23 Haziran 2017 Cuma

KARI - I Am Fine


Świnoujście/Polonya doğumlu Karolina Bis ya da Kari Amirian, 13 yaşında müzik okumak üzere Varşova'ya taşınmış ve Polonya'nın en köklü müzik okulu olan Fryderyk Chopin University Of Music'ten mezun olmuş bir müzisyen. İlk stüdyo albümü olan Daddy Says I'm Special'ı 2011'de çıkararak müzik dünyasına adım atan Kari, bu albümle yine ülkesinin prestijli müzik ödüllerinden, aynı zamanda mezun olduğu okulun adını taşıyan Fryderyk ödüllerinde "Yılın Debut'u" kategorisine aday gösterilmiş. Ardından ülkesi ve bazı Avrupa ülkelerinin indie müzik festivallerinde çıkması için davetler almış. Buralarda gösterdiği performanslar neticesinde ardına iyi bir rüzgar alınca 2012'de müzik yapımcısı ve Modo Stare adlı grubun lideri Jon Headley ile çalışmak üzere İngiltere'ye gitmiş. Burada Jon Headley ile birlikte John Pullan, Callum Harvie ve Chris Headley'den oluşan bir takımla ikinci albüm Wounds and Bruises'i 2013 yılında çıkarmışlar. Albüm bir takım işi olduğundan, KARI şeklinde bir isim değişikliğiyle piyasaya sürülmüş. Olay Polonya'dan Britanya'ya taşınınca indie manada popülaritede ve hayran kitlesinde bir miktar artış da kaçınılmaz olmuş.

Daddy Says I'm Special'ı henüz dinlemedim. Ama Wounds and Bruises'i çıktığı sene dinlediğimi hayal meyal hatırlıyordum. Tekrar somutlaştırmak adına bu albüme geri döndüğümde indie pop/folk, ambient, trip hop ve deneysel elektronik türlerinin buluşmasından meydana gelmiş kaliteli fakat zahmetli bir albüm olduğuna dair o zamanki düşüncelerimde bir değişiklik olmadığını fark ettim. Bu saydığım tür buluşmasına kısaca "art pop" denmesindeki mantık da işin zahmetli kısmını oluşturuyor. Güçlü, ruhani, aynı zamanda kırılgan ve melankolik bir albüm olmasından ötürü Wounds and Bruises genel olarak pozitif yorumlara nail olmuştu. Peşinden çıktığı Avrupa turnesi de grubu ve Kari'yi indie camiaya iyice kabul ettirmişti. Ama benim için albümün yoğunluğu biraz fazla art pop içerdiği için kekremsi bir tat bırakmıştı. O yüzden kendisiyle dostça vedalaşıp ayrıldık ve kendisinden bir daha haber almadım. Ta ki, tesadüfen 9 Haziran 2017 tarihli yeni albüm I Am Fine'a rastlayana kadar. Aradan geçen 4 yılın Kari üzerindeki bana göre çok olumlu etkilerini görüp mutlu oldum. Tekrar beraber olduğumuzu ve bu kez daha uzun süreceğini hissettim.


Bu olumlu etkileri açarsak, Wounds and Bruises'a nazaran benim için artık daha dinlenebilir bir indie/dream pop soundu ve daha kolay adapte olunan tarzda şarkılar mevcut. Bu iki türün birbiriyle yakınlaştığı şarkılara ayrı bir ilgim var. Ne iddiasız, yavan bir indie pop, ne de rüyaya dalıp vasatlaşmış dream pop... İkisinin buluşması bir ayağı gerçeğe, diğeri rüyaya ait olduğu vakit tadı bir başka oluyor. Tabii kötü şarkılarda istediği kadar iki farklı ayağı olsun, bir halta benzemez o ayrı. Ama I Am Fine gösteriyor ki, Kari Amirian bu kaynaşmayı çok iyi şarkılarla perçinlemiş. Açılışı yapan Runaway, hemen arkasındaki Talk To Me, Sirens, War gibi şarkılar, hemen hemen hepsi için aynı övgülerde bulunacağım renkte, karakterde ve lezzette. Onlar sayesinde yaşama sevinci ve hüznü aynı kapta karıştırıp önümüze bu lezzeti koyması, bir dinleyici olarak benim nazarımda adeta Kari'nin yeniden doğuşu gibi. Bu dinlenebilirlik ve kolay adaptasyon kesinlikle bir basitlik olarak görülmemeli. İşin içinde "pop" kelimesi varsa, önüne pekala "art" koymadan da kaliteli birşeyler yapılabileceğini göstermesi önemli.

Tabii Jungle Boy, Glow ve Reason'dan oluşan ayrı bir grup var ki, onların olayı da ayrı bir hoş. Orta tempo kıvraklığıyla, vokal dizaynlarıyla inceden Afrika ezgileri, ritmleri ve coşkusu barındırmaları albüme çeşni katıyor. Popun önüne "art" koymuyor dedik ama, burada popüler bir bakış yanında bazen kırıntılarla, bazen külçelerle desteklenmiş bir farklı pop bilinci var. Kimi buna sanatsal pop der, kimi ise sadece farklı. Kari'nin geçmişine dair izleri de yeni albümde bu sayede sürebiliyoruz. Mesela Tammy'nin progressive pop demeyi sevdiğim duruşu bir örnek. Kapanıştaki yaklaşık 8 buçuk dakikalık Unanswered'ın tutku dolu epik kimliği de keza öyle. Polonya doğumlu olmasına rağmen, müzikal anlamda İngiliz sayılabilecek Kari, yine müzikal ve vokal anlamında Lykke Li, Stina Nordenstam, Björk, Junip gibi İskandinav kadınlarına daha yakın bir duruş sergiliyor. Çok ayrıksı bir vokali yok. Ama bu saydığımız isimlerin de yok. Onlar tıpkı Kari gibi seslerini yaptıkları müzik ile birlikte yoğurmakla kendi yollarını çizmiş isimler. Çok büyük ihtirasları olamayan, fırtınalarını kendi içlerinde yaşayan, iddiasızlıklarıyla iddialı, "ben böyle gayet iyiyim" diyebilen pop sanatçıları.

1. Runaway
2. Talk to Me
3. Jungle Boy
4. Sirens
5. Birds of Paradise
6. Tammy
7. War
8. Glow
9. Volcano
10. Reason
11. Unanswered

17 Haziran 2017 Cumartesi

Rinôçérôse - Futurinô


Fransız grup Rinôçérôse’un müzikal tarifi pek çok yerde “French House” olarak geçiyor. Özellikle “house” kelimesine temkinli yaklaştığımdan (aslında hiç yaklaşmadığımdan!) ötürü kendilerini İbiza toplama albümleri müdavimlerinden biri olarak önyargılayıp uzunca süre bulaşmamıştım. Lakin Futurinô isimli son albümlerine şöyle bir şans verip, sıkıcı tempodan biraz uzaklaşmak, havuz, deniz, güneş, açık büfe düşleri kurmak istediğimde karşıma çıkan müzik beni önce dumura uğrattı, sonra yaladı yuttu. Bunca yıl Rinôçérôse insanlarını yarı çıplak DJ bronzluğunda sandığımdan ötürü “şaka mı bu” diyerek önceki 6 albümlerinden 3’üne de şöyle bir baktım. Belli bir vasatlığı aşamayan, gitarların sürüklediği tekno, dub, elektronik, hatta bazen trip hop gidişatlarına rağmen, arada tek tük hoşuma giden parçalar dışında fazla numara göremedim. İyi ki önce bu albümleri dinlememişim diye düşündüm. Öbür türlü Futurinô’yu bulup dinler miydim, emin değilim. Albüm kapağında dört kişi olmasına karşın bir kaynaktan geri hizmetle birlikte toplam yedi kişi olduklarını okuduğum,1997’den beri albüm çıkaran Rinôçérôse ahalisinin bana göre çıkardığı o kadar albüm arasından en iyisi Futurinô kesinlikle.

Panic Attack, Time Machine, Tomorrow gibi şarkılar uzun süre dinlemekten sıkılmayacağım türden akıl küpü dans şarkıları. Bazı şarkıların erkek, bazılarının kadın vokalli olmasının getirdiği lezzeti böyle usta işi şarkılarla tatmak büyük zevk. Bu albümde uzun dub tripleri veya canhıraş tekno tekdüzeliği yok. Onun yerine Mind City ve Touch Me gibi synth pop-electro disco hoşlukları var. Hatta Head Like A Volcano adlı düpedüz bir indie rock, My Cadillac adında da düpedüz bir synth punk bile var. Tabi o “düpedüzlük” bu türlerin Rinôçérôse tarafından kendi mutfaklarında kendi baharatlarıyla pişirdikleri türden. İster makineden çıksın, ister canlı olsun, tüm albümlerinde olduğu gibi gitar yine her köşede ve iyi ki de var. En yakın örneklerden biri olarak mesela The Heroic Sculpture of "Rinôçérôse"u ilk duyan birisi rahatlıkla Bodyrockers dinlediğini sanabilir. Halbuki Rinôçérôse, referans olarak hiçbir yerde ismine rastlamasam da dünkü gruplardan farklı biçimde çok uzun bir süredir yaşamaktaydı. Sadece tek eksikleri kariyerlerinde Futurinô gibi bir albümün olmayışıydı belki de.

1. Panic Attack
2. Time Machine
3. Where You From?
4. Head Like a Volcano
5. Mind City
6. Touch Me
7. The Heroic Sculpture of "Rinôçérôse"
8. Tomorrow
9. My Cadillac
10. Weekend of Sin

8 Haziran 2017 Perşembe

Puta Volcano - Harmony Of Spheres


Yunanistan'ın grunge/stoner alemine kazandırdığı bir diğer sıkı grup olan Puta Volcano, 2015'teki The Sun'ın ardından Harmony Of Spheres ile kalitesini perçinliyor. Bindikleri alamet nereye gider bilinmez ama doğru yolda oldukları kesin. Zira Harmony Of Spheres ile The Sun'ın üzerine koyarak o doğru yolda ilerliyorlar. Luna Stoner, Alex Pi, Bookies ve Steven Stefanidis dörtlüsünden oluşan grup, 90'lardan aldıklarını modifiye etme konusunda yurttaşları Planet Of Zeus'un izinden gittiklerini gizlemiyorlar. Bu iki grup hem soundlarıyla, hem yazdıkları şarkılarla, hem de albüm performanslarıyla benim diyen İngiliz, Amerikan gruplarının çoğuna nal toplatacak kalitede işler çeviriyorlar. Evet ingilizce söylüyorlar ama bağlı oldukları müzik türünü baygın tembelliklere kurban etmiyor, güçlü rifflerle bezeli, ruhu olan rock şarkılarına uygun yazıp, çalıp, söyleyerek onun itibarını güçlendiriyorlar. Coşkulu, tutkulu, zeki ve çok güçlüler. Puta Volcano, bu özelliklere bir artı daha ekleyerek Luna Stoner sayesinde bu müziğin kadın vokal yönünden de gücünden bir şey yitirmeyeceğini ispatlıyor.

Luna Stoner'ın öyle rock tarihindeki efsane kadın vokal referanslarıyla tanımlanabilecek ayrıksı bir sesi yok. Ketumluğunu sert çığlıklarla süslemeyi bilen ve takım oyununa iyi adapte olmuş bir kadın. Zaten Puta Volcano'nun başrolünde o yok. Çünkü Puta Volcano'nun başrolünde dört Puta Volcano üyesi var. Albümün 8 şarkısında da hissedilen ortak enerji, kimseyi geri plana atıp öne çıkarmıyor. Besteler kendi disiplinlerine hakim, ancak kendi içlerinde başka yollara sapabilecek yetkinlik taşıyorlar. İlk dinlediğimde açılıştaki öncü kuvvet Dune'a, basit bir gitar melodisinden olağanüstü bir stoner canavarı yaratan Neon'a, dinamizmleriyle derime nüfuz eden Jovian Winds ve Afterglow'a tav oldum ki, bunlar albümün sadece yarısıydı. Progressive stoner rock diyebileceğimiz Bird ve Infinity, stadyumda atmosferinde çalıyorlarmış hissiyatı veren Zeroth Law ve bana Soundgarden'ın ağır bestelerini andıran Moebius ile tamamlanan döngü, dolu dolu yaşadığım yaklaşık 35 dakikanın tadını damağımda bırakıyor. Harmony Of Spheres sayesinde artık son yılların en heyecan verici stoner rock gruplarından biri olarak görmeye başladığım Puta Volcano, artık bir ekol oluşturmaya başlamış Atinalı grupları daha dikkatle takip etme isteğimi kamçılıyor. Tam şu anda Neon çalıyor ve ben yine kamçılanıyorum.

1. Dune
2. Bird
3. Jovian Winds
4. Zeroth Law
5. Neon
6. Moebius
7. Afterglow
8. Infinity

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mayıs 2017)

Los Straitjackets - What's So Funny About Peace, Love and Los Straitjackets
Yıl: 2017 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shake and Pop"
Blondie - Pollinator
Yıl: 2017 ABD
Tür: Synthpop, New Wave, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fun"
Funkiwi's - Sívase su copa aquí
Yıl: 2014 İspanya
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Quién me invita"
Ninth & Final - This Ancient Fire
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ace"
 
The Black Zebra - Nonsquare
Yıl: 2017 Portekiz
Tür: Post-Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cassiopeia"
 
Интершум - Интершум
Yıl: 2017 Rusya
Tür: Funk Rock, Instrumental Alternative Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Огненный Тигр"
Kasabian - For Crying Out Loud
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Alternative Dance, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Twentyfourseven"
 
The Legends - Nightshift
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cash"
 
Underground Lovers - Staring at You Staring at Me
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Rock, Shoegaze, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seen It All"
Anewal - Osas - It's Time
Yıl: 2017 Nijerya
Tür: Tuareg Music, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chet Azawad"
Brother Ape - Karma
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Progressive Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hina Saruwa"
VA - Uzelli Psychedelic Anadolu
Yıl: 2017 Türkiye
Tür: Psychedelic Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Akbaba İkilisi - "Şeker Oğlan"
VA - The Girls Want The Boys! Sweden's Beat Girls 1964-1970
Yıl: 2016 İsveç
Tür: Pop, Oldies
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Mona Wessman - "Vädret"
Ali Farka Touré - Niafunké
Yıl: 1999 Mali
Tür: Mande Music, Acoustic Blues
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "ASCO"
Dreamcar - Dreamcar
Yıl: 2017 ABD
Tür: New Wave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Born to Lie"
Girls Who Care - Light Sleeper
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Rock, Dream Pop, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Birds & Planes"
 
White Zombie - Astro Creep: 2000 - Songs of Love, Destruction and Other Synthetic Delusions of trh Electric Head
Yıl: 1995 ABD
Tür: Industrial Metal, Alternative Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "More Human Than Human"
Dogtown and Z-Boys OST
Yıl: 2002 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Jimmy Hendrix - "Easy Rider"
The Afghan Whigs - In Spades
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Demon in Profile"
Soundgarden - Down on the Upside
Yıl: 1996 ABD
Tür: Alternative Rock, Grunge
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Burden in My Hand"

28 Mayıs 2017 Pazar

Wild Kisses - Wild Kisses


Rutin Bandcamp turlarım esnasında, gelin görümce selfiesi gibi kapağıyla ve altında yazan "garage rock, rock and roll, New York" etiketleriyle dikkatimi çeken Wild Kisses isimli albümü dinlemek için hiç tereddüt etmedim. 12 şarkıyı bir solukta bitirdikten sonra henüz ilk solukta iyi bir albüm daha kazanmış olmanın tadını aldım. Bu şarkıları yazan, düzenleyen, yapımcılığını üstlenen, piyano, armonika ritm ve bas gitar çalan Dean Landew'in projesi olduğu anlaşılan Wild Kisses, aynı isimdeki bu albümü ile enerjik, tutkulu, köklerine bağlı, aynı zamanda modern prodüksiyon sayesinde olgun bir rock sunuyor. Kapaktaki hanımlar Mimi Devaney ve Lillian Davila ise tüm şarkılara vokal yapan iki kardeş. Landew için çok isabetli bir karar diyebiliriz. Zira bu şarkıları bir erkek seslendirmiş olsaydı, şarkılarda açığa çıkmayı bekleyen türlü duyguyu Mimi ve Lillian'ın açığa çıkardığı gibi yapabilir miydi, bence yapamazdı. Klasik ve blues rock kodlarını daha çok konser atmosferine uygun bir eğlence / enerji dinamikleriyle birleştiren (yavaş anlarını da ona göre modifiye eden) Landew, mikrofonu kendisine veya başka bir erkek vokale vermeyerek, bu sayede sıradanlaşabilecek bazı şarkılara bile karakter katmış diyebiliriz.

Daha ilk şarkı Magic Little Star ile şeklini ortaya koyan, hatta diğer şarkılarda nadir olan The B-52's titreşimleri de yayan Wild Kisses, 14th Street ile kısa süreliğine tipik bir "iyi açılış sonrası yavan şarkıları sıralayan albüm" önizlenimi uyandırma girişiminde bulunsa da, birer birer toparlanarak, özellikle ortalara doğru Mark, Paul and Vinnie, I Like To Shake It, Magnificent Friend üçlüsüyle güçlü bir blok oluşturarak tez vakitte önyargıların önünü kesiyor. Zaten o bloktan sonra gelen hiçbir şarkı kulağa vasat gelmiyor. Albüm birden fazla döndükçe Sparks Inside My Body, Feels So Fine, I Wanna Feel Your Touch, Sunday Night Pain (bu ne güzel bir şarkı ismidir!) içindeki güzellikleri birer birer açığa çıkarmaya başlıyorlar. Böylece albümün oturduğunu, kokusundan pişmeye başladığını anladığınız bir yemek gibi fark ediyorsunuz. Ortam bir anda canlı müzik çalınan bir bara ya da biraz daha geniş bir konser alanına dönüşüveriyor.

Klasik rock unsurlarıyla birlikte piyano, saksafon, armonika destekli bu rock müzik, adını sanını duymadığımız Dean Landew'in tecrübesini, hakimiyetini, aynı zamanda paylaşımcılığını ortaya koyar nitelikte. Albüm boyunca üç farklı (ve çok iyi) davulcuyla çalışması, "uçuk kaçık deneysel işler yapayım da, alemden farklı görüneyim" gibi bir düşünceden uzak durması bu duruma ince örnekler teşkil ediyor. Klasik rock da yeri geldiğinde çok sıkıcı olabiliyor. Ama Wild Kisses, genellikle bu şablonun eğlenceli, diri nakaratlı ve canlı müzik ruhlu taraflarından beslendiği için tat veriyor. Tabii şu Ahu Tuğba filmlerinin disko sahnelerindeki figürasyondan fırlamış gibi duran iki kardeşin fotoğrafından mürekkep albüm kapağını da sayarsak, Landew'in kendini değil, müziği ve bu iki kardeşin leziz vokalini ön plana çıkarmaya çalışması da yersiz ego problemleri olmadığının bir işareti.

1. Magic Little Star
2. 14th Street
3. Wild Wild Kisses
4. Sparks Inside My Body
5. Feels So Fine
6. Mark, Paul and Vinnie
7. I Like To Shake It
8. Magnificent Friend
9. I Wanna Feel Your Touch
10. Sunday Night Pain
11. Her Dream Burns Bright
12. Never Be Defeated

25 Mayıs 2017 Perşembe

Djustin - Voyagers


Acid House Kings, Club 8, Eternal Death, The Legends, Pallers, Poprace gibi grup ve projelerin mimarı, son grup kurucu İsveçli Johan Angergård'ın 2015'te kurup ilerde lazım olur diye bir kenara koyduğu Djustin, 2016'daki Tryst adlı EP'nin ardından Mayıs 2017'de ilk albümü Voyager'ı görücüye çıkarıyor. Aslında Voyager, Angergård'ın 2017'ye ait ilk işi değil. Tek kişilik projesi The Legends'ın 6. albümü Nightshift de bir ay önce çıkmıştı. Bir The Legends takipçisi olarak Nightshift'in yarattığı hayalkırıklığı üzerine hiç ummadığım anda duyduğum Djustin'in de Angergård'a ait olduğunu öğrenmek karışık duygular yaşattı. Acid House Kings, Club 8 ve The Legends dışında tanıyıp takip etmediğim Angergård plan ve projelerinden birini daha benimsemiş olmak sevindiriciydi. Üstelik Voyager'ın çoğu Club 8 ve The Legends albümünden daha iyi olduğunu görmek de ekstrasıydı.

Djustin projesi, Club 8 ve Eternal Death'ten sonra Johan Angergård'ın yanına billur sesli bir kadın vokalist alarak ikili takıldığı üçüncü grubu. Bu kez yanında, geçmişte sadece Amerikalı Shoestrings adlı bir ikili bünyesinde tek albüm çıkarmışlığı olan Rose Suau var. Resmi web sitelerinde yazdığına göre her ikisi de batıl inançlara sahip, her ikisi de ortanca olan, aynı yıl doğmuş, aynı müzik zevklerini paylaşan Angergård ve Suau'nun kimyaları da tutmuş görünüyor. Tüm projelerinde elektronik ve pop tabanlı bir tarzı olan Angergård'ın Djustin ile 80'ler synthpop ve synthwave stiline bağlılığı, bir bağlılık olmanın ötesinde, bir kendini ifade biçimine dönüşmüş. Bu ifade edişteki geçmiş ve şimdiki zaman bağlantısı çok spontane göründüğü için şarkılardaki elektronik yoğunluğun tadına varmak, özellikle 80'lere düşkün kesimi ziyadesiyle mesut edecektir. Angergård'ın Nightshift'te yaptığı da yine 80'ler ruhunu çağırmak üzerineydi. Ama o kadar sıkıcı şarkılar yazmış ki, Voyager bu albümün üstüne ilaç gibi geliyor.

9 şarkılık Voyager, her biri kendinden sorumlu ama bir yandan da birbirlerinden güç alan synthpop, electropop, synthwave örneklerinden oluşmakta. Neon ışıklar altında hayat bulan bu müziğin günümüzde hala keyifle dinleniyor olmasının yanına, bir tatlı hüzün de koymayı ihmal etmeyen post 2000 müzisyenleri, Voyager gibi albümler yaptıkça biz nostalji severleri de bir şekilde avlamayı başarıyorlar. Djustin'in bu avı gerçekleştirmesinde başı çekenler bana göre Dancing, Voyagers, Waiting, Advance, Millions ve kapanıştaki Illumination şarkılarıydı. Leziz synth yoğunluğu, Rose Suau'nun buğulu / büyülü sesi ve önceliği dans ettirmeye değil kalite ortaya çıkarmaya veren şarkı bilinciyle Djustin, dev kitlelere olmasa da, hitap ettiği kitleye doğru kanallardan girecek unsurlara sahip bir ikili. Uzun zamandır sesi çıkmayan Acid House Kings'in bu sessizliğini Djustin gibi projelere yormak isteyen ayrı bir kitlenin varlığı da söz konusu. Varsın o cephede sessizlik olsun. Grup kurmayı WhatsApp grubu kurma sıklığında yaşayan, alternatif pop müziğe kendini adamış Angergård sürekli grup kurmaya devam etsin.

1. New Preset
2. Dancing
3. Voyagers
4. Waiting
5. Advance
6. Shift
7. Birthday
8. Millions
9. Illumination

19 Mayıs 2017 Cuma

Lotte Kestner - Covers


Indie rock grubu Trespassers William'da çalıp söyleyen, beraberinde kendine Lotte Kestner sahne adıyla bir solo kariyer de oluşturan Anna-Lynne Williams, daha çok enfes coverlarıyla tanınan bir folk ve dream pop müzisyeni. Yani en azından benim tanıdığım kadarıyla öyle. Kendisini biryerlerde duymuşluğum var mı, onu bile bilmiyorum. Zaten bu albümün adı "Covers" olmasa oturup dinleyeceğim de şüpheliydi. Ama onun farkına varmama vesile olduğu için iyi ki eksantrik bir isim yerine bu güzel albüme Covers adını vermiş. Coverlardan oluşan bir albüm ne kadar güzel olabilir sorusunun cevabını kendime göre çoktan vermiş olduğum için bazı şarkılar dışında beni hiç yormayan, üzmeyen ama bolca kederlendiren, tuhaf bir keyifle boğazıma düğümlenen, zamanda yolculuğa çıkaran bir albüm oldu Covers. Hele günümüzde özellikle YouTube'un başını çektiği cover furyası düşünülünce, Lotte Kestner gibi tecrübe kokan müzisyenlerin yeniden yorumlarındaki kalite daha çok öne çıkıyor.

Covers albümü an itibariyle biraz kafamı karıştırmış durumda. 2017 tarihli olmasına rağmen şimdilik pek bir yerde böyle bir albümün çıktığına dair bilgi yok. Üstelik aynı kapağa sahip 2015 yılına ait Best-of: Requested Cover Songs adında 20 şarkılık bir derleme çıkmış. İçerik ise tamamen farklı. O zaman 2017 model Covers, gıcır gıcır coverlardan oluşuyor diye düşünüyoruz. 2015 modele bir ara geri dönmek üzere 17 şarkılık yeni albümden bahsedersem, kendi adıma 7 şarkılık bir fazlası olduğunu söyleyebilirim. Hayatımda ilk kez duyduğum bazı isimlerin, haliyle hayatımda hiç duymadığım bazı şarkılarının Kestner yorumları sanki "orijinali ne ki coverı ne olsun" hissiyatı verdi. Bir de artık milyon kere coverlanmış Imagine'in bir kez daha, üstelik özelliksiz biçimde yorumlamak çok gereksiz geldi bana.

Onları pas geçerek asıl cevherlere baktığımızda Wish You Were Here, Enjoy The Silence, How To Disappear Completely, Don’t Dream It’s Over, Fade Into You, I Get Along Without You Very Well gibi zaten orijinalleri her dinleyişte damardan giren mükemmel şarkıları bir de Lotte Kestner'in dokunsan ağlayacak sesinden dinlemek hem nostaljik bir yolculuğa, hem de farklı bir damardan enjekte edilen hüzün damlalarının tüm vücuda yayılmasına sebep oluyor. Özellikle hiç cover halini duymadığım efsanevi Wish You Were Here'ın Lottecesi, daha iyisi gelene kadar en iyisi bu dedirtti. Albüm sırf bu 6 şarkıdan oluşsa bile benim için hiç sırıtmazdı. Nitekim hoş ilaveler ile bu kahve karası hüzün içine küçük aromalar katılmış. Sevip sevmediğime tam karar veremediğim Lost Cause (Beck) ve Not A Job (Elbow) şarkılarının pek de fena olmadıklarını düşünmeye başladım mesela. Van Occupanther ve Where I’m Headed ise bir ara orijinallerine bakma isteği uyandıracak derecede iyi geldi. Covers, aslında bir "kendini iyi hisset" albümü olmamasına rağmen bazı anlarıyla hüzünden keyif alma mazoşitliğimize çanak tutan yapıya sahip. Hatta onun sesinden duymak istediğim bazı şarkıların listesini yapıp göndermeyi bile düşünüyorum.

1. Pink Moon (Nick Drake)
2. I Get Along Without You Very Well (Chet Baker)
3. Don’t Dream It’s Over (Crowded House)
4. Lost Cause (Beck)
5. How To Disappear Completely (Radiohead)
6. Wish You Were Here (Pink Floyd)
7. Rikk Agnew (Lisa Will Insult You, Darling)
8. Where I’m Headed (The One AM Radio)
9. I Don’t Know What I Can Save You From (Kings Of Convenience)
10. Van Occupanther (Midlake)
11. Imagine (John Lennon)
12. Fade Into You (Mazzy Star)
13. Not A Job (Elbow)
14. Alison (Slowdive)
15. Enjoy The Silence (Depeche Mode)
16. Do You Realize (The Flaming Lips)
17. I’m Going To Go Back There Someday (Gonzo)

5 Mayıs 2017 Cuma

The Afghan Whigs - Black Love


1986 Cincinnati doğumlu alternative rock, grunge, indie rock grubu The Afghan Whigs, Mayıs 2017'nin hemen başında 8. albümü In Spades'i dolaşıma soktu. Demon in Profile, The Spell, Arabian Heights gibi klas şarkılar yapmışlar. Her albümlerinde olduğu gibi dinledikçe açılıp saçılacak bir albüm olduğunu hissediyorum. Aslında In Spades hakkında birşeyler söylemek istiyordum. Ama daha iki kez dinlediğim bir albüm yerine, hem onlarla ilk kez tanıştığım, hem de bu 8 albümden en sevdiğim olduğu için 1996 yılına ait 5. albüm Black Love ile ilgili iki lafın belini kırmak istedim. Grunge'ın yeni yeni filizlendiği, sonra patladığı, giderek sönüp nihayete erdiği yıllarda hep müzik yapan grup, 2017'de bile hala capcanlı ve kaliteli olmayı sürdürüyor. Black Love ise, tam da patlama ve yanma dönemine denk gelmiş, artık insanların tekdüze şarkılardan sıkılmaya, aynı tür içinde ufak tefek farklar aramaya başladıklarında ortaya çıkmış bir albümdü.

Black Love, birçok yönüyle 1996 ve civarındaki X Kuşağı'nın duygularındaki farklı bir gönül teline tercüman olmuş albümlerdendi. Bu tel, cayır cayır yanan gitarların, hırçın davul ve bas gitarın hücrelerine sızmış olan soul duygusuydu. Kurucu ve lider konumundaki Greg Dulli, The Afghan Whigs'ten başka Twilight Singers, The Backbeat Band (daha evvel bahsettiğim üzere Backbeat filmi için kurulmuş tek albümlük cover grup), The Gutter Twins gibi yan projelerin, 2005 yılına ait Amber Headlights adlı solo çalışmanın sahibi çalışkan ve üretken bir insan. Bunun yanında gruba bu soul karakterini veren de kendisi. Çeşitli anlarda çatallı, detone, naif, siyah, canhıraş, romantik kimliklere bürünebilen bu ses ve o sesin kendini ifade ettiği stil sahibi rock örgüsü, grubu bu yıllara azar azar taşımayı başardı. Black Love'da yer alan My Enemy, Going To Town, Double Day ve Blame, Etc. gibi şarkıların öncülük / izciliğinde bu rock ve soul birlikteliğinin dinamizmi, sert ve maskülen grunge gruplarının atarlanmalarından farklı bir yerde duruyordu. Onları hep takım elbiseler içinde görürdük mesela.

Step Into The Light, Night By Candlelight, Faded gibi hüzünlü ve ağır bestelerde de hissedilen bu soul meselesini, The Afghan Whigs gibi, birilerinin ısrarla grunge müziğe yamamaya çalıştığı bir grubun, bu türün hem içinde, hem de dışında kalabilmesinin sigortası olarak görebiliriz. Soul ve funk damarları, onları her daim orijinal kıldı. Haklı olarak grunge çöplüğüne değil, grunge kültürüne ait görüldüler. 2017'deki In Spades'te bu 96 ruhunun hala korunduğunu gördüğümüz gibi, sound ve promosyon olarak modern çağa entegre oluşlarındaki rahatlığı da görmemiz mümkün. Otoritelerce ve puanlama yapan bazı sitelerce en iyi The Afghan Whigs albümü Gentlemen (1993) olarak gösterilir. Bana göre ise Black Love'dır. Sık sık dinlenecek bir albüm değildir. Hatta arayı uzun tutmak gerekir ki, bu uzun aradan sonra dinlendiğinde kendini özlettiğini anlayasınız. İşte kendini bunca yıl çiğ tutup aynı zamanda melankolik, sinematik, karizmatik kalabildiği için özeldir Black Love...

1. Crime Scene Part One
2. My Enemy
3. Double Day
4. Blame, Etc.
5. Step Into the Light
6. Going to Town
7. Honky's Ladder
8. Night by Candlelight
9. Bulletproof
10. Summer's Kiss
11. Faded

30 Nisan 2017 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Nisan 2017)

Will Sessions - Deluxe
Yıl: 2017 ABD
Tür: Funk, Nu Jazz
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Diesel"

Sophia Somajo - Freudian Slip
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Electronic, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Klein Blue"
Hattori Hanzo Surf Experience - Attacanos...con todo lo que tengas
Yıl: 2014 İspanya
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Juokse Sinä Humma"
 
Erja Lyytinen - Stolen Hearts
Yıl: 2017 Finlandiya
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stolen Hearts"
Myrath - Desert Call
Yıl: 2010 Tunus/Fransa
Tür: Progressive Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tempests of Sorrows"
Pretty City - Colorize
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Alternative Rock, Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Second Hand Clothes"
Slowdive - Slowdive
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Dream Pop, Shoegaze
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Star Roving"
 
Cake - Fashion Nugget
Yıl: 1996 ABD
Tür: Alternative Rock, Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Perhaps, Perhaps, Perhaps"
Karen Elson - Double Roses
Yıl: 2017 ABD/İngiltere
Tür: Folk Rock, Pop Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Call Your Name"
 
Deep Purple - Infinite
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Hard Rock, Progressive Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Surprising"
Deep Street Soul - Come Alive!
Yıl: 2016 Avustralya
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Little Ray"
 
Silver Horses - tick
Yıl: 2017 İtalya
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Heat and Snow"
Depeche Mode - The Singles 86>98
Yıl: 1998 İngiltere
Tür: Synth Pop, Electronic
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Enjoy the Silence"
Nusrat Fateh Ali Khan & Michael Brook - Star Rise
Yıl: 1997 Pakistan/İngiltere/Kanada
Tür: Qawwali, Electronic, Downtempo
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Joi - "Sweet Pain Remix"
Dull Knife - Light is the Night Dark is the Day
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Alt. Country, Garage Rock, Grunge
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bright as Blood"
The Maine - Lovely Little Lonely
Yıl: 2017 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Taxi"
Collective Soul - Dosage
Yıl: 1999 ABD
Tür: Alternative Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Run"
 
Rumble Jam - Redemption
Yıl: 2017 Yunanistan
Tür: Stoner Rock, Instrumental
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pegasus' Salvation"
 
Eagle-Eye Cherry - Desireless
Yıl: 1997 İsveç
Tür: Pop Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Save Tonight"
 
M.I.A. - Arular
Yıl: 2005 İngiltere
Tür: UK Hip Hop, Electropop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "10 Dollar"

28 Nisan 2017 Cuma

Simone White - Yakiimo

 
Bir şarkıyı bilip de söyleyeni bilmemek, hem söyleyen, hem de onu sevenler için çok dramatik bir durumdur. Bir Audi reklamında çalan The Beep Beep Song adlı şarkının sahibi olan Simone White’ın adının Audi’nin ihtişamı yanında pek önemi yoktur örneğin. Yine de birileri şarkı için ısrarcı davrandıysa araştırmış, önce isime, sonra da bu şarkının yer aldığı 2007 tarihli I Am The Man albümüne ulaşmıştır. Soğuk bir pınar kadar duru folk müziğine kendini bırakmayı seven kişiliklerden biriyse çok da memnun kalmıştır. Çünkü I Am The Man albümü güzeldir. Ama 2009 tarihli Yakiimo, “güzel” olamayacak kadar içe dönük, hüzünlü, kendi başına, yine de ümit taşıyan harika bir akustik sesleniş. Şarkı sözlerinde dikkat çeken “kayıp” olmuşluk, aşk, zaman, masumiyet üzerinden kendini kolay kolay ele vermeyen çekicilikte ifade bulmakta.

Akustik gitarın yarenlik ettiği 15 lezzet (normalde 12 iken, bazı kaynaklarda 3 adet fazlası olan versiyonlar da bulunmakta), birbirine benzediğinden sıkça şikayetçi olduğumuz akustik folk şarkılarından derlenmiş bir başka albüm şeklinde imaj veriyor. Bunu üstünkörü bir dinleyişte fark etmek mümkün. Oysa Simone White hiç de üstünkörü dinlenecek bir kadın değil. Hawaii doğumlu olmasına bakmayın. Onu dinlemek kendini yaz mevsiminin gün batımı rüzgarına teslim etmek, sonbaharın soluğunu ensede duymak, kışın sığınma içgüdüsünü daha sıcak günlere duyulan özlemle bütünlemek ve ilkbaharın kendini kendinden başka kimseye teslim etmeyen mutluluğunu hissetmek kadar hakiki anlar içeriyor. Dürüst olmak gerekirse, yine benzer titreşimler yayması muhtemel I Am The Man, nedense Yakiimo kadar tutkulu gelmemişti bana. Ya da o bastırılmış tutkuyu alevlendiremeyen bir albümdü bana göre. Eşsiz bir yalnızlığın yalınlığı içinde tüm şiirsel dürtüleri bir anda harekete geçirme kabiliyeti, kendisinde pek bir şey bulamayanlar için kabiliyet olarak bile nitelenmeyebilir. Ama stadyumlar veya kalabalık salonlardan değil, geç vakitlere kadar açık küçük barların sahnesinden ses veriyor White sanki. Çünkü Yakiimo, her tarafından sadelik akan bütünlükte ve yoğunlukta.
 
Fotoğrafçılıkla da uğraşan, çektiği bazı fotoğrafları simonewhite.com adresinde görebileceğiniz bu naif insan, Yakiimo ile bana göre kariyerinde mütevazi, fakat benim gibi ondan fazlaca etkilenenler için hiç de öyle olmayan kusursuzlukta şarkılar sergisi sunuyor. Kendi besteleri yanında dostları Frank Bango ve Richy Vesecky’nin 7-8 bestesini seslendirmiş. Candy Bar Killer, Victoria Anne, Yakiimo, Bunny In A Bunny Suit, Train Song, Victoria Williams coverı You Are Loved, öteki, beriki, kısaca hepsi! Daha anlatacak çok şey var. Ama bir albümün kendisini anlatması, başkalarının onu anlatmasından her zaman daha iyidir. Yakiimo tüm çıplaklığıyla kendini anlatan bir bir “oda epiği”!
 
1. Bunny in A Bunny Suit
2. Candy Bar Killer
3. Victoria Anne
4. Baby Lie Down With Me
5. Yakiimo
6. A Girl You Never Met
7. Without A Sound
8. Train Song
9. Freight Train
10. You Are Loved
11. Olivia 101
12. Let the Cold Wind Blow
13. St. Louis Blues
14. Your Stop
15. Psalms

22 Nisan 2017 Cumartesi

M.I.A. - AIM


Sri Lanka asıllı İngiliz Mathangi Arulpragasam, ya da onu tanıyıp sevdiğimiz adıyla M.I.A., bir şarkıcı, söz yazarı, besteci, yapımcı, yönetmen, fotoğrafçı, moda tasarımcısı, model, aktivist olarak karpuzları koltuğa sığdıramayınca kamyon kasasına koyup direksiyona geçmiş bir güzel insan. Kendisi 1975 Londra doğumlu olup, 6 aylıkken ailesiyle tekrar Sri Lanka'ya dönmüş. İç karışıklıklarla cebelleşen Sri Lanka'nın militan örgütlerinden birinin kurucusu olan babası Arular yüzünden gençlik yılları sürekli ev değiştirerek geçen Mathangi, 80'lerin sonundaki iç savaş sonrası, kardeşleri ve annesi Kala ile beraber sığınmacı olarak tekrar Londra'ya dönmüş. Başarılı öğrenim hayatı, Central Saint Martins Güzel Sanatlar Okulu'ndan dereceyle mezun olmasıyla sona ermiş. Sinema ve görsel sanatlar ağırlıklı bir eğitim almış olmasına ve bu alanda irili ufaklı işler yapmasına rağmen gönlü müziğe kaymış. Onu tanıyıp sevmemize vesile olan da bu gönül kayması olmuş. Gereksiz gibi görünse de bu kısa özgeçmiş, iyi bir müzisyenin kariyer basamaklarının nasıl süzgeçlerden geçerek önümüze şarkı formatında geldiğini göstermesi açısından önemli sayılır.

Önce isminden başlayarak "Missing in Action" terimine tekabül eden M.I.A.'da karar kılan Mathangi, buraya yazsak sığmayacak bir dolu girişim ve aktivite sonucu albüm çıkaracak düzeye kadar gelmiş. Karpuz taşımayı sevdiği için müzikte de tür olarak electropop, UK hip-hop, synth punk, funk, world, alternative R&B, avant-pop şeklinde kendine stilsizlikten bir stil yaratmış. Buradan itibaren "-miş -mış" eklerini bırakıyorum. Zira kendisini albüm çıkarmaya başladığı dönemden itibaren takip ederim. Bazen söver, sıklıkla da överim. Ama çok severim. Babasına ithafen Arular (2005), annesine ithafen Kala (2007),  belki kendine ithafen ΛΛ Λ Y Λ (2010) ve Matangi (2013) albümlerinde hem sevdiğim, hem de nefret ettiğim şarkılar vardır. Kimselere benzememesine hep saygı duyduğumdan, sevdiklerimi tam sevmiş, kızdıklarımı da onun stilinin bir parçası olan deneysel arayışlarındaki sanatsal özgürlüklere bağlamışımdır. Gördüm ki 2016 tarihli 5. albüm AIM'de durum değişmemiş. Tadı, tuzu, deneyselliği, farklı ve zengin pop algıları yine yerli yerinde duruyor. Yine Borders, Go Off, Visa, Talk gibi enfes alternatif pop besteleri, yine Jump In, Bird Song gibi deneyselliğiyle uyutan şarkılar mevcut.


Finally, Ali R U OK?, Platforms şarkıları da M.I.A.'nın kaliteli tarafını yansıtan şarkılar olarak severek dinlediklerimin arasında. Gener8tion adıyla piyasa yapan bir Fransız DJ ile ortaklık kurduğu The New International Sound Pt. 2 gibi şahane bir şarkının (videosu da aynı şahaneliktedir) albüme alınması da güç katmış. Fakat 18-24 Nisan’daki Dünya Geri Dönüşüm Haftası kapsamında sürdürülebilirlik ve geri dönüşüm için farkındalık yaratmak adına ünlü giyim firması H&M işbirliği ile hazırladığı ve bence gelmiş geçmiş en iyi M.I.A. şarkısı olan Rewear It'in albüme konmayışı ancak reklam, telif mevzularıyla açıklanabilir. Eğer bunlar engel olmadıysa açıklanamaz. Albümün 17 şarkılık deluxe versiyonunda yer alan ismini saydığım bu şarkılara 1-2 tane daha ekleyerek toplamda 10 şarkılık temiz bir albüm elde edebilecek iken, kalan 7 şarkının yarattığı şişkinlik albümün daha farklı konumlandırılmasına sebep oluyor. Bu durumu en iyi ifade eden yorum ise bir eleştirmenden "odaklanma eksikliği" olarak gelmiş. Bana göre bu eksiklik, kalabalığın hafifletilmesiyle ortadan kaldırılabilir, Rewear It'in liderliği ile tam anlamıyla bir veda albümü hüviyeti kazanabilirdi. Evet, veda!

M.I.A. yaptığı açıklamada AIM'in son albümü olduğunu belirtmişti. Müzikten kopmayacağını, birtakım ortak veya solo projelerle kaçamaklar yapabileceğini, fakat albüm çıkarmayacağını da sözlerine eklemişti. benim anladığım, bundan sonra sahip olduğu tüm karpuzlardan dilim dilim yiyeceği yönünde bir karar almış olması. Güçlü bir aktivist olarak (ki kendisi 2009 yılında Time dergisi tarafından "En Etkili 100 Kişi"den biri seçilmiş) ırkçılık, cinsiyetçilik, göçmen politikaları, bireysel silahlanma, çevre kirliliği gibi pekçok konuda elinden geleni yapmış bir insan. Her ne kadar bu fikirlerini şarkılarında öne çıkarsa da, popüler müzik piyasası para getirecek boş işler peşinde olduğundan ona pek fazla yüz vermedi. Zaten kendisi de indie kalmaktan gayet memnundu. Ama bu bağımsızlık hali Madonna, Jay Z gibilerle takıldığınızda bazı sıkıntılara da yol açmıyor değil. İşte bu yıpranmışlığı üzerinden atmak, kafasını dinlemek, çok çaba ve zaman gerektiren müzikten uzak durmak suretiyle kendine başka işler için yer açabilmek istemesi son derece doğal. Yine de yerini dolduracak pek kimse olmadığından bu doğallık biraz can sıkıcı. Hayranları olarak bize saygı duymak ve arada yapacağı o müzikal kaçamakları yakalamak düşer. Tabii bir de geride bıraktığı alternatif pop zerreciklerine sahip çıkmak.

1. Borders
2. Go Off
3. Bird Song (Blaqstarr Remix)
4. Jump In
5. Freedun
6. Foreign Friend (feat. Dexta Daps)
7. Finally
8. A.M.P. (All My People)
9. Ali R U OK?
10. Visa
11. Fly Pirate
12. Survivor
13. Bird Song (Diplo Remix)
14. The New International Sound, Part 2 (feat. Gener8tion)
15. Swords
16. Talk
17. Platforms