süresi dahilinde birbirine bağlanmış üç ayrı şarkı ihtiva ediyor. Sonlara doğru The Raven ve Break Of Death'in albümü ağırlaştığını düşünüyorum. Tabii bütün şarkılar Come On gibi gaz versin demiyoruz. Ama özellikle sonlara yaklaştıkça hantallaşması da pek sevdiğim durumlardan değildir. Yine de genele vurduğumda çok iyi bir rock albümüyle göz göze gelmiş bulunuyorum. O yüzden hoşuma gitmeyen 1-2 şarkı yüzünde hiçbir albümü harcamam. Gayet tecrübeli bir müzik adamı olduğunu anladığımız Dean Ortega'nın bundan önce ne gibi albümler veya çalışmalar yaptığına dair pek bilgi edinemedim. Derinlemesine araştırmadım da. Zira Revolution Child The Answer insanı bir müddet gayet iyi meşgul ediyor.

1. Enter the Empire
2. Don't You Wanna Be?
3. Jimi Punk
4. Hole
5. The Zoo
6. Revolution Child
7. Come On
8. Countless Wired
9. The Raven
10. Break of Death
11. Had Enough
12. Rum

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Miranda Lee Richards - Existential Beast


1975 San Fransisco doğumlu Miranda Lee Richards'ı 2009 yılında çıkardığı Light Of X ile tanımış, bayılmış, takibe almıştım. Metallica gitaristi Kirk Hammett'tan gitar dersleri aldığı başta olmak üzere, maceracı ruhundan, kısa süren grup tecrübesinden, içtenliğinden, huzurlu ve hüzünlü müziğinden bahsetmiştim. 2001 tarihli The Herethereafter albümüne dönüp oradan da aynı keyfi aldıktan sonra 2016'daki Echoes Of The Dreamtime ile sessiz sedasız geri dönüşüne tanık olmuştum. Yeni albümü için 5-6 sene ara vereceğini düşünürken sürpriz biçimde hiç bekletmeden Existential Beast ile o büyülü folk rock dünyasına tekrar davet ediyor Richards. Dumanı hala üstünde olan Echoes Of The Dreamtime'ın benim için hala keşfedilmemiş koyları varken, Existential Beast ile yepyeni nefes alma alanları yaratan Richards, bu kadar kısa sürede yine güçlü bir albümle döndüğü için gerçekten mest etti. Albümleri arasında verdiği uzun aralardan sonra böylesi bir erken kavuşma, acaba acelecilik neticesinde bir vasatlığa yol açabilir mi düşüncesi yaratsa da, Existential Beast o oturmuş Miranda Lee Richards soundunu koruyan kalitede.

Tıpkı önceki üç albümü gibi Existential Beast de bir çırpıda içine almayan, dinleyicisinden zaman, emek ve konsantrasyon isteyen, bunlar gerçekleştiğinde sakladıklarını yavaş yavaş açığa çıkaran bileşenlere sahip. Aslında tarifsiz olan bu hissi dört albümünde de koruduğu için artık onun kötü bir albüm yapabileceğine de pek inanmıyorum. 70'leri anımsatan Ashes and Seeds ile tutuk bir açılış yapmasının bu sonucu değiştirmeyeceğini düşünüyordum, yanılmadım. Aslında Ashes and Seeds'in bence tek sorunu parlak bir nakaratı olmaması. Mesela albümün isim parçası Existential Beast de aynı tutukluktan muzdarip gibi görünüyordu. Oysa çok basit bir vokal nakaratıyla ve onun doğal getirisi sonucu yaratılan psychedelic atmosferle albümün en güçlü şarkılarından biri haline geldiğini görüyoruz. Kelt etkileri taşıyan modern ninniler Oh Raven ve Back To The Source, yaylıların desteğini alarak bu iki ninniye omuz veren Autumn Sun, albümün geleneksel ile çağdaş arasında salınan folk hüznüne bir dream pop tonu da katıyor ki, her dinleyişte bu ton kendi içinde renkten renge giriyor.


Psychedelic rock ve alt. country'yi birbirine yakın ölçütlerle seven bir dinleyici için mükemmel karışımlar olan Golden Gate, On The Outside Of Heaven ve The Wildwood üçlüsü kesinlikle anlatılmaz, yaşanır besteler. Lucid I Would Dream ise yine Richards'ın country bilincine dream pop zenginliği yüklediği, büyüsüne kapılan dinleyiciyi hamur gibi yoğurup istediği kıvama getirebilen bir başka şahane şarkı. Kapanıştaki 12 dakikalık Another World, yine iyi bir nakarata ve süresi itibariyle psychedelic dönüşümlere sahip olmayan düz bir folk şarkısı olarak hayalkırıklığı oluştursa da, açılış ve kapanış arasındaki diğer bestelerin olağanüstü birlikteliği ile olgunluğunu, kalitesini, karizmasını, gerçeklik ile rüyalar alemi arasında kurduğu dengesini çok iyi ifade ediyor. Yağmur gibi çiseleyen gitar melodileri, arka planda bir sürü farklı işler yapan keyboardları, hiçbir şeyi abartmayan bas ve davulu, Richards'ın bir müzisyen ve bir kadın olarak kimliğini yansıtan duru vokali bu şarkıları vücuda getiren başlıca yapıtaşları. Ve bu taşların hepsi kendi yerinde ağır.

Existential Beast, lirik açısından ise politik ve aktivist bir albüm. Yer yer 2016 başkanlık seçimlerine ilişkin izler görülüyor. Albüme adını veren şarkıyı yazarken izlediği bir Nelson Mandela biyografisinden etkilendiğini söyleyen Richards, yangınlarla boğuşan dünyaya nasıl barış gelebileceğine dair kafa yoruyor. Another World ile, memleketi California özelinde Amerikan politika sisteminin odak noktalarından birine barış yanlısı akustik pasajlar dile getiriyor. Golden Gate ve Oh Raven, güven duygusu konusunda nitelikli ve şiirsel kişisel gelişim özellikleri taşıyor. The Wildwood ise, Zimbabwe'de ulusal parkta yaşayan, Oxford Üniversitesi araştırmacılarının gözetimindeki 13 yaşındaki aslan Cecil hakkında. Kamuoyunda tanınan ve sevilen, ülkeye her yıl binlerce turist çeken Cecil'in 2015 yılında bir avcı tarafından önce okla yaralanmasını, 40 saat sonra da tüfekle öldürülmesini kendine has şiirsellik ve vuruculukta dile getiren Richards için, pastoral dünyanın içinde gizli böyle trajediler kadar o dünyanın kendi içindeki her türlü duygunun da karşılığı mevcut. O halde Existential Beast için, geçmişine, şimdisine ve geleceğine kendi karar vermiş, varoluşuna sınırları kesinleştirilmemiş anlamlar yüklemiş bir "yaratık" demenin hiç sakıncası yok.

1. Ashes and Seeds
2. The Wildwood
3. Lucid I Would Dream
4. Golden Gate
5. Back to the Source
6. Autumn Sun
7. Existential Beast
8. Oh Raven
9. On the Outside of Heaven
10. Another World

3 Ağustos 2017 Perşembe

Jim Jones and The Righteous Mind - Super Natural


90'larda Thee Hypnotics, 2000'lerin başında Black Moses, yine 2004-2012 arasında The Jim Jones Revue adlı gruplar kurup, onlarla yatıp kalkmış İngiliz Jim Jones, 2017 sularında bu kez Jim Jones and The Righteous Mind ismiyle beş kişilik bir geri dönüş yaşıyor. Jim Jones adı bana yabancı gelmediğinden arşivlere baktığımda kendisiyle ilk The Jim Jones Revue'nün 2010 yılına ait Burning Your House Down albümüyle tanıştığımı ve çok beğendiğimi fark ettim. Garage rock ve hard blues rock olarak özetlenebilecek, ama detaylarında punk ve blues karışımı olarak "dirty blues" şeklinde adlandırılan alt tür ile sıkı fıkı, hatta bazen gothic rock sınırlarına dayanan sert bir müzik yapan grup, böylece alternative country ve punk blues gibi heyecan yaratan buluşmaların hakkını teslim ediyor. Rock & roll, blues ve country'nin bu tip modifiye edilişindeki tehlikelerin farkındalığı belli bir tecrübe gerektiriyor. Bu tecrübenin Jones'ta mevcut olduğunu şimdiye kadar anlayan anlamıştır. Anlamayan varsa, bu yeni oluşumun ilk meyvesi olan Super Natural ile anlayacağını düşünüyorum.

Albümü açan Dream, muhtemelen albüm için verilen country, blues gibi etiketleri gören naif dinleyiciyi duvardan duvara vurmak suretiyle yara bere içinde bırakacaktır. Daha ilk şarkıdan bu dinleyiciye tamam mı, devam mı seçeneğini sunmak her yiğidin harcı değil. Albümdeki bu kaos atmosferini besleyen Base Is Loaded, Something's Gonna Get Its Hands On You, Heavy Lounge #1, Till It's All Gone gibi şarkıların garajdan çıkma punk blues, dirty rock & roll atarlanmaları dinleyip ısındıkça daha da güçleniyorlar. Ama arka arkaya gelen ve albümün yıldızlarını arttıran Aldecide ve Boil Yer Blood, bu şarkılara göre daha derli toplu duran (kaldı ki derli toplu durmamak grup için negatif bir özellik değil), stilize, karizmatik rock şarkıları olarak göz doldurur cinsten. Albümün iki yavaş şarkısından biri olan ve bir başka yıldız misali parlayan Shallow Grave, gerilim katan piyano dokunuşları, uyanıp üzerimize saldıracakmış gibi tehditkar gitarları, Jim Jones'un birden kadifeye dönüşmüş vokaliyle kendine has bir dokuya sahip.

Bir diğer yavaş şarkı olan kapanıştaki Everybody But Me ise Jones'un aynı kadifeliğine bu defa gerilimden ziyade kırılganlık katan piyano, slide gitar, organ, kontrbas destekli duruşuyla dikkat çekiyor. Zaten Jim Jones and The Righteous Mind kendini bas, gitar, davul eksenine hapsetmemiş, bunların oluşturduğu temellere başta piyano olmak üzere kararında country elementleri de serpiştirmiş, böylelikle pastoral tonlarını garaj hoyratlığı ile dengeleyen, dengelemek istemediği durumlarda da aynı dengeden çıkardığı özgürlüğünü kullanan bir müzik yapıyor. Özellikle Aldecide ve Boil Your Blood ikilisinde görülebileceği üzere modern rock formlarını bilindik rock yapılarına monte etmekte hiç sorun yaşamıyor. Kentli bir western ambiyansı oluşturuyor gibi görünseler de, kırda çamura batmış, garajda motor yağına bulanmış bu modern western anlayışının bir sürü emarelerini gururla üstlerinde taşıyorlar. Bu yüzden bana göre 2017'nin en iyi albümlerinden biri olan Super Natural, bu tuhaf karışımı deneyimlemek isteyenler için önemli bir başvuru niteliğinde.

1. Dream
2. Base Is Loaded
3. Something's Gonna Get Its Hands on You
4. No Fool
5. Aldecide
6. Boil Yer Blood
7. Shallow Grave
8. Heavy Lounge #1
9. Till It's All Gone
10. Everybody But Me

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Temmuz 2017)

The Mongrelettes - The Mongrelettes
Yıl: 2015 Yunanistan
Tür: Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Never Come My Way"
Benjamin Booker - Witness
Yıl: 2017 ABD
Tür: Garage Rock, Indie Rock, Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Right on You"
 
Božo Vrećo - Пандора
Yıl: 2017 Bosna Hersek
Tür: Ethnic, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Elma"
Beth Ditto - Fake Sugar
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Pop, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "In and Out"
 
Jain - Zanaka
Yıl: 2015 Fransa
Tür: Indie Pop, Pop, Afrobeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Heads Up"
 
311 - From Chaos
Yıl: 2001 ABD
Tür: Alternative Rock, Funk Rock, Reggae
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Amber"
 
Satan's Pilgrims - Siniestro
Yıl: 2017 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Siniestro"
Broken Social Scene - Hug of Thunder
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Rock, Post-Punk, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Halfway Home"
Haim - Something to Tell You
Yıl: 2017 ABD
Tür: Pop Rock, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Want You Back"
The Allergies - As We Do Our Thing
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Hip Hop/Rap, Funk, Breakbeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blast Off (feat. Andy Cooper)"
Funkiwi's - Mundo roto
Yıl: 2017 İspanya
Tür: Alternative Rock, Funk Rock, Rap Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "El circo"
 
Nickelback - Feed The Machine
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Alternative Rock, Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Every Time We're Together"
 
VA - Grand Theft Auto: Vice City, Vol. 4
Yıl: 2002 ABD
Tür: Pop Rock, Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Yes - "Owner of a Lonely Heart"
Adaline - Aquatic
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Commotion"
The Isley Brothers - Santana - Power of Peace
Yıl: 2017 ABD
Tür: Funk Rock, Soul, Latin Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Higher Ground"
Dua Lipa - Dua Lipa
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Electropop, Dance-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "New Rules"
 
Grained - Tunes From the Void
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gasoline"
The Chain Gang of 1974 - Felt
Yıl: 2017 ABD
Tür: Synthpop, Pop Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wallflowers"
 
Def Leppard - Slang
Yıl: 1996 İngiltere
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Work It Out"
Fake Shark - Faux Real
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fairfax"
 

26 Temmuz 2017 Çarşamba

Don Henley - The End Of The Innocence


2017 itibariyle 1947 doğumlu Don Henley 70 yaşına bastı. Onu çoğu insan Eagles grubundan, en çok da Hotel California'yı söyleyen adam olarak tanır. Pek bayıldığım bir şarkı değildir kendileri. Zaten Don Henley'yi ne Eagles, ne de Hotel California ile tanıdım. Vokal yapıp davul çaldığı Eagles ile 70'lerde ne uzayıp, ne de kısalan bir yeri olan Henley, 1982'de başladığı solo kariyeriyle çok daha derin, kişisel ve olgun işlere imza atmıştır kanımca. Beş albümden oluşan bu kariyerin üçüncü halkası olan 1989 tarihli The End Of The Innocence ile tanıdığım bu adamın önceki ve sonraki albümlerinden değil aynı tadı, hiç tat almamış olmayı neye bağlayacağımı bilemedim. Önemli de değildi. Kendisine hakaret gibi olacak belki ama, sanki Don Henley, birgün The End Of The Innocence'ı yapsın diye müzisyen olmuş, yaptıktan sonra da misyonunu tamamlamış bir müzisyen gibi göründü hep bana. Keşke diğer albümlerini de sevseydim diye düşünmedim. Çünkü bu albüm o kadar doyurucu, renkli, efkarlı, kuvvetliydi ki, inişleri çıkışlarıyla, parlak ve ufak tefek sönük anlarıyla 50 dakikalık bir film gibiydi.

Dönemin en popüler yapım şirketlerinden biri olan Geffen'den çıkan 10 şarkılık The End Of The Innocence, Henley'nin en kaliteli albümü olduğu kadar, en çok satan albümü de oldu. Rolling Stone dergisi tarafından "Tüm Zamanların En İyi 500 Albümü" listesinde yer buldu. Albümün isim parçası ile Grammy kazandı, Rolling Stone, Grammy vs. hiç itibar ettiğim isimler değildir. Ama bir şekilde bu albüme hak ettiği itibarın kazandırılması da insanı mutlu ediyor. Bu kaliteyi elde etmek için özenli bir prodüksyon, iyi yazılmış şarkılar ve yine dönemin çok önemli isimlerinden oluşan zengin konuk listesi halkayı tamamlıyor. İlk şarkı The End Of The Innocence, Henley / Bruce Hornsby ortak bestesi ve Hornsby'nin şırıl şırıl piyanosuyla birçok duygunun yaşanacağı albümün kapılarını aralıyor. Aslında bu kapı aralama benzetmesini albüm için yapabileceğimiz gibi, şarkının kendi bütünlüğünde de ele alabiliriz. Her şarkı kendi kapı ve pencerelerine sahip. Belli bir Don Henley tarzı olmadığı için, The End Of The Innocence'ın Bruce Hornsby şarkılarına çok benzediğini biliyoruz. Ama bu rahatsızlık vermiyor. Çünkü o piyano, etrafını yine Hornsby'nin çevrelediği keyboard atmosferi, efsane cazcı Wayne Shorter'ın soprano saksafon dokunuşları ve Henley'nin yumuşak sesi şarkıyı bulutların üzerinde gezdiriyor.


New York Minute'te piyano ve keyboardu David Paich, davulu da Jeff Porcaro çalınca, yani Toto'nun kemik kadrosundan iki isim olunca şarkının da Toto şarkılarını andırması kaçınılmaz. Ama Henley'nin vokali bu kentli balada kendi karakterini vermiş denebilir. Her şarkıda karakterden karaktere geçen Henley, albümdeki 6 şarkının yazımında kendisine omuz veren gitarist Danny Kortchmar'ın ağırlığını koyduğu I Will Not Go Quietly'de bu kez sert yapıyor. Guns'n Roses'ın tozu dumana kattığı yılları göz önüne alırsak, şarkıdaki Axl Rose geri vokalinin önemi bir kat daha artıyor. Ama onunla veya onsuz, I Will Not Go Quietly albümün en sert ve dinamik şarkısı olarak altın değerinde. Bir başka parlak an olan Shangri-La'da birçok efsane isimle çalışmış isimsiz stüdyo müzisyenleri yanında, vokal grubu Take 6 ve Neville Brothers'tan Ivan Neville başta olmak üzere müthiş bir geri vokal desteği dikkat çekmekte. Reggae ritmiyle sevimli mi sevimli Little Tin God, seslerini beğendiğim iki blues/pop rock kadını Edie Brickell ve Melissa Etheridge'in vokallerde yer aldığı, bana şimdilerin Ryan Adams şarkılarını anımsatan Gimme What You Got ile yolculuk sürüyor.

Misafire doymayan albümdeki bir başka şarkı olan If Dirt Were Dollars, az duyulsa da Sheryl Crow geri vokalinden sebeplenen modern bir blues rock örneği. How Bad Do You Want It? ile pop rock, The Last Worthless Evening ile soft rock türünün kaliteli numunelerinin yer aldığı albümün finalini yapan The Heart Of The Matter'ın Tom Petty bestelerine benzemesinin nedeni ise, şarkıyı Henley ile birlikte yazan Tom Petty and The Heartbreakers gitaristi Mike Campbell'in gitar ve keyboard olarak varlığı. The End Of The Innocence ile başlayıp The Heart Of The Matter ile sonlanan albüm, başladığı gibi diri bir hüzünle bitiyor. Türlü türlü duygular yüklenmiş şarkıların birbirinin yerini alışı, sonra diğerine terk edişi, yeni başlayanın bir öncekinden izler taşıması ve hepsinin kırılgan ama bilinçli Don Henley sesiyle kendilerini ifade edişleri neden tüm zamanların en iyi 500 albümünden biri olduğunu kanıtlıyor adeta. 89'da çıkan albüm, efsane haline gelecek bu zaman dilimine, yani "Masumiyetin Sonu"na kendi iç hüznü ve çeşitliliğiyle görkemli bir veda niteliğinde. Don Henley, 42 yaşında yaptığı bu albümdeki enerjiyi ve olgunluğu bir daha hiç bulamadı. 70 yaşından sonra da bulamaz. Ama onu zamansız ve yaşsız olarak insanlara hatırlatacak bir albümü var.

1. The End of the Innocence
2. How Bad Do You Want It?
3. I Will Not Go Quietly
4. The Last Worthless Evening
5. New York Minute
6. Shangri-La
7. Little Tin God
8. Gimme What You Got
9. If Dirt Were Dollars
10. The Heart of the Matter