20 Temmuz 2026 Pazartesi

Siiga - Nostalgia Burns

 
Siiga, İskoçya'nın Isle of Skye adasında doğan söz yazarı ve müzisyen Richard Macintyre'ın öncülüğünde müzik yapan bir grup. Başlangıçta büyük ölçüde Macintyre'ın solo çalışması olarak ortaya çıkan bu proje, zamanla çok üyeli bir gruba dönüşmüş ve özellikle üçüncü albümü Nostalgia Burns döneminde tam kadrolu canlı performanslar vermeye başlamış. Pop rock, dream pop, shoegaze, synthpop, new wave karışımı olarak özetlenebilecek müzikleri, analog synthesizerlar, vintage gitar tonları, geniş yankılı prodüksiyon ve sinematik atmosferlerden mürekkep. Richard Macintyre müziğini "uyku ile uyanıklık arasındaki anlarda var olan sesler" olarak tanımlıyor. İlk dinleyişten itibaren Nostalgia Burns, adının vaat ettiği nostaljiyi yalnızca 1980'lerin haletiruhiyesine öykünerek değil, geçmiş ile geleceği aynı anda hayal eden bir "retro-fütürist" evren kurarak sunuyor. Albümün yaratım süreci dört yıla yayılmış ve Macintyre tarafından "insan ruhu ile yapay zekanın kesiştiği çağın eşiğinde" şekillenen bir eser olarak tanımlanıyor. Siiga bu referansları gizlemeye çalışmıyor ama onları taklit de etmiyor. Albümde yer yer 80'lerin atmosferik synth-pop'u, yer yer shoegaze'in bulanık dokuları ve modern indie prodüksiyon anlayışı iç içe geçmiş vaziyette. Katmanlı düzenlemeler ilk dinleyişte tüm ayrıntılarını vermiyor. Her tekrar yeni bir melodi, yeni bir armoni ya da arka planda saklanmış yeni bir ses keşfetmenizi sağlıyor.

İlk albüm The Sea and The Mirror (2013) fevkalade sıkıcı bir folk çalışmasıyken, ikinci albüm Gemini Rising (2020) bu işin böyle gitmeyeceğinin farkına varıp daha elektronik ve sinematik bir yola girmeyi tercih ettikleri bir albüm. Nostalgia Burns'ü beğenmemiş olsam bu iki albümün de yanından geçmezdim. İşte o üçüncü ayak Nostalgia Burns, grubun asıl varmak istediği noktayı en güzel şekilde betimlemiş ismiyle müsemma yakıcı bir nostalji albümü. Albümün temposu genelde kontrollü yürüyor. Neredeyse her parça orta tempoda ilerlediği için ikinci yarıda hafif bir tekrar hissi oluşabiliyor. Hatta 11 şarkılık albümün 2-3 şarkısı olmasa da olurmuş bence. Bir de şarkıların sürelerinin uzunluğu bu tekrar hissinin körükleyicisi. Bazı şarkılar yoğun duygu selini o uzunluğa entegre edebilirken, bazıları da olayı anladığımız halde işi uzatmalarına anlam veremediğimiz türden. Bunlara rağmen prodüksiyon kalitesi ve atmosfer yaratma becerisi bu sorun gibi görünen şeyleri büyük ölçüde telafi ediyor. Bir de albümün ilk yarısını ikinci yarısından daha güçlü buldum. Açılıştaki The LCD, Recovery, Starlight Lovers, isim parçası Nostalgia Burns ve Destroyer sevmem için zahmet gerektirmeyen şarkılar oldu. Hepsinin, hatta adını saymadıklarımın dahi ortak özelliği, ilk paragrafta sıraladığımız türlerin hakkını tek bir şarkı bünyesinde bile verebilmeleri. Bu katmanlı yapısından bir bütünlük sağladığı için de konsept albüm ruhu taşıyor.

Nostalgia Burns kolay tüketilecek bir albüm değil. Bahsi geçen türlerin birine veya birkaçına mesafeli dinleyicinin ağzında kekremsi bir tat bırakma ihtimali var. Büyük nakaratlardan veya anında akılda kalan hitlerden çok, Richard Macintyre'ın kadife sesinin de katkılarıyla yazın gece yürüyüşlerinde ya da uzun yolculuklarda yavaş yavaş içine girilen bir dünya sunuyor. Sabırlı dinleyicisini ödüllendiren, atmosferiyle büyüyen ve her dönüşte biraz daha derinleşen bir çalışma. Siiga, olgunluğunu ilan ettiği bu üçüncü albümünde yalnızca geçmişe övgü düzen bir nostalji kaydı yapmıyor, dijital çağın ortasında insan kalabilmenin ne anlama geldiğini, yalnızlığı, zamanı, hafızayı, özlemi, umudu sorgulayan şiirsel ve sinematik bir tema ortaya koyuyor. Dinlerken aklıma ilk önce The War On Drugs geldi. Bir yerde gördüğüm M83 benzetmesi de belli yönlerden fena sayılmaz. Ama Cigarettes After Sex'in sessiz ve derinden yoğunluğuyla Siiga'nın shoegaze/new wave yoğunluğu arasında da görünmez bir bağ kurduğumu belirteyim. "Ne alakası var" diyen olursa da uzun uzadıya meramımı anlatabilirim. Kisaca gece ve nostalji kelimeleri bile yeterli olabilir. Kabul, Nostalgia Burns yılın en gösterişli albümlerinden biri olmayabilir. Yıl sonu en iyiler listelerine girmeyebilir (benimkine kesin girer.) Ancak kendi hüzünlü melodiler dünyasını kuran ve o dünyaya girmeye istekli dinleyicileri uzun süre bırakmayan albümlerden biri.

1. The LCD
2. Recovery
3. It's Only Love
4. Hourglass
5. Starlight Lovers
6. Nostalgia Burns
7. Destroyer
8. Losing You
9. Amélie
10. Human
11. Stormy Hill 

14 Temmuz 2026 Salı

Work Drugs - Absolute Bearing


Benjamin Louisiana, Thomas Crystal ve Joan Wellfleet'ten oluşan Philadelphialı Work Drugs, indie pop ve dream pop arasında bir denge tutturmuş olan chillwave tarzı ılıman müziğin taze isimlerinden birisi. Hepsi 2011 içinde olmak üzere önce Nisan'da Tropic Of Cancer, daha sonra bu albüme ufak eklemelerle Haziran'da Summer Blood, Kasım'da da Aurora Lies albümlerini çıkaran grup, hadi Tropic Of Cancer'ı çıkarırsak bir yıl içinde iki albüm birden yapmanın etkisiyle hedeflediği indie camiada gayet hoş karşılandı. 2011 bitmeden Aralık ayında da bir albüm gelebilir diye beklerken uzun bir ara vererek 2012 Temmuz'unda Absolute Bearing ile tekrar göründüler. Görüldü ki Aurora Lies ile beğenileri bir kat daha arttıran Work Drugs, yeni albümleri ile başarılarını perçinliyor.

Indie müziğin dakikada bir ürettiği grup ve şarkıcılar arasından sivrilmesi gereken gruplardan biri olarak, hepten yabancılaştırmayan biçimde muğlak ve yazın hüzünlü yüzüne öpücük konduran bir dinginlikle 10 yeni şarkı çalıp söylüyor Work Drugs. Açılıştaki tempolu Perfect Storm, deniz, kum, güneş sevimliliğine sahip Pluto ve Boogie Lights, bu sevimliliğin gece ayağında tenha bir diskonun pistini dolduran Coral Gables, albümün single temsilcileri License To Drive ile Lisbon Teeth ve kapanışta yer alan, 80'ler baladlarına (hem de saksafon sololu baladlarına) günümüzden hüzünlü bir selam yollayan Tourist Heart, yılın en mütevazi hoşluklarından biri olan Absolute Bearing albümünün kayda değer kaydedilmiş anları. Ama ne dediği, ne yaptığı anlaşılmayan bir sürü indieciyi dinlemekten kulağı yorulmuş ve yaklaşık 40 dakikamı bu tip albümlere ayıramam işim gücüm var diyen bir indie pop sever en azından License To Drive, Coral Gables, Boogie Lights üçlüsüne takılsa bile yeter. Gerisi gelir bir şekilde. Gelmese de kalanı yeter.

1. Perfect Storm
2. License to Drive
3. Pluto
4. Boogie Lights
5. Absolute Bearing
6. Council Bluffs
7. Coral Gables
8. Lisbon Teeth
9. The Art of Progress
10. Tourist Heart

8 Temmuz 2026 Çarşamba

Acid Arab - Resonance

 
Guido Minisky ve Hervé Carvalho'dan oluşan Fransız ikili Acid Arab, dördüncü stüdyo albümü Resonance ile yıllardır inşa ettiği müzikal kimliği daha da olgunlaştırıyor. 19 Haziran 2026'da yayımlanan 16 parçalık albüm, grubun elektronik dans müziği ile Kuzey Afrika ve Levant coğrafyasının vokal ve ritmik geleneklerini buluşturma misyonunu sürdürürken, bunu önceki işlerine göre daha rafine ve organik bir üretim anlayışıyla gerçekleştiriyor. Evet, önceki işlerini de yine bu albüme bayıldıktan sonra dinledim. Acid Arab'ın müziği hiçbir zaman sadece "doğu ezgilerini elektronik altyapıya eklemek" olmadı. Resonance bunu bir kez daha kanıtlıyor. Albümün temel fikri, adından da anlaşılacağı gibi "rezonans": farklı kültürlerin, farklı ritimlerin ve farklı ses geleneklerinin birbirini güçlendirdiği ortak bir frekans yaratmak. Bu konsept albüm boyunca manifesto gibi tepemizde. Hiçbir parça egzotik bir süsleme gibi durmuyor, her vokalist ve her yerel müzikal unsur bestelerin merkezine yerleşiyor. Techno, dabke, house, acid house, synthpop, raï koyun koyuna şahane bir atmosfer içinde birbirlerini besliyorlar.

Albümün açılışındaki Goulou Marhaba, Faslı Ghita Lahmamassi ve Sofiane Saidi ile birlikte Acid Arab'ın enerjik kulüp estetiğini gösterip, adına binaen dinleyene merhaba diyor. Ardından gelen ve daha ilk dinleyişimde banko favorim haline gelen Ktafi BardineChaba Ibtissem adlı ismi cismi duyulmamış bir raï şarkıcısının vokalini Cezayir kökenli ritimler ve acid house çizgileriyle kaynaştırıyor. Yine albümün lokomotiflerinden olan, Dalia'nın vokali ve bir zurnanın zurnalığını gösterdiği 3ayet L'taxi parlıyor. Bunu söyledikten sonra peşinden gelen Zaina Aftimos'un seslendirdiği Ma7boubi de aynı parlaklığı sergileyince "acaba albümün geri kalanı böyle mi gidecek, eğer böyle gidecekse sıkabilir" diye düşünmedim desem yalan olur. Yanlış anlama olmasın, her iki şarkı da eğlenceli olduğu kadar zekice tasarlanmış dans şarkıları. Neyse ki Zine ve Acid Arab'ın neredeyse tüm albümlerine konuk aldığı Erzincanlı müzisyen Cem Yıldız'ın vokal yaptığı house lezzeti Atlas ile bu endişeler silinip gidiyor.


Albümün ikinci yarısına gelmiş oluyoruz ve bizi orada Cheikha Hadila'nın seslendirdiği El Galb adlı kıpır kıpır ama bir o kadar da olgun bir şarkı bekliyor. Zurnayı çok sevdiklerini anladığımız Acid Arab bu kez doğrudan Zorna Cadenza adındaki kıvrak besteleriyle dans pistlerinin tozunu atıyorlar. Shahed Mech Shayef şarkısında ise 2025'in sonlarına doğru çıkardığı I Remember I Forget albümüyle tanışıp çok beğendiğim Lübnan kökenli Fransız şarkııcı Yasmine Hamdan konuk olmuş. Bu albümdeki o art pop ve indietronica ruhunu Acid Arab gizemiyle buluşturan nefis bir şarkı kendisi. Bir diğer dikkat çeken parça da Yasmine Alsham. Wael Alkak ile gerçekleştirilen bu iş birliği, politik alt metni ve etkileyici melodisi sayesinde albümün zirvelerinden biri bana göre. Oryantal tekno şeklinde bir tanım yapılabilecek parça hem dans ettiriyor, hem de taşıdığı ağırlığı dinleyiciye hissettiriyor. Peşi sıra gelen Ghizlane Melih'in dinamik vokalleriyle güçlenen Zid Mazzika yine o oryantal tadı veren bir kulüp canavarı. 

Resonance'daki tek Türk misafir Cem Yıldız değil. Yaktın Beni ismindeki şarkıya Tarkanımsı bir tonla ses veren Edis, bu güzel şarkının güzel de bir sesi oluyor. Türk pop melodilerinin Acid Arab'ın elektronik diliyle buluşması beklenenden çok daha doğal hissettiriyor ve grubun Akdeniz eksenli müzikal yaklaşımını genişletiyor. Albümün finalini ise İspanyol şarkıcı Najwa'nın kadife vokaliyle hüzünlü ve gizemli bir downtempo olan La Nada yapıyor. Albümün prodüksiyonundaki ayrıntı zenginliği hayranlık verici. Elektronik altyapılar çok güçlü olmasına rağmen Cezayir, Lübnan, Fas, Türk, İspanyol vokaller hiçbir zaman geri plana itilmiyor, şarkıların dinamosu oluyorlar. Her biri hem kulüplere, hem de kulaklık deneyimine hitap ediyor. Baslar güçlü fakat boğucu değil. Analog synth katmanları ile geleneksel perküsyonlar aynı ses alanını paylaşırken birbirlerinin önüne geçmiyor. Bu sayede albüm hem festival sahnelerinde yüksek sesle dinlenmeye hem de ev ortamında ayrıntıları keşfetmeye uygun bir karakter kazanıyor.

Resonance, grubun diskografisinde önemli bir yere oturuyor. Eğer Musique de France (2016) keşif duygusunu, Jdid (2019) kulüp enerjisini, ٣ (Trois) (2023) ise uluslararası iş birliklerini temsil ediyorsa, Resonance bütün bu dönemlerin doğal bir sentezi gibi duruyor. Acid Arab artık neyi yapmak istediğini çok iyi bilen bir topluluk ve bunu büyük bir özgüvenle uyguluyor. Üç albümden biriktirdiği eteğindeki taşları mozaik halinde özenle döşüyor. Elektronik müziğin sınırlarını kültürel diyalog üzerinden genişleten, güçlü konuk sanatçılar ve son derece özenli prodüksiyonuyla öne çıkan Resonance, 2026'nın en başarılı elektronik/world fusion albümleri arasında gösterilmeyi hak ediyor. Özellikle Acid Arab'ın önceki çalışmalarını sevenler için beklentileri karşılayan, yeni dinleyiciler içinse grubu keşfetmek adına ideal bir başlangıç noktası.

1. Goulou Marhaba (feat. Ghita Lahmamssi & Sofiane Saidi)
2. Ktafi Bardine (feat. Chaba Ibtissem)
3. Stif (feat. Hocine Staifi)
4. Sada'a
5. 3ayet L'taxi (feat. Dalia)
6. Ma7boubi (feat. Zaina Aftimos)
7. Zine (feat. Radia Manel)
8. Atlas (feat. Cem Yıldız)
9. El Galb (feat. Cheikha Hadila)
10. Zorna Cadenza
11. Shahed Mech Shayef (feat. Yasmine Hamdan)
12. Ghzal (feat. Rita l'Oujdia)
13. Yasmine Alsham (feat. Wael Alkak)
14. Zid Mazzika (feat. Ghizlane Melih)
15. Yaktın Beni (feat. Edis)
16. La Nada (feat. Najwa)