10 Ağustos 2018 Cuma

Robert Plant - Manic Nirvana


Müzik marketlerin yeni çıkanlar raflarına bakarken yaşanılan heyecanın tarifi çok zordu. Ne internet, ne bir müzik programı, sadece 1-2 müzik dergisi vardı müzik dünyasından haber alabileceğiniz. Onlar da kim sansasyonel takılıyorsa ona yaslanan dergilerdi. Yani sevdiğiniz bir sanatçı veya grup yeni albüm yapmışsa bunu öğreneceğiniz ilk yer bu raflar olurdu. Adam gibi takip edemediğiniz için günün birinde bu raflarda R.E.M., Tom Petty veya Heart'ın yeni albümüne rastlamak olağanüstü bir duyguydu. Gerçi Stüdyo FM gibi az sayıdaki programdan yeni haberleri alıyor, bazen albüm habercisi yeni singleları ya da tüm albümü dinliyorduk. Ama ya kaçırdıysak? İşte o zaman o raflarda görüp kaptığımız jelatinli kaset, altın külçesinden farksız olurdu. Defalarca tattığım bu duygunun en unutulmazlarından biri de, eskisi kadar sık olmasa da hala vakit geçirdiğim Now and Zen'den iki yıl sonra birgün o rafta Manic Nirvana'yı görmüş olmamdı. Şimdi olsa çıkacağından iki ay önce haberimizin olacağı yeni Robert Plant albümünü bir anda karşınızda bulmanın şoku çok özel bir duyguydu.

Manic Nirvana'yı hep Plant kariyerinin yaramaz çocuğu gibi görmüşümdür. Teknoloji ile daha bir içli dışlı olması yanında, hırçınlığı, coşkusu, tutkusu yerli yerinde bir albümdür. Alternatif pop kafasıyla yazılmış alternatif rock şarkılarıdır sanki bunlar. Now and Zen kadrosundan sadece bas gitardaki Phil Scragg yerine Charlie Jones'u görüyoruz. Dört şarkının yazımına katkı sağlaması yanında, Jones'un bas konusunda taze kan getirdiği de çoğu şarkıda açıkça görülüyor. Dikkat çeken bir başka husus da, Now and Zen'de hiçbir şarkının yazımında bulunmamış davulcu Chris Blackwell'in, Manic Nirvana'nın altı şarkısında grupla beraber künyeye adını yazdırmış olması. Üstelik albüm genelinin en sağlam performanslarından biri de Blackwell'e ait. Phil Johnstone ve Doug Boyle çok formdalar. Plant zaten her türlü şahane. Yani kendi adıma ortada Now and Zen'i aşan bir albüm var diyebilirim. Gerçi çoğu yerde bu iki albümün aynı seviyede oldukları, ratinglerinin birbirine çok yakın olduğu görülüyor. Ne olursa olsun, ortada yine 90'lara sığmayan, şu dakika piyasaya çıksa kimsenin "bu ne iştir" diyemeyeceği bir albüm Manic Nirvana.

Fişek gibi bir açılış yapan Hurting Kind (I've Got My Eyes On You) ve daha onun etkisini atamadan gümbür gümbür biçimde adeta bu açılışı sürdüren Big Love, albümün liste başarısına sahip vitrindeki parçalarıydı aynı zamanda. S S S & Q, albümün bu istikrarını sürdüren, yenilikçi, seksi ve sert bir pop şarkısı. I Cried, sertliğini dizginleyen (kısa bir süreliğine dizginleri bırakan) epik bir rock. She Said aslında fena olmadığını fakat teknik fazlalıklarla biraz sunileştiğini ve kalıbına göre süresinin biraz fazla uzun tutulduğunu düşündüğüm bir başka ortak beste. Kaset formatında kimbilir kaç defa dinlediğim albümün A yüzünün kapanışı, en sıkı şarkılardan biri olan Nirvana ile yapılıyor. Blackwell ve Jones'un içten içe jam yaptıkları, Doug Boyle'un gitar müdahaleleriyle bu gücü kontrolsüz olmaktan koruduğu, Plant'in yine her şeyin merkezinde yer alan bilge vokalini istediği yöne çekebildiği Nirvana'nın ismiyle müsemma enerjisi, sanki önemli olan zirve değil, zirveye doğru katedilen yolun adrenalini demenin müzikte vücut bulmuş hali.


Kasetimizin B yüzü Plant, Blackwell ortak bestesi Tie Dye On The Highway ile başlıyor. Bu da şarkıdaki ritmin önemine işaret. Şarkının ortasına kadar drum machine kullanan Blackwell, ikinci yarıya bu makinenin ritmi üzerine bagetlerini çıkarıp Thor'un çekici gibi davula vuruyor adeta. Tie Dye On The Highway yapı itibariyle öyle kocaman bir şarkı ki, ancak böyle bir ritm organizasyonu onun altından kalkabilir. Hırçın gitarlar, Plant'in ön ve geri vokalleri, gerçek bir elektro rock. Your Ma Said You Cried In Your Sleep Last Night adlı şarkı ise orijinali 1961 yılında Kenny Dino adlı Amerikalı şarkıcıya ait bir cover. İnsan orijinalini de merak etmiyor değil. Gereksiz uzun ve marşı andıran yapısıyla Anniversary'yi bu albüme hiç yakıştıramamışımdır. Ama bu albüme acayip yakışan Plant, Boyle bestesi Liars Dance, bence gelmiş geçmiş en iyi akustik baladlardan biridir. Sadece Plant'in olağanüstü vokali ve Boyle'un olağanüstü akustik gitarıyla tek seferde kaydedilmiş olması muhtemel Liars Dance, bu kadar yoğun, elektrik ve enerji yüklü albüme son derece saf, içten, aynı zamanda iki buçuk dakikalık destansı bir denge sağlıyor.

