2026 itibarıyla 51 yaşında olan Jack White'ı 1999 yılından, o dönemde evli olduğu Meg White ile kurduğu The White Stripes döneminden beri takip ediyorum. Aslında pek sağlıklı bir takip de sayılmaz. Zira The White Stripes'ın toplamda 6 albümü var ve birkaç şarkı dışında şu an çoğunu hatırlamıyorum. Neyse White çifti 2011'de dağıldı ve boşandı. Müzikten hiçbir zaman uzak kalamayan Jack White, özellikle The Dead Weather ve The Raconteurs gibi iki grupla da çok iyi işler yaptı. 2012'de ilk solo albümü Blunderbuss ile yeni bir yola girdi ve hala o yolda çok sıkı albümler yapıyor. Böyle böyle 7. albüm Frozen Charlotte'a kadar geldi. Yeni yol dediysek de aslında alternative, garaj, blues ve art rock bileşimi, yer yer deneysel çıkışlar yapan istikrarlı bir sound sürdürüyor. Ne derece özgün denebilir bilmiyorum ama bana hep öyleymiş gibi geliyor. Şu an geri kalan 6 albümü tekrar dinlesem ilk kez dinliyormuşçasına heyecan duyardım kesin. En taze olanı Frozen Charlotte da aynı şeyleri hissettiriyor.
Frozen Charlotte, 2024 tarihli No Name'in açtığı yolu daha da ileri taşıyor. White, son yıllarda dijital çağın steril rock anlayışına karşı adeta tek kişilik bir isyan yürütmekte. Frozen Charlotte da bu tavrın en olgun örneklerinden biri. Albüm 13 parçadan oluşuyor ve yaklaşık 43 dakikalık süresince blues, garage rock, hard rock ve punk etkilerinden besleniyor. Temelde başından beri yaptığı şey. Fakat bu 7 albümün, hatta The White Stripes albümlerinin de derinine inebilirsek belli bir müzikal evrimden söz etmek mümkün olabilir. Frozen Charlotte özelinde tarif edersek, ilk dinleyişte albüm kaotik gelebilir. Gitarlar kirli, davullar sert, vokaller zaman zaman bağırma ile mırıldanma arasında gidip geliyor. Ancak Jack White'ın müziğinde bu kaos hiçbir zaman rastgele değildir. Her riff, her duraksama ve her gürültü katmanı bilinçli bir tercihtir. No Name'in açtığı yolu daha da ileri taşıması hadisesi de şarkıların birbirleriyle olan organik bağların daha keskin biçimde ayrıştırılabilmesinden, "no name" olarak kalmayıp kendi kimliklerini oluşturabilmesinden kaynaklanıyor.
Jack White harikulade bir gitarist olmasına rağmen hiçbir zaman virtüözlüğünü göstermek için solo atan gitaristlerden olmadı. Onun gitar tonu karakter sahibi bir ses gibidir. (Yeri gelmişken, 2008 tarihli Davis Guggenheim belgeseli It Might Get Loud'da Jimmy Page ve The Edge ile birlikte gitar odaklı müziğe bakışını daha yakından görebilirsiniz.) Frozen Charlotte boyunca gitarlar bazen konuşuyor, bazen kavga ediyor, bazen de şarkıları rayından çıkarıyor. Yani White için gitar, şarkılarına aracılık eden bir enstrümandan ziyade, beraber müzik yaptığı bir dostu gibi adeta. İşin lirik kısmı da her zamanki gibi ilgi çekici. White'ın söz yazımı yine doğrudan anlatımdan uzak duruyor. Dini imgeler, paranoya, yalnızlık, delilik ve Amerikan kültürüne göndermeler iç içe geçmiş durumda. İncil göndermelerini ağır blues riffleriyle birleştirerek dinleyiciyi doğrudan White'ın karanlık evrenine çeken G.O.D. and The Broken Ribs ile nefis bir açılış yapan albüm, Tom Morello'nun Rage Against The Machine zamanlarında yapmayı pek sevdiği o "gitardan farklı sesler elde etmek" tavrını anımsatan Derecho Demonico'nun karizmasıyla sürüyor.
Albüm boyunca özellikle Raising The Grain, I Can't Believe What I'm Hearing, You'll Never Fix Me, She's In A Frenzy yavaş ama emin adımlarla bana kendilerini sevdirdiler. Kimi zaman mainstream, kimi zaman ufak klasik gövdeye entegre meydan okumalar, ama ne olursa olsun rock müziğin alternatif kanadına son derece hakim bir ustalık içinde kanlı canlı yaşayan şarkılar bunlar. Jack White, Thick As Thieves ile funk rock, All Alone Again ile grunge, görkemli kapanışa adını yazdıran Neighbor Blues ile de psychedelic rock patikalarına giriyor, oraları genişletiyor, kendi tarzına uygun düzenlemeleri yapıp gitarıyla özgürce yürüyor. Ham ve kontrollü prodüksyondan da bahsetmek gerek. White, büyük stüdyo parıltısından özellikle kaçınmış. Davullar canlı hissediyor, gitar amfilerinin uğultusu korunmuş, vokaller kusursuzlaştırılmamış. Sonuç olarak albüm, prova odasında kaydedilmiş hissi verse de aslında son derece titiz bir prodüksiyonun ürünü. Frozen Charlotte, Jack White'ın kariyerindeki en deneysel albüm değil ama son yıllardaki en kendinden emin işleri arasında bence. Yeni bir yön aramaktan çok, Jack White'ın yıllardır kurduğu, içinde rock müziği doyasıya soluyabileceğimiz müzikal evreni daha da keskinleştiriyor.
1. G.O.D. and the Broken Ribs
2. Derecho Demonico
3. There's Nobody There
4. Raising the Grain
5. You'll Never Fix Me
6. Nobody Knows
7. Dollar Bill
8. I Can't Believe What I'm Hearing
9. Thick As Thieves
10. All Alone Again
11. She's in a Frenzy
12. Making Contact
13. Neighbor Blues



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder