30 Nisan 2023 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Nisan 2023)

Jessie Ware - That! Feels Good!
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Dance-Pop, Disco
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Freak Me Now"
VA - Naya Beat Volume 1: South Asian Dance and Electronic Music 1983-1992
Yıl: 2021 ABD
Tür: Funk, Synthpop, Disco, Electronic
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Asha Puthli - "Chipko Chipko"
Metallica - 72 Seasons
Yıl: 2023 ABD
Tür: Heavy Metal, Trash Metal
"F" Rate: 2/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lux æterna"
Yumi Zouma - (What's the Story) Morning Glory?
Yıl: 2017 Yeni Zelanda
Tür: Indie Pop, Dream Pop, Cover
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hey Now!"
The Ringo Jets - Radio Ringo
Yıl: 2023 Türkiye
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Şehir"
ABBA - Gold: Greatest Hits
Yıl: 1992 İsveç
Tür: Pop
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dancing Queen"
Queen - Greatest Hits
Yıl: 1981 İngiltere
Tür: Pop Rock, Glam Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bohemian Rhapsody"
Adele - 21
Yıl: 2011 İngiltere
Tür: Pop, Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rolling in the Deep"
Rodrigo y Gabriela - In Between Thoughts... A New World
Yıl: 2023 Meksika
Tür: Progressive Folk, Flamenco nuevo
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Egoland"
AIR: A Story of Greatness OST
Yıl: 2023 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Bruce Springsteen - "Born in the U.S.A."
Overkill - Scorched
Yıl: 2023 ABD
Tür: Trash Metal, Groove Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Won't Be Comin' Back"


Ryan Adams - Nebraska
Yıl: 2022 ABD
Tür: Folk Rock, Alt. Country, Cover
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Atlantic City"
Ryan Adams - Blood on the Tracks
Yıl: 2022 ABD
Tür: Folk Rock, Alt. Country, Cover
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "You're Gonna Make Me Lonesome"

Oasis - Definitely Maybe
Yıl: 1994 İngiltere
Tür: Britpop, Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Up in the Sky"
VA - '90s Rock
Yıl: 2023 ABD/İngiltere
Tür: Alternative Rock, Grunge, Pop Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Crash Test Dummies - "Mmm Mmm Mmm Mmm"

Yossi Sassi & The Oriental Rock Orchestra - Prediluvian
Yıl: 2023 İsrail
Tür: Progressive Rock, Folk Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Vision of Water"
The Damned - Darkadelic
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Post-Punk, Punk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Motorcycle Man"

The New Mastersounds - Made for Pleasure
Yıl: 2015 İngiltere
Tür: Funk, Soul, Jazz
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Enough Is Enough (feat. Charly Lowry)



Nude - Plastic Planet
Yıl: 2013 İtalya
Tür: Gothic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Plastic Planet"

Simply Red - 25: The Greatest Hits
Yıl: 2008 İngiltere
Tür: Soul, Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Holding Back the Years"



25 Nisan 2023 Salı

Fly By Midnight - Fictional Illustrations

 
New Yorklu iki müzisyen ve sıkı dost olan Justin Bryte ile Slavo'dan oluşan Fly By Midnight, 2018'de başladıkları albüm kariyerlerinin dördüncü durağı olan Fictional Illustrations'da pop ve synthpop seven gönülleri hoş ediyor. O kadar hoş ediyor ki, 2018 tarihli ilk albüm Rerunning'i henüz dinlememiş olmakla birlikte hemen ondan sonraki Happy About Everything Else (2019) ve Silver Crane (2021) albümlerine yumuluyorum. Ne var ki bu albümlerden çeşitli şarkıların hit statüsüne ulaşmış olduklarını, bilmem ne kadar sattıklarını okumama rağmen ikisini de hiç beğenmiyorum. Şayet bu vasat pop ve pop rock şarkılarını Fictional Illustrations'dan önce duymuş olsaydım bu güzel albümü teğet geçebilirdim. Fictional Illustrations'da diğer albümlerde olmayan ya da çok az olan 80'ler pop ve pop rock ruhu daha fazla hissediliyor. Tabii iyi yazılmış şarkılarla bu ruh kendini daha güçlü hissettiriyor. Onlardan da albümde tatmin edecek kadar var. Zaten henüz açılıştaki In The Night'ın yaktığı neon ışıkları o denli diri ki, ergenliğim, kasetlerim, mahallede takıldığımız VHS dükkanı, cringe video klipler, Blue Jean dergisi ve nice ayrıntı zihnimde geçit töreni yaptı. Aynı duyguları Different Lives için de taşıyorum. Bu iki güzel şarkıdaki yoğun 80'ler esintisi dışında diğer şarkılarda biraz daha seyreltilmiş, üstelik 90'larla paslaşılmış başka güzellikler mevcut. Hatta bu paslaşmanın albümün geneline hakimiyet kurduğunu bile söylemek mümkün.