Albümü kapatan Watching You, Plant, Johnstone, Blackwell bestesi. Watching You, Blackwell'in doğu ritimleri üzerine Johnstone'un epik çevre düzeniyle akan, ortalarında adının Siddi Makain Mushkin olması dışında hakkında hiçbir şey bulamadığım bir vokalin kısa bir alıntısının yer aldığı bir doğu-batı buluşması. Mushkin veya Kenny Dino gibi adamları nereden bulduğunu bilmesek de, Plant'in bu buluşmaları sevdiği sürpriz değil. Sadece bunları solo albümlerinde görmüyorduk. Kendini en fazla 94 tarihli No Quarter: Jimmy Page & Robert Plant Unledded adlı konser albümünde gösterecek bu tavır, birçok Led Zeppelin şarkısına da yansımıştı. Zeppelin demişken, Manic Nirvana'da çoğu şarkıda geçmişin etkilerine dair ikide bir aynı şeyleri söylememek adına genel bir değerlendirme yaparsak, Now and Zen'e göre daha fazla Zeppelinsel hareketler görürüz. Plant'in hem lirik, hem de müzik açısından bunları terk etmesi pek kolay değil... diye düşünürken üç sene sonra çıkacak olan ve bence Robert Plant'in en iyi solo albümü olan Fate Of Nations'ta bazı şeyleri terk ettiğini, onların yerine güçlü bir post-Zeppelin bilgeliği eklediğini ifade etmek gerek. Şayet Manic Nirvana, Plant kariyerinin yaramaz çocuğu ise, Fate Of Nations o çocuğun akıl hocası olabilir.

1. Hurting Kind (I've Got My Eyes on You)
2. Big Love
3. S S S & Q
4. I Cried
5. She Said
6. Nirvana
7. Tie Dye on the Highway
8. Anniversary
9. Liars Dance
10. Watching You

4 Ağustos 2018 Cumartesi

Robert Plant - Now and Zen


Robert Anthony Plant, 20 Ağustos 1948 yılında West Bromwich, Staffordshire, İngiltere'de bulunan Black Country kasabasında dünyaya geldi. Klişenin aksine ailesinde hiç müzisyen yoktu. Okulla arası iyi olmayınca 16 yaşında evi terk edip, çocukluktan beri içinde yatan müzisyen olma tutkusu için yollara düştü. Gruptan gruba, kasabadan kasabaya sürüklendi. Müzikten fazla para kazanamadığı için başka işlerde de çalışmışlığı vardı. 1968'e gelindiğinde müzikal kariyerinde çok iyi yerlere gelmiş, 66-68 yılları arasında adeta bir gitarist akademisi gibi olan Yardbirds'te gitar çalmış Jimmy Page ile tanıştı. Yardbirds sonrası yeni bir grup kurmak isteyen Page, önce solist olarak Terry Reid adlı bir vokalist ile anlaşmak üzereydi. Ama Reid (sonradan pişman olmuş mudur bilinmez) Robert Plant isimli bir çocuğu kendi yerine önerdi. Düzenlenen seçmelerde Jefferson Airplane'in muhteşem Somebody To Love şarkısını Page'in önünde söyleyen Plant, ilk başta iyi bir imaj bırakmamış. Page onu duyar duymaz nedense onda bir kişilik bozukluğu olduğu, beraber çalışmak için zor biri olabileceği fikrine kapılmış. Ama bir yandan da etkilenmiş.

Plant'ten dört yaş büyük olan Page, onunla hem müzikal, hem de kişisel olarak takılmak istemiş. Beraber çok iyi anlaştıklarını fark etmişler. Hemen eski blues şarkılarını elden geçirmişler. Plant, davulcu olarak John Bonham'ı önermiş. Daha sonra Page'in stüdyo müzisyenliği döneminden tanıdığı John Paul Jones da projeye dahil olmuş. İlk başta New Yardbirds gibi saçma bir isim tercihinde bulunsalar da, kısa sürede dünyanın en karizmatik grubuna dünyanın en karizmatik grup isimlerinden biri olacak Led Zeppelin'de karar kılmışlar. Böylece 1968'de Led Zeppelin efsanesi doğmuş. Ondan sonrası çok başka bir hikaye. Biz bu hikayenin çok sonrasına, Robert Plant solo albümleri kısmına odaklanacağız. Zira şarkılara kendi sözlerini yazmaya başladıktan sonra Led Zeppelin'in müzikal yönden bir efsane olmasının yanına felsefi bir kimlik de kazandırmış olması, en önemlisi de hard, heavy, blues, country rock gibi pekçok türde şarkı söyleyen solistlere sonsuz ilham kaynağı olan tarzı, onu rock müzik tanrıları arasına koymaya yetiyor. Üstelik Zeppelin fiziki ömrünü tamamladıktan sonra oluşan boşluğu en iyi kapatan, boşluk kapatmaktan ziyade, Zeppelin yolunda kendi personasını farklı boyutlara taşıyabilen bir bilge olması onu ayrı bir yere koyuyor.

Led Zeppelin ile tanışmam 80'lerdedir. Başyapıtlarına hala doyamam. 1988 tarihli Now and Zen ise dinlediğim ilk Plant solo albümüdür. Bir Zeppelin spin-off'u değildi beklentim ama beklediğimin de üzerinde çıkmış bir albümdür. Hele de önceki ömür törpüsü üç solosundan sonra. Üzerinde Robert Plant ismini taşımayı hiç hak etmeyen bu rezalet üç albüm, hep iyi örnekleriyle hatırlamak istediğim 80'ler new wave türünün en ruhsuz örnekleriyle doludur. Şayet Plant sololarına bunlarla başlasaydım Now and Zen ile hiç işim olmazdı. Yeni bir grup, yeni bir perspektif anlayışıyla yapılan, organik enstrümanlar yanında zamanın teknolojilerinin ve yaratıcı fikirlerinin de uygulandığı Now and Zen nihayet Plant'in şanına yakışır bir rock albümü olarak 88 yılının çok ilerisindedir. Şarkıların çoğunu Plant ile keyboard ve programming sorumlusu Phil Johnston'un birlikte yazdıkları Now and Zen şarkıları, o iyi örnekleriyle hatırladığım 80'ler new wave lezzetinden kaliteli izler taşıdığı gibi, belki de Zeppelin ruhunun solo bir bünyeden saçabildiği kadar ışık saçan ilk Plant şarkılarıydı.


Heaven Knows'u radyoda her duyduğumda nasıl paralize olduğumu bir ben bilirim. Yıllar sonra şarkıdaki gitar solonun Jimmy Page tarafından atıldığını öğrenmemle şaşırmam bir olmuştu. Tam bir açılış şarkısı olan Heaven Knows'un ardından aksak ritmi, geri vokalleri, gitar ve keyboard numaraları ile Dance On My Own, peşinden yine Page'in gitar solo döşediği ilginç Tall Cool One geliyor. İlginçliği o ana dek yapılmış hiçbir Plant şarkısına benzememesinden kaynaklı. Yerinde duramayan bir rock'n roll olması yanında davul programlaması ve Whole Lotta Love, Dazed and Confused, Black Dog, Custard Pie, The Ocean gibi Zeppelin bombalarından kısa sample'lar içermesi bu yeni Robert Plant soundu ile çok iyi anlaşacağımın sinyalleriydi o yıllarda. The Way I Feel'in new wave'e çalan pop rock duruşu da bu yeniliklerin yanında hiç demode durmuyordu. Kasetin A yüzü dolu dolu biterken, B yüzü için tereddüt de kalmıyordu benim için.

Kim ne derse desin Now and Zen'in en iyi şarkısı bence Helen Of Troy'dur. Belki de bana en fazla Led Zeppelin tadı veren, ama bu tadı yeni Plant tarzı ile sarıp sarmalayarak veren olağanüstü bir şarkıdır. Chris Blackwell'in mükemmel davul enerjisi, inanılmaz bir gitar riffi, tutkulu bir nakarat, onun hemen öncesindeki ferahlatan kısa girizgah, ele avuca sığmayan Helen Of Troy'un adeta bir ödül olduğunu düşündürdü her seferinde. Enerjik, sevimli, dengeli bir rock'n roll olan Billy's Revenge'i takiben gelen Ship Of Fools da ayrı bir efsanedir. Albümün en iyi şarkısı olarak Helen Of Troy'u saymayanlar kesinlikle Ship Of Fools'u sayarlar. 80'lerin bitişine, yazın bitişine kusursuz bir ağıttır sanki. Plant'in ne kadar iyi bir şarkı yazarı olduğunu üç adet solo albümde göremeyiz. Fakat tek başına Now and Zen'in içinde arka arkaya böyle tokatlanırız. Saf bir new wave dokunuşu olan Why ve sanki bir sonraki Plant albümü olacak Manic Nirvana'nın ayak seslerini duyuran White, Clean And Neat ile albüm sona erer. (CD sürümünde bonus olarak Walking Towards Paradise kapanışta yer alır ki, bence daha isabetlidir.)

En iyi Led Zeppelin albümü hangisidir sorusuna asla tek bir isim veremem kendi adıma. En iyi Robert Plant albümü için ise tek bir cevabım vardır. O cevap Now and Zen değil. Lakin en iyilerden biri olduğu kesin. Bir kere Helen Of Troy ve Ship Of Fools'u taşıdığı için çok kıymetlidir. Ama en önemlisi, üç kötü solo albümden sonra Robert Plant efsanesinin küllerinden doğduğu yeni bir başlangıçtır. Modern sound içine sızmış olan geleneklerden de bolca esintiler görebiliriz. O geleneklerin çoğunu zaten Led Zeppelin icat etmişti. Plant'in bu kalıpları birebir alarak zangır zangır hard rock şarkıları yazmak yerine, onları tutkuyla bağlı olduğu pop rock, rock'n roll ve new wave ekseninde değerlendirmek istemesi çok değerli. Böylece müzik dünyası herkesin tanıdığı bir efsaneden başka bir müzisyen daha çıkmasını kutlayacaktı. Now and Zen'in ticari başarısı, kalitesi ve teknoloji ile kurduğu bağ Plant'i daha da şevklendirecek, iki yıl sonrasında yine içinde çok acayip olayların döndüğü Manic Nirvana ile solo takılmanın tadını çıkaracaktı.

1. Heaven Knows
2. Dance on My Own
3. Tall Cool One
4. The Way I Feel
5. Helen of Troy
6. Billy's Revenge
7. Ship of Fools
8. Why
9. White, Clean and Neat
10. Walking Towards Paradise

31 Temmuz 2018 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Temmuz 2018)

Tami Neilson - SASSAFRASS!
Yıl: 2018 Yeni Zelanda
Tür: Rockabilly, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Miss Jones"

Ida Paul & Kalle Lindroth - Nää Kaikki Kertoo Susta
Yıl: 2018 Finlandiya
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kuka Mä Oon Sulle"
Bryan Adams - Ultimate
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Summer of '69"
Dave Matthews Band - Everyday
Yıl: 2001 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Space Between"
 
Milo and The Gold - Lighthouse
Yıl: 2018 Japonya
Tür: Electropop, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hominids"
Genesis - We Can't Dance
Yıl: 1991 İngiltere
Tür: Progressive Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Never a Time"
 
Muthoni The Drummer Queen - The Human Condition
Yıl: 2010 Kenya
Tür: Afro-Pop, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mikono Kwenye Hewa"
The Crystal Method - Tweekend
Yıl: 2001 ABD
Tür: Big Beat, Breakbeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Over the Line"
 
Daniel Pemberton - Molly's Game
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Score, Downtempo
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Red & Black"
The Seven Ups - Commandments
Yıl: 2018 Avustralya
Tür: Funk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stampede"
 
VA - Haynes Ultimate Guide to the 80s
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Pop, Rock
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Bruce Hornsby & The Range - "The Way It Is"
Halestorm - Vicious
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Skulls"
Trainspotting OST
Yıl: 1996 İngiltere
Tür: Electronic, Post-Punk, Rock, techno
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Lou Reed - "Perfect Day"
EXTHIEVES - What If?
Yıl: 2018 Portekiz
Tür: Shoegaze, Post-Punk, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sentimental Fool"
Duran Duran - Notorious
Yıl: 1986 İngiltere
Tür: Funk, Pop Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Notorious"
From Dusk Till Dawn OST
Yıl: 1996 ABD
Tür: Blues Rock, Alt. Country
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: ZZ Top - She's Just Killing Me"
 
Lana Shea - Duality
Yıl: 2018 ABD
Tür: Hip-Hop/Rap, R&B
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pretty Girls Like"
Sade - Diamond Life
Yıl: 1984 İngiltere
Tür: Soul, Smooth Jazz, Sophisti-Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Smooth Operator"
 
 
VA - If I Were a Carpenter: Carpenters Tribute Album
Yıl: 1994 ABD
Tür: Alternative Rock, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: Sonic Youth - "Superstar"
The B-52's - Cosmic Thing
Yıl: 1989 ABD
Tür: Pop Rock, New Wave, Pop
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bushfire"

28 Temmuz 2018 Cumartesi

Magic Number - Ampersand


Surf rock dediğimiz şeyin özünde rock & roll yatıyor. Dinlediğim her iyi surf rock albümünde başıma gelen, rock & roll ile birlikte başka unsurların da çaktırmadan devreye girmesi oluyor ki, bu da olayı minik bir keşif yolculuğuna çeviriyor. Mesela spagetti western havası, küçük egzotik dokunuşlar, bazı hamlelerle yekten 60'ları taklit etmediğini ifade eden modern bir anlayış ve buna benzer tavırlar surf rock denilen türü zenginleştiriyor. Hangi tür olursa olsun, bu tavırlara sahip müzisyenlere saygı duyuyorum. Richmond, Virginia dolaylarından geldikleri, bütün şarkıları Taylor Grant adlı dostumuzun yazdığı haricinde hakkında hiçbir şey bilmediğim Magic Number isimli surf rock grubu da bunlardan biri. 14 enstrümantal şarkı içeren Ampersand albümü, 2018 içinde surf rock adına yapılmış en iyi albümler arasında bana göre. Link Wray'den Los Straightjackets'a uzanan bir referans çizgileri var ki, zaten sadece iyi surf rock grupları için bu referanslar verilir. Temelde şablon ritimler üzerine şık gitar riffleri döşenmiş 2-2.5 dakikalık rock & roll besteleri Magic Number'ı da tanımlamak için yeterli. Kağıt üzerinde Magic Number'ın o milyonlardan pek farkı yok. Ama bu kalıpla işlenmiş milyonlarca surf rock şarkısı arasında bizi çeken, tam açıklayamadığımız ufak ayrıntılar oluyor.

Albüm jeneriğine konası mükemmel bir surf garage olan Snakecharmer'ın adını en başta zikretmeliyim ki, mesele biraz anlaşılsın. Albümü ilk dinlediğimde Snakecharmer'ı ve keşke birkaç şarkıda daha şu spagetti ruhunu demleselerdi  dediğim Final Frontier ileBandwagon'ı alır çıkarım diye düşünmüştüm. Fakat albümün bıraktığı tortu, ikinci dinleyişi kaçınılmaz kıldı. Böylece Warpath, Stampede!, Tropical Storm, Rippers gibi başkalarının tadına varmak da kolaylaştı. Tüm şarkıları yazdığı için Taylor Grant'in gitardan sorumlu olduğunu anlamak kehanet değil. O noktada da çok acayip işler çıkarıyor. Surf rock'ın alametifarikası olarak şarkı söyleme işini üstlenmiş olan gitarı bir solist gibi kullanma becerisi, Grant'te ustalık seviyesinde. Bazı şarkıları vokal ile düşünmeye teşvik ediyor. Ama sonra büyünün bozulacağına kanaat getiriyorsunuz. Albümdeki 14 şarkıdan 4'ü fazla gibi geldi bana. Yine de arada üstüne binip vahşi batı çöllerinde takılabileceğim kaliteli bir surf tahtasına daha sahip olmaktan gayet mutluyum. Zira iyi bir surf rock albümü, dinleyicisini kızgın kumlardan serin sulara atabilendir.

1. Stampede!
2. Rippers
3. Beachcomber
4. Tropical Storm
5. Darling, Darling
6. Tumbleweed
7. Snakecharmer
8. Star Sign
9. Final Frontier
10. Omerta
11. Bandwagon
12. Warpath
13. Tidewater
14. Medicine Man

22 Temmuz 2018 Pazar

The B-52's - Good Stuff


1976 Athens/ABD doğumlu The B-52's, bu uzun kariyere sadece 7 stüdyo albümü reva gören, ama 80'lerden 90'lar başına kadar özellikle Amerika'da fenomen haline gelmiş deli dolu bir pop grubu. Pop diyerek işin içinden sıyrılmaya çalışmamak lazım. Yaptıklarının temelinde pop var. Ama onların new wave, pop rock, post-punk, surf rock yaptığını da duydu bu kulaklar. Bu 7 albümlük diskografilerinde beni ilgilendiren sadece iki albümleri vardır. Cosmic Thing (1989) ve Good Stuff (1992). Diğerleriyle aram hiç iyi olmadı. Zaten bu iki albüm grubu tanımak için yeter de artar. Benim tanışıklığım ise Cosmic Thing ile başlar. Daha önce dinlediğim hiçbir şeye benzememesinin nedeni, o dönemde çok fazla şey dinlememiş olmamdandır diye düşünürdüm. Ama yıllar geçtikçe onların tarzlarında hiçbir grup/albüm görmeyişim bunu değiştirdi. Aslında The B-52's müziği birçok şeye benzediği halde toplandığında hiçbir şeye benzemeyen tuhaf bir konumda oldu benim için. Zaten tarihleri boyunca hep başkalarına ucundan kıyısından referans gösterildiler. "Şu şarkıda The B-52's etkileri yoğun biçimde hissediliyor, bu albümde The B-52's tarzına yakın örnekler mevcut" gibi az eleştiri okumadım.

Cosmic Thing'i ilk duyduğumda detaylarla örülü kaliteli bir pop müziğin varlığına tanık olduğumu hissetmiştim. Deadbeat Club, Bushfire, Dry Country, Junebug, Roam ve hala parti klasikleri arasında sayılan Love Shack gibi enfes şarkıların büyüsünü hala kaybetmediklerini söyleyebilirim. Üç yıl sonra da Good Stuff çıkageldi. Tarzları aynen sürüyordu ve yine harika şarkılarla parti canavarlarının aklını almaya oynuyorlardı. Tabii o zamanların partileri şimdiki gibi bitmek bilmeyen house, chillout, europop hantallığı yaratmayan, canlı enstrümanlara önem verilen, daha erişilebilir ve anlaşılabilir kıvamda şarkılardan oluşuyordu. En azından Athens çevresinde mutlaka öyledir. Üstelik pop kültüründen envai çeşit ayrıntının cirit attığı sözleri de unutmamak gerek. Bu ikisi arasından hangisi üzerine yazsam diye düşünüp, burun farkıyla Good Stuff'ta karar kıldım ve o farkı düşündüm. The B-52's, işi gücü partilemek olan bir grup değil. Evet, şarkılarda bu durum zaman zaman liriklere de yansımış biçimde görülmekte. Hatta Good Stuff (İyi Mal), direk kokain partilerinin kafası güzel diyaloglarını, müzikal ambiyansını, eğlenceli olduğu kadar mistik taraflarını yansıtan detaylarla dolu bir albüm. Ama dahası var.


Öncelikle Good Stuff, grubun önemli isimlerinden Cindy Wilson'ın yer almadığı, The B-52's'un üçlü olarak çıkardığı ilk ve tek albüm. Bu durumun hiçbir olumsuz yansıması yok. Kate Pierson zaten kadın vokal ihtiyacını öyle bir dolduruyor ki, Fred Schneider ile birlikte yıllarca bu işi başarıyla götürdüler. Grubun tüm albümlerinde çok önemli konuklar oldu. Fakat belki de en kaliteli isimler Good Stuff için toplanmışlardı sanki. Bir kere albümün yapımcılığı Nile Rodgers ve Don Was üstlenmişti ki, her ikisi de müzisyen oldukları, sayısız ünlü isme yapımcı ve müzisyen olarak eşlik ettikleri için 80'lerde müzikle yakından ilgili olup da onları tanımamanın imkanı yoktu. Rodgers ve Was bazı şarkılarda ritm gitar da çalıyorlar. Özellikle Rodgers'ın disko gitarını duyunca tanımak mümkün. Yine bazı şarkılarda olmak üzere bas gitarda James "Hutch" Hutchinson (Bonnie Raitt), davulda Sterling Campbell (Duran Duran, Soul Asylum, Cyndi Lauper, David Bowie), yine davulda rahmetli Jeff Porcaro (Toto) gibi o zamanın çok önemli misafirleri hünerlerini sergilemişlerdi.

Albümün en iyisi şu, en kötüsü bu diye bir şey yok. Bütün şarkılar, klasik The B-52's ilkelerine bağlı, canlı enstrümanlara, leziz klavye dokunuşlarına, dolu dolu tasarımlara, delişmen fikirlere sahip. Tell It Like It T-I-Is ile başlayıp Bad Influence ile biten zamansız bir pop, new wave, pop rock tecrübesi. Hint ezgileri ve vokalleriyle bezeli yedi buçuk dakikalık muhteşem Dreamland, ilginç vokaller duyduğumuz enstrümantal The World's Green Laughter, parti atmosferiyle bu albümün Love Shack'i olan Good Stuff, Kate Pierson'ın uçurduğu Revolution Earth ve UFO, uzay, çevre bilinci, parti güzellikleri, hayali ülkeler gibi nice uçuk kaçık meseleye parmak basan lirikler, hiç eskimeyecek olan bu albümün anlatmakla bitmez unsurlarından sadece birkaçı. Good Stuff'tan sonra sırra kadem basıp tam 16 sene sonra Funplex (2008) ile dönüş yapan grup büyük heyecan yaratmıştı. Ama bence o kadar kötü bir albümdü ki, keşke Good Stuff ile jübile yapmış olsalardı diye düşündüm. Zaten bundan sonra kaç albüm yaparlarsa yapsınlar, benim için The B-52's her zaman Cosmic Thing ve Good Stuff gibi iki pırlantadan ibaret kalacak.

1. Tell It Like It T-I-Is
2. Hot Pants Explosion
3. Good Stuff
4. Revolution Earth
5. Dreamland
6. Is That You Mo-Dean?
7. The World's Green Laughter
8. Vision of a Kiss
9. Breezin'
10. Bad Influence

19 Temmuz 2018 Perşembe

Jenn Champion - Single Rider


Önceki yıllarda Jenn Ghetto olarak bilinen, gerçek adı Jennifer Hayes olan, benim onu 2010 tarihli I'm Not As Good At It As You albümünde kullandığı S adıyla tanıdığım Jenn Champion, bu isim karmaşasında buluşulan ortak nokta olan Jenn adıyla hitap edilmesi uygun olan Arizonalı bir müzisyen. Çok sevdiğim I'm Not As Good At It As You vesilesiyle kendisine ve müziğine olan duygularımı ifade etmiştim. Sonra kalabalıkta unuttum gitti. Bu albüm sonrasında 2014'te Cool Choices diye bir albüm daha çıkarmış. Öncesinde S adıyla iki albümü daha bulunuyordu. S, ufak tefek katkılara rağmen bir Jenn solo projesiydi. Aradan dört yıl geçtikten sonra Jenn Champion olarak dönmesinin nedenini sound değişikliğine mi bağlamalıyız bilemiyorum. Zira kendisi S olduğu sıralarda (ya da benim onu dinlediğim ilk ve tek albümü I'm Not As Good At It As You'da gördüğüm) tamamen akustik folk rock besteleri seslendiren bir singer/songwriter idi. Hatta o zamanlar uzun vadede bu türe yeni bir soluk getirebileceğini bile düşünmüştüm. 2018 yılına ait Single Rider albümünü beşinci S albümü mü, yoksa Jenn Champion'ın ilk solosu olarak mı değerlendireceğiz türü soruları bir kenara bırakıp müziğe odaklanırsak karşımıza çok başka bir şey çıktığını göreceğiz.

Single Rider öncelikli olarak bir synthpop albümü. 80'lerde çekilmiş gibi duran ilk single O.M.G. (I'm All Over It) videosu, 80'lerde kaydedilmiş gibi duran şarkının hakkını verememiş ama olsun. Videoyu izlemezsiniz olur biter. Açılışı da yapan bu şarkı albümün tamamı için fikir de verebilir. Indie pop ve dream pop ile karamelize edilmiş synthpop şarkıları günceli yakalamakta hiç sıkıntı çekmiyor. O.M.G. ile birlikte şahsi favorilerim olan The Move, Holding On, Coming For You, Mainline, aynı zamanda sadece piyano ve Jenn ortaklığı ürünü Bleed, No One gibi şarkılar albümün kalite çıtasını belirliyorlar. Buna göre önceliğin dans etmek veya oraya buraya fon müziği yapmak değil, kulak kesilip dinlemek olduğu bir poptan söz ettiğimiz aşikar. Ancak o zaman Jenn'in nerede durduğu anlaşılıyor ve albümün tadına varılıyor. İsim vermeyeyim, albümün 2-3 şarkı fazlası olabilir. Onlar bile genel havaya uygun besteler. Ama ismini verdiğim şarkılardaki 2-3 dinleme sonrasında yakalanabilecek ışıkları bu şarkılarda yakalayamamış olmak benden kaynaklanıyordur. Jenn Champion, mesela The Move'da olduğu gibi sessizliğin içinden kendi sesiyle ve ufak dokunuşlarla şarkılarını yükseltmeyi tercih eden bir kadın. Bu da pop müzik adına az şey değil.

1. O.M.G. (I'm All Over It)
2. Coming for You
3. You Knew
4. Holding On
5. The Move
6. Never Giving In
7. Mainline
8. Time to Regulate
9. Bleed
10. Hustle
11. Going Nowhere
12. No One
13. Time to Regulate (Gold Brother Remix)

13 Temmuz 2018 Cuma

TootArd - Laissez Passer


1967'den beri Golan Tepeleri İsrail sınırlarına içinde. Ama içinde yaşayanlar İsrail vatandaşı değil. Hatta vatandaşlıkları ve pasaportları bile yok. Onlar "Laissez Passer" belgesine sahip, yani "bırakınız geçsinler" kabilinden bir aidiyetsizlikten muzdarip insanlar. İsrailli olmayan ama İsrail topraklarının kalıcı sakinleri olan bu ortada kalmışlık, onlara seyahat özgürlüğü vermiyor, sadece laissez passer belgeleriyle hareket edebiliyorlar. Bu pozisyon onlara bir vatan, bir uyruk, bir bayrak, bir kimlik sağlamıyor. Resmi belgelerde isimlendirilemeyip "undefined" damgası yiyorlar. Golan'daki Majdal Shams köyünde klasik arap müziğiyle büyüyen bir grup genç de bu ait olmama halini bir özgürlüğe çevirip kendilerini müzikal yönden geliştirerek TootArd adıyla bir grup kuruyorlar. Ayrıca batı müziğiyle, özellikle reggae ile çok vakit geçiriyorlar. Bob Marley coverları sayesinde groove yapmayı öğrendiklerini iddia ediyorlar. Bunların üzerine bir de aşık oldukları Tuareg müziği etkilenimlerini koyunca grubun müziği şekilleniyor.

Bu açıklamaları TootArd'ın solisti ve gitaristi Hasan Nakhleh yapıyor. 2010'dan sonra bütün Golan'da, sonra Kudüs ve Filistin'de ve o bölgedeki pekçok yerde çalıyorlar. "Çok fazla konser verdik. Ama 2014'te bir döngünün içinde sıkıştığımızı, hayatımızda değişiklikler yapmak istediğimizi fark ettik. Avrupa'ya taşınıp Berlin'de, Bern'de yaşadım. Diğer arkadaşlarım da başka yerlere gitti. Ne zaman ki köyümüze dönüp müzik yapmaya başladık, birlikte çalma ışığını kaybetmeye başladığımız ortaya çıktı. Dizginleri ele almamız gerekti. Farklı olduğunu düşündüğümüz yeni materyallerimiz vardı. Herkes farklı tecrübelerini yanında getirmişti. Hazırlıkları yaptık, kenetlendik ve dört ayda albümü kaydettik" diyor Hasan. İşte o albümün adını Laissez Passer koyup 9 Kasım 2017'de adeta Golan Tepelerinden doğan bir güneş gibi yüzeye çıkarıyorlar. Birbirinden rol çalan, birbirini kollayan, fark yaratmak istediği kadar, ortak bir ruhla hareket etmek istediklerini belli etmeye çalışan 10 harika şarkıyla bu dünyaya harika bir giriş yapıyorlar.

Albümü açan Laissez Passer, pekala bir hard rock, blues rock, funk rock bestesi de olabilecek iken, hepsi ve aynı zamanda hiçbiri olmayı başarmış zımba gibi bir giriş. Kısaca funk güdümlü bir blues rock diyebiliriz kendisine. Zaten albümün genel eğilimi bu yönde. Ama Hasan'ın davulcu kardeşi Rami'nin tıkır tıkır çalışan profesyonel davulunun, blues ve funk tekniklerini Ortadoğu perküsyon stiliyle okuyan ustalığı bu şarkılara çok şey katıyor. Musiqa ritmi düşürse bile o omurganın üstüne hep başka şeyler oturtabilen tarzları bu defa Hasan'ın kıvrak gitarına uyum sağlayan nakarat vokalleriyle göz dolduruyor. Dinlemelere doyamadığım Sahra, kısa gitar taksiminin ardından bizi zaman tüneline koyup 70'lerde ki bir düğün salonuna sokuyor, ne kadar kurt, böcek varsa döktürüyor. Hani şu saksafonlu düğün salonlarında çalınanlardan. Bazen bu düğün salonu havaları küçük düşürme amaçlı kullanılabiliyor. Oysa Sahra o kadar mükemmel bir parça ki, üç buçuk dakika sonrasında bir anda rotasını başka bir riff ile başka bir oyun havasına çevirebiliyor, yeni bir dans sayfası açabiliyor. Üstelik rotasını değiştirmesine rağmen eksenini kaydırmadan. Yine kıvrak, zeki ve su gibi akan lirikleriyle A'sfur sayesinde saksafondaki Amr Mdah'ın farkına biraz daha varıyoruz.


Nasma Jabalyia ile tempoyu düşüren TootArd, aslında bu tempoda da harikulade şarkılar yazabileceğini kanıtlarcasına muhteşem bir gece manzarası yaratıyor. Ortadoğu'ya ait bir dil kullanmalarına rağmen, kendi kimliksizlikleri gibi herhangi bir coğrafyaya ait olduğunu iddia etmeyen genişlikte bir atmosfere sahipler. Şarkının özellikle nakarat kısmında değişen akorlarla birlikte bu genişlemeyi hissetmemek çok zor. Nakarat demişken, Nasma Jabalyia'nın o huzur dolu havasının hemen peşinden gelen Oya Marhaba'nın "Oya Marhaba" ile başlayan cümlelerinin hepsinin aslında birer nakarat olmasına, dile sakız gibi yapışan "Oya Marhaba"dan sonraki cümleleri kafadan atarak mırıldansak bile şarkıyı eksiksiz söyleyebilmişiz duygusu yaratmasına ne demeli? Reggae ve ska adlı sevgililerin Golan Tepelerinde dünyaya getirdikleri bu sevimli çocuğu, albümün "Blues" ile biten iki enstrümantal şarkısından biri olan Bayati Blues izliyor. Aslında isteseler bunu da pekala şık nakaratlı liriklere bezeyebilirlerdi. Amr kardeşimiz birçok şarkıda olduğu gibi saksafonuyla koymuş gerçi. Fakat belli bir kalıp üzerinden fazla sapmadan emprovize dokunuşlar yapabilmek için kendilerine boş alanlar yaratıp onları en iyi şekilde doldurmuşlar.

İlk sözleri "ehlen ve sehlen" olan Roots Rock Jabali, albümün 8. şarkısı olmanın klişesinden eser taşımayan bir başka güzellik. Nedir bu klişe? Bazı iyi albümlerin bile 8. şarkıya kadar nefesi yetmeyebiliyor veya yüksek çıtalarının altında kalmış bazı şarkılar finalden önceki son düzlüğe konabiliyor. Ama Roots Rock Jabali, ortalama bir grubun flaş şarkılarından biri olarak açılışa dahi konabilecek kadar diri ve özenli. Tıpkı albümün tamamı gibi. Hatta onu izleyen Circles için, şu düğün dağılmadan önce son bir kez tarafların piste davet edildiği şen şakrak oyun havalarının mantığını akla getirircesine, albüm bitmeden son defa kalan kurtları dökme veya dörtlünün enstrüman hakimiyetlerini tempolu bir şarkıda son bir defa sergileme seansı da denebilir. Zira kapanışı yapan ikinci enstrümantal Syrian Blues, adındaki "blues"un hakkını veren, yine emprovize dokunuşlara kapı açmış, yine o aidiyet hissinin yoksunluğunu üzerinde taşıyan ruh haline atıfta bulunma, böyle şahane bir albüme yakışan kapanışı yapıyor.

2017 en iyiler seçkisi yaparken habersiz olduğum Laissez Passer albümünü 2018'in ilk aylarında dinledikten sonra 2017'de dinlediğim en iyi ilk beş arasına rahatlıkla koyabileceğimi fark ettim. Yani bu vatansız, kimliksiz adamları öyle ters bir zamanda keşfettim ki benim naçizane listeme bile giremediler. Ama onlar yine de Hasan'ın sözcülüğünde hükümetlerin koyduğu yasal sınırların sadece haritalarda olduğunu savunuyor, CD'ler, dijital ortamlar, etkinlikler, konserler sayesinde geniş kitlelere erişebilme özgürlüklerini kullanıyorlar. Yaptıkları müzikle hiç arada ya da havada asılı kalmış bir durumda değiller. Tam tersi, o kadar güçlü ve evrensel bir müzikal kimlikleri var ki, dillerini bilmeyen insanlara da ulaşabiliyor, şarkılarının onları götürdükleri yerlere göre lirikler şekilleniyor, Arapça olmaktan çıkıp dünyevi umutlara tercüman oluyorlar. Onların umutları savaşların bitmesi, zoraki göçlerin durması, herkesin istediği coğrafyada insanca yaşamaları üstüne. Bu kadar haklı ve güzel umutları dile getiren müzikleri de haklı ve güzel.

1. Laissez Passer
2. Musiqa
3. Sahra
4. A'sfur
5. Nasma Jabalyia
6. Oya Marhaba
7. Bayati Blues
8. Roots Rock Jabali
9. Circles
10. Syrian Blues

8 Temmuz 2018 Pazar

Rokia Traoré - Tchamantché


Diplomat bir babanın kızı olması vesilesiyle Cezayir, Suudi Arabistan, Belçika, Fransa gibi çeşitli ülkelerde yaşamış olan Rokia Traoré, küçük yaştan beri müziğe olan ilgisini bu farklı bölgelerin müzikleriyle de geliştirmiş haliyle. Mali’nin saygın ailelerinden biri olması ve bu ailenin geleneksel bir kasta mensup olması, bu kastın da müzik yapmayı yasaklayan tutumu Rokia Traoré’yi başlarda biraz sıkıntıya sokmuş. Ama onun engel, yasak tanımayan müzik aşkı bu sıkıntının üstesinden gelmeyi başarmış. Bamana adındaki bir etnik grubun müzikal geleneklerinde kendilerine Griottes denilen kadınların seyahat ederek düğünlerde çalıp söyleyebilmesi normal karşılanırken, toplumsal sınıfların saçma yasakları sonucu müzik yapmaktan, şarkı söylemekten çekinen kadınlara örnek olmuş adeta. İşte Rukiye, müzik tarzında biçim olarak fazla olmasa da, tavır olarak Griottes kadınlarından da çok etkilenmiş.

İlk albümü Mouneissa’yı 1998’de çıkaran Traoré, 2000 tarihli Wanita’daki tüm şarkıları yazmasıyla ve yapımcılığını üstlenmesiyle, Afrika’nın erkek egemen müzik camiasına genç bir kızın neler başarabileceğini ispat etti. 2003’teki Bowmboï ve uzun bir aradan sonra 2008’de çıkan Tchamantché ile World Music liginde kendine iyi bir yer edindi. Tüm Traoré albümleri hakkında genel bir yorum yapılsa yerindedir. Fakat son albüm Tchamantché, sanki öncekilere nazaran daha bir derin, daha bir yoğun. Artık oturmuş bir sounda sahip olmanın güveniyle fazla içedönük gelebilir kulağa. Böyle olması çok daha iyi. Zira Afrika müziği de artık kendi özgünlüğünü biraz fazlaca ticarileştiren örnekler çıkardıkça Rokia Traoré gibilerinin değeri çok daha iyi anlaşılır. En belirgin özelliği, nerede yükselip kızacağı, nerde alçalıp üzüleceğini bilen, duru, narin, seksi, hisli ve olgun Traoré vokali olan albüm, 10 şarkısında da birbirinden roller çalan kadın hallerinden pasajlar okuyor. Sözlerini anlamasak da duygularını anlıyoruz sanki. Akustik pamuksuluğunu balafon, n'goni, kora gibi yerel enstrümanlarla zenginleştiren, gitar ve basın yön verdiği altyapıya mükemmel besteler oturtan bir kadın. Zaman zaman kıpırdatan Afrika ritimlerine rağmen geneli ağır, fakat ağırlığını hafifleştiren unsurlarla bezeli dantel gibi işlenmiş şarkılar söylüyor. Kounandi, Tounka, Dianfa, Dounia, Koronoko, anlatılacak değil, ancak dinlenerek kendini anlatacak harika şarkılar.

1. Dounia
2. Dianfa
3. Zen
4. Aimer
5. Kounandi
6. Koronoko
7. Tounka
8. Tchamantché
9. The Man I Love
10. A Ou Ni Sou

4 Temmuz 2018 Çarşamba

RUSH WEEK - Feels


2016'da Rachel K. Haines ve yapımcı James Benjamin Thomas tarafından kurulan RUSH WEEK ikilisi, bazen içine daldıkça çöp yığını olduğunu düşündüğüm indie evreninde kulak pası silen türden bir indie pop güzelliği. İlk albüm Feels üzerinden özet geçersek, 70'ler sonu 80'ler başı soul, R&B, disko soundunun güncellenmesi olarak tanımlamak mümkün. Aslında pop müziğin türlü hallerini ortak bir sound çatısı altında birleştirdiklerini de söylemek mümkün. Kısaca RUSH WEEK müziğinde pop adına pek çok şey mümkün. Ortak sound çatısı ise, sakin ama kesinlikle mıymıntı olmayan indie pop tabanına biraz chillwave, sophisti-pop, synth pop, dream pop eklenmiş şekilde tarif edilebilir. Hatta kendilerini dinlerken şöyle bir tarif daha aklıma geldi, unutmamak için not aldım: Aynı nakaratları gibi bir grup. Dinlerken içine alan ama dinleyene musallat olmayan türden. Yani şarkı bitince bir sonraki seansa kadar kendini unutturan nakaratlar bunlar. Tabii o nakaratlara pat diye bir dalış söz konusu değil. Zaten iyi olan şarkıların başka iyi bölümleri demek kafi. Öyle ki bazen var mı, yok mu anlaşılmıyor bile.

Resmi videoları da çekilmiş iki şarkı Feelings ve Be Like Mike albümün önemli iki şarkısı. Fakat videolarının çekilmiş olması onları birer yıldız yapmıyor. Yıldıza ihtiyaç duymayan mütevazi bir pop albümünden dem vuruyoruz. Pop kelimesinin popüler olma halinden uzakta seyreden, öte yandan o popülerlikten beslenmeyi de ihmal etmeyen karışık bir durum. Sıcak yaz günlerinin şezlong huzuruna, sıcak yaz gecelerinin serin nefesine sahip şarkılardan oluşan Feels, o şezlongda etrafa caka satılacak veya gecelere akılacak popülerlikte bir albüm değil. Barcelona, Stranger Danger, Last Dance, Under The Gun çok büyük farklarla birbirinin önüne geçmeyen, birbirini gölgelemeyen şarkılar. Popun türlü hallerinden oluşturdukları bu sound, onlar için bir sadakat göstergesi. Young gibi modern bir R&B şarkıyı bile bu sounda entegre etmeyi çok iyi becermişler. Kendileri gibi Philadelphia'dan gelen, kendileri gibi indie takılan Work Drugs'a benzeyen yönleri fazla. Rachel K. Haines'ın yükselip alçalmayan, bu sound, sakinlik ve sadakat içinde buna ihtiyaç da duymayan vokali, sözü edilen mütevaziliğin önemli bir parçası. Zaten Feels, yükselip alçalmayan ya da kendi disiplini içinde yükselip alçalan hislerin albümü.

1. Feelings
2. Stranger Danger
3. Crush
4. Be Like Mike
5. Under the Gun
6. Barcelona
7. Slide
8. Young
9. Last Dance
10. Better Off

30 Haziran 2018 Cumartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Haziran 2018)

ASG - Survive Sunrise
Yıl: 2018 ABD
Tür: Stoner Rock, Stoner Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Survive Sunrise"
Lazuli - Saison 8
Yıl: 2018 Fransa
Tür: Progressive Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mes Semblables"
Shawn Lee and The Soul Surfers - Shawn Lee and The Soul Surfers
Yıl: 2018 ABD/Rusya
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Echo Chamber"
Ghost - Prequelle
Yıl: 2018 İsveç
Tür: Hard Rock, Heavy Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rats"
 
Daniel Pemberton - Ocean's 8
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Score, Soundtrack
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sealing The Exits"
The Space Merchants - Kiss The Dirt
Yıl: 2018 ABD
Tür: Indie Rock, Psychedelic Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Not Tonight"
Weathers - Kids in the Night
Yıl: 2018 ABD
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Poser"
Tami Neilson - Dynamite!
Yıl: 2014 Yeni Zelanda
Tür: Blues, Rockabilly
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Woo Hoo"
 
Shannon Shaw - Shannon in Nashville
Yıl: 2018 ABD
Tür: Country Soul, Pop Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Goodbye Summer"
Dead City Ruins - Never Say Die
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The River Song"
 
The Outfield - Play Deep
Yıl: 1985 İngiltere
Tür: Pop Rock, Power Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Your Love"
Frou Frou - Deatails
Yıl: 2002 İngiltere
Tür: Trip Hop, Electropop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Let Go"
Marcelina - Wschody / Zachody
Yıl: 2013 Polonya
Tür: Pop, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nigdy w zawsze"
 
Atlas - Çöl
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Onun Adı Yalnızlık"
Hyphen Hyphen - HH
Yıl: 2018 Fransa
Tür: Indie Pop, Electropop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lonely Baby"
 
 
Dave Matthews - Some Devil
Yıl: 2003 ABD
Tür: Pop Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dodo"
The Pee Pees - The Pee Pees
Yıl: 2018 ABD
Tür: Hard Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Feels Good"
 
The Twins - Living for the Future
Yıl: 2018 Almanya
Tür: Synthpop, New Wave
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "So Wrong"
 
 
Johnny Marr - Call the Comet
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Rock, Alternative Rock, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hi Hello"
Public Enemy - Fear of a Black Planet
Yıl: 1990 ABD
Tür: Hip Hop, Rap
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Burn Hollywood Burn"