30 Kasım 2023 Perşembe

Issız Ada Radyosu Arşivi (Kasım 2023)

Cannons - Heartbeat Highway
Yıl: 2023 ABD
Tür: Electropop, Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Crush"

Little Richard: I A m Everything OST
Yıl: 2023 ABD
Tür: Rock & Roll, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lucille"
Mors Subita - Origin of Fire
Yıl: 2023 Finlandiya
Tür: Melodic Death Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blackout"
Flamingods - Head of Pomegranate
Yıl: 2023 İngitere
Tür: NeoPsychedelia
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tall Glass"
Blues Traveler - Traveler's Soul
Yıl: 2023 ABD
Tür: Blues Rock, Pop Rock, Cover
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Groove Is in the Heart (feat. Liv Warfield & Davie)
Blackbird - Pink Shades
Yıl: 2023 Hollanda
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pink Shades"
Sababa 5 - Aspan
Yıl: 2023 İsrail
Tür: Neo-Psychedelia, Trip Hop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tri Li Li"
Girl You Know It's True OST
Yıl: 2023 Almanya
Tür: Pop, Dance-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: Boney M. - "Daddy Cool"
Howling Giant - Glass Future
Yıl: 2023 ABD
Tür: Stoner Metal, Stoner Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "First Blood of Melchor"
Last Millenium Guy - Music for the People
Yıl: 2023 Almanya
Tür: Electronica, Trip Hop, Dance
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "All I Need"

Yangın - PLASTİK
Yıl: 2023 Türkiye
Tür: Alternative Rock. Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Arabesk"

Kraan - Zoup
Yıl: 2023 Almanya
Tür: Progressive Rock, Jazz-Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Norwegen Dia"
Princess Thailand - Golden Frames
Yıl: 2023 Fransa
Tür: Post-Punk, No Wave
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blinded Fool"

Pure Bathing Culture - Chalice
Yıl: 2023 ABD
Tür: Dream Pop, Chillwave, Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Memento"
Guns 'n Roses - G N' R Lies
Yıl: 1988 ABD
Tür: Hard Rock, Acoustic Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "You're Crazy"


Captain Zipperneck - Pew Pew
Yıl: 2023 ABD
Tür: Surf Rock, Rock & Roll
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Phantom Surf"
Cherry Bandora - Back to the Taverna
Yıl: 2023 Almanya
Tür: Folk Pop, Greek, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rampi Rampi (feat. Barış Öner)
Mosh Party - New Attitude
Yıl: 2023 ABD
Tür: Pop, Dance-Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Go Get It Now"


Hinayana - Shatter and Fall
Yıl: 2023 ABD
Tür: Melodic Death Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Slowly Light Collides"

Matt Berry - Simplicity
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Neo-Psychedelia, Funk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Get the Scene"

26 Kasım 2023 Pazar

The Cadillac Three - The Years Go Fast

 
The Years Go Fast, yani yıllar çabucak geçiyor. Daha 2013'te kendi adlarını taşıyan ilk albümlerini övgülerle karşıladığımız Nashville üçlüsü The Cadillac Three 7. albümlerini devirdi. Albüme de bu ismi uygun gördü. İlk albümden beri kendilerinin sıkı bir takipçisi olarak inişlerine ve çıkışlarına tanıklık ettim. Bu iniş ve çıkışlar fikrimi değiştirmedi. En iyi albümleri hep The Cadillac Three olarak kaldı. Şu an o albümü bütünüyle hatırlamıyorum ancak The Years Go Fast onu tahtından edebilir. Country ve blues köklerinden yola çıkıp modern yöntemlerle ve açık vizyonlarla hareket eden Jaren, Neil ve Kelby üçlüsü gerçek bir olgunluk dönemine ulaşmışlar. Gerçi bu "olgunluk" dönemi yoruma açık bir ifade. Kimileri bir grubun hit deposu albümünden sonra gelen gıygıy bir uyuşukluğu olgunluk olarak da görebiliyor. Başka bir ifadeyle olgunluk = dinginlik olarak kodlanıyor. Oysa The Cadillac Three 2013'teki ilk albümünde neyse belli açılardan yine o. Hatta tutkusu, coşkusu, şarkı tasarımı olarak daha da fazlası. Olgunlaşmanın dinginlikten ziyade yaklaşık 10 sene önceki bu özelliklerini muhafaza etmek olduğunun bilincinde bir çağdaşlık.

İlk albümü incelerken de söylemiştik. The Cadillac Three Nashville'in hillbilly, redneck ve hoboları için müzik yapmıyor. Onların modernlikleri pop rock, alternatif rock, hatta funk rock ile sürekli temas halinde olmalarından kaynaklanmakta. Blues ve country hep pusuda ve beslenme kaynakları olarak heybelerinde duruyor. Birbirinin kopyası southern rock bestelerini arka arkaya sıralayarak kalıcı albümler yapacaklarını düşünmüyorlar. Bu da onlara kaliteyi getiriyor. 10 yıla rağmen en ufak bir yaşlanma (olgunlaşma değil) belirtisi göstermiyorlar. Zaten açılıştaki Young & Hungry'den bunu ismen ve cismen anlamak zor değil. Peş peşe gelen Double Wide Grave, Comin’ Down From You ve The Worst duman altı olmuş, bira kokusundan çakırkeyif olmuş Nashville barlarında dinlenecek türde şarkılardan ziyade, "yeni country" diye bir şey varsa oraya ait tatlar. Albümün bana göre kutup yıldızı da Double Wide Grave. Bu modernlik durumu şarkıların kendi içlerinde sürekli arayış içinde olmaları ya da sabit bir rutine hapsolmak istememeleri diyelim. Double Wide Grave'i duyduğum anda beni sevindiren. 7. albümde bile kurşunlarının bitmemiş olduğunu görmekti.

Elbette bu çağdaşlıktan country anlamında Dressed Up To Die ve Hillbilly şarkıları da nasibini almış. O Hillbilly ki, iki konuk country vokalisti ve When The Levee Breaks'in efsane davul ritmin anımsatan gümbür gümbürlüğüyle albümün "coşkun" sıfatını almasına katkıda bulunan şarkılardan biri. This Town Is A Ghost ve Go To Bed Lonely şayet 90'larda ortaya çıkmış olsaydı listeleri tarumar eder, ne kadar 90'lar derlemesi varsa sızarlardı. 90'lar demişken Love Like War'ı da klübe dahil edelim. 90'ların "killer" rock baladlarından hiç eksiği olmadığı gibi, çoğundan fazlası bile var. The Cadillac Three ile ilk albümlerinde tanıştığım zaman yazdıklarımın sonunda "böyle gençleri duydukça gelenekselden moderne kurulan köprüler üzerinden güvenle geçebileceğini hissediyor insan. Hem de siyah bir Cadillac içinde!" demiştim. Gitarist ve vokalist Jaren Johnston üzerinden gidelim. İlk albüm çıktığında 32 yaşındaydı, şimdi 43 yaşında. Neil ve Kelby de hemen hemen o yaşlardadır. Demem o ki, yıllar hızlı geçiyor ama onlar da çok iyi yaşlanıyorlar. Hem de siyah bir Cadillac içinde!

1. Young & Hungry
2. Double Wide Grave
3. Comin’ Down From You
4. The Worst
5. Love Like War
6. The Torch
7. Dressed Up to Die
8. Hillbilly (feat. Elvie Shane & Ketch Secor)
9. This Town Is a Ghost
10. Go to Bed Lonely
11. 4 Chords & the Proof
12. Pistols on the Levee

18 Kasım 2023 Cumartesi

Izzy Stradlin & The Ju Ju Hounds - Izzy Stradlin & The Ju Ju Hounds


Vakt-i zamanında Guns’n Roses ile ilgili bir yorumda rastladığım bir cümle, demek ki aynı şeyleri hissettiğimiz insanlar da varmış dedirten türdendi: Axl’da öfke, Slash’te asi rock karizması, Duff’ta enerji vardır. Izzy’de ise kalp!” O Izzy, grubun fotoğraflarında bile dikkat çekmeyecek kadar silik görünen, halbuki Guns’n Roses altyapısının rock tarihinde türlü referanslarını bulmasına en büyük katkıda bulunmuş değerli bir parçası olan Izzy Stradlin’di. Zaten grubun demirbaş albümlerinden sonra, Axl ile olan takışmalarının da etkisiyle kendi yoluna gitmek istemiş, böylece Guns’n Roses ruhu da bitmiştir. Alkol problemlerine ve onun getirdiği dengesizliklere rağmen belki de grubun en olgun, müzikal anlamda en klas elemanıydı. Bir süre oradan oraya savrulduktan sonra 92’de yanına The Georgia Satellites'tan Rick Richards’ı (gitar), Buckcherry'den Jimmy Ashhurst’ü (bass) ve Charlie Quintana isimli avare davulcuyu alarak kurduğu Izzy Stradlin & The Ju Ju Hounds ile resmen bağımsızlığını ilân etmiş oldu. Ne yazık ki tek albümlük bir grup olarak kalan dörtlü, çiğ, enerjik, akustik, saygı duyulası bir rock’n roll’un müdavimi olanların yollarına güller döktü kendi adlarını taşıyan bu albümle.

Klâsik rock’n roll, punk, reggae etkileri taşıyan albüm, müzik dünyasına yeni bir çehre kazandırmış işlerden değil. Öyle bir iddiası da yok. Eski kalıplar üzerine kendi kimyalarından kattıkları kadarıyla, kendi yağlarıyla kavruluyorlar. Ama Izzy’nin kalbi aynen orada. Üstelik Guns’n Roses’ın sırf gürültülü olabilmek adına kastığı anlardan tamamen arınmış biçimde. Mutlaka bir referans gerekirse müziklerini tanımlamak için The Rolling Stones ve The Faces isimleri sıkça kullanılıyor ki, bu da onların klâsik yönlerini yeterince ele verir nitelikte. Bu albümle kaset formatında grunge öncesi çok güzel anlar paylaşmışlığım vardır. Az sayıda insanın biliyor olmasına kanaat getirdiğim için sevinirim aynı zamanda. Bu durum onları gözümde çok daha özel kılar. Asıl adı Jeffrey Dean Isbell olan Izzy, 10 şarkıda da sakin ama tutarlı gitarıyla, sakin ama tutarlı vokalini taş gibi şarkılara nakış gibi işlemiştir. Yıllanmış şaraptır. Sonbahar ateşidir. O gittikten sonra, onsuz müzik yapmaya çabalayan Guns’n Roses’ı cebinden çıkarıp bozuk para gibi harcayacak kadar sağlamdır. Ama maalesef arkası gelmeyendir, tektir! The Ju Ju Hounds’tan sonra önü açılan, canı sıkıldıkça solo albüm yapan, türlü projelerde boy gösteren Izzy için stadyumlar değil, kulüpler, barlar dolarsa müzik bir şeye benzer.


Somebody Knockin' ile daha başlar başlamaz hafiften The Rolling Stones esintileri üfleyen dinamik müzikleri, Toots & The Maytals klâsiği Pressure Drop coverı ile önce punk, sonlara doğru da reggae çeşmesinden içiriyor. Pressure Drop’tan sonra albümden çıkan ikinci single olan Shuffle It All, orta tempolu yoğunluğuyla Izzy için neden “kalp” yakıştırması yapıldığının kanıtı adeta. Time Gone By’ın Bo Diddley ritimli akustik Güney Rock akışkanlığı iç ısıtıyor. Take A Look At The Guy, Train Tracks ve Cuttin' The Rug gibi Stones etkili kıvrak rock’n rollar sallayıp yuvarlıyor. Özellikle de Stones efsanesinin Faces efsanesinden gelme entellektüel gitaristi Ronnie Wood’un gitarı ve sesiyle konuk olduğu Take A Look At The Guy, albümün en iyilerinden. Yine güney efkârı taşıyan, gospel vokallerle zenginleşen huzur dolu Come On Now Inside ile albümün kapıları kapanıyor. Benim için o kapılar her açılışında hiç değişmeden aynı hisleri de içeri buyur ediyor. Dinlediğim bazı Izzy Stradlin solo albümleri de iyidir. Ama Izzy Stradlin & The Ju Ju Hounds albümü çok başka. Zamansız ve samimi bir rock duymak istediğimde başvurduğum belli adreslerden biri. Hep öyle oldu ve olmaya da devam edecek.

1. Somebody Knockin'
2. Pressure Drop
3. Time Gone By
4. Shuffle It All
5. Bucket O' Trouble
6. Train Tracks
7. How Will It Go
8. Cuttin' the Rug
9. Take a Look at the Guy
10. Come On Now Inside

14 Kasım 2023 Salı

Jim Jones All Stars - Ain't No Peril

 
İngiliz garaj, blues, punk, rock'n roll müzisyeni Jim Jones, her daim üretken bir insan. Black Moses ve Thee Hypnotics adlı geçmişte kalmış iki grup yanında, özellikle Jim Jones Revue ve Jim Jones and The Righteous Mind gruplarıyla dirty blues'un en heyecan verici isimlerinden biri olan, "garajın vaftiz babası" Jones, yine kurtlanıp yeni bir projeyle karşımıza çıkıyor. Bu defa The Jim Jones Revue üyeleri Gavin Jay ve Elliot Mortimer (Gavin Jay, The Righteous Mind'da da bas çalıyordu bu arada), The Heavy davulcusu Chris Ellul, The Swamps'dan deneyimli punk blues gitaristi Carlton Mounsher ve 1-2 nefesli çalan müzisyenden kurduğu çeteyle Jim Jones All Stars olarak ensemizde boza pişiriyor. Ain't No Peril adını verdiği ilk albüm, zaten bu önceki tecrübelerin de birikimi olduğundan hiç de ilk albüm gibi sayılmayacak denli güçlü ve tavizsiz. The Jim Jones Revue'nün Burning Your House Down (2010) ve Jim Jones and The Righteous Mind'ın Super Natural (2017) albümleriyle aramda sağlam bağlar olduğundan, adamın adını gördüğümde doğal olarak yine ne işler peşinde olduğunu merak edip daldığım Ain't No Peril beni yanıltmadı. Pandemiyi bile fırsata çevirip o dönem kurduğu, Mayıs 2022'de Clarksdale, Mississippi'deki bir etkinlikte kafa kafaya gelen grup, Memphis, Tennessee'ye doğru hac yolculuğuna çıkarak Ain' No Peril'i çıkarmış. Hacılar, yukarıda adı geçen türleri hem kafa göz dalarak, hem de incelikli üsluplarla oya gibi işlemişler.

Açılışı yapan Devil's Kiss'in kabare, blues, rock & roll karışımı karizma duruşu, Jim Jones'un bir miktar Tom Waits'i andıran çatallı sesiyle gelmekte olanın çığırtkanlığını yapıyor adeta. Ne var ki gelmekte olan, ne zaman ve nasıl geleceğini önceden haber vermeyip her seferinde başka kılıklarda geliyor. En sevdiğimiz hareketlerden biridir. Albümün dinamoları, lokomotifleri, katilleri Gimme The GreaseYou Got The Best Stink (I Ever Stunk)I Want You (Any Way I Can) ve enfes bir kapanış yapan Evil Eye, her seansta daha da güzelleşen işler. Enstrümantal lezzetler Hot Sauce, Chingón ve enstrümantal olduğu yetmezmiş gibi stilize ve sinematik bir funk/fuzz rock olarak göz dolduran Drink Me de bu güzelleşmelere dahil. Devil's Kiss ile birlikte It's Your Voodoo Working ve albüme adını veren Ain't No Peril, eski usül R&B ve caz bileşenlerini garaja sokup çıkarmış gibi karakterize etmiş. Yine de öze fazla müdahale etmeden. Albüme hiçbir katkıları olmadığı gibi sürenin gereksiz yere uzamasına sebep olan Your Arms Will Be The Heavens ve Troglodyte için ne desem bilemedim. Belki coğrafyaya uyduramadım onları. "Mississippi nehrinin çok yakınında kayıt yaptığınızda, o ağır Memphis havasında, ritmi ve eziyeti duyma şeklinizi değiştiren bir şeyler vardır" diyor Jim Jones. Ain't No Peril'in coğrafyasında her an her şey olabilir, duygular olumlu yönde değişebilir.

1. Devil's Kiss
2. Gimme the Grease
3. It's Your Voodoo Working
4. Your Arms Will Be The Heavens
5. I Want You (Any Way I Can)
6. Hot Sauce
7. Troglodyte
8. Chingón
9. You Got The Best Stink (I Ever Stunk)
10. Ain't No Peril
11. Drink Me
12. Evil Eye

6 Kasım 2023 Pazartesi

Simple Minds - Once Upon A Time

 
1977'de Glasgow'da kurulan Simple Minds, günümüze gelene kadar 19 stüdyo albümüne imza atmış tecrübe abidelerinden biri. Benim tanışıklığım 7. albümleri Once Upon A Time'a denk geliyor ki bu da yıllardan 1985 demek. Radyolu kasetçalarla TRT'nin programlarından direkt kasete çekim yapmaya başladığımız dönemler yani. Listelerde fırtına gibi esen şarkıları keşfettiğimiz, kendi karışık kasetlerimizi oluşturduğumuz, o kasetlere koyduğumuz isimlerin birden fazla sevdiğimiz şarkıları olduğunda kasetlerini satın aldığımız dönemler. İşte Alive and Kicking, Sanctify Yourself, All The Things She Said üçlüsünü bu programlar sayesinde duydum, bayıldım, defalarca kasetlere çektim. İnanılmaz bir atmosferleri vardı. Daha önce duyduğum hiçbir şarkıya benzemiyorlardı. Gerçi daha önce çok fazla şey de duymuş sayılmazdım. Tür olarak rock, pop, metalden başka bir şey bilmiyorduk. Simple Minds, pop rock'ın görünen yüzünün altında new wave diye şahane bir türle de tanışıklığımı geliştirdi. Ama bu, The Cure veya Siouxsie and The Banshees tarzı bir new wave'den biraz farklı olarak Springsteen, Mellencamp, Petty ve U2'nun ilk zamanları gibi örneklendireceğimiz "heartland rock" duygusuyla yazılıp çalınmış şarkılardan oluşan bir karmaydı. Jim Kerr'in karizmatik, duruma göre hırçın, aynı zamanda şefkatli olabilen vokali, doğrudan kalbi hedef alan gitar, tok davul tonları işi bambaşka yerlere taşıyor gibiydi. Alive and Kicking, Sanctify Yourself ve All The Things She Said'in bende hiç eskimeyeceğini daha o zamanlar anlamıştım.

Simple Minds denince çoğunluğun aklına yine 1985 yılında single olarak çıkan ve John Hughes filmi The Breakfast Club'da kullanılan Don't You (Forget About Me) gelir. Filmle özdeşleşmiş bu şarkı ne hikmetse Once Upon A Time'da yer almıyor. Gerçi bazı deluxe edition'lara eklenmiş. Amerika ve Kanada listelerinde 1 numara olmuş. Gerçek bir new wave klasiği olması itibariyle neredeyse her 80'ler derlemesinde kendine yer bulmuş. The Breakfast Club'da Pazar günü cezaya kalan, ertesi gün yine okulun o keşmekeşine karışacak olan beş lise öğrencisinin yaşadığı o tuhaf Pazar günü burukluğunu daha iyi ifade eden başka bir şarkı duymadım. Don't You'nun olmadığı, orijinal hali 8 şarkıdan oluşan Once Upon A Time ise 80'lerin ortalarında ortaya çıkan güçlü bir vizyonun eseridir. Aradan geçen 38 yıla bakarak bu vizyonun kendini nostaljik bir ölümsüzlüğe endekslemiş olduğunu söyleyebiliriz. Yukarıda iki kez adı geçen üç harika şarkının önüne 19 albümlük Simple Minds külliyatı bile geçememiştir benim nazarımda. Albümdeki bütün şarkıları Jim Kerr (vokal), Charlie Burchill (gitar) ve Mick MacNeill'in (piyano, synthesizer) yazdığı Once Upon A Time'ın içinde yer alan diğer şarkılar dolgu malzemesi değil elbette. Oh Jungleland, I Wish You Were Here, kapanıştaki Come A Long Way new wave ne manaya geliyor diyenlere cevap niteliğinde parçalar. Single kumaşına sahip olmayabilirler belki ama 80'ler new wave döneminin en iyi terzilerinden birinin elinden çıkmışlar.

Simple Minds'ın gizli kahramanlarından biri olan Mick MacNeil, tuşluların şekillendirdiği Simple Minds müziğine olduğu kadar new wave kültürüne de hatırı sayılır katkılar sağlamış bir müzisyen. Sahnede olup da nasıl gizli kahraman olunuyor denirse, 80'ler grup düzeninde yakışıklı, karizmatik bir "frontman"in diğer grup üyelerini gölgede bırakması daha fazla yaygındı. Jim Kerr de o karizmalardan biriydi ve vitrinde hep o vardı. Ama MacNeil gibi adamlar böyle şeyleri dert etmezler genelde. Onun keyboardlarla, synthesizerlarla kurduğu sound öncül işlerden biriydi. 80'lerde beyin kıvrımlarımıza işlenmiş bu sound başka isimlerle, başka suretlerle hep karşımıza çıktı. Simple Minds'ın da öncülleri vardı. Don't You benim de dahil olduğum birçokları için bir kırılma noktasıydı. The Breakfast Club kültüyle birleştiğinde ergenliğimizin içimizi ezen, yüreğimizi burkan nostaljisinin içinde hep o sound duyuluyor. O sound bize bugün Pazar olduğunu, yarın okula gideceğimizi, derslerle, öğretmenlerle, zorbalarla cebelleşeceğimizi, ergenliğin türlü zorluklarıyla yeni bir haftaya başlayacağımızı, ama bunun yanında hoşlandığımız insanı göreceğimizi, haftasonu görüşemeyip özlediğimiz arkadaşlarımızla kavuşacağımızı söylüyor. Pazar günlerinin böyle bir hüznü var. Sabah kahvaltısından gece yatağa girene kadar bu burukluk hiç yakamızı bırakmaz. Okullar, okul bahçeleri ıssız, kimsesizdir. Şarkılar, new wave, 80'ler bu ıssız burukluğumuzun sözcüsü olurlar. Pazartesiler, Cumalar, Cumartesiler bu hüzne haiz değildirler. İşte bunlar hep artık nostalji olarak konumlandırdığımız "yeni dalga".

1. Once Upon a Time
2. All the Thing She Said
3. Ghost Dancing
4. Alive and Kicking
5. Oh Jungleland
6. I Wish You Were Here
7. Sanctify Yourself
8. Come a Long Way