20 Nisan 2019 Cumartesi

Teleferik - Blood Orange Sirup


Fransa-Lübnan ortak yapımı Teleferik ikilisi, 2015 tarihli ilk albümleri Lune Electric ile alternative rock, blues rock, hatta grunge etiketli bir müzikle gayet sıkıcı şarkılara adlarını yazdırmayı başarmış bir gruptu. Yeni albüm Blood Orange Sirup'un çıkacağını duyunca acaba tekrar dinlesem farklı hisseder miyim dedim ama nafile. Hatta ilk zamanlardan daha kötü olduğunu fark ettim bile diyebilirim. Hadi Fransa neyse de, işin içinde Lübnan da olunca insan daha etnik tatlar barındıran bir rock müzik beklentisi içine giriyor. Bu beklentileri boşa çıkaran ilk albümlerinden sonra Teleferik ismini unuttum gitti. Tesadüfen gördüğüm Blood Orange Sirup'u bu sebepten pek dinleyesim yoktu. Yine de belki bu defa farklı bir karışımla huzurlarımıza gelmişlerdir diyerek dinlemeye koyuldum. Albüm bittiğinde ise "işte Teleferik müziği böyle olmalı" fikri sabitlendi. Söylemek istediğim böyle bir karma kültüre sahip olmanın olası getirilerini hiçe sayıp, herkesin yaptığı bir müzikle, üstelik o müziğin vasat örnekleriyle piste çıkmak yakışmamıştı. Blood Orange Sirup bu yüzden doğru yolu bulmuş, tuzu, biberi, baharatı tam kıvamında bir albüm.

Açılıştaki Aloule'nin ilk saniyelerinde gitar ve kanunun yarattığı western atmosferi ve hemen sonrasında orta tempolu güçlü bir rock şarkısı ile karşılaşınca bu sefer işlerin farklı olacağını hissettim sanki. Peşinden Khalina N Shouf öyle bir geldi ki, Aloule gibi modern bir rock şarkısının ardından beklenmedik biçimde kıpır kıpır Ortadoğu ezgileriyle bezeli bir rock dinlemeye başladık. Vokalde Eliz, gitarda Arno bu kez kartlarını farklı oynuyorlar. Ama Teleferik'in bu albümde sağladığı en önemli farklılık keyboard mevkinde yaptığı transferler. Dabkeh, Rizan Said ve rahmetli Rachid Taha ile de çokça çalışmış Kenzi Bourras'ın birbirinden lezzetli değişimli dönüşümlü keyboard ustalıkları albümün en renkli anlarını oluşturuyor. Mesela soul soslu bir blues rock olan Just A Woman'ı dümdüz bir şarkı olmaktan çıkaran ilk unsur Eliz'in nefis vokali ise, ikincisi de aralarda kendini gösteren keyboard tonları. 80'lerde tavan yapan taverna müziğinde duyduğumuz birbirinden ilginç bu tonları Believe gibi gaz verici rock şarkılarında duymak çok keyifli. Üstüne bu tuşluların bağlama taklidi yaptığı, Eliz'in Fransızca okuyarak dinleyiciyi adeta halaya kaldırmaya çalıştığı De l'autre côté tekrar tekrar dinleyerek eskitilecek şarkılardan değil. Bunu albümdeki tüm şarkılar için söyleyebilirim.


Hell in Your Arms, Doğu Akdeniz bölgesindeki Arap nüfus arasında yaygın olan geleneksel halk oyunu olan dabke ile modern rock öğelerinin biraraya geldiği birkaç şarkıdan bir diğeri. Klayve solosu da var, gitar solosu da. İkisi ahenk içinde dans ediyorlar. Araya hiçbir etnik unsur katmayıp, direk 90'lar pop rock'ına oynadıkları So Many Lovers ile o ahengi bozmak istemiyorlar. Enteresan bir swing blues olan You Are Poetry ile tekrar türler arasında gezinmeye devam ediyorlar. Bazı şarkılarda bu gezinti kopyala/yapıştır gibi algılansa da, dikkatli kulaklar bunun kolektif bir bütünlük içinde birbirinin içinde erimek istemeyen, kol kola yürümek isteyen şarkılar olduğunu anlayacaktır. Bir başka French pop rock beste olan Cheveux denses ile yoluna devam eden albüm, kalan üç şarkıyla da bu ve benzeri şarkılarla nihayete erecek diye beklerken Sarr Lezim mekana giriş yapıyor. O mekan, zorla piste çıkarılıp kan ter içinde kalana dek oynadığınız şarkıların rock müziğe bulanmış versiyonu olan eskilere ait bir düğün salonundan başkası değil. Albümün 10 numarası olması boşuna değil.

Arapçanın bir rock şarkısına yakışabilmesi için en başta şarkının iyi olması, etnik öğelerle desteklenmesi ve Eliz gibi sağlam bir vokal tarafından seslendirilmesi yeterli. Bu üç şartı buluşturan Sarr Lezim'in terini soğutmak için sonrasında masaya oturup bir sigara yakarak, önümüzdeki biradan da bir yudum alarak dinleyeceğimiz Queen Of The Harem isimli bir blues rock şarkı yapmışlar. Kapanışı yapan The Night, klasik bir blues rock olarak başlayıp, birinci dakikadan sonra birden şahane bir "dabke rock" ya da "halay rock" demek isteyeceğim türe dönüyor sanıyorum. Meğer iki buçuk dakikalık şarkının ortasına iştah açıcı bir meze olarak koymuşlar. İki buçuk dakikalık bir şarkıyı bile karakterize etmeye çalışmış, başarmışlar. Demem odur ki, ilk albümdeki o sıradan, ruhsuz, kendini inkar eden tavır gitmiş, yerine İngilizcesi, Fransızcası, Arapçasıyla, yüzlerde güller açtıran profesyonel keyboard dokunuşlarıyla, bas/gitar/davul demirbaşlarının güvencesiyle dört başı mamur bir etnik (blues, pop, alternative) rock albümü gelmiş. Umarız arayı fazla açmazlar. Gerçi Blood Orange Sirup bu arayı epey bir idare eder.

1. Aloule
2. Khalina N Shouf
3. Just a Woman
4. Believe
5. De l'autre côté
6. Hell in Your Arms
7. So Many Lovers
8. You Are Poetry
9. Cheveux denses
10. Sarr Lezim
11. Queen of the Harem
12. The Night

10 Nisan 2019 Çarşamba

The Foreign Resort - Outnumbered


Bazı kaynaklarda 2006, bazılarında 2009 yılında kurulduğu söylenen, nereden baksan 10 senelik mazisi bulunan Danimarkalı The Foreign Resort grubu, bazı fotoğraflarında üç, bazılarında da dört kişi olarak görülüyor. Bazılarının post-punk, bazılarının ise synthpop ağırlıklı olduğunu iddia ettikleri müzikleri ise "yeter artık ortada buluşsunlar" dedirtecek kadar ortada buluşmuş vaziyette. Özellikle The Cure'un 1982 albümleri Pornography evrenine ait bir tarzdan bahsediliyor ki, o alana fazla hakim olmadığımdan ya da dinlediğim kadarıyla biçimsel yönden o alana fazla ait olmadığını hissettiğimden dolayı grubu sadece ikinci albümleri Outnumbered üzerinden değerlendireceğim. Bu iyi albümden sonra geriye dönüp orada 2014'e ait New Frontiers adlı bir albümleri daha olduğunu gördüm. Aradan geçen zamanda müzikleri neredeyse milim oynamamış. Ama bence Outnumbered şarkı kalitesi yönünden ipi önde göğüsleyen bir albüm olmuş.

Sound yönünden daha çok The Cure efsanesini anımsatan, Depeche Mode ile de sentetik bağlar kurduğunu göstermek istercesine bildik synth numaraları çeken grup, bu büyük isimlerin üzerine bir şeyler koymak gibi misyon üstlenmiyor. Keza, vokalist Mikkel B. Jakobsen %80 Robert Smith, %20 Dave Gahan gibi şarkı söyleyerek adeta "Cure Mode" takılıyor. Ama bunların hiçbiri bana itici gelmedi. Ağabeylerinden kalan miras hepsine fazla fazla yeter. Bence The Foreign Resort bu mirası har vurup harman savurmayan, iyi şarkılarla hem nostaljik, hem de modern tatlar taşıyan bir grup. Outnumbered'da bunun kanıtı bir çok şarkı bulunuyor. Mesela açılıştaki In Gloom, bence en son iyi şarkısını (Precious) 2005'te yapmış olan Depeche Mode'un adı altında çıkmış olsaydı, "yaşasın DM geri döndü" diye sevinebilirdim. Hatta albümün en iyilerinden olan ve bana bir gıdım It's No Good'u anımsatan Clouds'ta da DM'un o gotik atmosferine daha post-punk bir bakış mevcut. Outnumbered'ı dernlemesine anlamak için bir ara Pornography albümüne de daha dikkatle bakmak gerek sanırım.

Bir diğer sevdiğim parça olan She Is Lost ise, ne The Cure, ne de Depeche Mode odaklı olmayıp, kendi post-punk devrelerini kurmuş gibi geldi. Tabii albümde zamanla alışılacak Hot Summers, Burn In The Night, Send Your Heart To The Riot gibi şarkıları da bu tanıma dahil edebiliriz. Bu yazıda iki efsane grubu sıklıkla telaffuz etmem yüzünden The Foreign Resort sırtını bunlara dayamış diye yanlış anlaşılmasın. İlk iki albümden sonra üçüncünün çok daha iyi olacağı içime doğdu sanki. Çünkü çok ufak oynamalarla ilk albümden daha iyiye doğru bir gidiş var bana göre. Yani gözümüzün önünde giderek olgunlaşan bir grup diyebilmemiz için kartlarını iyi oynamışlar. Sıktığı da oluyor, keşke şurası şöyle olsaydı da dedirtiyor. Yine de benim gibi iyi bir post-punk albümü bulunca yumulan tipleri memnun edeceğine dair inancım tam. Ancak dediğim gibi, 5-6 iyi şarkı ve ona destek çıkan 2-3 şarkı daha barındıran bir albüm, ileride çok daha güçlü geldiğini ilan ediyor olabilir. Müzik dünyası bunun örnekleriyle dolu.

1. In Gloom
2. Burn in the Night
3. Summer
4. She Is Lost
5. Clouds
6. Obsessing
7. Hearts Fade Out
8. Hot Summers
9. Fall
10. Send Your Heart to the Riot
11. Outnumbered

31 Mart 2019 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mart 2019)

The Ringo Jets - Open Sesame
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Stoner Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Full Stash"
The Georgia Satellites - Keep Your Hands to Yourself - The Greatest Hits
Yıl: 2019 ABD
Tür: Garage Rock, Rock'n Roll
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Keep Your Hands to Yourself"
C Duncan - Health
Yıl: 2019 İngiltere
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Health"
Ayla Nereo - By the Light of the Dark Moon
Yıl: 2019 ABD
Tür: Indie Folk, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wheel of Time"
Aerosmith - Get a Grip
Yıl: 1993 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gotta Love It"
White Denim - D
Yıl: 2011 ABD
Tür: Indie Rock, Neo-Psychedelia
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bess St."
Devin Townsend - Empath
Yıl: 2019 Kanada
Tür: Progressive Rock, Power Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Genesis"
 
Dirty Dave Osti - Midnight Mojo Man
Yıl: 2018 ABD
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bad Blood"
Koburg - The Enchantress
Yıl: 2019 İngiltere
Tür: Symphonic Rock, Progressive Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Echoes in the Night"
Jim Jones & The Righteous Mind - CollectiV
Yıl: 2019 İngiltere
Tür: Blues Rock, Punk Blues
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sex Robot"
 
It's For Us - Come With Me
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Drifting"
Makthaverskan - Makthaverskan
Yıl: 2009 İsveç
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "It's You and It's I"
 
Frankie and The Witch Fingers - ZAM
Yıl: 2019 ABD
Tür: Funk Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pleasure"
 
The Faint - Egowerk
Yıl: 2019 ABD
Tür: Dance-Punk, Electroclash, Indietronica
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Automaton"
Wintersleep - In the Land Of
Yıl: 2019 Kanada
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Never Let You Go"
Children of Bodom - Hexed
Yıl: 2019 Finlandiya
Tür: Melodic Death Metal, Power Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Under Grass and Clover"

Dick Dale and His Del-Tones - Singles Collection '61-65
Yıl: 2010 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hava Nagila"
Mdou Moctar - Ilana (The Creator)
Yıl: 2019 Nijerya
Tür: Tishoumaren, Psychedelic Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tumastin"
Chiangmai Blues - Chiangmai Blues
Yıl: 2019 Tayland
Tür: Blues Rock, Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "ไอ้หนุ่มบลูยีนส์"
 
Blaze OST
Yıl: 2018 ABD
Tür: Folk Rock, Country
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Ben Dickey - "Should Have Been Home With You"
 

27 Mart 2019 Çarşamba

White Denim - Side Effects


2016 tarihli Stiff'in bendeki etkisi hala geçmemişken 2018'de Stiff kadar etkilemese de çok iyi bir albüm olduğu su götürmez Performance ile dönen Teksaslı dörtlü White Denim, arayı hiç soğutmadan, daha Performance'ı bile tam sindirememişken Mart sonuna Side Effects adlı dokuzuncu albümlerini önümüze bırakıyorlar. Stiff kadar iyi bir albümün ardından yine bir hit deposu bekliyordum. Performance öyle bir albüm değil, daha çok birbirine sıkı sıkıya kenetli parçalardan oluşan konsept bir albüm gibiydi sanki. Side Effects'in birdenbire ortama düşmesi, isminin de "Yan Etkiler" olması nedeniyle, bazı grupların bir önceki albümlerindeki şarkıların remixlerini çıkardıkları projelerden biri olduğunu sandım. Oysa bildiğin sıfır kilometre yeni albümmüş kendileri. Stiff'ten beri White Denim dinlemek benim için büyük bir keyif halini aldığından, Side Effects ile epey vakit geçireceğimi hissediyorum.

Grubun delişmen soundu, indie rock, psychedelic rock ve neo-psychedelia türlerinin kol kola uçuşa geçmelerinden ibaretken, Stiff ile bu denkleme soul da eklenmiş, çok da harika olmuştu. Performance ve Side Effects'te o soul etkisi fazla görülmüyor ne yazık ki. Bu son iki albüm, elalemin neo-psychedelia dediği, benim ise progressive pop da diyebileceğimizi düşündüğüm tarza daha bir ağırlık vermiş vaziyette. Albümü canlı kaydettiklerine dair elimde bir bilgi yok. Ancak şarkılar fena halde o jam seanslarından fırlamış gibi duruyor. Hatta enstrümantal Reversed Mirror'da olduğu gibi bu kolektif soundun içine yedirilmiş pop caz veya sophisti pop titreşimleri de alıyoruz. Bana göre albümün en iyisi olan açılıştaki Small Talk (Feeling Control), sanki bir şekilde Stiff'te yer bulamayıp beklemeye alınmış (bu da şarkıya hakaret gibi oldu) bestelerden biri gibi. Shanalala da o ruhu taşıyan bir başka lezzet. Hiperaktif rock şarkısı Head Spinning, kapanıştaki karizmatik Introduce Me falan derken yine yağ gibi kayan bir White Denim albümü ile daha hoş dakikalar geçirecek olmanın mutluluğu yer yanımızı sarıyor. Biz kim miyiz? Beyaz kot giymeyi de, dinlemeyi de sevenler.

1. Small Talk (Feeling Control)
2. Hallelujah Strike Gold
3. Shanalala
4. NY Money
5. Out of Doors
6. Reversed Mirror
7. So Emotional
8. Head Spinning
9. Introduce Me

15 Mart 2019 Cuma

Blackbud - Blackbud


Joe Taylor (vokal/gitar), Sam Nadel (davul), Adam Newton (bas) klasik oluşumuna sahip Blackbud üçlüsü, İngiltere/Wiltshire’daki St. Laurence okulunda okurlarken tanışmış, kısa sürede de kaynaşmışlar. Bu kaynaşmada her üçünün de Radiohead, Jeff Buckley ve Jimi Hendrix hayranı olmalarının etkisi büyüktür mutlaka. Böylelikle 2002 yılında Blackbud’ın temeli atılıyor. Ama bu temele inşaat dikmek için iki sene bekliyorlar. Grup sahibi olup da iki yıl kayda değer bir atakta bulunmayan üçlü, nihayet bir alternatif müzik madebi olan Glastonbury’de çalma fırsatı elde ediyorlar. Sonra gelsin EP’ler, gitsin turlar derken 2005’te plak anlaşması imzalamayı başarıyorlar. 2006 yazında da alternatif camiada alkışlarla karşılanan ilk albümleri From The Sky çıkıyor. Single olarak piyasaya sürülen Barefoot Dancing ile Forever yanında, albümden önce EP’si çıkan ve o dönemde Blackbud denince akla ilk gelen şarkı olan Heartbeat’in de yer aldığı bu ilk albüm gayet iyiydi. 2009 tarihli kendi adlarını taşıyan gıcır gıcır ikinci albümleri ile bana göre daha iyisini yapabileceklerini gösteriyorlar. Bu arada müzisyenler ilk albümleri dışında (o biraz daha anlaşılabilir) sonraki albümlerinden birine neden kendi adlarını taşıtıyorlar hep merak etmişimdir konuyla alakasız olarak.

From The Sky’a göre daha olgun, karakter sahibi ve güçlü bir alternatif rock tadı barındırdığını düşündüğüm Blackbud, öte yandan sanki bir süre daha pişmesi gerekiyormuş izlenimi de yaratabiliyor. Left Your Arms Empty ile çok şık bir açılış yapan, bünyesinde barındırdığı Love Comes So Easy, So It Seems, Wandering Song gibi başka şık parçalara tezat biçimde, şimdi burada adını vermek istemediğim bazı şarkılarla vasat kalabiliyor. Kimi yerlerde de iki arada bir derede kalıyor. Mesela You Can Run isimli beste özellikle nakaratıyla düşük tempolu bir radyo dostu olmaya oynarken, o nakarata varana kadar olan düşük tempo üzerine koyduğu sözleri yerleştirmede acemilikler yaşıyor, zamanlama hataları yapıyor. Yine zamana oynar gibi kısa bir gitar solomsu ile şarkıyı bitiriyor. Bunun gibi pimpirikli yorumlarla kafamı karıştırmam dersek genel olarak keyif alabiliriz. Sesi güzel, müziği güzel bir üçlü neticede. Müzikal anlamda bana göre olmuş bir grup olarak Blackbud’ın albüm kurgularken istisnalar dışında henüz istikrarlı şarkı yazma, en önemlisi de o şarkıları iyi tasarlama ya da hiç tasarlamadan hepten özgür bırakma yeteneği elde edemediğini kafamda kurmaktayım.

1. Left Your Arms Empty
2. You Can Run
3. Wandering Song
4. Love Comes So Easy
5. So It Seems
6. Golden Girl
7. Road To Nowhere
8. Come Down Easy
9. Outside Looking In
10. I'll Be Here
11. Darkness

7 Mart 2019 Perşembe

It's For Us - Stay


Post-punk dedik, İskandinav dedik, "uzun bir şarkının 10 parçaya bölünmüş halinden ziyade, kendi kişiliklerini bulmuş 10 parçanın meydana getirdiği bir albüm" dedik. Bu defa Stockholm/İsveç'ten şahane bir grupla buluşuyoruz. Dört kişilik It's For Us (kendilerine böyle kötü isimleri nereden buluyorlarsa), 1 Şubat 2019 tarihli ikinci albümleri Stay ile tanıştığım, tanıştığımıza da son derece memnun olduğum bir post-punk, new wave, indie rock grubu. Camilla Karlsson (vokal, bas gitar), Jon Gredmark (gitar), Rebecka Johansson (keyboard, geri vokal), Alex Nilsson (davul) dörtlüsü, Nisan 2017'de çıkan ilk albümleri Come With Me ile çok iyi eleştiriler almış. Dinledikten sonra o eleştirilere hak verdim. Ama ikinci bebekleri Stay kesinlikle 2019'un en iyi albümlerinden biri. Öylesine muğlak, öylesine yoğun ki, defalarca dinlemekten kendimi alamıyor, her bitirdiğimde de sanki hala çözememiş gibi hissediyorum.

Klasik olarak ilk albüm - ikinci albüm kıyaslaması yapmak istemiyorum. Come With Me ile çok vakit geçirmiş olmamama rağmen iyi bir albüm olduğunu anlamak zor değildi. Ara sıra fonda çalmasına da hiç itirazım olmaz. Stay ile yaşadığım süreç ise gittikçe heyecanlanıyor. 7 dakikalık açılış şarkısı The Bottle The Bomb, yeni tanıdığım, ilk albümünü dinlemeye başladığım bir grubun ilk şarkısı olarak %100 doğru bir tanışma şarkısı sayılmaz. Onun sayesinde albümden sıkılacağıma dair düşüncelere sevk edilmiş olsam da, yarattıkları soundun o İskandinav kara bulutlarıyla kaplı cazibesi beni sardı. O cazibeye kapılmaya çok hazırdım. Nitekim bu karanlık içinden sızan ışık hüzmeleri misali Stay, Kaos, The Closing, Dream Is Over, Catcher In The Rye, No Apologies ve diğer harikulade şarkılar birer birer gönlümü fethetmeye başladılar. Fakat tümden fethetmeyip, sonraki seanslara da birşeyler saklıyorlar. Bu duyguyu her seferinde hissediyorum ve çok hoşuma gidiyor.


Bu şarkıları dinlerken, önceki dinleyişlerimden gitar melodilerini, temposunu, nakaratlarını hatırlıyorum. Ama albüm bittikten sonra hangisinin hangi şarkıya ait olduğunu o kadar güzel unutuyorum ki, böylece her seans yeni bir It's For Us yolculuğuna dönüşüyor benim için. Bu büyü bozulmasın, hiçbir şarkı diğerinin önüne geçmesin diye (varsa) videolarını bile izlemiyorum. (Zaten son zamanlarda hangi şarkıyı çok sevdiysem mutlaka berbat bir videosu oluyor.) Kaos'u dinlerken The Closing'i hatırlıyor, her defasında Dream Is Over ile No Apologies'i karıştırdığımı fark ediyor, All The Time, Curse ve Destruction'ın çok iyi şarkılar olduğunu bildiğim halde onları unuttuğumu anlıyorum. Bu karışıklığı çok seviyorum. Şimdilik sadece açılıştaki The Bottle The Bomb (ki onun da uzun ve yalın yapısının hipnotik etkisine kapılmak üzereyim), dream pop hüznünü post-punk  hüznüyle sarıp sarmalamış enfes Huddinge ve belki nakaratı sayesinde bana çok "catchy" gelen Catcher In The Rye'ı net olarak hatırlıyorum. Bu hatırlayış onların değerini azaltmıyor. Diğerlerinde ise yüzünü bildiğiniz, ama ismini unuttuğunuz insanlara benzeyen o gizem hala korunuyor.

Çoğu Camilla Karlsson ve Jon Gredmark imzalı şarkılar kah Camilla'nın oturma odasında, kah Jon'un mutfağında yazılmış, Stockholm'deki Joniverse stüdyolarında kaydedilmiş. Bas gitarı ve sesiyle o hoş kasvetin oluşmasında büyük pay sahibi olan Camilla ve gitarlarıyla her şarkıya olağanüstü örümcek ağları ören Jon, 70 ve 80'lerdeki post-punk zaman tünelinden geçip günümüze Stay adında şahane bir albüm bırakmışlar. Geçmişten referans olarak bir sürü isim sayılabilir. Yine İsveçli dört kişilik bir post-punk grubu olan, It's For Us'a göre biraz daha garaj sertliği içeren üç güzel albüm sahibi Makthaverskan ile aralarında yakınlık gördüm. (Yakın zamanda çıkardıkları iki single ile onların da yeni albüm vakitlerinin geldiği anlaşılıyor.) İskandinav ülkelerindeki çoğu grubun retro rock ve pop duygusuna hayran bir dinleyici olarak It's For Us gibi takip edilecek bir başka isim daha kazandığım için çok mutluyum. Ve üç gündür ayrı kaldığım Stay'e geri döneyim.

1. The Bottle the Bomb
2. Stay
3. Kaos
4. All the Time
5. Huddinge
6. Curse
7. The Closing
8. Dream Is Over
9. Catcher in the Rye
10. Destruction
11. No Apologies

28 Şubat 2019 Perşembe

Issız Ada Radyosu Arşivi (Şubat 2019)

Chain Wallet - Chain Wallet
Yıl: 2016 Norveç
Tür: Indie Rock, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Change of Heart"
Kel Assouf - Black Tenere
Yıl: 2019 Belçika
Tür: Tishoumaren, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tamatant"
Júníus Meyvant - Across the Borders
Yıl: 2019 İzlanda
Tür: Indie Pop, Indie Folk, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "High Alert"
Diggeth - Gringos Galacticos
Yıl: 2019 Hollanda
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Voodoo Mother"
Tom Waits - Rain Dogs
Yıl: 1985 ABD
Tür: Singer/Songwriter, Blues Rock, Dark Cabaret
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blind Love"
Smoove + Turrell - Solid Brass: Ten Years of Northern Funk
Yıl: İngiltere 2019
Tür: Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I'm a Man"
My Diligence - My Diligence
Yıl: 2015 Belçika
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Electric Woman"
RY X - Unfurl
Yıl: 2019 Avustralya
Tür: Indie Folk, Folktronica
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "YaYaYa"
White Lies - Five
Yıl: 2019 İngiltere
Tür: Indie Rock, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Believe It"
machineheart - People Change
Yıl: 2019 ABD
Tür: Indie Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Altar"
Toro Jones - Toro Jones Full Lenght
Yıl: 2019 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bat Outta Hell!"
Y La Bamba - Mujeres
Yıl: 2019 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Folk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mujeres"
 
Broken Brass Ensemble - With a Vengeance
Yıl: 2019 Hollanda
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ripley"
Sunshine Boys - Blue Music
Yıl: 2019 ABD
Tür: Indie Rock, Power Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Caroline Yes"
LÉON - LÉON
Yıl: 2019 İsveç
Tür: Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Baby Don't Talk"
VA - Bosphorus Bridges Vol. 3
Yıl: 2019 Türkiye/Almanya
Tür: Anatolian Pop, Psych Pop, Jazz-Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Semra Sine - "Gurbet"
 
Richard Marx - Richard Marx
Yıl: 1987 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Endless Summer Nights"
Dazed and Confused OST
Yıl: 1993 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: WAR - "Low Rider"
Even More Dazed and Confused OST
Yıl: 1994 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: WAR - "Why Can't We Be Friends?"
Rosie Carney - Bare
Yıl: 2019 İngiltere
Tür: Indie Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bare"

26 Şubat 2019 Salı

Chain Wallet - No Ritual


Stian Iversen (vokal, gitar), Christian Line (gitar), Frode Boris (keyboard) üçlüsünün kurduğu Norveçli grup Chain Wallet, 2016 tarihli kendi adını taşıyan ilk albümlerinin ardından 2019'a No Ritual ile merhaba diyor. Bu selamı dream pop, indie rock, post-punk ve buna bağlı olarak new wave karışımı bir müzikle veriyor. İlk albüm sanki uzun bir şarkının 10 parçaya bölünmüş hali gibi duran, en iyi şarkı hangisi, bırak en iyiyi, en akılda kalan şarkı neydi diye sorular sorduran öylesine bir işti. Bu gidişle ikinci albümü göremezler diye düşünmüştüm. Ama o gidişte kalmak istememişler ki, No Ritual ile daha kenarlı köşeli bir soft-post-punk yapmışlar. Yani ilk albümdeki o fena olmayan soundlarını koruyup, şarkı yazımına biraz daha önem vermişler. Böylece uzun bir şarkının 10 parçaya bölünmüş halinden ziyade, kendi kişiliklerini bulmuş 10 parçanın meydana getirdiği bir albüm yapmışlar. Başarılı örnekleri genelde Amerika veya İngiltere'den çıkan bu tür müziği daha önce Norveçli bir gruptan dinleyip dinlemediğimi tam hatırlamıyorum. Ama sorulsa tahmin haklarımdan hiçbiri Norveç olmazdı sanırım. Nereli oldukları bilgisi çok da gerekli değil elbette.

Bana göre albümün ağır topları Ride, Closer ve No Ritual ki, bunlardan biri yine bana göre 2019'un en iyi şarkılarından. Albümü her dinleyişimde bu üçlü arasında kıyasıya bir yarış oluyor adeta. İpi kimin göğüsleyeceğini zamana bıraktım. Onların dışında World I Used To Call Mine, Final Testament, Lost Somewhere ve Knowing Eyes isimli şarkılar da artık böylesi kadife gitarlarla örülü post-punk sizi hangi zaman dilimine ışınlıyorsa, hangi mevsimdeki hangi anılarınızı çağırıyorsa onları ayağınıza getirme vaadinde bulunuyor. İkinci albümleriyle bence doğru yolu bulmuşlar, olgunlaşmaya başlamışlar (daha tam olgunlaşmamışlar tabii) ve henüz en iyi albümlerini yapmamışlar, ama ufak ufak sinyallerini vermişler sanki. Gitarların ve keyboardların İskandinav güneşi altında dans ettikleri, bu birliktelikten küçük ve anlamlı hikayeler çıkarttıkları, bunları kah 80'ler neon ışıklarıyla, kah derli toplu new wave hamleleriyle süsledikleri şık bir albüm No Ritual... Chain Wallet ise bu albüm sayesinde artık kalıcı olmasını dilediğimiz gruplar arasında yerini aldı.

1. Lost Somewhere
2. Final Testament
3. Ride
4. Closer
5. What Everybody Else Could Find
6. Liminality
7. Knowing Eyes
8. No Ritual
9. World I Used to Call Mine
10. Inner Space

22 Şubat 2019 Cuma

My Diligence - Sun Rose


Brüksel'de kurulan üç kişilik My Diligence, çıkar çıkmaz yerin yerinden oynaması gereken, ancak kimsenin tınmadığı o kaliteli rock albümlerinden biri olan Sun Rose adlı ikinci albümleriyle en azından benim bastığım yeri oynatmayı başarmış bir grup. Brüksel'i lahana zanneden günümüz YouTube gençliğine veya ucuz yoldan gürültü olsun da çamurdan olsuncu günübirlik rockerlara pek hitap edeceğini düşünmediğim, lakin hitabet konusunda son zamanların en dirayetli oluşumlarından biri olarak gördüğüm My Diligence, önümüze 37 dakikalığına kulakları ısım ısım ısıtan sertlikte bir albüm servis ediyor. Kendileriyle ilgili bazı yazılarda Queens Of The Stone Age, At The Drive-In (hiç duymadığım Teksaslı bu grubun künyesinde Post-Hardcore ve Minimal Techno tanımlarını yan yana gördüm), Wolfmother, Clutch gibi gruplara benzetilmeleri çeşitli yönlerden haklı bulunabilir. Yine de bu referanslar açok güvenmeyin derim kendi adıma. Stoner rock'ın bir tık sert formu olan stoner metal duruşu daha bariz olan My Diligence, bu türe takılan onlarca grubun tembel müziğinden eser taşımıyor.

Sun Rose'u dinleyip sevdikten sonra hep yaptığım gibi eskilerde ne var diye baktığımda 2015 yılında kendi adlarını taşıyan bir albümleri olduğunu gördüm. Sound olarak biraz stoner güdümlü hard rock olarak kalmış, şarkı gidişatları da klişelere dayanmış bir ilk albüm şeklinde unutulmaya namzet bir iş çıkmış. Ancak Sun Rose, kazın ayağının öyle olmadığını gösterircesine, özellikle şarkı yazımında yaptıkları revizyon sayesinde gerçek kimliğini bulmuş gibi bir şey olmuş. Zeki rifflerle bezeli, muğlak vokalin yarattığı olgunlukla güçlenmiş şarkılar, adeta sert bir meditasyon yapmış etkisi bırakıyor. Acayip bir karizması olan açılış şarkısı Resentful, peşinden dörtnala gelen Hunt The Hunter, onun peşinden hücum çeken Backstabber üçlüsünün ardından albümü durdurup ılık bir duş alma isteği doğuyor. Öyle bir gitar yoğunluğu, öyle bir sertliği estetize etme durumu var ki, dördüncü şarkıya geçmeden bu üçünün üzerinden bir daha geçmek istedim resmen. Neyse ki dördüncü dostumuz olan An Asteroidal Arrow ortamı biraz yatıştırır gibi oldu, o yoğunluğu ustaca sağalttı. Gerçi sonlara doğru o da volümü yükseltmedi değil hani.

Flying Poney, bir hızlanıp bir yavaşlayan temposuyla iki ayrı şarkının mikslenmiş hali gibi zengin ve taş gibi bir başka parça. Zaten tüm parçalar bir nebze bu formülü izliyor. Hepsinde yer eden o progressive tavır, asla ilk seferde kendilerini teslim etmiyor dinleyene. Lecter's Song, So Pretty So Cruel ve Serpentine ile kimi zaman progressive stoner, kimi zaman stoner grunge diye adlandırılası çeşitlemeler yaparak her yere ait olduğunu, o aidiyetten müthiş tasarımlar çıkarabildiğini insanın gözüne kulağına sokuyor. Hatta kapanıştaki Unreal ile (ve başka parçalarda yer alan başka bölümlerle de) stoner punk oluveriyor. Söz konusu 37 dakika bittiğinde savaştan çıkmış gibi hissediyoruz. Ama bunlar kesinlikle boş geçen dakikalar değil. Başıma bir şey gelmeyecekse bazı müzik yazarlarının kendilerini benzettikleri Queens Of The Stone Age ve Wolfmother'dan çok daha kimlikli, kaliteli, tavizsiz bir grup olmuş My Diligence... Blues rock ile daha sıkı fıkı olan Clutch benzetmesini pek doğru bulmadım tabii. Sun Rose'u dinleyen insanların önceki rock tecrübelerine göre bu sert atmosfere girişleri, orada kalışları çok kolay ya da uğraştırıcı olabilir. Ama girildiği vakit zevk alınmaması imkansız gibi bir şey. Benim için 2019'un en sağlam keşiflerinden biri.

1. Resentful
2. Hunt the Hunter
3. Backstabber
4. An Asteroidal Arrow
5. Flying Poney
6. Lecter's Song
7. So Pretty So Cruel
8. Serpentine
9. Unreal

14 Şubat 2019 Perşembe

Keegan DeWitt - Hearts Beat Loud


Brett Haley'nin yönettiği Hearts Beat Loud, Brooklyn'de Red Hook Records adında bir plak dükkanı işleten Frank ile, tıp fakültesine gitmeye hazırlanan kızı Sam'in hikayesini anlatan o küçük, abartısız, mütevazi Amerikan bağımsızlarından biri. Bir zamanlar birlikte ikili olarak müzik yaptığı eşini bir kazada kaybeden Frank'in bu olaydan sonra müzikle olan ilişkisi, çalıştığı plakçı dükkanı ve evindeki küçük stüdyosunda kızıyla takılmasından ibaret. Bir gün zar zor ikna ettiği kızı Sam ile, Sam'in yazdığı Hearts Beat Loud adlı şarkıyı kaydediyor, sonra ona danışmadan şarkıyı Spotify'a yüklüyor. Sam'in ise tek odaklandığı konu, birkaç gün sonra gideceği tıp fakültesi. Ama o da genlerinden ötürü müzik dinlemeyi, şarkı yazmayı, söylemeyi seven bir kız. Yine günün birinde bir pastanede Hearts Beat Loud'u duyan Frank çocuklar gibi seviniyor. Meğer şarkı, Spotify'da bir kullanıcı tarafından indie müzik derlemesine konulmuş. Üstüne bir de yapımcı tarafından aranınca iyice havaya girip, uzun bir ara verdiği müzik kariyerine bu kez kızıyla birlikte atılmayı ciddi ciddi düşünmeye başlayan Frank, Sam'den aynı heyecanı göremiyor. Alınması gereken kritik kararlar, gitmek ile kalmak arasında bocalamalar sessiz sakin akıyor filmde.

İçinde bulunduğu depresif havadan sıyrılıp gençliğine dönme hevesindeki bir baba ile, hayata atılma yolunda önemli bir adımın eşiğindeki olgun bir kızın, güzel bir şarkı sebebiyle yaşadığı ikilemleri hüzünlü, müzikli, yine de umutlu bir dille anlatan Hearts Beat Loud çok güzel bir film. Bu kadar müzikle içli dışlı olup da bir soundtrack albümü olmazsa olmazdı. O da film kadar, özellikle filmle beraber güzel bir albüm. Amerika/Japonya karması bir indie rock/pop müzisyeni olan Mitski'nin 2016 tarihli Puberty 2 albümünde yer alan Your Best American Girl şarkısı haricinde tüm şarkılar pek tanınmış bir besteci olmayan, yine pek bilinmeyen birçok indie filme müzik yazmış olan Keegan DeWitt'e ait. Albüm, senaryo gereği Frank ve Sam'in birlikte yazdıkları, plak dükkanının kapanmadan önceki son günü şerefine verdikleri mini konserde seslendirdikleri üç şarkı olan Hearts Beat Loud, Blink (One Million Miles) ve Everything Must Go ile başlıyor ki, zaten filmin en güzel bölümü de o konsere ait bana göre. Baba kız arasındaki sevgi ve uyumu, öte yandan ilk kez birkaç seyirci önüne çıkıyor olmanın heyecanını çok iyi yansıttıkları bu sahne, Haley'nin çekimleri, DeWitt'in şarkılarıyla filmin zirvesini oluşturuyor. Bu üç şarkının modern indie pop hamurundaki tutku, filmin o hüzün, mutluluk, umut arasında gidip gelen havasına da çok uyuyor.


Sam rolünde bu üç şarkıyı başarıyla seslendiren genç oyuncu Kiersey Clemons, geçmişinde bazı Pharrell Williams şarkılarına da eşlik etmiş, rol aldığı Dope filminde ve Transparent dizisinde de şarkılar söylemiş. Frank olarak izlediğimiz tecrübeli, sevimli, bu filmde olmasa da komik aktör Nick Offerman'ın sadece bir akustik gitarla söylediği Shut Your Eyes albümün bir başka güzelliği. Bunun yanında albümde filmin efkarlı yönünü birebir yansıtan, Frank'in kızıyla, barmen arkadaşı Dave ile, çalıştığı plak dükkanının sahibi olan, aynı zamanda duygusal yakınlaşmada bulunduğu Leslie ile ilişkilerine, en çok da kendi hüzünlü iç dünyasına harika fonlar oluşturan yedi adet enstrümantal DeWitt parçası da bulunmakta. Bu parçalar, son zamanlarda bazı soundtrack albümlerde sıkça duyduğum sıkıcı score mantığı yerine, yoğun hislerle bezeli ambient çalışmalardan oluşuyor. Bunlardan We're Not A Band (ki Sam'in babasına "biz bir grup değiliz" demesi üzerine Frank'in grup ismi olarak bunu seçmesi gibi hoş bir hikayesi var), Conundrums, The PastHelp Wanted ya da en kısa yoldan hepsi çok iyi diyelim gitsin. 

Aslında DeWitt'in yerinde olsam, Sam'in bir sahnede videosunu izlediği Mitski şarkısını albüme koyduğum gibi, Sam'in dükkanda indirimle satıldığı için Frank'e tepki gösterip "baba, bunu 3 dolara satamazsın" dediği 1985 tarihli Tom Waits albümü Rain Dogs'dan Jockey Full Of Bourbon, Hang Down Your Head, Time veya Blind Love'dan birini (hatta telifi bastırıp hepsini) de koyardım. Ayrıca Frank'in Leslie'ye verdiği Animal Collective'in 2009 albümü Merriweather Post Pavilion'da yer alan ve ikisinin de çok sevdiklerini söyledikleri My Girls şarkısını da eklerdim. Çünkü bunlar filmin içinden geçen çok önemli müzikal tespitler, zevkler, renkler ve bu albümde de olmalıydı sanki. Ama Brett Haley o albümleri bu sahnelerle dinleyicilere önerip, "gerisi artık sizde" mesajı vermek istemiş de olabilir. Yine de sadece bu filmde yaşayacak iki kişilik We're Not A Band grubunun, film haricinde resmi olarak sadece bu albümde duyabileceğimiz üç şarkısını taşıyan Hearts Beat Loud, sessiz sedasız kalp çalan filmlere layık bir albüm olmuş.

1. Hearts Beat Loud (with Kiersey Clemons)
2. Blink (One Million Miles) (with Kiersey Clemons)
3. Everything Must Go (with Kiersey Clemons & Nick Offerman)
4. Red Hook
5. We're Not a Band
6. Shut Your Eyes (with Nick Offerman)
7. Hearts Beat Loud (Ballad) (with Kiersey Clemons)
8. Conundrums
9. Mitski - Your Best American Girl
10. The Past
11. Help Wanted
12. What If…
13. Everything Must Go (Frank Collage)