9 Ağustos 2017 Çarşamba

Miranda Lee Richards - Existential Beast


1975 San Fransisco doğumlu Miranda Lee Richards'ı 2009 yılında çıkardığı Light Of X ile tanımış, bayılmış, takibe almıştım. Metallica gitaristi Kirk Hammett'tan gitar dersleri aldığı başta olmak üzere, maceracı ruhundan, kısa süren grup tecrübesinden, içtenliğinden, huzurlu ve hüzünlü müziğinden bahsetmiştim. 2001 tarihli The Herethereafter albümüne dönüp oradan da aynı keyfi aldıktan sonra 2016'daki Echoes Of The Dreamtime ile sessiz sedasız geri dönüşüne tanık olmuştum. Yeni albümü için 5-6 sene ara vereceğini düşünürken sürpriz biçimde hiç bekletmeden Existential Beast ile o büyülü folk rock dünyasına tekrar davet ediyor Richards. Dumanı hala üstünde olan Echoes Of The Dreamtime'ın benim için hala keşfedilmemiş koyları varken, Existential Beast ile yepyeni nefes alma alanları yaratan Richards, bu kadar kısa sürede yine güçlü bir albümle döndüğü için gerçekten mest etti. Albümleri arasında verdiği uzun aralardan sonra böylesi bir erken kavuşma, acaba acelecilik neticesinde bir vasatlığa yol açabilir mi düşüncesi yaratsa da, Existential Beast o oturmuş Miranda Lee Richards soundunu koruyan kalitede.

Tıpkı önceki üç albümü gibi Existential Beast de bir çırpıda içine almayan, dinleyicisinden zaman, emek ve konsantrasyon isteyen, bunlar gerçekleştiğinde sakladıklarını yavaş yavaş açığa çıkaran bileşenlere sahip. Aslında tarifsiz olan bu hissi dört albümünde de koruduğu için artık onun kötü bir albüm yapabileceğine de pek inanmıyorum. 70'leri anımsatan Ashes and Seeds ile tutuk bir açılış yapmasının bu sonucu değiştirmeyeceğini düşünüyordum, yanılmadım. Aslında Ashes and Seeds'in bence tek sorunu parlak bir nakaratı olmaması. Mesela albümün isim parçası Existential Beast de aynı tutukluktan muzdarip gibi görünüyordu. Oysa çok basit bir vokal nakaratıyla ve onun doğal getirisi sonucu yaratılan psychedelic atmosferle albümün en güçlü şarkılarından biri haline geldiğini görüyoruz. Kelt etkileri taşıyan modern ninniler Oh Raven ve Back To The Source, yaylıların desteğini alarak bu iki ninniye omuz veren Autumn Sun, albümün geleneksel ile çağdaş arasında salınan folk hüznüne bir dream pop tonu da katıyor ki, her dinleyişte bu ton kendi içinde renkten renge giriyor.


Psychedelic rock ve alt. country'yi birbirine yakın ölçütlerle seven bir dinleyici için mükemmel karışımlar olan Golden Gate, On The Outside Of Heaven ve The Wildwood üçlüsü kesinlikle anlatılmaz, yaşanır besteler. Lucid I Would Dream ise yine Richards'ın country bilincine dream pop zenginliği yüklediği, büyüsüne kapılan dinleyiciyi hamur gibi yoğurup istediği kıvama getirebilen bir başka şahane şarkı. Kapanıştaki 12 dakikalık Another World, yine iyi bir nakarata ve süresi itibariyle psychedelic dönüşümlere sahip olmayan düz bir folk şarkısı olarak hayalkırıklığı oluştursa da, açılış ve kapanış arasındaki diğer bestelerin olağanüstü birlikteliği ile olgunluğunu, kalitesini, karizmasını, gerçeklik ile rüyalar alemi arasında kurduğu dengesini çok iyi ifade ediyor. Yağmur gibi çiseleyen gitar melodileri, arka planda bir sürü farklı işler yapan keyboardları, hiçbir şeyi abartmayan bas ve davulu, Richards'ın bir müzisyen ve bir kadın olarak kimliğini yansıtan duru vokali bu şarkıları vücuda getiren başlıca yapıtaşları. Ve bu taşların hepsi kendi yerinde ağır.

Existential Beast, lirik açısından ise politik ve aktivist bir albüm. Yer yer 2016 başkanlık seçimlerine ilişkin izler görülüyor. Albüme adını veren şarkıyı yazarken izlediği bir Nelson Mandela biyografisinden etkilendiğini söyleyen Richards, yangınlarla boğuşan dünyaya nasıl barış gelebileceğine dair kafa yoruyor. Another World ile, memleketi California özelinde Amerikan politika sisteminin odak noktalarından birine barış yanlısı akustik pasajlar dile getiriyor. Golden Gate ve Oh Raven, güven duygusu konusunda nitelikli ve şiirsel kişisel gelişim özellikleri taşıyor. The Wildwood ise, Zimbabwe'de ulusal parkta yaşayan, Oxford Üniversitesi araştırmacılarının gözetimindeki 13 yaşındaki aslan Cecil hakkında. Kamuoyunda tanınan ve sevilen, ülkeye her yıl binlerce turist çeken Cecil'in 2015 yılında bir avcı tarafından önce okla yaralanmasını, 40 saat sonra da tüfekle öldürülmesini kendine has şiirsellik ve vuruculukta dile getiren Richards için, pastoral dünyanın içinde gizli böyle trajediler kadar o dünyanın kendi içindeki her türlü duygunun da karşılığı mevcut. O halde Existential Beast için, geçmişine, şimdisine ve geleceğine kendi karar vermiş, varoluşuna sınırları kesinleştirilmemiş anlamlar yüklemiş bir "yaratık" demenin hiç sakıncası yok.

1. Ashes and Seeds
2. The Wildwood
3. Lucid I Would Dream
4. Golden Gate
5. Back to the Source
6. Autumn Sun
7. Existential Beast
8. Oh Raven
9. On the Outside of Heaven
10. Another World

3 Ağustos 2017 Perşembe

Jim Jones and The Righteous Mind - Super Natural


90'larda Thee Hypnotics, 2000'lerin başında Black Moses, yine 2004-2012 arasında The Jim Jones Revue adlı gruplar kurup, onlarla yatıp kalkmış İngiliz Jim Jones, 2017 sularında bu kez Jim Jones and The Righteous Mind ismiyle beş kişilik bir geri dönüş yaşıyor. Jim Jones adı bana yabancı gelmediğinden arşivlere baktığımda kendisiyle ilk The Jim Jones Revue'nün 2010 yılına ait Burning Your House Down albümüyle tanıştığımı ve çok beğendiğimi fark ettim. Garage rock ve hard blues rock olarak özetlenebilecek, ama detaylarında punk ve blues karışımı olarak "dirty blues" şeklinde adlandırılan alt tür ile sıkı fıkı, hatta bazen gothic rock sınırlarına dayanan sert bir müzik yapan grup, böylece alternative country ve punk blues gibi heyecan yaratan buluşmaların hakkını teslim ediyor. Rock & roll, blues ve country'nin bu tip modifiye edilişindeki tehlikelerin farkındalığı belli bir tecrübe gerektiriyor. Bu tecrübenin Jones'ta mevcut olduğunu şimdiye kadar anlayan anlamıştır. Anlamayan varsa, bu yeni oluşumun ilk meyvesi olan Super Natural ile anlayacağını düşünüyorum.

Albümü açan Dream, muhtemelen albüm için verilen country, blues gibi etiketleri gören naif dinleyiciyi duvardan duvara vurmak suretiyle yara bere içinde bırakacaktır. Daha ilk şarkıdan bu dinleyiciye tamam mı, devam mı seçeneğini sunmak her yiğidin harcı değil. Albümdeki bu kaos atmosferini besleyen Base Is Loaded, Something's Gonna Get Its Hands On You, Heavy Lounge #1, Till It's All Gone gibi şarkıların garajdan çıkma punk blues, dirty rock & roll atarlanmaları dinleyip ısındıkça daha da güçleniyorlar. Ama arka arkaya gelen ve albümün yıldızlarını arttıran Aldecide ve Boil Yer Blood, bu şarkılara göre daha derli toplu duran (kaldı ki derli toplu durmamak grup için negatif bir özellik değil), stilize, karizmatik rock şarkıları olarak göz doldurur cinsten. Albümün iki yavaş şarkısından biri olan ve bir başka yıldız misali parlayan Shallow Grave, gerilim katan piyano dokunuşları, uyanıp üzerimize saldıracakmış gibi tehditkar gitarları, Jim Jones'un birden kadifeye dönüşmüş vokaliyle kendine has bir dokuya sahip.

Bir diğer yavaş şarkı olan kapanıştaki Everybody But Me ise Jones'un aynı kadifeliğine bu defa gerilimden ziyade kırılganlık katan piyano, slide gitar, organ, kontrbas destekli duruşuyla dikkat çekiyor. Zaten Jim Jones and The Righteous Mind kendini bas, gitar, davul eksenine hapsetmemiş, bunların oluşturduğu temellere başta piyano olmak üzere kararında country elementleri de serpiştirmiş, böylelikle pastoral tonlarını garaj hoyratlığı ile dengeleyen, dengelemek istemediği durumlarda da aynı dengeden çıkardığı özgürlüğünü kullanan bir müzik yapıyor. Özellikle Aldecide ve Boil Your Blood ikilisinde görülebileceği üzere modern rock formlarını bilindik rock yapılarına monte etmekte hiç sorun yaşamıyor. Kentli bir western ambiyansı oluşturuyor gibi görünseler de, kırda çamura batmış, garajda motor yağına bulanmış bu modern western anlayışının bir sürü emarelerini gururla üstlerinde taşıyorlar. Bu yüzden bana göre 2017'nin en iyi albümlerinden biri olan Super Natural, bu tuhaf karışımı deneyimlemek isteyenler için önemli bir başvuru niteliğinde.

1. Dream
2. Base Is Loaded
3. Something's Gonna Get Its Hands on You
4. No Fool
5. Aldecide
6. Boil Yer Blood
7. Shallow Grave
8. Heavy Lounge #1
9. Till It's All Gone
10. Everybody But Me