31 Ağustos 2011 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2011)

Baby Woodrose - Mindblowing Seeds and Disconnected Flowers
Yıl: 2011 Danimarka
Tür: Psychedelic Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Flaminica"





The Outfield - RePlay
Yıl: 2011 ABD
Tür: Pop/Rock, AOR
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "New York City"






Jeff Buckley - Sketches for My Sweetheart the Drunk
Yıl: 1998 ABD
Tür: Singer/Songwriter, Alternative Rock
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "New Year's Prayer"





Lykke Li - Youth Novels
Yıl: 2008 İsveç
Tür: Singer/Songwriter, Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I'm Good I'm Gone"






Ursula 1000 - Mondo Beyondo
Yıl: 2011 ABD
Tür: Electronic, Pop Funk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mondo Beyondo"






Liz Phair - Liz Phair
Yıl: 2003 ABD
Tür: Singer/Songwriter, Pop/Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Extraordinary"






Midival Punditz - Music from the Film "Let's Enjoy"
Yıl: 2007 Hindistan
Tür: Electronic, Bhangra
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kesariya Balaam"





Red Hot Chili Peppers - I'm With You
Yıl: 2011 ABD
Tür: Alternative Rock, Pop/Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Goodbye Hooray"





The Del Moroccos - Blue Black Hair
Yıl: 2008 ABD
Tür: Rockabilly, Garage Rock Revival
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Baby Doll"





Rose Hill Drive - Moon Is the New Earth
Yıl: 2008 ABD
Tür: Hard Rock, Stoner Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sneak Out"






Primus - Green Naugahyde
Yıl: 2011 ABD
Tür: Funk Rock, Experimental Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lee Van Cleef"





Sa DingDing - Harmony
Yıl: 2010 Çin
Tür: Folk Pop, Pop, Chinese Traditional Music
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ha Ha Li Li"






The Qualitons - Panoramic Tymes
Yıl: 2010 Macaristan
Tür: Funk, Soul
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kekfeny"






Rival Sons - Before the Fire
Yıl: 2010 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Angel"






Hornet Leg - Ribbon of Fear
Yıl: 2009 ABD
Tür: Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rollin' and Tumblin'"






Ivy - Long Distance
Yıl: 2001 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Electronic
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Worry About You"







My Pet Dragon - Mountains and Cities
Yıl: 2011 ABD
Tür: Pop/Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Songbird"






Lenny Kravitz - Black and White America
Yıl: 2011 ABD
Tür: Pop/Rock, Funk Rock, Soul
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Come On Get It"






Hard-Fi - Once Upon a Time in the West
Yıl: 2007 İngiltere
Tür: Indie Rock, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Shall Overcome"






Jay-Z & Kanye West - Watch the Throne
Yıl: 2011 ABD
Tür: Hip Hop, Pop Rap
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Murder to Excellence"

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Elefant - The Black Magic Show


2001'de kurulup 2010'da dağılan New York'lu indie rock grubu Elefant'a bir geceyarısı rastlayınca içim biraz burkuldu. Çünkü ikinci albümleri The Black Magic Show ile kısa bir süre de olsa vakit geçirmişliğim olduğunu hatırladım. Üstelik dağılma haberlerini, kendilerine rastladığım o geceyarısı sonrasında "acaba şimdi ne yapıyorlar" araştırmam sonunda öğrendim ki, içimin burkulma sebebi de, kısa bir süre vakit geçirmişliğimin nostaljisiyle birlikte bu dağılma haberi oldu. Aslında The Black Magic Show'u dinlediğimi, fakat nerede, ne zaman dinlediğimi hatırlamıyordum. Hatta albümün bana göre en iyi şarkısı olan ve ilk duyduğum dönemde neredeyse hergün dinlediğim Uh Oh Hello'yu kimin söylediğini sorsalar Elefant adını söyleyemez haldeydim. Tesadüflerin hüzünlü yanlarından biri de böyle iyi gruplara veda etmekmiş meğer.

Bir Amerika'lıya göre fazla latin duran ismiyle Diego García, grubun gitar ve vokalinde olması sebebiyle, bu becerilerinden dolayı lider konumunda olan milyonlarcasından biri. García'nın Arjantin köklerine aldanarak grubun müziğinde herhangi bir etnik unsur aramamak gerekir. Veda niyetine The Black Magic Show'un öncesinde 2003 tarihli Sunlight Makes Me Paranoid'a da kulak vermek istedim. Tonight Let's Dance dışında dikkatimi çeken bir şarkı olmamasınn sebebi yeterince sindirerek dinlememiş olmamdan ötürü olabilir. Ama The Black Magic Show'a rastlayınca onu yeterince sindirdim. Çünkü birtakım sıradanlıklarına rağmen buna değecek bir albüm. Hele bir de dağılmışlar ki, kıymetleri arttı sanki. Bu psikolojiden dolayı mı albümü daha bir sevdim diye düşündüm. Lâkin ilgisi yok pek.

Black Magic Show (Introducing), Sirens (bu şarkıyı yapan bir grup niye dağılır ki sorusunu tekrardan sorduran şarkılardan) ve Lolita adlı üç güzel indie rock, post-punk fişekle açılan albüm, yılların yaşlandıramadığı Uh Oh Hello'nun sanki o biryerlerine The Cure kaçmış büyüsünün yerli yerinde durduğunu görmek buruk biçimde sevindiriciydi. Normal şartlar altında "ticari" diye nitelenen böyle şarkıların karakteristik özelliklerinden biri de, resmin tamamını görmenizi engellemeleridir. Uh Oh Hello işte tam da öyle bir enerjiye sahip. Dünyada birilerinin zaman zaman onu Friday, I'm In Love'ın yerine koyduğuna eminim. Ama resmin tamamına adını andığımız şarkılar yanında It's A Shame ve manidar ismiyle albümü ve dükkânı kapayan Don't Wait'i de eklememiz gerek. İçten içe hissettirdiği indie rock hüznüne rağmen bir veda albümü havası yok doğal olarak, çünkü veda albümü olacağını bilseler işler daha farklı olurdu gibi geliyor. Diego García'nın 2011'in Nisan ayında Laura adlı bir solo albümünü dinleyince, umarım Elefant bu kıytırık akustik albüm yüzünden dağılmamıştır diye düşündüm. Zira bir grubun dağılması, kendi yapabildiği en hüzünlü şarkıdan daha hüzünlü bir durum.

1. Black Magic Show (Introducing)
2. Sirens
3. Lolita
4. The Clown
5. Uh Oh Hello
6. Why
7. Brasil
8. My Apology
9. The Lunatic
10. It's a Shame
11. Don't Wait

24 Ağustos 2011 Çarşamba

Autohypnosis - Conversation (in) Pieces


Autohypnosis, Nathan Stack adında bir Amerikalı müzisyenin herşeyini üstlendiği kendi projesi. Öncesinde The Surface EP'si bulunan Stack, en kestirme tanımla "synth pop görünümlü elektronik pop rock" icrasında bulunuyor. İnternet sitesinde yer alan biyografiyi artık kim klavyeye aldıysa, Autohypnosis'in müziği ile Eyes Wide Shut, Memento ve David Lynch filmleri arasında bir ruh bağı kurmak suretiyle ayakları fena yerden kesilmiş. Kardeşi olmasından şüpheleniyorum. Zira bu kişi yazının bir yerinde "bizim biraderin müziğini tanımlamak gerekirse Depeche Mode, Pink Floyd ve Portishead'in buluşması gibi birşey" şeklinde uzun süre de yere inmeyecekmiş bir görüntü vermekte. Kabul etmek lazım, şayet albümü dinlemeden önce bu yazıyı okumuş olsam işi gücü bırakır, gerekli ayarlamaları yapar, odayı karartır, mumları yakar, trans haliyle dinlerdim. Neyse ki, Autohypnosis'in Conversation (in) Pieces albümünü bu tip yürek hoplatan promosyon hilelerinden bağımsız bir şekilde duydum da, hakkındaki olumlu izlenimlerime zeval gelmedi.

Autohypnosis, 15 şarkıdan oluşan albümünde genel olarak ortalamanın bir gömlek üzerinde bir synth pop karakterine sahip. Tabiî elektronik öğelerin pop rock çevre düzenine uygun biçimde yazılmış şarkılarla olan birlikteliği de çoğu zaman olumlu. Hatta geniş alanda trip hop (ki bunu becerdiğini pek söyleyemeyeceğim) ve new wave (ki bunu çok iyi becerdiğine dair örnekler var) paslaşmalarını da duymak mümkün. Tüm bunlar, Autohypnosis müziğine yepyeni bir kimlik kazandırmıyor elbette. Ama bunların birlikte oluşturduğu kimya, adı geçen türlere sempati besleyenler için tatminkâr anlar barındırıyor diyebilirim. Albümün belki de tek olumsuz yanı 15 şarkıdan oluşması ki, bu haliyle bazı şarkıların yarattığı şişkinlik, aslında bir çırpıda zevkle bitebilecek bir albümü bitmek bilmeyen bir pop rock basmakalıplığına da itme riski taşıyor.

Dimension, Sleeper Down, In The Loop, The Blame, And Time Moves Forward, Recurring Dream, leziz bir dream pop olan Idle Time (bak işte bu Memento'nun soundtrack albümünde sırıtmazdı!) ve yine biyografi yazarı "birader"in son yıllarda duyduğu en güzel baladlardan biri olduğunu iddia ettiği akustik Long Lost gerçekten güçlü bir albüm olmaya rahatlıkla yetecek şarkılar. Fazlası göz çıkarmaz, hatta diğerlerinin de pekâlâ alıcısı çıkabilir belki. Ama sadece bu şarkılarla Conversation (in) Pieces, dinlerken bir otohipnoz yaratmasa da, bünyeleri bir süreliğine gerçekliğin sıkıcı rutininden uzaklaştırabilir. Özellikle Dimension, Sleeper Down, The Blame, Long Lost dörtlüsü yolda hergün gördüğüm tiplere benzemiyorlar. En kısa zamanda The Surface EP'sini de dinleme isteği uyandırması bile Nathan Stack'in iyi bir müzisyen, Autohypnosis'in iyi bir proje, bazı fazla kilolarına rağmen Conversation (in) Pieces'in iyi bir albüm olduğuna beni ikna etti.

1. Recurring Dream
2. Thanks A Million
3. Razor-Sharp and Paper-Thin
4. Dimension
5. Fake It
6. In The Loop
7. And Time Moves Forward
8. Years
9. Idle Time
10. The Blame
11. Under Cover of Silence
12. Stars in Your Eyes
13. Long Lost
14. Sleeper Down
15. Post-Everything

21 Ağustos 2011 Pazar

Hard-Fi - Killer Sounds


2007'de yaptıkları Once Upon A Time In The West albümlerinde yer alan Suburban Knights ve I Shall Overcome adlı iki klas indie rock parçasıyla tanıdığım İngiliz grup Hard-Fi, herhalde dağıldılar diye düşünürken birkaç ay önce yeni albümlerinin çıkacağı haberini görmemle beni sevindirmişti. Meğer sadece ben değil, binlerce hayranı da bu haber üstüne bayram ilân etmişler çoktan. Bu iki şarkı dışında grubun hayranı sayılmayan, hatta öncesinde Stars Of CCTV isminde bir albümleri olduğunu yeni öğrenen ben bile esen bu rüzgârla heyecanlanmıştım nedense. Gitar ve vokaldeki Richard Archer'ın liderliğinde post-punk ve indie rock malzemelerini soul ve dans müziğinin gerekleriyle çok iyi biraraya getiren grup, kendisini bekleyenleri hüsrana uğratmayacak, tam tersi bana göre bir sonraki albümlerine kadar idare edecek düzeyde bir albüm olan Killer Sounds ile geri dönmüş bulunuyorlar. Günümüzün iyi müzik yapan bazı gruplarının nerdeyse her sene bir albüm anlayışını benimsediği bir ortamda uzun bir aranın ardından mâlum âlemlere giriş yapmış olmaları, bu uzun arayı iyi geçirdiklerinin izlerini taşıyan 11 şarkılık Killer Sounds ile kanıtlanıyor.

Dans ve rock bileşenlerini karıştırmanın hakkını veren Hard-Fi, albümün başından sonuna müthiş bir enerjiyle geçen yılların acısını çıkarıyorlar sanki. Öyle ki tempoyu biraz düşürdükleri dub rock diyebileceğimiz Excitement ve kapanışta albüme ismini veren Killer Sounds'ta dahi fişlerini prizden çekmiyorlar. Love Song adında bir şarkı görüp de 10 kişiden kaçı bunun yumuşak bir aşk şarkısı olduğunu düşünmez? Kanımca bu oran en az yarı yarıyadır. Oysa Love Song albümün en gaz dans şarkılarından birisi. Zaten arkasından gelen Sweat de durumu onaylıyor. Grup bir önceki albümlerindeki geleneği bozmayıp ilk iki şarkıyı ilk iki single olarak seçmiş. Good For Nothing ve Fire In The House adındaki bu iki arkadaş, sıcak yaz gün ve gecelerinin atmosferine uygun karakterleriyle single sıfatını hak eder nitelikte. Ama sanılmasın ki albüm ortaya 1-2 single atıp zamana oynayan türden bir yavanlıkta.

Işığıyla o kadar şarkı arasında dikkatimi bir başka çeken Give It Up ve "oryantal indie rock" şeklinde bir tanım uydurma ihtiyacı duyduğum Feels Good, albümün öteki jokerleri sayılabilir. Ama biraz daha dinleyince Killer Sounds'un single madeni olduğunu anlamak o kadar da zor değil. Zaten çok karmaşık olmayan şarkı yapılarındaki usta eli değdiği belli düzenlemeler ve tertemiz prodüksyon, bütün taşları yerine koyuyor. Zamanla bir Suburban Knights veya bir I Shall Overcome çıkar mı bilemem. Bu iki şarkıya olan alışkanlığım pek çıkmaz gibi düşündürse de, şu an beğenip beğenmediğimi hiç hatırlamadığım Once Upon A Time In The West ile herhangi bir karşılaştırma yapmam doğru olmaz. Ama Killer Sounds bu maçı alırdı gibi geldi sanki.

1. Good For Nothing
2. Fire In The House
3. Give It Up
4. Bring It On
5. Feels Good
6. Stop
7. Stay Alive
8. Excitement
9. Love Song
10. Sweat
11. Killer Sounds

19 Ağustos 2011 Cuma

Rival Sons - Pressure and Time


2008 kurulumlu Kaliforniya dörtlüsü Rival Sons, daha 2010 yılında çıkan Before The Fire'ın dumanı üstündeyken şimdi de Pressure and Time ile kısa bir süre önce fethettiği gönüllere taht kurmaya başlıyor. Yapılan müzik hard ve blues rock evliliğinin tadına doyulmaz bir meyvesi olunca bu acele niye diye sorası gelmiyor insanın. Kardeşler arasında fazla yaş farkı olması iyi değildir diye düşünmüş olacaklar ki, "Rakip Oğullar" tez zamanda Before The Fire'a bir kardeş yapmışlar. Before The Fire çıkar çıkmaz o kadar ilgi görmüş ki, Alice Cooper konserlerinin açılış grubu olmaları için süper zeki insanlar tarafından havada kapılmışlar. Bu cümleyi yazınca Alice Cooper'ın hâlâ ölmemiş, üstüne üstlük hâlâ müzik yapıyor olduğu düşüncesi kısa bir an ürpermemi sağladı desem yeridir. Konser açılışı için seçilen grubun çok sıkı olması gerekir. Ama Alice Cooper konserinin açılışını Rival Sons gibi bir grubun yaptığını düşününce Rival SonsAlice'in konserini açtı, yoksa Alice mi onların konserini kapattı diye sormadan edemiyorum.

Yazım ve kayıt işlemleri sadece 20 gün süren Before The Fire, gitar, bas, davul altyapısının son derece yetkin bir prodüksyonla birleştiği sert ve güçlü bir albümdü. Pressure and Time da aynen o sertliğe ve güce sahip. Bu gücün üzerine Jay Buchanan gibi yolunu bilen bir vokaliniz varsa sizi kimse tutamaz. Her iki albümde de dikkat çeken en önemli unsurlardan biri, blues ve hard karışımının köklerine, özellikle de Led Zeppelin'e olan bağlılık. Bazı girişler, köprüler, nakaratlar ve dingin anlar fazlasıyla Zeppelin kokuyor. Bundan bir taklit veya zayıflık olduğu fikri çıkarılmamalı. Zaten Rival Sons, bünyesindeki Zeppelin tutkusunu kendi öz şarkılarında bir amaç değil, araç olarak kullanıyor. Enstrümanlarını sanki imalâthanede kendileri yapmış gibi hakim Scott Holiday (gitar), Robin Everhart (bas) ve Michael Miley (davul), şarkıları büyük bir rock aşkıyla dile getiren Buchanan'ın vokal yelpazesine müthiş bir temel sağlıyorlar. Adamı durduk yere gitarist, vokalist, davulist olmaya özendiriyorlar. Nevale dolu geniş bir garajda sabaha kadar harala gürele müzik yapma isteği doğuruyorlar. Young Love'ı, Get Mine'ı, Save Me'yi, Pressure and Time'ı, White Noise'u duyan rock neferi bir dinleyen ne demek istediğimi gayet iyi anlar.


Rival Sons dörtlüsü, müzik yaparken sert olacağım diye kasan tipler değiller. İnsanda çılgın bir Cumartesi rock gecesi geçirme isteği uyandırmaları yanında, Only One ve Face Of Light ile sert derinliklerini daha soft derinliklerle dengeliyorlar. (Pazar sabahı dinleyen çıkar mı bilmem ama benim tercihlerim daha başkadır o konuda.) Biraz deneysel sayabileceğimiz bir blues olan Soul gibi bir şarkıyı albüme koymaları, yaptıkları her şarkıya duydukları saygıdan olsa gerek. Son iki yılda çıkmış en önemli rock gruplarından biri olarak gördüğüm Rival Sons ile ilgili başka bir ayrıntıyla bugünkü rock gezintimizi noktalayalım. Bu gibi klişe cümlelerin bile üzerinde kötü durmadığı grubun harika müziğine kapak olmuş çalışmanın sahibi grafik sanatçısı Storm Thorgerson'muş. Kendisi bazı Led Zeppelin albüm kapaklarını hazırladığı gibi, Pink Floyd’un efsane albümü Dark Side Of The Moon'un kapağı da ona aitmiş. Böyle adamlara bizim orda "Efsane Avcısı" derler. Gelecek yıllara tek parça halinde kalması garanti bir albüm için kapak bile ucundan bir efsaneye bulaşmışsa, yıllar sonrası için bulaşacakları sürpriz sayılmaz.

1. All Over the Road
2. Young Love
3. Pressure and Time
4. Only One
5. Get Mine
6. Burn Down Los Angeles
7. Save Me
8. Gypsy Heart
9. White Noise
10. Face of Light
11. Torture
12. Soul
13. Sleepwalker

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Diesel - Under The Influence


Johnny Diesel & The Injectors'ın 1989 tarihli kendi adlarını taşıyan ilk ve tek albümlerinden bir dolu övgüyle söz etmiştim. Hiç ümidim yoktu ama kendine Johnny Diesel adı veren Mark Lizotte, bu kez pek duyulmamış birkaç albüm yaptığı Diesel isimli solo projesiyle hortladı adeta. Şu Diesel adında ısrar etmesi sebebiyle dikkatimi çekmemiş olmalıydı. Cover ağırlıklı bir albüm olduğunu öğrenmesem pas geçecektim büyük ihtimalle. Öve öve bitiremediğim bir adamın geri dönüşü son dakika duyurularıyla, büyük reklâm kampanyalarıyla, havai fişeklerle, lazer şovlarla öğrenmeyi bekliyordum. Oysa çok basit bir tesadüf eseri Under The Influence ile tekrar sahalara, sahnelere döndüğünü görmek çok daha iyi. Ona da bu yakışırdı.

Mark Lizotte, Johnny Diesel, Diesel artık hangi isimle dönerse dönsün, Johnny Diesel & The Injectors'tan tam 22 sene sonra budanmış bir isimle de olsa, cover bir albümle de olsa başımın üstünde yeri var. Bu dönüş sadece albüm çapında değil, Temmuz'dan Aralık'a kadar sürecek bir tur programıyla da perçinleniyor üstelik. Tura çıkacağı ekiple kaydettiği albüm, coverların yanında kendi bestesi birkaç parça ve ikincisini 1989 albümünün kapanışında duyduğumuz enstrümantal Thang serisinin 4-5-6 versiyonlarını kapsıyor. Coverların asıl sahipleri ve albüm için düşünülen Under The Influence adına bakınca resmi görmek mümkün oluyor. Bu adamlar Diesel'i çocukluğundan beri etkisine almış dev isimler. Diesel'in de onlara vefa borcu, seçtiği şarkıları en iyi şekilde yeniden çalmak oluyor. Hani o borç ödenmez ama, kimisi hayatta, kimisi öte dünyadaki bu büyük ustalar Diesel gibi bir adamın ödediği kadarını da kabul edeceklerdir.


Şimdi lise yıllarınızın kahramanlarından biri yıllar yıllar sonra gülle gibi bir albüm yapıyor, bu albümde Spanish Castle Magic, Wind Cries Mary, Cinnamon Girl, Have Love Will Travel falan çalıyor. Haliyle aradan geçen yılların yarattığı farkları sıralamak gerekebilir. Bir kere cover yoğunluklu bir albüm olmasından dolayı Under The Influence'a Johnny Diesel &The Injectors muamelesi yapmayacağız. Diesel zaten orijinallerine hasta olduğum bu şarkıları yeniden elden geçirince değerlerine değer katmıyor olabilir. Ama benim gözümde kendi değerini yükseltiyor. Çünkü özellikle Wind Cries Mary, Cinnamon Girl ve I'm A Ram sanki bana 3-4 dakikalığına bir Diesel şarkısıymış gibi geliyor. İlk defa Guy Ritchie filmi RocknRolla'da orijinalini duyup "bunlar kim ulan" diyerek külliyatına yumulduğum The Sonics'in ölümcül hiti Have Love, Will Travel'ın Diesel konserlerinin lokomatiflerinden biri olacağını kestirmek zor değil.

Kimse Diesel'den 1989 ruhu beklemiyor. O da bunca yıldan sonra yok satayım ümidiyle tekrar ortaya çıkmış değil zaten. Konser biletleri günler öncesinden yok satıyor o ayrı. Blues rock, soul, hatta ucundan punk bile duymanın mümkün olduğu o karakter sahibi gitarını bu defa etkisi altında kaldığı isimlere teşekkür amaçlı konuşturuyor. Yollara düşme sebebinizin aynı veya farklı olması hiç önemli değil. Önemli olan yollara tekrar düşmek. Diesel ile Johnny Diesel arasında hissedilen farklardan en önemlisi Mark Lizotte'nin sesi. (Herifin o kadar çok ismi var ki, hangisini kullanayım bilemedim!) Normal olarak 1989'un çatlayan patlayan hırlayan, tiz çığlıklar atan rocknrolla sesi bu albümde biraz daha toklaşmış, olgunlaşmış. Ama ikisi de aynı adam, bunu ben bir şekilde hissettim. 22 yaşındaki Johnny Diesel ile 44 yaşındaki Diesel'in arasına sadece yıllar girmiş başka birşey değil.

1. Spanish Castle Magic (Jimi Hendrix)
2. Cross Cut Saw (Albert King)
3. I'm A Ram (Al Green)
4. Have Love, Will Travel (The Sonics)
5. Thang 5
6. Can't Get Next To You (Al Green)
7. Cinnamon Girl (Neil Young)
8. Thang 4
9. Wind Cries Mary (Jimi Hendrix)
10. Going Down
11. Reconsider Baby
12. It's All In The Game
13. Caladonia (Louis Prima)
14. Rumble (Link Wray)
15. Thang 6

11 Ağustos 2011 Perşembe

Rose Hill Drive - Americana


Jacob Sproul (bas, vokal), Daniel Sproul (gitar, geri vokal) kardeşlerin liseden arkadaşları Nate Barnes'ı da (davul) aralarına alarak 2000 yılında kurdukları Rose Hill Drive, bu adı yaşadıkları ve provalarını gerçekleştirdikleri muhitten almış taş gibi bir rock grubu. Tabiî bizdeki gibi Yatıkmusluk MahallesiÇıpıtpıtı Sokak, Bangabandhu Şeyh Muciburrahman Bulvarı gibi muhit isimlerine benzer yerlerde yaşasalar grup ismi koyma konusunda bu kadar pratik olurlar mıydı bilinmez. İşin "taş gibi" kısmına gelirsek Rose Hill Drive, sonlarına rock kelimesi eklenmiş klâsik, punk, stoner, blues, alternatif ve psychedelic öğelerin hepsinden faydalanan şahane bir jam band müziği yapmakta. Akıllara 60'lar sonu 70'ler başı rock kültürünü getirmemesi imkânsız. Zaten referans olarak Led Zeppelin ve Cream'in verilmesi bile grubun ne denli ciddiye alınması gereken yeteneklere sahip olduğunun işareti. Tutturdukları bu kıvamında kimya sayesinde kısa zamanda ismini duyurup bir sürü festival ve turda The Who, Stone Temple Pilots, The Black Crowes, Wilco, Queens Of The Stone Age, Van Halen, Gov't Mule, Aerosmith gibi dudak uçuklatan isimlerin konser açılışlarında seyirciyi ısıtma, birbiriyle kaynaştırma görevini başarıyla yerine getirmiş.

Bu kadar yoğun bir temponun ardından iş albüm yapmaya gelince, işi biraz tembelliğe vurduklarından mıdır, yoksa konser performanslarının dehşetinden midir, ilk albümleri olarak 2005'te Fox Theatre'da verdikleri konser kayıtlarını ön saflara sürmüşler. İlk albümü konser kayıtlarından oluşan bir benzeri daha var mıdır bilemiyorum. Ama Rose Hill Drive (2006) ve Moon Is The New Earth (2008) adları verilmiş iki adet zımba gibi rock albümü, grubun cevval konser performanslarından pek de farklı olmadığını gösteren resmi kayıtlar. Temmuz 2011'de çıkan Americana ise Rose Hill Drive'ın ilkelerinden bir gram bile sapmadığını, hâlâ ilk günkü gibi, ama kesinlikle kendini tekrar sıkıcılığına düşmemişliğini belgeliyor. Yine de bir önceki albüm Moon Is The New Earth kadar oturmuş şarkılar barındırmadığını da -şimdilik- düşünmekteyim. Telepathic, Baby Doncha Know Your Man?, Your Mother's Jam gibi delişmen şarkılar yanında Birds Against The Glass'ın akustik sinematikliği ve kapanışı yapan yaklaşık 9 dakika uzunluğundaki Birthdays and Breakups'ın bir güncel, bir retro takılan dokusu rock tutkunlarının ağzına löp et gibi gelecektir. The Jon Spencer Blues Explosion, Them Crooked Vultures, The Dead Weather, Wolfmother müzikleriyle hoş vakit geçirmişler için kadroyu genişletmeye başladık da denebilir.

1. Americana
2. Telepathic
3. Baby Doncha Know Your Man?
4. Pictures of You
5. Speed Dial
6. Psychoanalyst
7. Your Mother's Jam
8. Birds Against the Glass
9. Birthdays and Breakups

8 Ağustos 2011 Pazartesi

Lykke Li - Wounded Rhymes


Lykke Li Timotei Zachrisson, ya da bilinen adıyla Lykke Li, İsveç'ten dünyaya açılmış bir alternatif pop esintisi. 2008'de çıkan Youth Novels adlı ilk albümüyle duymayanın kalmadığı, kaldıysa da ikinci albümü Wounded Rhymes ile artık duyarlar diye ümit ettiğimiz bir güzellik. Babası Johan Zachrisson'un Dag Vag ve Ojj! 600 adlı rock gruplarında çalmışlığı var. Aynı zamanda Zilverzurfarn diye sevgi poleni bir takma adla yaptığı dört solo albümü bulunmakta. Öte yandan annesi Kärsti Stiege de İsveçli kızlardan kurulu bir punk grubu olan Tant Strul'da 1979-81 yılları arasında vokal cazgırlığı yapmış. Şimdi tutup bu kızın muhasebeci olmasını bekleyemezsiniz. Küçük Lykke Li 19 yaşına kadar leyleği havada görmekle kalmayıp, onu havada kaydederek boş zamanlarında izlemişçesine Lizbon, Fas, Hindistan, New York gezmiş durmuş. Çok gezenin çok müzik dinlediği resmi kayıtlarda rivayet olunmamıştır ama bunu anlamamak için meşe odunu olmak gerek sanırım.

Müziğe atılımı ise 2007'de Little Bit adını verdiği çok beğenilen üç şarkılık EP ile olmuş. Debut albüm Youth Novels haklı olarak yepyeni ve tertemiz bir sesin, piyasa normlarını sallamayan, fakat uyuzca deneysellikler peşine de takılmadan kulakların ısınabileceği 14 güzel şarkıya evsahipliği yapmış. Yalnız bu imzayı tek başına değil, İsveç indie pop sahnesinin tanınmış simaları Peter Bjorn & John grubunun Bjorn olanı, yani Björn Yttling'den azımsanmayacak yardımlar almış. Yttling, Lykke Li albümlerinin yapımcılığını üstlendiği gibi, şarkıları da onunla birlikte yazmış. Youth Novels'dan çıkan I'm Good, I'm Gone, Breaking It Up, Tonight 45'likleri ve çıkmayan diğerleriyle sevimli olduğu kadar olgun bir müziğin ayak seslerini duyurmuştu. Wounded Rhymes ise o ayak seslerinin sahibiyle aramızda yabancılığın kalmadığının, buna rağmen gizem unsurunun hâlâ ilk albüm kadar hissedildiği çok yerinde bir ikinci adım.


Wounded Rhymes'da yer bulmuş 10 şarkı yine ağırlıklı olarak Li/Yttling etiketi taşıyor. Ancak bu defa 6 şarkıda bu ikiliye eşlik eden bir başka isim daha var. O da bugüne kadar çalıştığı isimler arasında Madonna, Dido, Nelly Furtado, Cee-Lo Green, Sia, Santana, Sinéad O'Connor, Texas, Stevie Nicks, Yusuf Islam (Cat Stevens), Tupac Shakur, Cher gibilerinin bulunduğu, multi enstrümantalist şarkı yazarı/yapımcı Rick Nowels... Her müziğe başlayan insanın karşısına çıkmasını isteyeceği bu başı kalabalık insan Lykke Li ile nasıl nerede karşılaştı bilinmez. Ama adamın iyi sesten ve gelecek vaatlerinden anladığı, şarkıcı sarrafı olduğu belli ki o da Li fırsatını kaçırmak istememiş.

Youth Novels'da gençliğin türlü hallerine yerinde dokunuşlar yapan Li, yeni albümünün ilk şarkısı Youth Knows No Pain ile bu tavrını sürdürüyor. Şarkının enerjisi hem çağdaş bir pop, hem de 60'lar duyarlılığı taşımakta. Devamındaki I Follow Rivers, el çırpışların eşlik ettiği tatlı mı tatlı dans hissiyatlarını akılda kalıcı nakaratı ile pekiştirmekten geri durmuyor. Unrequited Love, yine 60'lar geleneklerini ön ve geri vokallerle sağlama alarak nostaljik bir hüzün dalgası yaratıyor. Derken edepsizliği karizmasından yenmeyen taş gibi bir blues pop denemesi Get Some, aynı karizmaya ve taş olma haline sahip Rich Kids Blues, dipten 80'ler hüznü enjekte eden Sadness Is A Blessing, albümün beş dakikanın üzerindeki iki hüzün yumağı I Know Places ve Silent My Song ve daha bir sürü afili cümle kurduracak kadar ilham verici söz, parça, bölüm, nakarat, geçişten oluşan kaliteli şarkılar etrafınızı kuşatıyor.

Lykke Li, M.I.A., Santigold, Miss Li gibi kızlar, biraz büyük ablaları Imogen Heap, Beth Orton, Emilíana Torrini, Goldfrapp, Feist ve Sia gibilerinin yolunda emin adımlarla ilerliyorlar ve her geçen albüm biraz daha büyüyüyorlar. Daha ilk iki albümüyle parlak şarkıların bir battaniyeye sarıp çay vermek isteği uyandıran pamuk sesli şarkıcılarından biri olması, üstelik sesini verdiği şarkıların da öyle hafife alınmayacak nitelikte yıllara meydan okuyacak sağlam temellere sahip olması Lykke Li'nin değerini kat kat arttırıyor. O veya biz hayatta kalırsak ve kendisinin "olgunluk dönemi" tabir edilen albümlerini dinleme şansı yakalarsak, o albümlerle bunlar arasındaki 7 farkı nasıl bulacağız çok merak ediyorum.

1. Youth Knows No Pain
2. I Follow Rivers
3. Love Out Of Lust
4. Unrequited Love
5. Get Some
6. Rich Kids Blues
7. Sadness Is A Blessing
8. I Know Places
9. Jerome
10. Silent My Song

5 Ağustos 2011 Cuma

Wolf Gang - Suego Faults


Grup ismi verilmiş tek kişilik projelerin hastası olmak için elimde yeterince delil var. Çoğunu bu sayfalarda ifşa etmişliğim de var. Wolf Gang da bunlardan en yenisi. Genç İngiliz müzisyen Max McElligott'un tasarımı olan Wolf Gang, görünürde dört kişilik bir grup olsa da, projenin kendisi, adı, adresi, sözü, bestesi ve birçok enstrumanı McElligott'a ait olduğundan bu hususta fazla söze gerek kalmıyor. Bildiğin Birleşik Krallık mahsülü indie pop müziği yapan McElligott, ilk albümü olan Suego Faults'a gelmeden evvel 2009'da Pieces Of You ve The King and All Of His Men şarkılarını, 2010'da da Lions In Cages'ı single olarak ön saflara sürerek işaret parmağını ağzına sokup sonra havaya tutmuş. Baktı birşeyler olacak, 2011 Mart ayında kendi adını taşıyan beş şarkılık EP'sini ve bu EP'de yer alan Dancing With The Devil'ı single olarak çıkarmış. Arada Florence and The Machine ve Metric ile turlamış. Sonra nihayet şanzımanı fazla dağıttığını fark ederek bunların hepsini bir albümde toplama hamlesini gerçekleştirmiş. Suego Faults'un çıkması da Temmuz'u bulmuş.

Üzerine yenilerin de eklenmesiyle 13 şarkılık (son üç şarkı -iyi ki- albüme sonradan eklenmiş ya da bazı özel sürümlere eklenmiş) son halini alan Suego Faults, yalansız dolansız, tutkulu, kolayca ısınılabilen ve biraz da ana akıma yakın olmakla eleştirilen bir albüm. Oysa bu yönde bir eleştiri, bana göre ancak kötü şarkılar yapılırsa bir şeye benzer ki, McElligott'un şu raddeye gelene dek pişirdiği şarkıların hemen hemen hepsi kendi ayakları üzerinde durma başarısına sahip. Single olarak saydığımız şarkılar ve bunlara ek olarak niye single olarak seçilmediğini merak ettiğim Stay and Defend, 80'lere harika bir müzikal selam gönderdiğini düşündüğüm Something Unusual, karizmatik Back To Back, dream pop olmuş Suego Faults, nakaratı dile dolanan Where Are You Now?, süresinin beş dakikadan kısa olmasını istediğim Nightflying ve süresinin iki dakikadan uzun olmasını istediğim Breaks In Paris, önümüze sıkça sürülen sözde pop şarkılarına sağlam ayarlar verebilecek kalitedeler. Özellikle kapanış şarkısı Pieces Of You için ayrı bir cümle kurma ihtiyacı duydum. Temelleri 2009'da atılmış bu şarkı, gerek sözleri, gerek vokal düzenlemeleri, gerekse müziği ile 2011'de duyduğum en nitelikli pop bestelerinden biri galiba.


Ewan McGregor - James McAvoy karışımının sıradan bir genç adamla buluşması şeklinde bir tipe sahip Max McElligott, bu durumun farkında olsa gerek, sevimli kliplerde pozlara girmeyi, cool fotoğraflar çektirmeyi seviyor. Böyle müzik icra ettiği sürece hiçbir sorun yok. Hatta ben olsam bu müziğin hatırına kendisini dergi kapaklarından indirmezdim. Bazı albümlerin nasıl debut olduklarına inanamadığımız anlar vardır ya, işte Suego Faults aşamaları bana bu durumu daha inanılır hale getirdi diyebilirim. Albüm yapmak, işin finansal boyutları da dahil olmak üzere artık çok fazla zor sayılmaz. Major plâk şirketi olmaz da, size koşulsuz koltuk çıkan bir indie şirket olur. Olmadı internetten yayınlarsınız. Stadyumlara çıkmazsınız da, minik loş kulüplerde söylersiniz. Albüm yapmış olmak için değil, o albümü iyice pişirdikten sonra kendinize saygınızı yitirmeden ürettiklerinizi paylaşmak istemelisiniz. Şimdi ilk albümü çıktı ya, McElligott müziğe yeni başladı sayılıyor bir bakıma. Kimileri de kendini "şarkı yazarı" dev aynasında olarak görerek bir sürü sözde albüm ve laf kalabalığı yaptıktan sonra sıkılıp "bırakıyorum" diyor. Bilmiyor ki (yoksa biliyor mu?) aslında müziğin yakasını bırakıyor. Bu tiplere şarkı yazarı deniyorsa bu çocuk ne merak etmekteyim.

1. Lions in Cages
2. Something Unusual
3. Stay and Defend
4. Back to Back
5. The King and All of His Men
6. Midnight Dancers
7. Suego Faults
8. Dancing With the Devil
9. Where Are You Now?
10. Planets
11. Nightflying
12. Breaks in Paris
13. Pieces of You

2 Ağustos 2011 Salı

Winterlight - Hope Dies Last


Winterlight aslında Tim Ingham adlı bir İngiliz müzisyenin tek kişilik projesi. Gençliğinde My Bloody Valentine ve Cocteau Twins gibi rüyâlar âleminin müziğine marka olmuş isimlere öykünen çeşitli gruplarda çalmış olan Ingham, meşhur olamadan araya başka mühim şeylerin girmesiyle müzikten aktif olarak elini eteğini çekmiş. Aradan yıllar geçtikten sonra birgün laptopuyla müzik yapabildiğini keşfetmesiyle tekrar sahalara farklı bir mevkide dönmeye karar vermiş. Esasen bu saha dediğimiz şey, öyle tıka basa dolu stadyumlar veya devasa konser salonları değil. Gece geç vakitlerde bir laptop ve bir kulaklıkla geçirilen saatlerin meyvesi de Hope Dies Last olmuş. Gece geç vakitlerde bir laptop ve bir kulaklıkla dinlenildiğinde ise Tim Ingham'ı ve müziğini anlamanın ya da anlamaya yaklaşmanın nasıl bir deneyime dönüştüğü anlatılacak türden değil.

Tim Ingham'ın kendine lâyık gördüğü isim ise Ingmar Bergman'ın 1963 tarihli yapıtlarından biri olan Winter Light'tan gelmekte. Normalde bu bilgiye herhangi bir kaynaktan ulaşmamış olsaydık Winterlight adının öyle durup dururken de çıkmış olabileceğine kanaat getirebilirdik. Oysa albümde filmin orijinal adı olan Nattvardsgästerna adlı bir bestenin de bulunması, en azından Bergman külliyatından haberdar olanlar için kaynağı doğrudan işaret etmekte. Çok sevdiği karısının ölümü üzerine hayatın anlamını sorgulamaya kalkan, ama nasıl yapacağını bilememenin çaresizliğinde debelenen bir rahibin hikâyesini anlatan Nattvardsgästerna, her yönüyle bir "inanca olan inanç ihtiyacı" filmidir gözümde nedense. Biraz umudunu yitirmişlik vardır Bergman'da. Oysa tek kelime etmeden sadece müziğin ambient, shoegaze, dream pop akışkanlığına kapılmış Ingham şarkılarının toplandığı albümün adı "Hope Dies Last"tır. Buradaki farklılaşmayı ne yönde anlamamız gerektiğini bir Ingham röportajı okumadan kestirmek zor görünüyor.

Ama Hope Dies Last, umudu olduğu kadar umutsuzluğu, bir sorgu yılgınlığını, bir dünyevi çaba gereksizliğini iliklere kadar indirgeyen, gerçeküstü bir atmosfer yaratan albümlerden. Umuda veya umutsuzluğa, nereye isterseniz çekebileceğiniz modların kelebekler misali havada uçuştuğu bir iklim bu. Çoğu ambient albümde bu partiküllere rastlamak olasıdır. Bana şu sıralar Hope Dies Last denk geldi ve müzik beni tam ortasına aldı. İçinden çıktığım vakit normal hayata dönüşümün çok sade olması için müzik dinleme eylemine bir süre (kısa da olsa) ara vermem gerektiği hissine kapıldım. Gece geç vakitlerde bir laptop ve bir kulaklıkla dinlenildiğinde nasıl kederli bir krala/kraliçeye dönüşebileceğinizin hayreti saklıdır bulabilene. Evet belki umut en son ölür. Yine de ölür. Ama onun ölümsüz olduğunu ümit etmek de aradığımız şeylerden biri olsa gerek.

1. A Sky Full Of Clouds
2. Between Joy
3. Your Wings Make You Fly
4. Awake and Sleeping
5. Suddenly Something Good
6. Nattvardsgästerna
7. Swept
8. Plattenbauten: Palast
9. Zvenya
10. Line Of Flight
11. Of All The Things
12. I Still Hope