2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2020 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2021 Pazar

Tame Impala - The Slow Rush

 
Tame Impala adını ilk defa 2010 tarihli ilk albüm Innerspeaker ile duydum. O zamandan beri de takip ederim. Innerspeaker'ı pek severim ama 2012'de çıkardıkları Lonerism'i ondan daha çok severim. Hele de bu albümde yer alan Mind Mischief, hayatımda duyduğum en güzel psychedelic rock şarkılarından biridir. Ne zaman rastlasam sonuna kadar dinler, ayaklarımın yerden kesilmesine şahit olurum. Fakat Lonerism'in bende koyduğu çıtanın yüksekliği, 2015 yılına ait Currents'i çok aşağılarda bıraktı. Tame Impala elinden çıkmış bir albüme kötü diyebileceğimi hiç düşünmemiştim. Neo-psychedelia ile aram iyidir ama fazla seçiciyimdir. Grubun psychedelic rock ile neo-psychedelia arasında çizdiği rotayı fazlaca neolaştırdığı ve sebeplerini tam bilemediğim bu seçiciliğime olumlu cevaplar veremediği için Currents bende hep hayal kırıklığı olarak kaldı. 2020 tarihli dördüncü albüm The Slow Rush'ın habercisi olan ve 2019'da çıkan iki single Borderline ve It Might Be Time, grubun neo-psychedelia sularında bu defa çok fena döneceğini bağıran şarkılardı. Nitekim öyle oldu ve The Slow Rush, bence en iyi Tame Impala albümü olduğu gibi, 2020'de dinlediğim en iyi albümdü. Açıkçası hiç de beklemiyorum. Peki neydi onu gönlümde en iyi yapan?

Tame Impala aslında Avustralyalı multi-enstrümantalist müzisyen, yapımcı Kevin Parker'ın bir projesi olarak 2007'de yola çıktı. Tur zamanlarında dört kişilik bir gruba dönüşse de, şarkıların yazım ve tasarımı Parker'a ait ve bence gerçek olayı albümlerde saklı. Tame Impala müziğini tanımlamak pek kolay degil. Tabii burada Parker'ın eğilimlerine bakmak gerek. Parker'ın 60 ve 70'lerin psychedelic rock tutkusu, yine bu tutkudan deneysel doneler devşirmiş The Flaming Lips, My Bloody Valentine, Supertramp gibi isimlerin shoegaze ve progressive mantalitesi, aynı zamanda Britney Spears ve Kylie Minogue gibi şekerli pop zevki bir araya gelince Tame Impala denen şey ortaya çıkıyor. Bu karışımdan hiç bir insan evladı bu çıkarımı yapamaz. Bunlar Parker'ın kendi müziğini tanımlama biçimi. Neo-psychedelia, psychedelic pop, space pop/rock, yani kısaca elektronik müzik altyapısı üzerine kurulmuş zeki bir kozmik sistemden söz ediyoruz. "Future Pop" diye bir tür var ve bu türden çok sıradan, yenilik, farklılık içermeyen, geleceğe dair atmosferik vizyonu olmayan albümler çıkıyor. The Slow Rush belki de o gelecek vizyonuna en yakın işlerden biri.


The Slow Rush'ın olağanüstü bir atmosferi var. Önceki albümlerinde belli bir Tame Impala evreni yaratmışlardı. Ama burada ekstradan bir The Slow Rush evreninden de söz etmek mümkün. Hipnotize eden ritimler, akılda kalıcı nakaratlar, dinletirken dans ettiren, dans ettirirken dinleten, kafa açan, kafa bulandıran, dinleyeni manzaradan manzaraya sürükleyen yaklaşık 1 saatlik bir macera. Breathe Deeper, Instant Destiny, It Might Be Time, On Track, Is It True albümün en sevdiğim, dinledikçe çiçek gibi açılan şarkıları olsa da, bu evren içinde her şarkı kendi yerini tutmuş, biri olmasa eksikliği hissedilecek gibi bütünün parçaları haline geliyorlar zamanla. Kevin Parker, albümü yaparken en önemli ilham kaynaklarından biri olarak, içlerinde Baby One More Time, I Kissed A Girl, Shake It Off, Can't Stop The Feeling!, I Want It That Way gibi Billboard 100 şarkılık listede 1 numara olmuş pop hitlerinde parmağı olan İsveçli besteci, söz yazarı, yapımcı Max Martin'i göstermiş. Tabii Parker bu ilhamı kendi müziğine hiç de Billboard 100'e girecek ölçeklerde kullanmamış. Amaç değil araç edinmiş. Hatta bu ilhamlar bütününe o beyaz sesiyle nasıl oluyorsa 60'lar ve 70'ler soul/R&B hissiyatları bile katabilmiş.

14 Şubat 2020'de piyasaya çıkan The Slow Rush bugün 1 yaşında. Benim için 2020'nin en iyi albümüydü. Sonradan ondan daha iyi bir albüme rastlamazsam hep öyle kalacak. It Might Be Time da tüm bu karışımın nefis bir özeti olduğu için en iyi şarkısıydı. Müziğe olduğu kadar liriklere de sirayet eden zaman mefhumu, nostalji modu ve ondan ustalıkla türetilmiş bu modern "space pop" ruhu, albümü zamansız kılıyor. Kevin Parker'ın laptop, hard drive ve 1960 kökenli Höfner bas gitarıyla tasarladığı, teknik detaylar ve stüdyo kayıtlarıyla şekillendirip son halini verdiği bu şarkıların 10 yıllara yayılacak, henüz doğmamış olanları da 18, 29, belki de 45 yaşında yakalayacak olması fikri, her duyduğum iyi albümden sonra düşündüğüm bir şeydir. Bir müzisyen için kendi müziğini unutulmayacak şekilde kendinden öteye taşıyabilmesi en büyük hayallerinden biridir. The Slow Rush, yaratıcısı Parker için öyle midir ya da tam olarak ne ifade ediyordur bilemem. Ama etmelidir. Bence kötü bir albüm olan, hatta bazı mecralarda The Slow Rush'tan daha iyi olduğu iddia edilen Currents bile Parker için çok şey ifade ediyordur elbette. Ama içlerinde sadece The Slow Rush'a gözü kapalı kefil olurum. Çünkü pamuklara sarılması gereken insan Kevin Parker daha iyisini yapana kadar en iyi Tame Impala albümü budur bence.

1. One More Year
2. Instant Destiny
3. Borderline
4. Posthumous Forgiveness
5. Breathe Deeper
6. Tomorrow's Dust
7. On Track
8. Lost in Yesterday
9. Is It True
10. It Might Be Time
11. Glimmer
12. One More Hour

15 Ocak 2021 Cuma

Jaguar Sun - This Empty Town

 
Chris Minielly adında Kanadalı multi-enstrümantalist bir gencin Jaguar Sun ismiyle kendi başına kaydettiği bir albüm This Empty Town... Günümüz alet edavatlarıyla yapılacak şeylerin artık sınırı yok. Her sene ev stüdyolarında ya da yatak odalarında yapılmış böyle binlerce albüm çıkıyor. Ama ancak 1-2 tanesi insanı kalbinden vuruyor. 2019'da 20 yaşındaki Ryan Downie'nin RYD adıyla ve aynı adı taşıyan ilk albümüyle buna benzer bir vurulma yaşamıştım. Temmuz'da çıkmasına rağmen Aralık 2020'de rastladığım This Empty Town beni o kadar güzel yakaladı ki, albümü bitirir bitirmez RYD'yi ilk dinlediğimdeki ruh halime dönüş yaşadım. Kendine takma adlar seçmiş, kendi imkanlarıyla yaptıkları şahane şarkılarla indie ve dream pop sularına girmiş iki genç adamın dinleyeni duygu dünyalarına davet edişlerindeki inceliğe hayranım. Takma isim kullanarak evde tek başına albüm yapmalar kulağa bir miktar "nerd" gelse de, ortaya çıkan şarkılara bakınca en iyi tercihin bu olduğu anlaşılıyor.

Minielly dostumuzun bilinçli bir şekilde yalnız kalmayı seçerek albüm yaptığını hayal etmek, şarkılarını duyduktan sonra benim için daha anlamlı hale geliyor. Çünkü yalnızlığa, görkemli bir izolasyona, keşfedici bir kafa dinlemeye, kendini salmış bir arınmaya çok müsait küçük bir evren yaratılmış adeta. Albüme o kadar tatlı bir hüzün çökmüş ki, bir pop ilahisi gibi olan açılış şarkısı Red ile gönüllü bir teslimiyet başlıyor. Boş, loş ve hoş bir mekanda ateşböceklerinin etrafta uçuşmasını andıran gitar dokunuşlarıyla çevrelenmiş ketum bir vokal eşliğinde içine girdiğimiz Keep You Warm, kendinden önceki Red ile birlikte bu albümün çok iyi olduğunu söylüyor. Zaten geriye 6 şarkı kalıyor ki, onlar da kendi küçük dünyalarında aynı rüyalar aleminin diğer gizemli parçalarını oluşturuyor. Hepsi çok iyi. Nostaljik, içe dönük, melankolik, kırılgan ve göz alıcı biçimde meditatif bir bütünün şarkı formuna girmiş güzellikleri. Keep You Warm ve Time gibi tempolu şarkılar bile aynı özelliklere sahip. Sanki bir müzik kutusu melodisi etrafına şarkı inşa edilmiş misali Messed Up ya da huzur ve efkarın iç içe geçtiği bir günbatımı yalnızlığı estetiği taşıyan Those Days, bu harikulade ilk albümün diğer görkemli anlarından.

RYD veya This Empty Town gibi albümleri tanıyıp, sevip, bağlandıkça insan bir yandan da korkuyor. Peki ya bir sonraki albüm olursa ve bu albüm ilkinin verdiği tadı vermezse? Çünkü her ikisi de o kadar güçlü, yoğun ve zamansız ki, acaba üstlerine daha ne konabilir diye düşündürüyor. Atmosfer yaratma becerilerindeki estetik, duygu dünyalarındaki zenginlik öyle her indie yapımda rastlayabileceğimiz türden değil. Bu albümlerin üstüne ancak yine kendileri çıkabilir. Fakat asıl mesele, gerçekten bunların üstüne çıkılmasına gerek var mı? Yani bir sonraki albümleri olur mu ya da olursa kötü olur mu düşünceleri bile önemsiz kalıyor. RYD ve This Empty Town artık doğmuş birer albüm ve bendeki ömürleri çok uzun. Bu yüzden yeni albümün olup olmayacağı benim için pek de önemli değil. Hatta Downie ve Minielly bugün müziği bıraksalar bu da o kadar önemli olmazdı. Daha ilk albümden kendi mütevazi zirvelerini bulmuş iki müzisyenin doğurduğu bu şarkılar direkt olarak ölümlü bedenin ölümsüz kabul edilen ruhuna hitap ediyorlar. Eskimemiş, eskimeyecek şarkıların üstüne yenilerinin gelmesi de bu sebepten fazla önem taşımıyor. Gelirse kapımız açık. Gelmezse yine açık...

1. Red
2. Keep You Warm
3. Time
4. Messed Up
5. Those Days
6. Grey Skies
7. This Empty Town
8. Next Year

9 Ocak 2021 Cumartesi

George Lynch & Jeff Pilson - Heavy Hitters

 
Amerikalı hard rock grubu Dokken bünyesinde 1978-98 arası gitar çalmış George Lynch ile 1984-99 arasında bas gitar çalmış Jeff Pilson, dönem dönem bir araya gelip takılan iki arkadaş olmanın ötesine geçip 2003 yılında Wicked Underground adlı bir albüm de çıkarmış iki tecrübeli rock insanı. Lynch'in kariyerinde Dokken haricinde adı sanı pek duyulmamış hard rock grupları varken, Pilson çıtayı yüksekte tutup Dio, Foreigner ve McAuley Schenker Group gibi adı sanı epey duyulmuş gruplarla ter dökmüş. Yıllar sonra tekrar bir albüm yapmak isteyen ikili yeni materyaller üzerinde çalışmaktansa, eski materyalleri yeniden yorumlamaya karar vermişler. Yani cover bir albümle bir çeşit meydan okuma gerçekleştirmek istemişler. İşin meydan okuma kısmı, hadi Led Zeppelin, Deep Purple veya Dio çalalım değil de, Prince, Madonna, Duran Duran, R.E.M. çalıp havamızı bulalım şeklinde olmuş. Diğer türlüsü zaten sıkıcı olurdu. Zira 80'ler ve 90'ların bazı unutulmaz ya da dinlenince hatırlanır pop ve rock şarkılarından derlenmiş bir meydan okumayı her türlü tercih ederim. Artık virtüöz olmuş bu adamların kendilerini başkalarının hard rock şarkıları ile kanıtlayacak halleri yok. Maksat You Got The Love, Kiss, Music gibi şarkıları bakalım nerelere götürebiliriz topuna girmek ki, iyi veya kötü her şeyden önce bu girişime saygı duyarım.

Aralık 2020'de çıkan Heavy Hitters'ın şarkı listesini görmek bile başlı başına bir heyecan vesilesiyken, Dokken gibi hayatımda tek bir albümlerini sevdiğim (Back For The Attack - 1987) bir grubun tanımadığım iki üyesinin bu oyunu nasıl oynayacaklarını da merak + endişe ile beklemekteydim. Tatsız tuzsuz ya da arabesk şeyler yaşanabilirdi. Lakin albümün 11 şarkılık evrenine girince yavaş yavaş, şarkı şarkı hiç de endişeye mahal olmadığını anlamaya başladım. Yıllar geçtikçe cover albümlerde aradığım özellikler de evrimleşti. Bir şarkıcı veya grubun kendi tarzı dışında yaptığı coverlar daha çok ilgimi çekmeye başladı. Hani bu yüzden mi Kiss, You Got The Love, Music, Apologize şarkılarını daha farklı sevdim acaba diye düşünmeden edemedim. Öyle tabii, ama coverlanan şarkıları coverlayanların farklı kulvarlardan olması kadar, bu insanların o şarkılar için çizdiği rotalar da çok önemli. Mesela ülkemizde yıllarca arabesk şarkıları coverlayan rock grupları, arabeskin sadece farklı bir versiyonunu önümüze koymaktan başka bir şey yapmadılar. Tek tük coverlanan pop şarkılarında da heyecan verici bir yenilik öne sürmediler. Rock müzisyeninin vizyonsuzu hiç çekilmiyor kısacası. Kendi türünde bile kötü müzik yapandan da fazla bir şey beklememeli. 


Bu işe yıllarını vermiş George Lynch (67) ve Jeff Pilson (62), her şeyden evvel hard rock hadisesini yalayıp yutmuş adamlar. Cover albüm için seçilen şarkıların renkliliği kadar onları yorumlarken 32 yaşındalarmış gibi göstermelerine ne demeli? You Got The Love, Music ve Kiss'ten muhteşem birer funky hard rock üreten, Apologize gibi içli bir slowdan 80'ler anımsamalı ciğer bıraktıran bir rock baladı çıkaran, Champagne Supernova ile İngiliz britpop /Amerikan hard rock arasındaki kardeşliği görünür hale getiren amcalarımız, orijinal şarkılara olan sadakat ve saygılarını koruyarak ama sık sık onları kaçırıp yaramaz şeyler yaptırarak "cover karakteri" demek istediğim şeyi sapına kadar gerçekleştiriyorlar. O kadar R.E.M. şarkısı dururken, özellikle söyleyiş olarak zorlayıcı sayılabilecek It's The End Of The World (As We Know It) seçmek, üstelik şarkıyı iki farklı tempoda çalmak da bu meydan okumanın parçalarından biri. Ordinary World ve Champagne Supernova'da bu defa fazla macera aramayan, böylece şarkıların dokularını koruyarak onları kendi rock versiyonlarıyla işleyen ikili, macera aradığında da, doku korumak gibi dertler edinmediğinde de cıva gibi akan bir müzik icra ediyorlar. Hatta kapanışı bir konser kaydı olan Lucille ile yapıyorlar. Şahane tasarımlar, yaratıcı gitar sololar, 60 yaş üzeri gencecik ve tutkulu bir vokal, sapına kadar en kalitelisinden hard rock!

Heavy Hitters bana yine iki hard rock veteranı olan Pat Travers & Carmine Appice'ın 2016 tarihli The Balls Album'de duyduğum heyecanı yaşattı. O bir cover albüm değildi ama yıllara meydan okuyan bu adamların içindeki rock tutkusunu her türlü hissedebiliyorsunuz. Yaşlandıkça kendilerini hantal blues şarkılarına ya da milyonlarca kez yapılmış sözde "yeni" hard rock şarkılarına teslim etmeyip egolarından arınmış şekilde başkalarının şarkılarına kendi perspektiflerinden bakma olgunluğu göstermişler. Heavy Hitters ile birlikte Annett Louisan'ın Kitsch, Rosie Carney'in de aynı adlı 1995 tarihli Radiohead albümünü komple coverladığı The Bends albümleri 2020'nin bende iz bırakan cover çalışmalarıydı. Nasıl ki birkaç sene sonra Rosie Carney'nin Ok Computer veya Kid A albümlerini coverlayarak çıkagelmesini istiyorsam, George Lynch ve Jeff Pilson da birkaç sene sonra yine 80'ler, 90'lar karışımı başka pop ve rock hitlerini bu enerjiyle albümleştirsin istiyorum. Hatta isterlerse onlara birkaç tracklist bile gönderebilirim. Bir cover avcısı ve severi olmak bunu gerektirir. 

1. One of Us (Joan Osbourne)
2. You Got the Love (Rufus & Chaka Khan)
3. I Feel the Earth (Carole King)
4. Ordinary World (Duran Duran)
5. Music (Madonna)
6. Apologize (OneRepublic & Timbaland)
7. Nowhere to Run (Martha Reeves & The Vandellas)
8. Kiss (Prince)
9. It's the End of the World (As We Know It) (R.E.M.)
10. Champagne Supernova (Oasis)
11. Lucille (Little Richard)

31 Aralık 2020 Perşembe

Issız Ada Radyosu Arşivi (Aralık 2020)

Mise En Scene - Winnipeg, California
Yıl: 2020 Kanada
Tür: Indie Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Unsolicited Advice"



VA - Greatest Ever! New Wave Hits
Yıl: 2006 ABD, İngiltere
Tür: New Wave, Post-Punk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Psychedelic Furs - "Pretty in Pink"

Chris Cornell - No One Sings Like You Anymore
Yıl: 2020 ABD
Tür: Alternative Rock, Cover
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Patience"
Riz Ahmed - The Long Goodbye
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Hip-Hop, Rap
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Karma"
Taylor Swift - Evermore
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Folk, Folk Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Coney Island (feat. The National)

Larkin Poe - Kindred Spirits
Yıl: 2020 ABD
Tür: Folk Rock, Cover
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nights in White Satin"
Paris Jackson - Wilted
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Folk, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Let Down"
Jessie Ware - What's Your Pleasure?
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Pop, Nu-Disco, Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "What's Your Pleasure?"
Sven Wunder - Wabi Sabi
Yıl: 2020 Türkiye
Tür: Electronic, Downtempo
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Onsen"
Rosie Carney - The Bends
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Indie Folk, Cover
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "High and Dry"
Bdrmm - Bedroom
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Shoegaze, Post-Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Happy"
American Honey OST
Yıl: 2016 ABD
Tür: Hip-Hop, R&B, Indie Folk
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: Mazzy Star - "Fade Into You"
Osmosis - Countdown
Yıl: 2020 Fransa
Tür: Psychedelic Rock, Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Praised Be the Shroom God"
Kacey Johansing - No Better Time
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "No Better Time"
Låpsley - Through Water
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Art Pop, Ambient Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Womxn"


The Giving Moon - BLOOM
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Rock, Indie Pop
"F" Rare: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Before the World Ends"

Run the Jewels - RTJ4
Yıl: 2020 ABD
Tür: Hardcore Hip-Hop, Rap
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "JU$T (feat. Pharrell Williams & Zack de la Rocha)
Sault - Untitled (Rise)
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Neo-Soul, Alternative R&B
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Strong"

Aesop Rock - Spirit World Field Guide
Yıl: 2020 ABD
Tür: Abstract Hip-Hop, Rap
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kodokushi"


King Gizzard & The Lizard Wizard - K.G.
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Psychedelic Rock, Anatolian Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Automation"

27 Aralık 2020 Pazar

Bafang - Elektrik Makossa


Fransız anne ile Kamerunlu babanın iki oğlu olan Lancelot ve Enguerran Harre'dan oluşan Bafang, çok kötü geçen 2020'nin son günlerinde tanıştığım harikulade bir rock duosu. Kamerun şehri Bafang kökenli olup Évreux/Fransa da büyüyen kardeşler, buradaki Afrika ve batı kültürüyle iç içe bir hayat yaşamaya başladılar. Bu hayatın içinde Manu Dibango, Francis Bebey, Toto Guillaume, Charlotte Dipanda gibi isimlerin plakları, ayrıca aileyi bir arada tutan "bikutsi" ve "makossa" adlı yerel Kamerun müzikleri de önemli yere sahipti. İki kardeşin şu aralar Londra'daki Voice Of Africa programının yapımcılığını yapan büyük ağabeyleri zamanında onları Fela Kuti'nin isyankar müziğiyle tanıştırdı. 13 Ekim 1966'da Jimi Hendrix'in konser için Évreux'ya gelmesi, bu şehrin tarihinde unutulmaz bir yer tuttuğu için Harre kardeşlere kadar ulaşan bu efsanevi olay onları rock müziğe daha da yaklaştırdı. Hayatlarında tek tutku olan basketbol, Voodoo Child CD'sini dinlemelerinden sonra yerini müziğe bıraktı. Kafa dengi iki kardeş için Jimi Hendrix tam bir dönüm noktasıydı.

Ergenlik çağlarında Enguerran'ın davul, Lancelot'un gitar çaldığı, bir arkadaşlarının da bas gitarla eşlik ettiği bir gup kurup mini konserler vermeye başladılar. Kendi kendilerine Led Zeppelin ve Deep Purple'ı referans belirleyerek hard rock yapıyorlardı. Evlerine 500 metre mesafedeki prova odalarında 10 yıl boyunca her gün buluşup çaldılar. Etrafları çok kalabalık değildi ama o masum özgüvenleri yerindeydi ve aileleri hep destek oldu onlara. Ailecek ara sıra memleketleri Kamerun'a giderlerdi. Lezzetli yerel yemekleri kadar müzikleriyle de yakından ilgiliydiler. Bikutsi ve makossa kültürünü, içlerinde yanıp tutuşan rock ateşiyle buluşturma fikri de bu Évreux - Bafang hattında gidip geldikçe oluştu. Kökleriyle daha sağlam bağlar oluşturdular. Kamerun diyasporası dünyanın her yerine, Kanada, İngiltere hatta Rusya'ya kadar yayılmıştı. Onlara da bu geniş ailenin nimetlerinden faydalanmaya çalıştılar. Enguerran, Sahra, Fas, İstanbul diye sürekli gezerken, Lancelot Norveçli bir kıza aşık oldu. İki kardeş, gezmeyi bırakıp bir araya geldiklerinde kendilerini saatlerce bir odaya kilitleyip müzikal fikirlerini paylaşıyor, bunları müzik yaparak pratiğe döküyorlardı. Jam seansları sırasında ortaya çıkan parçaları bütün hale getirmek, lirikleri Fransızca yazıp sonra çevirmek, ortaya çıkacak farklılıkları dengelemek iki kardeş için tutkulu bir yaşam biçimi haline gelmeye başladı.


2017'de Fransa'nın Caen şehrinde düzenlenen bir organizasyonda ilk ödüllerini aldıktan ve sahnede gerçekleştirdikleri performanstan sonra daha terleri bile kurumadan önlerini bir adam kesti. Bu adam, 1979'da kurulan, her yıl Aralık ayında Rennes kentinde 3-4 gün süren müzik festivali Rencontres Trans Musicales'in kurucu ortağı Jean-Louis Brossard'dı... Brossard onları tebrik etmekle kalmadı, tam bir organizasyon desteği sağlayarak daha geniş kitlelere ulaşmaları için gerekli çalışmaları başlattı. Ben de olsam aynısını yapardım. Zira 2020 Kasım sonlarında çıkardıkları ilk albümleri Elektrik Makossa'yı kaynak alırsak ortada o kadar güçlü bir müzik var ki, bu müziği Edirne'den Kars'a, Jüpiter'den Mars'a cümle alem duysun diye yapımcı musluklarını açmak çok doğru bir hareket olurdu. Albümde yer alan 10 şarkının 10'u da müthiş bir enerjinin, zeka ve duygu dolu bir doğu-batı sentezi rock ruhunun eseri olarak göz kamaştırıyor. Yamela ile başlayan albüm, bu şarkının vereceği fikir üzerine batı yönü bir miktar daha ağır basmış rock algısı yaratabilir. Bu algının orijinal dil kullanımı ile dengelenmeye çalışıldığı da söylenebilir. Lakin o harika Yamela'nın da açıkça ifade ettiği gibi önümüzde ne doğuyu, ne de batıyı amaç edinmiş, bunları sadece araç olarak kullanıp Bafang olmuş kendine has bir müzikten söz etmek hiç de yanlış olmaz.

Afrobeat kültürünün rock ile buluşmasından, bikutsi ve makossa türlerinin öncelikle bir dans müziği oluşlarından en iyi versiyonlarla faydalanmaları Bafang'ın en belirgin özelliği. Hemen her şarkıda dans edilebilen bir rock ritmine kaptırabildiğimiz gibi, hemen her şarkıda oturup dinlenebilecek kalitede etnik rock lezzetleri de duyuluyor. Özellikle International Makossa, Bamileke Nation, Njounjou Dance şarkılarında bir gıdım daha hissedilen bu dans tadı aslında her şarkıda türlü şekillerde önümüze çıkıyor, hatta önümüzden hiç çekilmiyor. Yine bir gıdım olmak suretiyle Mbasso ve Ngo Mee'de Brezilya rock (latin rock'tan bazı ayrıksı yönleri olduğu için Brezilya rock) baharatlığı genzime bayram ettirdi. Sabaha karşı 3-4 arasında yazdıkları muhteşem Ibabemba, eğer Red Hot Chili Peppers Kamerun'da doğsaydı nasıl olurdu sorusunun cevaplarından biri sanki. Bitmiyor! Vokal tasarımlarının da en az müzikleri kadar özenli ve catchy olduğunu hatırlatan Mounaye, içinde western ve blues sosları barındıran, içten içe şahane bir gerilim taşıyan, sinematik yoğunluğuyla olağanüstü bir progressive afrorock olan Sifa, albümün diğer yıldızları. Elbet diğerlerinden bir adım öne çıkan şarkılar var. Ama günün sonunda Elektrik Makossa içinde 10 adet yıldızın olduğu bir albüm. Bittikten sonra bile kafada dönüp duruyor. Harikulade bir yaratıcılık, emek, enerji, coşku ürünü ve belki de bu yüzden hiç bir yıl sonu en iyiler listesinde yer almayacak.

1. Yamela
2. International Makossa
3. Mbasso
4. Ngo Mee
5. Bamileke Nation
6. Ibabemba
7. Njounjou Dance
8. Sifa
9. Mounaye
10. Zanga

16 Aralık 2020 Çarşamba

Benee - Hey U X

 
2000 Auckland, Yeni Zelanda doğumlu Stella Rose Bennett'in klasik bir hikayesi var. Müziğe çok düşkün ailesi sayesinde Radiohead, Björk ve Groove Armada müziğiyle tanışmış, ilkokul boyunca gitar, lisede saksafon dersleri almış. Araya su topu girmiş. O alanda kariyer yapmak istemediğinden 17 yaşında kendi şarkılarını yazmaya başlamış. Bu defa araya Katolik Okulu girmiş. Birkaç yıl sonra SoundCloud ve TikTok'a yüklediği müzikal içerikler yapımcı ve müzisyen Josh Fountain'in dikkatini çekince 2019 yılındaki iki EP'nin, bi sürü teklinin önü açılmış. Tabii tüm bunların başında kendisine "Benee" ismini takmış ki, herkesin söyleyip hatırlaması kolay olsun. Artık ne kadar sevildiyse Jimmy Fallon, Ellen DeGeneres, Seth Myers şovlarına davet edilmiş. Çıkardığı bazı singlelar adı pek duyulmamış mecralarca ödüllendirilmiş. 2020 bu kadar çileli olmasaydı onu çok başka yerlerde görebilirdik belki ama şu halde bile çok iyi bir debut albüme adını yazdırmış olması büyük başarı. O albümün adı ise Hey U X...

Josh Fountain ile birlikte yazdığı 13 şarkıya başka isimler de gerek yazım, gerekse ses olarak konuk olmuşlar. Lily Allen ve Grimes gibi tecrübeli isimleri saymazsak Flo Milli, Gus Dapperton, Mallrat, Bakar adlarındaki yeni nesil pop ve rap müzisyenleri de Benee'ye destek çıkmışlar. Yeni nesil diye boşuna demiyoruz. Yapılan pop da gayet yeni nesil işi modernlikler, yaratıcılıklar, tutkular taşıyor. Hit kelimesinin hakkını verenler, dinledikçe kazanılanlar ve birkaç tane de ne yazık ki olmasa da olurmuş dedirtenler olmak üzere üç bölüme ayırabileceğimiz Hey U X, daha açılışta klasını hissettiren Happen To Me'de nasıl bir pop anlayışının, nasıl şirin ve alttan alta hüzünlü bir vokalin bizi beklediğini göstererek oturduğumuz yere daha bir yerleşmemizi sağlıyor. Süper bir alternatif dans hiti olan Sheesh şarkısına, 2020'nin en iyi pop albümlerinden biri olan Miss Anthropocene'e imza atan, aynı zamanda Elon Musk ile olan birlikteliğinden X Æ A-Xii adında bir bebek dünyaya getiren Grimes konuk oluyor. Kendi halinde sevimli bir pop kariyeri bulunan İngiliz şarkıcı Lily Allen ve ilk kez burada duyduğum Amerikalı pop rap ismi Flo Milli'nin misafir olduğu Plain de albümün lezzetlerinden biri.

Sheesh'den sonra en sevdiğim şarkı, Mallrat mahlası taşıyan, henüz albümü olmayan Avustralyalı şarkıcı kızımız Grace Kathleen Elizabeth Shaw'un featuring yaptığı Winter oldu. Albümün tam orta yerinde bu da yapılır mı kabilinden şahane bi beste. Yine çok güzel ve funky bir disko şarkısı olan Kool ve kapanışa damgasını vuran, Benee'nin akustik gitarın yarenliğinde söylediği olağanüstü C U, albümün gücüne güç, kalitesine kalite katan şarkılar. İsmini saymadıklarımdan da saydıklarım kadar olmasa da zamanla verim almaya başlarım belki. 2-3 şarkı hiç albüme konmasa, daha iyi bir albüm kapağı olsa gibi keşkeleri bir kenara bırakıp Benee'yi kendi orijinalliğinde kabul edip sevmek de güzel. Öğrendiğime göre, normal zeka düzeyinde olmasına rağmen okuma ve yazma becerilerinde sorunlar yaratan bir özel öğrenme bozukluğu olan disleksiye sahipmiş. Kimileri de ses rengi ve şarkılarıyla Billie Eilish'e benzetiyorlarmış. Ne disleksi, ne de Eilish'e benzetilmek (arada fark göremiyorum) Benee'nin bana aşıladığı pop duygusuna gölge düşüremez. Olsa olsa bir sonraki albümü kötü çıkar, o gölgeyi kendi düşürür.

1. Happen to Me
2. Same Effect
3. Sheesh (feat. Grimes)
4. Supalonely (feat. Gus Dapperton)
5. Snail
6. Plain (feat. Lily Allen & Flo Milli)
7. Kool
8. Winter (feat. Mallrat)
9. A Little While
10. Night Garden (feat. Kenny Beats & Bakar)
11. All the Time (feat. Muroki)
12. If I Get to Meet You
13. C U

11 Aralık 2020 Cuma

Miljardid - Ma luban, et ma muutun

 
Tallinn, Estonya'dan çıkma Miljardid dörtlüsü, Ma luban, et ma muutun (I promise I'll change) adlı ikinci albümleriyle yine tesadüfen radarıma giren gruplardan biri oldu. Estonya dilinin neye benzediğini bilmediğim için albüm ismi bende İskandinav bir grup olabileceği, hatta doğrudan Finlandiyalı oldukları hissi verdi. Bu hissi 2019 tarihli  Tõde ja õigus (Truth and Justice) adlı Estonya filmini izlerken de yaşamıştım. Fince ve Estonca'nın yakınlığına bir ara bakmak lazım. Konumuza dönecek olursak, ilk albümleri Kunagi Läänes (2017), Estonya Müzik Ödüllerini silip süpürmüş, yılın albümü seçilmiş. Ama bence Ma luban, et ma muutun'un yanına bile yaklaşamaz. Yılın albümü olmasa da yılın en iyilerinden biri bana göre. Miljardid'in olayını tarif ederken pop üzerinden çeşitlemeler yapmak gerek. Genelde İskandinav pop gruplarında görülen art-pop, rock soslu alternative pop veya kemikli tarafından dream pop olarak yansımalara sahip. Mesela çok beğendiğim Danimarkalı grup Blaue Blume'a az da olsa yakınlık gösterdiği söylenebilir. Jonas Smith gibi olağanüstü bir solisti yok belki ama Marten Kuningas da hiç yabana atılır gibi değil.

Sisemine samurai, Savi ve Surra gibi dinler dinlemez cepte olan, dinledikçe de üzerine koyan şarkılar zaten Miljardid'in ne kadar kaliteli olduğunu, ilk albümden bu yana ne kadar geliştiğinin ispatı. S ile başlayan bu üçlünün taşıdığı pop ruhu o kadar lezzetli ki, eğer illa ki "future pop" diye bir şeyden söz edilecekse o uçuk kaçık dijital melodilerle örülü trance/house sıkıcılıklarından değil, bu üçlü gibi şarkılardan medet umulmalı. Tabii üçlü üçlü diyerek öteki Miljardid şarkılarını ötekileştirmeyelim. Açılıştaki albümün isim şarkısı Ma luban, et ma muutun, keyif veren bir synthrock olan Skorpion, Anna Kaneelina adlı bir hanımefendinin vokali ve şarkıya hüzün yayan gitar melodisiyle Kuldsõrmus, sertliğin gruba çok yakıştığının ifadesi olan Kivinugis ve yumuşaklığın gruba çok yakıştığının ifadesi olan kapanıştaki Vajun art-pop namına sevdiğimiz hareketler. Tabii gerçek art-pop buna deniyorsa, ki denmeli de. Özellikle tuşlulardaki becerileri harika. İşin sertliğini de yumuşaklığını da onlar belirliyor. Bazen canlı, bazen canlı hissi yaratan davul ve gitarlarla kurdukları denge sayesinde tümüyle sentetik olmaktan kurtuluyor, özgürleşiyorlar. Vokal duyguları da aynı derecede gelişmiş olunca ortaya paket halinde müthiş bir albüm çıkıyor. İlk ve ikinci albüm arasındaki farka bakınca, şayet olursa üçüncü albüm hakkında hissettiğim tek duygu heyecan olurdu muhtemelen.

1. Ma luban, et ma muutun
2. Savi
3. Surra
4. Skorpion
5. Kuldsõrmus
6. Kivinugis
7. P.S.O
8. Sisemine samurai
9. Vajun

30 Kasım 2020 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Kasım 2020)

Amy Macdonald - The Human Demands
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Statues"

Wolfheart - Tyhjyys
Yıl: 2017 Finlandiya
Tür: Melodic Death Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Flood"
Thunder Jackson - Thunder Jackson
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Love Sick Doctor"
3Phaz - Three Phase
Yıl: 2020 Mısır
Tür: Electronic, UK Bass, Mahraganat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Exploit"


Fallulah - All My Eyes Are Open
Yıl: 2020 Danimarka
Tür: Indie Pop, Art Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "All These Daydreams"

Emma Donovan & The PutBacks - Crossover
Yıl: 2019 Avustralya
Tür: Blues, Funk, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Leftovers"
Christopher Drake - Batman: The Dark Knight Returns
Yıl: 2013 ABD
Tür: Film Score
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Dark Knight Returns"
Collapse Under The Empire - Everything We Will Leave Beyond Us
Yıl: 2020 Almanya
Tür: Post-Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Red Rain"

Rosetta Stone - Cryptology
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Gothic Rock, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shock"
Clutch - The Weathermaker Vault Series Vol. I
Yıl: 2020 ABD
Tür: Stoner Rock, Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Passive Restraints"

The Double Happiness - Surfgazing
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Indie Rock, Surf Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wild Bikini"
Chico Mann - Double Life
Yıl: 2020 ABD
Tür: Afrobeat, Psychedelic Rock, Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fighting"
Animal Ghosts - Wail
Yıl: 2020 ABD
Tür: Shoegaze
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Moonbeam"

Shamir - Ratchet
Yıl: 2015 ABD
Tür: Electropop, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "On the Regular"



Kate Miller-Heidke - Child in Reverse
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Pop, Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Simpatico (feat. Mallrat)

Novo Amor - Cannot Be, Whatsoever
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Indie Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Opaline"
Detroit Rock City OST
Yıl: 1999 ABD
Tür: Hard Rock, Glam Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: David Bowie - "Rebel Rebel"

Ghost Town Shindig - GTS
Yıl: 2020 ABD
Tür: Instrümental Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hot Rails"

Schrödinger - Last Days on Earth
Yıl: 2020 İsviçre
Tür: Post-Punk, Gothic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Phantom"



The Bongolian - Harlem Hipshake
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Funk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Soul Drums on 110th Street"




25 Kasım 2020 Çarşamba

Second Sun - Kampen Går Vidare

 
Önce Hopp/Förtvivlan (2015), ardından Eländes Elände (2018), Kasım 2020'de de Kampen Går Vidare... Stockholm kökenli dörtlü Second Sun bu albümüyle 3'te 3 yaparak her seferinde gönlümdeki yerini sağlamlaştırıyor. İlk iki albümle ilgili duygu ve düşüncelerimin üzerine daha ne ekleyebilirim derken fark ettim ki, Second Sun hakkında yeni bir şeyler söylemesem bile konuşmayı/yazmayı seviyorum. Çünkü bana rock nostaljisinin görüş alanları kadar kör noktalarını da gösteren şahane bir havası var. Her ne kadar Hopp/Förtvivlan'ın yeri bir başka olsa da, sonrakiler de içimde bir Second Sun evreni oluştuğunu gösterdi. Jakob Ljungberg ve üç kişilik tayfası yepyeni 9 şarkıyla o evreni iyice genişletti. Sanırım her yeni Second Sun albümünde aynı şeyleri yaşayacağım ve bu nadide grubu öveceğim. Büyük konuşmak istemem. Ama beslendikleri geniş retro yelpaze ve onların bu yelpazeyi ele alış biçimindeki klasik ve yenilikçi tavır düşünülürse bence sessiz ve derinden kendilerine çok güçlü bir kariyer inşa ettiklerini söylemek mümkün. Teşbihte hata olmaz derler. Bu inşa, depremde yıkılmayacak binalardan biri olmalarını sağlıyor.

Artık klişe ötesi oldu ama şu "bütün şarkılar birbirine benziyor" cümlesini her önümüze gelen grup için kullanmamanın yolu, o grubun yolculuğuna ortak olmaktan geçiyor. Bu cümlenin akıllara ilk getirdiği isim olarak AC/DC gibi yıllarca üç akorla kariyer yapmış gruplardan farklı olarak o sözde birbirine benzeyen şarkıların içine, değeri yıllandıkça, işlendikçe, demlendikçe anlaşılacak kenarlar, köşeler, ekmek kırıntıları yerleştiren Second Sun, aslında bir benzemezliğin, kendi nüfus kağıdına sahip şarkıların varlığına inandıran gruplardan biri. Mesela Kampen Går Vidare (The Fight Goes On), bir bireyin psikolojik/politik yolculuğunu anlatan şarkılardan oluşan bir konsept albümmüş. Kendi dillerinde söyledikleri şarkıları oturup Google Translate çevirisiyle anlamaya çalışmak için enerjim yok. Zaten ben işin orasında değilim. Müziğin gücü bana birçok şeyi anlatıyor, anlatmadıklarını da ustalıkla saklayıp bir sonraki seanslara saklıyor. Bugüne kadar Deep Purple, Thin Lizzy, Blue Öyster Cult ve 70'lerde fırtınalar estirmiş nice gruba benzetilmesi boşuna değil. Ben işin orasında da değilim. Bu zamansız hard rock, günümüze o kadar güzel taşınıyor ki, bir süre sonra tüm bu benzetmelerden, farklı referanslardan arınıyorsunuz. Aranızdaki ilişki kişiselleşip aşka dönüşüyor.

Hangi şarkısını övsem, kime benzeterek bunu yapsam diye düşünmeyi bıraktım. Zira bu evrende 1-2 orta karar dediğim şarkıda bile dinledikçe yeni şeyler ortaya çıkıyor hep. Hatta bu albümde daha öncekilerde fark etmediğim veya tam olarak adını koyamadığım farklı türlere bile uyanıyorum. Mesela NWOBHM'deki coşkuyu daha inceltilmiş 70'ler hard rock kıvamıyla dengelemeleri veya narin folk şarkılarındaki inceliği aynı 70'ler kıvamıyla bu kez kalınlaştırmaları, ancak 3. albümde anlamaya başladığım bir şey. Tabii böyle şeylerin emarelerine rastlamıyor değilsiniz. Ama kendi bakış açınıza dayanarak kendi kendinize bunun adını koymak zaman alabiliyor. Ve işin bu kısmı çok heyecan verici. Sång om våren gibi mükemmel bir hard rock ile açılan, Gör alltid ditt bästa för de du älskar gibi şık bir blues rock ile kapanan 3. Second Sun albümü Kampen Går Vidare, 32 dakika süren 9 şarkısıyla kendi kurduğu evrende "usta" diyebileceğimiz kim varsa hepsinden irili ufaklı izler taşıyan, geçmişe dair o izleri nasıl günümüze kadar getirebileceğine, hatta nasıl daha ileri taşıyabileceğine hakim Second Sun'ın hayranlık veren enerjisine tekrar ortak ediyor dinleyicisini. Bir sonraki Second Sun albümünde övecek yeni şeyler bulmak üzere.

1. Sång om våren
2. Du är allt du har
3. Slå tillbaks
4. Attack
5. Kampen går vidare
6. Hatar det ändå
7. Vem ska bry sig
8. Om alla bara var mer som jag
9. Gör alltid ditt bästa för de du älskar