30 Eylül 2014 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Eylül 2014)

Annett Louisan - Zu viel Information
Yıl: 2014 Almanya
Tür: Pop, Folk
"F" Rate: 6/10
 I.A.R. tavsiyesi: "Zu viel Information

Imogen Heap - Sparks
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Art Pop, Electronic
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mind Without Fear" (feat. Vishal-Shekhar)
Mr. Big - Lean Into It
Yıl: 1991 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Green-Tinted Sixties Mind"
 
Ryan Adams - Love is Hell
Yıl: 2004 ABD
Tür: Alt-Country, Indie Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wonderwall"
 
Leonard Cohen - Popular Problems
Yıl: 2014 ABD / Kanada
Tür: Folk, Singer/Songwriter, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Slow"
 
The Pierces - Creation
Yıl: 2014 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Creation"
 
The Wanderers OST
Yıl: 1979 ABD
Tür: Pop, Rock & Roll, Rhythm & Blues
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Dion - "Runaround Sue"
 
Black Swan Lane - A Moment of Happiness
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Dream Pop, Post-Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Time"
 
The Black Crowes - Amorica
Yıl: 1994 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gone"
 
Kurtalan Ekspres - Göğe Selam
Yıl: 2011 Türkiye
Tür: Progressive Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Unutamadım" (Bülent Ortaçgil & Erkan Oğur)
Kurtalan Ekspres - Göğe Selam 2
Yıl: 2014 Türkiye
Tür: Progressive Rock, Pop Rock
 "F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nem Kaldı" (Haluk Bilginer)
 
Sophie-Tith - J'aime ça
Yıl: 2014 Fransa
Tür: Chanson, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Enfant d'ailleurs"
 
The Smashing Pumpkins - Adore
Yıl: 1998 ABD
Tür: Alternative Rock, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ava Adore"
 
Nouvelle Vague - 3
Yıl: 2009 Fransa
Tür: Pop, Lounge, Cover
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Master & Servant"
 
Tyler Jakes - Evil
Yıl: 2013 ABD
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "This is a Robbery"
Bungalow Bums - Lawless Days in Reservation
Yıl: 2014 Rusya
Tür: Psychedelic Rock, Stoner Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mother River"
 
The Asteroids Galaxy Tour - Bring Us Together
Yıl: 2014 Danimarka
Tür: Indie Pop, Dance Pop, Pop Soul
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rock the Ride"
 
Public Enemy - Greatest Misses
Yıl: 1992 ABD
Tür: Hip Hop, Rap
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "You're Gonna Get Yours"
 
Undogmatic - Velvet Textures Vol. 3
Yıl: 2014 Portekiz
Tür: Dark Ambient, Downtempo, Dub
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Atmosphere of Seduction"
Robert Plant - Lullaby and... the Ceaseless Roar
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Folk Rock, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Little Maggie"

27 Eylül 2014 Cumartesi

The Black Crowes - Shake Your Money Maker


Chris Robinson (vokal) ve Rich Robinson (gitar) kardeşlerin 1989 yılında kurdukları The Black Crowes, 9 adet stüdyo, sayamadığım adet de konser albümüne (ki bunların arasında Jimmy Page ile beraber takıldıkları 2000 yılına air Live At The Greek de var) mesai harcamış tecrübeli rock gruplarından. 1990 tarihli Shake Your Money Maker ise onları tanımama ve sevmeme vesile olan ilk albümü. Tabii bu sevgi zamanla azalarak bitme noktasına geldi. Oraya birazdan geleceğiz. Namlunun ucunda patlamak üzere olan grunge'ın hemen öncesinde kasetine sahip olduğum Shake Your Money Maker, Robinson kardeşlerin etkilendiği The Rolling Stones, Lynyrd Skynyrd, Faces, Buddy Guy, Otis Redding gibi isimlerden sesler ve renkler taşıyan harika bir rock albümüydü. Bu isimlerden anlaşılacağı üzere hard rock'ın blues ile olan yakınlığından devşirilen 10 şarkı, Chris Robinson'ın mükemmel vokaliyle listelerin altını üstüne getirmiş, rock radyolarına feleğini şaşırtmıştı.

Otis Redding klasiği Hard To Handle'ın süper coverı hariç tüm şarkıları Robinson biraderlerin yazdığı albüm, bu coverla birlikte Jealous Again, Twice As Hard, She Talks To Angels, Seeing Things singlelarıyla daha ilk albümden hasılatın ve prestijin gözüne vurmuştu. Evet, 9 albüm arasında en çok satan hala Shake Your Money Maker... Bunun verdiği doygunluk mu, bundan sonra gelecek albümlerin kendini tekrardan öteye gitmeyebileceği ihtimali mi ya da her ikisi mi bilinmez, bu albümün ardından gelen The Southern Harmony and Musical Companion (1992) ve Amorica (1994) ile grup yavaş yavaş ticari gücünü reddedercesine daha ağırdan almaya, hani dilim varmıyor ama southern rock'ı bir tuval gibi görerek sanatsal kesikler atmaya başladı. Sanki "biz bu ilk albümü ticari açıdan kendimizi müzik alemine kabul ettirmek için yaptık, aslında sanatsal açıdan çok derin bir potansiyele sahibiz" mesajı iletiyorlardı.


Shake Your Money Maker sonrası sözünü ettiğim iki albüm Sting Me, Remedy, Thorn In My Pride, Black Moon Creeping, Gone, A Conspiracy, P.25 London gibi cevherler içeriyordu. Ama bir süre sonra o albümlerden sadece sevdiğim şarkıları dinlediğimi, geri kalanları pek umursamadığımı, hatta bazılarına tahammül edemediğimi farkettim. Hele 1996 albümleri Three Snakes and One Charm ve sonrası benim için çekilir eziyet değildi. Azalarak biten The Black Crowes sevgimi albüm formatında ifade eden yegane iş, ismiyle müsemma Shake Your Money Maker olarak kaldı. Hem o dönemin nostaljisini taşıdığı gibi, zamansızlığıyla da her döneme sirayet edebilecek yetkinlikte şarkılarla canavar gibi bir 45 dakika vaad ediyordu. Gruba iyi para kazandırdı, istediklerini yapabilmesinin önünü açtı, benim gibi bu albümü sevenlere her zaman sıkılmadan dinleyecekleri 10 sıkı rock şarkısı armağan etti.

Şarkı şarkı isim vermek anlamsız. Albümde vasat bulup sıkıldığım tek bir şarkı yok. Hareketli olanlarda o müthiş "jam band" coşkusu, orta tempolularda rock karizmasının özellikle The Rolling Stones ve Faces sularında yüzen görüntüsü, Sister Luck, Seeing Things ve She Talks To Angels üçlüsünden oluşan slow kanadın olgun bir blues karakteri oluşturması Shake Your Money Maker'ı bir para makinesi olmaktan çok ötede konuşlandırıyor. Nakaratlar o zaman dilime nasıl yapıştıysa hala orada duruyor. Baştan sona bir barda veya dev bir konser salonunda dinlermiş gibi kanlı canlı kalabilen bir albümün sadece Amerika'da 5 milyon kopya satması değil, satmaması şaşırtırdı. Ne zaman dinlemeye başlayacağım hiç belli olmasa da, o mükemmel Stare It Cold ile albüm her bittiğinde içimi iyi bir şey yaptım duygusu kaplıyor. Sonra Amorica albümünün yıldızı Gone'ı dinliyorum. Aradaki değişime rağmen neden artık grubun yaklaşık 20 yıldır bu kadar iyi şarkılar yapmadığına üzülüyorum. Lakin eskiler hep orada bir yerlerde cankurtaran simidi gibi duruyorlar.

1. Twice as Hard
2. Jealous Again
3. Sister Luck
4. Could I've Been So Blind
5. Seeing Things
6. Hard to Handle
7. Thick n' Thin
8. She Talks to Angels
9. Struttin' Blues
10. Stare It Cold

23 Eylül 2014 Salı

The Loves - Technicolour



Kızlı erkekli bir 60’lı yıllar çetesi gibi kimilerinin “twee-pop” dediği, benim “garaj-pop” tanımını uygun gördüğüm, bir yanıyla da “pop’n roll” türü kelime oyunlarına açık, “rock’n roll” kıvamlı The Loves, 2004’te başladığı müzikal yolculuğuna şimdiye dek üç albüm sığdırmış leziz bir topluluk. Love (2004), Technicolour (2007) ve Three (2009) albümlerinden son ikisini dinlemiş biri olarak kendimi mutlu ve mesut hissediyorum. Bu hissi bana veren ise henüz dinleme şansına ulaşmadığım Love ve dinleyip pek hoşlanmadığım Three albümleri değil, ortanca evlat Technicolour şirinliğidir. Gerçi bu tür müziğin icra edildiği albümlerin pek birbirinden farkı yoktur diye yaygın bir kanı bulunur. Ama bana göre The Loves çocukları bu farkı Technicolour ile görünür kılmışlar ya da bana öyle gelmiş. Zaten bu farkı algılama biçimimizi açıklamaya çalışmak da kimi zaman fevkalade gerzeklikten ibaret. Dinledin, beğendin işte. Daha ne demeye önceki albüm, sonraki albüm karşılaştırması yaparsın ki? Yine de yapılan güzel müzik sizi dolduruşa getirdiğinde oluyor bu tip kıyaslamalar. Müziği dinlemek kadar konuşmanın da keyfini tattıran gruplardan biri The Loves

Technicolour'a gelirsek, 60’lar, twee-pop, şirinlik falan derken daha ilk şarkı Je T'aime, Baby’nin yedi dakikalık karamsar, hüzünlü ve yoğun rock dokusuyla karşılanıyorsunuz. “Je T'aime, Baby”den başka söz bulunmayan bu parça, grup elemanlarının enstruman hakimiyetlerini de daha baştan kanıtlayıp hafife alınmamaları gerektiğinin altını çiziyor. Je T'aime, Baby’nin kasvetli havasından sıyrılınca da 1, 2, 3 dakikalık türe dönüşler başlıyor. Fakat o kısacık sürelerde bile müziklerine gösterdikleri özen hayranlık verici. I My She Love You, Honey, Summertime gibi bol paça pantolon giyip dansedilesi kıyaklıktaki şarkılar yanında daha düşük tempolu ve akustik 60’lar esintisi bulmak mümkün. She'll Break Your Heart...Again şarkısının daha girişinde Mickey & Sylvia’dan Love Is Strange çalacak sanıyorsunuz mesela. Kolayca hafife alınma riski taşıyan bildik bir sound. Ama dibinde alternatif bir ruh da taşıyor. Fazla söze gerek yok. Technicolour albümünü dinledikten sonra Three’yi dinler, biraz da 2009 etiketli olduğu için ondan bahsederim diye düşünüyordum. Ama Technicolour beni Three’den çok daha memnun etti.

1. Je T'aime, Baby
2. I My She Love You
3. She'll Break Your Heart...Again
4. The Rainbow Connection
5. Xs and Os
6. Honey
7. Jazz My Bads (for JT)
8. So Sad
9. Summertime
10. How Does It Feel To Be Loved?
11. The Good Times (Gimme Gimme)
12. Goodbye

21 Eylül 2014 Pazar

Jaws - Be Slowly


Dört Birminghamlı genç tarafından 2012 yılında kurulan Jaws'ın ilk albümü Be Slowly, bana sonbaharın ilk güzel hediyesi oldu. Aslında grup, bu dört gençten biri olan solist ve gitarist Connor Schofield'ın Cameron şarkısının demosunu internet üzerinden paylaşmasıyla kuruldu denebilir. Şarkıya yapılan olumlu geri dönüşler Schofield'ı gaza getirmiş, o da Halesowen College'dan üç arkadaşıyla temasa geçerek Jaws'ı oluşturmuş. İki EP sonrası bazı yerel gruplarla düzenlenen turnelere davet edilmişler. İyice piştiklerine kanaat getirdikten sonra da 2013 sonlarında ilk albüm çalışmalarına başladıklarını duyurmuşlar. Neticede ortaya Be Slowly gibi son derece güçlü bir indie rock albümü çıkmış. Bunları sakin bir klişelikte dile getiriyor olduğuma bakılmasın. Be Slowly 2014 yılı içinde beni en fazla heyecanlandıran albümlerden biri oldu.

Jaws'ın hayata geçirilmesine vesile olan Cameron'dan başlarsak, fena bir şarkı olmadığını, ama ne uzayan ne de kısalan düz bir indie beste olduğunu söyleyebiliriz. Jaws gibi bir grubun oluşmasına vesile olabilecek bir şarkı olmadığını, buna rağmen Jaws gibi bir grubun oluşmasına vesile olduğu için teşekkürü hak ettiğini de sözlerimize ekleyebiliriz. Albümün asıl bombaları başka. Be Slowly sadece Time, Gold ve Swim üçlüsünü aynı çatı altında topladığı için bile yılın en iyilerinden biri sayılmalı. Bu üç şarkı, grupla ilgili ne söylenecekse hepsini teker teker ya da ortak bir ruhla dile getiriyor. Indie rock şeklinde kabası alınan, fakat dream pop, post-punk ve kıyıdan kenardan new wave şeklinde rötuşlanan müzikal bir tanıma yakın görünüyorlar. Sisli puslu olmayı tercih etmeyen, buna rağmen sisli puslu bir gizemi de peşlerinden sürükleyebilen anlaşılabilirliğe sahipler.


Bazı grupları anlamayabilir ama sevebilirsiniz. Tam tersi de mümkün. Oysa ben Jaws'ı müzikal duyarlılık yönünden hem anladım, hem de çok sevdim. 80'ler new wave / post-punk ölçütlerine olan bağlılıklarını kesinlikle nostaljik baştan çıkarma amaçlı kullanmayıp, kendi melankolik sertliklerinde eritmeyi beceriyorlar. Bu sayede elde tuttukları modern indie rock formüllerini istedikleri zaman bir koza çevirmeye muktedirken (ve kağıt üstünde çömez bir grubun kolaylıkla düşeceği abartma hatasına düşme riski varken) müthiş hamlelerle hem indie, hem pop, hem rock, hem punk, hem melankolik, hem de hırslı olabiliyorlar. Asıl mesele tüm bunları olurken, daha ilk albümünü yapan yeni bir gruptan beklenmeyen olgunluğa erişmiş görünmeleri. Buna benzer cümleleri birçok yeni grubun çok iyi olan ilk albümü için kurmuşumdur. Jaws hiçbirinden farklı değil.

Jaws'ın müthiş hamlelerinin adı Time, Gold ve Swim ile sınırlı değil elbette. Home, Be Slowly, Surround You ve sevmek için çok fazla uğraşmayacağım, zamana bırakılan Jaws şarkılarının toplandığı bu debut, son dönemde bana denk gelen onlarca kıytırık indie albüme toz toprak yutturan cinsten. Be Slowly gibi albümleri anlatmak için en güzel cümleleri seçmek istiyorum. Lakin onlar albümlerini anlatmak için en güzel şarkılarını zaten seçmişler. Tür olarak farklılıklar gösterseler de Amerikan synth pop dörtlüsü The New Division ile ruhani bir kardeşlik bağları mevcut sanki. Her iki grup da belki görünüş olarak çok havalı değil ve şarkılarının hakkını veremeyen klipler çekiyorlar. Yine de bu durum onları sevmek için engel teşkil etmiyor. Jaws, son derece havalı tiplerin biraraya gelip acayip iyi klipler çekseler bile şarkıların önüne geçemedikleri bir dünyada ikamet eden gruplardan. Zor tabii!

1. Time
2. Cameron
3. Gold
4. Swim
5. Home
6. Be Slowly
7. Think Too Much, Feel Too Little
8. Filth
9. Sunset State
10. Surround You
11. NYE

10 Eylül 2014 Çarşamba

Ryan Adams - Ryan Adams


Multi-enstrümantalist, şarkıcı, besteci, yapımcı, şair, ressam Ryan Adams, 8 yaşındayken büyükannesinin daktilosuyla yazmaya başladığı kısa hikayeler ve şiirlerden, içinde onlarca albüm ve bir sürü proje barındıran müzikal bir kişilik haline gelene dek türlü maceralar yaşamış tecrübeli müzisyenlerden. Hayatını yazsa roman mı olur bilmem ama çocukluğunu, ergenliğini ve an itibariyle 40 yaşın verdiği orta yaş olgunluğunu şekillendirmiş rock tutkusu onu hep üretken kılmış. İlk grubu Whiskeytown ile 3 albüm yaptıktan sonra 2000 yılında solo kariyerine başlayan Adams, milenyumdan günümüze tam 14 stüdyo albümü ("gedik"li bir hesaplama sonucu) dünyaya getirmiş. Her sene bir albüm, bir müzisyeni "üretken" olarak tanımlamak için yeterince adil. Ama Adams bu albümlerin arasına başka yan projeler, ünlü isimlerin albümlerine yapımcılık faaliyetleri, Infinity Blues ve Hello Sunshine adında iki şiir / kısa hikaye kitabı, albümlerine veya sosyal medyaya serpiştirdiği coverlar, turlar, konserler de ekleyince "tek işle geçinmek zor" yanlış algısını üretkenlik ile değiştiriyoruz.

Ryan Adams, bu karpuzcu müzisyenin 14. stüdyo albümü. (Bu arada bu 14 albümün 4'ünü kadim dostları The Cardinals ile beraber yaptığını belirterek adamların hakkını verelim.) Indie'ye çalan pop rock, blues kökenli alternatif country şeklinde çorba tarifi yapabileceğimiz müziği aslında tarif gerektirmeyecek kadar basit ve tanıdık. Kendisiyle ilk kez karşılaşmıyor olmakla birlikte, albüm olarak özene bezene dinlediğim ilk işinin 14. albümü Ryan Adams olduğunu belirteyim. Sözünü ettiğim coverlar (ki aralarında Wonderwall ve Wasted Years de var) kendisine hep uzaktan bir saygı beslememe vesile olmuştur. Son derece kötü bir kapakla çıkan Ryan Adams adlı son albüme rastlayınca belki içinde yine sağlam bir cover vardır beklentisiyle uğradım. Yoktu. Ama Adams'ın sade ve bu yüzden hoş 11 parçası vardı ki ortada burun kıvıracak bir şey de yoktu. Kendisiyle adam akıllı tanışma fırsatını yakaladığımı düşündüm.

Açılış şarkısı ve aynı zamanda ilk single Gimme Something Good, hemen ardından gelen Kim, onun ardından gelen Trouble üçte üç yaparak albümünden keyif alacağımı hissettirdiler. Yalnız Adams'ın bu albümde country ve blues öğelerini evde bırakıp saf bir pop rock hassasiyeti tercih ettiği görülüyor. Şikayetçi değilim. Hatta tam tersi, başta Gimme Something Good, Kim, Stay With Me, Feels Like Fire olmak üzere Adams'ın 80'ler pop rock'ının naifliğinden acayip etkilendiğini gördüm. Zaten bunu görmemek için o yıllarda müzik dinlememiş ya da henüz doğmamış olmak gerek. Kafalarda 80'ler ışığı yakabilmek için blues, folk veya country pek doğru tercihler sayılmaz. Bu yüzden Adams'ın 2014 tarihli 14. albümünü en çok da bu nostaljiyi hakkını vererek yaşatabildiği için sevdim. Tabii Trouble ve I Just Might gibi 80'lerden kopamamış 90'lara götürebilen çok iyi iki şarkıyı da es geçmek olmaz. Bu albümün gösterdiği önemli bir başka şey de, her sene bir albüm yapıp 14. albüme ulaşan bir müzisyenin hala abartısız ve içten kalabilmesi ki, daha seyrek albüm yaparak ve bir sonraki albümde daha tumturaklı olmaya çalışmak gibi tuhaf işler peşinde koşanlar için ders gibi bir adam kendisi. Seneye 15. albümde görüşmek üzere.

1. Gimme Something Good
2. Kim
3. Trouble
4. Am I Safe
5. My Wrecking Ball
6. Stay with Me
7. Shadows
8. Feels Like Fire
9. I Just Might
10. Tired of Giving Up
11. Let Go

31 Ağustos 2014 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2014)

Tom Petty & The Heartbreakers - Hypnotic Eye
Yıl: 2014 ABD
Tür: Blues Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "American Dream Plan B"
Kimbra - The Golden Echo
Yıl: 2014 Avustralya
Tür: Indie Pop, Art Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Carolina"
 
The Flaming Lips - The Soft Bulletin
Yıl: 1999 ABD
Tür: Psychedelic Pop, Art Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Buggin'"
 
INXS - X
Yıl: 1990 Avustralya
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R.tavsiyesi: "Disappear"
 
The Relatives - The Electric Word
Yıl: 2013 ABD
Tür: Funk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Say It Loud (It's Coming Up Again)"
 
Phoenix Again - Look Out
Yıl: 2014 İtalya
Tür: Progressive Rock, Post-Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Winter"
 
BOKKA - BOKKA
Yıl: 2013 Polonya
Tür: Art Pop, Electropop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Reason"
 
VA - Khana Khana! Funk, Psychedelia and Pop From The Iranian Pre-Revolution Generation
Yıl: 2012 İran
Tür: Psychedelic Pop, Psychedelic Rock, Funk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Neli - "Ki Bood"
 
Allah-Las - Worship The Sun
Yıl: 2014 ABD
Tür: Indie Rock, Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Had It All"
 
Reservoir Dogs OST
Yıl: 1992 ABD
Tür: Pop Rock, Pop, Funk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Blue Swede - "Hooked On a Feeling"
 
Philip Sayce - Influence
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Out of My Mind"
The Hobbes Funclub - Up At Lagrange
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Indie Rock, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Outside Myself"
 
VA - Turkish Freakout: Psych-Folk Singles 1969-1980
Yıl: 2010 Türkiye
Tür: Psychedelic Rock, Psychedelic Pop, Folk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: Alpay - "Seni Dileniyorum"
 
VA - Turkish Freakout 2: Psych-Folk 1970-1978
Yıl: 2011 Türkiye
Tür: Psychedelic Rock, Psychedelic Pop, Folk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Edip Akbayram - "Mehmet Emmi"
 
Angus & Julia Stone - Angus & Julia Stone
Yıl: 2014 Avustralya
Tür: Folk Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "A Heartbreak"
 
Lenny Kravitz - Are You Gonna Go My Way
Yıl: 1993 ABD
Tür: Psychedelic Rock, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Are You Gonna Go My Way"
 
The New Pornographers - Brill Bruisers
Yıl: 2014 Kanada
Tür: Indie Pop, Power Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Brill Bruisers"
 
Окуджав - Окуджав
Yıl: 2014 Rusya
Tür: Electropop, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Перед сексом"
 
 
The Secret Sisters - Put Your Needle Down
Yıl: 2014 ABD
Tür: Alt. Country, Americana, Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rattle My Bones"
 
Beck - Midnite Vultures
Yıl: 1999 ABD
Tür: Funk Rock, Electronic, Alternative Dance
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Milk & Honey"

27 Ağustos 2014 Çarşamba

Larkin Poe - Kin


Jessica, Rebecca ve Megan Lovell'dan oluşan The Lovell Sisters, 2004'te kurulup, iki albüm çıkarıp, 2010'da da dağılan orta karar bir bluegrass / country grubuydu. Bu dağılmayı farklı bir şekilde yeniden doğuşa çevirmek isteyen kardeşlerden 89 doğumlu Megan ve 91 doğumlu Rebecca, ablaları Jessica'nın yer almadığı yeni bir grubu 2010 yılında hayata geçirdiler. Grubun adını ise ikilinin Edgar Allan Poe'nun uzaktan kuzeni olan büyük büyük büyükbabalarının adı olan Larkin Poe koymuşlar. İlk albümleri Kin öncesinde beş EP ve çeşitli etkinliklerle geçen bir süreç yaşamışlar. Müzik olarak The Lovell Sisters'ın kısır Amerikan köklere sahip sıradanlığını aşıp, kendi içinde katmanları bulunan daha geniş bir yelpazeyle dinleyeni serinletiyorlar. Tabii bu genişlik, o sözü edilen köklerle bağları tamamen koparmaya sebep olmuyor. Sadece o köklerin ne kadar farklı şekillerle dal budak sarabileceğine dair başarılı örnekler sunmalarına zemin hazırlıyor.

Biraz daha açarsak Larkin Poe, yerel Amerikan country geleneklerini, sahip oldukları rock dizginlerini serbest bırakarak ve bu sayede özellikle olgun bir pop birikimini içeri dahil ederek çeşitlendiriyorlar. Böylece bazı şarkılar hem o gelenekten geldiklerini, hem de gelmediklerini hissettirir telden çalıyorlar. Ama en çok da o pop pırıltılarını sergiledikleri anlarda yıldızlaşıyorlar bana göre. 12 şarkının çoğunda da bu tarzı sergileyince ortaya çok iyi bir albüm çıkıyor haliyle. Her ne kadar albümün yıldızlarından olan açılış şarkısı Jailbreak bu tanımı birebir karşılamayıp Kin'i kaliteli bir pop rock algısına yönlendirse de, özellikle Stubborn Love ve Jesse'nin sahip olduğu indie pop kalitesi, Rebecca ve Megan'ın olaya ne kadar geniş bir pencereden bakabildiklerini gösteriyor.


Yaptığımız betimlemelerden Larkin Poe'yu düz biçimde pop ve rock karışımı olarak yaftalamak da içime pek sinmiyor. İlginç biçimde düz bir müzikal tat içermelerine rağmen, bu pop, country, rock, folk başlıklarını birbirleriyle o denli iyi paslaştırıyorlar ki, isteseler kendilerinden 10 Taylor Swift çıkarabilecek kapasiteye sahipler. Ama radyolara olduğu kadar Glastonbury (müzik dünyasının en köklü ve kaliteli festivallerinden biri), The Observer (sosyal demokrat entelektüelliği ve geniş perspektifiyle dünyanın en eski Pazar gazetesi) gibi çevreler tarafından ilgi görmelerini de bu kabul görür sentezlerini ayaklar altına almayan tutumlarına bağlamak gerek. Belki T Bone Burnett ile tanışsalardı daha dingin ve koyu bir country çehresi edinebilirlerdi. Ama bu halleriyle bir zamanlar Sheryl Crow'ın ilk albümü Tuesday Night Music Club'ın etkisine sahip bir kuzenlikle ve güzellikle country, folk + pop dengesi sağlıyorlar.

Adı geçen enfes Larkin Poe şarkılarına, vokal zengini İngiliz folk bestelerini anımsatan Crown Of Fire'ı, funk görünümlü rock, pop solunumlu folk olan Banks Of Allatoona'yı, yine Lovell kardeşlerin uyumlu vokalleriyle yücelttikleri kabare havasına sahip Elephant'ı ve kapanıştaki piyano baladı Overachiever'ı ekleyebiliriz. Geri kalanlarda da mutlaka keşfedilecek birşeyler var. Kin çok değerli bir albüm. Şarkı yazma ve onları söyleme yeteneğini hissettiren bir albüm. Abartmadan sentezde bulunan bazı albümlerin düştükleri samimiyetsizlik tuzağına düşmemiş, dinlendikçe değeri artan ve kendine bağlayan bir albüm. Mesela albümü ve şu Jesse'yi tatlı bir kaşıntı gibi defalarca arka arkaya dinleyesim var. Ama kaşınan yerlerimi mümkün olduğu kadar kaşımamaya çalışıp tatsız bir hale getirmeme gibi de bir huyum vardır.

1. Jailbreak
2. Don't
3. Stubborn Love
4. Dandalion
5. Crown of Fire
6. Elephant
7. High Horse
8. Sugar High
9. Jesse
10. Banks of Allatoona
11. We Intertwine
12. Overachiever

21 Ağustos 2014 Perşembe

Royal Blood - Royal Blood


Yaz ayları benim müzik zevkime hiç de hitap etmeyen bir iklimde seyretti. O kadar fazla kötü albüme rastladım ki, dünya resmen indie çöplüğüne dönmüş dedim kendi kendime. Tabii sıkıntı sadece indie sahnesinde değildi. Genel anlamda rock ve pop ana başlıklarında piyasaya ya da dijital ortamlara çıkmış yığınla albüm resmen şişkinlik yaptı. Ümitle beklediğim bazı isimler bile çok kötü albümlerle ortama ayak uydurdular sanki. Öyle ki, basit birer yaz hiti olarak damgalanan bazı şarkıları bile hiç ummayacağım biçimde daha fazla beğendim. Bu negatif havayı dağıtan nadir sayıdaki albümlerden biri olan İngiliz ikili Royal Blood'ın kendi adını taşıyan ilk albümlerini daha ilk dinleyişte bağrıma basmam, kesinlikte yoklukta gideri olan bir albüm olması yüzünden değil, o klasik blues, hard ve garage rock'ın kaynaşmasından doğan enerjilerine zahmetsizce ortak olabilmem yüzündendir.

2012'de Brighton'da Mike Kerr (vokal, bas) ve Ben Thatcher (davul) ikilisi tarafından oluşturulan Royal Blood, teoride yeni bir şey sunmayan, ama pratikte blues-hard-garage üçlemesinin hakkını teslim eden müziklerini 10 güzel besteyle servise sunuyorlar. 2013 boyunca özellikle Arctic Monkeys tarafından manevi destek gören grup, Teksas'tan Liverpool'a, Glastonbury'den Reading'e uzanan bir festival yelpazesine ayak uydurmuş, BBC'nin yeni yeteneklere ilgi gösteren kapsamlı kamuoyu yoklaması BBC Sound Of 2014'e de aday olmuş. Bu başarı öyküsünün sonunda merakla beklenen albümden sırasıyla Out Of The Black, Little Monster, Come On Over ve Figure It Out single'ları çıkmış. Kendi adıma bunlardan zımba gibi bir açılış yapan Out Of The Black'i daha çok tuttuğumu belirteyim. Tabii diğerlerinin de single diye aşağılanmayacak, sıradan olmaktan uzak güçleri var.

Albümün en beğendiğim şarkılarından biri de iki buçuk dakikalık süresi boyunca orta tempolu leziz bir funk rock ile, temposu yüksek bir punk'n roll harmanı yapabilmiş Loose Change oldu. Aksak ritimleri, nakaratları, sağlam gitar rifflerini seven bir grup olarak Royal Blood'ın genlerinde blues, psychedelic, punk, grunge izlerini bulmak mümkün. Kerr ve Thatcher'ın bu türlerle tek gecelik ilişkiler değil, seviyeli birliktelikler yaşadıkları belli oluyor. Mike Kerr'in genç vokali ve Ben Thatcher'in zamanlaması yerinde davulu bariz farklar yaratmasa da şarkılara hakimiyetleri tartışılmaz. Her haliyle olmuş bir grup olarak gelecek için kendilerinden daha da umutluyum... diyecektim ki, daha önce bu cümleyi kurduğum bazı isimlerin yeni albümlerinde yaşadığım hayalkırıklığını düşününce umut çıtasını fazla yükseltmemenin daha doğru olacağına kani oldum. Zaten başımıza ne geliyorsa geleceği düşünmekten geliyor.

1. Out of the Black
2. Come On Over
3. Figure It Out
4. You Can Be So Cruel
5. Blood Hands
6. Little Monster
7. Loose Change
8. Careless
9. Ten Tonne Skeleton
10. Better Strangers

17 Ağustos 2014 Pazar

Guardians Of The Galaxy: Awesome Mix, Vol. 1 (OST)


Marvel uyarlaması James Gunn filmi Guardians Of The Galaxy, yılın en büyük hitlerinden biri olarak renkli karakterleri, beklentilere cevap veren aksiyonu ve çoğu kez büyüleyen görsel işçiliğiyle kendinden oldukça söz ettirdi. Ama anlaşılan bu kadarla da yetinmek istemeyip soundtrack yönünden de konuşulmak istemiş ki, filmle de çok ilişkili bir "karışık kaset" formatıyla bu yönünü de güçlü tutmuş. Sadece Tyler Bates'in 29 parçalık score çalışmasıyla kalınsaydı belki 1-2 cümleyle geçiştirilecek olan bu yön, filme eklenmiş bir yan unsur olarak değil, doğrudan filmin baş kahramanı Peter (nam-ı diğer Star-Lord) ile yakından ilişkili bir vazgeçilmez olarak yer almakta. 80'lerin sonunda annesini kanserden kaybeden küçük Peter, walkmaniyle annesinin doldurduğu karışık kaseti dinlemeden duramıyor. Aynı gün başka bir galaksideki Yondu ve haydut çetesinin kaçırdığı Peter, yıllar sonra büyüdüğünde bile bu müzik tutkusundan vazgeçmiyor. Üstelik uzay teknolojisinin sunduğu olağanüstü imkanları reddedip aynı walkmande aynı kaseti dinleyerek.

Dostlarıyla hapisten kaçtıktan sonra sırf gardiyanların el koyduğu walkmani ve daha da önemlisi içindeki kaseti geri almak için geri dönebilecek kadar gözünü karartan Peter, belki sadece ölen annesinin hatırına bunu yapıyor görünebilir. Ama filmde görüyoruz ki, bu walkman ve karışık kaset Peter için sembolik bir unsur olmanın ötesinde, içinde onu kurtarılmaya, defalarca dinlemeye, derinlerde hissetmeye değecek şarkılar barındıran bir güce sahip. 80'lerin sonunda Peter'ın dinlediği şarkılardan oluşan bu kasette 70'lerin bazı dişli hitleri yatmakta. Şarkıları seçen de, filmdeki sahnelere yerleştiren de James Gunn. Kendisi bu süreci "70'lerin Billboard listelerindeki hitleri araştırdım, yüzlerce şarkı indirdim, en son filmin tonuna uygun 120 şarkı kaldı" şeklinde ifade ediyor. Gunn bu şarkıları dinlerken bazen şarkılara göre sahneleri tasarlamış, bazen de sahnelere göre şarkıları seçerek eleme yapmış. Tabii birtakım gelgitler yaşayarak.


Mesela fragmanda da duyduğumuz Blue Swede klasiği Hooked On A Feeling'i ilk başta açılış jeneriğine koymayı düşünmüş, hatta jeneriği bu şarkıya göre planlamış. Ama Redbone şarkısı Come and Get Your Love'ı duyunca onun daha uygun olacağı fikrine varmış. Enfes Hooked On A Feeling de başka sahneye konmuş. Bir başka ikilemi de David Bowie parçası Moonage Daydream'de yaşamış Gunn. Bu şarkı filmin post-prodüksyon aşamasında filme eklenen tek şarkıymış. Aslında Gunn filme koyup koymamakta bile kararsızmış. Ne var ki filmdeki karizmatik görünümüyle Bowie'nin Ziggy Stardust günlerinin sarışın versiyonunu anımsatan Benicio del Toro'nun canlandırdığı Koleksiyoncu'yu bulmak için gittikleri Knowhere şehrine yapılan girişin fonunda bu şarkının kullanılması en doğru ve anlamlı seçim olmuş. Bir de James Gunn, filme Electric Light Orchestra (ELO) şarkısı Livin' Thing'i de koymuş. Ama şarkının yer aldığı sahne filmden çıkarılınca şarkı da dışarıda kalmış. Gunn bu duruma üzülse de, filme olduğu kadar soundtrack için de titizlenendiğinden bu disiplinli tutumundan vazgeçmemiş.

Bu şarkıları filme koymadan önce sık sık ses ekibine de danışan yönetmen, karakterlerin ağır çekimde kasıla kasıla yürüdükleri olmazsa olmaz sahne için Hooked On A Feeling, Come and Get Your Love, O-O-H Child ve daha birçok şarkıyı denedikten sonra kendisi ve kamera operatörleri için en uygununun The Runaways şarkısı Cherry Bomb olduğu kararına varılmış. (Bu arada O-O-H Child'ın da filmde çok ciddi olması gereken bir sahnede matraklaştırıldığını belirtelim.) Bana göre o ağır çekim yürüyüş esnasında çalınabilecek 70'lere dair onlarca şarkı vardı ya neyse. Cherry Bomb da fena durmamış. James Gunn iyi bir kafa yaşıyor denebilir. Yine bana göre filmde kendine en iyi yer bulan şarkılardan biri de Elvin Bishop'ın mükemmel aşk şarkısı Fooled Around and Fell In Love olmuş. Peter ve Gamora arasındaki yakınlaşmanın fonunda yer alan şarkı, Gamora'nın ilk walkman deneyimi olmasının yanında, ikilinin tuhaf Knowhere gökyüzü altındaki kasvetin muğlak romantizmine aynı mükemmellikte hizmet etmiş.


Filmde ve albümde Spirit In The Sky, I Want You Back, Escape (The Pina Colada Song) ve eskimesi mümkün olmayan olağanüstü 10cc şarkısı I'm Not In Love sıkı birer James Gunn seçkisi olarak boy gösteriyorlar. Finalde annesinin ölmeden önce Peter'a verdiği paketten çıkan Awesome Mix, Vol. 2 kasetinde çalan Ain't No Mountain High Enough da albümün sonunda yerini almış. Teknik olarak devam filminin soundtrack albümünde olması gerekirdi ama yine teknik olarak ilk filmde çaldığı için belki Gunn dostumuz Vol. 2 sınırlarına da tekrar koyabilir. Bu arada devam filmi için olduğu kadar o filmin Vol. 2'si için de sıkıştırılan James Gunn, "kafamda bazı listeler oluşturuyorum ama kesin bir şey yok, insanlar Guardians'ı taze ve farklı olduğu için sevdiler, bu yüzden ikincisi de ilkinden daha taze ve farklı olacak" demiş. Filmi bilmem ama Vol. 2 için taze ve farklı olmasından kasıt, anne Meredith Quill'in derlediği düşünüldüğünde 70'ler olmazsa bu defa 80'lerden bir derleme olabilir. Ama Ain't No Mountain High Enough eğer Vol. 2'nin içindeyse soundtrack taze ve farklı olmasa da olur hani.

1. Blue Swede - Hooked on a Feeling
2. Raspberries - Go All the Way
3. Norman Greenbaum - Spirit in the Sky
4. David Bowie - Moonage Daydream
5. Elvin Bishop - Fooled Around and Fell in Love
6. 10cc - I'm Not in Love
7. Jackson 5 - I Want You Back
8. Redbone - Come and Get Your Love
9. The Runaways - Cherry Bomb
10. Rupert Holmes - Escape (The Pina Colada Song)
11. The Five Stairsteps - O-O-H Child
12. Marvin Gaye & Tammi Terrell - Ain't No Mountain High Enough