31 Mayıs 2026 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mayıs 2026)

SINE - La Mordre
Yıl: 2026 ABD
Tür: Electronic, Pop, Darkwave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cruel"


VA - Middle East Freakout: Garage•Beat•Pop & Psychedelia Underground 1965-1969
Yıl: 2026 Yunanistan
Tür: Freakbeat, Garage Pop, Psychedelia
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Bob Azzam & His Orchestra - "Mon Amour"
Sosyete '25 - Yaygara
Yıl: 2026 İngiltere/Türkiye
Tür: Psychedelic Pop, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sevgi"
Bratty - Hishi
Yıl: 2026 Meksika
Tür: Indie Pop, Alt-Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "siempre quiero +"
KNEECAP - FENIAN
Yıl: 2026 İrlanda
Tür: Hip-Hop/Rap, Grime
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "FENIAN"
Primitive Ring - Primitive Ring
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock, Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Paid"
Upupayāma - Honesty Flowers
Yıl: 2026 İtalya
Tür: Psychedelic Rock, Neo-Psychedelia
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "In the Solstice Sun"


Verzanski - 666
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Big Beat, Electronica, Electro-Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pentagram"
Eaves Wilder - Little Miss Sunshine
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock
 "F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Great Plains"
Lykke Li - The Afterparty
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Alt-Pop, Indie Pop
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Happy Now"
Tamikrest - Assikel
Yıl: 2026 Mali
Tür: Tishoumaren, Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Imanin"

Sakis Tolis - Echoes from the Void
Yıl: 2026 Yunanistan
Tür: Gothic Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sera-(The Dance of War)"

GO MAHHH - Doppelgänger
Yıl: 2026 Almanya
Tür: Psychedelic Rock, Garage Rock, Heavy Psych
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Anatoliosis"


MESTIZA - Spanish Chica
Yıl: 2026 İspanya
Tür: Latin House, Afro House
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Báilame"


Deuce Bigalow: Male Gigolo OST
Yıl: 1999 ABD
Tür: Pop Rock, Soul
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Marvin Gaye - "Let's Get It On"

High Fade - Twice As Nice
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Fly"
The Woggles - Stop and Take a Minute
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Witch"


TVAM - Ruins
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Post-Punk, Darkwave, Synthpop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Powder Blue"


Data Animal - Future of Ghosts
Yıl: 2026 Yeni Zelanda
Tür: Garage Rock, Rock'n Roll
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ballin' on a Budget"
Zafer Dilek - Oyun Havaları
Yıl: 1975 Türkiye
Tür: Folk, World Pop, Psychedelia
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Yekte"

21 Mayıs 2026 Perşembe

City Of The Sun - Under The Moon

 
New Yorklu post-rock harikası City Of The Sun, 2020'deki kendi adlarını taşıyan ikinci albümlerinden 6 yıl sonra üçüncü albüm Under The Moon ile üçte üç yaptılar. Bu sadece yeni bir albüm değil, grubun yıllardır kurduğu sinematik dünyanın yine olgun, yine geceye ait bir başka versiyonu gibi hissettiriyor. Grubun sokak müzisyenliğinden doğan o özgür doğaçlama ruhu hala yerinde, parçalar hala kontrollü, hala atmosferik ve temelindeki hüzün harcından inşa edilen farklı duyguları ifade etmede hala harika işler çıkarıyorlar. Grup önceki dönemlerindeki akustik enstrümantal tınılarını korurken, Under The Moon'da yönünü sanki biraz daha yalnızlığa ve içsel yolculuklara çevirmiş durumda. Albümün en dikkat çekici yönü, enstrümantal müziği “arka plan müziği” olmaktan çıkarıp hikaye anlatımına dönüştürmesi. Belki ilk iki albümde de bunu yapmışlardı. Ama 6-7 yıl öncesiyle hissettiğimiz yoğunluk da kendi içinde evrilip başka yoğunluklar keşfettiriyor ya da aynı yoğunluğu ifade etme şeklimizi değiştiriyor. Hakkında cok şey söylediğim 2020 albümündeki hislerim Under The Moon ile özdeştiği gibi, üzerine başka hisler de koydu. Ortada albümleri yarıştıracak bir durum yok. Under The Moon, sahip olduğu karışımı yine yeniden sinematik bir bütünlüğe ulaştırıyor. Parçalar tek tek ilerlemekten çok bir yol filmi gibi akıyor. Bir şehirden diğerine geçen gece otobüsü, çölde yapılan uzun araba yolculukları veya gün doğumundan hemen önceki sessizlik hissi albüm boyunca sürekli duyuluyor.

Açılıştaki Un Disparo al Corazón, albümün tonunu kusursuz biçimde belirliyor. Parça ağır ağır yükselen gitar motifleriyle klasik western filmlerini andırırken, ritim ilerledikçe grubun o çok özlediğimi fark ettiğim tutkulu yönü devreye giriyor. Spaghetti western atmosferine giriş çıkışlar her zamanki gibi karizmatik ve yerli yerinde. Gözümüzün önünde geniş çöller, terk edilmiş kasabalar, terli yüzlerden yansıyan parıltılar canlanıyor. Saw You In A Dream veya Culdad del Sol'u 2020 albümüne koysak hiçbir şey fark etmeyecek olsa da, başka tasarımlar, yeni isim ve melodiler City Of The Sun’ın elinden çıkmaysa benim için hep heyecan yaratır. Üstelik 2020 yılında Kolombiyalı grup BALTHVS'ı bilmiyordum. Pluribus dizisinin 7. bölümü olan The Gap'i izlememiş, o bölumde kahramanlarımızdan Manousos'un yolculuğuna yarenlik eden Hermanos Guitèrrez'in Esperanza şarkısını duymamıştım. Ama şimdi, başta Hotel Alma, Bajo la Luna ve Un Disparo al Corazón olmak üzere bana hep bunları hatırlattılar. Under The Moon'daki latin etkisi sanki diğerlerine göre daha fazla. İster pop, ister rock olsun latin müziklerinde düzlük, sıradanlık çok canımı sıkar. Oysa City Of The Sun’ın bu müziğe bakışındaki akustik zerafet ve tutku her daim hayranlık vericiydi. Grubun müziğinin zamansız ve mekansızlığı, olgunluğu, oturmuşluğu, vizyonu, istikrarı hangi türe yoğunlaşırsa onu yukarılara taşımaya muktedir.


Angeles'in yankılı gitarlarını, yavaşça büyüyen ritimlerini ve ufuk hissini duyunca BALTHVS'yi anımsamak, Gizmo Varillas'ın eşlik ettiği, albümün tek vokalli şarkısı olan Vuela'nın Manu Chao esintisini bir öğlen meltemi gibi yüzünüzde hissetmek, grubun dinleyeni çıkardığı yolculukta nerelere uğradığına dair detaylardan sadece birkaçı. London ve War'un gibi bir çırpıda benimsenip bağırlara basılacak şarkılar olmasından dolayı, 6 yıldır görmediğim çok iyi bir arkadaşımı gördüğüm duygusu yaşadım. Albümün, aslında tüm City Of The Sun albümlerinin en büyük başarısı “cool background music” tuzağına düşmemesi. Pek çok enstrümantal post-rock albümü teknik olarak etkileyici olsa da duygusal olarak yüzeyde kalabiliyor. City Of The Sun burada melodiyi ve ritmi bir denge içinde kullanarak gerçekten yaşayan bir dünya yaratıyor. Özellikle grubun sokak performanslarından gelen organik enerjisinin hala yerli yerinde olduğu anlaşılıyor. Parçalar kulağa steril veya mekanik gelmiyor. Teknik açıdan bakıldığında City Of The Sun albümleri hep temiz prodüksiyonlara sahip olmuştur. Akustik gitar katmanları son derece berrak duyulurken bas ve perküsyon da dolgundur. Özellikle kulaklıkla dinlendiğinde küçük geçiş detayları ve yankı kullanımları parçalarin derinliğini arttırır. Under The Moon'da da değişen bir şey yok.

Under The Moon'un yaklaşık 68 dakikalık süresi zaman zaman uzun hissettirse de tüm bu özelliklerden mürekkep atmosfer kurma becerisi sayesinde kapıp götürüyor. Zaten ince tür geçişleri monotonluğa izin vermiyor. Mesela biraz durulma hissettiğiniz anda Ella gibi funky bir şarkı hemen imdada yetişiyor. Kaldı ki Cinderella Man ve Twenty Twenty One gibi hüzünlü, huzurlu, ruhlu şarkılara tutulmak için City Of The Sun evrenine aşina olmak gerek. Aşina olunmasa da beğenilir ama farklı etkisi olacağı kesin. Kapanıştaki Metamorphosis, albümün tüm enerjisini içe çeken meditatif bir final sunuyor. Şarkı bir son hissinden çok dönüşüm hissi bırakıyor; albümün adına yakışır biçimde gece bitiyor ama tamamen kararmıyor. Genel olarak Under The Moon, City Of The Sun’ın kariyerindeki sinematik ve bütünlüklü albümlerden bir diğeri. Grup ilk dönemindeki spontane enerjiyi kaybetmeden daha olgun ve atmosferik bir noktaya ulaşmış durumda. Post-rock, akustik dünya müziği ve modern instrumental rock arasında dolaşan bu albüm. Özellikle geceleri, uzun yolculuklarda veya yalnız dinlemelerde gerçek etkisini gösteriyor. Büyük patlamalar yerine yavaş yavaş içine çeken, dinledikçe büyüyen, yılın en özel kayıtlarından biri.

1. Un Disparo al Corazón
2. London
3. Hotel Alma
4. Vuela (feat. Gizmo Varillas)
5. Angeles
6. Saw You in a Dream
7. Cinderella Man
8. Ciudad del Sol
9. War
10. Twenty Twenty One
11. Ella
12. Bajo la Luna
13. Metamorphosis

15 Mayıs 2026 Cuma

TOMORA - Come Closer

 
1996 Norveç doğumlu Aurora Aksnes ve The Chemical Brothers'dan Tom Rowlands'ın ortak projesi olan TOMORA, Come Closer adlı ilk albümleriyle elektronik müzik sahnesine adım attı. Rowlands'ın tecrübesi malum. Ama AURORA adıyla birkaç albümü ve soundtrack çalışması olan Aurora Aksness fazla bilinmiyor. Come Closer için, elektronik müziğin iki farklı kutbunu aynı eksende buluşturan sıra dışı bir çalışma diyebiliriz. Bir yanda AURORA’nın mistik, kırılgan ve doğaüstü vokal dili, diğer tarafta Tom Rowlands’ın rave kültüründen beslenen sert elektronik prodüksiyon anlayışı var. Sonuç ise yalnızca bir “işbirliği albümü"nden öte atmosferik trip-hop, techno, big beat, electro-industrial ve art-pop arasında dolaşan bütünlüklü bir ses evreni. Albümün en büyük başarısı, iki sanatçının birbirinin alanına müdahale etmek yerine birbirlerini genişletmesi. Rowlands’ın prodüksiyonları agresif olduğu kadar aynı zamanda hipnotik de. Devasa ritimler yerine boşluk hissi yaratmayı tercih ediyor. Bu yaklaşım, AURORA’nın vokallerini klasik pop formunun dışına çıkararak adeta bir enstrümana dönüştürüyor. Özellikle açılıştaki PLEASE introsundan sonra gelen başlık parçası COME CLOSER,  herhangi bir Björk albümüne konsa sırıtmaz gibi geldi. Şarkılardaki duygu yoğunluğu ve atmosfere çok önem verilmiş. Modern elektronik müziğin endüstriyel yanıyla hareket edip, art-pop tuzaklarına düşmeden o yoğunluğu katabilmek de tecrübe istiyor. O tecrübe de TOMORA'da mevcut.

Başlık şarkısı COME CLOSER, tekrarlayan söz yapısı ve yavaş yükselen düzenlemesiyle ilk dinleyişte minimal görünse de, zamanla trans benzeri bir etki yaratıyor. AURORA’nın çığlığa yaklaşan vokal patlamaları ile Rowlands’ın buz gibi synth katmanları birleşince parça, hem kırılgan hem de devasa bir karakter kazanıyor. Albümün daha enerjik tarafında ise RING THE ALARM, MY BABY ve albümün en iyilerinden biri olduğunu düşündüğüm ve bayıldığım I DRINK THE LIGHT yer alıyor. Adeta 90'lar big beat kapılarını sonuna kadar açmış denebilir. Burada The Chemical Brothers etkisi çok daha belirgin: Hızlı ritimler, mekanik bas yürüyüşleri ve coşma anlarına uygun bir enerji hissediliyor. Ancak bu parçalar sadece “kulüp müziği” olarak kendini tanımlamıyor. AURORA’nın dramatik vokal yaklaşımı sayesinde insani bir panik ve çağrı hissi taşıyorlar. En "club" işi olarak gördüğüm SOMEWHERE ELSE bile oturup dinlemeye müsait olgunluk emareleri taşıyor. WAVELENGTHS gibi parçalar daha deneysel, daha sisli bir yapıya sahip. Bu bölümlerde albüm bazı dinleyiciler için dağınık hissedilebilir. Özellikle eleştirilerde, albümün kimi anlarda iki farklı vizyon arasında kararsız kaldığı yorumları dikkat çekiyor. Mesela HAVE YOU SEEN ME DANCE ALONE parçasının iki vizyon arasında kalmış bir görüntüsü yok bence. Keske kalsaymış. Albüme konmasa yokluğu dahi hissedilmezmiş sanki. Buna rağmen vizyon potansiyelli parçalar, albümün tekrar dinlendikçe açılan tarafını oluşturuyor. Benim favori albümlerimde olduğu gibi ilk dinleyişte değil, zaman içinde etkilerini artırıyorlar.

Teknik açıdan Come Closer’ın prodüksiyon kalitesi son derece yüksek. Bas frekanslarının gücü ile vokal katmanlarının berraklığı arasında iyi bir denge kurulmuş. Albüm özellikle kulaklıkla dinlendiğinde detaylarını daha fazla ortaya çıkarıyor. Ambient dokular, yankılı vokaller ve ani ritim geçişleri sayesinde şarkılar fiziksel bir alan hissi yaratıyor. Bu yüzden albüm yalnızca “şarkı koleksiyonu” değil, baştan sona deneyimlenmesi gereken bir elektronik yolculuk gibi çalışıyor. Bunun yanında Come Closer kusursuz değil. Bazı parçalar gereğinden uzun hissedilebiliyor ve albüm yer yer bütünlüğünü kaybediyor. Ancak tam da bu düzensizlik, albümün canlı ve organik görünmesini sağlıyor. Bu durum çeşitli The Chemical Brothers şarkılarında da hissedilebilir. Lakin SIDE BY SIDE ve THE THING şarkıları herhangi bir dağınıklık, düzensizlik duygusu yaşatmayan 1. sınıf trip-hop besteleri olarak kaliteyi yükseltiyorlar. Ez cümle Come Closer, 2026’nın en ilginç elektronik pop projelerinden biri. Dans müziğini sadece eğlence için değil, duygusal bir yoğunluk yaratmak için kullanan, rave kültürü ile melankolik art-pop’u aynı noktada buluşturan cesur bir çalışma. Özellikle AURORA hayranları için farklı bir yüzünü gösterirken, elektronik müzik dinleyicilerine de modern big beat’in hala ne kadar etkileyici olabileceğini hatırlatıyor. Albümün en güçlü anlarında ortaya çıkan his ise oldukça net: İnsanı hem dans ettiren hem de içine çeken karanlık bir yakınlık duygusu.

1. PLEASE
2. COME CLOSER
3. A BOY LIKE YOU
4. RING THE ALARM
5. MY BABY
6. HAVE YOU SEEN ME DANCE ALONE
7. SOMEWHERE ELSE
8. I DRINK THE LIGHT 
9. WAVELENGTHS
10. SIDE BY SIDE
11. THE THING
12. IN A MINUTE

8 Mayıs 2026 Cuma

Johnny Diesel & The Injectors - Johnny Diesel & The Injectors


Asıl adı Mark Lizotte olan Amerika doğumlu Johnny Diesel, Avustralya’da kurduğu beş kişilik The Injectors ile birlikte 80’ler sonunda Avustralya’nın en iyi pub rock gruplarından biriydi. 1989’da çıkan Johnny Diesel & The Injectors albümü, nedendir grubun ilk ve son albümü oldu. Albüm, Avustralya’nın Grammy’si sayılan ARIA’lardan “En İyi Yeni Sanatçı” ve "Yılın En Çok Satan Albümü” ödüllerini aldı. Babası saksafon çalan Diesel, onun devasa müzik arşivinde yer alan R&B klâsikleri ile büyümüş olmanın, kendi gönlünün de rock ve blues köklerine kaymasının getirdiği aşkla 1986’da grubunu kurdu. Bir yıl sonrasında ise olağanüstü bir vokal olan ve Avustralya’nın blues markası olarak kabul edilen Jimmy Barnes’ın konser açılışlarını yaptı. Onca konser ve hayrana, üstelik kendi adlarını taşıyan bir rock’roll harikası albüme rağmen bir süre sonra dağıldı. Mark Lizotte’nin 1999’da çıkan solosu Soul Lost Companion’dan beri de ona ait bir notaya rastlanmadı.

Bütün bu bilgileri, albümü dinlediğim 90’lar başında edinmem mümkün değildi. Elimde sadece adını sanını duymadığım James Dean çakması bir adam ve grubuna ait bir kaset vardı. Onu da ta o zamanlar alışkanlık edindiğim yeni şeyler duyma hevesiyle almıştım. Aldığım günden beri adeta walkmenimin bir uzvu haline gelmişti. Yaz kış demeden dinliyor, dinledikçe azıyor, yoruldukça duruyor, hüzünleniyordum. Elimde olmayan gitar ve mikrofonla Johnny Diesel’cilik oynuyordum. Springsteen ve Mellencamp’tan beri böyle tutkulu bir rock duymamıştım. Bunun en mühim sebebi Johnny’nin olağanüstü sesiydi. Her yola gelebilen, anlattığı her duyguyu müziği ile özdeşleştirebilen, söylediklerine gözü kapalı ikna edebilen, dengeli, seksi ve harbi bu ses, içimde müthiş bir şarkı söyleme hissi doğuruyordu. Meseleyi Johnny gibi şarkı söyleyebilmek olarak algılamıştım ilk başlarda. Oysa mesele, onun yaydığı enerjinin sınırsızlığındaki “şarkı söyleme” isteğinin keşfiyle, aslında sevdiğiniz herhangi bir şarkı için de aynı cüreti hissedebilir oluşunuzdu. Yani kabaca, onun sesinin gaza getirişi sadece Johnny Diesel & The Injectors sınırlarına hapsolmuş değildi benim için.


Genelde son paragraflarda şarkı isimleri telaffuz ederim. Ama burada telaffuz edeceğim 12 şarkı var ki, isimleri de zaten aşağıda. Yaklaşık 20 yıldır kopamadığım bir albümden oturup da şarkı ayıklayacak değilim. Hepsini ilk günkü gibi seviyorum. Öyle zamansız bir albüm ki, yer yer verdiğim uzun aralara rağmen yıllar sonra dinlediğimde bile hepsine ayak uydurur biçimde mırıldanabiliyorum. Mırıldanırken işi abartarak sahne triplerine girip tükürükler saçabiliyorum. Artık ne kadar çok dinlediysem gitar ve saksafon sololarına, davul ataklarına bile yetişebiliyorum. Sözünü ettiğim dönemde hayatımın soundtracklerinden biri olan bu albümü, içindeki Don’t Need Love’ı, Cry In Shame’i, Burn’ü, Never Last’ı, Since I Fell For You’yu, Comin’ Home’u dinleyebilmek için okuldan eve nasıl gittiğimi hatırladıkça, o günlerden bu yana Johnny Diesel & The Injectors sevgimin hiç değişmediğini fark ettim. Şimdi işten eve, okuldan eve, sokaktan eve giderken de eve varmamıza gerek kalmadan şarkılara ulaşabiliyoruz. Ama onları özlemenin ne kadar güzel bir duygu olduğunu unutmamak lâzım.

1. Lookin' for Love
2. Parisienne Hotel
3. Cry in Shame
4. Since I Fell for You
5. Don't Need Love
6. Comin' Home
7. Soul Revival
8. Fire Without a Flame
9. Burn
10. Get Ya Love
11. Never Last
12. Thang II