29 Şubat 2012 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Şubat 2012)

Bruce Springsteen - Wrecking Ball
Yıl: 2012 ABD
Tür: Pop/Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Death to My Hometown"



Charlotte Sometimes - Waves & The Both Of Us
Yıl: 2008 ABD
Tür: Pop, Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sweet Valium High"


The Bongolian - Blueprint
Yıl: 2006 İngiltere
Tür: Funk, Latin, Breakbeat
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Agent Hardigs"


Van Halen - A Different Kind of Truth
Yıl: 2012 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Big River"

Pepe Deluxé - Queen of the Wave
Yıl: 2012 Finlandiya
Tür: Psychedelic Rock, Rock Opera, Surf Rock, Breakbeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Go Supersonic"


Porcupine Tree - Deadwing
Yıl: 2005 İngiltere
Tür: Progressive Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Halo"


The Ting Tings - Sounds From Nowheresville
Yıl: 2012 İngiltere
Tür: Indie Pop, Electropop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hang It Up"


Platoon OST
Yıl: 1986 ABD
Tür: Pop, Soul
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Smokey Robinson - "Tracks of My Tears"

Gotye - Like Drawing Blood
Yıl: 2006 Avustralya
Tür: Electronic, Art Pop, Indie Pop, Trip Hop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Only Way"


Cápsula - In the Land of Silver Souls
Yıl: 2011 Arjantin
Tür: Indie Rock, Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "In the Land of Silver Souls"

Avatar - Black Waltz
Yıl: 2012 İsveç
Tür: Melodic Death Metal, Heavy Metal, Alternative Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Torn Apart"

Django Django - Django Django
Yıl: 2012 İngiltere
Tür: Indie Electronic, Art Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Default"

The Panic Division - Songs From the Glasshouse
Yıl: 2007 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "A Killer Is Born"

Deep Purple - The House of Blue Light
Yıl: 1987 İngiltere
Tür: Hard Rock, Progressive Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bad Attitude"


Frankie Rose - Interstellar
Yıl: 2012 ABD
Tür: Dream Pop, Noise Pop, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Know Me"


Ministry - ΚΕΦΑΛΗΞΘ (Psalm 69)
Yıl: 1992 ABD
Tür: Industrial Metal, Alternative Metal
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Scarecrow"


La Roux - La Roux
Yıl: 2009 İngiltere
Tür: Electropop, Synth Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bulletproof"

Amy Macdonald - This Is the Life
Yıl: 2007 İngiltere
Tür: Folk Pop, Singer/Songwriter, Pop/Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "This Is the Life"



Disappears - Pre Language
Yıl: 2012 ABD
Tür: Psychedelic Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Replicate"


The Asteroids Galaxy Tour - Out of Frequency
Yıl: 2012 Danimarka
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ghost In My Head"

26 Şubat 2012 Pazar

The Perfects - Many Nights


Sene sonu gelir ve yılın en iyi seçkileri bir bir ortaya çıkmaya başlar. Herkes kendine göre o yıl duyduğu en iyi albümleri sıralar. Bir de listenizi yaptıktan sonra ucu ucuna kaçırdığınızı fark ettiğiniz albümler vardır ki, yeni yıl içinde keşfettiğiniz bu albümleri listenize sokamamış olmanın üzüntüsünü yaşarsınız. Synth pop, new wave grubu The Perfects'in ikinci albümleri Many Nights da 2011 yılının en iyileri listeme girememiş 2011'in en iyileri arasında yer alıyor. (O albümler için ayrı bir liste mi yapmalı acaba?) Geç olsun da güç olmasın. Zaten başta bu türün meraklıları olmak üzere, Duran Duran, The Cure ya da 80'lerden beri bu işi günümüze kadar başarıyla getirmiş herhangi bir grubu beğenenler için Many Nights'ı sevmek hiç de güç değil.

Kendi adlarını taşıyan 2006 tarihli EP'leri, 2009 yılında çıkardıkları ve bazı eleştirmenler tarafından "pop dehası" olarak tanımlanan Future Automatic adlı ilk albümlerinin ardından gelen Many Nights, synth pop ve new wave'in karakteri gereği "catchy" görünümlü daha derin, daha nitelikli bir pop duygusu taşımakta. Sanki radyoya koyabilirsiniz de fazla alıcısı olmaz ya, öyle şarkılar. Fakat kesinlikle enerjik, dâhi olmasa da zeki, ruhu olan işler yapıyorlar. Girls That Dance, Christine, Because Of You üçlüsü daha açılışta dinleyicisini şöyle bir yoldan çevirip "dur bakiim nereye" diye silkeliyorlar. The Hidden sayesinde sertçe bir indie rock ile de aralarının gayet iyi olduğunu gösteriyorlar. End Of Us işi diskoya vuruyor. Party Of Two prensip sahibi bir post-punk olarak göz kulak dolduruyor. Uzatmanın âlemi de yok. Hemen herşeyiyle iyi bir albüm Many Nights. Deha olarak görülmek gurur okşayıcıdır. Ama aynı zamanda sıkıcı çağrışımları da vardır bende. Deha olmasın, kendi olsun kâfidir. The Perfect adı geçen referanslara rağmen kendi olmuş bir grup, Many Nights ise kendi olmuş bir albüm.

1. Girls That Dance
2. Christine
3. Because Of You
4. The Hidden (feat. Pete Jones from P.I.L.)
5. Revo
6. End Of Us
7. Many Nights
8. Party Of Two
9. Come Down
10. New Life

22 Şubat 2012 Çarşamba

Gotye - Making Mirrors


Wouter "Wally" De Backer, güzelim ismi dururken kendine Fransızca "Gaultier" isminden apartma Gotye adını reva görmüş klas bir indie pop müzisyeni. Wouter ismi şayet "Walter"a evriliyorsa Gaultier da "Gotye"ye uyar diye tuhaf bir mantık yapmış anlaşılan. 1980'de Belçika'da doğmuş, 2 yaşında ailesiyle birlikte Avustralya'ya göçmüş olan De Backer, lise grupları, demolar, mini konserler derken Boardface (2004), Like Drawing Blood (2006) ve Making Mirrors (2011) albümlerini yapmış bir multi-müzisyen. Müziğinde bir dolu renk bulmak mümkün. Bağımsız olarak çıkardığı bu albümler, indie pop, electronic, art pop, reggae, soul, synth pop etkileri taşıyan şarkılara ev sahipliği yapmakta.

Zamanında şöyle bir baktığım, fakat son albüm Making Mirrors yanında biraz sönük bulduğum ilk iki albüm, genel tavır olarak De Backer'ın müzikal hassasiyetlerini ve özgürlüklerini yansıtmış diyebilirim. Enfes çeşnilerine rağmen Making Mirrors, sahip olduğu ortak ruh ve özen gösterilmiş düzenlemeleriyle derli toplu bir albüm. Beck'in hınzır eklektikliğinden nasibini almış Easy Way Out, 60'ların soul ve R&B tadını taşıyan I Feel Better, De Backer'ın ön ve geri vokalleriyle yücelttiği harika synth pop Eyes Wide Open ve bir parça Gotye'nin dişisi sayılabilecek Kimbra'nın konuk olduğu Somebody That I Used To Know, albümün aynı zamanda single olarak çıkmış haklı gururları. Sırf bu şarkıların hatırına bile dinlenmesi gerekir ama diğer şarkıların da güzelliğini fark ettikçe olay hatır gönül ilişkisinden çıkıp başlıbaşına zinde bir pop deneyimine dönüşüyor.


Kendisine Gotye demekten biraz imtina ettiğim De Backer, kendi olayının "indie popüler" kanadının dışında "art" sularına açıldığında Smoke and Mirrors, Giving Me A Chance ve hafiften Tricky tribine girdiği Don't Worry We'll Be Watching You ile de becerisini hissettiriyor. Bu beceri, enstrüman yerleşimi olsun, vokal düzeneği olsun, şarkı derinliği olsun hiç teklemiyor. Hem genele yayılan bir bütünlük, hem de çift kişilik seziliyor. Şık bir afro auto tune hüznü taşıyan vokal oynamalarıyla vücut bulan State Of The Art gibi bir reggae bile hem bu bütünlüğe, hem de ayrıksılığa ayak uydurabiliyor. Afrika vokallerine benzer bir girişle ve sabit aksak ritmiyle gönüllere taht kurma potansiyelli Save Me falan derken tekrar başa dönme isteği uyanıyor. Gerçi o isteğin aslında hiç uyumamış olduğunu daha albümün yarısında bile anlayabiliyorsunuz.

Making Mirrors ismi ve albüm kapağı ise, De Backer'ın babasının 80'lerde yaptığı bir resimden esinlenmiş. Babasının eski eşyaları arasında bulduğu bu resim üzerinde yaptığı photoshop rötüşlarıyla son halini veren De Backer, bu resim ile albümün yarattığı ortak bir ruha tutulmuş ayna olduğunu düşünüyormuş. Biraz soyuta bağlasa da böyle komple bir albüm için bu tip benzetmeler, ortaklıklar, türetmeler az bile. İşin içinde artwork olayını da aşan evcil bir nostalji olduğu da muhakkak. Bizim yaşlıların tozlu tavan aralarında ne cevherler var kimbilir. İşte 80 doğumlu Wouter "Wally" De Backer da özenle kendi tavan arasını dolduruyor bu güzel şarkılarla. Takip edilmesi elzem güzel insanlardan birini daha kazanmak sevindirici. Bunun şerefine albümü bir defa daha döndürebiliriz. Ya da döndürmeyip biraz özlemek isteyebiliriz. Kavuşması daha hoş olur böylece.

1. Making Mirrors
2. Easy Way Out
3. Somebody That I Used to Know (feat. Kimbra)
4. Eyes Wide Open
5. Smoke and Mirrors
6. I Feel Better
7. In Your Light
8. Don't Worry, We'll Be Watching You
9. Giving Me a Chance
10. Save Me
11. Bronte

17 Şubat 2012 Cuma

Trust - TRST


2009 Toronto, Kanada'da dünyaya gelen synth pop ikilisi Trust'ın ilk albümü TRST, ilk dinleyişimde çok hoşuma gitti ve haklarında birşeyler öğrenmek istediğimde karşıma aynı isimde bir Fransız heavy metal grubu, 80'lerde iki albüm yapmış bir Alman jazz-rock dörtlüsü ve Danimarkalı bir rock ikilisi gibi isimler çıktı. Ama Robert Alfons ve Maya Postepski'den kurulu Trust'a nihayet ulaştığımda, haklarında öyle aman aman birşeyler bilmenin pek de gerekli olmadığına kanaat getirdim. Sadece Maya Postepski'nin Austra ve Bruce Peninsula diye iki grupta daha faal olduğu bilgisi edindim. Fena olmayan Austra ve olmasa da olurmuş diye düşündüğüm Bruce Peninsula'yı daha önce duymuş olmamla anlamsızca övündüm. Bu iki müzisyenle ilgili en sağlıklı bilgiyi Trust adı altında dinleyeceğimiz bu ilk albümle edinebileceğime inandım.

"Goth-electronic" diye bir alt türün temsilcilerinden olan Trust, isminin hakkını veren biçimde synth pop'un karanlık yüzüyle daha bir haşır neşir vaziyette. Bazı kaynaklarda "çamura batmış bir hit fabrikası" şeklinde yaratıcı cümlelere ilham vermiş olan müzikleri her ne kadar hit fabrikası olmasa da, çamura batmış sentetik pop dokusuyla kendilerine biçilmiş övgülerin büyük çoğunluğunu hak ediyor. Temelde bu goth-electronic mefhumuna pek prim vermeyen biri olarak, aynı zamanda ilk single olan Bulbform gibi şarkıların yarattığı tipte atmosferlere bayıldığımı da belirteyim. Zaten hilkat garibesi albüm kapağı da bu müzik türünün gizemli kapaklı yanına olan merakı körükleyen bir orijinalliğe sahip. Albüm geneline sinmiş tuhaf sentetik bileşenlerin meydana getirdiği karanlık pop çekiciliği, korku filmlerinden aynı tuhaflıkta zevk alan ruh haliyle örtüşme eğiliminde çoğu zaman. Yanlış da anlaşılmasın. Trust ikilisinin elektronik takım taklavattan çıkardığı sesleri bütüne ulaştırıp progressive disko ürkünçlüğüne ulaştırışları çok bilinçli. Bir sürü goth insanın dengeli triplerine cevap verebileceği gibi, olaydan bihaber tiki clubberlara da yanıp sönen ışıklar altında geçici keyifli dakikalar yaşatabilirler.


Her dinleyişte boyut değiştirdiğimi hissettiğim Bulbform yanında Dressed For Space, The Last Dregs, Candy Walls ve açılışa konması birtakım ticari stratejilerden dolayı sakıncalı olabilecekken, bunun pek sallanmadığını düşündürmesinden dolayı takdir ettiğim Shoom albümün şimdilik en dikkatimi çekmiş şarkıları. Fakat kalan şarkıların bazılarında da zamana bırakılmış potansiyeller sezilmiyor değil. Trust kesinlikle olmuş bir grup. İleride daha da olacaklar. Bir kere gotik pop alanında olması gereken tuhaf atmosferi ve gotik pop alanında pek de olması beklenmeyen dans genlerini, gotik pop alanında olmazsa olmaz bir garip hüzünle çok ustaca bütünleştirmiş gruplardan. İsmen çok benzeri olsa da onlardan pek fazla yok. Bu Trust'a güvenebiliriz kanımca.

1. Shoom
2. Dressed for Space
3. Bulbform
4. The Last Dregs
5. Candy Walls
6. Gloryhole
7. This Ready Flesh
8. F.T.F.
9. Heaven
10. Chrissy E
11. Sulk

11 Şubat 2012 Cumartesi

The Panic Division - Eternalism


2004 yılında post-hardcore grubu Carbon 12 Theory'nin üç elemanının yanlarına bir davulcu ve bir keyboardist alarak kurdukları The Panic Division, üçüncü albümü Eternalism ile bomba gibi bir dönüş yapıyor. Duyan da kendilerini 2004'ten beri takip ettiğimi sanır ama alâkası yok. Albümü tesadüfen görüp dinleyip grubun geçmişine baktığımda Versus (2005) ve Songs From The Glasshouse (2007) adında iki albüm daha gördüm. Eternalism 2012'de çıktıysa bomba gibi döndüklerini  iddia edebilirdim. Ne var ki özellikle Songs From The Glasshouse'u dinlediğimde "bir yere gitmemişler ki bomba gibi dönsünler" dedim kendi kendime. Alternative rock'ı enteresan biçimde synth pop ile çiftleştirip her iki türden pop rock dinamikleri de elde etmek suretiyle sıkı şarkılar üretmişler. Grubun değişmeyen tek elemanı, aynı zamanda lideri konumundaki Colton Holliday vokal yapıyor, şarkı yazıyor, gitar ve bas çalıyor, elektronik düzenlemelerde bulunuyor. Her gruba lazım bir lider olarak niye grup olarak devam ettiği ise bilinmiyor. Zaten bazı yetenekli müzisyenler diyete soktukları egoları sayesinde kariyerlerini bir grubun parçası olarak sürdürmeyi daha çok severler. Buna bağlamak güzel oldu sanırım.

Eternalism'in habercisi olan 2009 tarihli yedi şarkılık Sleepwalker EP'sinden de üç şarkı bulunduran yeni albüm, erken bir haberci pozisyonuna girmiş. 2009 nerde, 2012 nerde! Muhtemelen hayranları kazan kaldırmışlardır. Zira bu EP de çok sağlam. Bahsi geçen üç şarkı olan Easier, Shut Up and Leap ve Melody AveEternalism'in lokomatifleri diyeceğim ama albüm lokomotiften geçilmiyor neredeyse. Madem "bomba gibi döndüler" diye bir klişe patlattık, altını dolduralım. Eternalism, zaten enerjisi yüksek olan grubun patronu Holliday alttan verdikçe coşkuyu ve ekoyu, pop ve alternative rock rotası izleyen dream rock ve synth rock şenliği ortaya çıkmış. Melodik bir kaos şeklinde birbirini izleyen şarkılar, kaos kelimesinin pozitifliğine abanmadan, ince ince örülmüş kaliteli bir bütünlük içindeler. Ne akılda kalıcı bir nakarat, ne de radyolara hitap eden bir taviz söz konusu. Ama böyle olup da enerji dolu bir pop, synth, alternative soslu rock yapmayı da ihmal etmemeleri kişiliklerini ortaya koyuyor.


Easier, Shut Up and Leap ve Melody Ave üçlüsüne ilaveten Fireflies, Silver Rings, The Heart Is In Bloom, Too Young To Fall, Bleed şarkıları da grubun ördüğü sağlam duvarı oluşturan diğer tuğlalardan sayılabilir. Buna rağmen keşke dediğim şeyler de olmadı değil. Keşke Sleepwalker'daki birkaç şarkı da albüme konsaymış. Keşke Songs From The Glasshouse'daki Legacy gibi bir elektronik enstrümantal deneme daha olsaymış ve 80'lerin en büyük hitlerinden olan Mr. Mister coverı Broken Wings gibi bir cover daha çalsalarmış. (Kyrie süper olurdu mesela!) Tabiî bunlar buldukça bunayan bir dinleyenin keşkeleri. Bu haliyle de albüm gayet iyiyken abartmanın âlemi yok. Benim gibi pop punk'tan nefret eden biriyseniz ve The Panic Division'ın dışarıdan bırakması muhtemel bu imajla peşinen yargılama potansiyeliniz varsa bu seferlik boşverin. Christian rock boku neyse pop punk da aynı bokun kolej versiyonu. The Panic Division bıraktığı bu görsel imajın tersine daha onurlu ve dinamik. Ama sahici biçimde.

1. Marching Tide
2. Silver Rings
3. The Miracle in You
4. The Labor of Love
5. Shut Up and Leap
6. No Power Great Enough
7. Too Young To Fall
8. Melody Ave
9. Bleed
10. Lifeline
11. The Heart is in Bloom
12. Fireflies
13. Easier

10 Şubat 2012 Cuma

Porcupine Tree - In Absentia


1987'de daha 20 yaşındayken hayranı olduğu Pink Floyd'dan etkilenip müzik yapmak için faaliyete geçen Steven Wilson'ın aşama aşama kurduğu Porcupine Tree, bugün konserli stüdyolu 20 küsür albüm sahibi bir progressive rock ikonu. Wilson her ne kadar Porcupine Tree efsanesinin kurucusu olarak bilinse de, Altamont, Bass Communion, Blackfield, Continuum, I.E.M., Karma, No-Man, No Man Is An Island gibi belki birilerinin yolunun kesiştiği bilinmeyen yan projelerle de içindeki doymak bilmeyen müzisyen ruhunu besiye çekmiş multi-enstrümantalist bir kişilik. Kendisine 1993'ten bu yana yârenlik eden Richard Barbieri (tüm tuşlu çalgılar) ve Colin Edwin (bas ve saz!) ile 2002'den beri grupta yer alan Gavin Harrison (davul ve vurmalı her şey!) üçlüsüyle olağanüstü albümlere adını yazdıran bu insan şeklindeki varlık, The Sky Moves Sideways, Signify, Stupid Dream, Lightbulb Sun, Deadwing diye sayıp durabileceğimiz nice efsanenin üstüne Porcupine Tree damgasını vurdu. 2002 tarihli 12 şarkı(!)lık efsane de bunlardan sadece biri.

Konu Porcupine Tree olunca ve onun tek bir albümü özelinde birşeyler söylenecekse bunlar gevelemeden öteye pek gidemez. In Absentia'yı da o piti piti yaparak seçmedim elbette. Bende yeri çok başkadır. Deneysel, art, psychedelic, hatta space rock diye tanımlanan ve benim çok fazla barışık olmadığım türlerle köprüleri atmamı engelleyen unsurlardandır Porcupine Tree müziği. Alternative rock ve alternative metal yanında, pop rock ve ambient türleriyle de müthiş ilişkiler içindedir. Adım adım progressive şarkı yapma kıvamına gelişinin en yüce örneklerinden biri olan In Absentia, "deneysel ve sanatsal rock" adı altında saçmalama kılıfı uyduramayacağınızı söylemiş, bu kelimeleri "rock" ile birleştiriyorsanız yapmanız gerekenlerin yol haritasını çıkarmış olanlardandır aynı zamanda.


In Absentia'nın hangi şarkısından girip hangisinden çıksam, bana hissettirdiklerini nasıl anlatsam bilemedim. Zaten belirli bir Porcupine Tree altyapısı edindikten sonra albümü ilk dinlediğimde açılıştaki ilk iki şarkı Blackest Eyes ve Trains beni öylesine uçurmuştu ki, sanki ardından gelen Lips Of Ashes hiç uyanmak istemediğim rüya atmosferini yaratmış, duyduklarımın gerçek olmadığına beni inandırmaya başlamıştı sanki. Ama albüm bittikten sonra bir daha geri döndüğümde aynı iki şarkı yerinde duruyordu. Yani gerçektiler. The Sound Of Muzak da bu yüzden yalandan uzak, gerçeklerden yakın bir başka ülke daha yarattı gönlümde. (Her dinleyişimde aldığım gaz ve hazdan ötürü bu iç kıyan şiirsel cümlelerden sabaha kadar yapabilirim!) Ama zaten progressive rock denen şeyin fihristinde yazmayan, "şarkı içinde şarkı" duygusunu koruyan, kraker gibi dağılmayan sıkı bir disiplinin, aynı zamanda kafasına estiği ülkeye göç eden bir kuşun özgürlüğünün izleri var onların müziğinde. Sert yaptıklarında da, piyano baladının üzerine epik bir orkestrasyon döşediklerinde de harikalar. Porcupine Tree, progressive rock ansiklopedisinin şeref konuklarından biri olduğu gibi, kendi romanını yazan şahsiyetli bir yazar aynı zamanda. In Absentia da onun asla ölmeyecek başyapıtlarından...

1. Blackest Eyes
2. Trains
3. Lips of Ashes
4. The Sound of Muzak
5. Gravity Eyelids
6. Wedding Nails
7. Prodigal
8. .3
9. The Creator Has a Mastertape
10. Heartattack in a Layby
11. Strip the Soul
12. Collapse the Light Into Earth

6 Şubat 2012 Pazartesi

Gruntruck - Push


Grunge'ın ilk yıllarında başımıza ne geleceğinden habersiz hard rock'ımızla mutlu mesut yaşarken, aklımızı, mutluluğumuzu elimizden alan Nevermind, Ten ve Badmotorfinger'dan bir sene sonra, Dirt ile aynı sene çıkacak olan yüzlerce Seattle güdümlü albümden biri olan Push, ne hikmetse ülkemizde de kaset biçiminde belirmişti. İsmini zikrettiğim bu ölümsüz albümlerle aynı zaman aralığında çıkmasından ötürü manyaklaşan rock bünyelerinin deli gibi benzer albümleri toplama girişimlerinden haberdar yerli şirketlerin akıllı stratejilerinden biri olarak gördüğüm Push adlı bu kaset biçimi, Gruntruck adında 89 doğumlu bir dörtlüye aitti. O dönem Caretta Caretta'lar gibi bu piyasaya yumurtalarını bırakan Seattle'ın oraya buraya yem olmamasına rağmen üç albümde kalıp 1997'ye kadar dayanabilmiş gruplarından olan GruntruckPush ile çok sağlam işler yapmıştı. Az önce sözü edilen manyaklardan biri olduğumdan Gruntruck'ın benim radarlarımdan kaçamayıp kaset biçimiyle peydah olan ortanca albümü Push'u ıssızda yakalayıp oracıkta sahip olmuştum.

Şimdi kaç lirayı nereden arttırarak verdiğimi hatırlamadığım, ama işte yukarıda adı geçen 90'lar demirbaşlarının rüzgârını arkama alıp ne kadar verdiğimi umursamadığım o bir sürü kaset arasında Carter USM gibi uyuzlara bile tanımadan etmeden para verdiğimi hatırlarım, hâlâ içim yanar. Bu rüzgârın yol açtığı kör olma hali öyle birşeydi ki, Push albümünün iğrenç kapağı dahi onu almanıza engel olamazdı. Fakat hakkında en ufak bir bilginiz olmadan, sadece grunge önsezilerinize güvenerek aldığınız bir albümün iyi çıkması da zafer kazanmış bir komutan havasına sokabilirdi sizi. Tam bu noktada, Tribe, Above Me, Crazy Love, Follow, Push, Body Form, hele hele ölümcül Machine Action şarkılarını barındıran Push albümü grunge ikinci liginin kafaya oynayan takımlarından biri olarak en muazzam örneklerden biri olarak sunulabilir. Yine bu öyle bir kör olma haliydi ki, Inside Yours (1991) ve Gruntruck (1999) albümlerini merak ettirmeyecek, ettirse de Push'un çiğ lezzeti karşısında hayalkırıklığı yaratma ihtimalini göze aldıramayacak etkilere sahipti. En iyisi saçı sprey görmemiş, oduncu gömlekleriyle headbang yaptıktan sonra hafta içi sınavlarına çalışan, haftasonu ucuz birasını içerek mütevazi âlemlerini yapan güzel insanların yaşadığı o yıllara geri dönüşler sağlayan Push gibi albümleri unutmamak, onlara sahip çıkmak. Çünkü lâzım oldukları anları hâlâ büyüleyebiliyorlar.

1. Tribe
2. Machine Action
3. Racked
4. Crazy Love
5. Above Me
6. Gotta Believe
7. Break
8. Slow Scorch
9. Follow
10. Body Farm
11. Lose
12. Push

4 Şubat 2012 Cumartesi

The Midway State - Paris or India


Kanadalı dört müzisyenden oluşan The Midway State, 2002'de kurulmuş, ne var ki albüm çıkarması 2008'i bulmuş bir alternative rock, pop rock, ara sıra da indie rock grubu. Kuzey Amerika ve Avrupa turlarına katılıp konser açılışı yaptıkları gruplar arasında Death Cab For Cutie, Silversun Pickups, Shiny Toy Guns, Mika, Jimmy Eat World, Third Eye Blind gibileri bulunmakta. Ama yaptıkları müziğe bakarak bunlardan bazılarının The Midway State şovunun açılışını yapmaları daha doğru olur sanki. Özellikle de şu Mika şeysine değil konser açılışı yapmak, The Midway State konserinin yapılacağı salonun 100 metre yakınından bile geçirmemek lâzım. Gerçi grubun ilk albümü Holes'da piyano rock'ın turşusuna limon sıktığı anlar yok değil. İyi bir albüm değildir Holes. (Fire Keeps On Burning'i kesinlikle dışında tutarım.) Belki Sevgililer Günü kıvamında ağlak Amerikan pop rock şarkılarından hoşlaşanlar için heyecan yapma vesilesi olabilir. The Midway State'i ilk bu albümle dinlememiş olduğuma sevindim. Zira tersi olsaydı geriye dönük bir ikinci şansı bulamayabilirdi tarafımdan.

Paris or India, hiç de Holes'u yapan gruptan çıkmış bir albüm gibi değil. Holes'un beceremediği pop rock dokunaklılığına turşuya fazladan limon sıkmadan, yapış yapış olmadan parmak banan olgun bir değişim geçirmişler. Belki menajer, belki yapımcı, 2008'den bu yana mutlaka birşeyler değişmiş. En iyisi de artık şarkılarını kim ya da kimler yazıyorsa onlar geçmişten iyi dersler çıkarmışlar, üstüne bir de ilham gelmiş. Alive, Paris or India, Fire!, Heart Of Glass, Atlantic gibi şarkılar hem pop, hem de indie rock klasmanında grubun kısa kariyerinde tavan yapmış şarkılar. 2002'den bu yana 10 yıl geçmiş. Nathan Ferraro'nun duyarlı vokali ve piyanosu, Mike Wise'ın elektrikli elektriksiz gitarları, Mike Kirsh'in macera aramayan bas gitarı, Daenen Bramberger'in her yola girmeye hazır davulu turnayı gözünden vurabilecek düzeye erişmişler. Ama turnayı kendi haline bırakıp işlerine bakmışlar. Tam hayran kitlesi edinecek, yeni albümlerini merak ettirecek seviyeye gelmişler. Olmuşlar...

1. Alive
2. Atlantic
3. Fire
4. All Anew
5. Paris or India
6. Lightning
7. Hartley Salter's Kite
8. Heart Of Glass
9. Litebrite
10. St. Paul And The Wolf