10 Temmuz 2017 Pazartesi

Funkiwi's - Nadie al volante


Şubat 2012 yılında, Valencia dolaylarında çeşitli gruplarla müzik yapan 8-9 müzisyenin nasıl olduysa tek çatı altında toplanmaya karar vermesi sonucu oluşan Funkiwi's, üçüncü albümleri Mondo roto'yu da Nisan 2017'de çıkardı. Ben de onları bu albüm sayesinde tanıdım. Alternative rock ile funk + hip-hop buluşması gerçekleştirmelerinden ötürü kısa sürede kanım kaynadı. Acaba önceki iki albümde nasıl takılmışlar diye bakma ihtiyacı hissettim. 2014 tarihli ilk albüm Sírvase su copa aquí, kendine daha funk, daha hip-hop biçimde bir yol belirlemiş, adeta canlı dinliyormuş gibi bir atmosfer yaratmıştı. Ama asıl tokadı, 2015 yılına ait ikinci albüm Nadie al volante'den yedim. Grubun bileşenlerini oluşturan funk, hip-hop, rock (arada bir de reggae) türleri tek vücut halinde nefis şarkılarla bütünleşmiş, funk coşkusu ete, kemiğe, kafaya, göze büründürülmüş, hem yerinde duramayan, hem de durduğu yerden hiç kımıldamayan bir istikrar sergilemişler.

Nasıl olduysa tek çatı altında toplanmışlar dedik ama nasıl olduğu çok belli. Farklı gruplarda olup da tek seferliğine jam yapmış olsalar bile gaza gelip Funkiwi's'i kurmuş olabilirler. Nadie al volante ile de zirveye ulaşmışlar adeta. O kadar eğlenceli ve enerjik bir sound ki, dinleyeni çaldıkları kulübe sokup orada ter içinde bırakıyorlar. Gitarı, bası, davulu, nefeslileri, vokali her bir unsuru kendi şovlarını yaptıkları gibi, kolektif bir hava da yakalamasını biliyorlar ki, zaten bu karışımın en keyif veren yanı da o kolektiflikten ortaya çıkan dinamizm. Uzun zamandır karşıma albüm bazında İspanyolca kaliteli rock, funk, pop vs. çıkmadığı için soğukluk hissediyordum. Ama Funkiwi's, cıvıl cıvıl müziklerine ayak uyduran tempolu vokal tarzıyla da ekstra bir ritim kazanıyor. Farklı vokalistlerin yarattığı çeşitlilik, kimi zaman rap yapılması, pek sık olmasa da soul dokunuşları, işin müzikal cümbüşünün altında kalmamaya çalışıyor. O cümbüşe renk katıyor.

Ladrón, ¿Hasta Cuándo?, Entre Barrotes, Grito a la Tierra, Funkiwi's in da House, 4ª Dimensión gibi benim şimdilik favorilerim olan şarkıların coşkusu, kısa süreliğine diğerlerindeki detayları görmemi engellemiş olabilir. Ama Ritmo Hostil'in o tatlı funk/reggae/ska karışımı tadı, El Mundo Es Nuestro'nun tropik latin esintileri, jazz funk olarak başlayıp punk olarak devam eden, sonra tekrar başlangıçtaki tonuna geri dönen kapanıştaki Teletranspórtate'nin ustalığı görülmeyecek gibi değil. Zaten albümü şarkı şarkı değerlendirmek bile tuhaf geliyor. Sanki kendi içinde değişip dönüşen tek bir şarkı çalıyorlarmış gibi bir bütünlük hakim. Her şarkıda o canlı müzik duygusu var. Aynı anda birkaç türe göz kırpan uçarılık, kendi iç disiplininin bilincindeki bir funk rock olgunluğuyla çok iyi dengeleniyor. Albümün bir sürü lokomotifinden biri olan Funkiwi's in da House'taki o 90'lar Red Hot Chili Peppers lezzeti, aslında bu karışımların zamansızlıklarını en iyi ifade eder nitelikte. Yine de son albüm Mondo roto'daki sertliği, Nadie al volante'deki yumuşatma becerisi Funkiwi's'in gerçek kimliğini yansıtıyor diye düşünüyorum.

1. Ladrón
2. Grito a la Tierra
3. A Todo Groove
4. ¿Hasta Cuándo?
5. Ritmo Hostil
6. Entre Barrotes
7. Funkiwi's in da House
8. El Mundo Es Nuestro
9. 4ª Dimensión
10. Teletranspórtate

5 Temmuz 2017 Çarşamba

311 - Mosaic


1988 yılında Omaha'da solist Nick Hexum'un bodrumunda kurulan 311 (three eleven), takvimler 2017'yi gösterdiğinde 12 albümü devirmiş bulunuyor. Artık adamlarda nasıl bodrumlar varsa, oradan çıkınca adım adım şöhrete kavuşuyorlar. Gerçi 311, Amerika dışında öyle aman aman şöhretli bir grup sayılmaz. Yine de kendi çaplarında önemli hayran kitleleri mevcut. 12 albüme kadar dağılmadan bu günlere gelmek kolay değil. Başta dört kişi olarak başlasalar da kısa sürede bir kişi takviye ile beşli olarak yollarına devam etmişler. İlk yıllarında sadece 1-2 eleman değişikliği yaşamışlar. Ama Hexum, Chad Sexton (davul, perküsyon, programming) ve P-Nut (bas) üçlüsü baştan beri grubu sürüklemişler. Müzikal olarak alternative rock, rap rock, funk rock, reggae rock, alternative metal, funk metal şeklinde uzattıkça uzatılabilecek bir perspektifleri var. Hepsinden biraz biraz, en çok da alternative rock ile reggae'nin buluşmasından serinletici, bazen de gayet gaz verici şarkılar üretmişlikleri var. İşin içinde reggae olunca, yaz mevsimiyle birlikte anıldıkları çok oluyor. Hatta çağdaşlarından farklı olarak bazı şarkılarında fazla derine dalmadan progressive takıldıkları da görülmüştür.

12 albümleri arasından sadece 2009 tarihli Uplifter'ı baştan sona dinlemişliğim, 2-3 şarkı dışında unutup gitmişliğim vardır. O 2-3 şarkı hangileridir onları da unutmuş olabilirim. 50 First Dates soundtrack albümündeki The Cure coverı Love Song dışında ismen hatırladığım bir şarkıları yok. Tabii atladığım onca albümleri arasında baştan aşağı iyi olan ya da içinde iyi şarkılar barındıranlar vardır. Ama 311 benim için hiçbir zaman takip edilesi bir oluşum olmadı. Belki psikolojik olarak onları nefret ettiğim Amerikan kolej kökenli uyuz pop punk güruhu ile özdeşleştirmiş olabilirim. Zira önceki bazı şarkılarından o tip bir negatif elektrik almışlığım var. Mosaic'e kulak vermem yönünde nasıl bir elektrik almışsam teşekkür ediyorum. Çünkü beğendiğim bir albüm oldu kendisi. Çocukluk, gençlik dönemleri ile ilgili bölük pörçük fikirlerim olduğu için, Mosaic bana gerçek bir olgunluk dönemi işi gibi geldi. 2017'de Public Enemy, John Mellencamp, Depeche Mode, Goldfrapp gibi devlerin bile birbirinden berbat albümlerle geri döndükleri günler yaşıyoruz. Bunu düşünürsem, Mosaic gibi geçmişten iyi dersler çıkarmış bir albümün önemi benim için biraz daha öne çıktı sanırım.

Albüm Too Much To Think ve Wildfire gibi iki enfes pop rock / reggae kırması şarkıyla başlayınca, güzel dakikalar geçireceğim yönünde oluşan fikirler, özellikle Extension, Inside Our Home, Hey Yo, The Night Is Young gibi diğer lezzetlerle perçinlendi. Aralarda Perfect Mistake, Face In The Wind, Days Of '88 gibisinden klasik alternative rock gazı içeren parçaların bünyede yaratması muhtemel Linkin Park türü zehirlenmeye karşı Island Sun, Places That The Mind Goes ve benzeri yumuşatıcılarla denge kurulmuş ya da kurulmaya çalışılmış. Şimdilik 17 şarkılık albümün 7 şarkı fazlası olduğunu düşünsem de, bu 7 şarkı da iyi kötü bir şekilde kendini dinletiyor. Çünkü sözünü ettiğim olgunluk emareleri onların kimi anlarına da sinmiş denebilir. Fakat geri kalan 10 şarkı bile Mosaic'i 2017'nin en keyif verici 100 albümü arasına sokuyor bence. Rock ve reggae'yi bu kadar hoş biçimde onlardan başka yan yana getiren başka bir grup bilmiyorum. Tabii duyduğum çok oldu ama hiçbiri kayda değer bir sentez oluşturamamış sıkıcı şeylerdi. Yaz mevsimine yakışan serinlikte olduğu kadar, tecrübenin verdiği ince enstrüman şovlarıyla bezeli rock kıvraklığıyla da yoğrulmuş Mosaic, tatlı sert güzellikleriyle iyi bir albüm.

1. Too Much to Think
2. Wildfire
3. The Night Is Young
4. Island Sun
5. Perfect Mistake
6. Extension
7. Inside Our Home
8. 'Til the City's on Fire
9. Too Late
10. Hey Yo
11. Places That the Mind Goes
12. Face in the Wind
13. Forever Now
14. Days of '88
15. One and the Same
16. Syntax Error
17. On a Roll