30 Nisan 2011 Cumartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Nisan 2011)

Magnus Öström - Thread Of Life
Yıl: 2011 İsveç
Tür: Fusion, Jazz, Post-Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Weight Of Death"

VA - Hammond Street 3: A Funky Selection of Huge Organ Grooves
Yıl: 2007 ABD
Tür: Funk, Soul
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Smoove - "Hammond"


Fabián - Después Del Incendio Y Otras Cosas Así
Yıl: 2011 İspanya
Tür: Indie Folk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Planes, auténticos planes"

Chinese Man - Racing With The Sun
Yıl: 2011 Fransa
Tür: Electronic
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "If You Please"

Layer Cake OST
Yıl: 2004 İngiltere
Tür: Soundtrack, Pop/Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Duran Duran "Ordinary World"

Hot Tuna - Steady As She Goes
Yıl: 2011 ABD
Tür: Blues Rock, Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Angel of Darkness"

Belinda Carlisle - Heaven on Earth
Yıl: 1987 ABD
Tür: Pop, Pop/Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Circle in the Sand"
Sarit Hadad - 20
Yıl: 2011 İsrail
Tür: Pop, Ethnic
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Banot Banot"

Moon Duo - Mazes
Yıl: 2011 ABD
Tür: Neo-Psychedelia, Space Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "When You Cut"


Mazhar Alanson - Türk Lokumuyla Tatlı Rüyalar
Yıl: 2002 Türkiye
Tür: Pop/Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ah Bu Ben"

Torpedo Boyz - Headache Music
Yıl: 2005 Japonya
Tür: Big Beat, Nu Jazz, Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Are You Talking To Me ???" (feat. Returner)

The Pains of Being Pure at Heart - Belong
Yıl: 2011 ABD
Tür: Shoegaze, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Belong"

Whitesnake - Forevermore
Yıl: 2011 İngiltere
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 3/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fare Thee Well"

Beth Orton - Central Reservation
Yıl: 1999 İngiltere
Tür: Singer/Songwriter, Folk Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stolen Car" (feat. Ben Harper)

Martin and James - Martin and James
Yıl: 2011 İskoçya
Tür: Pop/Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tides"

Simple Minds - Once Upon a Time
Yıl: 1985 İngiltere
Tür: Pop/Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sanctify Yourself"

Zed Head - Mortal Man
Yıl: 2011 Kanada
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shotgun"


Meat Puppets - Lollipop
Yıl: 2011 ABD
Tür: Cowpunk, Country Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Orange"

Heart - Brigade
Yıl: 1990 ABD
Tür: Pop/Rock, Hard Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Call Of The Wild"

Sade - The Ultimate Collection
Yıl: 2011 İngiltere
Tür: Smooth Jazz, Jazz Pop, Soul, Pop Soul
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Smooth Operator"

28 Nisan 2011 Perşembe

Heart - Bad Animals


Bad Animals, Heart'ı anlatmaya başlamak için doğru albüm müdür tam bilemiyorum. Muhtemelen değildir. Ama benim Heart ile ilk ciddi temasımı sağladığı için önem arz eden bir albümdür. Aslında ilk temas, 1985 tarihli kendi isimlerini taşıyan albümlerindeki These Dreams'i TRT 3 radyosunda neredeyse her müzik programında duymamla başlamıştı. Kadife gibi bir ses, sağlam bir nakarat ve bildiğin tutku dolu bir poptan oluşan These Dreams'de bıraktığım Heart ile iki yıl sonra Bad Animals albümünde tekrar buluştum. Bu kez ilk single Alone ile 80'ler romantizmine katkıda bulunuyorlardı radyolardan ve sınırlı sayıdaki TV programlarından. Hemen hemen o sıralarda anladım ki, These Dreams ile tüller içinde deniz kenarında gün batımına karşı salına salına şarkı söylediğini hayal ettiğim hatun, meğer bir hair spray hard rock grubunun içindeki Ann Wilson'mış.

Tabi Heart'ın ne köklü bir grup olduğunu, Crazy On You'ları, Dreamboat Annie'leri, Barracuda'ları, Kick It Out'ları sonradan keşfettik. Yani o kalbin derinlerine inebilmek için popüler rock sularına girmek gerektiğini, o eskilerin popülerliğine de yetişemediğimizi anladık. Bizim Heart'ı yakaladığımız zaman takvimler 85-87 arasını gösteriyordu. Herhalde o dönem Alone ile ortalığı yangın yerine çevirmesinden sonra benim gibi Heart'ın farkına varanlar fazladır. Gerçi çok sonraları Alone'un I-Ten adlı bir grubun 1983 tarihli ilk ve son albümleri Taking A Cold Look'ta yer alan Alone'un coverı olduğunu öğrenmemle ufak bir hayalkırıklığı yaşamadım değil. Ama onu bana ve bize sevdirenin Heart olduğunu, birçok şeyin yeni yeni keşfedildiği bir döneme denk gelen böylesi ölümcül bir baladın sarsıcı etkisini inkâr etmek ayıptı, günahtı.


Bad Animals'ta Alone'dan başka cevherler de mevcuttu tabiî. Hatta There's The Girl ve I Want You So Bad gibi iki harika şarkıyı Alone'dan daha fazla severim. 80'ler hard rock'ındaki keyboard kullanımının zirve yaptığının, These Dreams ruhunun santimi santimine korunduğunun kanıtıdır bu iki şarkı. Ann ve Nancy Wison kardeşlerin 70'ler başında yaktıkları rock ateşinin 80'ler romantik iklimine yansımasını neredeyse kusursuzca yansıtmaktadırlar. Açılıştaki Who Will You Run To ile kapanıştaki R.S.V.P. de unutulmamalı. Onların dışında da fazla kayda değer birşey yok açıkçası. Dalbello diye adı sanı duyulmamış Kanadalı bir şarkıcının 84 yılı albümünden alınma Wait For An Answer diye sıkıcı bir cover da bunlara dahil. Yani Bad Animals aslında öyle efsane bir albüm falan değil. Zaten bana göre Heart'ın efsane olmuş bir albümü de yok. Şarkı bazında efsane olmuş bir kısım örnekleri içerdiği ve dinlediğim döneme önemli duygusal katkılarda bulunmuş bir albüm olarak Bad Animals'ı ve tabiî Heart'ı sevdiğimi dile getirme fırsatı yarattı bu albüm.

Birşeyleri sevdiğimi dile getirmeye başlamışken, 1990 yılına ait Brigade albümlerini Bad Animals'tan biraz daha fazla sevdiğimi de dile getirsem yalan olmaz. Bad Animals'a göre çok daha sert ve gözükara bir albümdür Brigade. Gerçi tadında bırakmayı bilememiş, bazı sıkıcı şarkılara da yer vermek suretiyle gereğinden fazla uzun bir albüm olmuştur aynı zamanda. Yine de bir zamanlar These Dreams, Alone, There's The Girl ve I Want You So Bad ile âşık olduğunuz sesin bu kez 90'ların başında All I Wanna Do Is Make Love To You ya da I Love You diye şarkılar söylemesi kadar çekici ne olabilir? Brigade sonrası Heart ise birkaç ufak olay dışında benim için tamamen kayıp sayılır. O ufak olaylardan biri de, Cameron Crowe filmi Singles için Wilson kardeşlerin kurduğu yan grup Lovemongers'ın orijinaline çok yakın bir yorum olduğu için harika olmuş Led Zeppelin coverı Battle Of Evermore'du mesela. Cameron Crowe ile Nancy Wison'ın 24 yılın ardından yakın zamanda şiddetli geçimsizlik nedeniyle boşanmış olmaları da çok dramatik bir yan ayrıntı.


Heart 2010 yılında bir albüm yapınca insan az da olsa heyecanlanıyor. Oysa hiçbirşeyin eskisi gibi kalmayacağını öğreneli beri Red Velvet Car gibi gıcır gıcır albümler kulağa hiç de iyi gelmiyor. Whitesnake bile günümüzde yine ortasında "in the" ve "of the" geçen şarkılarla yeni albüm yaparken Heart boş oturacak değil elbet. Ne var ki eski soundu koruyayım derken şarkı yazma konusunda yerinde saymak veya geri gitmek hiç mi hiç kaldıramayacağım şeyler. Dünyanın en güzel kadın rock vokallerinden biri olan Ann Wilson ve aynı güzellikte bir sese sahip, aynı zamanda bir enstrüman canavarı olan Nancy Wilson, yıllara meydan okuyan güzelliklerini günümüze taşıdıkları kadar şarkılarını aynı güzellikte yenileyememişler ne yazık ki. Olsun! Onlar şimdiye kadar yeterince güzel notayı biraraya getirmek suretiyle 80'ler ergenliğimizin zihin duvarlarını süslemiş gözalıcı posterlerden fazlası olduklarını çoktan ispatlamışlardı. Fazlasına zorlayınca ortaya Red Velvet Car gibi şeyler çıkıyor ki, gerek yok. Ben böyle de mutluyum!

1. Who Will You Run To
2. Alone
3. There's the Girl
4. I Want You So Bad
5. Wait for an Answer
6. Bad Animals
7. You Ain't So Tough
8. Strangers of the Heart
9. Easy Target
10. R.S.V.P.

25 Nisan 2011 Pazartesi

Pink Turns Blue - Storm


Almanya'nın Köln şehrinde 1986 yılında kurulmuş olan Pink Turns Blue, hâlâ sürdürdüğü bu uzun kariyerine tam 10 albüm sığdırmış bir grup. Modern Talking de hemen hemen aynı yılda Almanya'da kurulmuş, 12 kadar albüm yapmış bir gruptu. Peki bu gereksiz bilgi nereden esti? Herhalde cam açık kaldı, zira bu bilgileri biri bana verse meseleyi kafamda direk euro pop'a veya "schlager"e bağlıyorum ve hemen olay mahallinden uzaklaşıyorum. Lâkin Pink Turns Blue, 25 yıllık ve 10 albümlük tarihini post-punk, darkwave, new wave, gothic rock ile şekillendirmeyi tercih etmiş bir kalite. Bu 10 albümden 9'unu dinlememiş biri olarak hemen kalite damgası vurmamdaki tek sebep ise son albüm Storm. Adını saydığım türlerle yaşadığım bir dargın, bir barışık ilişki durumum, kendime has bu kalite damgası vurma sayesinde tadı damaklarda bırakacak zevkleri es geçmemi engellemiyor. Özellikle darkwave'in bir alt tür olarak meydana gelişinde önemli rol oynamış, öncü olmuş gruplardan sayılıyor.

Pink Turns Blue, yılların tecrübesinin de verdiği gazla türünün her notasına hâkim bir anlayışla müzik yapıyor. Henüz iki albümü bulunan İngiliz Miserylab için söylediklerimizin çoğunu Pink Turns Blue için de söyleyebiliriz. Aynı orta tempo ve melankolik gitarların dominant bir basla yönlendirildiği, bulunduğu konumdan hiç yükselip alçalmadan karizma yapan vokalin de bu yapıya cuk oturduğu bu büyülü rock, her post-punk ve new wave severin hayalidir. Ve bence Pink Turns Blue, önceki işlerini bilmesem de Storm ile o sevenlerin (ki ben de onlardan biriymişim!) hayallerine cevap verebilecek 10 şarkı sunuyor. Belli bir gerilim potansiyeline sahip piyano melodisinin altına ray gibi döşenen Fairy Said, her an Robert Smith'in vokale dalacağı hissi yaratan Storm Rider, benzer bir hissi bu kez Dave Gahan benzerliğiyle yaşatan nefis Run From Me, kapanışa doğru sıralanan Ah Love, Kiss Of Death ve True Moment çok iyi parçalar. 1994'teki Perfect Sex albümlerinden sonra dağılan, 2003'te yeniden doğuş yaşayan Pink Turns Blue, bu yeniden doğuş ürünlerinden biri olan Storm ile kendisini henüz tanımayan ama müziğine hazır bekleyen kalpleri fethetmeye aday.

1. Fairy Said
2. Storm Rider
3. Run From Me
4. Angels Grow Wings
5. Barcelona
6. To The Core
7. Stars Collide
8. Ah Love
9. Kiss Of Death
10. True Moment

20 Nisan 2011 Çarşamba

Stripper's Union - The Deuce


80'lerde kurulmuş Kanada'nın en saygın gruplarından The Tragically Hip üyesi Rob Baker'ın gitar çalıp şarkı söylediği, Odds grubunun eski üyeleri olan Craig Northey, Doug Elliott ve Pat Steward'ın gitar, bas, davul paylaşımında bulunduğu Stripper's Union, 2005'te çıkardıkları Stripper's Union Local 518 adlı ilk albümlerinden uzun bir ara sonra The Deuce ile adeta hortladı. Bu yazıya başlayıp kendileri hakkında söylenecek ne olabilir diye düşünürken fonda The Deuce'ün 10 şarkısı akıp gidiyordu. Klâsik rock, blues, country nağmelerinin sürekli paslaştığı, nefeslilerin ve piyanonun yalnız bırakmadığı mütevazi müzikleri aklımı başımdan almadı belki. Ama kendi disiplini içinde pek kimsenin üzerinde durmayacağı ufak farklar yaratabilmiş bir oluşum gibi göründü bana. Bu "ufak" görünüşün günden güne artan bir öneme sahip olduğu da unutulmamalı.

Şayet albümü son şarkıdan itibaren dinlemeye başlarsanız (niye böyle birşey yapayım diye sormakta haklısınız, zira benimki tamamen yanlışlıkla oldu), veda şarkısı The Circle Is Small'ın büyülü havasına kapılarak albümün tümünü o şekilde sanabilirsiniz. Tabiî "büyü" meselesi göreceli. Şekle gelirsek, Iggy Pop - Leonard Cohen çağrışımlarına yol açabilecek, orta tempolu, dişi geri vokalli, biraz da gerilimli enfes bir rock şarkısı olan The Circle Is Small, albümle ilgili heyecanları daha ilk dakikalardan arttırıyor. Onun kapanış şarkısı olduğunu farkettikten ve açılış şarkısı, aynı zamanda singlelardan biri olan Making Strange'i dinlemeye başladıktan sonra bu iki şarkı da aynı adamlara mı ait diye düşünmeden edemedim. Making Strange coşkulu, tutkulu, tanıdık, bildik, yine de sevdik bir blues rock bestesi. Only Lows, grubun "live" karakterini orta karar bir bar grubu hüviyetinde sunan, orta kararlılığına karşın kendini dinleten bir başkası. I Give You Away bu kez  o hüviyete kıyıdan köşeden progressive rock hanesi eklemeyi başaran bir şarkı. 3:30 dakikalık bir şarkının bu haneyi eklemeyi başarması da bana göre rock grupları arasında günaşırı gerçekleşen bir durum değil.

Nala isimli şarkıyla rock çeşnisine devam eden Stripper's Union, albümü kalite yönünden biraz daha bileyerek burada da eteğindeki bazı psychedelic taşları döküyor. Ama tekrar nefesli piyanolu rock'n roll müziğe dönmesi için arada bir şarkı bile yok. Poizitif enerjisiyle Burn The Bridge Down hemen devreye giriyor. Fakat bu durumu öyle çaktırmadan, ana gövdesinin birer uzvu gibi göstererek yapıyor ki, tecrübe kozu yine kendini gösteriyor. The Tragically Hip ve Odds gruplarının yakaladığı ortak dalga boyunun 90'lar başına, yani grunge'ın doğuşuna gelmesi, 20 yıl boyunca da bu ruh birliğinin yarattığı kimyanın korunması çok önemli. Zaten Rob Baker bu kimyayı tek kelimeyle özetliyor: Farklı annelerden doğma da olsa, kardeşlik!

1. Making Strange
2. When Your Beauty Fades (You'll Be Lonely)
3. Only Lows
4. High
5. I Give You Away
6. Nala
7. Burn The Bridge Down
8. Fade To Black
9. Whiteout
10. The Circle Is Small

17 Nisan 2011 Pazar

Miserylab - From Which No Light Escapes


Function Creep (2007), A Death That We Can Cure (2008) ve Freedom is Work (2009) adlarına sahip üç albümü bulunan Miserylab, aslen Porl King diye bir İngiliz evladının projesi olarak hâlâ yoluna devam eden karizmatik bir new wave, post-punk ve gotik rock temsilcisi. Her sene bir albüm geleneğine iki yıl ara verdikten sonra 2011'in Şubat'ında From Which No Light Escapes ile tekrar sahalara dönen Miserylab, King'in yoğun çabaları sonucu belli bir hayran kitlesi ile omurgasını hep güçlü tutan underground oluşumlardan biri. MySpace ve Facebook'tan yararlanan, bütün albümlerini de download edilebilir formatlarda sunan King, hayranlarından gelen baskılar sonucu sadece ilk albüm Function Creep'in CD formatında piyasaya sürülmesine razı olmuş ilginç bir kişilik. Tabiî buradaki "ilginç"in kötü anlamda olması düşünülemez. Öyle ki, projenin orijinal ismi Misery:lab olduğu halde, millet internetten daha kolay ulaşabilsin diye aradaki noktaları silip atarak kitlesine bir babalık daha yapmış.

Türü icâbı, havada bir sürü karşılaştırmalık isim uçuşacaktır. Bu isimlerden çoğu da bir şekilde birbirlerinden esinlenmiş saygın gruplardır. Joy Division, Echo and The Bunnymen, The Cure, Siouxsie and The Banshees, New Order gibi demirbaşlardan feyz almayanın tekme tokat dövüldüğü new wave hudutlarından gayet olgun ve ustaca ses veren Miserylab, fazla iddialı sayılmayacak (o da underground duruşu yüzünden) fakat bu türün atalarına saygısı olanları ziyadesiyle memnun edecek bir albüm yapmış. From Which No Light Escapes'deki 13 şarkı (bu arada nedense 6 saniyelik None adında bir sessizlik de var) nasıl başladıysa öyle bitiyor. Aynı tempo, aynı vokal, aynı gitar, aynı bas... İlk şarkı Cut'dan itibaren volüm, ekolayzır, bas, kulaklık vs. ayarlarını nasıl yaptıysanız, son şarkı W The Skin Thing'e kadar o ayarlarla oynamasanız da olur.

Bu durumun bir monotonluğa yol açtığı düşünülmesin derim. Zira baştan sona aynı şarkıyı dinliyormuş hissi pek lezzetli birşey değildir. Ama dinledikçe birbirinden milimetrik farklarla da olsa ayrılabilen güçlü bir organizmanın ürünü olan Flags, Escapes, Stranger, Spin, W The Skin Thing ve albüm genelindeki temponun bir derece altına inmiş tek şarkı Drowning, bana yıllar önce bekar öğrenci evimde grunge sonrası dinlediğim bazı albümlerin alkollü loş yalnızlıklarını anımsattı. Aslında bunu bu albümün tamamı, hatta new wave adına bugüne kadar her ne dinlediysem hep anımsattı. Synth pop ve rock karışımının dipten beslediği melankoli ve gotik ruh halinin en belirgin karşılıklarından biri benim için new wave ve post-punk içinden çıktı. Miserylab ile gördüm ki, hâlâ o karşılığı görmek mümkün olabiliyor. New wave'in "yeni"liği benim için hiç eskimiyor.

1. Cut
2. Escapes
3. Downplay
4. Flags
5. Seem
6. Stranger
7. Fraud
8. Static
9. Spin
10. Religion
11. Drowning
12. None
13. Dystopia C
14. W The Skin Thing

13 Nisan 2011 Çarşamba

Lal Meri - Lal Meri


Rosey takma adıyla iki albüm yapmış olan güzel sesli Nancy Kaye'in şarkı söylediği, Niyaz grubunun keyboard ve ses tasarımından sorumlu olan Carmen Rizzo'nun yine bu işleri yaptığı, daha önce Hot Sauce Johnson ve Animastik gibi kimsenin bilmediği oluşumlarda bulunmuş Ireesh Lal'in de Rizzo gibi altyapıdan sorumlu olduğu üç kişilik Lal Meri, 2006'da kurulmuş Los Angeles plâkalı bir trip hop grubu. İlginç isimlerini eski bir Hint folk şarkısından almışlar. Farklı müziklerden gelmelerine karşın üçlü olarak çok iyi uyum sağlamışlar. Bunu söyleyebilmek için eldeki en somut kanıt ise, 2009 Şubat ayında çıkardıkları ilk ve şu ana kadarki tek albümleri olan Lal Meri... Trip hop'un gereklerini biraz daha blues ve caz havasında, biraz daha tempolu biçimde yerine getirmeye çalıştıkları bu albüm, çeşitli dergi ve sitelerde büyük ilgi ve övgüyle karşılanmış. Durum böyleyken kendilerine rastlayınca kulak vermeden geçmek olmazdı.

Bu arada 2006'da kurulup da 2009'da albüm yapmak neyin nesidir diye, konuyla alâkasız bir ayrıntı gözüme çarptı. Bu sadece Lal Meri'ye ait birşey değil. Albüm çıkarana dek bir grup insanın ortalarda bir grup gibi dolaşmaları bana biraz garip geliyor. Gerçi onlar zaten bir grup oluyorlar ama bir müzik grubu olabilmeleri için albüm yapmaları onları daha tescilli hâle getiriyor benim gözümde sanırım. "Ben gruba grup demem albüm yapmayınca" demenin de haksız bir yaklaşım olduğuna kör değilim elbette. Hepsini sahnede görme imkânımız da olmadığından, bir gruba tam anlamıyla grup diyemiyorum albüm yapmayınca!


Albüme gelirsek, Lal Meri tam anlamıyla bir grup ve altyapısıyla, üstyapısıyla, vokalleriyle üst düzey bir iş çıkarmışlar. Asya enstrümanları, synthesizerlar, looplar, yaylılar, Ireesh Lal'in bir görünüp bir kaybolan trompet üfleyişleri elit bir lounge atmosferi oluşturmakta ve kendini dinletmekte sorun yaşamıyor. Bu haliyle sık sık Thievery Corporation ve Beth Orton ortaklığı bir albüm imajı yaratılıyor ki, her iki ismi de çok seven benim gibiler için hoşça vakit geçirilmemesi zor görünebilir. Yine de şu aşamada oluşumları itibariyle aynı frekansa sahip Morcheeba ile karşılaştırılmalarına lüzum yok. Birkaç albüm daha yapsınlar ondan sonra bakarız. Albümün bana göre en iyisi Rainbow ile birlikte Sweet Love, My Ocean, Take Me As I Am ve hep birbirine benzeyen o güzel Hint kadın vokallerden birinin seslendirdiği kapanıştaki Lal Meri adlı şarkı (ki isimlerini aldıkları eski folk şarkısının modifiye hali olsa gerek), keyif verici maddeler içeren, öne çıkan, baştan çıkaran besteler. Yalnız trip hop dediysek, Lal Meri'den bir Portishead veya Massive Attack karanlığı ya da deneyselliği beklemeyin. Bu eksikliğin ya da tercihin de trip hop için bir dezavantaj olduğunu düşünmeyin.

1. Dreams of 18
2. Borders
3. Sweet Love
4. Bad Things
5. Give Your Light
6. My Ocean
7. Take Me As I Am
8. More Songs For The Moon
9. Mausam
10. Rainbow
11. Lal Meri

7 Nisan 2011 Perşembe

Stoned Soul Picnic - Erotic Cakes


60'lar sonu, 70'ler başı, funk için altın yıllardır derler. İyi de ederler. Zira 90'lar ve 2000'ler başı, ortası veya sonunda bu müziğe gönül veren yeni yetmelerin birçoğu atalarının yüzünü kara çıkarmayacak harika işlere imza atıyorlar. Nottingham dolaylarından çıkma Stoned Soul Picnic, bu imza verenlerden sadece biri. 1999'da dört kişi olarak kurulup şimdiye dek sadece Erotic Cakes adlı bir albüm çıkaran grup, albüm kapaklarına isimleriyle beraber yazdıkları üzere çığlık çığlığa Hammond B3, wah gitar, tombul bas ve funky davuldan ibaret görev dağılımlarıyla kendi mevkilerinde devleşiyorlar bu albümde. Devamının neden gelmediği de ayrı bir merak konusu. Dağılmış olmalarına pek ihtimal veresim gelmiyor. Zira sadece Hammond Funk ve Raw Soul takılan saygın organizasyonlardan Saint Paul Soul Jazz Festival dahilinde gösterdikleri performansla “The Revelation Of The Festival” seçilerek akılları almış bir grup "yemişim Aziz Paul'ünü, ilhamını, cazını, festivalini" diyerek bu işlerden elini eteğini kolay kolay çekmez.

Stoned Soul Picnic, ilk ve tek albümleri Erotic Cakes ile erotik olmasa da (Get Off The Bus'ın muhteviyatına nefesli funk lezzeti katması dışında işin içinde Fausto Papetti saksafonu yok neticede) gayet seksi ve tutkulu funk pastaları pişirmişler. Başroldeki Justin Dodworth'ün Hammond B3 ile harikalar yarattığı, bu çiğ funk müziğin hamurunda olduğu üzere diğer enstrumanların da ondan sıklıkla rol çaldığı son derece sağlam yapı, türün fanatiklerinin ağzını burnunu dağıtacak nitelikte. Zaten maceranın kendisi olarak fazla macera aramayan, içindeki enerjiyi yalansız dolansız aktaran albümde, Boogaloo Baby, Count Me Out, Hardtop 22, ayrıca Marika Ling'in kişilikli soul vokaliyle konuk olduğu iki şarkı olan Ain't Gonna Tell No-One ve Ready For Seven belki bir adım öne çıkan pastalar. Sanılmasın ki ötekiler bayat veya kuru kalmış. Bunları seven onları da sever kesinlikle. Çünkü bu tip albümlerde şarkı şarkı cevher aramak yerine, yakalanan kolektif ruhun baştan sona aldığı istikrarlı seyir önemlidir. Burada da o ruh var. O ruhu en kısa zamanda tekrar sahalarda görmek dileğiyle...

1. Boogaloo Baby
2. Count Me Out
3. Ain't Gonna Tell No-One (feat. Marika Ling)
4. Get Off the Bus
5. Soul Food Preacher
6. The Grinder (Pt.1)
7. The Grinder (Pt.2)
8. Hip Joint
9. Hardtop 22
10. Ready for Seven (feat. Marika Ling)
11. Vote for Number 6
12. Erotic Cakes

4 Nisan 2011 Pazartesi

Youngteam - Daydreamer


2006'da kurulup, halen birlikte oldukları Northern Star Records ile anlaşma imzalayan dört kişilik Youngteam, kendi tabirleriyle ancak 2008'de gerçek bir grup olmuşlar ve albüm yapmaları da Mart 2011'i bulmuş. Stockholm çıkışlı grup, Youngteam ismini de çok sevdikleri İngiliz grup Mogwai'nin 1997'de çıkan, bazı kaynaklar tarafından bir post-rock başyapıtı olarak görülen Young Team adlı ilk albümlerinden almışlar. (Bu arada Mogwai'nin en gıcır albümleri olan Hardcore Will Never Die, But You Will kesinlikle bu yılın en iyilerinden!). Indie pop gitarlarının neşesini alıp, shoegaze hüznüne boğarak yaptıkları müzik, bu gitar yoğunluğunu puslu ve anlaşılmaz vokallerle işleyerek neticede sadece shoegaze adı altında toplanıyor. Ama kaliteli olarak gördüğüm her shoegaze albümde tattığım üzere, bazı ufak tefek tür kaçamaklarını da ana karakterine çok güzel uyarlamayı beceriyor. Debut albüm Daydreamer, adı gibi desek yeter. Ama hayalperestliğin de çeşitli halleri mevcut elbette.

Onların gördükleri hayalleri notalara döküş biçimleri, akranlarından çok da ayrı durmuyor. Hatta en uzman shoegaze dinleyicisine verseniz belki shoegaze'den kafası bir milyon olmuş bu arkadaşımız Daydreamer'ı vasat bile bulabilir. (Gerçi o zaman bu yiğidin uzmanlığı ciddi ciddi tartışılır o ayrı). Her yiğidin yoğurt yeme şekli gibi, her dinleyicinin de bir shoegaze tercihi bulunmalı bana göre. Shoegaze'in yoğurtlusunu, yani sözünü ettiğim farklı türlerle minicik de olsa yaptığı kaçamakları içeren örneklerini sevdiğimi belirtmiştim. Mesela albümün harika isim parçası Daydreamer twee pop ile, Northern Star blues rock ile (evet, shoegaze ve blues rock kelimelerini de yanyana kullandım ya, artık gözüm açık gitmez!), Black Lodge new wave ile, Strange Days psychedelic surf rock ile tek gecelik ilişkiler yaşıyorlar adeta. Strange Days bir ara kulağıma sanki "Alice In Chains Ruh Çağırma Seansı" gibi geliyor. O ruh gelmiyor belki ama en azından deneniyor. Shoegaze ruhu için daha bir araba dolusu şey yazarım ama onları da parça parça henüz çıkmamış olanlara saklayalım ki, onların da bu söz hakkı olsun. Tabiatın insanoğluna en güzel armağanlarından biri olan bu müzik, Youngteam adlı temsilcisiyle gelecekte çok daha üstün örneklere adını yazdıracaktır. Onlar yazdırmasa da artık ok yaydan çoktan çıkmış. Yazdıracak birileri mutlaka olacak.

1. Intro
2. Daydreamer
3. Your Love
4. Black Lodge
5. My Only Friend
6. Northern Star
7. Not From Here
8. Summertime
9. Strange Days
10. Introducing Mr. Gladstone
11. Ashes
12. Goodbye