31 Temmuz 2026 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Temmuz 2026)

The Rolling Stones - Foreign Tongues
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hit Me in the Head"
Yard Act - You're Gonna Need a Little Music
Yıl: 2026 İngiltere
Tür: Post-Punk, Britpop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Thrill of the Chase"
The Temper Trap - Sungazer
Yıl: 2026 Avustralya
Tür: Indie Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lucky Dimes"
Acid Arab - Musique de France
Yıl: 2016 Fransa
Tür: House, Electronic, Dabke
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "La hafla (feat. Sofiane Saidi)"
Bonnie Tyler - Super Hits
Yıl: 1999 İngiltere
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "If You Were a Woman (And I Was a Man)"
Josh Da Costa - New Wave Graveyard
Yıl: 2026 ABD
Tür: Alternative Pop, Indie Rock, Lo-Fi
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Skygirl"
DJ Seinfeld - If This Is It
Yıl: 2026 İsveç
Tür: Melodic House, Future Garage
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "U Can't Come Home (feat. TS Graye)"

Myrath - Wilderness of Mirrors
Yıl: 2026 Fransa/Tunus
Tür: Progressive Metal, Power Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Through the Seasons"
Baklava Express - Sababa
Yıl: 2026 ABD
Tür: World, Arabic Jazz
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sababa"
GOONS! - Never Go Back
Yıl: 2026 ABD
Tür: Garage Rock, Rock & Roll
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Land of  a Thousand Crimes"


Tom Jones - Greatest Hits 2000
Yıl: 2000 İngiltere
Tür: Pop, Soul
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "It's Not Unusual"

MISSIO - Love & Heartbreak
Yıl: 2026 ABD
Tür: Electropop, Alt. Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dreams"
The Hu - Hun
Yıl: 2026 Moğolistan
Tür: Folk Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Second Face"
BOOGIE BALABAN - Gōzlerim Yahalom
Yıl: 2026 Fransa
Tür: World Fusion, Oriental Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Purple Fez (Love Charabia)"
R3HAB - Dream inside a dream...
Yıl: 2026 Hollanda
Tür: Afro House, Dance
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "All I am... (feat. Orem)"

Bootsy Collins & Buckethead - Metal Health
Yıl: 2026 ABD
Tür: Funk Metal
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Space Bass Evolution"
Sonido Gallo Negro - CUMBIAVISION
Yıl: 2026 Meksika
Tür: Cumbia, Psychedelic Rock, World
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "CUMBIA DEL GALLO NEGRO (feat. Sonido La Changa)
Zafer Dilek - Oyun Havaları
Yıl: 1977 Türkiye
Tür: Folk, World Pop, Psychedelia
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sultan Çiftetelli"
The Mood Mosaic - Blue Glow Lust
Yıl: 2026 İtalya/İsviçre
Tür: Jazz-Funk, Lounge, Exotica
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hell's Belles"

Glen Hansard & Marketa Irglova - The Swell Season
Yıl: 2006 İrlanda
Tür: Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Falling Slowly"

29 Temmuz 2026 Çarşamba

Glen Hansard & Markéta Irglová - Once: Music From The Motion Picture


Busker deniyor sokak müzisyenlerine. Pek çok ünlü isim zamanında bu tezgahtan geçmiş. Erkin Koray bir Avrupa ülkesinde yolsuz kaldığında yapmış mesela. Bir de Bob Dylan ile ilgili şehir efsanesi var. Kariyerinin ilk zamanlarında bir İskandinav ülkesine giden Dylan sokağın nabzını tutmak, hem de prova yapmak için işlek caddenin birinde başlıyor çalmaya. İyi de para kazanıyor. Ama hiç kimse tanımıyor onu. Ama bu tecrübeyi yaşayan gerçek müzisyenlerin ilk amacının para olmadığını düşünüyorum. Açık havada yanından geçip giden veya durup dinleyen insanlara bir şeyler iletebilmek olsa gerek. Çünkü sokakta o insanların hassasiyetlerine daha bir yakın oluyor, elektriksiz, mikrofonsuz en çiğ halinizle içinizdekileri iletebiliyorsunuz.

İşte Once’ın kahramanı isimsiz busker da bu hemen seziliyor. Zaten idare eder bir işi var. Babası ile beraber elektrikli süpürge tamiratı yapıyor. Yine sokakta tanıştığı isimsiz Çekoslovak kız ile bir süre sonra ortak tutkuları olan müzikte buluşuyorlar. Once için bir film demek pek doğru değil aslında. Hayatın tam ortasından geçerken bu iki insanı gözüne kestirmiş bir kameranın yaptığı takip sanki. Bazı belgesel kanallarında yarım saat-bir saatlik reality hikayeler gösteriliyor. Teknik olarak onları andırıyor. Tabi onlar gibi bilgilendirme ya da gerçek bir kesit sunarak oradan bazı alıntılarla bilimsel, sosyal, kültürel çıkarımlarda bulunma misyonu yok. Peki Once’ın misyonu ne? Daha doğrusu var mı? Bir filmin misyonu olmalı mı? Yoksa sadece göründüğü gibi mi olmalı?

Adam ve kadın. Önce adam, sonra kadın. Falling Slowly’yi beraberce bir müzik dükkanında çaldıkları şahane sahneden sonra ister istemez ikisi arasında gelişecek, yön değiştirecek bir ilişki başlıyor. Önce adam, sonlara doğru da kadın, bu adı konmamış, konamayacak ilişkiyi rencide edebilecek hamleler yapıyorlar. Farklı zamanlarda aynı şeyleri düşündüklerinden erişilmez bir tutkuyu maddeleştirecek, kirletecek, basitleştirecek sevişme şanslarını acemice yokluyorlar. İsteyenler ve reddedenler yer değiştirse de o tutkuda azalan pek bir şey olmuyor. Hem zaten onlar her beraber şarkı söyledikleri sahnede veya birbirlerini şarkı söylerken dinledikleri her sahnede zaten tutkuyla seviştiler. Zamanında o erişilmez tutkuya erişmeyen varsa aramızda, daha hiç bir şey yaşamamıştır. Sevişmeden, öpüşmeden, hatta dokunmadan bir kerecik bile o tutkuyu duymamış olmak çok büyük eksiklik. Buna imkan yok. Çünkü o her yerde. İşte Once o tutkuya aşık bir film. Şimdi o şarkıların hangisinin sözlerini, melodilerini anlatmalı, yorumlamalı, hepsi kendini zaten anlatırken. Benzersiz Falling Slowly (ki Oscar bile aldı), Markéta Irglová’nın Beth Gibbons (Portished) dokunuşlarını andıran meleksi sesiyle yorumladığı If You Want Me, bir partide seslendirilen, parti şarkısından öte bir şey olan Gold, stüdyoda grup halinde çaldıkları muhteşem When Your Mind's Made Up, eski sevgiliye gönderilmiş tüm zamanların en güzel şarkılardan biri olası Lies ve diğerleri… Once’ın müziklerini dinlemek yetmez. O şarkıları yaşamak gerek. Ben de öyle yaptım.



Filmi izledikten sonra edindiğim soundtrack albümü telefonuma yükledim. İş çıkışı kulaklığı takıp en işlek caddelerde kalabalığa karıştım. Soğuk havanın telaşlarına etki etmediği insanlar, habersizce fonlarında çalmakta olan Once’ın şarkılarıyla oradan oraya koşuşturuyor, telefondakiyle değil de sanki telefonlarıyla konuşuyor, sevgilisine sıkıca sarılıyor ya da yanındakinin birgün sevgilisi olmasının hayallerini kuruyordu. Kiminin kafasında tilkiler dönüyor, kimi borçlarını, kimi şapkasının altında bozulan saçlarını düşünüyordu. Yüzler, soğuğun da etkisiyle asık olsa da o üşümüşlüğün altında yatan diğer şeyler fark edilebiliyordu. Hüzün, umut, karamsarlık, aşk, öfke, bezginlik hepsi Glen Hansard’ın sesiyle ifadeleniyor, bir insanlık süzgecinden geçiyordu sanki. Birbirlerine bir şeyler anlatıyorlar, dudakları kımıldıyor, ama fonda Glen Hansard ve Markéta Irglová’nın sesleri duyuluyor sadece. Etrafta hiç busker yok. Çiçek satan biri de… Etrafta şarkılardan başka kimse yok.

Once o kadar güzel ki, Once’ın şarkıları o kadar güzel ki, onu hem film, hem de müzik olarak sevmek sanki bir ayrıcalık. Ama onun güzelliği Avrupa hüznünden, Dublin karası efkarından geliyor. “Hüzünden, efkardan, ayrılıktan güzellik mi olurmuş” sadistliğine de ihtiyacımız var. Aslında yapay mutluluklardan daha fazla ona ihtiyacımız var. Bir kerecik de olsa o hüzünün, efkarın tadını aldınız mı tiryakisi oluveriyorsunuz. Once bana bunları anlattı. Hayatıma girdiği anlarda belki başka şeyler de söyleyecek. Yine aynı şeyleri söylese bile razıyım. Tabi bir de yine hayatımda çok önemli bir yeri olan Alan Parker filmi The Commitments filmi ile olan alakasından bahsetti. Oradaki The Commitments grubunun genç gitaristi Foster’ın o zaman 21, şimdi 30'lu yaşlarının sonunda olan Glen Hansard olduğundan… Yıllar geçiyor, ama o müzik tutkusu bitmiyor. Bittiği zaman anlıyoruz ki, bizde de bir şeyler bitiyor.

1. Glen Hansard & Markéta Irglová - Falling Slowly
2. Glen Hansard & Markéta Irglová - If You Want Me
3. Glen Hansard - Broken Hearted Hoover Fixer Sucker Guy
4. Glen Hansard & Markéta Irglová - When Your Mind's Made Up
5. Glen Hansard - Lies
6. Interference - Gold
7. Markéta Irglová - The Hill
8. Glen Hansard - Fallen From the Sky
9. Glen Hansard - Leave
10. Glen Hansard - Trying to Pull Myself Away
11. Glen Hansard - All the Way Down
12. Glen Hansard & Markéta Irglová - Once
13. Glen Hansard - Say It to Me Now

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Siiga - Nostalgia Burns

 
Siiga, İskoçya'nın Isle of Skye adasında doğan söz yazarı ve müzisyen Richard Macintyre'ın öncülüğünde müzik yapan bir grup. Başlangıçta büyük ölçüde Macintyre'ın solo çalışması olarak ortaya çıkan bu proje, zamanla çok üyeli bir gruba dönüşmüş ve özellikle üçüncü albümü Nostalgia Burns döneminde tam kadrolu canlı performanslar vermeye başlamış. Pop rock, dream pop, shoegaze, synthpop, new wave karışımı olarak özetlenebilecek müzikleri, analog synthesizerlar, vintage gitar tonları, geniş yankılı prodüksiyon ve sinematik atmosferlerden mürekkep. Richard Macintyre müziğini "uyku ile uyanıklık arasındaki anlarda var olan sesler" olarak tanımlıyor. İlk dinleyişten itibaren Nostalgia Burns, adının vaat ettiği nostaljiyi yalnızca 1980'lerin haletiruhiyesine öykünerek değil, geçmiş ile geleceği aynı anda hayal eden bir "retro-fütürist" evren kurarak sunuyor. Albümün yaratım süreci dört yıla yayılmış ve Macintyre tarafından "insan ruhu ile yapay zekanın kesiştiği çağın eşiğinde" şekillenen bir eser olarak tanımlanıyor. Siiga bu referansları gizlemeye çalışmıyor ama onları taklit de etmiyor. Albümde yer yer 80'lerin atmosferik synth-pop'u, yer yer shoegaze'in bulanık dokuları ve modern indie prodüksiyon anlayışı iç içe geçmiş vaziyette. Katmanlı düzenlemeler ilk dinleyişte tüm ayrıntılarını vermiyor. Her tekrar yeni bir melodi, yeni bir armoni ya da arka planda saklanmış yeni bir ses keşfetmenizi sağlıyor.

İlk albüm The Sea and The Mirror (2013) fevkalade sıkıcı bir folk çalışmasıyken, ikinci albüm Gemini Rising (2020) bu işin böyle gitmeyeceğinin farkına varıp daha elektronik ve sinematik bir yola girmeyi tercih ettikleri bir albüm. Nostalgia Burns'ü beğenmemiş olsam bu iki albümün de yanından geçmezdim. İşte o üçüncü ayak Nostalgia Burns, grubun asıl varmak istediği noktayı en güzel şekilde betimlemiş ismiyle müsemma yakıcı bir nostalji albümü. Albümün temposu genelde kontrollü yürüyor. Neredeyse her parça orta tempoda ilerlediği için ikinci yarıda hafif bir tekrar hissi oluşabiliyor. Hatta 11 şarkılık albümün 2-3 şarkısı olmasa da olurmuş bence. Bir de şarkıların sürelerinin uzunluğu bu tekrar hissinin körükleyicisi. Bazı şarkılar yoğun duygu selini o uzunluğa entegre edebilirken, bazıları da olayı anladığımız halde işi uzatmalarına anlam veremediğimiz türden. Bunlara rağmen prodüksiyon kalitesi ve atmosfer yaratma becerisi bu sorun gibi görünen şeyleri büyük ölçüde telafi ediyor. Bir de albümün ilk yarısını ikinci yarısından daha güçlü buldum. Açılıştaki The LCD, Recovery, Starlight Lovers, isim parçası Nostalgia Burns ve Destroyer sevmem için zahmet gerektirmeyen şarkılar oldu. Hepsinin, hatta adını saymadıklarımın dahi ortak özelliği, ilk paragrafta sıraladığımız türlerin hakkını tek bir şarkı bünyesinde bile verebilmeleri. Bu katmanlı yapısından bir bütünlük sağladığı için de konsept albüm ruhu taşıyor.

Nostalgia Burns kolay tüketilecek bir albüm değil. Bahsi geçen türlerin birine veya birkaçına mesafeli dinleyicinin ağzında kekremsi bir tat bırakma ihtimali var. Büyük nakaratlardan veya anında akılda kalan hitlerden çok, Richard Macintyre'ın kadife sesinin de katkılarıyla yazın gece yürüyüşlerinde ya da uzun yolculuklarda yavaş yavaş içine girilen bir dünya sunuyor. Sabırlı dinleyicisini ödüllendiren, atmosferiyle büyüyen ve her dönüşte biraz daha derinleşen bir çalışma. Siiga, olgunluğunu ilan ettiği bu üçüncü albümünde yalnızca geçmişe övgü düzen bir nostalji kaydı yapmıyor, dijital çağın ortasında insan kalabilmenin ne anlama geldiğini, yalnızlığı, zamanı, hafızayı, özlemi, umudu sorgulayan şiirsel ve sinematik bir tema ortaya koyuyor. Dinlerken aklıma ilk önce The War On Drugs geldi. Bir yerde gördüğüm M83 benzetmesi de belli yönlerden fena sayılmaz. Ama Cigarettes After Sex'in sessiz ve derinden yoğunluğuyla Siiga'nın shoegaze/new wave yoğunluğu arasında da görünmez bir bağ kurduğumu belirteyim. "Ne alakası var" diyen olursa da uzun uzadıya meramımı anlatabilirim. Kisaca gece ve nostalji kelimeleri bile yeterli olabilir. Kabul, Nostalgia Burns yılın en gösterişli albümlerinden biri olmayabilir. Yıl sonu en iyiler listelerine girmeyebilir (benimkine kesin girer.) Ancak kendi hüzünlü melodiler dünyasını kuran ve o dünyaya girmeye istekli dinleyicileri uzun süre bırakmayan albümlerden biri.

1. The LCD
2. Recovery
3. It's Only Love
4. Hourglass
5. Starlight Lovers
6. Nostalgia Burns
7. Destroyer
8. Losing You
9. Amélie
10. Human
11. Stormy Hill 

14 Temmuz 2026 Salı

Work Drugs - Absolute Bearing


Benjamin Louisiana, Thomas Crystal ve Joan Wellfleet'ten oluşan Philadelphialı Work Drugs, indie pop ve dream pop arasında bir denge tutturmuş olan chillwave tarzı ılıman müziğin taze isimlerinden birisi. Hepsi 2011 içinde olmak üzere önce Nisan'da Tropic Of Cancer, daha sonra bu albüme ufak eklemelerle Haziran'da Summer Blood, Kasım'da da Aurora Lies albümlerini çıkaran grup, hadi Tropic Of Cancer'ı çıkarırsak bir yıl içinde iki albüm birden yapmanın etkisiyle hedeflediği indie camiada gayet hoş karşılandı. 2011 bitmeden Aralık ayında da bir albüm gelebilir diye beklerken uzun bir ara vererek 2012 Temmuz'unda Absolute Bearing ile tekrar göründüler. Görüldü ki Aurora Lies ile beğenileri bir kat daha arttıran Work Drugs, yeni albümleri ile başarılarını perçinliyor.

Indie müziğin dakikada bir ürettiği grup ve şarkıcılar arasından sivrilmesi gereken gruplardan biri olarak, hepten yabancılaştırmayan biçimde muğlak ve yazın hüzünlü yüzüne öpücük konduran bir dinginlikle 10 yeni şarkı çalıp söylüyor Work Drugs. Açılıştaki tempolu Perfect Storm, deniz, kum, güneş sevimliliğine sahip Pluto ve Boogie Lights, bu sevimliliğin gece ayağında tenha bir diskonun pistini dolduran Coral Gables, albümün single temsilcileri License To Drive ile Lisbon Teeth ve kapanışta yer alan, 80'ler baladlarına (hem de saksafon sololu baladlarına) günümüzden hüzünlü bir selam yollayan Tourist Heart, yılın en mütevazi hoşluklarından biri olan Absolute Bearing albümünün kayda değer kaydedilmiş anları. Ama ne dediği, ne yaptığı anlaşılmayan bir sürü indieciyi dinlemekten kulağı yorulmuş ve yaklaşık 40 dakikamı bu tip albümlere ayıramam işim gücüm var diyen bir indie pop sever en azından License To Drive, Coral Gables, Boogie Lights üçlüsüne takılsa bile yeter. Gerisi gelir bir şekilde. Gelmese de kalanı yeter.

1. Perfect Storm
2. License to Drive
3. Pluto
4. Boogie Lights
5. Absolute Bearing
6. Council Bluffs
7. Coral Gables
8. Lisbon Teeth
9. The Art of Progress
10. Tourist Heart

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Acid Arab - Resonance

 
Guido Minisky ve Hervé Carvalho'dan oluşan Fransız ikili Acid Arab, dördüncü stüdyo albümü Resonance ile yıllardır inşa ettiği müzikal kimliği daha da olgunlaştırıyor. 19 Haziran 2026'da yayımlanan 16 parçalık albüm, grubun elektronik dans müziği ile Kuzey Afrika ve Levant coğrafyasının vokal ve ritmik geleneklerini buluşturma misyonunu sürdürürken, bunu önceki işlerine göre daha rafine ve organik bir üretim anlayışıyla gerçekleştiriyor. Evet, önceki işlerini de yine bu albüme bayıldıktan sonra dinledim. Acid Arab'ın müziği hiçbir zaman sadece "doğu ezgilerini elektronik altyapıya eklemek" olmadı. Resonance bunu bir kez daha kanıtlıyor. Albümün temel fikri, adından da anlaşılacağı gibi "rezonans": farklı kültürlerin, farklı ritimlerin ve farklı ses geleneklerinin birbirini güçlendirdiği ortak bir frekans yaratmak. Bu konsept albüm boyunca manifesto gibi tepemizde. Hiçbir parça egzotik bir süsleme gibi durmuyor, her vokalist ve her yerel müzikal unsur bestelerin merkezine yerleşiyor. Techno, dabke, house, acid house, synthpop, raï koyun koyuna şahane bir atmosfer içinde birbirlerini besliyorlar.

Albümün açılışındaki Goulou Marhaba, Faslı Ghita Lahmamassi ve Sofiane Saidi ile birlikte Acid Arab'ın enerjik kulüp estetiğini gösterip, adına binaen dinleyene merhaba diyor. Ardından gelen ve daha ilk dinleyişimde banko favorim haline gelen Ktafi BardineChaba Ibtissem adlı ismi cismi duyulmamış bir raï şarkıcısının vokalini Cezayir kökenli ritimler ve acid house çizgileriyle kaynaştırıyor. Yine albümün lokomotiflerinden olan, Dalia'nın vokali ve bir zurnanın zurnalığını gösterdiği 3ayet L'taxi parlıyor. Bunu söyledikten sonra peşinden gelen Zaina Aftimos'un seslendirdiği Ma7boubi de aynı parlaklığı sergileyince "acaba albümün geri kalanı böyle mi gidecek, eğer böyle gidecekse sıkabilir" diye düşünmedim desem yalan olur. Yanlış anlama olmasın, her iki şarkı da eğlenceli olduğu kadar zekice tasarlanmış dans şarkıları. Neyse ki Zine ve Acid Arab'ın neredeyse tüm albümlerine konuk aldığı Erzincanlı müzisyen Cem Yıldız'ın vokal yaptığı house lezzeti Atlas ile bu endişeler silinip gidiyor.


Albümün ikinci yarısına gelmiş oluyoruz ve bizi orada Cheikha Hadila'nın seslendirdiği El Galb adlı kıpır kıpır ama bir o kadar da olgun bir şarkı bekliyor. Zurnayı çok sevdiklerini anladığımız Acid Arab bu kez doğrudan Zorna Cadenza adındaki kıvrak besteleriyle dans pistlerinin tozunu atıyorlar. Shahed Mech Shayef şarkısında ise 2025'in sonlarına doğru çıkardığı I Remember I Forget albümüyle tanışıp çok beğendiğim Lübnan kökenli Fransız şarkııcı Yasmine Hamdan konuk olmuş. Bu albümdeki o art pop ve indietronica ruhunu Acid Arab gizemiyle buluşturan nefis bir şarkı kendisi. Bir diğer dikkat çeken parça da Yasmine Alsham. Wael Alkak ile gerçekleştirilen bu iş birliği, politik alt metni ve etkileyici melodisi sayesinde albümün zirvelerinden biri bana göre. Oryantal tekno şeklinde bir tanım yapılabilecek parça hem dans ettiriyor, hem de taşıdığı ağırlığı dinleyiciye hissettiriyor. Peşi sıra gelen Ghizlane Melih'in dinamik vokalleriyle güçlenen Zid Mazzika yine o oryantal tadı veren bir kulüp canavarı. 

Resonance'daki tek Türk misafir Cem Yıldız değil. Yaktın Beni ismindeki şarkıya Tarkanımsı bir tonla ses veren Edis, bu güzel şarkının güzel de bir sesi oluyor. Türk pop melodilerinin Acid Arab'ın elektronik diliyle buluşması beklenenden çok daha doğal hissettiriyor ve grubun Akdeniz eksenli müzikal yaklaşımını genişletiyor. Albümün finalini ise İspanyol şarkıcı Najwa'nın kadife vokaliyle hüzünlü ve gizemli bir downtempo olan La Nada yapıyor. Albümün prodüksiyonundaki ayrıntı zenginliği hayranlık verici. Elektronik altyapılar çok güçlü olmasına rağmen Cezayir, Lübnan, Fas, Türk, İspanyol vokaller hiçbir zaman geri plana itilmiyor, şarkıların dinamosu oluyorlar. Her biri hem kulüplere, hem de kulaklık deneyimine hitap ediyor. Baslar güçlü fakat boğucu değil. Analog synth katmanları ile geleneksel perküsyonlar aynı ses alanını paylaşırken birbirlerinin önüne geçmiyor. Bu sayede albüm hem festival sahnelerinde yüksek sesle dinlenmeye hem de ev ortamında ayrıntıları keşfetmeye uygun bir karakter kazanıyor.

Resonance, grubun diskografisinde önemli bir yere oturuyor. Eğer Musique de France (2016) keşif duygusunu, Jdid (2019) kulüp enerjisini, ٣ (Trois) (2023) ise uluslararası iş birliklerini temsil ediyorsa, Resonance bütün bu dönemlerin doğal bir sentezi gibi duruyor. Acid Arab artık neyi yapmak istediğini çok iyi bilen bir topluluk ve bunu büyük bir özgüvenle uyguluyor. Üç albümden biriktirdiği eteğindeki taşları mozaik halinde özenle döşüyor. Elektronik müziğin sınırlarını kültürel diyalog üzerinden genişleten, güçlü konuk sanatçılar ve son derece özenli prodüksiyonuyla öne çıkan Resonance, 2026'nın en başarılı elektronik/world fusion albümleri arasında gösterilmeyi hak ediyor. Özellikle Acid Arab'ın önceki çalışmalarını sevenler için beklentileri karşılayan, yeni dinleyiciler içinse grubu keşfetmek adına ideal bir başlangıç noktası.

1. Goulou Marhaba (feat. Ghita Lahmamssi & Sofiane Saidi)
2. Ktafi Bardine (feat. Chaba Ibtissem)
3. Stif (feat. Hocine Staifi)
4. Sada'a
5. 3ayet L'taxi (feat. Dalia)
6. Ma7boubi (feat. Zaina Aftimos)
7. Zine (feat. Radia Manel)
8. Atlas (feat. Cem Yıldız)
9. El Galb (feat. Cheikha Hadila)
10. Zorna Cadenza
11. Shahed Mech Shayef (feat. Yasmine Hamdan)
12. Ghzal (feat. Rita l'Oujdia)
13. Yasmine Alsham (feat. Wael Alkak)
14. Zid Mazzika (feat. Ghizlane Melih)
15. Yaktın Beni (feat. Edis)
16. La Nada (feat. Najwa)