Dance, Nothing New, Clear, Infinitely Falling gibi şarkılar 80'lerden ziyade, yine oradan feyz almış 90'lar bestelerini andırıyor. Mesela albümün kuytularına saklanmış Clear, bu zamanda kuytulara konacak kadar normal görünse de, 90'larda çok rahat bir radyo hiti olabilirdi. (Zaten şarkı da albümün 5 teklisinden biri.) Tabii o dönemleri bilen bizler için bu ayrımı yapmak kolay. Yine mesela What If I Wasn't Done Loving You? şarkısını o yılların boyband baladlarına benzetmek de öyle. Sometimes ve Why My Love (Ain't Enough) ise bu konsepte daha modern dokunuşlar yapan kaliteli pop şarkıları olarak göz dolduruyor. Justin Bryte ve Slavo, yani Fly By Midnight ikilisi 80'ler, 90'lar ve onlara getirilen modern dokunuşlar fark etmeksizin hepsine tutkuyla yaklaşmışlar. Bütün şarkıları birlikte yazmış, yapımcılığı üstlenmiş, her ikisi de multi-enstrumantalist kişiler olduğu için beraber tasarlamışlar. Aslında önceki albümlerinde de bunları yapmışlar. Ama nedendir bilinmez, Fictional Illustrations çok başka bir şey olmuş çıkmış. Synthpop, electropop, dance-pop, düz pop, pop rock, yani içinden pop geçen hemen her şeyi albümün orasına burasına güneş panelleri gibi döşemişler. Belki de klişe Amerikan pop yavanlıklarından sıkılıp peşpeşe gelen o onar yıllık dönemlerin nostaljisine teslim olmak istemişlerdir. Bence dördüncü albümle kendilerini bulmuşlar, bu yoldan devam etsinler. Çünkü artık pop yapan hemen herkes korkunç bir vasatlığa düşmüş vaziyette. Her şey birbirine benziyor. Fakat bu şekilde ustaca geçmişe benzemek ise insanın içini ısıtıyor. "Neye benzediğini dikkat et" diye düşünmüş olduklarını umuyorum.

1. In the Night
2. Dance
3. Nothing New
4. What If I Wasn't Done Loving You?
5. Different Lives
6. Sometimes
7. Why My Love (Ain't Enough)
8. Clear
9. Lightning in a Bottle
10. Infinitely Falling

18 Nisan 2023 Salı

Ryan Adams - Morning Glory

 
Ryan Adams 2015 yılında Taylor Swift'in 1989 adlı albümünün tamamını coverlamış, nasıl bir cover sever olduğunu ve elini attığı şarkıları nasıl başkalaştırabildiğini göstermişti. Kendisine 2022'de ne olduysa tam 6 albüm çıkardı. Bunlardan dördü pek bir şeye benzemezken, önce 7 Aralık'ta Nebraska, 24 Aralık'ta ise Blood On The Tracks albümlerini çıkardı. Her ikisi de yabancı gelmeyen bu isimlere baktığımda yine cover albümler olduğunu anladım. Adams bu defa Bruce Springsteen'in Nebraska (1982) ve Bob Dylan'ın Blood On The Tracks (1975) albümlerine el atmıştı. Her iki albüme saygım var. Ama gönül bağım yok. O olmayınca, Adams'ın yeniden yorumlarıyla da pek bağ kurduğum söylenemez. Yine de kaliteleri gayet anlaşılır vaziyette. Keşke Springsteen'in Born In The U.S.A. veya Tunnel Of Love'ını, Dylan'ın da Time Out Of Mind'ını coverlasaymış diye içimden geçirdim. 2022 yılı üretkenliği bittikten sonra bu kez 2023 Nisan başında üzerinde Ryan Adams - Morning Glory yazan bir albüm daha çıktı. Görür görmez anladım. "Adams"ımız şimdi de Oasis'in 1995 şahanesi (What's The Story) Morning Glory?'yi gözüne kestirmişti.

Orijinal albümün şarkı sırasını karıştıran, remastered edition'dan Talk Tonight, Headshrinker, Acquiesce ve Rocking Chair şarkılarını ekleyen Adams, açılışa dokunmayıp bir 90'lar Tom Petty şarkısını andıran tutkuyla bezediği Hello ile başlıyor coverlamaya. Ardından genç ve detone bir Neil Young'ın sesiyle, yumuşacık ve hüzünlü bir Some Might Say dinliyoruz kendisinden. Albüm böyle çırılçıplak soyulmuş akustik folk rock Oasis rotasında seyredecek diye beklerken, şahane bir Hey Now yorumu peydah oluyor. Yine akustik folk rock fakat mid-tempo drum machine eşliğinde, yaylıların (veya yaylı rolü yapan keyboardun artık her neyse) desteğinde, pes bir shoegaze vokalinin ketumluğunda kayboluyoruz. Bu kez yukarıdaki denklemde drum machine olmadan, vokalin de daha güney takıldığı Cast No Shadow sıcaklığı yaşıyoruz. Gönül çelen, yürek yakan, aşık üzen bir akustik yorumla Don't Look Back In Anger duymak ne kadar güzel. İlerleyen dakikalarda genç Neil Young tekrar ortaya çıkarak bu kez Morning Glory'yi seslendiriyor. Nakarata eşlik eden gitar bölümü öteden beri R.E.M.'in The One I Love'ını andıran Morning Glory, bu haliyle gün yüzü görmemiş bir R.E.M. şarkısını anımsatıyor. Tabii sonlara doğru yaşanan gitar kaosu da korunarak.

En merak ettiğim Roll With It ise bir parça hayal kırıklığı. Pek bir özelliği olmadığı gibi, şarkının en vurucu yanı olan nakaratı da biraz değişime uğramış. Benzer bir değiştirme fikri Wonderwall'da da kendini göstermekte. Bu biraz anlaşılabilir. Wonderwall gibi dünyanın en popüler hitlerinden birini orijinaline yakın çalmak sıkıcı olabilir. O yüzden Adams, şarkıyı akustik, davulsuz (ya da drum machine'siz) ve hit olmaktan uzak bir kişiselliğe sokmuş. Belki albümün en iyi coverı sayılmaz ama en azından bu tavır için takdir edilebilir. Sonradan eklenenlerden Talk Tonight ve Acquiesce gayet başarılı uyarlamalar. Açılış Hello ise kapanış da tabii ki Champagne Supernova... Şarkı o kadar sağlam ki, coverlamak bile onu bozamıyor. Zaten aynı şeyi WonderwallDon't Look Back In Anger, Roll With It veya Morning Glory'nin herhangi bir şarkısı için de söyleyebiliriz. Tesadüfen Yumi Zouma adlı Yeni Zelandalı bir synthpop grubunun da 2017'de Morning Glory şarkılarını coverladığı bir albüme rastladım. Adams kadar iyi değillerdi belki ama yine de farklı bir tecrübeydi. Müzisyenlerin bu şarkıları neden yeniden söylemek istediklerini anlıyoruz. Karaoke barlarda, duşta, kırda, bayırda biz de söylemek istiyoruz onları. Çünkü söylensin diye yaratılmışlar. O kadar "geniş zaman" ürünü şarkılar ki, her ortama, her duyguya denk versiyonlarını da duymak istiyoruz.

1. Hello
2. Some Might Say
3. Hey Now
4.  Cast No Shadow
5. She's Electric
6. Talk Tonight
7. Don't Look Back in Anger
8. Headshrinker
9. Morning Glory
10. Roll With It
11. Acquiesce
12. Rocking Chair
13. Wonderwall (2023 Version)
14. Champagne Supernova

11 Nisan 2023 Salı

Oasis - (What's The Story) Morning Glory?

 
Huzurlarınızda gelmiş geçmiş en iyi Britpop, gelmiş geçmiş en iyi 90'lar, gelmiş geçmiş en iyi Tüm Zamanlar albümlerinden biri olan 1995 tarihli (What's The Story) Morning Glory?... Sahibi Oasis de çeşitli otoritelerce gelmiş geçmiş en iyi İngiliz gruplarından biri olarak gösterilmekte. Öyle ki Oasis'in Blur gibi kıytırık bir gruptan, The Beatles gibi bir efsaneye kadar çeşitli gruplarla mukayese edilmeye başlanmasının müsebbibi de bu albümdür. Tabii 90'ların ortasındaki internetsiz, sosyal medyasız ortamda tabloid gazetelerin gazlamaları kamuoyunun üzerinde çok etkiliydi. Noel ve Liam Gallagher kardeşlerin çılgınlıkları ve kavgaları da ilgiyle izleniyordu. 1991'de Manchester'da kurulan, 1994'teki ilk albümleri Definitely Maybe ile patlama yapmak denen şeyi yaşayan Oasis, ikinci albüm (What's The Story) Morning Glory? ile dünya çapında ticari başarıya ve şöhrete kavuştu. Hatta ticari başarıyı temel almayan bazı eleştirmenler tarafından bile beğenildi. Definitely Maybe'nin hakkını teslim etmekle birlikte, en iyi albümlerinin Morning Glory olduğunu söyleyenlerin (biri de benim) sayısı da hiç az değil. Morning Glory hariç, Oasis benim için tek tük şarkılardan ibaret bir grup oldu her zaman. Onu bir albüm olarak bağrıma basmakla kalmadım, pek çoklarının yaptığı gibi kendi kendime 90'ların en iyilerinden biri ilan ettim. Kaseti yıllar boyunca elimden düşmedi. Eskittiğimi düşündüm, bir daha aldım. CD çıkınca onu da aldım. Şimdi ise dijital ortamlarda birkaç tıkla erişebileceğim yakınlıkta. Hiç eskimedi, hiç yaşlanmadı.

Morning Glory, Gallagher biraderlerin taptığı The Beatles'ın basit ve catchy şarkı yazma formüllerinin izinden giden şarkılarla dolu bir albüm. Aslında Oasis müziğinin genel formülü böyle. Hatta yanlış hatırlamıyorsam Noel sık sık bazı araklama suçlamalarıyla karşılaşıyordu. Tabii The Beatles ve Oasis müziğini yan yana koyanlar ilk bakışta ne denmek istendiğini anlamayabilirler. Grubun şarkılarını yazan büyük kardeş Noel, özellikle İngiliz retro, punk, mod, merseybeat (beat müziğin daha melodik versiyonu) kalıplarını modern alternatif rock ajandasına uyarladığında bu eski usül soundun hem belli kalıplarda kalmasını, hem de modernleşmesini sağladı. Britpop denilen şeyin varlığı da böyle özetlenebilir. Ama Oasis, muadillerine nazaran daha sert, bluesy, garage, bazen noise rock, hard rock bölgelerinde fink atan bir grup oldu. Britpop'un sert ve cool yüzüydü. Var olan türlerden derleme bir kendine özgülük sağlayabildi. En azından Morning Glory döneminde. Orta tempoda, cayır cayır gitarlar hakimiyetinde, akılda kalıcı nakaratlarla rotalarını oluşturdular. Lirikler çok da önemli sayılmazdı. Önemli olan Liam'ın onları nasıl söylediğiydi. O da sanatsal kaygılardan uzak, detone kalmaktan korkmadan bıçkın delikanlı edalarıyla söylüyordu. 2016 tarihli Oasis: Supersonic belgeselinde Gallagher kardeşlerin Oasis serüvenine daha yakından bakmak isteyebilirsiniz. Belki de istemeyebilirsiniz. Zira ilk dönemlerde çok iticiler. Noel nispeten daha olgun ama yetenek özürlü Liam hala itici bana kalırsa.


Albümün ilk teklisi Some Might Say olmasına rağmen Oasis adını ilk kez Roll With It ile duydum ve hastası oldum. Uzun süre onu grubun ilk şarkısı, Morning Glory'yi de ilk albümü sandım. Definitely Maybe bende yoktu. Aslında hala yok. Dinledim ama hatırlamıyorum, sıfır! Çok da dert etmiyorum çünkü Oasis, başka albümlerdeki birkaç şarkıyı da kulübe dahil edersek benim için (What's The Story) Morning Glory? demek. Roll With It gibi harikulade bir hitin tek seferlik olduğunu sanırken Wonderwall çıkageldi ve Oasis'e daha bir dikkat eder olduk. Wonderwall öyle zamansız bir hit, öyle kendiliğinden bir duruş, öyle güzel bir müzik parçası ki, britpop marşları arasında gösteriliyor olmasından çok daha fazlasına sahip. Kaseti için verilecek parayı sonuna kadar hak etmesini sağlayan bu iki şarkı sonrasında kaseti aldığınızda albüme adını veren, inanılmaz bir Morning Glory'ye rastlıyordunuz. 90'larda sizi duvardan duvara vuran çok fazla iyi şarkı vardı. Bunlardan biri olan Morning Glory de duyar duymaz "işte albümün lideri bu şarkı" diyebileceğiniz türde hırçın, enerjik, karizmatik, kafalardaki "rock yapan iki gerzek kardeş" imajını yerle yeksan eden kocaman bir şarkıydı. Üzerinden geçen 28 yıla rağmen hala öyle. Kasetin A yüzünü bitiren Hey Now! ve B yüzünü açan Some Might Say tıpkı diğer favorilerim gibi ilk dinlediğimde kaç yaşındaysalar o yaştalar. Ya da çok iyi yaşlanıyorlar. Fazla İngiliz bulduğum Don't Look Back In Anger ve her seferinde daha kısa olmalıydı dediğim Paul Weller katkılı Champagne Supernova bile yıllar içinde sözlerini mırıldandığım, tempo tuttuğum olgun şarkılara dönüştüler.

(What's The Story) Morning Glory? dünya çapında 22 milyon kopya satmış. Satmaya da devam ediyor. Ben plağını alacağım mesela. Bir sürü "best-selling albums of all time" listesinin olduğu kadar "best albums of all time" listesinin de gediklisi. Hatta şaşırdığım güncel bir istatistiğe göre sırasıyla Greatest Hits (Queen), Gold: Greatest Hits (ABBA), Sgt. Pepper's Lonely Hearts Club Band (The Beatles), 21 (Adele) albümlerinin ardından İngiltere’nin en çok satan 5. albümü Morning Glory olmuş. Beşten sonra Thriller, Dark Side Of The Moon, Brothers In Arms falan geliyor. Hani çok satmak marifetlerin en büyüğü müdür, değil. Ama üzerinden on yıllar geçtikten sonra bile çok satmak büyük marifettir. She's Electric'te With A Little Help From My Friends (The Beatles), Don't Look Back In Anger'da Imagine (John Lennon) Morning Glory'de The One I Love (R.E.M.) şarkılarından alınan ilhamın birer Oasis şarkısına dönüştürülme becerisinde Noel Gallagher'ın ustalığı su götürmez. Gerçi benzer ilhamları başka şarkılar için de almışlığı var. Ama Morning Glory 1995 yılına göre çok yeniydi ve haliyle sonradan gelenlerle iş giderek monotonlaşmaya başladı. Liam'ın sorumsuzlukları, Noel'in alttan almayışı, mahkemelik olmalar, konser iptalleri derken 2009 yılında Oasis nihayet dağıldı. Liam, Oasis'ten sağ kalanlarla Bready Eye diye dandik bir grup kurup iki albüm sonra sıkıcı solo kariyerine başladı. Noel ise Noel Gallagher's High Flying Birds adlı grubuyla daha kaliteli işler yapıyor. Hayat kardeşler için devam ediyor. 28. yılına merdiven dayamış (What's The Story) Morning Glory?'nin şanı da öyle.

1. Hello
2. Roll With It
3. Wonderwall
4. Don't Look Back in Anger
5. Hey Now!
6. [untitled] (Swamp Song Excerpt #1)
7. Some Might Say
8. Cast No Shadow
9. She's Electric
10. Morning Glory
11. [untitled] (Swamp Song Excerpt #2)
12. Champagne Supernova (with Paul Weller)

31 Mart 2023 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Mart 2023)

LANNDS - Music for the Future
Yıl: 2023 ABD
Tür: Indietronica, Psychedelic Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Fortune"
Depeche Mode - Memento mori
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Synthpop, Darkwave
"F" Rate: 3/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ghost Again"

Tanukichan - Gizmo
Yıl: 2023 ABD
Tür: Indie Rock, Noise Pop, Shoegaze
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Like You"
Stein - The Lost Horse
Yıl: 2023 İsrail
Tür: Surf Rock, Spaghetti Western
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Quicksilver"
3Phaz - Ends Meet
Yıl: 2023 Mısır
Tür: UK Bass, Hard Drum
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Labash"
Altın Gün - Aşk
Yıl: 2023 Hollanda/Türkiye
Tür: World, Funk, Psychedelic
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Su Sızıyor"
Furious Monkey House - Oneiric
Yıl: 2023 İspanya
Tür: Alternative Pop, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mesmerism"
Madonna - True Blue
Yıl: 1986 ABD
Tür: Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Open Your Heart"
Modu - Odyssey
Yıl: 2023 İngiltere
Tür: Drum & Bass, Jungle
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Airwalker"
Fly by Midnight - Fictional Illustrations
Yıl: 2023 ABD
Tür: Synthpop, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Why My Love (Ain't Enough)"
Iron Maiden - Piece of Mind
Yıl: 1983 İngiltere
Tür: NWOBHM
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Trooper"
Bruce Dickinson - Accident of Birth
Yıl: 1997 İngiltere
Tür: Heavy Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Accident of Birth"
Hot Action Cop - Hot Action Cop
Yıl: 2003 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Goin' Down on It"
The Soul Motivators - Do It Together
Yıl: 2023 Kanada
Tür: Funk, Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Jim Nasty"
Pollo Del Mar - Speed of Dark
Yıl: 2023 ABD
Tür: Surf Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Speed of Dark"
Metallica - Past Magnetic
Yıl: 2008 ABD
Tür: Trash Metal, Compilation
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Enter Sandman"
Kolektif İstanbul - Kısmet
Yıl: 2021 Almanya
Tür: World, Folk, Funk, Jazz
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pirinsko Köçek"

Daikaiju - Phase 3
Yıl: 2023 ABD
Tür: Surf Rock, Surf Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Magic Wanda"
The New Division - Modern Life
Yıl: 2023 ABD
Tür: Synthpop, New Wave, Electronic
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nosedive"

Pink Floyd - The Dark Side of the Moon
Yıl: 1973 İngiltere
Tür: Progressive Rock, Psychedelic Rock, Art Rock
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Time"

27 Mart 2023 Pazartesi

Zålomon Grass - Space Opera

 
İspanyol üç müzisyenden kurulu Zålomon Grass, Space Opera adını verdikleri ilk albümleriyle kulağımızın pasını silmeye talip bir grup. Zira o kulakları paslandıran bir sürü içi çürümüş grup ve albüm kaynıyor ortalık. Zålomon Grass gibi cool bir ismi, hele de nefis albüm kapağını görünce kayıtsız kalamayıp dinlediğimde o kuru kalabalık içinde ışıl ışıl parladığını görmek hiç zor gelmedi. Space Opera için "en yoğun insan duygularının merkezine ulaşmak için yakın galaksiler boyunca yapacağınız bir yolculukta denizcilik alegorilerinin size eşlik edeceği zamansız bir estetik ve ses bütünü" gibi afili cümleler gördüm. Tahmin edileceği gibi Space Opera bir konsept albüm. Alevler içindeki gemiler, gök gürültülü fırtınalar, otoritenin kötüye kullanılması, isyanın eşliğindeki mürettebat vs. kulağa sıkı bir hikaye gibi geliyor. Hikayesini tam olarak anlamadım ama zaten orada değilim. Albümün müzikal konsepti bundan çok daha fazlasını vaat ediyor. Blues ve psychedelic rock ekseninde, vintage ve cosmic blues'un kanatları altında hacimli bir hard/stoner rock'tan söz ediyoruz ki bu şahane bir karışımdır. Yine de iyi şarkılar yazmazsanız bu karışımın da, yapılan jam'lerin de bir kıymeti kalmaz. İşte Zålomon Grass'in iyi şarkılar yazdığını, gitar, bas, davul üçgeninde güçlü bir özgürlükle, olgun bir disiplinle jam yaptıklarını söyleyeceğimiz yer tam da burası. Dinlerken bize pek çok ismi hatırlatıyorlar. Onların çoğu da 70'lerin şimdiye olan ustalıklı izdüşümleri. Kısacası lirik olarak ortaya koydukları konsept kadar, müzik olarak da klasikten progresife genişleyen belli bir konsepte sahipler.

8 şarkılık albümde ilk etapta en çok dikkatimi çekenler, kütür kütür blues rock duruşlarıyla Cosmic Relief, The Drill ve All Hands On Deck oldu ki, bunlar zaten albümün ilk üç şarkısı. İkinci etapta da hiç vakit kaybetmeden Heard It On The News, Groove To Prove, Harder To Rise, Don't Let Me Go Down (Space Opera) ve Too Late Now bunlara katıldı ki, bunlar da albümün tamamı eder. Detaya girersek, Cosmic Relief'in liderlik vasıflarından, The Drill'in karizması ve yakışıklılığından, Heard It On The News'ün özellikle Led Zeppelin'e duyduğu saygıdan, Harder To Rise'ın 80'ler ve 90'lar hard rock baladlarına duyduğu sevgiden, Too Late Now'ın Bo Diddley'e uzanan geleneksel blues olgunluğundan bahsedebiliriz. Grubun gitar ve vokallerinden sorumlu Gabriel McKenzie, öyle ayrıksı bir sesi olmasa da gitarıyla çok acayip işler çıkarıyor. Basçı David Ross istisnasız her şarkıya fark edilir imzalar atıyor. Davulcu Mauro Comesaña'ya sanki anafikri verseniz tüm şarkıyı tek seferde çıkaracakmış gibi bir olgunluk hakim. Comesaña demişken, kendisi yine Galiçyalı bir blues rock grubu olan The Soul Jacket'ın da davulcusu olarak görünüyor. Bu grubun da çok iyi puanlar almış 6 albümü var. Bunlardan sadece 2021 yılına ait Let Me Stand'i dinlemiş, 6/10 vermişim. Hiç de hatırlamıyorum. Şayet Zålomon Grass'in genleri veya Galiçya'nın havası suyu onlarda da mevcutsa 2012-2022 arasındaki 10 yıllık süre içinde çıkmış bu albümleri de elden geçirmek gerekecek. Neticede grubun üç üyesi de gitar, bas, davul klasik üçgeninde o kadar yetkinler ki, tadına doyum olmayacak bir Zålomon Grass kariyerini izlemek çok keyif verecek gibi duruyor.

1. Cosmic Relief
2. The Drill
3. All Hands on Deck
4. Harder to Rise
5. Heard It on the News
6. Too Late Now
7. Groove to Prove
8. Don't Let Me Go Down (Space Opera)

20 Mart 2023 Pazartesi

Metallica - Metallica

 
Metallica markasıyla ilk karşılaşmam, aynı yıl kaset olarak piyasaya çıkan 1987 yılına ait The $5.98 E.P.: Garage Days Re-Revisited adlı EP sayesindeydi. Yani sadece bir EP bana Metallica'yı ve trash metal'i sevdirmişti. Hard rock, heavy metal, glam gibi dönemin popüler rock formlarından çok başka bir tınısı olan trash metal, sert ve çiğ bir matematikle metal müziğin ne denli eksantrik olabileceği yönünde sıkı bir uyanıştı benim için. İşi daha tam özümsemeden, başka kimler bu müzikte neler yapmış anlayamadan 1988'de ...And Justice For All efsanesi piyasaya sürüldü. Yani trash metal'in ne olduğunu ben ve benim gibi pek çok insan ilk defa Metallica'dan gördü. Çok acayip bir deneyimdi. Böyle bir albümü, hele de yılların eskitemediği One gibi bir trash metal klasiğini tam zamanında deneyimlemiş olmak bir parça şanslı da hissettiriyor. Tabii ondan sonra tersine bir dönüş başladı ve Kill 'Em All (1983), Ride The Lightning (1984), Master Of Puppets (1986) gibi otoritelerin hala en iyi Metallica albümleri saydığı karanlık dönemlere gittik. Bu albümler bize metalin uç noktalarına, death, black, progressive sularına girme cesareti verdi. Evet, 80'lere damgasını vurmuş bu ilk dört albüm Metallica'nın altın çağıydı kesinlikle. Yine bazı otoritelerce o yıllar sadece Metallica'nın değil, trash metal'in kuruluş ve gelişme dönemiydi. 70'lerin efsanelerinden sonra 80'lerde rock müziğin "hard" kalmış versiyonundan trash versiyonuna geçişteki ilk tampon bölgenin adıydı Metallica... Şimdi pek de sert gelmeyen bu müzik, o yıllarda kulakların kirini pasını almaya birebirdi.

90'lar Metallica için farklı başladı. Zaten asıl konumuz da bu başlangıç. 12 Ağustos 1991'de piyasaya sürülen 5. stüdyo albümü Metallica (halk arasındaki adıyla The Black Album), birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bir kere grup en baştan albümün yapımcılığını Bob Rock'a emanet etti. Mötley Crüe'nün 89 tarihli Dr. Feelgood albümündeki yapımcılığından etkilenen grup, Mötley Crüe, Bon Jovi, Aerosmith, The Cult, Bryan Adams, The Offspring, David Lee Roth ve daha nicelerinin yapımcılığını üstlenmiş Bob Rock'ı işe alınca, trash metale alışmış Metallica fanatiklerinin tepkisini çekti. Zira bu isimlere bakarak grubun yumuşayacağından endişe duyuluyordu. Nitekim öyle de oldu. Bu camiada sertlik ve hız, çok şey demekti. Metallica'yı saç sprey hard rock ve glam yapan gruplarla bir tutamazdınız. Ama The Black Album, acayip istatistikler elde etti. Dünya çapında en çok satan albümlerden biri oldu. Sadece Amerika'da 16 milyon kopya sattı. Billboard 200 listesinde Dark Side Of The Moon gibi efsanelerin ardından en uzun süre kalma başarısı gösterdi. Halen Rolling Stone dergisinin "The 500 Greatest Albums Of All Time" listesinin 235. sırasında vs... The Black Album, Bob Rock tercihi ve onun getirdiği bazı tavizler sebebiyle ilk beş albümden hem farklı, hem de ortak yanlara sahip bir albümdü. ...And Justice For All sonrası şöhretine şöhret, hayranlarına hayran katan grup, almış olduğu bu değişim kararıyla bir yandan kemikleşmiş fanlarını öfkelendirdi ama öte yandan yeni hayran kitleleri kazandı. Bu yeni kitlenin bir ferdi olarak The Black Album'ü gururla en sevdiğim Metallica albümleri arasında saydım her zaman.


The Black Album'ün çıktığı yıl yarattığı infial unutulmaz. Özellikle peşpeşe hayatımıza giren Garage Days EP ve ...And Justice For All sayesinde Slayer, Sepultura, Testament gibi keşiflerde bulunup bu müziğe uzun mesailer harcadık. Yeni Metallica albümünün neler getireceği, o dönem dünyanın en önemli meselesiydi. Şahsen blues rock kökenli hard rock ile olan seviyeli birlikteliğim sebebiyle her iki kanada olan yakınlığım bende bir metal yobazlığı yaratmamıştı. Aynı heyecanla olmasa da yeni Bob Dylan veya Madonna albümlerini de bekliyordum. Enter Sandman inanılmazdı. Hala da öyle. Adeta The Black Album'ün özeti gibiydi. Bir yandan eski trash geleneklerini sürdürüyor, bir yandan daha hard rock tipte bir "killer riff", nakarat, gitar solo bileşimini bu sert gelenekselliğe ustaca entegre ediyordu. Enter Sandman radyolarda çalındı, videosu MTV'de dönüp durdu, milyonlarca kopya sattı, Metallica'nın dünya çapında tanınmasında büyük etkisi oldu. Aslında bu bir Bob Rock başarısı da sayılabilir. İşin teknik, mühendislik, mutfak kısmından anladığı gibi, pazarlama ve reklam kısmını da çok iyi biliyordu. Piyasada hard rock'a olan yoğun talebi, biraz da risk alıp trash ile buluşturarak iki tarafın ortak paydada buluşabileceği bir zemine taşımak istiyordu. Bunda başarılı da oldu. Tabii bu ortak paydayı en başta Metallica'nın kendisi talep etti. Mötley Crüe'nün Dr. Feelgood albümlerini çok beğenen grup, Bob Rock ile çalışarak olacakları görmek istiyordu. Böylece The Black Album dinleyiciyi ikiye, hatta üçe böldü.

Koyu trash metalciler albümü topa tuttu. O dönem popülerliğin zirvesini yaşayan hard rock pastasından pay almak istedikleri iddia edildi. Öte yandan rock türleri arasındaki bu kaynaşmadan memnun olan ve sertliği melodik hamlelerle dengeleyen çağdaş bir dinleyici kitlesi albümü çok sevdi. The Unforgiven ve Nothing Else Matters gibi hard rockçıların çoğunun bile başaramadığı iki dev balad yapmaları, Sad But True gibi daha o dönem ortada olmayan alternative metal'in ilk örneklerinden biriyle dillere marş olmaları, ...And Justice For All ile gruba dahil olan başçı Jason Newsted'in iyice ortama alışması gibi daha pek çok sebepten dolayı kalitesini ortaya koyan albüm, ticari olmanın bazı grupları vasatlaştırıcı etkilerinden sıyrılmış görünüyordu. ...And Justice For All ile trash ve heavy metal kitlesini zaten genişletmişti. The Black Album ile daha popüler mecralara girip Bon Jovi, Cinderella, Aerosmith hayranlarından da alabildiği kadar aldı. Fakat bazı yapısal değişimlere, melodik yönelimlere rağmen geçmişini ve aslında özü olan trash sertliğini asla bırakmadı bu albümde. Şimdiye dek adını andığımız şarkılarla birlikte single olarak çıkan Wherever I May Roam, bu yeni ve "ticari" Metallica'nın markalaşmış şarkıları arasına girdiler. Ama albümdeki Holier Than Thou ve Through The Never gibi iki lokomotif şarkının hakkı bunlar kadar verilmemiştir diye düşünmüşümdür hep. Onun haricinde, Don't Tread On Me'ye ve kısmen de The Struggle Within'e nedense diğerleri kadar demli çay muamelesi yapamadım ama olsun. Onlarla veya onlarsız The Black Album'ün kalitesi yıllar geçse de hiç değişmedi.

Kingdom Come (Kingdom Come), Sonic Temple (The Cult) gibi hala elimden düşürmediğim mükemmel albümlerin yapımcısı Bob Rock, bu albümde de yapacağını yapmış, birkaç unutulmaz hit ve türlü mühendislik hamleleriyle trash metal gibi bir türe ticari ve vizyon ayarı çekmeyi, bunu yaparken de kaliteyi korumayı başarmıştı. Tabii Metallica izin vermese bunların hiçbiri olmazdı. Albümün 30. yılı şerefine 2021'de çıkarılan, 4 disk, 53 yorumdan oluşan The Metallica Blacklist adlı cover albümde The Black Album'ün 12 şarkısını indie, punk, pop, elektronik, hip-hop, world, country gibi farklı formatlarda duyuyoruz ki, o vizyonun farkına varmış milyonlarca müzisyen ve dinleyici için 91 ruhunun tadı hep bir başka olmuştur. Hem bu cover albüm, hem de Metallica'nın Load, Reload, St. Angel diye yavaş yavaş albüm disiplininden uzaklaşıp hit çıkarmaya heveslenen, sonra da onu bile beceremeyen kariyeri hakkında uzun uzun yazmak isterdim. Ama The Black Album'e ayrılmış bir kulvara başka şeyleri sokmanın bir alemi yok. Metallica'nın çok büyük, çok donanımlı bir hayranı değilim. Hatta şu meşhur Napster olayından itibaren özellikle Lars Ulrich'ten nefret bile ediyorum. James Hetfield'in efsane vokallerini az taklit etmedik. Jason Newsted ayrıldıktan sonra işleri pek yolunda gitmedi. Kirk Hammett adamdır vs. Albümün 10. yılı olan 2001'de çıkan 50 dakikalık Making Of The Black Album belgeselinde albüm sürecine dair ilginç detaylara da ulaşabilirsiniz. Sonuç olarak Metallica külliyatının en klas albümlerinden biri olan The Black Album, belki de grup üyelerinin söylediği gibi kendi Dark Side Of The Moon'larıdır. Ama ben onu "uyandırılmış" bir canavara benzetmişimdir hep.

1. Enter Sandman
2. Sad but True
3. Holier Than Thou
4. The Unforgiven
5. Wherever I May Roam
6. Don't Tread on Me
7. Through the Never
8. Nothing Else Matters
9. Of Wolf and Man
10. The God That Failed
11. My Friend of Misery
12. The Struggle Within

9 Mart 2023 Perşembe

Insomnium - Anno 1696

 
Death metalin en sevdiğim gruplarından Finlandiyalı Insomnium hiç kötü albüm yapmıyor. En son 2011'de çıkan One For Sorrow adlı 5. albümlerine çok yükselmiş, ondan sonra yaptıkları üç albümün de bende kemikleşmiş Insomnium sevgisini pekiştirdiğini bir kez daha anlamıştım. Anno 1696 grubun dört yıl aranın ardından çıkardığı 9. albümü. O da yanıltmadı ve yine neresinden tutsak mest eden epik bir konsept etrafında sevenlerini topladı. "Melodic Death Metal" başlığı altında toplanan ve progressive, doom, black, folk, symphonic metal flörtlerinden oluşan müzikleri hala formunda. 1997'de kurulup albüm kariyerine 2002'de başlayan grubun başarısı sadece bu karışımı gerçekleştirmiş olmasından değil, bu karışımı özenle yazılıp tasarlanmış şarkılarla buluşturmasından kaynaklanıyor. Dindar veya faşist olmadıklarından emin olduğum grupların liriklerine pek dikkat etmiyorum. (Zaten dindar ve faşist grupları kimse dinlemesin.) Aslen müziğin uçurucu gücü daha önem kazanıyor benim için. O yüzden, konsept albümler yapmayı seven Insomnium'u konsept albüm moduyla dinlemiyorum. (Konsept albüm modu nedir onu da bilmiyorum.) Zira şarkılar birbirine bağlıymış duygusu yanında, bağımsız oldukları duygusu daha ağır basıyor. Anno 1696 da vokalist basçı Niilo Sevänen'in kısa hikayesinden uyarlanmış bir albüm. Yani bütün lirikler Sevänen'e ait. İskandinavya için çok zorlu bir dönem olan MS 1670'den 1700'e kadarki yıllarda kıtlık, nüfusun büyük bir bölümünü perişan etmişti. Öye yandan dini coşku sebebiyle çok sayıda kadın cadı avlarıyla korkunç şekillerde idam ediliyordu. İşte Anno 1696 bu karanlık dönemi hikayesine kaynak almış bir albüm.

Herhangi bir Insomnium albümünde ne ile karşılaşacağımı bildiğim halde her seferinde yeni materyallerle karşılaşacak olmanın konforunu kolay kolay her gruptan alamıyorum. Mesela beklediğim bir çok yeni albümden hiç memnun kalmadığımı da bilirim. Yeni Insomnium albümü çıkacak dendiğinde çok iyi olacağı biliniyor ama yine de o heyecana engel olunamıyor. Sertliği ve melodikliği kıvamında bir sound, güçlü vokaller, kaliteli albümler hep bu istikrarı besleyen unsurlar. Müzmin depresifliğini koruyup, onu istediği zaman öfkeye, hüzüne, korkuya, coşkuya dönüştürebilen, o depresyon ve karanlıktan bilgelik yaratan adamlar bunlar. Albümleri bittiğinde yine bu duygularla yoğrulmuş doyurucu bir epik film izleme haleti ruhiyesine bürünüyorsunuz. Artık belli türlerin üzerine yeni şeyler koymak zorlaştığında, güçlü müziğinizi ancak istikrarlı biçimde yeni albümlerle taçlandırdığınız ölçüde dinç kalabiliyorsunuz. Mesela 2023'te Anno 1696 değil de One For Sorrow (2011) veya Heart Like A Grave (2019) çıksaydı, başka bir benzetmeyle Anno 1696, şu anki haliyle Winter's Gate (2016) yerine piyasaya sürülseydi aradaki farkı anlamamız pek mümkün olmazdı. İşte bi, buna halk arasında kendini tekrar değil, "istikrar" diyoruz. Akustik girişli açılış parçası 1696, bu istikrarın, 50 dakika sürecek bu epik yolculuğun tüm bileşenlerini taşıyan, sinematik, sert ve bu sertliği kendi anlam bütünlüğü içinde ehlileştirmiş şahane bir temsilcisi. Dinleyicinin kendini bu yolculuğa hazırlaması için çok fazla çaba sarfetmesini gerektirmeyen bir tecrübe abidesi.


Albümün teklilerinden biri olan White Christ, içinde din eleştirisi olan hiçbir şeyi kaçırmayan Rotting Christ kurucusu Sakis Tolis'in brutal vokaliyle konuk olduğu şahane bir parça. Dediğim gibi, sözlere bakma gereği duymuyorum ama Tolis işin içinde olunca insan merak ediyor. Niilo Sevänen ve Sakis Tolis'in vokalleriyle adeta iki ekstra gitar katkısı verdikleri White Christ, metal camiasının 2023'teki en mühim birlikteliklerinden biri olarak göz kamaştırıyor. Hemen peşinden gelen Godforsaken'da yine bir konuk ağırlamış grup. Tam 7 albüm sahibi Fin şarkıcı Johanna Kurkela, folk ve pop karışımı müziğinden de anlaşılacağı üzere o billur sesiyle şarkının folk metal atmosferine renk, grubun karanlık sounduna az biraz ışık hüzmesi olmuş. 2015'ten beri Finlandiya metalinin bir başka devi Nightwish'in keyboard sorumlusu Tuomas Holopainen ile evli olan Kurkela, bu vesileyle de özel bir konuk. Albümün orta yerine konmuş bir bomba gibi patlayan Lilian ile vites yükselten Insomnium, dinamik, karizmatik, bir üzgün, bir kızgın, ama daha çok kızgın ruh halindeki albümün en klas şarkılarından The Witch Hunter'ı gururla sunuyor. Bir Insomnium best of albümü yapılsa (yapılmasın, isteyen albüm albüm dinlesin) bu parçanın yeri garanti sanki.

The Witch Hunter'ın enerjisinin ardından sanki bir parça yorgun düşmüş kulaklara şifa niyetine, bir Insomnium geleneği olarak akustik The Unrest'i görüyoruz. Bu geleneği genellikle enstrümantal ve biraz daha kısa olarak yapmasının aksine bu defa death metal vokalinin o akustiğe uyumlu fısıltılı haliyle seslendiren Niilo Sevänen, gitaristler Ville Friman ve Jani Liimatainen'in "clean" vokalleriyle üç buçuk dakikalık bir dinginlikle albümün kapsamını genişletiyorlar. Yedi dakikanın üzerindeki iki şarkı Starless Paths ve kapanıştaki The Rapids, grubun death metal tabanlı progressive ve senfonik ustalığını tüm yönleriyle sergilerken, bir Insomnium albümünün daha sonuna geliyoruz. Her Insomnium albümü melodic death metal türünün dersi niteliğinde olgunluklarla dolu görünüyor bana. Her dinleyişte başka detayların keşfi, aradan geçen süre sonrasında tekrar dönüşlerde unutulmuş olanların yeniden hatırlanması ve bunun verdiği coşku, tutku, kaygı ve epik karanlıklar. Dokuz güne dokuz Insomnium albümü dinlemek, bunu yaparken başka hiçbir işle uğraşmayıp tamamen dikkatimi onlara vermek gibi bir planım var. Bir yandan da örüntüye bakarsak en az üç yıl sonra gelecek 10. albümlerinin hayalini kurmak.

1. 1696
2. White Christ (feat. Sakis Tolis)
3. Godforsaken (feat. Johanna Kurkela)
4. Lilian
5. Starless Paths
6. The Witch Hunter
7. The Unrest
8. The Rapids