30 Kasım 2020 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Kasım 2020)

Amy Macdonald - The Human Demands
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Statues"

Wolfheart - Tyhjyys
Yıl: 2017 Finlandiya
Tür: Melodic Death Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Flood"
Thunder Jackson - Thunder Jackson
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Love Sick Doctor"
3Phaz - Three Phase
Yıl: 2020 Mısır
Tür: Electronic, UK Bass, Mahraganat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Exploit"


Fallulah - All My Eyes Are Open
Yıl: 2020 Danimarka
Tür: Indie Pop, Art Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "All These Daydreams"

Emma Donovan & The PutBacks - Crossover
Yıl: 2019 Avustralya
Tür: Blues, Funk, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Leftovers"
Christopher Drake - Batman: The Dark Knight Returns
Yıl: 2013 ABD
Tür: Film Score
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Dark Knight Returns"
Collapse Under The Empire - Everything We Will Leave Beyond Us
Yıl: 2020 Almanya
Tür: Post-Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Red Rain"

Rosetta Stone - Cryptology
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Gothic Rock, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shock"
Clutch - The Weathermaker Vault Series Vol. I
Yıl: 2020 ABD
Tür: Stoner Rock, Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Passive Restraints"

The Double Happiness - Surfgazing
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Indie Rock, Surf Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wild Bikini"
Chico Mann - Double Life
Yıl: 2020 ABD
Tür: Afrobeat, Psychedelic Rock, Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fighting"
Animal Ghosts - Wail
Yıl: 2020 ABD
Tür: Shoegaze
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Moonbeam"

Shamir - Ratchet
Yıl: 2015 ABD
Tür: Electropop, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "On the Regular"



Kate Miller-Heidke - Child in Reverse
Yıl: 2020 Avustralya
Tür: Pop, Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Simpatico (feat. Mallrat)

Novo Amor - Cannot Be, Whatsoever
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Indie Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Opaline"
Detroit Rock City OST
Yıl: 1999 ABD
Tür: Hard Rock, Glam Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: David Bowie - "Rebel Rebel"

Ghost Town Shindig - GTS
Yıl: 2020 ABD
Tür: Instrümental Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hot Rails"

Schrödinger - Last Days on Earth
Yıl: 2020 İsviçre
Tür: Post-Punk, Gothic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Phantom"



The Bongolian - Harlem Hipshake
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Funk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Soul Drums on 110th Street"




25 Kasım 2020 Çarşamba

Second Sun - Kampen Går Vidare

 
Önce Hopp/Förtvivlan (2015), ardından Eländes Elände (2018), Kasım 2020'de de Kampen Går Vidare... Stockholm kökenli dörtlü Second Sun bu albümüyle 3'te 3 yaparak her seferinde gönlümdeki yerini sağlamlaştırıyor. İlk iki albümle ilgili duygu ve düşüncelerimin üzerine daha ne ekleyebilirim derken fark ettim ki, Second Sun hakkında yeni bir şeyler söylemesem bile konuşmayı/yazmayı seviyorum. Çünkü bana rock nostaljisinin görüş alanları kadar kör noktalarını da gösteren şahane bir havası var. Her ne kadar Hopp/Förtvivlan'ın yeri bir başka olsa da, sonrakiler de içimde bir Second Sun evreni oluştuğunu gösterdi. Jakob Ljungberg ve üç kişilik tayfası yepyeni 9 şarkıyla o evreni iyice genişletti. Sanırım her yeni Second Sun albümünde aynı şeyleri yaşayacağım ve bu nadide grubu öveceğim. Büyük konuşmak istemem. Ama beslendikleri geniş retro yelpaze ve onların bu yelpazeyi ele alış biçimindeki klasik ve yenilikçi tavır düşünülürse bence sessiz ve derinden kendilerine çok güçlü bir kariyer inşa ettiklerini söylemek mümkün. Teşbihte hata olmaz derler. Bu inşa, depremde yıkılmayacak binalardan biri olmalarını sağlıyor.

Artık klişe ötesi oldu ama şu "bütün şarkılar birbirine benziyor" cümlesini her önümüze gelen grup için kullanmamanın yolu, o grubun yolculuğuna ortak olmaktan geçiyor. Bu cümlenin akıllara ilk getirdiği isim olarak AC/DC gibi yıllarca üç akorla kariyer yapmış gruplardan farklı olarak o sözde birbirine benzeyen şarkıların içine, değeri yıllandıkça, işlendikçe, demlendikçe anlaşılacak kenarlar, köşeler, ekmek kırıntıları yerleştiren Second Sun, aslında bir benzemezliğin, kendi nüfus kağıdına sahip şarkıların varlığına inandıran gruplardan biri. Mesela Kampen Går Vidare (The Fight Goes On), bir bireyin psikolojik/politik yolculuğunu anlatan şarkılardan oluşan bir konsept albümmüş. Kendi dillerinde söyledikleri şarkıları oturup Google Translate çevirisiyle anlamaya çalışmak için enerjim yok. Zaten ben işin orasında değilim. Müziğin gücü bana birçok şeyi anlatıyor, anlatmadıklarını da ustalıkla saklayıp bir sonraki seanslara saklıyor. Bugüne kadar Deep Purple, Thin Lizzy, Blue Öyster Cult ve 70'lerde fırtınalar estirmiş nice gruba benzetilmesi boşuna değil. Ben işin orasında da değilim. Bu zamansız hard rock, günümüze o kadar güzel taşınıyor ki, bir süre sonra tüm bu benzetmelerden, farklı referanslardan arınıyorsunuz. Aranızdaki ilişki kişiselleşip aşka dönüşüyor.

Hangi şarkısını övsem, kime benzeterek bunu yapsam diye düşünmeyi bıraktım. Zira bu evrende 1-2 orta karar dediğim şarkıda bile dinledikçe yeni şeyler ortaya çıkıyor hep. Hatta bu albümde daha öncekilerde fark etmediğim veya tam olarak adını koyamadığım farklı türlere bile uyanıyorum. Mesela NWOBHM'deki coşkuyu daha inceltilmiş 70'ler hard rock kıvamıyla dengelemeleri veya narin folk şarkılarındaki inceliği aynı 70'ler kıvamıyla bu kez kalınlaştırmaları, ancak 3. albümde anlamaya başladığım bir şey. Tabii böyle şeylerin emarelerine rastlamıyor değilsiniz. Ama kendi bakış açınıza dayanarak kendi kendinize bunun adını koymak zaman alabiliyor. Ve işin bu kısmı çok heyecan verici. Sång om våren gibi mükemmel bir hard rock ile açılan, Gör alltid ditt bästa för de du älskar gibi şık bir blues rock ile kapanan 3. Second Sun albümü Kampen Går Vidare, 32 dakika süren 9 şarkısıyla kendi kurduğu evrende "usta" diyebileceğimiz kim varsa hepsinden irili ufaklı izler taşıyan, geçmişe dair o izleri nasıl günümüze kadar getirebileceğine, hatta nasıl daha ileri taşıyabileceğine hakim Second Sun'ın hayranlık veren enerjisine tekrar ortak ediyor dinleyicisini. Bir sonraki Second Sun albümünde övecek yeni şeyler bulmak üzere.

1. Sång om våren
2. Du är allt du har
3. Slå tillbaks
4. Attack
5. Kampen går vidare
6. Hatar det ändå
7. Vem ska bry sig
8. Om alla bara var mer som jag
9. Gör alltid ditt bästa för de du älskar

12 Kasım 2020 Perşembe

Neil Young - Mirror Ball

 
Kanadalı rock çınarı Neil Young, 80'lerin sonlarında adını duymaya başladığım bir müzisyendi. Ama o yoklukta nasıl duyabildiğimi tam bilmesem de muhtemelen az sayıdaki müzik dergisinde  haberlerine denk gelmişimdir. Kendisiyle resmi tanışmamız Crosby, Stills, Nash & Young'ın 1988 tarihli American Dream albümüyle oldu. Yani onun şarkıcı/şarkı yazarı özelliğini bir solo albümünde değil, grup çalışmasında anlayabilmiştim. Young'ın 70'lerden 2010'lara kadar ara ara takıldığı Crazy Horse adlı dört kişilik bir grubu daha vardı. Bu süre zarfında Neil Young & Crazy Horse adı altında 6 stüdyo albümü bile çıkarmışlardı. Ama en bilineni Buffalo Springfield olmak üzere Young'ın grup kariyerinin solo kariyeri kadar yoğun oluşu, beni vuran bir albümünün veya bestesinin olmayışı gibi nedenlerden dolayı kendisine uzaktan saygı duyan bir dinleyiciydim. Zaten 90'lardan itibaren esmeye başlayan grunge fırtınasıyla birlikte Neil Young gibi adamlarla ilişkim istisnalar dışında mesafeliydi. Takvimler 1995 yılını gösterdiğinde Young'ın 21. stüdyo albümü Mirror Ball'un çıkacağı haberi, her zamanki Young haberlerinden daha cafcaflı çıkmaya başlayınca anlaşıldı ki, Young bu defa grup olarak yanına grunge devlerinden Pearl Jam'i almıştı.

Neil Young ve Pearl Jam'in yolları, 95 sentesinde Washington'da düzenlenen kürtaj hakları etkinliğinde kesişti. Bundan sadece 11 gün sonra stüdyoya girip sadece 4 günde albümü canlı olarak kaydettiler. Tabii öncesindeki provalar Ocak ve Şubat aylarındaydı. Ocak seansına 7 şarkı ile gelen Young, Şubat seansına ise 2 şarkı artı 2 adet de kısa akustik ile geldi. Aralarında Song X ve Act Of Love'ın da yer aldığı 4 şarkı, Young tarafından albümün kayıt süreci olan 4 gün içinde yazılmıştı. Albümün yapımcılığını üstlenen, arada eline elektrik gitar alan, geri vokal bile yapan Brendan O'Brien aynı zamanda Pearl Jam albümleri Vs ve Vitalogy'nin de yapımcısıydı. Kulağa her şeyiyle aceleye gelmiş gibi duran Mirror Ball süreci, başkalarının aylarca özene bezene hazırlayıp bir halta benzemeyen albümlerinden kat kat güçlü bir albüm doğurdu. Artık bu adamlar işlerinde o kadar ustaydılar ki, Young'ın rahatlıkla folk perspektifiyle çalıp söyleyebileceği şarkıları Pearl Jam dokunuşlarının getirdiği alternative/hard/grunge rock evrenine uyarlamak onlar için basit bir refleksten ibaretti.


Pearl Jam vokalisti Eddie Vedder'ın Young ile beraber yazdığı, vokal ve geri vokal yaptığı Peace and Love dışında bütün şarkılar Neil Young'a ait. Aslında albüm kaydedilirken Vedder bazı ailevi sebeplerden ötürü pek ortalarda olmuyor. Young'ın Pearl Jam performansından çok memnun olduğunu söylemeye gerek yok. Özellikle o dönem davulcu olan Jack Irons'ın performansı için "inanılmaz" kelimesini kullanıyor. Gossard, McCready, Ament üçlüsünün süper uyumu, iş disiplinleri ve doğaçlama profesyonellikleri zaten malum. Lirikler ise idealizm ve gerçeklikle yoğrulmuş toplumsal meselelerden inşa edilen tipik Neil Young muhaliflikleri içermekte. X kuşağına yazılmış bir grunge marşı kalibresindeki Song X ile Act Of Love kürtaj hakkında mesela. Ama asıl büyü, canlı çalındığını hissettiren, gitar yoğunluğunun ve çiğliğin ustalıkla dizginlendiği, coşkulu, kederli ama hep dimdik ayakta duran rock soundunda. İlk single Downtown, Neil Young kariyerinde en fazla ticari başarı ve beğeni kazanan şarkılardan biri oldu. Jimmy Hendrix'in kuliste pratik yaptığı, Led Zeppelin'in sahne aldığı, tüm hippilerin uğrak yeri olan Downtown adlı fantastik bir mekandan bahseden şarkı, bu kariyerde eşine az rastlanır bir Young bestesiydi. Hiçbiri gözükmese de videosu bile çekildi ve MTV'de dönüp durdu.

I'm the Ocean, Big Green Country, Throw Your Hatred Down gibi tempolu şarkıların klasik rock ve grunge karışımlı yoğunlukları, Song X ve Peace and Love gibi orta tempolularda da aynı. 9:50 dakikalık nakaratsız Scenery, nakaratsız bile olsa bu yoğunluğun nasıl kapıp götürebildiğinin en güçlü kanıtlarından biri. Kendilerine ait bir tempo ve şablon üzerinden ilerleyen şarkılar, sanki belli bir süre kısıtlaması olmaksızın, doğaçlamalara da elverişli yollardan gidiyorlar. Herkes ne yapacağını, nerede durup nerede coşacağını bildiği için sarıp sarmalandığınızı hissediyorsunuz. Albümün canlı kaydedilişinin yarattığı çiğlik, aynı zamanda güçlü bir konser atmosferi de oluşturuyor. Böylece Amerika, Avrupa ve bazı Ortadoğu yörelerini kapsayan Mirror Ball Tour'un nasıl coşkulu olduğunu tahmin edebiliyoruz. Eddie Vedder'ın çoğunlukla katılmadığı ama diğer Pearl Jam üyelerinin Neil Young'ın arkasında çalma şerefini her fırsatta dile getirdikleri bu konserler herkesi ziyadesiyle memnun etti. Mirror Ball haricinde sadece 1-2 albümüne indiğim Neil Young ile, neredeyse 20 yıldır iyi bir albümünü duymadığım Pearl Jam arasındaki bu ortaklık, tıpkı Temple Of The Dog projesi gibi tek seferlik olduğu için müzik tarihinde ve özellikle X kuşağının gönlünde çok önemli bir yere sahip olacak. Zira o kuşak da çok çekti zamanında. Mirror Ball da bir şekilde hep oradaydı.

1. Song X
2. Act of Love
3. I'm the Ocean
4. Big Green Country
5. Truth Be Known
6. Downtown
7. What Happened Yesterday
8. Peace and Love
9. Throw Your Hatred Down
10. Scenery
11. Fallen Angel

3 Kasım 2020 Salı

Shamir - Shamir

 
1994 Las Vegas doğumlu Shamir Bailey çok ilginç ve ilginç olmanın renkliliğini üzerinde taşıyan bir müzisyen. 2020 tarihli Shamir adlı albümünün kapağını gördüğümde r&b, hip-hop, neo-soul, belki biraz da funk titreşimleri aldım. Sonuçta albüm kapağı mühim bir mesele. Ama albümü dinleyince o ilginçlik ve renklilik hemen kendini gösteriyor. Oraya birazdan geleceğiz. Shamir'in müzikal geçmişinde kardeşiyle birlikte yaşadığı müzisyen teyzesi var. Eve girip çıkan çeşitli müzisyenlerden etkilenerek r&b, soul, hip-hop aşinalığı sağlamış, Billie Holiday, Nina Simone, Janis Joplin gibi divaları keşfetmiş. Epiphone marka gitar edinerek kendi şarkılarını yazmaya başlamış. 16 yaşında bir arkadaşıyla birlikte başarısız bir punk grubu kurmuş. Lise yıllarında ilk EP'sinde yer alan şarkılarını kaydedip mezun olduktan sonra demosunu New York'ta bulunan Godmode şirketine yollamış. Şirketin sahibi Nick Sylvester da onu kaçırmak istemeyip anlaşmayı imzalatmış. 2014 tarihli Northtown adlı bu EP ve bir yıl sonra çıkan debut albüm Ratchet ile gelen olumlu yorumlar Shamir dostumuzun yolunu açmış.

Kadın tonlarına eşit tona sahip erkek ses tonu anlamına gelen kontrtenor bir sese sahip olan Shamir, vokal gücünü buradan almakta. Yani duyduğunuzda onu bir kadın sanmanız normal. Öte yandan erkek olabilir mi acaba diye de düşündürmüyor değil. Bu durumun zenginliği şarkılarda kolayca seziliyor. Üstelik bu çift cinsiyetlilik onun sadece sesinden kaynaklı değil. Her ne kadar erkek olarak doğmuş olsa ve genel anlamda öyle tanımlanmayı tercih etse de, kendisini kadın, erkek veya gey olarak da sabitlemek istemiyor. Cinsiyet kimliklerinin maskülen veya feminen olmayan, yani ikili cinsiyet sınıflandırmasının dışındaki kimliklerini kapsayan bir spektrumu olan, bu yüzden çeşitli cinsel yönelimlere sahip "non-binary" denilen yerde konumlandırılmak istiyor. Bitmedi. Müslüman olarak büyümesine rağmen kendini dindarlıktan bağımsız ruhani bir pozisyonda görüyor. Tanrıya inanmadığı gibi, bizzat kendisini tanrı gibi hissettiğini söylüyor. Ama bunu narsist bir tonda değil, sadece evrende kapladığı yer hakkında daha geniş bir bakış açısıyla düşündüğü için bu şekilde dile getiriyor. 2017 tarihli ikinci albüm Hope'dan sonra müziği bırakmaya karar verip bipolar bozukluk nedeniyle hastaneye yatıyor. Oradan güçlü çıkarak yine aynı yıl üçüncü albümü Revelations'ı yazıp kaydediyor.

Her sene bir albüm çıkararak 2020'ye kendi adını taşıyan albümüyle giren Shamir, bana göre öncekilerden farklı bir özen, tutku, coşku ve ruh yüklenmiş rock şarkılarıyla gelmiş. Alternative rock, pop rock, indie rock ve eser miktarda pop unsurlarıyla şekillendirdiği, malum sesiyle bu rock konseptini sağalttığı müziği ortaya On My Own, Running, Diet gibi çok iyi şarkılar çıkarıyor. Sağladığı bu denge alternatif pop rock diye nihai bir varış noktası belirlese de, Other Side gibi hoş bir country pop, Paranoid gibi bir noise rock, Pretty When I'm Sad gibi bir post-punk ile şık bir vizyon ortaya koyuyor. Kapanışı da bir art pop ilahisine benzetebileceğimiz In This Hole ile yaparak perdeyi kapatıyor. Şarkı yazarken ilham kaynağı olarak Taylor Swift'i göstermesi, pek analiz edebileceğim bir durum değil. Sözler genel olarak muğlak ve güzel ama Swift benzerliği tam olarak nerelerde kendini gösteriyor bilemiyorum. Zaten en başta Shamir'in dış görünümü ile müziği arasındaki tezatı aştıktan sonra her türlü muğlaklığa, çılgınlığa ve ilginç bilgiye hazırlıklı hale geliyorsunuz. Hastaneden çıktıktan sonra verdiği bir demeçte söyledikleri de aslında nasıl biri olduğunu, ne amaçladığını özetler nitelikte. "Birçok insan benim deli olduğumu düşünüyor. Aslında biraz öyleyim. Ama kendim için neyin en iyisi olduğunu biliyorum ki, bu bana göre para ve şöhretten çok daha önemli."

1. On My Own
2. "Junglepussy Juice"
3. Paranoia
4. Running
5. "River Is About to Die in This Garage"
6. Other Side
7. Pretty When I'm Sad
8. "There We Go"
9. Diet
10. I Wonder
11. In This Hole