18 Ekim 2017 Çarşamba

Carla Bruni - French Touch


1967 Torino/İtalya doğumlu Fransız (aynen öyle), eski model, eski first lady, 2002'den beri de şarkıcı Carla Bruni, hayatını yazsan bir burjuva romanı olacak fırtınalı yaşamına şu sıralar sessiz sakin devam etmekte. 2008'den beri evli olduğu eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve eski erkek arkadaşı Raphaël Enthoven'dan olan oğlu Aurélien ile sürdürdüğü bu yaşamı, ara ara çıkardığı albümlerle renklendirmeye çalışıyor Bruni. Onun magazinel yönünden ziyade, müzikal özellikleriyle ilgilenen biri olarak çıkardığı dört albümü de dinlemişliğim vardır. Müzikle olan alakası, hızlı modellik zamanlarında Mick Jagger ve Eric Clapton ile yaşadığı gönül ilişkilerinden kalma değil. (Yılların top modeli olunca magazinden kopmak da zor oluyor tabii.) Annesi Marisa Borini bir konser piyanisti, üvey babası Alberto Bruni Tedeschi ise bir klasik müzik bestecisi ve icracısı. Modellik yıllarının ardından şarkı sözü yazmadaki yeteneğini fark edince müziğe yönelen Bruni, 2002 yılında ünlü Fransız müzisyen Louis Bertignac prodüktörlüğünde debut albümü Quelqu'un m'a dit'i çıkarıyor. Bunu No Promises (2007), Comme si de rien n'était (2008) ve Little French Songs (2013) izliyor. Hepsi aynı çizgide dingin, duru, elit albümler. Zaten benim için gelmiş geçmiş en iyi şarkılar arasında yer alan Quelqu'un m'a dit haricinde hiçbir Carla Bruni şarkısının adını bilmem. Ama onu dinlemek hep keyif verir.

Bu keyfin en önemli sebebi ise, Bruni'nin şarkılara karakter katan olağanüstü güzel sesi elbette. Buğulu, içten içe tutkulu, huzurlu biçimde yorgun, yer yer fısıltılı, her daim hüzünlü bu ses, dile getirdiği her şarkıyı seviyesi ne olursa olsun yükseltebilecek yapıda alaylı bir saflık, devasa bir sadelik taşıyor. İşte şimdi bu sesi French Touch adlı yeni albümünde duyma fırsatı yakalıyoruz. Her Carla Bruni albümü gibi birdenbire karşıma çıkmasının yarattığı sürpriz bir yana, tamamı coverlardan oluşan bir albüm olması keyfimi katlıyor. Çünkü bu billur gibi sesi Enjoy The Silence, Highway To Hell, Perfect Day, Miss You, Moon River gibi şarkıları söylerken duymak acayip zevkli. Üstelik yapımcısı da 16 Grammy ödüllü efsane isim David Foster olunca, müzikal kalite de kulağa olan hitabeti güçlendiriyor. Carla Bruni'nin eşsiz Depeche Mode klasiği Enjoy The Silence buluşmasıyla açılan French Touch, bu şarkıyı coverlamış onlarca kişi ve kuruma adeta cover dersi veriyor. Keza Jimmy Jazz ve Highway To Hell gibi hırçın rock kaplanlarını birer pop caz kedisine çeviren o zarif yorumlar insanı hoş bir gülümsemeye gark ediyor. Eski sevgili Mick Jagger'ın sözlerini yıllar sonra Miss You şarkısında yeniden yorumlamasını neye yormalı veya yormalı mı bilemiyorum ama 70'ler pop müziği ile latin ezgilerinin sarmaş dolaş olduğu bu yorum kesinlikle albümün parlak anlarından sadece birini oluşturuyor.

70'ler pop müziğinin kilometre taşlarından ABBA'nın The Winner Takes It All'unu ise şanson geleneğine yaslayıp, siyah beyaz bir filmin fonuna yerleştiren Bruni, country klasikleri arasında yer alan Stand By Your Man'i özüne çok fazla ters düşmeyen bir ustalıkla yeniden hatırlatıyor. Bir başka country emektarı Willie Nelson bestesi olan Crazy'yi yorumlarken ise bizzat Nelson'un kendi sesinden ve gitarından destek alıyor. Artık kaç kişinin ve grubun yorumladığını sayamadığımız Perfect Day'i bir de Carla Bruni'den dinlemek istediğimizde önce tipik bir şanson gibi başlayan, sonra o benzersiz nakaratında yükselerek kadınsı gücünü ortaya koyan şık bir yorumla karşılaşıyoruz. Kapanış ise 1961 tarihli Breakfast at Tiffany's film müzikleri arasında yer alan Henry Mancini bestesi Moon River ile yapılmış ki, filmde Audrey Hepburn'ün söylediği şarkıyı Bruni'nin sesinden dinlerken, gece Paris manzaralı küçük bir yangın merdiveninden şehre dolan hüznün her zerresi hissediliyor. Beş yaşından beri Fransız olan bir kadının İngilizce şarkılardaki bazı aksan farklılıkları kulakları tırmalamıyor, sanki okşuyor. Konsept, İngilizce şarkılara bir Fransız dokunuşu olunca bir şanson coverı duyamıyoruz. Ama keşke Bruni 12. şarkı olarak bir tane Fransız şarkısına da o dokunuşu yapsaymış demeden edemiyorum. Zira Fransızca ona ayrı yakışıyor. Umarım bu dokunuşlar son olmaz ve devamı gelir. Hatta bundan sonraki müzik kariyerini sadece coverlara ayırsa bile razıyım. Çünkü daha Carla Bruni'den tekrar duymak istediğim o kadar çok şarkı var ki...

1. Enjoy the Silence (Depeche Mode)
2. Jimmy Jazz (The Clash)
3. Love Letters (Sinéad O'Connor)
4. Miss You (The Rolling Stones)
5. The Winner Takes It All (ABBA)
6. Crazy (Willie Nelson)
7. Highway to Hell (AC/DC)
8. Perfect Day (Lou Reed)
9. Stand by Your Man (Tammy Wynette)
10. Please Don't Kiss Me (Anita Ellis)
11. Moon River (Henry Mancini)

6 Ekim 2017 Cuma

Michael Gross & The Statuettes - Telepath


Michael Gross & The Statuettes, 2008 yazında Salt Lake City'de kurulmuş dört kişilik sağlam bir rock grubu. Sağlamlığı biraz açarsak, orada çok basit bir tanım yatmakta: İyi rock müzik! Açılacak yerde kapattık sanırım. Gruba başta adı olmak üzere herşeyini veren Michael Gross, 2003-2007 yılları arasında The Brobecks adlı grupta gitar çalıp kendi yazdığı şarkıları söylüyormuş. O dağılınca Lets Become Actors diye bir başka grup kurmuş. Grup kurmaktan sıkılınca da 2008 yılında ilk ve şu ana kadar tek solosu olan Tales From A Country Home'u çıkarmış. Bu albümde çalıştığı insanlarla iyi anlaştığını farkedince de The Statuettes ortaya çıkıvermiş. Aralarındaki müzikal kimya tutunca, hiçbir yerde bulunmayan iki EP yapmışlar. Biraz da bu kimyaya ithafen gaza gelip Telepath adını verdikleri ilk uzunçalarlarını bir çırpıda bitirivermişler.

Michael Gross & The Statuettes rock yapıyor dedik de, artık rock kelimesine de birşeyler eklemeden yapılan müziği tanımlamak güçleşiyor. O zaman indie rock diyeceğiz. Ama daha bluesy, daha rock'n roll ve daha doğal bir rock. Katkı maddesiz besinlere, organik meyve sebzelere benziyor bir bakıma. Fakat bu çiğ sound, lo-fi çetrefilliğinden uzak, daha temiz bir prodüksyon ile kulaklara servis ediliyor ki, pop rock olarak da etiketlenme ihtimali beliriyor. Evet, birçok indie pozisyona göre blues katkılı pop rock sounduna yakın duruyorlar. Lâkin çizdikleri sınırı belli etmekten hiçbir şarkıda geri durmuyorlar. Lo-fi çetrefilliği de zaman zaman çoğu rockseverin ihtiyaç duyduğu bir sadeliktir. Ama Michael Gross & The Statuettes'in doğallığında alternative rock, blues rock ve emprovize havası yaratan bir lezzet var. Groove seviyorlar ve aralarındaki telepati de bunu her şarkıda destekliyor. Dile damağa yapışan şarkıları yok. Matthew Glass diye harika bir bateriste sahipler. Böylece Keep Driving, Change Your Mind, Silence Is A Killer, When The Curtains Come Down, No Good gibi şarkıları sanki birer refleks misali kasmadan ortaya çıkarabiliyorlar. 10 şarkıdan biri bile boş değil. Umarız grup kurma yönünden ayran gönüllü Michael Gross için The Statuettes son durak olur. Zira eğer arayışta olduğu için kur-dağıt oynuyorsa, bence aradığını öyle bir bulmuş ki!

1. Keep Driving
2. On and On
3. Bad Idea
4. Something to Lose
5. You Can't Go Home Tonight
6. Change Your Mind
7. Real Gone
8. When the Curtains Come Down
9. Silence Is a Killer
10. No Good

30 Eylül 2017 Cumartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Eylül 2017)

Anna of the North - Lovers
Yıl: 2017 Norveç
Tür: Dream Pop, Synthpop, Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Moving On"
Nonn - Nonn
Yıl: 2017 ABD
Tür: Post-Punk, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stay"
Rage Against The Machine - The Battle Of Los Angeles
Yıl: 1999 ABD
Tür: Alternative Rock, Rap Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Guerrilla Radio"
Angus & Julia Stone - Snow
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Folk, Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chateau"
Alex Lahey - I Love You Like a Brother
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Love You Like a Brother"
 
Marilyn Manson - Heaven Upside Down
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "SAY10"
Alvvays - Antisocialites
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Plimsoll Punks"
Oceantides - ...And The Universe
Yıl: 2017 Ukrayna
Tür: Synthpop, Dream Pop, Post-Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lungs"
 
  
The Computers - Birth / Death
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "This Ain't Right"
 
 
Bad To The Bone - Thirteen
Yıl: 2017 Hollanda
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hot Air-Balloon"
Rufus Black - Rise Up
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shut Up"
Die Apokalyptischen Reiter - Der Rote Reiter
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Melodic Death Metal, Folk Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Die Freiheit ist eine Pflicht"
Daler Mehndi - Tunak Tunak Tumba
Yıl: 2011 Hindistan
Tür: Bhangra, Folk Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dum Ba Dum"
Travelin Jack - Commencing Countdown
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Land of the River"
Primus - Antipop
Yıl: 1999 ABD
Tür: Funk Metal, Funk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mama Didn't Raise No Fool" (feat. Tom Morello)
Jessica Lea Mayfield - Sorry is Gone
Yıl: 2017 ABD
Tür: Folk Rock, Indie Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sorry is Gone"
Matt Cameron - Cavedweller
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blind"
 
 
The Woggles - Tally Ho!
Yıl: 2017 ABD
Tür: Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Judas"
Beatsteaks - Yours
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Alternative Rock, Punk Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Yours"
Public Enemy - It Takes a Nation of Millions to Hold Us Back
Yıl: 1988 ABD
Tür: Political Hip Hop, Rap
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Prophets of Rage"

28 Eylül 2017 Perşembe

Prophets Of Rage - Prophets Of Rage


Tom Morello (gitar), Tim Commerford (bas) ve Brad Wilk (davul), yani Rage Against The Machine efsanesinin vokalsiz hali olan üçlü, müzikten hiç kopmadı. Sürekli arayış içindeydiler. En uzun soluklu işleri rahmetli Chris Cornell'in mikrofona geçtiği Audioslave oldu. Birkaç şarkı dışında pek haz etmediğim bu oluşum bana şunu göstermişti: Morello, Commerford, Wilk üçlüsünün ihtiyacı kesinlikle Zack de la Rocha tarzı öfkeli bir punk rap solistiydi. Morello'nun hip-hopçu Boots Riley'yi yanına alarak kurduğu Street Sweeper Social Club ise öfke, iyi şarkı, Commerford, Wilk eksikliği nedeniyle beklentilerin hayli altında kalmıştı. Morello birçok tek şarkılık projede konuk gitarist ve şarkı yazarı olarak boy gösterse de, RATM döneminden sonra belli bir istikrar aradığı belliydi. Cornell'in grunge zamanlarından kalma uhrevi, kişisel, melankolik ve karışık hedefler seçen öfkesinin yansıdığı liriklerden ziyade, Amerika'nın bitmeyen sosyal, ekonomik, ırkçı, adaletsiz politikalarına kafa göz dalan sözlere daha iyi oturan bir müzik anlayışına sahipti.

Öte yandan efsanevi bir hip-hop markası olarak Public Enemy de eski günlerinden çok uzakta ne yazık ki. En iyi albümlerini 90'larda yaptığını düşündüğüm, politik duruş ve cesaretlerine her daim saygı duymama rağmen, müzikal açıdan 80'ler sonu 90'lar başındaki mükemmel hip-hop tasarımlarını mumla aradığım grubu bu halde görmek, her yeni Public Enemy albümünde biraz daha içimi acıtıyor. Grubun önemli ismi olan, aynı zamanda rap camiasında (bahsettiğim camia Jay Z, Kanye West ve türevlerinden oluşan uyuzlar takımı değil tabii) sözü dinlenen, siyah politik hareket içinde lafını esirgemeyen Chuck D de arayış içinde oldu. Ama bunlar kalıcı gruplar ve uzun soluklu albüm çalışmalarından ziyade, Amerika dışında pek bilinmeyen kısa, yerel ve geniş çapta ses getirmeyen arayışlar oldu. O da Morello gibi o etkinlikten bu protestoya koşturup, daha iyi bir siyasi yönetim, ırkçılık ve önyargıdan uzak insanca bir yaşam uğruna haksızlıklarla, adaletsizliklerle kendi çapında mücadele etmek için çırpındı.

2016'nın başlarında Tom Morello ve Chuck D'nin bu arayışları nihayet birbirlerini bulmalarıyla sonuçlandı. Hızlı gelişen olaylar sonucu Morello, yanına kader arkadaşları Commerford ve Wilk'i, Chuck D ise Public Enemy'nin turntable sorumlusu DJ Lord'u aldı. Ama bu kadarla kalmadılar. Yine 90'ların en önemli hip-hop çetelerinden biri olan Cypress Hill vokali B-Real de bu projeye balıklama atladı. Böylece Rage Against The Machine, Public Enemy, Cypress Hill gibi üç kilometre taşının dudak uçuklatan ittifakı gerçekleşmiş oldu. 90'larda olsa, rockçısını, rapçisini sokaklara dökecek olan bu oluşum, 2010'lu yılların doymuşluğuyla belli çevreler dışında fazla infial yaratmadı. Bunun nedeni de kendi adıma üç grubun son yıllardaki müzikal düşüşlerinin verdiği güvensizlikti. 2016'da üçü konser kaydı olmak üzere beş şarkılık The Party's Over EP'si ve Prophets Of Rage adlı şarkıyla bu kez ciddi birşeylerin yolda olduğunu hissettik. Adını Public Enemy'nin 1988 tarihli klasikleşmiş albümü It Takes A Nation Of Millions To Hold Us Back albümündeki bir şarkıdan alan Prophets Of Rage, Eylül 2017'nin ortasında çıkardığı aynı adlı debut ile "clear the way" (yolu açın) diyor.


Radical Eyes adında, çok şaşalı olmasa da belli bir karizması olan açılışın ardından ilk single Unfuck The World ortalığı ısıtıp dinleyeni kıvama getiriyor. Legalize Me, Hail To The Chief, Strength In Numbers, Take Me Higher, Hands Up, Smashit gibi şahane rap rock şarkılarının öncülüğünde cıva gibi yerinde duramıyor. RATM'den bildiğimiz ve sevdiğimiz üzere tipik Morello formüllerinin her şarkıda hissedilmesi, yukarıda adı geçen şarkılar başta olmak üzere albüm genelinde eski güzel günleri coşkuyla anmamıza vesile olurken, aynı formüller birkaç şarkıda kendini tekrar eder gibi algılanmasına yol açıyor. Bu formül, süper bir gitar riffinin sürüklediği, agresif ve karizmatik bir rap vokalin öfkesini boşalttığı, slogan gibi bir nakarat ile taçlandırılan, arada CGI'sız eksantrik bir Morello solosunun yer aldığı, sonlara doğru öfkenin iyice arttığı şarkılara hayat veren bir formül. Rock ve rap ortaklığını sevenler için şikayet etmenin imkansız olduğu bir durum. Üstelik burada Chuck D ve B-Real gibi iki rap ustasının politik güçlerinin RATM müzikal altyapısına bindirmeler yapmasını görerek kucaklanması gereken bir durum.

Bazen rifflerin cazip gelmemesi, öfke dozunun tatmin etmemesi, müziğin yeterince gaza getirememesi gibi öznel nedenlerden ötürü bu formülün işlemediği anların da var olabileceğini düşünebiliyoruz. Ama son yıllarda düşüşte gördüğüm bu üç süper grubun yarattığı yeni bir "supergroup"tan beklenen çoğu şeyi bulmuş olmanın heyecanıyla formül mormül sallamıyor insan. 2016 yazından beri süren "Make America Rage Again Tour" adını verdikleri Kuzey Amerika turnesi yeni şarkılar yanında, bu üç grubun protest marşları haline gelmiş şarkılarından da oluşuyor ki, olası bir konser albümü bu heyecan dalgasını katlayabilir. Özellikle Amerika'da Trump sonrası artan ırkçılık başta olmak üzere yanlış politikalara karşı müzik dünyasından yükselen en önemli hareket olarak görülen Prophets Of Rage, meselelerini sadece lirik olarak değil, sert ve kıvrak müzikal yapısıyla da ete kemiğe büründüren mühim bir hareket. Adaletsizliklere, ayrımcılıklara, düzensizliklere, yoksunluklara, cehalete karşı birer koyun olmayı reddeden reflekslerle, öfkeyle hareket eden bir ses. İçinde "öfke" olan bir gereklilik.

1. Radical Eyes
2. Unfuck the World
3. Legalize Me
4. Living on the 110
5. The Counteroffensive
6. Hail to the Chief
7. Take Me Higher
8. Strength in Numbers
9. Fired a Shot
10. Who Owns Who
11. Hands Up
12. Smashit

23 Eylül 2017 Cumartesi

Tiny Masters Of Today - Skeletons


Ivan’ın gitar, Ada’nın bas çaldığı, her ikisinin de vokal yaptığı New York’lu bir ikili olan Tiny Masters Of Today, grunge sonrası birden bitiveren çeşitli türlere hapsedilmiş ilginç gruplardan sadece birisi. Yalnız artık resmi bir tür haline gelmiş post-grunge olarak değil de, garage rock ve lo-fi istasyonundan kalkıp, alternative rock ve indie rock istikametlerine uğrayan bir türler karması şeklinde boy gösteriyorlar. Bir küsür ve iki küsür dakikalık (3:48’lik Big Stick’i saymazsak) şarkılardan örülü ikinci albümleri Skeletons gösteriyor ki, garajdan çıkma rock ölmemiş! Öldüğünü kimse söylememişti zaten de, en azından bana kaba tabirle kuru motor gürültüsü şeklinde gelen bilimum örneklerden sonra kulak pası silmek için de garajdaki bir çivinin başka bir çiviyi sökmesi gerekebiliyormuş. “Noise” veya "experimental" ön ekleri ile türlü gereksizliğe evsahipliği yapmış New York’un Tiny Masters Of Today’e gözü gibi bakması lazım.

Arkada hiç susmayan, ama farklı tonlar ve açılımlarla şarkılara renk katan gitar ve çoğunlukla garajdaki telsizden yayın yapar gibi eşlik eden dişi vokal, ne yaptığını bilen bir davulla buluşunca ortaya hiç sıkmayan, tam tersi bazen garajdaki motor yağından üzeri kapkara olmuş “beach rock” bile olabilen eğlencelikte bir müzik sunuyor. Hatta bu tarz müzikte pek sık rastlanmayan elektronik numaraları da alttan, üstten, yandan farketmek mümkün. İnanmayan Pop Chart, Understandable Honesty, Skeletons, Monkey In The Middle parçalarına kulak atabilir. Açılıştaki Drop The Bomb!, Guy Ritchie tarzı filmlere jenerik olabilecek kadar kıyak bir potansiyel ifşa etmekte. Piyasada 10 tane daha Tiny Masters Of Today olsun, garage rock’ın sırtı kolay kolay yere gelmez!

1. Drop The Bomb!
2. Two Dead Soldiers
3. Skeletons
4. Pop Chart
5. Real Good
6. Big Stick
7. Monkey In The Middle
8. Big Bass Drum
9. Ghost Star
10. Understandable Honesty
11. Abercrombie Zombie

15 Eylül 2017 Cuma

Guardians Of The Galaxy: Awesome Mix, Vol. 2 (OST)


2014 yılındaki Guardians Of The Galaxy sonrası devam filminin geleceğine, Awesome Mix, Vol. 1 olarak yönetmen James Gunn'ın seçtiği şarkıların güzelliğine, haliyle Vol. 2 şarkılarının da yolunun gözleneceğine dair heyecan ve hezeyanlarımı beyan etmiştim. Beklenen günler geldi ve hem film, hem de soundtrack şeklinde Vol. 2'ye kavuştuk. İlk filmin sonlarına doğru gördüğümüz kaset artık kulaklarımızda dönüyor. Yine ilk filmdeki gibi kulağa tanıdık gelen gelmeyen, tabii filmi izledikten sonra çok daha anlam kazanan 14 şarkı ile karşı karşıyayız. Film olarak güzel bir seri yakalandığı gibi, soundtrack olarak da özellikle 70'li yılların benzersiz yüzünü ucundan kıyısından yansıtan bazı örneklerle derlenmiş bir başka serinin de takipçisiyiz. Filmin yolunu gözleyenler kadar Awesome Mix. Vol. 2 de merak konusuydu. Gunn 2015'ten itibaren ara ara albüm hakkında merakları gidermeye çalıştı. İlk filmde konduğu sahnelerle daha bir güzelleşen Hooked On A Feeling, Cherry Bomb, Fooled Around and Fell In Love, I'm Not In Love, Ain't No Mountain High Enough gibi klasiklerin yerini başka şarkılar almış vaziyette. Ama önce albüme konanlardan değil, konmayanlardan bahsedelim ki, konunun o kadar basit olmadığı anlaşılsın.

James Gunn, yazıp yönettiği film kadar soundtrack için de çok titiz davrandığını göstermekte. Öyle ki, gelmiş geçmiş en iyi pop şarkılarından biri olarak gördüğü Hall & Oates'un She's Gone şarkısına filmde uygun yer bulamadığı için albüme de koymamış. Keza Alice Cooper'ın Teenage Lament '74 adlı hiç duymadığım bestesi de benzer bir sebep yüzünden kadroya girememiş. Gunn'ın idollerinden biri olan, ilk albümde Moonage Daydream ile dinlediğimiz David Bowie'den bir başka şarkıyı (büyük ihtimalle Suffragette City) Vol. 2'ye koymak istemiş. Ancak şarkıyı koyduğu sahneyi filmden çıkarınca şarkıya başka bir yer bulmak istememiş. Hani başkası olsa, hayatımın şarkısı, hayatımın idolü demez, boş bulduğu yere şarkıyı iliştirirdi. Ama Gunn, artık aklında ne varsa ona sadık kaldığını, gerekirse film içinde o şarkıdan / şarkıcıdan feragat edebileceğini gösteren özenli bir seçki çıkardığını gösteriyor. Bir de filmde çaldığı halde albüme konmamış olan Jimmy Urine şarkısı Un Deye Gon Hayd (The Unloved Song), albümde çaldığı halde filme konmamış (fakat fragmanlardan birinde çalmış) Sweet şarkısı Fox On The Run mevcudiyeti söz konusu.

 
Albümü açan, aynı zamanda filmin müthiş açılış jeneriğinde duyduğumuz Electric Light Orchestra şarkısı Mr. Blue Sky, James Gunn'ın açılış için mükemmel demesine pek katılmasam da, özellikle Baby Groot'un sevimli hallerine cuk oturmuş. Enfes nakaratıyla bir değil iki sahnede çalan gelmiş geçmiş en iyi Fleetwood Mac şarkılarından The Chain'i duymak heyecan verici. Ego'nun olağanüstü güzellikteki gezegenine girerken çalan My Sweet Lord (George Harrison) muazzam. Rocket'in tek başına ormanda Yondu'nun adamlarını hacamat ederken duyduğumuz Southern Nights (Glen Campbell) bu sahnelerle daha bir güzel. Zaten filmde dikkat çeken bir nokta da, Rocket'in bu kaseti ayrı bir sevmiş ve her fırsatta çalmak istemiş olması. Rocket, Yondu ve Baby Groot'un hapisten kurtulup gemiyi ele geçirdikleri, Yondu'nun ıslığıyla komuta ettiği okunun harikalar yarattığı aksiyon sekansına can katan Come A Little Bit Closer (Jay and The Americans), ortalık yeterince karışıkken bir de Sovereign ordusunun dahil olduğu sırada Kreglin'in gemide tek başına dinlediği Wham Bam Shang-a-Lang (Silver) tekrar tekrar izlenesi / dinlenesi anlar.

İlk filmde Peter ve Gamora'nın yakınlaşmasına mükemmel biçimde eşlik eden Fooled Around and Fell In Love'ın yerini bu defa Bring It On Home To Me (Sam Cooke) ile romantik anlar, "konuşulmayan şeyler" alıyor. Peter'ın annesinin en sevdiği şarkılardan biri olan, Ego'nun da buna tanıklık ettiği, hatta biraz da alay ettiği Looking Glass şarkısı Brandy (You're a Fine Girl) ve tabii hem sözleri, hem de müziğiyle olsun finale huzur, hüzün, anlam katan efsane Father and Son (Cat Stevens) albümün değerine değer katan şarkılar. Son şarkı Guardians Inferno ise albüm için yazılan tek şarkı. Yazarları ise filmin score sorumlusu Tyler Bates ve yönetmen James Gunn. Vokalde ise aynı zamanda şarkıcılık da yapan David Hasselhoff var ki, filmde babasız büyüyen Peter'ın baba figürü olarak benimsediği, aynı zamanda Gunn'ın da Knight Rider zamanlarından hayran olduğu aktör olması itibariyle onur konuklarından birisi. Gunn yine kendine yakışanı yapıp başarılı bir devam filmine, başarılı bir soundtrack hazırlamış. Öyle ki sinemasına olduğu kadar soundtrack seçkilerine de hayran olduğum Edgar Wright bile Baby Driver için aynı şarkıları seçmemek adına Gunn'ı arayıp emin olmak istemiş. Üçüncü filmle beraber Awesome Mix, Vol. 3 de gelir muhakkak. Gerçi walkmen kırıldı ve Kreglin Peter'a 300 şarkı kapasiteli bir MP3 player verdi. Ama walkmen tamir olsun, üçüncü bir kaset ortaya çıksın istiyor insan. Kimbilir Gunn'ın aklında bu defa hangi nostaljik şarkılar, nasıl sürprizler olacak?

1. Electric Light Orchestra - Mr. Blue Sky
2. Sweet - Fox on the Run
3. Aliotta Haynes Jeremiah - Lake Shore Drive
4. Fleetwood Mac - The Chain
5. Sam Cooke - Bring it on Home to Me
6. Glen Campbell - Southern Nights
7. George Harrison - My Sweet Lord
8. Looking Glass - Brandy (You’re a Fine Girl)
9. Jay and The Americans - Come a Little Bit Closer
10. Silver - Wham Bam Shang-a-Lang
11. Cheap Trick - Surrender
12. Cat Stevens / Yusuf Islam - Father and Son
13. Parliament - Flashlight
14. The Sneepers (feat. David Hasselhoff) - Guardians Inferno

7 Eylül 2017 Perşembe

Motörhead - Under Cöver


28 Aralık 2015'te aramızdan ayrılan heavy metal efsanesi Lemmy Kilmister'ın ardından plak şirketleri boş durmayıp onun güzel hatırasını yaşatmaya çalışıyorlar. (Yersen tabii. Küplerini dolduruyor da olabilirler.) Ölümünden sonra, önce 2016 Haziran'ında konser CD/DVD'si Clean Your Clock, 2016 Aralık'ında ise 3 CD'den oluşan Wake The Dead adlı Best Of albümü piyasaya sürüldü. Motörhead hayranlarının bundan şikayetçi olacaklarını sanmıyorum. Ben değilim. Neyse, 2017 yılında Motörhead için ne yapabiliriz diye kafa yoran uzmanlar, Under Cöver adında parlak bir fikirle çıkageldiler. Albüm adından da anlaşılabileceği üzere grubun 1992 - 2015 arasında çalmış olduğu 11 adet coverdan oluşuyor. Bugüne kadar başka birinden tek bir tane bile iyi Motörhead coverı duymamış olan ben, başkalarına ait 11 adet şarkı coverlayan Motörhead'in üstüne balıklama atlamasam olmazdı. Mutlaka albümde yer bulamamış başka coverları da vardır. Ama Under Cöver dahilindeki hiçbir şarkıyı daha önce kendilerinden duymamış olmanın heyecanıyla adeta yeni bir albüm dinliyormuş gibi sevinmeden kendimi alamadım.

En beğendiklerimden başlarsam, açılışı yapan süper Judas Priest şarkısı Breaking The Law'ı, bir Dio harikası Starstruck'ı, önceleri The Rolling Stones'tan başkasına yakışmayacağını düşündüğüm fakat dinleyince Motörhead'e de çok yakıştığını fark ettiğim Jumpin' Jack Flash'i, 2015 yılına ait iki en yeni cover olan ve sound olarak albüme farklı bir hava katan Heroes ve Sympathy For The Devil klasiklerini saymam farzdır. Bu olmazsa olmaz 5 şarkının yanına God Save The Queen, Hellraiser ve Shoot 'Em Down gibi Motörhead ruhuna uygun yorumlar da eklenince ailecek sıkı bir heavy metal ziyafeti yaşıyoruz. Kapanıştaki Metallica coverı Whiplash ise o ruhun trash ve punk arasında seyreden yanını bize yansıtmaktan geri durmuyor. Sadece Rockaway Beach yerine daha dişli bir Ramones şarkısı olabilirdi diye düşündüm. Ama Lemmy başkanın bir bildiği vardır diyerek onu da bağrımıza basıyoruz. Belki de yukarılarda bir yerlerde Bowie ve Dio ile Jack Daniels'ın gözüne vuran Lemmy, sadece kendi besteleriyle değil, başkalarının şarkılarıyla da büyüklüğünü yine, yeniden kanıtlamış oluyor. Onsuz bazen üşüyoruz. Ama bizi ısıtacak 22 stüdyo, bilmem kaç tane konser albümü kolayca ulaşılacak mesafede olunca rahatlıyoruz.

1. Breaking the Law (Judas Priest) 2008
2. God Save the Queen (Sex Pistols) 2000
3. Heroes (David Bowie) 2015
4. Starstruck (Dio) 2014
5. Cat Scratch Fever (Ted Nugent) 1992
6. Jumpin' Jack Flash (The Rolling Stones) 2001
7. Sympathy for the Devil (The Rolling Stones) 2015
8. Hellraiser (Ozzy Osbourne) 1992
9. Rockaway Beach (Ramones) 2002
10. Shoot 'em Down (Twisted Sister) 2001
11. Whiplash (Metallica) 2005

31 Ağustos 2017 Perşembe

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2017)

Everything Everything - A Fever Dream
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock, Art Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Can't Do"
Gothic Tropic - Fast or Feast
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Don't Give Me Up"
Dogu Blok - Şeytan Hazretlerinin Son Yolculuğu
Yıl: 2017 Türkiye
Tür: Psychedelic Pop, Art Pop, Lo-Fi
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kahire"
 
The Incredible Bongo Band - The Return of The Incredible Bongo Band
Yıl: 1974 ABD
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Can't Get No Stisfaction"
The Jim Jones Revue - Burning Your House Down
Yıl: 2010 İngiltere
Tür: Rock & Roll, Garage Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "High Horse"
 
PVRIS - All We Know of Heaven, All We Need of Hell
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nola 1"
The Bombay Royale - Run Kitty Run
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Psychedelic Pop, Rock, Funk
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ballygunge"
Daniel Pemperton - King Arthur: Legend of the Sword
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Soundtrack, Score, Ambient
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Growing Up Londinium"
 
Gogol Bordello - Seekers and Finders
Yıl: 2017 ABD
Tür: Gypsy Punk, Folk Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Familia Bonfireball"
Roger Molls - Metamorphosis of Muses
Yıl: 2012 Fransa
Tür: Hip Hop, Soul, Breakbeat
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Remember November"
Krasnoznamyonnaya Diviziya Imeni Moyey Babushki - Посмертные приключения
Yıl: 2017 Rusya
Tür: Art Pop, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Сонник"
Bünyamin Olguncan & Raquy Danziger - Darbuka Magic
Yıl: 2017 ABD/Türkiye
Tür: Ethnic, Percussion, World
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Beyoğlu Beat"
Kacey Johansing - The Hiding
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Power of Love"
Po' Brothers - Hunchhunchbeardown
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Carry the Weight"
The Sick-Leaves - Travels with Charlie
Yıl: 2017 Güney Afrika
Tür: Alternative Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Underneath It All"
 
Work Drugs - Flaunt the Imperfection
Yıl: 2017 ABD
Tür: Indie Pop, Chillwave, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "For the Year"
Dust - Soulburst
Yıl: 2016 İsveç
Tür: Hard Rock, Stoner Rock
 "F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Free"
 
Nixon Now - Altamont Nation Express
Yıl: 2005 Almanya
Tür: Garage Rock, Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Can Boogie"
Chase & Status - Tribe
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Drum & Bass, UK Hip Hop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tribes"
 
Dangal OST
Yıl: 2016 Hindistan
Tür: Bhangra, Hindi
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Daler Mehndi - "Dangal"

20 Ağustos 2017 Pazar

Dean Ortega - Revolution Child The Answer


Her türlü gitar, keyboard, perküsyon ve vokal sorumlusu rock insanı Dean Ortega ile tanışmış olmanın keyfini yaşadığım Revolution Child The Answer adlı albüm döndükçe dönüyor. Her dönüşte başka sıkı numaraların farkına varmak, bu tanışmayı daha da renklendiriyor. Bas çalan De Autry Jones ve davul döven Ron Thomas ile birlikte müthiş bir trio olarak Ağustos başında çıkardıkları bu albüm, hard, stoner, psychedelic kanallardan sağlam yüklenmeler içeriyor. Arada konuk gitaristler de boy göstermiş. Tabii asıl boyunu gördüğümüz kişi, başta virtüözlüğünü sergilediği gitar olmak üzere saydığımız enstrümanları çalan, şarkıları yazan, yapımcılığı üstlenen, kapak fotoğrafını bile kendi tasarlayan Dean Ortega... Çoğu virtüöz insanın aksine, yersiz şımarıklıklarla bu yeteneğin suyunu çıkarmayan, grup müziği tasarlayıp diğer arkadaşlarına da sağlam alanlar yaratan, üstelik çoğu virtüöz insanın başvurduğunun aksine kendi yanar döner vokalini kendi yapan Ortega, 80'leri 90'lara bağlayan hard rock ruhunu 2000'lere ulaştıran bileşenlere son derece hakim insanlardan.

Enter The Empire ile bir buçuk dakikalık bir girizgahtan sonra Don't You Wanna Be?, Come On, Hole, Countless Wired gibi fitili her an ateş almaya hazır bomba rock şarkıları albümde çeşitli cazibe noktaları yaratıyor. Üçlünün birbirleriyle olan uyumları, Ortega'nın canhıraş ama ipini koparıp saçmalamayan sololarıyla bütünleşiyor. Arada The Zoo gibi bir şarkıyla grunge dönemine selam çakılıyor. Yine albümün özel şarkılarından biri olan Revolution Child, 2:55'lik süresi dahilinde birbirine bağlanmış üç ayrı şarkı ihtiva ediyor. Sonlara doğru The Raven ve Break Of Death'in albümü ağırlaştığını düşünüyorum. Tabii bütün şarkılar Come On gibi gaz versin demiyoruz. Ama özellikle sonlara yaklaştıkça hantallaşması da pek sevdiğim durumlardan değildir. Yine de genele vurduğumda çok iyi bir rock albümüyle göz göze gelmiş bulunuyorum. O yüzden hoşuma gitmeyen 1-2 şarkı yüzünde hiçbir albümü harcamam. Gayet tecrübeli bir müzik adamı olduğunu anladığımız Dean Ortega'nın bundan önce ne gibi albümler veya çalışmalar yaptığına dair pek bilgi edinemedim. Derinlemesine araştırmadım da. Zira Revolution Child The Answer insanı bir müddet gayet iyi meşgul ediyor.

1. Enter the Empire
2. Don't You Wanna Be?
3. Jimi Punk
4. Hole
5. The Zoo
6. Revolution Child
7. Come On
8. Countless Wired
9. The Raven
10. Break of Death
11. Had Enough
12. Rum

9 Ağustos 2017 Çarşamba

Miranda Lee Richards - Existential Beast


1975 San Fransisco doğumlu Miranda Lee Richards'ı 2009 yılında çıkardığı Light Of X ile tanımış, bayılmış, takibe almıştım. Metallica gitaristi Kirk Hammett'tan gitar dersleri aldığı başta olmak üzere, maceracı ruhundan, kısa süren grup tecrübesinden, içtenliğinden, huzurlu ve hüzünlü müziğinden bahsetmiştim. 2001 tarihli The Herethereafter albümüne dönüp oradan da aynı keyfi aldıktan sonra 2016'daki Echoes Of The Dreamtime ile sessiz sedasız geri dönüşüne tanık olmuştum. Yeni albümü için 5-6 sene ara vereceğini düşünürken sürpriz biçimde hiç bekletmeden Existential Beast ile o büyülü folk rock dünyasına tekrar davet ediyor Richards. Dumanı hala üstünde olan Echoes Of The Dreamtime'ın benim için hala keşfedilmemiş koyları varken, Existential Beast ile yepyeni nefes alma alanları yaratan Richards, bu kadar kısa sürede yine güçlü bir albümle döndüğü için gerçekten mest etti. Albümleri arasında verdiği uzun aralardan sonra böylesi bir erken kavuşma, acaba acelecilik neticesinde bir vasatlığa yol açabilir mi düşüncesi yaratsa da, Existential Beast o oturmuş Miranda Lee Richards soundunu koruyan kalitede.

Tıpkı önceki üç albümü gibi Existential Beast de bir çırpıda içine almayan, dinleyicisinden zaman, emek ve konsantrasyon isteyen, bunlar gerçekleştiğinde sakladıklarını yavaş yavaş açığa çıkaran bileşenlere sahip. Aslında tarifsiz olan bu hissi dört albümünde de koruduğu için artık onun kötü bir albüm yapabileceğine de pek inanmıyorum. 70'leri anımsatan Ashes and Seeds ile tutuk bir açılış yapmasının bu sonucu değiştirmeyeceğini düşünüyordum, yanılmadım. Aslında Ashes and Seeds'in bence tek sorunu parlak bir nakaratı olmaması. Mesela albümün isim parçası Existential Beast de aynı tutukluktan muzdarip gibi görünüyordu. Oysa çok basit bir vokal nakaratıyla ve onun doğal getirisi sonucu yaratılan psychedelic atmosferle albümün en güçlü şarkılarından biri haline geldiğini görüyoruz. Kelt etkileri taşıyan modern ninniler Oh Raven ve Back To The Source, yaylıların desteğini alarak bu iki ninniye omuz veren Autumn Sun, albümün geleneksel ile çağdaş arasında salınan folk hüznüne bir dream pop tonu da katıyor ki, her dinleyişte bu ton kendi içinde renkten renge giriyor.


Psychedelic rock ve alt. country'yi birbirine yakın ölçütlerle seven bir dinleyici için mükemmel karışımlar olan Golden Gate, On The Outside Of Heaven ve The Wildwood üçlüsü kesinlikle anlatılmaz, yaşanır besteler. Lucid I Would Dream ise yine Richards'ın country bilincine dream pop zenginliği yüklediği, büyüsüne kapılan dinleyiciyi hamur gibi yoğurup istediği kıvama getirebilen bir başka şahane şarkı. Kapanıştaki 12 dakikalık Another World, yine iyi bir nakarata ve süresi itibariyle psychedelic dönüşümlere sahip olmayan düz bir folk şarkısı olarak hayalkırıklığı oluştursa da, açılış ve kapanış arasındaki diğer bestelerin olağanüstü birlikteliği ile olgunluğunu, kalitesini, karizmasını, gerçeklik ile rüyalar alemi arasında kurduğu dengesini çok iyi ifade ediyor. Yağmur gibi çiseleyen gitar melodileri, arka planda bir sürü farklı işler yapan keyboardları, hiçbir şeyi abartmayan bas ve davulu, Richards'ın bir müzisyen ve bir kadın olarak kimliğini yansıtan duru vokali bu şarkıları vücuda getiren başlıca yapıtaşları. Ve bu taşların hepsi kendi yerinde ağır.

Existential Beast, lirik açısından ise politik ve aktivist bir albüm. Yer yer 2016 başkanlık seçimlerine ilişkin izler görülüyor. Albüme adını veren şarkıyı yazarken izlediği bir Nelson Mandela biyografisinden etkilendiğini söyleyen Richards, yangınlarla boğuşan dünyaya nasıl barış gelebileceğine dair kafa yoruyor. Another World ile, memleketi California özelinde Amerikan politika sisteminin odak noktalarından birine barış yanlısı akustik pasajlar dile getiriyor. Golden Gate ve Oh Raven, güven duygusu konusunda nitelikli ve şiirsel kişisel gelişim özellikleri taşıyor. The Wildwood ise, Zimbabwe'de ulusal parkta yaşayan, Oxford Üniversitesi araştırmacılarının gözetimindeki 13 yaşındaki aslan Cecil hakkında. Kamuoyunda tanınan ve sevilen, ülkeye her yıl binlerce turist çeken Cecil'in 2015 yılında bir avcı tarafından önce okla yaralanmasını, 40 saat sonra da tüfekle öldürülmesini kendine has şiirsellik ve vuruculukta dile getiren Richards için, pastoral dünyanın içinde gizli böyle trajediler kadar o dünyanın kendi içindeki her türlü duygunun da karşılığı mevcut. O halde Existential Beast için, geçmişine, şimdisine ve geleceğine kendi karar vermiş, varoluşuna sınırları kesinleştirilmemiş anlamlar yüklemiş bir "yaratık" demenin hiç sakıncası yok.

1. Ashes and Seeds
2. The Wildwood
3. Lucid I Would Dream
4. Golden Gate
5. Back to the Source
6. Autumn Sun
7. Existential Beast
8. Oh Raven
9. On the Outside of Heaven
10. Another World