2006 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2006 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Temmuz 2024 Perşembe

Juliette & The Licks - Four On The Floor


Nirvana’yı saymazsak Dave Grohl denince akla ilk gelen ismin Foo Fighters olması ne kötü! Umarım ki bundan sonra Them Crooked Vultures adı da akıllara gelecek. Hatta artık sadece o gelse bile olur. Ama Dave Grohl denince aklıma başka bir şey daha geliyor. O da zorda kalan müzisyenlerin imdadına yetişen bir davul emekçisi oluşu. Oraya birazdan geleceğiz. Asıl konumuz Juliette & The Licks... Hâlâ duymamış olan varsa tabiî o Juliette de Juliette Lewis oluyor. Yani Kalifornia, What's Eating Gilbert Grape, Natural Born Killers, Strange Days, From Dusk Till Dawn ve daha birçoklarında rol almış fena halde seksi insan... Lewis’in müzikle ilk flörtü 1994 yılında Melisa Etheridge’in Come To My Window videosunda görünmekle başladı. Bir yıl sonra da senaryosunu James Cameron’un yazdığı, o zamanki karısı Kathryn Bigelow’un yönettiği harika bilim kurgu macera Strange Days filminde canlandırdığı Faith rolüyle sahnede PJ Harvey coverı Hardly Wait’i seslendirdi. 2000 yılında da The Crow: Salvation filminin soundtrack albümünde The Infadels ile düet yaptı. Sinema yüzünden uzun süre kopuk kaldığı rock aşkına sıkı bir dönüş ihtiyacı hissederek dört müzisyenle birlikte Juliette & The Licks’i kurdu.

Müzikte adını duyurmadan evvel Juliette Lewis, Johnny Depp’in gece kulübüne, HIM’in videosuna, Prodigy’nin albümüne konuk olayım derken nihayet grubuyla önce bir EP, bir yıl sonra yani 2005’te de ilk albüm You're Speaking My Language’i yayınlıyor. Bu süreçte şarkı yazarı ve prodüktör Linda Perry (4 Non Blondes) de onu yalnız bırakmıyor. Albümün tanıtımı için düzenlenen tur, grup için gayet iyi geçerken ve yeni şarkılar yazılmaya başlanırken tur sonunda davulcu Jason Morris nedense grubu bırakıyor. Neyse ki bunu duyan adamımız Dave Grohl hızır gibi yetişerek yakın dostu Lewis’i ve grubunu mağduriyetten kurtarıyor. Başlangıçta sadece birkaç demo için gruba yardım eden Grohl, baktı şarkılar tam sevdiği kıvamda, ikinci albüm Four On The Floor’un tamamı için grupla birlikte stüdyo mesaisine kalıyor. Sonuç bence You're Speaking My Language’den bile iyi. Hatta geçenlerde 2009 tarihli Terra Incognita’yı dinledim. Four On The Floor’daki dinamizmin, kaliteli ve özenli şarkıların çeyreği bile yok.


Smash and Grab, Hot Kiss, Sticky Honey üçlüsüyle başlayan albüm, iki küsür dakikalık fişek gibi rock’n roll kayalarını üzerimize salıp sallıyor, yuvarlıyor. Ardından biraz da şarkı sürelerini uzatıp ağır takılarak (tempo olarak değil!) çerezlik olarak yaftalanmaktan imtina ediyor. Death Of A Whore, Purgatory Blues, Bullshit King ise bu tavrın üç numunesi olsun. Juliette Lewis, Iggy Pop’un kendisiyle aynı yaşlardaki dişi versiyonu gibi söylüyor. The Licks, teorilerini başarıyla pratiğe döküyor. Dave Grohl, gittiği yere “…was here” yazan tipler gibi teorisini değil, emeğini ölümsüzleştiriyor. Bana göre en iyi Juliette & The Licks albümünün bu olması Grohl’a mı bağlanır, hayır! Davulda kendine bir stil edinip duyulduğu an “işte o!” denilecek kadar belirgin gelmese de, Grohl gibi bir adam girdiği stüdyoda mutlaka fikir beyan etmiştir yine de. Etmediyse bile en iyi Juliette & The Licks albümü Four On The Floor’dur kanımca.

1. Smash and Grab
2. Hot Kiss
3. Sticky Honey
4. Killer
5. Death of a Whore
6. Purgatory Blues
7. Get Up
8. Mind Full of Daggers
9. Bullshit King
10. Inside the Cage

23 Mayıs 2024 Perşembe

Trost - Trust Me


Annika Line Trost, Berlin doğumlu enteresan bir müzik kadını. Enteresanlığını tamamen 2006 tarihli Trust Me adlı ikinci albümüne borçluyum kendi adıma. Tamam, daha önce çok daha enteresan albümler duydum. Hatta Trust Me onların yanında her köşebaşında çarpışıp elindeki CD'leri (var ya, eskiden bunlar kitaptı!) düşüren kızlar kadar sıradan bir reklâm aldatmacasına bile dönüşebilir. Ama daha oralara bile gelememişler için çok daha ilginç, çok daha saçma sapan olduğu su götürmez. Oysa bir süre sonra peşi sıra kötü indie albümler dinlemekten solunum yetmezliğine uğramış benim gibiler için Trost, neredeyse sülük gibi yapışan başağrılarını şıp diye kesen oksijen takviyesi işlevi gördü adeta. Gina V. D'Orio ile birlikte 1998'de kurdukları, Dance-Pop, Synth Punk, Electroclash, Riot Grrrl, Dance-Punk, Digital Hardcore gibi akla ziyan karışımlara sahip Cobra Killer adlı grubuyla tam dört albüme dahil olmuş Annika Line Trost, kendine ait iki solosu bulunan müthiş bir kadın.

Cobra Killer restoranındaki menüden sadece 76/77 adlı 2004 tarihli şarabından tattığım Trost, (tutku yüklü bir sanatçının elinden çıkma bir ilüstrasyona benzeyen bu kadına Trost demek de ayrıca tuhaf geldi şimdi) o şarabıyla damağımda çürük yumurta tadı bırakmıştı açıkçası. Sonra da o restorana bir daha gitmedim. İyi mi ettim, kötü mü bilmem. Ama 2006 tarihli Trust Me (2004 tarihli Trost'un hangi deliğe girdiğini henüz bulamadım!) yıllandıkça güzelleşen bir etkiye sahip olduğunu bir mahzen dolusu hisle birlikte üzerime yığdı adeta. Nasıl anlatsam, kime benzetsem diye düşünürken aklımdan bir sürü isim geçmedi değil. Paylaşmaktan korkmayacaklarım arasında Beck ve Moby'nin 90'larda yapmış oldukları bazı atılımlar geldi. Sample sever bir dinleyen olmamdan ötürü, Trost'un pekçok bilinmez ve merak da edilmez sample alıntılarının tadına doyamadım.


Çok çekici bir western pop havasıyla ve bir çırpıda kendine bağlayan döngüsüyle Cowboy, albüm için harika bir açılış yapmakta. Hemen peşinden gelen This Strange Someone, aynı çekiciliklere sahip olağanüstü bir dark tango ambiyansı yaratmakta. "Papatya gibisin, beyaz ve ince" tangosunun ezberini bozan bu hınzır güzellik, çok fazla tango duymamış, duymak için de özel bir çaba sarfetmemiş benim gibiler için aslında bir tango bile sayılmaz. Olsa olsa tangoyla kafa bulan, kafası güzel bir indie pop bestesidir. Ama kesinlikle olağanüstüdür. Keza, aynı kafa bulma geleneğini bu kez sıkıcı koro sololarına benzeyen I Was Wrong ile de sonuca ulaştırır. Her şey yolunda giderken Man On The Box çıkagelir. Bluesy bas döngüsüne hapseden, içinden hiç çıkasımın gelmediği bu döngüyü sıkı bir nakarat ve geçişlerle, çan sesiyle, nefeslilerle, geri vokallerle, elektronik destekle ve ısırmayan sinek vızıltısı bir gitarla zenginleştirmek, üstelik o kalabalığı hç mi hiç hissettirmemek düpedüz ustalık. Man On The Box asla atlanmaması gereken bir şarkıdır bu yüzden.

Benzer elektronik, pop, sample oyunları albüm boyunca sürer gider. Fransız şansonlarını anımsatan yaklaşık iki dakikalık Even Sparrows Don't Like To Stay bile sample çıtırtılarıyla bir plâk dokusu ve kokusu verir kulaklara ve burunlara. In Diesen Raum adlı "yabancı" şarkı ise, Almanca'nın "yabancı"lığını sözünü ettiğim zenginliklerin eksiksizliğiyle müthiş bir blues (indie) rock tınısıyla buluşturur. Neonlight Deadland, 70'lerin casus filmlerinden fırlamış gerilimli jazzy tripleri kusursuz biçimde yansıtır. Aynı filmin olası bir dans sahnesinin casus ruhsuzluğuna tercüman olan Guy Le Superhero ve hızlı bir parti sonrasının yıkık-dökük, yorgun-bitkin, salaş-talaş, sarhoş-mayhoş moduna fon müziği olabilecek Black ve Filled With Tears gibi besteler, sözün bitmediği, müziğin susmadığı yerlerde gezinirler. 2006'nın ilk 10'a giresi albümlerinden birinin parçalarıdırlar. Annika Line Trost'un kobra katilliğini bırakıp, o katil baslarla tekrar hayatımıza girmesinin zamanı gelmiş de geçmiştir bile. Çünkü ona güvenimiz tamdır.

1. Cowboy
2. This Strange Someone
3. I Was Wrong
4. Man On The Box
5. The Scales and The Score
6. Sans Ta Scie
7. Even Sparrows Don't Like To Stay
8. In Diesen Raum
9. Black
10. Neonlight Deadland
11. Guy Le Superhero
12. Filled With Tears

17 Şubat 2022 Perşembe

Elefant - The Black Magic Show


2001'de kurulup 2010'da dağılan New York'lu indie rock grubu Elefant'a bir geceyarısı rastlayınca içim biraz burkuldu. Çünkü ikinci albümleri The Black Magic Show ile kısa bir süre de olsa vakit geçirmişliğim olduğunu hatırladım. Üstelik dağılma haberlerini, kendilerine rastladığım o geceyarısı sonrasında "acaba şimdi ne yapıyorlar" araştırmam sonunda öğrendim ki, içimin burkulma sebebi de, kısa bir süre vakit geçirmişliğimin nostaljisiyle birlikte bu dağılma haberi oldu. Aslında The Black Magic Show'u dinlediğimi, fakat nerede, ne zaman dinlediğimi hatırlamıyordum. Hatta albümün bana göre en iyi şarkısı olan ve ilk duyduğum dönemde neredeyse hergün dinlediğim Uh Oh Hello'yu kimin söylediğini sorsalar Elefant adını söyleyemez haldeydim. Tesadüflerin hüzünlü yanlarından biri de böyle iyi gruplara veda etmekmiş meğer.

Bir Amerika'lıya göre fazla latin duran ismiyle Diego García, grubun gitar ve vokalinde olması sebebiyle, bu becerilerinden dolayı lider konumunda olan milyonlarcasından biri. García'nın Arjantin köklerine aldanarak grubun müziğinde herhangi bir etnik unsur aramamak gerekir. Veda niyetine The Black Magic Show'un öncesinde 2003 tarihli Sunlight Makes Me Paranoid'a da kulak vermek istedim. Tonight Let's Dance dışında dikkatimi çeken bir şarkı olmamasınn sebebi yeterince sindirerek dinlememiş olmamdan ötürü olabilir. Ama The Black Magic Show'a rastlayınca onu yeterince sindirdim. Çünkü birtakım sıradanlıklarına rağmen buna değecek bir albüm. Hele bir de dağılmışlar ki, kıymetleri arttı sanki. Bu psikolojiden dolayı mı albümü daha bir sevdim diye düşündüm. Lâkin ilgisi yok pek.

Black Magic Show (Introducing), Sirens (bu şarkıyı yapan bir grup niye dağılır ki sorusunu tekrardan sorduran şarkılardan) ve Lolita adlı üç güzel indie rock, post-punk fişekle açılan albüm, yılların yaşlandıramadığı Uh Oh Hello'nun sanki o biryerlerine The Cure kaçmış büyüsünün yerli yerinde durduğunu görmek buruk biçimde sevindiriciydi. Normal şartlar altında "ticari" diye nitelenen böyle şarkıların karakteristik özelliklerinden biri de, resmin tamamını görmenizi engellemeleridir. Uh Oh Hello işte tam da öyle bir enerjiye sahip. Dünyada birilerinin zaman zaman onu Friday, I'm In Love'ın yerine koyduğuna eminim. Ama resmin tamamına adını andığımız şarkılar yanında It's A Shame ve manidar ismiyle albümü ve dükkânı kapayan Don't Wait'i de eklememiz gerek. İçten içe hissettirdiği indie rock hüznüne rağmen bir veda albümü havası yok doğal olarak, çünkü veda albümü olacağını bilseler işler daha farklı olurdu gibi geliyor. Diego García'nın 2011'in Nisan ayında Laura adlı bir solo albümünü dinleyince, umarım Elefant bu kıytırık akustik albüm yüzünden dağılmamıştır diye düşündüm. Zira bir grubun dağılması, kendi yapabildiği en hüzünlü şarkıdan daha hüzünlü bir durum.

1. Black Magic Show (Introducing)
2. Sirens
3. Lolita
4. The Clown
5. Uh Oh Hello
6. Why
7. Brasil
8. My Apology
9. The Lunatic
10. It's a Shame
11. Don't Wait

11 Ekim 2013 Cuma

Sasquatch - II


Gitarist / vokalist Keith Gibbs, bas gitarist Clayton Charles ve davulcu Rick Ferrante'nin 2001 yılında Los Angeles'ta kurdukları Sasquatch, şimdiye dek dört leşi bulunan sıkı bir stoner rock grubu. Yerel etkinliklerde iyice piştikten sonra kendi adlarını verdikleri ilk albümleriyle dikkatleri çeken grup, benim dikkatimi en son işleri IV ile daha yeni çekti. Bir başyapıt olmasa da türün kaidelerine her yönden hakim olduklarını belli eden son albümlerinden sonra üçlünün geçmişine dadandım. 2006 yapımı II ise grubun en beğendiğim çalışması oldu. Kabaca yok aslında birbirlerinden farkı diye nitelendirilebilecek Sasquatch diskografisinde II albümü benim için nispeten bu nitelendirmeyi ortadan kaldırdı.

Sertlikleriyle prim yapan her rock grubu gibi müziklerinde fazla taviz vermeden dört albüm devirmiş Sasquatch, ikinci albümlerinin ilk beş şarkısında da bu tarzlarını sürdürüyorlar. Herşey çok iyi ama ilk dinleyişte değil, birkaç pratikten sonra bu böyle. Altıncı şarkı Nikki'de sertliklerinden taviz verdiklerini görünce albümün yüzüne renk geliyor resmen. Akustik bir gerilim üzerinden ilerleyen Nikki, nazar boncuğu gibi albümün orta yerinde duruyor. Ve sanki ayağı uğurlu gelmiş gibi albümün bundan sonrası daha bir kapıp götürüyor insanı. Peşpeşe gelen Off The Rails, Glass Houses ve Rattlesnake Flake üçlüsü, Nikki sonrası albümü fena uçuruyor. Açılıştaki ilk beş şarkının peşpeşe gelişlerinde bir süre sonra sezdiğim monotonluğu bu üçlü sonrasında hiç sezmiyorum.

Grup, Nikki'yi çalarken çok zevk almış olacak ki, onunla benzer özelliklere sahip ancak yine de kendine has yönleri bulunan bir başka akustik gerilim olan Catalina'yı sondan bir önceye mıhlıyor. Final ise iki ayrı karakterden oluşan, şahsen son üç buçuk dakikasını daha fazla sevdiğim yedi buçuk dakikalık What Have You Done ile yapılıyor. Nikki veya Catalina ile akustik bir final yapma klişesine düşülmemiş. (Gerçi bu klişeler bazı sert albümlerde çok işe yarar.) Keith Gibbs'in Chris Cornell'i fazlasıyla anımsatan vokal stili, bir stil ya da taklit olmaktan çok, grubun taş gibi soundunu tütsüleyen doğallıkta seyrediyor. Ekibin III (2010) ve IV (2013) albümleri de gayet güzel. Fakat II, benim nazarımda Sasquatch'ın müzikal kuvvetini kaliteli rock besteleriyle buluşturmuş, en önemlisi de Nikki ve Catalina adında fişek gibi iki hatunu önüne katmış farklı bir yerde duruyor. (Bu arada bazı insanların yazdıkları şarkıları tarif ederken "he" ya da "she" özneleri kullanmaları çok hoşuma gidiyor.) Grubun son albümü IV, 2013'ün en iyileri arasında. Ama adamlar bana göre 2006'da ondan daha iyisini önceden yapmışlar.

1. Let It In
2. The Judge
3. Pleasure to Burn
4. Barrel of a Gun
5. Seven Years to Saturn
6. Nikki
7. Off the Rails
8. Glass Houses
9. Rattlesnake Flake
10. Catalina
11. What Have You Done

6 Haziran 2013 Perşembe

Arrivederci Amore, Ciao (OST)


Solcu terörist Giorgio hapse girmemek için Güney Amerika'da saklanmaktadır. Kendisini bir gerilla gibi görmediğinden sakin bir hayat yaşamak ümidiyle vatanı İtalya'ya geri döner. Alacağı hapis cezasını azaltmak için eski dostlarını İtalyan Gizli Polis Teşkilatı DİGOS'ta müdür yardımcısı olan Anedda'ya ispiyonlar. Dışarı çıkınca da bir striptiz kulübü patronunu ve bir dükkan sahibini dolandırır. Bu vurgunlardan çok paralar götürse de onun gözü daha yukarılardadır. Bunun üzerine Anedda'ya büyük bir soygunun olacağının haberini verir ve yine büyük bir paraya konar. Artık daha fazla bu işlerin içinde olmasına gerek kalmamıştır. Bir restoran satın alıp işletmeye başlar. Geçmişini bilmeyen bir kadınla tanışır ve evlenir. Artık dışarıdan bakıldığında mükemmel bir hayatı vardır. Fakat geçmişi onu rahat bırakmayacaktır. (O geçmiş filmlerde kimseyi rahat bırakmaz zaten!)

Böyle bir konuya sahip 2006 İtalya yapımı Arrivederci Amore, Ciao, oyuncu, senarist, yönetmen Michele Soavi'nin yönettiği bir suç dramı. Filmi izleme fırsatım olmadı. Zaten tesadüfen soundtrack albümünü görmesem filmin varlığından da haberim olmazdı. Shout, Aqualung, Smoke On The Water gibi müzik tarihinin üç güçlü şarkısını aynı albümde bir şekilde buluşturan film, bu şarkıları kendi bünyesine hakkıyla yedirebildiyse izlenmeye layıktır. Yok eğer film içinde bir striptiz barda ya da araba teybinde zar zor duyuluyor, repliklere kurban gidiyorsa kalsın. Ama albüm mutlaka kulak kabartılmayı hak ediyor. Bu şarkılar filmde nasıl yer aldı diye merak etmeden de duramıyor insan. Sahiplerine sağlam da bir telif ödemişlerdir. Seçtiğiniz şarkıların Shout, Aqualung, Smoke On The Water olduğu düşünülünce her kuruşu buna değer.

Tabii soundtrack bu süper üçlüden ibaret değil. Geri hizmette 80'lerden kalma sevimsiz Fine Young Cannibals'ın belki de tek hiti olan sevimli She Drives Me Crazy ve yurdumun bazı uyanık işletmecilerinin 50 yaş üzeri turistlerin akşam yorgunluğunu alma amaçlı yemekte, ikindi çayında, gece gösterilerinde ara ara başvurdukları Adamo'nun 60'lı yıllara ait hitlerinden La Notte albümün albenisini biraz daha arttırıyor. Caterina Caselli adlı İtalyan ablamızın sıkıcı iki şarkısı haricinde albümün tema sorumlusu Andrea Guerra'nın altı parçalık downtempo ve trip hop'a çalan müzikleri dramatik atmosfer yaratma hususunda oldukça başarılı. Arrivederci Amore, Ciao şayet bir soundtrack arşiviniz varsa oraya dahil olmaya oynayan kalitede. Bir de şayet 2000'li yıllar İtalyan sinemasında buna benzer bir soundtrak ekolü varsa ısrarla takip edilmeli. Zira bu tip birkaç albüm daha hatırlıyorum sanki.

1. Caterina Caselli - Arrivederci Amore, Ciao
2. Jethro Tull - Aqualung
3. Adamo - La Notte
4. Tears For Fears - Shout
5. Fine Young Cannibals - She Drives Me Crazy
6. Caterina Caselli - Insieme a te non ci sto piu
7. Deep Purple - Smoke On The Water
8. Andrea Guerra - Memories I
9. Andrea Guerra - Countdown
10. Andrea Guerra - Memories II
11. Andrea Guerra - Memories III
12. Andrea Guerra - Memories IV
13. Andrea Guerra - Memories V

4 Mart 2012 Pazar

Tenacious D - The Pick Of Destiny


Dünyanın en büyük rock grubu Tenacious D, sinyallerini dünyanın en iyi rock şarkısı olan Tribute için çektikleri ve dünyanın en iyi klibiyle verdikleri, tüm zamanların en büyük filmini nihayet çektiler. JB (Jack Black) ve KG (Kyle Gas)’den kurulu grup kendi isimlerini verdikleri dünyanın en çok satan albümlerinin ardından Tenacious D: Pick Of Destiny başyapıtının müziklerinden oluşan ikinci albümlerini de film ile birlikte piyasaya sürdüler. İkili HBO televizyonu için yaptıkları komedi serisi ile tozu dumana katmış, dillere destan Tribute single’ı ve klibi ile artık bir yerden sonra albüm şart olmuştu.

Evet, Tenacious D kocaman bir şakadan ibaret. Ama o şakanın gerisinde taş gibi bir hard rock, mizah, istihza, şamata yüklü şarkı sözleri ve bunların hepsine hakim çok güçlü bir vokal var. High Fidelity, School Of Rock, hatta Nacho Libre gibi filmlerde gördüğüm bu teknik –iddia ediyorum- “ben rock vokaliyim” diye geçinen çoğu odunda bile yok. Jack Black, oyunculuğunu istediği yöne çevirebilecek bir yeteneğe sahip olduğu kadar sesini de direksiyon gibi kullanıyor. Sadece komediye giden fiziği yüzünden üzerine yapışan komedyen kimliğinden kendi dahil herkes memnun. Jack Black, tıpkı Tenacious D gibi bir adam: Nüktesini ciddiye alan ve kapasitesinin farkında bir rahatlıkla o nükteden feyz alan türden.


Tenacious D: The Pick Of Destiny de Tenacious D gibi bir film. Tribute efsanesinden sonra (gecikmiş) bir görev. Aslı Meat Loaf'tan ibaret olan babasının baskısından bunalarak evden kaçıp Hollywood’a giden JB’nin orada tesadüfen KG ile karşılaşıp ona musallat olması ile bir efsanenin temelleri atılıyor. Popolarındaki doğum lekelerini keşfettikten sonra kaderin kendilerini bir araya getirdiğine ve dünyanın en iyi şarkılarını yazacakları yönünde gaza gelen ikili bir türlü istedikleri şarkıları yazamıyorlar. Sonradan anlıyorlar ki işin sırrı, bütün efsane grupların gitaristlerinin elinden geçmiş olan Kaderin Penası’nda. Ama o pena, sıkı güvenlik önlemleriyle korunan Rock & Roll Tarih Müzesi’nde saklanıyor. Kahramanlarımız da o penanın peişne düşüyorlar tabiî.

Şarkılar tencere kapak misali filmle o kadar uyumlu ki, keşke her müzikal böyle olsa. Rock sever kulaklara hoş vaatlerde bulunan şarkılar arasında açılıştaki Meat Loaf ve şu an cennet sakinlerine şarkılar söyleyen Ronnie James Dio destekli mini rock opera Kickapoo ile Dave Grohl düetli beş buçuk dakikalık bir başka rock opera olan olağanüstü Bellzeboss (The Final Showdown), şahane iniş çıkışlar, enstruman oyunları, vokal zenginliği barındıran muazzam parçalar. Yaklaşık bir dakikalık Classico’daki JB vokali üzerine ne söylenebilir? Adam aktör, sesi de aktör! Klasik müzik melodilerini edepsiz vokalleriyle tokalaştıran bu küçücük şey hiç bitmesin istiyor insan. Nacho Libre’deki “Encarnation” ve High Fidelity’deki “Let’s Get It On” şarkıları gibi komik ve hayranlık uyandırıcı zıpırlıklar bunlar. Albüm ve filmle aynı adı taşyan P.O.D. (Pick Of Destiny), The Metal, Papagenu (He’s My Sassafrass), Baby, History hepsi hepsi çok güzel. Ekstradan İngilizce bilenler için "comedy rock" diye de etiketlenen bu türün içinden lunapark geçiyor adeta. Oradan buradan alıntılar da olsa, bunlardan kendine bir özgün duruş elde eden bir grup ve albüm bu. Kim ne derse desin, aşağılansın, garipsensin, ben bir Tenacious D hayranıyım ve bununla gurur duyuyorum. Tıpkı Spinal Tap hayranı olduğum gibi.

1. Kickapoo (feat. Meat Loaf and Ronnie James Dio)
2. Classico
3. Baby
4. Destiny
5. History
6. The Government Totally Sucks
7. Master Exploder
8. The Divide
9. Papagenu (He's My Sassafrass)
10. Dude (I Totally Miss You)
11. Break In-City (Storm the Gate)
12. Car Chase City
13. Beelzeboss (The Final Showdown) (feat. Dave Grohl)
14. P.O.D.
15. The Metal

7 Nisan 2011 Perşembe

Stoned Soul Picnic - Erotic Cakes


60'lar sonu, 70'ler başı, funk için altın yıllardır derler. İyi de ederler. Zira 90'lar ve 2000'ler başı, ortası veya sonunda bu müziğe gönül veren yeni yetmelerin birçoğu atalarının yüzünü kara çıkarmayacak harika işlere imza atıyorlar. Nottingham dolaylarından çıkma Stoned Soul Picnic, bu imza verenlerden sadece biri. 1999'da dört kişi olarak kurulup şimdiye dek sadece Erotic Cakes adlı bir albüm çıkaran grup, albüm kapaklarına isimleriyle beraber yazdıkları üzere çığlık çığlığa Hammond B3, wah gitar, tombul bas ve funky davuldan ibaret görev dağılımlarıyla kendi mevkilerinde devleşiyorlar bu albümde. Devamının neden gelmediği de ayrı bir merak konusu. Dağılmış olmalarına pek ihtimal veresim gelmiyor. Zira sadece Hammond Funk ve Raw Soul takılan saygın organizasyonlardan Saint Paul Soul Jazz Festival dahilinde gösterdikleri performansla “The Revelation Of The Festival” seçilerek akılları almış bir grup "yemişim Aziz Paul'ünü, ilhamını, cazını, festivalini" diyerek bu işlerden elini eteğini kolay kolay çekmez.

Stoned Soul Picnic, ilk ve tek albümleri Erotic Cakes ile erotik olmasa da (Get Off The Bus'ın muhteviyatına nefesli funk lezzeti katması dışında işin içinde Fausto Papetti saksafonu yok neticede) gayet seksi ve tutkulu funk pastaları pişirmişler. Başroldeki Justin Dodworth'ün Hammond B3 ile harikalar yarattığı, bu çiğ funk müziğin hamurunda olduğu üzere diğer enstrumanların da ondan sıklıkla rol çaldığı son derece sağlam yapı, türün fanatiklerinin ağzını burnunu dağıtacak nitelikte. Zaten maceranın kendisi olarak fazla macera aramayan, içindeki enerjiyi yalansız dolansız aktaran albümde, Boogaloo Baby, Count Me Out, Hardtop 22, ayrıca Marika Ling'in kişilikli soul vokaliyle konuk olduğu iki şarkı olan Ain't Gonna Tell No-One ve Ready For Seven belki bir adım öne çıkan pastalar. Sanılmasın ki ötekiler bayat veya kuru kalmış. Bunları seven onları da sever kesinlikle. Çünkü bu tip albümlerde şarkı şarkı cevher aramak yerine, yakalanan kolektif ruhun baştan sona aldığı istikrarlı seyir önemlidir. Burada da o ruh var. O ruhu en kısa zamanda tekrar sahalarda görmek dileğiyle...

1. Boogaloo Baby
2. Count Me Out
3. Ain't Gonna Tell No-One (feat. Marika Ling)
4. Get Off the Bus
5. Soul Food Preacher
6. The Grinder (Pt.1)
7. The Grinder (Pt.2)
8. Hip Joint
9. Hardtop 22
10. Ready for Seven (feat. Marika Ling)
11. Vote for Number 6
12. Erotic Cakes

15 Ekim 2009 Perşembe

The Last Kiss (OST)


2001 İtalya yapımı L’Ultimo Bacio’nun Hollywood yeniden çevrimi olan, yönetmenliğini Tony Goldwyn’in (ki kendisini en kısa yoldan Ghost filminin kötü adamı Carl olarak hatırlayabilirsiniz) yaptığı The Last Kiss, kadrosunda Zach Braff, Rachel Bilson, Casey Affleck, Tom Wilkinson isimlerini barındıran vasat bir dramdı bana kalırsa. Fakat filmle ilgili aklımda yer eden esas unsur, kaliteli isimlerden derlenen müzik albümü oldu. Zaten Zach Braff’ın adının geçtiği pek çok yapımın mixtape misali kendisinin favori isimlerinden oluşturulması boşuna değil. Scrubs dizisi ve tabiî Garden State filminin harika soundtrack albümleri bu duruma iki güzel örnek. The Last Kiss albümü bir Garden State kadar özel değil. Ama Garden State ile kesişme noktaları yönünden hiç de hafife alınmayacak kalitede bir seçki denebilir. Kısacası onu seven, bunu da sever gibisinden bir önermede bulunmak abes kaçmaz.

Film veya dizi olarak belli bir bağımsız tavır belirlemiş yapımlar için hazırlanan soundtrack albümlerde de benzer tavırlara rastlıyoruz. Bu albümler için seçilen grup ve şarkıcılarda da ünlüsünden ünsüzüne pek çok ismi arka arkaya dinleme şansını buluyoruz. Bazısı mixtape tutkunları için maden niteliği taşıyor. Mesela Garden State diye bir albüm alıyorsunuz, içinden Frou Frou, Thievery Corporation, Simon and Garfunkel şarkıları falan çıkıyor. Aralara hiç duyulmamış bazı insanları da serpiştiriyorlar. Soundtrack albümler sayesinde görücüye çıkan, tanınan, anlaşmalar imzalayan, albüm yapma şansı yakalayanlar olduğu gibi, popüler fakat bağımsız karakterlerini böylesi fazla popüler olmayan albüm seçkilerine vererek bir şekilde koruduğunu göstermeye çalışanların isimlerine de rastlıyoruz.

The Last Kiss albümünde Athlete, Snow Patrol, Turin Brakes, Joshua Radin, Remy Zero gibi popüler oldukları pek söylenemeyecek, ama bir şekilde duyulmuş grup/şarkıcılar yanında, Rufus Wainwright, Ray LaMontagne ve Amos Lee’nin usta folk dokunuşlarına, Aimee Mann, Rachel Yamagata ve Fiona Apple’ın güven veren dişiliklerine de rastlamak mümkün. Ayrıca Garden State ve Six Feet Under’a da şarkı vererek bu konudaki seçiciliklerini gösteren Coldplay’in Warning Sign parçası da bulunmakta. O seçicilikten bahsetmiş olmam boşuna değil. Zira Coldplay’in Stallone filmi Driven’a Trouble adlı güzel şarkısını vermeyi reddettiğini hatırlatalım. Ama albümde beni en fazla etkileyen iki şarkıdan ilki, müzmin hayranı olduğum Imogen Heap’in Speak For Yourself albümünde de yer alan vokal harikası Hide and Seek, diğeri de bence albümün en tutkulu şarkısı olan mükemmel Cary Brothers parçası Ride oldu.

Özellikle son dönemde daha bir ivme kazanan diziler için yapılan derlemeler, film müziklerini aratmıyor. Six Feet Under, Kyle XY, Weeds, Grey's Anatomy, True Blood, House M.D. ve daha aklıma gelmeyen başka örnekler, sadece sinematografik değil, müzikal anlamda da hassas davranan insanların derlediği güzellikler barındırıyor. Imogen Heap, Frou Frou, Remy Zero, Cary Brothers isimlerini Garden State, hatta Scrubs sınırları içinde de duymuştuk. Zach Braff’ın özel ilgisine mazhar olan bu isimler, The Last Kiss gibi bir soundtrack çıkınca “Braff’ın keşfettiği Cary Brothers, Braff’ın hayran olduğu Imogen Heap, Braff’ın bayıldığı The Shins” cümleleri ile anılıyor sıkça. Bu derlemeler böyle cevherleri biraz daha günyüzüne çıkardığı sürece kim, ne derse desin önemli de değil. Varlığından haberdar olmadığımız müzisyenleri ya da diğerlerine göre daha fazla haberdar olup da sık sık özlediklerimizi aynı albümde buluşturan film müzikleri kulak kabartılmayı her zaman hak ediyorlardır benim gözümde.

1. Snow Patrol - Chocolate
2. Joshua Radin - Star Mile
3. Turin Brakes - Pain Killer
4. Coldplay - Warning Sign
5. Cary Brothers - Ride
6. Athlete - El Salvador
7. Imogen Heap - Hide and Seek
8.  Rachael Yamagata - Reason Why
9. Ray LaMontagne - Hold You in My Arms
10. Remy Zero - Prophecy
11. Fiona Apple - Paper Bag
12. Aimee Mann - Today's the Day
13. Amos Lee - Arms of a Woman
14. Rufus Wainwright - Cigarettes and Chocolate Milk (Reprise)
15. Joshua Radin and Schuyler Fisk - Paperweight

16 Şubat 2009 Pazartesi

The Pipettes - We Are The Pipettes


Üç güzel İngiliz’den kurulu The Pipettes’in evveliyatı 2003 yılına dayanıyor. The Cassettes adlı bir gruptan bozma grubun üç vokalistiyle yola çıkan, çeşitli eleman değişiklikleriyle şu anki halini alan The Pipettes, müziklerini henüz dinlememiş olanlar için dışarıya vermiş oldukları boş beleş “girl band” imajına kanılmaması gereken bir grup. En kısa yoldan, 2000’lerin ekipmanlarıyla 60’ların rock’n roll müziğini yapıyorlar desek yeridir. Fakat bunu, o yıllara takılıp kalmış yaşlı başlı dinleyicilerin nostaljik zayıflıklarından medet umarak değil, kendilerinden de birşeyler katıp şık bir rock’n pop tınısı yakalayarak yapıyorlar.

Sözler zaten aşk, ayrılık, çiçek, böcek dışında fazla açılmıyor. O noktada da problem yok. Ama müzik ve vokal uyumu The Pipettes’in en cazip özelliği bana kalırsa. Çünkü şarkılar 60’lı yılların The Shirelles, Diana Ross & The Supremes, Martha & The Vandellas, Gigi & The Charmaines, The Marvelettes gibi klasik grupların standartlarından pek sapmıyor. O şarkılar da zaten her dönem kulaklara ferahlık aşılayan pop, soul, rock güzelliklerinden örülmüştür. Enerjik, romantik, kolay, akıcı ve geçmişe bağlılığına rağmen taptaze bir grup olarak The Pipettes, 2006 yılında çıkardıkları şu ana kadarki tek albümleri We Are The Pipettes’in içindeki 14 şarkı ile hâlâ 60’lar klasikleriyle bağlarını koparmamış günümüz açık fikirliliğine sahip dinleyenlere Dirty Mind, Your Kisses Are Wasted On Me, Sex, ABC gibi parçalar armağan ediyorlar. Geri kalanları da kısacık sürede kabullenmek onlar için hem kolay, hem de zevkli olacaktır.

1. We Are the Pipettes
2. Pull Shapes
3. Why Did You Stay?
4. Dirty Mind
5. It Hurts to See You Dance So Well
6. Judy
7. Winter's Sky
8. Your Kisses Are Wasted on Me
9. Tell Me What You Want
10. Because It's Not Love (But It's Still a Feeling)
11. Sex
12. One Night Stand
13. ABC
14. I Love You