New Yorklu dörtlü The Bobby Lees, dört yıllık aranın ve 2023’teki belirsiz süreli molanın ardından yayımladığı New Self ile sadece geri dönmüyor, aynı zamanda neden çağdaş garage punk sahnesinin en heyecan verici gruplarından biri olduğunu yeniden kanıtlıyor. Haziran 2026’da yayımlanan albüm, kariyerlerinin en özgüvenli ve en çeşitli kayıtlarından biri olarak öne çıkıyor. Bunu sadece New Self'e dayanarak söylüyorum. Kendileriyle pek mesaim olmadı. Bir önceki albümleri Bellevue'yu dinlemiş olabilirim ama çok da emin değilim. Öncesinde de orada burada duymuşluğum var. Onların bu kadar az ve öz biçimde modern bir sound ortaya koyduklarını bilmiyordum. Zira New Self, 8 şarkıdan oluşuyor ve yaklaşık 20 dakika sürüyor. Ancak bu kısa süre içinde grup, öfke, mizah, tükenmişlik, yeniden doğuş ve müzik endüstrisine duyduğu hayal kırıklığını yoğun bir garaj ve punk enerjisiyle aktarmayı başarıyor. Punk ve garage rock türlerine yenilikçi dokunuşlar denince en taze Turnstile'ı örnek versek yeridir. Tabii sound bağlamında iki grup arasında nüanslar yok değil. Harala gürele punk sounduna doygunluk hissedenlerin sığınabilecekleri güzel limanlar bunlar. The Bobby Lees, standart bas - gitar - davul triosuna serpiştirilen Sam Quartin vokaliyle gayet iyi çalışıyor. Ama basçı Kendall Wind'i ayrıca çok beğendim. Harikalar yaratmıyor belki ama şarkılara kattığı karakter, grubun çok önemli bir parçası olduğunu teyit ediyor. Elbette iyi yazılmış şarkıların da hakkını da yemiyoruz.
Önce Give, ardından Napoleon ile sıkı bir açılış yapan albüm, grubun çağdaş birikimlerini dışa vurduğu bir manifesto gibi çalışıyor. Sam Quartin’in vokalleri hem kırılgan hem saldırgan. Sistem tarafından sürekli hayal kırıklığına uğratılmış bir müzisyenin isyanı hissediliyor. PJ Harvey yorumu 50ft Queenie'nin bir nevi coverı diyebileceğimiz 50 Ft ise albümün etkileyici noktalarından biri. Özellikle Kendall Wind'in bas yürüyüşleri ve daha funk etkili yapı, grubun sadece hız ve gürültüden ibaret olmadığını hatırlatıyor. 4:37 ile albümün en uzun şarkısı olan All I Got, punk sularından kıyıya çıkıp daha alternative rock takılan, Sam Quartin'in cevvalliği yanında kırılgan yanını da ifşa eden güçlü bir beste. Got Me Good, sadece gitar ve Quartin vokaliyle nefis bir "oda punk" adeta. Red Hot ise albümün en hızlı anlarından biri. Şarkı ilerledikçe kontrolden çıkan yapısı, The Bobby Lees’in canlı performanslardaki kaotik ruhunu bazen sağaltarak stüdyo ortamına taşıyor. Hatta şarkının sonlara doğru kısa bir süre tropikal (evet yanlış duymadınız) bir yere gitmesi de çok yakışmış. İşte yenilik, modernlik dediğimiz şeyler de bu gibi küçük dokunuşlar.
Kendi adıma albümün en iyisi diyebileceğim parça ise isim şarkısı New Self. Nu metal ve 90'lar sonu hip-hop etkilerini punk estetiğiyle birleştiren New Self, grubun konfor alanının dışına çıkabildiğinin de numunelerinden biri. Kulağa Rage Against The Machine gibi geldiyse sevinirim. Zira konuyu oraya getirmeye çalıştım. Quartin’in yarı konuşur, yarı rap benzeri vokalleri, gitarın bu vokale riff eşliği, şarkıyı Zack de la Rocha ve Tom Morello yazmışçasına enerji alışverişi içinde. Şarkının tematik olarak anlattığı kişisel dönüşümle de mükemmel bir örtüşme var. New Self, The Bobby Lees’in şimdiye kadarki en olgun albümü mü tam bilemiyorum. Önceki işlerini de kısaca temize çektim. Bu noktaya gelişlerinin emareleri bolca mevcut. Ancak bu kayıt, onların en kendinden emin işi olabilir. Tükenmişlik ve ekonomik zorluklar nedeniyle dağılmanın eşiğine gelen bir grubun yeniden ayağa kalkış hikayesi gibi duyuluyor. Kısa ama etkisi uzun. Garage punk, punk rock ve gürültülü rock’n’roll sevenler için 2026’nın en güçlü işlerinden biri.
1. Give
2. Napoleaon
3. The End
4. 50 Ft
5. New Self
6. All I Got
7. Got Me Good
8. Red Hot


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder