14 Kasım 2009 Cumartesi

Chickenfoot - Chickenfoot


Joe Satriani dünyanın yaşayan en iyi gitaristlerinden birisi, olağanüstü bir gitar gurusu, hocaların hocası. Sammy Hagar solo kariyeri dışında özellikle 20 senesini verdiği Van Halen’ın vokalisti olarak tanınan engin bir tecrübe. Keza o da yaşayan en iyi hard rock seslerinden birisi. Michael Anthony de 30 senesini Van Halen’da geçirmiş saygın bas gitaristler arasında yer almakta. Chad Smith ise 1988’den beri Red Hot Chili Peppers’ın kıvrak, oynak, şakrak ve en mühimi sapına kadar alternatif rock sounduna şekil veren süper davulcusu. Yıllar öncesinde bu dörtlü bir grup kurup albüm çıkaracaklar dense milletin aklı yerinden fırlardı. Şimdi fırlamıyor mu? Belki eskisi kadar değil. Çünkü devir değiştikçe, onları devirenlerin de kendilerini değiştirmeleri bekleniyor. İliklerine kadar hard rock’a bağlı dinleyiciler ise devir değiştikçe değişmeden hep aynı kalabilmiş isimlere romantik bağlarla daha sıkı tutunuyorlar.

Evet bu dörtlü 2008’de bir araya geldi, 2009’da da albüm yaptı. Chickenfoot adını verdikleri proje, proje olarak gerçekten tüyleri diken diken eden türden. Artık bu alemde bir isim yapmışsanız, el verdiğiniz bu tür yan uğraşlar fena halde kıymete biniyor. Özellikle Satriani-Hagar birlikteliği, 80’ler hard rock’ından başlayıp, 90’lar grunge’ından zarar görmemiş mantaliteleri öylesine heyecanlandırmıştır ki, bu heyecan biraz da gerçekleri görmenin önünde ciddi engel teşkil edecek denli kör edicidir. 80’ler veya 90’larda ancak birbirlerinin sololarında bir parçalık konuk olarak görünebilecek bu isimler, günümüzde komple bir albüm için sıfırdan bir grup kuracak kadar ufuklarını genişletmişlerdir. Farklı bir bakış açısıyla, değişen devire ayak uydurmayı bir türlü beceremeyen Amerikan hard rock türünü canlandırmaya, değişik sentezlere yönelmiş bir zamanların sadık hayran kitlesini yeniden tavlamaya yönelik nostaljik arayışlar olarak da yorumlanabilir. Benim görüşüm tamamen ikincisi yönünde. Tamam, zamanında hard rock trenine binmiş, hâlâ da belli albümlerden sadık bir köpek gibi kopamamış benim gibi dinleyiciler için bu müziğin sürekli kendini tekrar ediyor olmasında bir sakınca yok. Fakat o tekrar edilişin blues çaplarında bir dokunulmazlığı da yok.

Peki neden? Tüm o muhteşem enstruman ve vokal hakimiyetinde aranılan duygu yoğunluğunun çizdiği rota bir yerden sonra artık sizi hep aynı mekâna götürüyor. Mesela Sexy Little Thing gibi eski model bir hard rock hâlâ o günlerin ateşinin sönmemiş olduğunu hatırlatıyor ama geriye fazla bir şey kalmıyor. Meraba, meraba! Artık kaliteleri tartışma götürmeyecek bu dört insanın oynadıkları atın Chickenfoot olması çok acı. Belki o gözlerini gönüllü kör etmiş hard rock neferleri için bir nimet olabilir ama işe duygularını bir kenara bırakarak bakmasını bilen gözlerin önünde doğru dürüst hiçbir şey yok bana göre. Tabi Sexy Little Thing’in hakkını asla yemem o başka! “Koca koca adamlar hala Sexy Little Thing, Oh Yeah, My Kinda Girl gibi şarkılar yazıyorlar” düşüncesi de oluşmuş olabilir. Yine de benim açımdan mesele o adamların bu şarkıları ismen olmasa da cismen bir yerlere ulaştırmaya gayret etmeleri olmalı. Yani bu adamlar vokalde, gitarda, basta, davulda bu kadar usta iken ve bu ustalıklarını bu albüme de koymuşken neden geleceğin efsanesi olmaya namzet şarkılar yazmak için kıllarını kıpırdatmazlar?


Sammy Hagar’ın artık kült olmuş duygu yüklü çığlıkları, Satriani’nin her yola gelen cıva gibi gitarı bu kadar kıvamındayken, Chad Smith gibi bir adamı da davulun başına geçmesi için kafalamışken (Hagar-Satriani isimlerini yan yana duyunca kafalanmayacak davulcu tanımıyorum zaten!) neden böyle sıradan bir albüm çalınır ki? Ne bekliyordun diye soranlara söyleyecek laflar hazırladım. Ama beklediğim şeye bunca yıllık tecrübeleriyle onlar karar verecekti. Meğer o tecrübe, anlaşılmaz bir şekilde sadık hard rock’ın tek bir rotası olduğunun (başka bir deyişle yerinde saymanın) edebiyatını yapıyormuş. Bekliyorsunuz ki ergenliklerinde bu müziğe gönül vermiş şimdinin genç hard rock müzisyenlerine son nokta ayarlar verecekler. Mümkün değil! Hatta utanmadan şunu söyleyeyim: Oturduğu yerden şu tavuk ayağına hak ettiği ayarı verecek birkaç genç grup duydum ki, her şeyin iyi vokal-bas-gitar-davul dörtlüsünden ibaret olmadığının, bir beşinci elemente her zaman ihtiyaç olduğu gerçeğini anlamanın kanıtıdır kendileri. Gönül isterdi ki, Satriani albümlerinin öldürücü riffleri ve hisli akustik tadı, Red Hot Chili Peppers’ın funk rock baharatları, Van Halen’ın 5150 veya OU812 albümlerindeki kaymak gibi hard rock bestelerinden izler taşısın Chickenfoot

Sexy Little Thing’i yalarım, yerim, yutarım ama geri kalan 10 şarkının bir daha yüzüne bile bakmam büyük ihtimalle. Değmez çünkü. Sammy Hagar’ın gittiği her yere götürdüğü, Van Halen ile daha da belirginleşen geri vokal anlayışı sadece Van Halen’da kulağıma hoş geliyormuş. Satriani de uzunca bir süredir solo albümleriyle kabız ediyordu beni. Dünyanın en iyi gitaristlerinden biri olması, yetiştirdiği öğrencilerinin bile hard rock’a yön verir nitelikte ustalaşması bir yana, 92 tarihli The Extremist harikasından beri yana yakıla dinlediğim bir Satriani albümü olmadı şimdiye kadar. Chickenfoot organizasyonu da bir şeyleri değiştirecek ümidiyle ortaya çıkıp, ikinci sınıf bir rock birleşmesinden öte anlam taşımıyor benim için. Sanal âlemde Chickenfoot albümüyle ilgili “gelmiş geçmiş en iyi rock albümlerinden birisi!” ile, “şu albüm gösteriyor ki hard rock ölmüş arkadaş!” arasında seyreden binbir türlü yorum var. Hard Rock’ı öldürmek öyle kolay değil. Ama ona en çok sahip çıkmasını umduğunuz adamlar “Chickenfoot” diye ortaya atılınca “bırakın bu ayakları” diyesi geliyor insanın.

1. Avenida Revolution
2. Soap on a Rope
3. Sexy Little Thing
4. Oh Yeah
5. Runnin' Out
6. Get It Up
7. Down the Drain
8. My Kinda Girl
9. Learning to Fall
10. Turnin' Left
11. Future in the Past

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder