Lounge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lounge etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Aralık 2023 Çarşamba

Thunderball - Scorpio Rising


Steve Raskin, Sid Barcelona ve Rob Myers'dan kurulu Thunderball, kökleri 1997'ye dayalı Washington'lı bir grup. Bir diskografi gezintim sırasında üç albümlü elektro sentezcisi bir grup olduğunu öğrenince bu albümlere dalış yaptım. Üç albüm fazla zamanımı almazdı ne de olsa. Nitekim 2000 tarihli debut Ambassadors Of Style hiç zamanımı almadı. Müzik yeterince olgun bir görüntü çizse de, genel atmosfere hiç ısınamadım. Şarkılar her yerde bulunabilecek, özelliksiz ve hatta çoğu zaman sıkıcıydılar. Onlar da öyle olduğunu anladılar mı nedir, hemen ertesi yıl Scorpio Rising'i çıkarmışlar ki, "bakın ahali, aslında biz böyle bir ekibiz" dercesine tertemiz bir başlangıç yapmışlar adeta. Gerçi ortada kirli birşey yok. Ama madem bir albüm yapıyorsun, otur adam gibi şarkılar tasarla, elektrik giden her yere lâyığıyla müziğini götür. Son olarak 2006 albümü Cinescope ile görülen grup, Afrika Bambaataa ve Mustafa Akbar gibi bayıldığım isimeri de konuk etmiş görüntüsüyle pozitif çizgsini sürdürmüş. Ne yazık ki o yıldan sonra adamlardan ses seda çıkmamış.

Bu üç albüm arasından en sevdiğim Scorpio Rising hakkında iki lafın belini kırmazsam üzüleceğimi düşündüğüm için tekrar 11 şarkılık albümün başına döndüm. Blaxploitation funk, soul, bossa nova, lounge, downtempo dub ve drum'n'bass olarak tanıyıp selam verdiğimiz birtakım türleri ustalıkla karışım haline getirip şarkılara adapte etmiş müthiş bir albüm Scorpio Rising. İçinde az önce saymış olduğum türleri ikili, üçlü kombinasyonlarla kapıştırmış birbirinden muhterem şarkılar cirit atmakta. Örnekse örnek: Açılıştaki Heart Of The Hustler drum'n'bass ve soul ile, Vai Vai funk, caz ve drum'n'bass ile, Vibrations 70'ler funk müziği ve günümüz hip-hop'ı ile çok seviyeli birliktelikler yaşıyorlar. Stereo Tonic, Domino, Sapphire gibi cool isimlere sahip şarkılar sadece isimleriyle değil, bilinçli olarak yarattıkları atmosferik elektro iklimlerle o serinliği ve karizmayı dik tutuyorlar.

Özellikle Cinescope albümleriyle Thievery Corporation'a hiç yabancı değiller ama Scorpio Rising, bazı Thievery Corporation albümlerini (hele de son albüm Culture Of Fear'ı) suya götürüp krakerle kandıracak kadar donanımlı. Sinematik yanları yabana atılır gibi değil. Hatta bazı eleştirmenler yazılarında "birisi Guy Ritchie'ye Thunderball'ın numarasını verebilir mi" şeklinde sevimli espriler yapıyorlar. Adam ne yapsın? Alıp Vai Vai'yi Sherlock Holmes'e mi koysun? Herşeyin bir yeri ve zamanı var. Ritchie Hollywood'da biraz para yapsın, sonra özüne döner diye umuyoruz ailecek. Anladığım kadarıyla Thunderball'ın yeri ve zamanı ise 2001 Scorpio Rising şeklindeymiş. Birisi de bana Thunderball'ın numarasını verse de şunları tekrar albüm yapmaya ikna etsek.

1. Heart of the Hustler
2. Domino
3. Vai Vai
4. Sapphire
5. Angela's Lament
6. Scorpio Rising
7. Stereo Tonic
8. Vibrations
9. Solar
10. On the Sly
11. Golden

27 Mart 2017 Pazartesi

Sofia - Search & Destroy: A Punk Lounge Experience


Sofia, ya da tam adıyla Sofia Allard, DJ’lik ve modellik de yapmış bir şarkıcı. Şarkıcılık kariyerinde ise iki durak var. İlki, biraz depresif tarafından trip hop ikilisi olarak Krom, diğeri ise daha neşeli ve hareketli bir proje olan Eclectic Bob’muş. Her iki gruba da karakter katan büyüleyici sesi ile dikkat çekmesi uzun sürmemiş. Hem de öyle birinin dikkatini çekmiş ki sormayın: Carl-Michael Herlofsson! Sormayın dedik ama bu ismi duyunca “o da kim” diye sormak gerekiyor. Kendisi Rammstein, A-Ha, Weeping Willows, Timex Social Club gibi bir sürü isime yapımcı ve müzisyen olarak el vermiş, Grammy ödülü de almış, İsveç’in yetişirdiği en iyi prodüktörlerden birisi. “Score” bazında yine birkaç filmin müziğini yapmışlığı da var. Sofia’nın bu albümünün arkasında yapımcı ve müzisyen olarak durması, albümün ses, kayıt, miksaj artık ne varsa her yönden kalitesinin çıplak kulakla dahi hissedilmesinden anlaşılabilir.

70’ler ve 2000’lerden seçilmiş punk ve rock şarkılarının yeniden yorumlarından derlenen Search & Destroy albümü, elektronic, trip-hop ve “lounge” şeklinde tanımlanmış elit ve naif salon müziğinin elekto-caz havasından keyif alanların arayıp da bulamadıkları, bulurlarsa bırakamayacakları kalitede coverlar sunuyor. Sex Pistols, Ramones, The Clash, Iggy & The Stooges gruplarının punk güllelerinin, çok şık jazzy bir ortamda havadan kafamıza serpilen güllere dönüştüğü anların mimarı olan Sofia- Carl-Michael ikilisi, Led Zeppelin, Nirvana, Thin Lizzy şarkılarını da bambaşka diyarlara taşımışlar. Bu taşıma işlemi, cayır cayır punk şarkılarının çift zeytinli martini kıvamında yorumlanmış olması yanında, sadece sözlerinin alınıp sil baştan besteler yapılması sonucu da doğurmuş. Bundan şikayetçi değilim. Tam tersi, artık birer marşa dönüşmüş şarkı sözlerinin tepetaklak başka türlerle, başka bestelerle söyleniyor oluşu, müzikal sınırları olmayan dinleyicilerin türler arası yaptıkları masum kaçamaklarının karaoke hissiyatıyla bütünleştiği ilginç tecrübeler haline gelebiliyor.

Gerek ses, gerekse altyapı olarak Sofia’nın cover seçkisi bana “yorumlamak için hangi şarkıyı seçerse seçsin razıyım” diye düşündürse de, hazırda seçilmiş olan sert parçaların marshmallow kıvamına getirilip tamamen farklı şarkılara dönüşmesinden anlıyoruz ki, bu sadece “sert şarkıları yumuşatma” meselesi değil. Onların ne kadar boyutlu olabildiklerini kanıtlama. Çünkü seçilen şarkılar sert gruplara ait olmalarından öte, o şarkıların ruhanî boyutlarının gözler önüne serilmesinin ayrı bir yetenek işi olduğunu kanıtlaması da önemli. En kaliteli coverların, ya da çemberi Sofia’ya göre ayarlarsak birçok yönden Nouvelle Vague’un yaptığı da bu.



Hâlâ üzerinde çalışmakla birlikte, Search & Destroy albümünde bırakın kötü, vasat şarkı bile bulunmadığını düşünüyorum. Bunun orijinal şarkılara ne kadar sadık olunduğu veya onları ne kadar değiştirdiğiyle ilgisi yok. Bu tür cover albümler, isterse dünyanın en bilinen şarkılarından derlensin, olabildiği kadar orijinallerinin gölgesinden uzakta değerlendirilmeli. Elbette orijinal hali ile yeni hali arasındaki uçurumlardan aşağı bakmak çoğu kez hoşumuza gitse de, aklımızın bir yanı ile onları ne kadar “kendisi” olabildikleriyle duymaya, hissetmeye çalışmalıyız. Belli ki İsveçliler bunu bu şekilde algılıyorlar. Çünkü Hellsongs üçlüsü ve çeşitli yerlerden tek tük duyduğum çok başarılı coverlardan sonra İsveçli Sofia’nın bu güzel albümü hiç şaşırtmadı.

Tek tüklerden bahsederken yine İsveçli Timo Räisänen ismini anmadan geçmek istemiyorum. Kendisinin son albümü ...And Then There Was Timo’da yer alan AC/DC coverı You Shook Me All Night Long, cover nâmına bugüne kadar duyduğum en güzel şarkılardan biriydi. Hatta hiç kasmadan, şimdiye dek duyduğum en iyi cover ilk beşine bile dahil edebilirim. Dinlediğimde içime düşürdüğü hüzün dalgalarından korktuğum için sık dinlemek istemediğim, fakat dinlemedikçe de deli gibi özlediğim harika bir yorum. İtiraf etmek gerekirse Sofia’nın albümünde bu yoğunluğa sahip bir yeniden icrâ yok. Ama I Wanna Be Your Boyfriend var, Heart Shaped Box var, Pretty Vacant var, Dazed & Confused var, London Calling var. Sofia’nın hüzünlü bir kız çocuğu ile her santimine kadar seksi bir kadın arasında dalgalanan sesi var. Hepsi ilk kez duyuluyormuş gibi hem de.

1. Search & Destroy (Iggy & The Stooges)
2. Everlong (Foo Fighters)
3. Mongoloid (Devo)
4. I Wanna Be Your Boyfriend (The Ramones)
5. Homosapien (Pete Shelley)
6. No One Knows (Queens Of The Stone Age)
7. London Calling (The Clash)
8. Dazed & Confused (Led Zeppelin)
9. Boys Are Back In Town (Thin Lizzy)
10. Pretty Vacant (Sex Pistols)
11. Chinese Rocks (Johnny Thunders)
12. Heart Shaped Box (Nirvana)

27 Kasım 2016 Pazar

Ania - Ania Movie


1981 Polonya doğumlu Ania Dąbrowska, ya da kısa adıyla Ania, lise yıllarında aynı anda klâsik müzik eğitimi de almış kendi kadar sesi de güzel bir şarkıcı. Polonya'nın TV şovu Pop Idol'a katılıp 8. olduktan sonra doğru yolu bulup yarışmalardan bir halt olmayacağını anlamış. Polonya'nın saygın müzisyenlerinden Krzysztof Krawczyk'in çok satan albümlerinden birinde yer alarak tekrar kendini hatırlatmış. Ardından iş sıra albümler yapmaya gelmiş. 2004 yılında başlayan yolculuk, isimlerini değil okumak, sadece baktığımda bile beyin hücrelerimden birkaçının ölümüne sebep olan üç albümle sürmekte. Pop caz ve soul ağırlıklı bu albümler, Polonya'nın 60 ve 70'li yıllar pop müziğinden de etkilenmiş şarkılarla bezeliymiş ki, o yılların Polonya müziği de başka ülkelerinkinden pek farklı da sayılmazmış doğrusu. Cover pıtırcıkları Nouvelle Vague'un bir Robert Palmer şarkısı olan Johnny and Mary coverına da konuk olmayı başarmış olan Ania, tadı damağında kalmış olsa gerek, 4. albümünde bu kez cover yolundan gitmeyi seçmiş.

Albüm için şarkı seçiminde çok sevdiği film müziklerinde karar kılan genç şarkıcı, birbirinden rol çalan 9 güzel cover ile kendini bana tanıtmayı nihayet başardı ki, kimbilir bu sayede daha kaç kişi üç albümlü bu şarkıcıyı daha yeni tanıdı. Mütevazi, sanki bir zamanlar TV'ye çıkıp meşhur olmak için çabalayan kendisi değilmiş gibi sade ve iddiasız bir albüm, Mélanie Pain ve bezerlerini andıran duru bir ses, geçmişe kısa bir yolculuk sağlayan tanıdık film ezgileri... Herşey olması gerektiği ile, olmasını istediğimiz gibinin buluşması sanki. Bang Bang (My Baby Shot Me Down) ile başlayıp The Sound of Silence ile biten bir albüm. Artık gerisini siz düşünün. Aralarda ise Midnight Cowboy'u tekrar izleme isteği uyandıran Everybody's Talkin', orijinalini dünyanın en iyi soul bestelerinden, hatta dünyanın en iyi bestelerinden biri saydığım Across 110th Street, nedense bir zamanlar Ben Harper'ın da söylediğini anımsadığım Strawberry Fields Forever ve Ania'nın sesine çok yakıştırdığım Give Me Your Love durakları bulunmakta. Nouvelle Vague seven lounge dostu, soul aşığı, cover pıtırcığı her müziksevere tavsiye edeceğim bir albüm Ania Movie... Sue Ellen, Sofia ve Hellsongs'un son albümlerini beğenen kitlenin ise kesinlikle atlamaması gereken bir incelik, bir hoşluk.

1. Bang Bang (My Baby Shot Me Down) (Cher)
2. Everybody's Talkin' (Harry Nilsson)
3. Give Me Your Love (Curtis Mayfield)
4. Across 110th Street (Bobby Womack)
5. Suicide Is Painless (Johnny Mandel)
6. Silent Sigh (Badly Drawn Boy)
7. Strawberry Fields Forever (The Beatles)
8. Deeper and Deeper (Tony Bruno)
9. The Sound of Silence (Simon & Garfunkel)

12 Ocak 2012 Perşembe

Morcheeba - Charango


İngiliz trip hop üçlüsü Morcheeba diskografisi ile epey vakit geçirmişliğim vardır. Ilık bir ses, sakin bir ruh hali, çakırkeyif yalnızlıklar, ferah masallar, dokunaklı tınılar, loş anlar saklıdır Morcheeba müziğinde. 90'ların ortalarında ortaya çıkıp trip hop'un en baba grupları arasında yer alan Morcheeba, Trigger Hippie, Howling, Never An Easy Way, The Sea, Blindfold gibi içten şarkıların bulunduğu ilk iki albümleri Who Can You Trust? (1996) ve Big Calm (1998) sayesinde eskimesi zor bir iz bırakmışlardır bende. Grubun soundu Paul Godfrey (DJ) ve Ross Godfrey (geri kalan herşey) biraderlerin Skye Edwards'ın kadife vokalini de yanlarına almalarıyla kendini bulmuştu. Milenyumla gelen Fragments Of Freedom birkaç iyi şarkı dışında vasat kalsa da, 2002'deki Charango ile durumu çabuk toparlamış olduklarını düşünürüm. Ama aynı zamanda 2003'te Skye'ın gruptan ayrılmasını ardından çıkan The Antidote ve Dive Deep albümlerinin öncekilerle karşılaştırıldığında nal topladıklarını da düşünürüm.

Morcheeba'nın en iyi albümleri Skye ile olanlardır diye kestirip atacakken en son 2010'da Skye'ın tekrar gruba dönüşüyle sevinmiştim ki, aynı yıl çıkan Blood Like Lemonade'in yerlerde süründüğünü görmek hayli üzücüydü. Mesele Skye değil, Godfrey kardeşlerin hâlâ sürdüğünü sandığım formsuzlukları. Kanımca en güzel Morcheeba günlerinin sonuncusu Charango'dur bu yüzden. Blood Like Lemonade gibi şuursuz bir albümden sonra belki de (şimdilik) Morcheeba'nın veda albümü. Hepsi birbirinden şık dört single çıkarmış, gayet de iyi satmış, benim için en önemlisi de ilk iki albümün kalitesini tekrar yakalama başarısı göstermiş (hatta Charango'yu Big Calm'dan daha çok severim) bir çilingir sofrasıdır.


Charango'nun en sevdiğim yanı içinde What New York Couples Fight About diye bir trip hop epiğinin bulunmasıdır. Şarkının girişinin, nakaratının, liriklerinin, sound örgüsünün güzelliği bir yana, Nashville'li alt-country grubu Lambchop'un vokali Kurt Wagner'ın dokunsan kırılacak bir crooner edasıyla kattığı inanılmaz atmosfer onu çok özel kılıyor. Yumurtanın akı kadar beyaz bir adam olan Wagner'in sesini ilk duyduğumda kendisini kapkara bir soul yıllanmışlığı sanmıştım. Zaten bu şarkıdan sonra Lambchop külliyatına giriş yapmaya niyetlenmiştim. What New York Couples Fight About'tan başka albümde yaylıların salındığı Otherwise'ın "seni akıllı sanmıştım" hüznüne, Sao Paulo'nun tropikal western ambiyansına, Undress Me Now'ın lounge keyfine, rapçi Slick Rick'in sesi ve hikâyesiyle konuk olduğu Women Lose Weight'in nüktedanlığına tav olmamak çok zor.

Diğer şarkılardan Slowdown, Aqualung, Charango, Way Beyond, Public Displays Of Affection ve Get Along'un 90'lar sonu trip hop kalibresine sızmış son derece yapıcı soul etkilerini gördükçe, aradan geçen yılların Morcheeba ismine neler ettiğini sorgulamadan edemiyor insan. Blood Like Lemonade nasıl bir saçmalıktır diye adam gibi kızamıyorum bile onlara. Gerçi The Antidote ve Dive Deep de hiç Morcheeba albümü gibi gelmemiştir bana. Ama en azından geçmişin mirasından doğru dürüst nemalanmayı bile beceremeyen karaktersizlikte değillerdir. Kötüyseler bile kendi kendilerine kötüdürler. Başka albümlerle karşılaştırılarak değil. Charango ise Massive Attack, Portishead ve Tricky'nin kodladığı trip hop karanlığına bir parça blues, pop, soul ve gün ışığı katmış bir grubun en iyi anlaşılabileceği albümlerden biridir.

1. Slowdown
2. Otherwise
3. Aqualung
4. Sao Paulo
5. Charango (feat. Pacewon)
6. What New York Couples Fight About (feat. Kurt Wagner)
7. Undress Me Now
8. Way Beyond
9. Women Lose Weight (feat. Slick Rick)
10. Get Along
11. Public Displays of Affection
12. Great London Traffic Warden Massacre

13 Nisan 2011 Çarşamba

Lal Meri - Lal Meri


Rosey takma adıyla iki albüm yapmış olan güzel sesli Nancy Kaye'in şarkı söylediği, Niyaz grubunun keyboard ve ses tasarımından sorumlu olan Carmen Rizzo'nun yine bu işleri yaptığı, daha önce Hot Sauce Johnson ve Animastik gibi kimsenin bilmediği oluşumlarda bulunmuş Ireesh Lal'in de Rizzo gibi altyapıdan sorumlu olduğu üç kişilik Lal Meri, 2006'da kurulmuş Los Angeles plâkalı bir trip hop grubu. İlginç isimlerini eski bir Hint folk şarkısından almışlar. Farklı müziklerden gelmelerine karşın üçlü olarak çok iyi uyum sağlamışlar. Bunu söyleyebilmek için eldeki en somut kanıt ise, 2009 Şubat ayında çıkardıkları ilk ve şu ana kadarki tek albümleri olan Lal Meri... Trip hop'un gereklerini biraz daha blues ve caz havasında, biraz daha tempolu biçimde yerine getirmeye çalıştıkları bu albüm, çeşitli dergi ve sitelerde büyük ilgi ve övgüyle karşılanmış. Durum böyleyken kendilerine rastlayınca kulak vermeden geçmek olmazdı.

Bu arada 2006'da kurulup da 2009'da albüm yapmak neyin nesidir diye, konuyla alâkasız bir ayrıntı gözüme çarptı. Bu sadece Lal Meri'ye ait birşey değil. Albüm çıkarana dek bir grup insanın ortalarda bir grup gibi dolaşmaları bana biraz garip geliyor. Gerçi onlar zaten bir grup oluyorlar ama bir müzik grubu olabilmeleri için albüm yapmaları onları daha tescilli hâle getiriyor benim gözümde sanırım. "Ben gruba grup demem albüm yapmayınca" demenin de haksız bir yaklaşım olduğuna kör değilim elbette. Hepsini sahnede görme imkânımız da olmadığından, bir gruba tam anlamıyla grup diyemiyorum albüm yapmayınca!


Albüme gelirsek, Lal Meri tam anlamıyla bir grup ve altyapısıyla, üstyapısıyla, vokalleriyle üst düzey bir iş çıkarmışlar. Asya enstrümanları, synthesizerlar, looplar, yaylılar, Ireesh Lal'in bir görünüp bir kaybolan trompet üfleyişleri elit bir lounge atmosferi oluşturmakta ve kendini dinletmekte sorun yaşamıyor. Bu haliyle sık sık Thievery Corporation ve Beth Orton ortaklığı bir albüm imajı yaratılıyor ki, her iki ismi de çok seven benim gibiler için hoşça vakit geçirilmemesi zor görünebilir. Yine de şu aşamada oluşumları itibariyle aynı frekansa sahip Morcheeba ile karşılaştırılmalarına lüzum yok. Birkaç albüm daha yapsınlar ondan sonra bakarız. Albümün bana göre en iyisi Rainbow ile birlikte Sweet Love, My Ocean, Take Me As I Am ve hep birbirine benzeyen o güzel Hint kadın vokallerden birinin seslendirdiği kapanıştaki Lal Meri adlı şarkı (ki isimlerini aldıkları eski folk şarkısının modifiye hali olsa gerek), keyif verici maddeler içeren, öne çıkan, baştan çıkaran besteler. Yalnız trip hop dediysek, Lal Meri'den bir Portishead veya Massive Attack karanlığı ya da deneyselliği beklemeyin. Bu eksikliğin ya da tercihin de trip hop için bir dezavantaj olduğunu düşünmeyin.

1. Dreams of 18
2. Borders
3. Sweet Love
4. Bad Things
5. Give Your Light
6. My Ocean
7. Take Me As I Am
8. More Songs For The Moon
9. Mausam
10. Rainbow
11. Lal Meri