* Tunus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
* Tunus etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2025 Cuma

Myrath - Karma

 
Ha geldi, ha geliyor derken oryantal progressive metalin gülü Tunuslu Myrath'ın 6. albümü Karma'ya kavuştuk. Uzun süre çıkış tarihi 2023 sonları gözüküyordu. Sanırım bazı ertelemeler sonrası 8 Mart 2024 tarihinden itibaren nihayet aramızda. Karma, benim için hala bir efsane olan Legacy albümünün üzerine çıkmış mı? Myrath nasıl biliyorsanız öyle. O zaman niye bu yazı yazılıyor? Cevap çok basit: Öylesine! Myrath benim için bütün albümleri iyi olan gruplardan ve bir şekilde bu müziğin bende uyandırdığı hisleri anlatmayı seviyorum. Ama bir yandan da Myrath için söyleyeceğim ne varsa zaten Legacy albümünden bahsederken söylemiştim, yeni olarak ne ekleyebilirim diye düşünüyorum. Hatta üşenmeyip 2019'da çıkan bir önceki albüm Shehili'den bile bahsetmiştim. İşte insan sevdiği sanatçıdan sevdiği bir albüm duyunca, bir de nasıl olursa olsun duygularını yazarak ifade etmeyi seviyorsa "yeni olarak ne ekleyebilirim" diye düşünmeyebiliyor bazen. Aynı şeyleri belki biraz daha süsleyerek, sıfatlayarak, etrafından dolaşarak da olsa tekrar yazmak isteyebiliyor. Dinleyerek aldığı keyfi, bir başka keyif olarak gördüğü yazma eylemiyle birleştirip o farklı ruh hallerini aklında, gönlünde tekrar yaşama arzusu duyabiliyor. Albümü yeterince sindirmiş olarak belki özetle şunu diyebilirim: Karma bence ya Legacy'den sonraki en iyi Myrath albümü ya da onunla eşit.

To The Stars ile açılan albüm, Iron Maiden'ı andıran çoklu vokalleri, araya kurnazca sızan yaylıları, klavye solosuyla enfes power metal dakikalarının bizi beklediğinin habercisi adeta. Nitekim öyle oluyor. Peşi sıra Into The Light ile coşku düzeyimiz artıyor. Myrath'ın nakarat ustalığı bu şarkıda kendini ikiye katlıyor. Zaten çok iyi olan nakaratın hemen öncesinde sanki yedek nakaratmış gibi duran şahane bir bölüm daha mevcut demek istiyorum. Demek istiyor ama diyemiyorum işte. Yaşamak lazım. Legacy'de Believer, Shehili'de Dance neyse, yani single kumaşlı bayrak taşıyıcı şarkı olarak Karma'nın ön saflarda yer alan bestesi ise Candles Cry. Yine yaylı partisyonlarının alıp götürdüğü bir power metal / hard rock paslaşması. 80'ler AOR ruhundan izler taşıyan Let It Go ve Heroes, "Myrath 80'lerde çıkmış olsa nasıl bir müzik yapardı"nın cevaplarından iki örnek gibi durmakta. Gubun power / alternative / progressive metal ve hard rock birikimlerine eklediği, belki de zaten hamurunda olup da benim bu kadar net göremediğim başka türlerle oynaşmasına da bayılıyorum. Bu da Myrath'ın şarkı yazımı konusunda bırak yerinde saymayı, geçmişten de beslenen inceliklerle, ustalıklarla sürekli yenilendiğini gösteriyor bana.

Albümün ortalarında Words Are Falling ve Wheel Of Time'ın omuz omuza oluşturduğu olağanüstü bir blok var ki, biri hakkında ne söylersem bu öbürünü de ilgilendiriyor. Fakat buradan bu iki muhteşem şarkının birbirine benzediğini söylemeye çalıştığım sanılmasın. Her ikisi de modern power metal tasarımları olarak hatasız bir aklın ürünü. Tutkulu, coşkulu, ölçülü, dinamik, sinematik, epik birer dinleme tecrübesi. Hatta bu iki şarkıdan sonra Temple Walls değil de Child Of Prophecy gelseymiş muhteşem bir üçleme dinlemiş gibi olacakmışız. (Temple Walls da çok iyi şarkı bu arada ama başka bir şey söylemeye çalışıyorum). Belki de bu üçlünün ve elbette öncesindeki Into The Light ve Candles Cry'ın muhteşemliğiyle yaşadığımız o doygunluk hissi, The Empire ve kapanıştaki Carry On gibi yine çok iyi besteleri gölgede bırakıyor gibi oluyor. Bu çok boyutlu şarkılardan biri, mesela Into The Light kapanışa çok yakışabilirdi. Vokalist Zaher Zorgati yine inanılmaz. Bruce Dickinson'dan Steve Perry'ye uzanan, arada ismini hatırlayamadığım başka duraklara da uğradığını düşündüğüm sesindeki güç, onu çağdaşları arasında saygın ve kaliteli bir yere koyuyor. Myrath, Karma ile işte böyle iştahlandıran, doyuran, tekrar acıktıran, yıllara kalacak, eskidiğinde bile eskimeyecek bir imza daha atıyor.

1. To the Stars
2. Into the Light
3. Candles Cry
4. Let It Go
5. Words Are Failing
6. The Wheel of Time
7. Temple Walls
8. Child of Prophecy
9. The Empire
10. Heroes
11. Carry On

8 Haziran 2019 Cumartesi

Myrath - Shehili


2016 yılının bana göre en iyi albümü olan Legacy, Tunus'tan gelen progressive metal grubu Myrath'ın zirvesiydi. Hala Legacy'yi keyifle dinleyebiliyorum ve dinleyeceğim. Artık onu aşabilen bir albüm yapabileceklerini pek sanmıyordum. Ama bu durum, aylar öncesinden haberini aldığım Shehili için heyecanlanmamı engellemiyordu. Hatta ilk single Dance, tıpkı Legacy'nin ilk single çalışması Believer'a çok benziyor. (Her ikisinin de çok kötü videoları var ne yazık ki). Tahmin ettiğim gibi Shehili, bir önceki Legacy'yi aşamıyor. Böyle bir beklentim de yoktu. Dance ile birlikte, şahane bir Born To Survive, Legacy ruhunu devam ettiren Lili Twil, No Holding Back, You've Lost Yourself, Monster In My Closet gibi progressive metal şarkıları bulmak sevindiriciydi. Zaten bu saatten sonra çoktan kalitesini ortaya koyan Myrath'ın vasat bir albüm yapması çok zor. Yine de Shehili'nin eleştirilecek yönleri yok değil. Keşke 12 yerine 10 şarkı olsaymış veya bazı şarkılar kulağıma bu kadar sıradan gelmeseymiş dedim. Onları zamana bıraktım sayılır. Pek fazla ümidim de yok açıkçası.

Albümün ikinci yarısı, (kapanışı yapan Shehili'yi saymazsak) özellikle de son 3 şarkısı şu ana dek beni hiç tatmin etmedi. Legacy gibi her saniyesi dolu dolu bir albüm hala kendini yıkıp yeniden yapıyor, her seferinde kendini yukarı taşıyorken, Shehili'nin bu yarıda aynı performansı gösterememesi bir parça üzdü doğrusu. Ama şu da unutulmamalı ki, sabahtan beri Shehili'yi karşılaştırdığım albümün adı Legacy. Bu karşılaştırma Shehili'nin 2019'un en iyi rock albümlerinden biri olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Doğu yaylılarından, klavyelerden, özellikle Bruce Dickinson'dan çok şey öğrendiğini düşündüğüm Zaher Zorgati'nin doğu - batı arasında gidip gelen katmanlı vokalinden güç alan Myrath soundu yerli yerinde duruyor. En vasat dediğimiz şarkının bile bir yerlerinde güçlü numaralar dönebiliyor. Malek Ben Arbia yine gitarına kanat takıp müthiş sololar uçuruyor. (Dance'teki kısa solosu inanılmaz mesela). Keşkelerin bir parça daha fazla olduğu bir albüm olması rahatsız etmiyor beni. Ama yürek burkan I Want To Die benzeri şarkı neden bu albümde yok gibi serzenişlere girersek Shehili'ye hak ettiği değeri vermemiş oluruz ki, bir Myrathçı camia bunu hiç istemeyiz.

1. Asl
2. Born to Survive
3. You've Lost Yourself
4. Dance
5. Wicked Dice
6. Monster in My Closet
7. Lili Twil
8. No Holding Back
9. Stardust
10. Mersal
11. Darkness Arise
12. Shehili

16 Mart 2017 Perşembe

Myrath - Legacy


2005 yılında X-Tazy adıyla Double Face adında bir EP yapan, 2006'da ise önemli değişikliklerle Myrath adı altında daha derli toplu şekilde şaha kalkan Tunuslu beşli, adım adım hep yükselen bir kariyerin örnek gruplarından biri. Tunus - Fransa ortak yapımı diyebileceğimiz Myrath, ilk yıllarında death metal coverları, "düşük profilli" konserler falan derken 2006'nın ilk yıllarında yakaladığı çok hayati bir fırsatla kariyerinde sıçrama şansı elde etti. Robert Plant ve saygın Fransız progressive rock grubu Adagio'nun katıldığı bir konserin açılışını yapmaları onlar için itici güç halini aldı. Adagio’nun keyboard sorumlusu Kevin Codfert'in onları çok beğenip yapımcıları olmasına kadar giden yolun ucu, 2007 tarihli debut Hope'a çıktı. Çok iyi eleştiriler alsa da bence gerçek Myrath'ı yansıtmayan, standart ölçülerde bir progressive ve power metal albümü olan Hope, gruba debut prestiji sağlayarak arka sıralardan biraz daha ortalara doğru gelmesini sağladı. Ama önce Desert Call (2010), sonra da Tales Of The Sands (2011) albümleriyle standart ölçülerden sıyrılan, hatta kendi standartlarını kurma yolunda önemli adımlar atan grup, sürekli yükseliş halinde bir grafik çizdi.

Bu yükselişin en önemli nedenini, progressive ve power metal öğelerini geleneksel Tunus müziğiyle, daha geniş bir ifadeyle Kuzey Afrika unsurlarıyla giderek artan bir ustalıkla şarkılara ekleyen, zamanla o şarkıların vazgeçilmez özelliği haline getiren güçlü bir kaynaştırma becerisi olarak görebiliriz. 90'larda Avrupa'da ortaya çıkan ve hızla yükselen folk metal türünden farklı olarak daha çok doğu kültüründen beslenen oryantal ve arabesk öğelere ev sahipliği yapan bir geleneksellik durumu söz konusu. Metal ve oryantal müzik, biraraya geldiği zaman çok eğreti duran, turistik bir kombinasyon olarak karşımıza çıkar çoğu zaman. Eskilerden Orphaned Land, yenilerden de yine Tunuslu Nawather bu türün benim bildiğim en iyi örneklerinden ikisi. Şimdi Myrath sayesinde bu zümreye çok güçlü bir halka daha eklemiş olduk. İlk üç albümüyle sürekli yükselen bir yol tutan grup, Dream Theater, HIM, W.A.S.P., Tarja Turunen gibi isimlerin artık daha "yüksek profilli" açılış organizasyonlarında boy gösteriyor. (W.A.S.P.'a saygısızlık etmek istemem ama Myrath diğerlerine Tunus çöllerinin tozunu yutturur o ayrı.)


Myrath (Arapça "miras") dördüncü albümü olan Legacy (İngilizce "miras") ile bana göre yükselişteki kariyerinin zirvesine ulaşmış bulunuyor. Zaten dolaylı yoldan da olsa kendi adını taşıyan albüm tam da böyle olmalı. Artık bundan sonra grubun yapacağı albümleri derecelendirmek için Legacy ile kıyaslayacağız. Çıta orası. Jasmin adındaki kısa intronun ardından, bu türden süper bir hit çıkar mı diyenlere Believer ile tokat gibi bir cevap veren Myrath, bu şarkının yüksek coşkusuyla hem albümde bizi nelerin beklediğinin önemli detaylarını veriyor, hem de bir konser gibi geçecek yaklaşık bir saatin muhteşem açılışını yapıyor. Sonrasında Nobody's Lives, The Needle, The Unburnt, Storm Of Lies, Other Side vs. diye albüm öyle bir akıyor ki, anlatılması yerine yaşanması gereken tarihi bir tecrübe yaşadığımı hissediyorum. Neden tarihi? Çünkü Legacy'yi birkaç kez dinledikten sonra kenarlarını, köşelerini, kıvrımlarını, mağaralarını, gizli patikalarını, saklı bahçelerini birer birer keşfetmeye başladım. Hala da keşfediyorum. Bu hissi en son hangi albümde yaşadığımı değil de, eskilerden hangi albümde yaşadığımı buldum. Oraya birazdan geleceğiz.

Progressive / power metal altyapısına eklenen olağanüstü doğu yaylılarıyla, ayrıca solist Zaher Zorgati'nin çok yönlü vokaliyle yakalanan mükemmel uyum, Arapça - İngilizce karışık sözler, Myrath ve müziğini otantik bir zeminde tutuyor. Ama bir süre sonra bunun geçici bir turistik özellik değil, grubun oturmuş tarzı olarak kabul ediyoruz. Yaylıların mı gitarları, gitarların mı yaylıları yönlendirdiği belli olmayan, bu haliyle ayrı bir çekicilik taşıyan her bir Legacy şarkısı, kendi süreleri boyunca kendi dünyalarını itinayla inşa ediyorlar. Mesela Nobody's Lives, yaylı destekli harikulade bir giriş yaptıktan sonra İngilizce sözlerle ilerliyor. Ama olağanüstü nakaratının Arapça olması şarkının karakterini etkilemediği gibi daha da yükseltiyor. (Hatta Zorgati'nin "aman aman" diye uzun hava çektiği, sıkı bir groove metal bölüme bağlanacak kısa bölümü de atlamayalım.) Senfonik metalden yine groove metale evrilen müthiş bir girişle başlayan The Needle, yine muhteşem bir nakaratla (bu defa İngilizce) kendine bağlıyor. Bu kadarla yetinmeyip kemanların gitarlarla raks ettiği oryantal bölümle tadına tat katıyor. Zorgati'nin istisnasız senfonik, groove, heavy, progressive her şarkıya uyumlu mükemmel sesinin düzeni hiç bozmadan nağmeli oryantal geçişler yapması hayranlık verici. Adam şu şarkıda devleşiyor demek mümkün değil. Çünkü adam her şarkıda öyle.

Grubun Zaher Zorgati, süper nakaratlar, yaylı - gitar uyumu ekseninde birbirinden güçlü şarkıları artık sonlara doğru gittikçe özellikle Duat ve kapanışı yapan Other Side ile efsanevi boyutlara ulaşıyor. Hele bir I Want To Die var ki, her dinleyişimde gözümde birkaç metalcinin günbatımına karşı bir kıyı meyhanesinde rakı balık eşliğinde içerlerken dinledikleri bir şarkı manzarası canlandırıyor. İçinde taşıdığı tutku, acı ve aynı zamanda güç, bizim genlerimizde de saklı olan nağmeli söyleyişe, yaylı çalgılar efkarına, metal ve arabesk alakasızlığından ortaya çıkan cazibeye hiç yabancı değil. Bu cümleyi sadece I Want To Die için değil, albüm geneli için de kumamız gerek. Dinledikçe açılan, açıldıkça içindeki detayları ortaya çıkaran, hatta bir sonrakinde ortaya çıkardığını da ustaca gizleyebilen, böylelikle her seferinde kendini özletebilen şarkılar bunlar. 15-20 defa dinlediğim Legacy'de örneğin The Needle, Duat veya Nobody's Lives'daki hepsi birbirinden özel nakaratlarından ya da gitar rifflerinden hangisinin hangisine ait olduğunu daha tam olarak ezberleyememiş olmayı seviyorum. Çünkü neyin ne zaman karşıma çıkacağının belirsizliği beni heyecanlandırıyor. Bu duyguyu hala hissettiğim albümlerden biri de Iron Maiden'ın Somewhere In Time'ıdır. İşte bu yüzden Legacy benim için tarihi bir albüm.

1. Jasmin
2. Believer
3. Get Your Freedom Back
4. Nobody's Lives
5. The Needle
6. Through Your Eyes
7. The Unburnt
8. I Want to Die
9. Duat
10. Endure the Silence
11. Storm of Lies
12. Other Side