2017 itibariyle 1947 doğumlu
Don Henley 70 yaşına bastı. Onu çoğu insan
Eagles grubundan, en çok da
Hotel California'yı söyleyen adam olarak tanır. Pek bayıldığım bir şarkı değildir kendileri. Zaten
Don Henley'yi ne
Eagles, ne de
Hotel California ile tanıdım. Vokal yapıp davul çaldığı
Eagles ile 70'lerde ne uzayıp, ne de kısalan bir yeri olan
Henley, 1982'de başladığı solo kariyeriyle çok daha derin, kişisel ve olgun işlere imza atmıştır kanımca. Beş albümden oluşan bu kariyerin üçüncü halkası olan 1989 tarihli
The End Of The Innocence ile tanıdığım bu adamın önceki ve sonraki albümlerinden değil aynı tadı, hiç tat almamış olmayı neye bağlayacağımı bilemedim. Önemli de değildi. Kendisine hakaret gibi olacak belki ama, sanki
Don Henley, birgün
The End Of The Innocence'ı yapsın diye müzisyen olmuş, yaptıktan sonra da misyonunu tamamlamış bir müzisyen gibi göründü hep bana. Keşke diğer albümlerini de sevseydim diye düşünmedim. Çünkü bu albüm o kadar doyurucu, renkli, efkarlı, kuvvetliydi ki, inişleri çıkışlarıyla, parlak ve ufak tefek sönük anlarıyla 50 dakikalık bir film gibiydi.
Dönemin en popüler yapım şirketlerinden biri olan Geffen'den çıkan 10 şarkılık
The End Of The Innocence,
Henley'nin en kaliteli albümü olduğu kadar, en çok satan albümü de oldu. Rolling Stone dergisi tarafından "Tüm Zamanların En İyi 500 Albümü" listesinde yer buldu. Albümün isim parçası ile Grammy kazandı, Rolling Stone, Grammy vs. hiç itibar ettiğim isimler değildir. Ama bir şekilde bu albüme hak ettiği itibarın kazandırılması da insanı mutlu ediyor. Bu kaliteyi elde etmek için özenli bir prodüksyon, iyi yazılmış şarkılar ve yine dönemin çok önemli isimlerinden oluşan zengin konuk listesi halkayı tamamlıyor. İlk şarkı
The End Of The Innocence,
Henley /
Bruce Hornsby ortak bestesi ve
Hornsby'nin şırıl şırıl piyanosuyla birçok duygunun yaşanacağı albümün kapılarını aralıyor. Aslında bu kapı aralama benzetmesini albüm için yapabileceğimiz gibi, şarkının kendi bütünlüğünde de ele alabiliriz. Her şarkı kendi kapı ve pencerelerine sahip. Belli bir
Don Henley tarzı olmadığı için,
The End Of The Innocence'ın
Bruce Hornsby şarkılarına çok benzediğini biliyoruz. Ama bu rahatsızlık vermiyor. Çünkü o piyano, etrafını yine
Hornsby'nin çevrelediği keyboard atmosferi, efsane cazcı
Wayne Shorter'ın soprano saksafon dokunuşları ve
Henley'nin yumuşak sesi şarkıyı bulutların üzerinde gezdiriyor.
New York Minute'te piyano ve keyboardu
David Paich, davulu da
Jeff Porcaro çalınca, yani
Toto'nun kemik kadrosundan iki isim olunca şarkının da
Toto şarkılarını andırması kaçınılmaz. Ama
Henley'nin vokali bu kentli balada kendi karakterini vermiş denebilir. Her şarkıda karakterden karaktere geçen
Henley, albümdeki 6 şarkının yazımında kendisine omuz veren gitarist
Danny Kortchmar'ın ağırlığını koyduğu
I Will Not Go Quietly'de bu kez sert yapıyor.
Guns'n Roses'ın tozu dumana kattığı yılları göz önüne alırsak, şarkıdaki
Axl Rose geri vokalinin önemi bir kat daha artıyor. Ama onunla veya onsuz,
I Will Not Go Quietly albümün en sert ve dinamik şarkısı olarak altın değerinde. Bir başka parlak an olan
Shangri-La'da birçok efsane isimle çalışmış isimsiz stüdyo müzisyenleri yanında, vokal grubu
Take 6 ve
Neville Brothers'tan
Ivan Neville başta olmak üzere müthiş bir geri vokal desteği dikkat çekmekte. Reggae ritmiyle sevimli mi sevimli
Little Tin God, seslerini beğendiğim iki blues/pop rock kadını
Edie Brickell ve
Melissa Etheridge'in vokallerde yer aldığı, bana şimdilerin
Ryan Adams şarkılarını anımsatan
Gimme What You Got ile yolculuk sürüyor.
Misafire doymayan albümdeki bir başka şarkı olan
If Dirt Were Dollars, az duyulsa da
Sheryl Crow geri vokalinden sebeplenen modern bir blues rock örneği.
How Bad Do You Want It? ile pop rock,
The Last Worthless Evening ile soft rock türünün kaliteli numunelerinin yer aldığı albümün finalini yapan
The Heart Of The Matter'ın
Tom Petty bestelerine benzemesinin nedeni ise, şarkıyı
Henley ile birlikte yazan
Tom Petty and The Heartbreakers gitaristi
Mike Campbell'in gitar ve keyboard olarak varlığı.
The End Of The Innocence ile başlayıp
The Heart Of The Matter ile sonlanan albüm, başladığı gibi diri bir hüzünle bitiyor. Türlü türlü duygular yüklenmiş şarkıların birbirinin yerini alışı, sonra diğerine terk edişi, yeni başlayanın bir öncekinden izler taşıması ve hepsinin kırılgan ama bilinçli
Don Henley sesiyle kendilerini ifade edişleri neden tüm zamanların en iyi 500 albümünden biri olduğunu kanıtlıyor adeta. 89'da çıkan albüm, efsane haline gelecek bu zaman dilimine, yani "Masumiyetin Sonu"na kendi iç hüznü ve çeşitliliğiyle görkemli bir veda niteliğinde.
Don Henley, 42 yaşında yaptığı bu albümdeki enerjiyi ve olgunluğu bir daha hiç bulamadı. 70 yaşından sonra da bulamaz. Ama onu zamansız ve yaşsız olarak insanlara hatırlatacak bir albümü var.
1. The End of the Innocence
2. How Bad Do You Want It?
3. I Will Not Go Quietly
4. The Last Worthless Evening
5. New York Minute
6. Shangri-La
7. Little Tin God
8. Gimme What You Got
9. If Dirt Were Dollars
10. The Heart of the Matter
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder