16 Mart 2010 Salı

Sue Ellen - Sunday Hangover


80’li yıllarda belki de ABD’den çok bizim toplumumuzda derin izler bırakmış Dallas dizisinde kadın-erkek-yaşlı-genç herkesin acıdığı ve bu acımadan filizlenen sempati sayesinde empati kurabildiği bir kadın vardı. (Çünkü bizim 80 sonramız başkasınınkine benzemiyordu.) Bu kadın, beyazcam sayesinde okyanusları aşıp, en ücra beldelerimize kadar girip, oralarda bile kendi kaderini başka biçimlerde paylaştığı kadınlara ayna tutabiliyordu. Aşkı uğruna başkalarının parmağında oynatılabilecek kadar saftı. Ama kimseden çekmedi JR’dan çektiği kadar. Adeta bir uzvu olmuş içki kadehi ve her dâim sulu gözleri ile hüznün kadın bedeninde cisimleşmiş hâli olan Sue Ellen Ewing’den söz ediyorum. Zamanında öyle bir isim koymuşlar ki kadına, bunca yıl sonra bu ismi İsveçli kendi halinde bir kızın albümü üzerinde görünce isim hafızam tek bir adrese yöneldi.

İsveçli Sue Ellen hakkında pek fazla bilgiye ulaşamadım. Yine de bir tesadüf sonrası Sunday Hangover albümüne rastlayınca fazla bilgiye de gerek kalmadığını anladım. Üstelik Dallaslı Sue Ellen ile sadece isim benzerliği olmadığını da… Tamamı akustik ve haliyle Sue Ellen hüznüyle kaplı Sunday Hangover, 80’lerin (Dallas’ın hâlâ ekranlarda olduğu 80’lerin) bazı unutulmaz hitlerinin yeniden yorumlarından oluşmakta. Öyle ki şarkı isimleri yerine önce sahiplerini söylesek, hangi şarkıların coverlandığını tahmin ederken yanılma payınız oldukça düşük olacaktır. Albümü dinlerken aklıma Hellsongs ve Sofia geldi. Tıpkı onların yorumları gibi orijinal şarkıları bambaşka hallere sokmuş çıkarmış bir nefâset var. Hellsongs nasıl 80’lerin hard rock ve heavy metal örneklerini kendi zevkine göre giydirdiyse, Sue Ellen da 80’ler partilerinin demirbaş pop şarkılarından bir tutam alıp onları 2000’ler akustiğine kuşatmış.


Hani Shattered Dreams, Do You Really Want To Hurt Me, Enjoy The Silence gibilerinin bu folk atmosferinde nasıl kalp kırıcı olabileceğini az çok tahmin edebilirdim de, şu Wake Me Up Before You Go-Go’nun bu kadar acımasız bir balada dönüşebileceği aklımın köşesinden geçmezdi. Meğer George Michael’ın karaokelerin gözdesi o zıpır pop şarkısı, duru bir ses ve bir gitarla çok farklı bir iklim yaratabiliyormuş. “Gitmeden önce beni uyandır” dizesini Wham!’den her duyuşumda nasıl gülümseme hissi beliriyorsa, Sue Ellen söylediğinde o kadar üzülüyorum. İçime bir keder doluyor, pişmanlıklarım üşüşüyor, hayata sonbahardan bakıyorum. Ama öte yandan da mutluyum. Çünkü alternatif bir 80’ler partisinde ortamı loş hale getirip mum ışıkları altında harika bir 80’ler dinletisi içindeyiz sanki. The Model haricinde albümde boş yok. The Model da boş değil. Sadece daha önce orijinalini hiç duymadığım, bu yüzden diğer şarkılarla kurduğum paralel hissiyatları yaşayamadığım bir şarkı olmasından ötürü oluşmuş bir boşluktan bahsetmekteyim. Benim için çok mühim bir grubun, çok mühim bir parçası olan Everybody Wants To Rule The World ile albüm sona erdiğinde, o alternatif partinin ertesi sabahının kara bulutlu hüznü altında huzur içinde yapılacak kahvaltının hayalleri süslüyor zihnimi. Bir sonraki Sue Ellen sarhoşluğuna kadar…

1. Shattered Dreams (Johnny Hates Jazz)
2. Maneater (Hall & Oates)
3. I Was Made for Loving You (Kiss)
4. Wake Me Up Before You Go-Go (Wham!)
5. I Surrender (Rainbow)
6. Being Boring (Pet Shop Boys)
7. Blue Monday (New Order)
8. Enjoy the Silence (Depeche Mode)
9. Do You Really Want to Hurt Me (Culture Club)
10. The Model (Kraftwerk)
11. Everybody Wants to Rule the World (Tears For Fears)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder