2018 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2018 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Şubat 2020 Cumartesi
The Bookends - Far Away but Around
Bas ve keyboard çalan Sharon Lee ile, gitar çalan Karen Lynn, çocukluklarını beraber geçirmiş kuzenler. Yaşıtları gereksizce oradan oraya koştururken ya da televizyonun karşısında maymuna dönerken onlar sürekli müzik yapmanın yollarını ararlarmış. Oturma odasında ailelerine ve arkadaşlarına mini konserler vererek kendilerini pişirmişler. Biraz daha büyüyünce erkek arkadaşlarının gruplarında geri vokallere çıkmışlar. Bir süre sonra da kendileri için müzik yapma zamanının geldiğini anlamışlar. Yanlarına Lisa adlı bir davulcu arkadaşlarını alarak Jadoo adında 60'lar pop müziği etkilenimli power pop yapmaya başlamışlar. Kısa bir süre sonra Sharon'ın taşınması gerekince grup dağılmış. Fakat kuzenler kopmamış. Çeşitli gruplarla yazarak, çalarak, kaydederek, turlayarak kendilerini geliştirmişler. The Bookends adı altında müzik yapmaya başlamış, 2018 Ağustos'unda da ilk albümleri Far Away but Around'u çıkarmışlar. Yine 60'lardan kopamadıkları görülen ikili, power veya sunshine pop denilen cıvıl cıvıl garage pop şarkılarıyla bezeli şeker mi şeker bir albüm yapmışlar. 2018'de dinlemiş olsaydım en sevdiğim 100 albüm arasına mutlaka eklerdim. Böyle albümleri geç keşfetmeyi çok fazla dert etmiyorum. Hatta hoşuma gittiği dahi söylenebilir. Bana daha gözden kaçırdığım kimbilir ne albümler vardır duygusu veriyorlar.
İlk dinlemede birbirine benzeyen, dinledikçe ufak nüanslarla bu türü sevenlerin kendi favorilerini seçebileceği 12 şarkıdan oluşan Far Away but Around, garaj gitarının ve catchy nakaratların dans ettiği bir rock'n roll güzelliği olarak çok başarılı. Herhangi bir yerde görmedim ama kuzenlerin 60'ları, özellikle The Beatles, The Beach Boys, yumuşak tarafından The Kinks veya surf/garage rock yapan grupları çok sevdikleri anlaşılıyor. Bu saatten sonra üzerine yeni bir şeyler koymanın zor olduğu bu müzik, eğlendirmenin, dans ettirmenin, güneşli bir günde zinde ve mutlu hissettirmenin peşinde daha çok. Hiç yavaşlamadıkları 12 şarkı içinde farklı bir beste, 1-2 slow şarkı arayanlar, aradıklarını bulamayacaklar ne yazık ki. Deneseler fena olmazdı tabii ama onları da öyle kabul etmek lazım. Kendi favorilerime gelirsem, açılışı yapan A Girl Like Me, What I Wouldn’t Do, Mean What You Say, Far Away but Around, Only Time Will Tell, Laugh or Cry ve kapanışta yer alan The Rooftop derim. Bu da yarıdan bir fazla eder ki, 2018 yılının en iyi albümlerinden biri olarak görme nedenimi tam ifade etmez. Diğer şarkılar favorim olmayabilir ama bu onları kötü yapmıyor. Favorilerimi çok iyi destekleyen, yormayan, sıkmayan, kendi içlerinde minik güzellikler barındıran şarkılar onlar. Albüm olarak türün güçlü örneklerinden biri olması için bana bu kadarı da yeter.
1. A Girl Like Me
2. Count the Times
3. What I Wouldn’t Do
4. Far Away but Around
5. Mean What You Say
6. Only Time Will Tell
7. Take Two
8. Laugh or Cry
9. My Heart Gets Carried Away
10. Let It Go
11. Morning Sky
12. The Rooftop
Etiketler:
* ABD,
2018,
Garage Rock,
Indie Rock,
Surf Rock
28 Eylül 2019 Cumartesi
Le grand bain (OST)
Özel hayatlarında türlü sorunlar yaşayan, depresif, umutsuz ve kendilerine olan güvenleri azalmış orta yaş bunalımındaki 8 adam, dertlerinden uzaklaşmak, kendilerini yeniden keşfetmek, ailelerine, eş dostlarına hala bir şeyleri başarabileceklerini kanıtlamak amacıyla amatör olarak erkekler su balesi takımında bir araya gelirler. Ünlü Fransız aktör Gilles Lellouche'un yönettiği Le grand bain (Sink or Swim), dram ve komediyi dozajı çok iyi ayarlanmış biçimde harmanlamış, hüzünlü yapısına rağmen canlılığını hiç yitirmeden spor ve müzikle iç içe yaşayan bir film. Spor kısmı zaten filmin en orijinal yönü. Şimdi düşününce futbol veya curling bile çok sıkıcı tercihler olabilirdi. Kadın sporculardan daha çok bildiğimiz su balesi, takım halinde hareket etmeyi, sürekli batıp çıkmayı, nefes kontrolünü, senkronizasyonu, koreografiyi, disiplini ve estetiği gerektirdiği için ekstra ilginç ve eğlenceli anların yaşanmasına zemin hazırlıyor. Bu sporu orta yaş krizindeki bir grup erkek yapınca dengeler de daha enteresan bir hal alıyor. Bedene olan faydalarından daha çok, bu sporun kahramanlarımızın ruhsal yönden iyileşmelerine etkisi üzerine daha fazla gidilmiş ki, bu da gayet olumlu bir yaklaşım olmuş. Su sporları vücuda iyi geldiği kadar adeta zihinsel bir terapi işlevi de görmekte, bu inkar edilemez. Film de aynı derecede ruha iyi gelen bir sevimlilikte. Müziklerin rolü ise yadsınamaz.
Su balesi müzikle yapılan bir spor olduğu için filmin müzikal yanının bundan etkilenmesi kaçınılmaz. Magnolia, Punch-Drunk Love, Eternal Sunshine Of The Spotless Mind, Synecdoche, New York, Lady Bird gibi filmlerin (bunların yanında bir dolu vasat komedi filminin) tema müziklerini yapmış olan Amerikalı besteci Jon Brion, Le grand bain'in soundtrack albümüne tam 18 kısa tema müziği yapmış. Hepsi filmin dramedi karakterine uygun, yormayan, baymayan müzikler. Ama bunun yanında albümde 10 tane de şarkı bulunuyor ki, albümün asıl eğlenceli ve dikkat çekici yanı da orası. Hem Tears For Fears'in, hem de dünyanın en güzel şarkılarından biri olan Everybody Wants To Rule The World filmin açılış jeneriğinde kullanıldığı gibi albümün de açılışını yapıyor. Bu öyle bir şarkı ki, sadece bir filme ya da albüme değil, bir güne bile onunla başlamak harika bir duygu. Komik soygun sahnesinde Isaac Hayes klasiklerinden Run Fay Run da çok güzel kullanılmış. Öyle ki iştaha gelip bu şarkının yer aldığı 1974 tarihli Tough Guys filminin soundtrack albümünü baştan sona bir daha dinledim. (Hayes ayrıca filmin başrollerinden biriydi.)
Filmin 1-2 yerinde duyulan New Yorklu Television grubunun 1977 yılına ait efsanevi albümü Marquee Moon albümünün aynı adlı 10 dakikalık şarkısı da Le grand bain'de yer bulmuş. Müthiş bir art rock, psychedelic rock örneği olan parça, albümün göz bebeklerinden biri. Su balesi takımının, su topu maçından önce ilk gösterisini yaptığı sahnede, 1981 tarihli İngiltere/Fransa ortak yapımı spor draması Chariots Of Fire'ın Vangelis bestesi olan tema müziğinin Mark Ayers versiyonunu duyuyoruz. Takımdaki Laurent'in annesini yatırdığı huzurevinde bakıcılık yapan John'un, yaşlıların kötü kokmaları nedeniyle odalarına giriş çıkışlar esnasında nefesini uzun süre tutma becerisine sahip olduğunu anlattığı (takıma alınma sebebi de bu) sahnede The Notorious B.I.G. şarkısı Just Playing (Dreams) kullanılmış. Norveç'teki dünya su balesi şampiyonasında diğer ülke takımlarını gördüğümüz video klip estetiğindeki bölüme ise Tame Impala'nın en iyilerinden olan Half Full Glass Of Wine çok yakışmış. (Aşık olduğum efsane Mind Mischief çalsa nasıl bir hava katardı düşünemiyorum. Onu her duyduğumda zaten soundtrack havası soluyorum.)
Finaldeki gösteri sahnesi için seçilen şarkı, Amerikalı soul şarkıcısı Philip Bailey'nin 1984 yılına ait Chinese Wall albümünden Easy Lover olmuş. Bailey bu şarkıda Phil Collins ile düet yapıyor. Ama Collins şarkılarına o kadar çok benziyor ki, sanki Bailey ona konuk olmuş gibi duruyor. Birkaç istisna dışında Phil Collins şarkılarını pek sevmem. Ama Gilles Lellouche'un bu önemli sahneyi planlayış biçimi, şarkının sahip olduğu ruhun açığa çıkmasında büyük rol oynamış sanki. Filmin sonlarında bu olay gösterinin ardından karakterlerin hayatlarından enstantanelerin ağır çekimde gösterildiği bölümde 80'li yıllardan İngiliz disko gruplarından Imagination'ın So Good So Right isimli şarkısı çalıyor. Bunlar filme renk katan çok hoş anlar. Ama filmin en güzel sahnelerinden biri olan, su balesi takımı kahramanlarımızın havuzda, evde, işte, yolda, durakta dans ederek pratik yaptıkları bölümde çalan Olivia Newton-John harikası Physical albümde yok. Bu eksikliğin nedeni albümle alakalı bir telif sorunu değilse sahiden büyük gaf. Filmde bu kadar iyi şarkı duyduktan sonra harıl harıl soundtrack aramak, albümün tam arşivlik olduğunu anlamak, ne var ki bu arşiv içinde Physical'ı bulamamak çok üzücü. Dijital takılıyorsak artık onu da albümün kapanışına illegal yollardan ekleyebiliriz. Physical olsa albüm daha da çıkarmış ama şu haliyle de batmamış, her dinleyişte filmi tekrar izleme iştahı yaratacak kadar lezzetli olmuş.
1. Tears For Fears - Everybody Wants to Rule the World
2. Jon Brion - Le grand bain (Ouverture)
3. Jon Brion - La petite annonce
4. Jon Brion - Piscine Love
5. Jon Brion - Lola
6. Jacques Offenbach - Barcarolle
7. Jon Brion - Bertrand est heureux
8. Mark Ayres - Les chariots de feu
9. Television - Marquee Moon
10. Jon Brion - Marcus
11. Jon Brion - Esther Williams
12. Jon Brion - Dans l’oeil de Bertrand
13. Jon Brion - Delphine coule à pic
14. Jon Brion - Entraînement militaire
15. Jon Brion - Père et fils
16. Isaac Hayes - Run Fay Run
17. The Notorious B.I.G. - Just Playing (Dreams)
18. Jon Brion - Bass No Bass
19. Jon Brion - Le sauna
20. Jon Brion - La bagarre
21. Jon Brion - Something to Prove
22. Tame Impala - Half Full Glass of Wine
23. Phil Bailey - Easy Lover (feat.Phil Collins)
24. Jon Brion - En osmose
25. Jon Brion - Ouaiiiis!!
26. Imagination - So Good So Right
27. Jon Brion - Le grand bain (Le final)
28. The Wash - Vertigo
14 Şubat 2019 Perşembe
Keegan DeWitt - Hearts Beat Loud
Brett Haley'nin yönettiği Hearts Beat Loud, Brooklyn'de Red Hook Records adında bir plak dükkanı işleten Frank ile, tıp fakültesine gitmeye hazırlanan kızı Sam'in hikayesini anlatan o küçük, abartısız, mütevazi Amerikan bağımsızlarından biri. Bir zamanlar birlikte ikili olarak müzik yaptığı eşini bir kazada kaybeden Frank'in bu olaydan sonra müzikle olan ilişkisi, çalıştığı plakçı dükkanı ve evindeki küçük stüdyosunda kızıyla takılmasından ibaret. Bir gün zar zor ikna ettiği kızı Sam ile, Sam'in yazdığı Hearts Beat Loud adlı şarkıyı kaydediyor, sonra ona danışmadan şarkıyı Spotify'a yüklüyor. Sam'in ise tek odaklandığı konu, birkaç gün sonra gideceği tıp fakültesi. Ama o da genlerinden ötürü müzik dinlemeyi, şarkı yazmayı, söylemeyi seven bir kız. Yine günün birinde bir pastanede Hearts Beat Loud'u duyan Frank çocuklar gibi seviniyor. Meğer şarkı, Spotify'da bir kullanıcı tarafından indie müzik derlemesine konulmuş. Üstüne bir de yapımcı tarafından aranınca iyice havaya girip, uzun bir ara verdiği müzik kariyerine bu kez kızıyla birlikte atılmayı ciddi ciddi düşünmeye başlayan Frank, Sam'den aynı heyecanı göremiyor. Alınması gereken kritik kararlar, gitmek ile kalmak arasında bocalamalar sessiz sakin akıyor filmde.
İçinde bulunduğu depresif havadan sıyrılıp gençliğine dönme hevesindeki bir baba ile, hayata atılma yolunda önemli bir adımın eşiğindeki olgun bir kızın, güzel bir şarkı sebebiyle yaşadığı ikilemleri hüzünlü, müzikli, yine de umutlu bir dille anlatan Hearts Beat Loud çok güzel bir film. Bu kadar müzikle içli dışlı olup da bir soundtrack albümü olmazsa olmazdı. O da film kadar, özellikle filmle beraber güzel bir albüm. Amerika/Japonya karması bir indie rock/pop müzisyeni olan Mitski'nin 2016 tarihli Puberty 2 albümünde yer alan Your Best American Girl şarkısı haricinde tüm şarkılar pek tanınmış bir besteci olmayan, yine pek bilinmeyen birçok indie filme müzik yazmış olan Keegan DeWitt'e ait. Albüm, senaryo gereği Frank ve Sam'in birlikte yazdıkları, plak dükkanının kapanmadan önceki son günü şerefine verdikleri mini konserde seslendirdikleri üç şarkı olan Hearts Beat Loud, Blink (One Million Miles) ve Everything Must Go ile başlıyor ki, zaten filmin en güzel bölümü de o konsere ait bana göre. Baba kız arasındaki sevgi ve uyumu, öte yandan ilk kez birkaç seyirci önüne çıkıyor olmanın heyecanını çok iyi yansıttıkları bu sahne, Haley'nin çekimleri, DeWitt'in şarkılarıyla filmin zirvesini oluşturuyor. Bu üç şarkının modern indie pop hamurundaki tutku, filmin o hüzün, mutluluk, umut arasında gidip gelen havasına da çok uyuyor.
Sam rolünde bu üç şarkıyı başarıyla seslendiren genç oyuncu Kiersey Clemons, geçmişinde bazı Pharrell Williams şarkılarına da eşlik etmiş, rol aldığı Dope filminde ve Transparent dizisinde de şarkılar söylemiş. Frank olarak izlediğimiz tecrübeli, sevimli, bu filmde olmasa da komik aktör Nick Offerman'ın sadece bir akustik gitarla söylediği Shut Your Eyes albümün bir başka güzelliği. Bunun yanında albümde filmin efkarlı yönünü birebir yansıtan, Frank'in kızıyla, barmen arkadaşı Dave ile, çalıştığı plak dükkanının sahibi olan, aynı zamanda duygusal yakınlaşmada bulunduğu Leslie ile ilişkilerine, en çok da kendi hüzünlü iç dünyasına harika fonlar oluşturan yedi adet enstrümantal DeWitt parçası da bulunmakta. Bu parçalar, son zamanlarda bazı soundtrack albümlerde sıkça duyduğum sıkıcı score mantığı yerine, yoğun hislerle bezeli ambient çalışmalardan oluşuyor. Bunlardan We're Not A Band (ki Sam'in babasına "biz bir grup değiliz" demesi üzerine Frank'in grup ismi olarak bunu seçmesi gibi hoş bir hikayesi var), Conundrums, The Past, Help Wanted ya da en kısa yoldan hepsi çok iyi diyelim gitsin.
Aslında DeWitt'in yerinde olsam, Sam'in bir sahnede videosunu izlediği Mitski şarkısını albüme koyduğum gibi, Sam'in dükkanda indirimle satıldığı için Frank'e tepki gösterip "baba, bunu 3 dolara satamazsın" dediği 1985 tarihli Tom Waits albümü Rain Dogs'dan Jockey Full Of Bourbon, Hang Down Your Head, Time veya Blind Love'dan birini (hatta telifi bastırıp hepsini) de koyardım. Ayrıca Frank'in Leslie'ye verdiği Animal Collective'in 2009 albümü Merriweather Post Pavilion'da yer alan ve ikisinin de çok sevdiklerini söyledikleri My Girls şarkısını da eklerdim. Çünkü bunlar filmin içinden geçen çok önemli müzikal tespitler, zevkler, renkler ve bu albümde de olmalıydı sanki. Ama Brett Haley o albümleri bu sahnelerle dinleyicilere önerip, "gerisi artık sizde" mesajı vermek istemiş de olabilir. Yine de sadece bu filmde yaşayacak iki kişilik We're Not A Band grubunun, film haricinde resmi olarak sadece bu albümde duyabileceğimiz üç şarkısını taşıyan Hearts Beat Loud, sessiz sedasız kalp çalan filmlere layık bir albüm olmuş.
1. Hearts Beat Loud (with Kiersey Clemons)
2. Blink (One Million Miles) (with Kiersey Clemons)
3. Everything Must Go (with Kiersey Clemons & Nick Offerman)
4. Red Hook
5. We're Not a Band
6. Shut Your Eyes (with Nick Offerman)
7. Hearts Beat Loud (Ballad) (with Kiersey Clemons)
8. Conundrums
9. Mitski - Your Best American Girl
10. The Past
11. Help Wanted
12. What If…
13. Everything Must Go (Frank Collage)
16 Ocak 2019 Çarşamba
Bad Times At The El Royale (OST)
2011 yılında çektiği The Cabin In The Woods ile korku/gerilim klişelerini tokatlamayı arzu eden, bunda büyük ölçüde başarılı olan Drew Goddard, Bad Times At The El Royale vesilesiyle bu defa suç/gerilim dünyası klişelerini gözden geçirmeye çalışarak bunda da büyük ölçüde başarılı olan bir yönetmen. Birbirinden tekinsiz karakterler arasında bir gecede husumet yaratarak ya da bazılarının geçmişten gelen hesaplaşmalarını El Royale oteline taşıyarak, şık bir kurguyla keyifli anlar içeren bir filme daha damga vurdu kendisi. Bu karakterlerden en naif olanı ise, çeşitli mekanlara şarkı söylemeye giderken yolu bu otele düşen soul şarkıcısı Darlene Sweet (Cynthia Erivo) olsa gerek. Filmin soundtrack sorumlusu her kimse, gerek hikayenin 60'larda geçmesini, gerekse hikayede en dengeli kişi olan Darlene'in bir soul şarkıcısı oluşunu baz alarak 60'ların leziz mi leziz soul şarkılarından bir demet hazırlamış. Gayet güzel bir yaklaşım. Bu tip suç filmlerinde genelde Tarantino veya Guy Ritchie soundtracklerine benzer derlemeler yapılırdı. (Öyle bir derleme çıkmayalı da ne kadar uzun zaman oldu.)
Gönlüm bu tip bir karışımdan yana olsa da 11 şarkılık Bad Times At The El Royale albümü de yine çok sevdiğim, yormadan bir çırpıda biten, hatta bazen biter bitmez hiç stop tuşuna basmadan ikinci turu bile yaptığım örneklerden biri. Başta 26 Miles (açılıştaki para saklama sahnesi), Twenty Five Miles (Darlene'in otele gelişi), Can't Take My Eyes Off You (Peder Flynn ve Darlene'in münakaşası sırasında müzik kutusunda çalan) gibi soul harikaları olmak üzere filmin retro dokusunu güçlendirecek şarkılarla bezeli albüm, elini korkak alıştırıp 11 şarkıda kalmış nedense. Filmde bir şekilde duyduğumuz fakat albüme konmamış önemli eksiklikler de var ne yazık ki. Mesela Darlene'in odasında pratik yaptığı The Isley Brothers parçası This Old Heart Of Mine (Is Weak For You) ve Otis Redding klasiği Try A Little Tenderness, yine Darlene'in odasında, bu kez döşemeler sökülürken çekiç seslerini kapatsın diye el çırpmalarıyla karışık söylediği The Supremes şarkısı You Can't Hurry Love keşke Cynthia Erivo'nun seslendirdiği bu halleriyle, olmadı orijinal halleriyle albümde yer bulsaymış.
Hadi onlar neyse de, end credits'te duyulan Sam & Dave güzelliği Hold On, I'm Comin'i neden albümün kapanışında yer alan Baby, I Love You denen uyuz şarkının yerine koymazlar ki? Bir başka önemli eksiklik de, Billy Lee rolündeki Chris Hemsworth'ün rezalet dansı eşliğinde çalan Deep Purple şarkısı Hush. Albüme neden konmadığı sorusunun olası cevaplarından ilk akla geleni, 60'lar soul konseptinin bozulmaması olabilir. Tüm bu şarkılar filmde yer alıp da albüme konmuyorsa mesele telif midir, yoksa filme konup albüme konmama gibi bir telif durumu mu vardır bilemiyoruz. Zira bu gözler 25-30 şarkılık bu tarzda soundtrackler gördü, kulaklar da keyifle dinledi. Albümün bir de Michael Giacchino imzalı score ayağı var ama aslen filmin müzik ihtiyacı bu şarkılarla gayet sağlam şekilde giderilmiş. Laf açılmışken, score meselesinde de müzisyenlerin biraz daha yenilikçi işler çıkarması dileğimi de yazıya ekleyip Bad Times At The El Royale albümüne bir tur daha yapmak üzere ayrılayım.
1. The Four Preps - 26 Miles (Santa Catalina)
2. Edwin Starr - Twenty Five Miles
3. The American Breed - Bend Me, Shape Me
4. Alana De Fonseca - He's a Rebel
5. Four Tops - I Got a Feeling
6. Frankie Valli - Can't Take My Eyes Off You
7. Four Tops - Bernadette
8. The Crystals - He's Sure the Boy I Love
9. The Box Tops - The Letter
10. The Mamas & The Papas - Twelve Thirty (Young Girls Are Coming to the Canyon)
11. Tommy Roe - Baby, I Love You
31 Aralık 2018 Pazartesi
Issız Ada Radyosu Arşivi (Aralık 2018)
Kutsal Kaan Bilgin - Zaman Dışı Yaşam
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Pop Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seni Ancak Sen Bilirsin"
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Pop Rock, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seni Ancak Sen Bilirsin"
Bob Marley - Marley OST
Yıl: 2012 Jamaika
Tür: Reggae
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Could You Be Loved"
Venom - Storm the Gates
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Heavy Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bring Out Your Dead"
S H I R A N - S H I R A N
Yıl: 2018 İngiltere/Yemen
Tür: Pop, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nifrah Farah"
Dancefloor Stompers - Librerie Musicali
Yıl: 2018 İtalya
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "4 Dita e Una Pistola"
Robyn - Honey
Yıl: 2018 İsveç
Tür: Electropop, Synthpop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Missing U"
Tom Petty & The Heartbreakers - The Best of Everything
Yıl: 2018 ABD
Tür: Blues Rock, Pop Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Free Fallin'"
Gabacho Maroc - Tawassol
Yıl: 2018 Fransa
Tür: Afro Pop, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dara"
Demirhan Baylan - Yapayalnış Şarkılar
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Salla Malını"
Bumblebee OST
Yıl: 2018 ABD
Tür: Pop Rock, New Wave, Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Steve Winwood - "Higher Love"
Khruangbin - Con todo el mundo
Yıl: 2018 ABD
Tür: Psychedelic Rock, Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Maria También"
The Link Quartet - Minimal Animal
Yıl: 2017 İtalya
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Coquette"
Taner Öngür & 43,75 - Sayko Ana
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Folk Rock, Anatolian Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bir Çift Turna"
Tik Tu - Shuma
Yıl: 2016 Ukrayna
Tür: Indie Pop, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Birdy"
Palmiyeler - Akdeniz
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Indie Pop, Surf Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sıcak Günler Geri Geldi"
Mélissa Laveaux - Radyo Siwél
Yıl: 2018 Kanada
Tür: Folk Pop, Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Jolibwa"
Itai Freed & The Band - Cigarette Break
Yıl: 2018 İsrail
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Every Needle Breaks"
Tracy Chapman - Matters of the Heart
Yıl: 1992 ABD
Tür: Folk Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Used to Be a Sailor"
Rodin - ASHA
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Hip Hop, Funk, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kamptown"
Sena Şener - İnsan Gelir İnsan Geçer
Yıl: 2018 Türkiye
Tür: Art Pop, Pop Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "İnsan Gelir İnsan Geçer"
Etiketler:
-- Issız Ada Radyosu Arşivi (2018),
2018
29 Aralık 2018 Cumartesi
The Pains Of Being Pure At Heart - Full Moon Fever
2007'de New York'ta kurulan dörtlü The Pains Of Being Pure At Heart, şayet tüm albümlerini çıktığı dönemlerde dinlemek takip etmek sayılıyorsa takip ettiğim hoş bir grup. Kendi uzun adlarını taşıyan ilk albümleri (2009) ve Belong (2011) gibi çok iyi iki albümün ardından Days Of Abandon (2014) ve The Echo Of Pleasure (2017) gibi bana göre iki kötü albüm yaparak durumu eşitlemişlerdi. Bu iki kötü albüm sayesinde kendilerine dair beslediğim heyecanı da yitirmiştim haliyle. Ama her albüm yaptıklarında pas geçmeyeceğim, iyi veya kötü dinleyeceğim bir grup oldular. Uzun süre yeni bir albüm beklemez iken, aniden Full Moon Fever ile çıkageldiler. Bu şekil çabuk bir çıkageliş, genelde ya konser ya da best of çağrışımı yapar bende. Full Moon Fever adı da rahmetli Tom Petty amcamızın efsane solo çalışmasıyla aynı ismi taşıması sayesinde şöyle kısa bir çağrışım yaptı. Ama albüme baktığımda çok hoş bir sürprizle karşılaştım. Meğer Full Moon Fever, grubun tam da Petty'nin bu albümüne saygılarını sunduğu bir cover albüm olarak ortaya çıkmış.
İçlerinde iyisi de var, kötüsü de. Ama böyle albümlerde şahsen aradığım özelliklerden biri, orijinalinin uzağında, sanki sıfır bir besteymiş gibi olanlar. Orijinallerini zaten çok sevdiğim Free Fallin', I Won't Back Down, Runnin' Down A Dream ve Feel A Whole Lot Better bunlardan değil. Hazır yapılmışına sadık kalıp kendi indie pop vizyonlarına göre düzenledikleri bu şarkılar, her ne kadar eli yüzü düzgün bir şekil almış olsalar da, Tom Petty'nin dinamizmini ve çiğ çığlıklarını duyamamak tuhaf geliyor. Yer So Bad, Depending On You ve Love Is A Long Road da fazla değişmemiş, hatta Petty eksikliğinin daha fazla hissedildiği coverlar haline gelmiş. Sıfır besteymiş gibi olan kanatta ise sadece üç şarkı olması üzücü. Bunlardan en iyisi kanımca A Face In The Crowd olmuş. Hem orijinalinin modern pop tınısı korunmuş, hem de bir pop grubu sayesinde o orta tempo pop dokusu iyice ortaya çıkmış. Bana Full Moon Fever 89'a dönme isteği uyandıran coverların başında geldi.
89 tarihli Petty albümünün en güçlü şarkılarından biri olan A Mind With A Heart Of Its Own ise bu albümün en tanınmayacak halde olanı. Bunu iyi manada söylüyorum. Zira gruptan uzun süre orijinaline bağlı şarkılar dinledikçe sonlara doğru "acaba onu nasıl yorumladılar" diye merak ettim. Ortaya yavaş, hüzünlü, müziği değişmiş bambaşka bir akustik şarkı çıkmış. Sözleri olmasa tanıyabilir miydim diye düşünürken, bir süre sonra sözlerine rağmen tanıyamazdım dedim. Alright For Now adlı iki dakikalık küçük akustik folk şarkı, The Pains Of Being Pure At Heart'ın elinde yine iki dakikalık küçük bir akustik pop şarkısı oluvermiş. Keşke diğer şarkılar için de bu üçü gibi farklı yollar denenseymiş. Mesela en son 2015'te Ryan Adams, Taylor Swift'in 1989 isimli albümünü elden geçirmiş, kendi yorumlarıyla albümü çok başka yerlere götürmüştü. İlk iki albümleriyle pop müziği başka yerlere götürme kabiliyetlerini gösteren ama sonra feci bir gerileme dönemine giren The Pains Of Being Pure At Heart, böylesi bir cover konseptinde yeniden doğmamış olsa da, en azından o potansiyelini tekrar hatırlatmış, hatırlatmaya çalışmış ya da hatırlatma iyi niyeti göstermiş diyebiliriz.
1. Free Fallin'
2. I Won't Back Down
3. Love Is a Long Road
4. A Face in the Crowd
5. Runnin' Down a Dream
6. Feel a Whole Lot Better
7. Yer So Bad
8. Depending on You
9. The Apartment Song
10. Alright for Now
11. A Mind With a Heart of Its Own
12. Zombie Zoo
17 Aralık 2018 Pazartesi
Sho Madjozi - Limpopo Champions League
1992 doğumlu Maya Wegerif ya da mahlas olarak seçtiği Sho Madjozi olarak tanınmaya başlayan genç ve güzel kızımız, henüz ilk albümü olan Limpopo Champions League ile 2018'in en iyi hip hop/rap albümlerinden birine imza atmış. Güney Afrika'da beyaz bir baba ile siyah anneden doğan Sho Madjozi, Limpopo bölgesinde bulunan bir dağ köyü olan Shirley'de büyümüş. Daha sonra Afrika kültürü ve yaratıcı yazarlık okumak üzere Amerika'ya gitmiş. Güney Afrika'ya döndükten sonra Johannesburg Üniversitesi'nde yazarlık eğitimi ile meşgul olmuş. Kariyerine ise "MayaThePoet" mahlasını kullanarak, bir performans sanatı olan Spoken Word ile başlamış. Irk, kimlik ve politika temalı bu teatral performanslarını takiben rap ile yakınlaşmaya başlamış. Güney Afrika'nın bazı rapçileriyle müzikal işbirlikleri yapmasının ardından yavaş yavaş kendi solo çalışmalarını oluşturmuş. Ülkenin yerel dillerinden olan Tsonga (Xitsonga) ile yazıp söylemeyi tercih etmiş. 14 Aralık'ta çıkardığı ilk solo albümü Limpopo Champions League ile de ülkesinin bağrına bastığı bir müzisyen olma yolunda çok mühim bir adım atmış.
Spoken Word tecrübesini, yerel ritimlerin canlılığıyla birleştirip meydana getirdiği hip hop soundu, içinde bir sürü ayrıntıyı, zeki tasarımları barındıran şarkılarla kendini gösteriyor. Tsonga'nın cıvıl cıvıl fonetiğini çok iyi kullanan, nadiren kullandığı İngilizceyi de bu aksanla otantik hale getiren Madjozi, sözlerini anlamadığımız şarkılarında da öyle eften püften şeylerden bahsetmiyormuş. Gerek müziğinin renkliliği, elektronik yaratıcılık taşıyan diriliği, gerekse zeki liriklerin her yola gelen kullanım şekilleri sayesinde M.I.A.'nın izindeki en güçlü adaylardan biri olarak gördüm kendisini. Biricik kraliçemiz M.I.A. müziği bıraktığını açıkladıktan sonra Sho Madjozi gibi yetenekleri koruma altına almakta fayda var. Daha ilk dinleyişimde Changanya, videosu da çekilmiş olan Huku, Limpopo Champions League, Yaz' Abelungu, If I Die şarkılarına bayıldım. Eminim M.I.A. da duyduysa bayılmıştır. Tabii sonraki dinleyişlerimde Idhom, Ro Rali, Wa Penga Na ? şarkılarının da sevimliliği ve hip hop zekalarını fark etmek mümkün oldu.
Bunun yanında kapanışta yer alan Wakanda Forever, Kendrick Lamar'ın domine ettiği vasat Black Panther müziklerinin arasına konsa, kesinlikle albümün en parlak anlarından biri olurmuş. Don't Tell Me What To Do ve Going Down ise daha çok global pazarı hedef almış gibi duran şarkılar olduğu için pek heyecan vermedi doğrusu. Bazı şarkılara birer ikişer konuk olan yerel rapçilerin kattığı farklı lezzetler de bu nitelikli albümün dikkat çeken noktalarından. Madjozi, modayla da ilgili bir müzisyen. Daha doğrusu, bazen bize fazla rüküş gibi görünebilecek, ama Afrika'nın o rengarenk, ışıl ışıl, pırıl pırıl saç, takı, kıyafet zenginliğinin modernize dokunuşlarla daha da renklendiği moda tarzını yansıtıyor. (Black Panther'in de en iyi yanı buydu bana göre). Huku videosunda ve fotoğraflarında gördüğümüz tarz sahibi kızın, benzer bir tarzı müziğinde duyuyor olmak kaliteli bir tamamlanmışlık duygusu yaratıyor adeta. M.I.A. gittikten sonra ilk olarak 2016'da Tkay Maidza (TKAY), 2018'de de Jain (Souldier) ve Mai Lan (Autopilote) ile heyecan yaptım. Şimdi onlara Sho Madjozi de eklendi. Umarım bu kızlar uzun süre bizimle birlikte olur, hip hop'un, rap müziğin Nicki Sürmenaj gibi niteliksizlerin elinde oyuncak olmasına güçlü bir alternatif olarak nice (güzel, hoş manasında) albümlere adlarını yazdırırlar.
1. Ro Rali (feat. Makhadzi)
2. Idhom
3. Limpopo Champions League
4. Wa Penga Na ? (feat. Kwesta & Makwa)
5. Don't Tell Me What to Do
6. Huku
7. Changanya (feat. Marioo & Aubrey Qwana)
8. Kona
9. I Mean That
10. Yaz' Abelungu
11. Going Down (feat. pH Raw X)
12. If I Die
13. Wakanda Forever (feat. Ycee)
Etiketler:
* Güney Afrika,
2018,
Hip Hop/Rap,
Pop,
World
6 Aralık 2018 Perşembe
Dirty Streets - Distractions
En son 2015 yılındaki White Horse albümleriyle saygımın sevgiye dönüştüğü Dirty Streets üçlüsü, sessiz sakin biçimde 5. albümleri Distractions'ı çıkardı. White Horse için söyleyeceklerimin hemen hemen aynısını Distractions için de söyleyebilirim. Peki aynı şeyleri söyleyeceksem neden tekrar bahsediyorum? Bunu kendime sordum. Son birkaç hafta o kadar kötü albümlerle düşüp kalkıyorum ki, içimde biriken şeyleri (aynı şeyler bile olsa) dışa vurmak için bahane arıyorum sanki. Clutch, Rival Sons, La Chinga, Planet Of Zeus, Black Country Communion, Spiritual Beggars gibi grupların her yeni işlerinin bendeki yansımalarını dile getirmek hoşuma gidiyor. Dirty Streets'i de bu ekibe dahil etmekte bir sakınca görmüyorum. Çünkü etrafa bakınca rock müziğin bu isimlere ne kadar ihtiyacı olduğu çok belli oluyor. Mesele sadece blues rock ile hard rock'ı karıştırmakta bitmiyor. Bu karışımı kendine has hale getirmek, iyi yazılmış şarkılarla pratiğe dökmek, küçük detaylarla kendini farklılaştırmak, farklılaştıramıyorsa da en azından sıkıcı hale sokmamak gerekiyor. Dirty Streets, bu beş albümlük yolda o karışımı kendine has hale getiremediği, iyi şarkılar yazamadığı, sıkıcı olduğu dönemler de yaşadı. Ama özellikle son iki albümdür artık iyice olgunlaştı. Bu kesin.
10 parçalık Distractions, beğeni sırama göre içinde Riding High, Can't Go Back, The Sound, Loving Man adında fişek gibi şarkılar barındıran bir albüm. Tasarlanışları, iniş çıkışları, riffleri, nakaratları oya gibi işlenmiş diye düşündürüyor. Ama bir yandan da o leziz garaj soundları sanki bir çırpıda çıkmış tadı da veriyor. Bu zıtlık o kadar canlı ve akıcı ki, White Horse dinlerken yaşadığım duygular bilinçaltından tekrar çağrılıyor. Şarkıların dizilimi de gayet güzel. Mesela açılıştaki Loving Man ve arkasından gelen The Sound tam ortamı ısıtmışken Dream ile psychedelic bir sakinlik yaratarak "acelemiz yok, tadını çıkaralım" mesajı veriyorlar adeta. Ama ardından kontrollü biçimde sahaya sürdükleri bombaları peşpeşe patlatarak gereksiz kaos yaratmadan da rock albümü yapılabileceğini gösteriyorlar. Albümün ilk yedi parçası bile yeterliyken, "tamam bu albüm olmuş" dedirtmişken üç şarkının daha beklediğini görüp mutlu oluyorum kendi adıma. Bu duyguyu yukarıda saydığım tüm gruplarda yaşıyor olmam da onların her yeni albüm yapışlarında beni tekrar gaza getiriyor.
Thomas Storz'un bas, Andrew Denham'ın davul çaldığı Dirty Streets'te gitar ve vokal Justin Toland'a ait. Mesela La Chinga için Ben Yardley ne ise, Dirty Streets için Toland da o. Şahane gitar numaraları, ritim korunakları, soloları kadar, tertemiz vokali de gruba belirgin bir karakter çiziyor. Fakat bu vokal Yardley'den farklı olarak hırçın ve yırtıcı değil, daha çok 70'lerin progressive rock vokallerini andıran bir yumuşaklıkta. Örneğin Yardley'yi Lenny Wolf'a, Axl Rose'a, Brian Johnson'a benzettiysem, Toland'ı ara ara Ian Anderson'a (Jethro Tull) benzetmiş olabilirim. Benzetmesek bile oldukça tanıdık bir ses olarak görme ihtimalimiz yüksek. İlk yedi şarkıdan sonra bekleyen üç şarkıya gelirsek, Death's Creep'in 70'ler psych atmosferinin dumanlı havasından bahsedebiliriz. Ama sonrasındaki sadece akustik gitar ve Toland düeti olan On The Way biraz daha albenili olup bir de albümün bitimine konsaymış daha iyi olurmuş gibi geldi. (Buradaki "gibi gelme" olayı da Rival Sons'ın Hollow Bones harikasındaki final şarkısı All That I Want'tan görmedir). Trying To Remember da albümü iyi kapatıyor ama sanki ortalarda yer alması daha normal olacak bir şarkı. White Horse ve Distractions ile çok iyi bir olgunluk dönemine girdiğini kanıtlayan Dirty Streets, bir sonraki sessiz sakin dönüşüne kadar arşivlenesi bir rock albümü daha yapmış. Ama üç yıl ara da biraz fazla. Daha erken bekleriz.
1. Loving Man
2. The Sound
3. Dreams
4. Riding High
5. Can't Go Back
6. Distractions
7. Take a Walk
8. Death's Creep
9. On the Way
10. Trying to Remember
30 Kasım 2018 Cuma
Issız Ada Radyosu Arşivi (Kasım 2018)
The Joy Formidable - AAARTH
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Rock, Noise Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cidada (Land on Your Back)
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Rock, Noise Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cidada (Land on Your Back)
Wargirl - Wargirl
Yıl: 2018 ABD
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "How You Feel"
Escondido - Warning Bells
Yıl: 2018 ABD
Tür: Alt-Country, Pop Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Crush on Her"
Novo Amor - Birthplace
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Folk, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Birthplace"
Hush Kids - Hush Kids
Yıl: 2018 ABD
Tür: Indie Folk, Pop Folk
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Love is a Made Up Word"
VA - Stranger Things: Music From the Netflix Original Series
Yıl: 2017 ABD
Tür: Pop Rock, New Wave, Synthpop, Hard Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Scorpions - "Rock You Like a Hurricane"
Wolvespirit - Fire and Ice
Yıl: 2018 Almanya
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rock n' Roll Gypsy"
Lydmor - I Told You I'd Tell Them Our Story
Yıl: 2018 Danimarka
Tür: Electropop, Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Money Towers"
Sierpien - Реновация
Yıl: 2018 Rusya
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Oжor"
Mark Knopfler - Down the Road Wherever
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Blues Rock, Folk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Trapper Man"
The Prodigy - No Tourists
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Big Beat, Electronic
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Light Up the Sky"
Molly Nilsson - 2020
Yıl: 2018 İsveç
Tür: Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Every Night is New"
Softer Still - Nuances
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Eulogy"
Pearl Jam - Vs.
Yıl: 1993 ABD
Tür: Grunge, Alternative Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "W.M.A."
The Heat OST
Yıl: 2013 ABD
Tür: Hard Rock, Pop Rock, Pop, Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: Boston - "More Than a Feeling"
The White Stripes - Elephant
Yıl: 2003 ABD
Tür: Garage Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Seven Nation Army"
Thunderball - 12 Mile High
Yıl: 2010 ABD
Tür: Downtempo, Funk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "I C Colors"
The Link Quartet - Hotel Constellation
Yıl: 2014 İtalya
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wrecking Machine"
The New Mastersounds - Renewable Energy
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Funk 49"
Def Leppard - The Story So Far
Yıl: 2018 İngiltere
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pour Some Sugar on Me"
Etiketler:
-- Issız Ada Radyosu Arşivi (2018),
2018
28 Kasım 2018 Çarşamba
Karise Eden - Born To Fight
Stop Fucking With My Head ile gayet iyi bir başlangıç yapan albüm, albüme adını veren Born To Fight, kıvrak yapısıyla Baby Goodbye, iş görür bir soul rock olan Ain't Thinkin About You şarkılarıyla sivriliyor. Fakat Karise Eden'ın bir soul divası adayı olmasını tescilleyen asıl maharetleri Gimme Your Love ve Hopeless gibi damardan giren soul baladlarında görülüyor. Öylesine güçlü bir sesten bahsediyoruz ki, içine girdiği şarkıyı çok acayip yerlere götürebilecek, götürdüğü yerde acımadan yürekleri dağlayacak, sonra da şöyle hafifçe kafasını yana çevirip gözlerde bir damla yaşla orada bırakıp gözden kaybolacak kadar "ruh" ile dolu. Hüzün ona bir başka yakışıyor. Albümün en iyilerinden biri sayabileceğim Maybe You Can Love Me Anyway'deki sakin ve yıkık ruh halinin tüm kontrolünü elinde tutan o gücün kaynağı Aretha Franklin'den, Dinah Washington'dan, Etta James'ten, 50'lerden, 60'lardan geliyor. İşte insanın zoruna giden, bu nadir sesin gelecek nesillere kalıcı albümler, şarkılar bırakmaktansa, kendi albüm sınırlarında günü kurtarması, 2000'lerin uyduruk pop ikonları ile aynı, hatta daha yeni olduğu için onlardan aşağı muamele görmesi. Kısacası ses ne kadar iyi olursa olsun, onu ölümsüz kılan şarkılara ihtiyacı olacaktır. Karise Eden henüz o şarkıları yapmadı.
1. Stop Fucking With My Head
2. Temporary Lovers
3. Born to Fight
4. Gimme Your Love
5. Ain't Thinkin About You
6. Baby Goodbye
7. Powerless
8. Hopeless
9. Maybe You Can Love Me Anyway
10. Ted
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


















































