19 Mayıs 2017 Cuma

Lotte Kestner - Covers


Indie rock grubu Trespassers William'da çalıp söyleyen, beraberinde kendine Lotte Kestner sahne adıyla bir solo kariyer de oluşturan Anna-Lynne Williams, daha çok enfes coverlarıyla tanınan bir folk ve dream pop müzisyeni. Yani en azından benim tanıdığım kadarıyla öyle. Kendisini biryerlerde duymuşluğum var mı, onu bile bilmiyorum. Zaten bu albümün adı "Covers" olmasa oturup dinleyeceğim de şüpheliydi. Ama onun farkına varmama vesile olduğu için iyi ki eksantrik bir isim yerine bu güzel albüme Covers adını vermiş. Coverlardan oluşan bir albüm ne kadar güzel olabilir sorusunun cevabını kendime göre çoktan vermiş olduğum için bazı şarkılar dışında beni hiç yormayan, üzmeyen ama bolca kederlendiren, tuhaf bir keyifle boğazıma düğümlenen, zamanda yolculuğa çıkaran bir albüm oldu Covers. Hele günümüzde özellikle YouTube'un başını çektiği cover furyası düşünülünce, Lotte Kestner gibi tecrübe kokan müzisyenlerin yeniden yorumlarındaki kalite daha çok öne çıkıyor.

Covers albümü an itibariyle biraz kafamı karıştırmış durumda. 2017 tarihli olmasına rağmen şimdilik pek bir yerde böyle bir albümün çıktığına dair bilgi yok. Üstelik aynı kapağa sahip 2015 yılına ait Best-of: Requested Cover Songs adında 20 şarkılık bir derleme çıkmış. İçerik ise tamamen farklı. O zaman 2017 model Covers, gıcır gıcır coverlardan oluşuyor diye düşünüyoruz. 2015 modele bir ara geri dönmek üzere 17 şarkılık yeni albümden bahsedersem, kendi adıma 7 şarkılık bir fazlası olduğunu söyleyebilirim. Hayatımda ilk kez duyduğum bazı isimlerin, haliyle hayatımda hiç duymadığım bazı şarkılarının Kestner yorumları sanki "orijinali ne ki coverı ne olsun" hissiyatı verdi. Bir de artık milyon kere coverlanmış Imagine'in bir kez daha, üstelik özelliksiz biçimde yorumlamak çok gereksiz geldi bana.

Onları pas geçerek asıl cevherlere baktığımızda Wish You Were Here, Enjoy The Silence, How To Disappear Completely, Don’t Dream It’s Over, Fade Into You, I Get Along Without You Very Well gibi zaten orijinalleri her dinleyişte damardan giren mükemmel şarkıları bir de Lotte Kestner'in dokunsan ağlayacak sesinden dinlemek hem nostaljik bir yolculuğa, hem de farklı bir damardan enjekte edilen hüzün damlalarının tüm vücuda yayılmasına sebep oluyor. Özellikle hiç cover halini duymadığım efsanevi Wish You Were Here'ın Lottecesi, daha iyisi gelene kadar en iyisi bu dedirtti. Albüm sırf bu 6 şarkıdan oluşsa bile benim için hiç sırıtmazdı. Nitekim hoş ilaveler ile bu kahve karası hüzün içine küçük aromalar katılmış. Sevip sevmediğime tam karar veremediğim Lost Cause (Beck) ve Not A Job (Elbow) şarkılarının pek de fena olmadıklarını düşünmeye başladım mesela. Van Occupanther ve Where I’m Headed ise bir ara orijinallerine bakma isteği uyandıracak derecede iyi geldi. Covers, aslında bir "kendini iyi hisset" albümü olmamasına rağmen bazı anlarıyla hüzünden keyif alma mazoşitliğimize çanak tutan yapıya sahip. Hatta onun sesinden duymak istediğim bazı şarkıların listesini yapıp göndermeyi bile düşünüyorum.

1. Pink Moon (Nick Drake)
2. I Get Along Without You Very Well (Chet Baker)
3. Don’t Dream It’s Over (Crowded House)
4. Lost Cause (Beck)
5. How To Disappear Completely (Radiohead)
6. Wish You Were Here (Pink Floyd)
7. Rikk Agnew (Lisa Will Insult You, Darling)
8. Where I’m Headed (The One AM Radio)
9. I Don’t Know What I Can Save You From (Kings Of Convenience)
10. Van Occupanther (Midlake)
11. Imagine (John Lennon)
12. Fade Into You (Mazzy Star)
13. Not A Job (Elbow)
14. Alison (Slowdive)
15. Enjoy The Silence (Depeche Mode)
16. Do You Realize (The Flaming Lips)
17. I’m Going To Go Back There Someday (Gonzo)

5 Mayıs 2017 Cuma

The Afghan Whigs - Black Love


1986 Cincinnati doğumlu alternative rock, grunge, indie rock grubu The Afghan Whigs, Mayıs 2017'nin hemen başında 8. albümü In Spades'i dolaşıma soktu. Demon in Profile, The Spell, Arabian Heights gibi klas şarkılar yapmışlar. Her albümlerinde olduğu gibi dinledikçe açılıp saçılacak bir albüm olduğunu hissediyorum. Aslında In Spades hakkında birşeyler söylemek istiyordum. Ama daha iki kez dinlediğim bir albüm yerine, hem onlarla ilk kez tanıştığım, hem de bu 8 albümden en sevdiğim olduğu için 1996 yılına ait 5. albüm Black Love ile ilgili iki lafın belini kırmak istedim. Grunge'ın yeni yeni filizlendiği, sonra patladığı, giderek sönüp nihayete erdiği yıllarda hep müzik yapan grup, 2017'de bile hala capcanlı ve kaliteli olmayı sürdürüyor. Black Love ise, tam da patlama ve yanma dönemine denk gelmiş, artık insanların tekdüze şarkılardan sıkılmaya, aynı tür içinde ufak tefek farklar aramaya başladıklarında ortaya çıkmış bir albümdü.

Black Love, birçok yönüyle 1996 ve civarındaki X Kuşağı'nın duygularındaki farklı bir gönül teline tercüman olmuş albümlerdendi. Bu tel, cayır cayır yanan gitarların, hırçın davul ve bas gitarın hücrelerine sızmış olan soul duygusuydu. Kurucu ve lider konumundaki Greg Dulli, The Afghan Whigs'ten başka Twilight Singers, The Backbeat Band (daha evvel bahsettiğim üzere Backbeat filmi için kurulmuş tek albümlük cover grup), The Gutter Twins gibi yan projelerin, 2005 yılına ait Amber Headlights adlı solo çalışmanın sahibi çalışkan ve üretken bir insan. Bunun yanında gruba bu soul karakterini veren de kendisi. Çeşitli anlarda çatallı, detone, naif, siyah, canhıraş, romantik kimliklere bürünebilen bu ses ve o sesin kendini ifade ettiği stil sahibi rock örgüsü, grubu bu yıllara azar azar taşımayı başardı. Black Love'da yer alan My Enemy, Going To Town, Double Day ve Blame, Etc. gibi şarkıların öncülük / izciliğinde bu rock ve soul birlikteliğinin dinamizmi, sert ve maskülen grunge gruplarının atarlanmalarından farklı bir yerde duruyordu. Onları hep takım elbiseler içinde görürdük mesela.

Step Into The Light, Night By Candlelight, Faded gibi hüzünlü ve ağır bestelerde de hissedilen bu soul meselesini, The Afghan Whigs gibi, birilerinin ısrarla grunge müziğe yamamaya çalıştığı bir grubun, bu türün hem içinde, hem de dışında kalabilmesinin sigortası olarak görebiliriz. Soul ve funk damarları, onları her daim orijinal kıldı. Haklı olarak grunge çöplüğüne değil, grunge kültürüne ait görüldüler. 2017'deki In Spades'te bu 96 ruhunun hala korunduğunu gördüğümüz gibi, sound ve promosyon olarak modern çağa entegre oluşlarındaki rahatlığı da görmemiz mümkün. Otoritelerce ve puanlama yapan bazı sitelerce en iyi The Afghan Whigs albümü Gentlemen (1993) olarak gösterilir. Bana göre ise Black Love'dır. Sık sık dinlenecek bir albüm değildir. Hatta arayı uzun tutmak gerekir ki, bu uzun aradan sonra dinlendiğinde kendini özlettiğini anlayasınız. İşte kendini bunca yıl çiğ tutup aynı zamanda melankolik, sinematik, karizmatik kalabildiği için özeldir Black Love...

1. Crime Scene Part One
2. My Enemy
3. Double Day
4. Blame, Etc.
5. Step Into the Light
6. Going to Town
7. Honky's Ladder
8. Night by Candlelight
9. Bulletproof
10. Summer's Kiss
11. Faded

30 Nisan 2017 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Nisan 2017)

Will Sessions - Deluxe
Yıl: 2017 ABD
Tür: Funk, Nu Jazz
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Diesel"

Sophia Somajo - Freudian Slip
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Electronic, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Klein Blue"
Hattori Hanzo Surf Experience - Attacanos...con todo lo que tengas
Yıl: 2014 İspanya
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Juokse Sinä Humma"
 
Erja Lyytinen - Stolen Hearts
Yıl: 2017 Finlandiya
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stolen Hearts"
Myrath - Desert Call
Yıl: 2010 Tunus/Fransa
Tür: Progressive Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tempests of Sorrows"
Pretty City - Colorize
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Alternative Rock, Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Second Hand Clothes"
Slowdive - Slowdive
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Dream Pop, Shoegaze
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Star Roving"
 
Cake - Fashion Nugget
Yıl: 1996 ABD
Tür: Alternative Rock, Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Perhaps, Perhaps, Perhaps"
Karen Elson - Double Roses
Yıl: 2017 ABD/İngiltere
Tür: Folk Rock, Pop Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Call Your Name"
 
Deep Purple - Infinite
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Hard Rock, Progressive Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Surprising"
Deep Street Soul - Come Alive!
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Little Ray"
 
Silver Horses - tick
Yıl: 2017 İtalya
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Heat and Snow"
Depeche Mode - The Singles 86>98
Yıl: 1998 İngiltere
Tür: Synth Pop, Electronic
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Enjoy the Silence"
Nusrat Fateh Ali Khan & Michael Brook - Star Rise
Yıl: 1997 Pakistan/İngiltere/Kanada
Tür: Qawwali, Electronic, Downtempo
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Joi - "Sweet Pain Remix"
Dull Knife - Light is the Night Dark is the Day
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Alt. Country, Garage Rock, Grunge
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bright as Blood"
The Maine - Lovely Little Lonely
Yıl: 2017 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Taxi"
Collective Soul - Dosage
Yıl: 1999 ABD
Tür: Alternative Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Run"
 
Rumble Jam - Redemption
Yıl: 2017 Yunanistan
Tür: Stoner Rock, Instrumental
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pegasus' Salvation"
 
Eagle-Eye Cherry - Desireless
Yıl: 1997 İsveç
Tür: Pop Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Save Tonight"
 
M.I.A. - Arular
Yıl: 2005 İngiltere
Tür: UK Hip Hop, Electropop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "10 Dollar"

28 Nisan 2017 Cuma

Simone White - Yakiimo

 
Bir şarkıyı bilip de söyleyeni bilmemek, hem söyleyen, hem de onu sevenler için çok dramatik bir durumdur. Bir Audi reklamında çalan The Beep Beep Song adlı şarkının sahibi olan Simone White’ın adının Audi’nin ihtişamı yanında pek önemi yoktur örneğin. Yine de birileri şarkı için ısrarcı davrandıysa araştırmış, önce isime, sonra da bu şarkının yer aldığı 2007 tarihli I Am The Man albümüne ulaşmıştır. Soğuk bir pınar kadar duru folk müziğine kendini bırakmayı seven kişiliklerden biriyse çok da memnun kalmıştır. Çünkü I Am The Man albümü güzeldir. Ama 2009 tarihli Yakiimo, “güzel” olamayacak kadar içe dönük, hüzünlü, kendi başına, yine de ümit taşıyan harika bir akustik sesleniş. Şarkı sözlerinde dikkat çeken “kayıp” olmuşluk, aşk, zaman, masumiyet üzerinden kendini kolay kolay ele vermeyen çekicilikte ifade bulmakta.

Akustik gitarın yarenlik ettiği 15 lezzet (normalde 12 iken, bazı kaynaklarda 3 adet fazlası olan versiyonlar da bulunmakta), birbirine benzediğinden sıkça şikayetçi olduğumuz akustik folk şarkılarından derlenmiş bir başka albüm şeklinde imaj veriyor. Bunu üstünkörü bir dinleyişte fark etmek mümkün. Oysa Simone White hiç de üstünkörü dinlenecek bir kadın değil. Hawaii doğumlu olmasına bakmayın. Onu dinlemek kendini yaz mevsiminin gün batımı rüzgarına teslim etmek, sonbaharın soluğunu ensede duymak, kışın sığınma içgüdüsünü daha sıcak günlere duyulan özlemle bütünlemek ve ilkbaharın kendini kendinden başka kimseye teslim etmeyen mutluluğunu hissetmek kadar hakiki anlar içeriyor. Dürüst olmak gerekirse, yine benzer titreşimler yayması muhtemel I Am The Man, nedense Yakiimo kadar tutkulu gelmemişti bana. Ya da o bastırılmış tutkuyu alevlendiremeyen bir albümdü bana göre. Eşsiz bir yalnızlığın yalınlığı içinde tüm şiirsel dürtüleri bir anda harekete geçirme kabiliyeti, kendisinde pek bir şey bulamayanlar için kabiliyet olarak bile nitelenmeyebilir. Ama stadyumlar veya kalabalık salonlardan değil, geç vakitlere kadar açık küçük barların sahnesinden ses veriyor White sanki. Çünkü Yakiimo, her tarafından sadelik akan bütünlükte ve yoğunlukta.
 
Fotoğrafçılıkla da uğraşan, çektiği bazı fotoğrafları simonewhite.com adresinde görebileceğiniz bu naif insan, Yakiimo ile bana göre kariyerinde mütevazi, fakat benim gibi ondan fazlaca etkilenenler için hiç de öyle olmayan kusursuzlukta şarkılar sergisi sunuyor. Kendi besteleri yanında dostları Frank Bango ve Richy Vesecky’nin 7-8 bestesini seslendirmiş. Candy Bar Killer, Victoria Anne, Yakiimo, Bunny In A Bunny Suit, Train Song, Victoria Williams coverı You Are Loved, öteki, beriki, kısaca hepsi! Daha anlatacak çok şey var. Ama bir albümün kendisini anlatması, başkalarının onu anlatmasından her zaman daha iyidir. Yakiimo tüm çıplaklığıyla kendini anlatan bir bir “oda epiği”!
 
1. Bunny in A Bunny Suit
2. Candy Bar Killer
3. Victoria Anne
4. Baby Lie Down With Me
5. Yakiimo
6. A Girl You Never Met
7. Without A Sound
8. Train Song
9. Freight Train
10. You Are Loved
11. Olivia 101
12. Let the Cold Wind Blow
13. St. Louis Blues
14. Your Stop
15. Psalms

22 Nisan 2017 Cumartesi

M.I.A. - AIM


Sri Lanka asıllı İngiliz Mathangi Arulpragasam, ya da onu tanıyıp sevdiğimiz adıyla M.I.A., bir şarkıcı, söz yazarı, besteci, yapımcı, yönetmen, fotoğrafçı, moda tasarımcısı, model, aktivist olarak karpuzları koltuğa sığdıramayınca kamyon kasasına koyup direksiyona geçmiş bir güzel insan. Kendisi 1975 Londra doğumlu olup, 6 aylıkken ailesiyle tekrar Sri Lanka'ya dönmüş. İç karışıklıklarla cebelleşen Sri Lanka'nın militan örgütlerinden birinin kurucusu olan babası Arular yüzünden gençlik yılları sürekli ev değiştirerek geçen Mathangi, 80'lerin sonundaki iç savaş sonrası, kardeşleri ve annesi Kala ile beraber sığınmacı olarak tekrar Londra'ya dönmüş. Başarılı öğrenim hayatı, Central Saint Martins Güzel Sanatlar Okulu'ndan dereceyle mezun olmasıyla sona ermiş. Sinema ve görsel sanatlar ağırlıklı bir eğitim almış olmasına ve bu alanda irili ufaklı işler yapmasına rağmen gönlü müziğe kaymış. Onu tanıyıp sevmemize vesile olan da bu gönül kayması olmuş. Gereksiz gibi görünse de bu kısa özgeçmiş, iyi bir müzisyenin kariyer basamaklarının nasıl süzgeçlerden geçerek önümüze şarkı formatında geldiğini göstermesi açısından önemli sayılır.

Önce isminden başlayarak "Missing in Action" terimine tekabül eden M.I.A.'da karar kılan Mathangi, buraya yazsak sığmayacak bir dolu girişim ve aktivite sonucu albüm çıkaracak düzeye kadar gelmiş. Karpuz taşımayı sevdiği için müzikte de tür olarak electropop, UK hip-hop, synth punk, funk, world, alternative R&B, avant-pop şeklinde kendine stilsizlikten bir stil yaratmış. Buradan itibaren "-miş -mış" eklerini bırakıyorum. Zira kendisini albüm çıkarmaya başladığı dönemden itibaren takip ederim. Bazen söver, sıklıkla da överim. Ama çok severim. Babasına ithafen Arular (2005), annesine ithafen Kala (2007),  belki kendine ithafen ΛΛ Λ Y Λ (2010) ve Matangi (2013) albümlerinde hem sevdiğim, hem de nefret ettiğim şarkılar vardır. Kimselere benzememesine hep saygı duyduğumdan, sevdiklerimi tam sevmiş, kızdıklarımı da onun stilinin bir parçası olan deneysel arayışlarındaki sanatsal özgürlüklere bağlamışımdır. Gördüm ki 2016 tarihli 5. albüm AIM'de durum değişmemiş. Tadı, tuzu, deneyselliği, farklı ve zengin pop algıları yine yerli yerinde duruyor. Yine Borders, Go Off, Visa, Talk gibi enfes alternatif pop besteleri, yine Jump In, Bird Song gibi deneyselliğiyle uyutan şarkılar mevcut.


Finally, Ali R U OK?, Platforms şarkıları da M.I.A.'nın kaliteli tarafını yansıtan şarkılar olarak severek dinlediklerimin arasında. Gener8tion adıyla piyasa yapan bir Fransız DJ ile ortaklık kurduğu The New International Sound Pt. 2 gibi şahane bir şarkının (videosu da aynı şahaneliktedir) albüme alınması da güç katmış. Fakat 18-24 Nisan’daki Dünya Geri Dönüşüm Haftası kapsamında sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm için farkındalık yaratmak adına ünlü giyim firması H&M işbirliği ile hazırladığı ve bence gelmiş geçmiş en iyi M.I.A. şarkısı olan Rewear It'in albüme konmayışı ancak reklam, telif mevzularıyla açıklanabilir. Eğer bunlar engel olmadıysa açıklanamaz. Albümün 17 şarkılık deluxe versiyonunda yer alan ismini saydığım bu şarkılara 1-2 tane daha ekleyerek toplamda 10 şarkılık temiz bir albüm elde edebilecek iken, kalan 7 şarkının yarattığı şişkinlik albümün daha farklı konumlandırılmasına sebep oluyor. Bu durumu en iyi ifade eden yorum ise bir eleştirmenden "odaklanma eksikliği" olarak gelmiş. Bana göre bu eksiklik, kalabalığın hafifletilmesiyle ortadan kaldırılabilir, Rewear It'in liderliği ile tam anlamıyla bir veda albümü hüviyeti kazanabilirdi. Evet, veda!

M.I.A. yaptığı açıklamada AIM'in son albümü olduğunu belirtmişti. Müzikten kopmayacağını, birtakım ortak veya solo projelerle kaçamaklar yapabileceğini, fakat albüm çıkarmayacağını da sözlerine eklemişti. benim anladığım, bundan sonra sahip olduğu tüm karpuzlardan dilim dilim yiyeceği yönünde bir karar almış olması. Güçlü bir aktivist olarak (ki kendisi 2009 yılında Time dergisi tarafından "En Etkili 100 Kişi"den biri seçilmiş) ırkçılık, cinsiyetçilik, göçmen politikaları, bireysel silahlanma, çevre kirliliği gibi pekçok konuda elinden geleni yapmış bir insan. Her ne kadar bu fikirlerini şarkılarında öne çıkarsa da, popüler müzik piyasası para getirecek boş işler peşinde olduğundan ona pek fazla yüz vermedi. Zaten kendisi de indie kalmaktan gayet memnundu. Ama bu bağımsızlık hali Madonna, Jay Z gibilerle takıldığınızda bazı sıkıntılara da yol açmıyor değil. İşte bu yıpranmışlığı üzerinden atmak, kafasını dinlemek, çok çaba ve zaman gerektiren müzikten uzak durmak suretiyle kendine başka işler için yer açabilmek istemesi son derece doğal. Yine de yerini dolduracak pek kimse olmadığından bu doğallık biraz can sıkıcı. Hayranları olarak bize saygı duymak ve arada yapacağı o müzikal kaçamakları yakalamak düşer. Tabii bir de geride bıraktığı alternatif pop zerreciklerine sahip çıkmak.

1. Borders
2. Go Off
3. Bird Song (Blaqstarr Remix)
4. Jump In
5. Freedun
6. Foreign Friend (feat. Dexta Daps)
7. Finally
8. A.M.P. (All My People)
9. Ali R U OK?
10. Visa
11. Fly Pirate
12. Survivor
13. Bird Song (Diplo Remix)
14. The New International Sound, Part 2 (feat. Gener8tion)
15. Swords
16. Talk
17. Platforms

7 Nisan 2017 Cuma

Troubled Horse - Revolution On Repeat


Blues rock'tan beslenen, hard ve stoner rock arasına salıncak kurmuş gruplardan biri olan İsveçli dörtlü Troubled Horse, kendilerini 2012'de çıkan ilk albümleri Step Inside ile tanıyıp sevdiğim bir gruptu. Aradan 5 yıl gibi uzun bir zaman geçtikten sonra nihayet Revolution On Repeat adlı ikinci albümleriyle geri dönüş gerçekleştiriyorlar. Aslında bu ikinci albüm gecikmesi, ilk albümlerinin gecikmesi yanında bir hiç. Çünkü grup 2003'te kurulmuş ve albüm çıkarmaları 2012'yi bulmuş. Bu arada ne yemiş, ne içmişler bilemiyoruz. Çok da ilgilenmiyoruz. Fakat albüm yaptıklarında tozu dumana katıyorlar durduramıyoruz. Revolution On Repeat güzel bir geri dönüş. Hoş, bunu söylerken Troubled Horse'u en son nerede bıraktığımı hatırlamak için zamanda geri gitmem gerekecek. Arada bir sevgili müzik oynatıcımın loopa aldığı şarkı depomda karşıma çıkan Another Mans Name, ilk albüme dair aklımda kalan tek şeydi. Hatta bu şarkının hatırına 1-2 sene yeni birşeyler yaparlar diye tetikte bekledim. Süre uzayınca da gruba olan ilgim (Another Mans Name dışında) örümcek ağı bağladı.

31 Mart 2017'de gün yüzüne çıkan Revolution On Repeat, hard, stoner, psychedelic öğeler taşıyan kaliteli bir rock albümü. Aradan geçen zamanın bende canlı tuttuğu tek şey olduğu için gözlerim bir Another Mans Name muadili aradı. The Filthy Ones'ın fazla haddini aşmadan bu ihtiyacı karşılayabileceğini düşündüm. Aynı zamanda grubun öyle ilk dinleyişte saran, sonra da sabun köpüğü gibi yok olan değil, zamanla yerine çok iyi oturan nitelikte şarkılar yazdıklarını hatırladım. The Filthy Ones ile birlikte Peasants, Hurricane ve Let Bastards Know albümün lokomotifleri olarak sevgilerini saygılarını sunan şarkılar. Ama bana göre grubun olgunluğunu asıl yansıtan şarkılar peşpeşe gelen The Haunted ve Desperation. 70'ler diye bas bas bağıran bu iki şarkı, o yılların heavy blues ve occult rock geleneklerini çok iyi taşımaktalar. Aslında grubun genel soundu da bu tanımdan uzak değil. Warren Zevon'un 2000 yılına ait Life'll Kill Ya albümündeki My Shit's Fucked Up'ın coverını da unutmayalım. Sadece pek bir özelliği olmadığını düşündüğüm Bleeding'in kapanışa fazla ağır gelmesidir şikayetim. Hani hiç albüme alınmasa da olurmuş. Final umduğum gibi olmasa da, yılın en iyi rock albümlerinden birine daha rastlamak iyi geldi. Belki 5-6 yıl sonra kendileriyle tekrar görüşürüz.

1. Hurricane
2. The Filthy Ones
3. Which Way to the Mob
4. Peasants
5. The Haunted
6. Desperation
7. Track7
8. My Shit's Fucked Up
9. Let Bastards Know
10. Bleeding

4 Nisan 2017 Salı

Los Plantronics - Surfing Times


20 yılı aşmış geçmişiyle surf rock'ın saygın isimleri arasında gösterilen (dışarıda öyleymiş, yoksa bize öyle bir bilgi gelmedi) Oslo dolaylarından gelme Los Plantronics, yanılmıyorsam bu süreye sadece 6 albüm sığdırmış olsa da, konserlerinin hesabı yapılamıyormuş. Bir surf grubunu yerinde canlı izleyememenin kaybını albümleriyle telafi etmeye çalışmak da hiç yoktan iyidir. Kaldı ki Los Plantronics, sadece surf rock ile beslenen ve besleyen bir grup değil. Garage, soul, rockabilly, mariachi, alt. country, blaxploitation, spaghetti ve daha başka şeylerden de izler taşıyan bu lezzetli karışım sayesinde dinleyici nostaljinin dibine vurduğu kadar, bu eksantrik türleri daha aktüel bir tonda da duyabilir. Surf rock'ın en güzel yanlarından biri de zaten bu karışımla elde edilen sound zenginliğini üzerinde çok iyi taşıyabilmesi. Los Plantronics, muhtemelen yılların tecrübesiyle bu karışımı ve karmaşayı çok iyi organize ediyor. Bu organize şekli, sadece müziği disipline etmekle değil, onu özgür bırakma haliyle de kendini gösteriyor.

Çeşitli değişimlerle 95'ten bu yana müzik yapan grup hakkında bu kadar ahkam kesmeme neden olan 2015 tarihli albümleri Surfing Times'ın enerjisi, sörf seven her eve lazım. Şahsen şarkılara sinematik gözle baktıramayan, nostaljik göz dalmalarına sebebiyet vermeyen, dans ettirmese de neşeyle twist yapan insanları göz önüne getirmeyen sörf albümlerine sörf albümü demem. Surfing Times gibi bu özellikleri (hatta fazlasını) taşıyanların gözünü severim. Çekirdek kadrosu 5-6 kişiden oluşan, ekstra müzisyenlerle, nefeslilerle, mahallenin mariachi tayfasıyla, dansözlerle birlikte bazen sahneye 30 kişiyle çıktığı görülen Los Plantronics, Surf Times'ı baz alırsam hem konser atmosferini, hem de stüdyo tozu yutmuş albüm dinamiklerini bünyesinde toplamış bir albüm yapmış diyebilirim. Önceki albümlerini dinlemedim. Surf Times'ın tatmin edici hali de bu albümleri dinleme yönünde fazla aceleci olmamamı sağlıyor.

1999 tarihli ilk albümleri olan Mariachi Death Surf ismi, o zamandan son albüme kadar grubun lakabı, hatta ikinci ismi haline geldi. Surf rock gruplarının İspanyolca isim takıntıları da onların alamet-i farikalarından biri. Ama Mariachi Death Surf de güzel isim. From Mecca To Mescalito ile güçlü bir açılış yapan albüm, Zapatista Surfista, Shawnee, Moon Dawg, Golden Dawn Surf Patrol gibi diğer enstrümantal şarkılarla kendi surf rock tarihini özetliyor sanki. Mary Lou, Red Hot, So You Say You Lost Your Baby üçlüsü ise vokelden aldığı destekle gücüne güç katan, mariachi coşkusunu twist sevimliliğini, rock'n roll karizmasını, surf rock nostaljini birbirine ustaca eklemiş şarkılar olarak göz ve kulak dolduruyorlar. Bazı şarkı isimlerinin tanıdık gelme sebebi de onların başka sörf klasiklerinin coverları olmasından kaynaklanıyor. En iyi özeti zaten kendileri çıkarmış ama özetle Los Plantronics, bana surf rock ve dallarını neden sevdiğimi bir kez daha hatırlatan kaliteli gruplardan biri. Surf Times ise yaz kış iyi gider bir albüm.

1. From Mecca to Mescalito
2. Moon Dawg
3. Mary Lou
4. Golden Dawn Surf Patrol
5. El Jeffe
6. So You Say You Lost Your Baby
7. Zapatista Surfista
8. Shawnee
9. Red Hot
10. Montezuma's Revenge
11. T for Terror
12. Shortnin' Bread Pt. II

31 Mart 2017 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mart 2017)

Mastodon - Emperor Of Sand
Yıl: 2017 ABD
Tür: Stoner Metal, Progressive Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ancient Kingdom"

Flyying Colours - Mindfullness
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Psychedelic Rock, Shoegaze
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Long Holiday"
 
Nelly Furtado - The Ride
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Pop, Art Pop
"F" Rate: 3/10
I.A.R. tavsiyesi: "Phoenix"
Desperate Journalist - Grow Up
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Resolution"
 
Hans Zimmer - Inception OST
Yıl: 2010 Almanya/ABD
Tür: Score, Modern Classical, Ambient
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mombasa"
 
Soulwax - From Deewee
Yıl: 2017 Belçika
Tür: Synth Pop, Electro House
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Missing Wires"
Soldout - Forever
Yıl: 2017 Belçika
Tür: Electropop, Synth Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Call Me Out"
Malt - Kendi Adını Taşıyan İlk Albüm
Yıl: 2006 Türkiye
Tür: Alternative Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Aşkın Gözü"
Talvin Singh - Ha
Yıl: 2001 İngiltere
Tür: Electronic, Breakbeat
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Uphold"
British Sea Power - Let The Dancers Inherit The Party
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Indie Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bad Bohemian"
 
Ibibio Sound Machine - Uyai
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Afro-Pop, Electro
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Give Me a Reason"
 
The Masonics - Obermann Rides Again
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Garage Rock, Punk, Rock'n Roll
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Don't Understand Her Anymore"
Tamikrest - Kidal
Yıl: 2017 Mali
Tür: Tishoumaren, Tuareg Music
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mawarniha Tartit"
 
Jennie Abrahamson - Gemini Gemini
Yıl: 2014 İsveç
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Entity"
Jamiroquai - Automaton
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Acid Jazz, Nu-Disco, Sytnh Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nights Out in the Jungle"
Heavy Heart - Keepsake
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Indie Rock, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Teenage Witch"
Pretty Woman OST
Yıl: 1990 ABD
Tür: Pop Rock, Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: Roy Orbison - "Oh, Pretty Woman"
 
 
Selda - Selda
Yıl: 1976 Türkiye
Tür: Folk, Psychedelic Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mehmet Emmi"
 
Myrath - Tales of the Sands
Yıl: 2011 Tunus/Fransa
Tür: Progressive Metal, Power Metal
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Merciless Times"
 
Chuck Berry - The Definitive Collection
Yıl: 2006 ABD
Tür: Rock & Roll
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Roll Over Beethoven"

27 Mart 2017 Pazartesi

Sofia - Search & Destroy: A Punk Lounge Experience


Sofia, ya da tam adıyla Sofia Allard, DJ’lik ve modellik de yapmış bir şarkıcı. Şarkıcılık kariyerinde ise iki durak var. İlki, biraz depresif tarafından trip hop ikilisi olarak Krom, diğeri ise daha neşeli ve hareketli bir proje olan Eclectic Bob’muş. Her iki gruba da karakter katan büyüleyici sesi ile dikkat çekmesi uzun sürmemiş. Hem de öyle birinin dikkatini çekmiş ki sormayın: Carl-Michael Herlofsson! Sormayın dedik ama bu ismi duyunca “o da kim” diye sormak gerekiyor. Kendisi Rammstein, A-Ha, Weeping Willows, Timex Social Club gibi bir sürü isime yapımcı ve müzisyen olarak el vermiş, Grammy ödülü de almış, İsveç’in yetişirdiği en iyi prodüktörlerden birisi. “Score” bazında yine birkaç filmin müziğini yapmışlığı da var. Sofia’nın bu albümünün arkasında yapımcı ve müzisyen olarak durması, albümün ses, kayıt, miksaj artık ne varsa her yönden kalitesinin çıplak kulakla dahi hissedilmesinden anlaşılabilir.

70’ler ve 2000’lerden seçilmiş punk ve rock şarkılarının yeniden yorumlarından derlenen Search & Destroy albümü, elektronic, trip-hop ve “lounge” şeklinde tanımlanmış elit ve naif salon müziğinin elekto-caz havasından keyif alanların arayıp da bulamadıkları, bulurlarsa bırakamayacakları kalitede coverlar sunuyor. Sex Pistols, Ramones, The Clash, Iggy & The Stooges gruplarının punk güllelerinin, çok şık jazzy bir ortamda havadan kafamıza serpilen güllere dönüştüğü anların mimarı olan Sofia- Carl-Michael ikilisi, Led Zeppelin, Nirvana, Thin Lizzy şarkılarını da bambaşka diyarlara taşımışlar. Bu taşıma işlemi, cayır cayır punk şarkılarının çift zeytinli martini kıvamında yorumlanmış olması yanında, sadece sözlerinin alınıp sil baştan besteler yapılması sonucu da doğurmuş. Bundan şikayetçi değilim. Tam tersi, artık birer marşa dönüşmüş şarkı sözlerinin tepetaklak başka türlerle, başka bestelerle söyleniyor oluşu, müzikal sınırları olmayan dinleyicilerin türler arası yaptıkları masum kaçamaklarının karaoke hissiyatıyla bütünleştiği ilginç tecrübeler haline gelebiliyor.

Gerek ses, gerekse altyapı olarak Sofia’nın cover seçkisi bana “yorumlamak için hangi şarkıyı seçerse seçsin razıyım” diye düşündürse de, hazırda seçilmiş olan sert parçaların marshmallow kıvamına getirilip tamamen farklı şarkılara dönüşmesinden anlıyoruz ki, bu sadece “sert şarkıları yumuşatma” meselesi değil. Onların ne kadar boyutlu olabildiklerini kanıtlama. Çünkü seçilen şarkılar sert gruplara ait olmalarından öte, o şarkıların ruhanî boyutlarının gözler önüne serilmesinin ayrı bir yetenek işi olduğunu kanıtlaması da önemli. En kaliteli coverların, ya da çemberi Sofia’ya göre ayarlarsak birçok yönden Nouvelle Vague’un yaptığı da bu.



Hâlâ üzerinde çalışmakla birlikte, Search & Destroy albümünde bırakın kötü, vasat şarkı bile bulunmadığını düşünüyorum. Bunun orijinal şarkılara ne kadar sadık olunduğu veya onları ne kadar değiştirdiğiyle ilgisi yok. Bu tür cover albümler, isterse dünyanın en bilinen şarkılarından derlensin, olabildiği kadar orijinallerinin gölgesinden uzakta değerlendirilmeli. Elbette orijinal hali ile yeni hali arasındaki uçurumlardan aşağı bakmak çoğu kez hoşumuza gitse de, aklımızın bir yanı ile onları ne kadar “kendisi” olabildikleriyle duymaya, hissetmeye çalışmalıyız. Belli ki İsveçliler bunu bu şekilde algılıyorlar. Çünkü Hellsongs üçlüsü ve çeşitli yerlerden tek tük duyduğum çok başarılı coverlardan sonra İsveçli Sofia’nın bu güzel albümü hiç şaşırtmadı.

Tek tüklerden bahsederken yine İsveçli Timo Räisänen ismini anmadan geçmek istemiyorum. Kendisinin son albümü ...And Then There Was Timo’da yer alan AC/DC coverı You Shook Me All Night Long, cover nâmına bugüne kadar duyduğum en güzel şarkılardan biriydi. Hatta hiç kasmadan, şimdiye dek duyduğum en iyi cover ilk beşine bile dahil edebilirim. Dinlediğimde içime düşürdüğü hüzün dalgalarından korktuğum için sık dinlemek istemediğim, fakat dinlemedikçe de deli gibi özlediğim harika bir yorum. İtiraf etmek gerekirse Sofia’nın albümünde bu yoğunluğa sahip bir yeniden icrâ yok. Ama I Wanna Be Your Boyfriend var, Heart Shaped Box var, Pretty Vacant var, Dazed & Confused var, London Calling var. Sofia’nın hüzünlü bir kız çocuğu ile her santimine kadar seksi bir kadın arasında dalgalanan sesi var. Hepsi ilk kez duyuluyormuş gibi hem de.

1. Search & Destroy (Iggy & The Stooges)
2. Everlong (Foo Fighters)
3. Mongoloid (Devo)
4. I Wanna Be Your Boyfriend (The Ramones)
5. Homosapien (Pete Shelley)
6. No One Knows (Queens Of The Stone Age)
7. London Calling (The Clash)
8. Dazed & Confused (Led Zeppelin)
9. Boys Are Back In Town (Thin Lizzy)
10. Pretty Vacant (Sex Pistols)
11. Chinese Rocks (Johnny Thunders)
12. Heart Shaped Box (Nirvana)

16 Mart 2017 Perşembe

Myrath - Legacy


2005 yılında X-Tazy adıyla Double Face adında bir EP yapan, 2006'da ise önemli değişikliklerle Myrath adı altında daha derli toplu şekilde şaha kalkan Tunuslu beşli, adım adım hep yükselen bir kariyerin örnek gruplarından biri. Tunus -Fransa ortak yapımı diyebileceğimiz Myrath, ilk yıllarında death metal coverları, "düşük profilli" konserler falan derken 2006'nın ilk yıllarında yakaladığı çok hayati bir fırsatla kariyerinde sıçrama şansı elde etti. Robert Plant ve saygın Fransız progressive rock grubu Adagio'nun katıldığı bir konserin açılışını yapmaları onlar için itici güç halini aldı. Adagio’nun keyboard sorumlusu Kevin Codfert'in onları çok beğenip yapımcıları olmasına kadar giden yolun ucu, 2007 tarihli debut Hope'a çıktı. Çok iyi eleştiriler alsa da bence gerçek Myrath'ı yansıtmayan, standart ölçülerde bir progressive ve power metal albümü olan Hope, gruba debut prestiji sağlayarak arka sıralardan biraz daha ortalara doğru gelmesini sağladı. Ama önce Desert Call (2010), sonra da Tales Of The Sands (2011) albümleriyle standart ölçülerden sıyrılan, hatta kendi standartlarını kurma yolunda önemli adımlar atan grup, sürekli yükseliş halinde bir grafik çizdi.

Bu yükselişin en önemli nedenini, progressive ve power metal öğelerini geleneksel Tunus müziğiyle, daha geniş bir ifadeyle Kuzey Afrika unsurlarıyla giderek artan bir ustalıkla şarkılara ekleyen, zamanla o şarkıların vazgeçilmez özelliği haline getiren güçlü bir kaynaştırma becerisi olarak görebiliriz. 90'larda Avrupa'da ortaya çıkan ve hızla yükselen folk metal türünden farklı olarak daha çok doğu kültüründen beslenen oryantal ve arabesk öğelere ev sahipliği yapan bir geleneksellik durumu söz konusu. Metal ve oryantal müzik, biraraya geldiği zaman çok eğreti duran, turistik bir kombinasyon olarak karşımıza çıkar çoğu zaman. Eskilerden Orphaned Land, yenilerden de yine Tunuslu Nawather bu türün benim bildiğim en iyi örneklerinden ikisi. Şimdi Myrath sayesinde bu zümreye çok güçlü bir halka daha eklemiş olduk. İlk üç albümüyle sürekli yükselen bir yol tutan grup, Dream Theater, HIM, W.A.S.P., Tarja Turunen gibi isimlerin artık daha "yüksek profilli" açılış organizasyonlarında boy gösteriyor. (W.A.S.P.'a saygısızlık etmek istemem ama Myrath diğerlerine Tunus çöllerinin tozunu yutturur o ayrı.)


Myrath (Arapça "miras") dördüncü albümü olan Legacy (İngilizce "miras") ile bana göre yükselişteki kariyerinin zirvesine ulaşmış bulunuyor. Zaten dolaylı yoldan da olsa kendi adını taşıyan albüm tam da böyle olmalı. Artık bundan sonra grubun yapacağı albümleri derecelendirmek için Legacy ile kıyaslayacağız. Çıta orası. Jasmin adındaki kısa intronun ardından, bu türden süper bir hit çıkar mı diyenlere Believer ile tokat gibi bir cevap veren Myrath, bu şarkının yüksek coşkusuyla hem albümde bizi nelerin beklediğinin önemli detaylarını veriyor, hem de bir konser gibi geçecek yaklaşık bir saatin muhteşem açılışını yapıyor. Sonrasında Nobody's Lives, The Needle, The Unburnt, Storm Of Lies, Other Side vs. diye albüm öyle bir akıyor ki, anlatılması yerine yaşanması gereken tarihi bir tecrübe yaşadığımı hissediyorum. Neden tarihi? Çünkü Legacy'yi birkaç kez dinledikten sonra kenarlarını, köşelerini, kıvrımlarını, mağaralarını, gizli patikalarını, saklı bahçelerini birer birer keşfetmeye başladım. Hala da keşfediyorum. Bu hissi en son hangi albümde yaşadığımı değil de, eskilerden hangi albümde yaşadığımı buldum. Oraya birazdan geleceğiz.

Progressive / power metal altyapısına eklenen olağanüstü doğu yaylılarıyla, ayrıca solist Zaher Zorgati'nin çok yönlü vokaliyle yakalanan mükemmel uyum, Arapça - İngilizce karışık sözler, Myrath ve müziğini otantik bir zeminde tutuyor. Ama bir süre sonra bunun geçici bir turistik özellik değil, grubun oturmuş tarzı olarak kabul ediyoruz. Yaylıların mı gitarları, gitarların mı yaylıları yönlendirdiği belli olmayan, bu haliyle ayrı bir çekicilik taşıyan her bir Legacy şarkısı, kendi süreleri boyunca kendi dünyalarını itinayla inşa ediyorlar. Mesela Nobody's Lives, yaylı destekli harikulade bir giriş yaptıktan sonra İngilizce sözlerle ilerliyor. Ama olağanüstü nakaratının Arapça olması şarkının karakterini etkilemediği gibi daha da yükseltiyor. (Hatta Zorgati'nin "aman aman" diye uzun hava çektiği, sıkı bir groove metal bölüme bağlanacak kısa bölümü de atlamayalım.) Senfonik metalden yine groove metale evrilen müthiş bir girişle başlayan The Needle, yine muhteşem bir nakaratla (bu defa İngilizce) kendine bağlıyor. Bu kadarla yetinmeyip kemanların gitarlarla raks ettiği oryantal bölümle tadına tat katıyor. Zorgati'nin istisnasız senfonik, groove, heavy, progressive her şarkıya uyumlu mükemmel sesinin düzeni hiç bozmadan nağmeli oryantal geçişler yapması hayranlık verici. Adam şu şarkıda devleşiyor demek mümkün değil. Çünkü adam her şarkıda öyle.

Grubun Zaher Zorgati, süper nakaratlar, yaylı - gitar uyumu ekseninde birbirinden güçlü şarkıları artık sonlara doğru gittikçe özellikle Duat ve kapanışı yapan Other Side ile efsanevi boyutlara ulaşıyor. Hele bir I Want To Die var ki, her dinleyişimde gözümde birkaç metalcinin günbatımına karşı bir kıyı meyhanesinde rakı balık eşliğinde içerlerken dinledikleri bir şarkı manzarası canlandırıyor. İçinde taşıdığı tutku, acı ve aynı zamanda güç, bizim genlerimizde de saklı olan nağmeli söyleyişe, yaylı çalgılar efkarına, metal ve arabesk alakasızlığından ortaya çıkan cazibeye hiç yabancı değil. Bu cümleyi sadece I Want To Die için değil, albüm geneli için de kumamız gerek. Dinledikçe açılan, açıldıkça içindeki detayları ortaya çıkaran, hatta bir sonrakinde ortaya çıkardığını da ustaca gizleyebilen, böylelikle her seferinde kendini özletebilen şarkılar bunlar. 15-20 defa dinlediğim Legacy'de örneğin The Needle, Duat veya Nobody's Lives'daki hepsi birbirinden özel nakaratlarından ya da gitar rifflerinden hangisinin hangisine ait olduğunu daha tam olarak ezberleyememiş olmayı seviyorum. Çünkü neyin ne zaman karşıma çıkacağının belirsizliği beni heyecanlandırıyor. Bu duyguyu hala hissettiğim albümlerden biri de Iron Maiden'ın Somewhere In Time'ıdır. İşte bu yüzden Legacy benim için tarihi bir albüm.

1. Jasmin
2. Believer
3. Get Your Freedom Back
4. Nobody's Lives
5. The Needle
6. Through Your Eyes
7. The Unburnt
8. I Want to Die
9. Duat
10. Endure the Silence
11. Storm of Lies
12. Other Side