15 Ekim 2020 Perşembe

Uffe Lorenzen - Magisk Realisme

 
Galmandsværk (2017) ve Triprapport (2019) adlı iki şahane akustik rock albümünün ardından fazla bekletmeden üçüncü atışı Magisk Realisme'yi yapan Danimarka'nın garage rock gururu ve gurusu Uffe Lorenzen, bu iki albümden farklı olarak kurucusu olduğu ve emekliye ayrıldığı Baby Woodrose grubunun garage/blues rock geleneklerine dönüş yapıyor. Albümü dinledikten sonra ne yalan söyleyeyim keşke bu da öncekiler gibi akustik olsaymış dedim. Ama bu albümün kötü olduğu anlamına gelmiyor kesinlikle. 4 yıl içinde soloları üçleyen, yine anadili Danca ile duygularını, tecrübelerini dillendiren Lorenzen, solo yolculuğuna önce Fas'tan başlamış, ikinci albümü için de ıssız bir yazlığa kapanmıştı. Bu defa 2019 yazı boyunca Kopenhag'da tek bir yere bağlı kalmadan, arkadaşlarının da yardımıyla 9 farklı evde ikamet etmek suretiyle 10 şarkının yazım sürecini geçirmiş. Başkentin farklı yerlerinde geçirdiği bu göçebe ve bohem yaşantı şarkılara da yansımış. Kalabalık bir şehirde yalnız olmak ve kendini kaybetmek teması etrafında şekillendirdiği şarkılar da bu ruh halini yansıtır nitelikte bestelerden oluşmakta.

Albüme adını veren ve önceki albümlerindeki haletiruhiyeyi koruyan Magisk Realisme dışında tüm şarkılar güçlü bir garage ve psychedelic rock dengesi taşımakta. Livet SkrigerI Mit Blod,  Stjernestøv, Lad Det Gå gibi şarkılar Baby Woodrose bölgesine ait. O bölgenin blues destekli cayır cayır ya da daha az cayırlı pop rock bileşenlerini taşıyorlar. Ama mesela Lorenzen'in trompet de çalarak inceden latin duygusu aşıladığı Efterår, pedal steel gitar çalarak nitelikli country yaptığı Caminoen, psychedelic pop rock denebilecek Tornerose albümü tekdüzelikten fersah fersah uzaklaştıran farklılıklar olarak görünüyorlar. Tekdüzelik, bazı Baby Woodrose albümlerinde hissettiğim hep garaj, hep psychedelic ısrarına istinaden kullanılmıştır. Kapanıştaki Dommedags Eftermiddag ise, Lorenzen'in Galmandsværk ve Triprapport albümlerindeki akustik evreniyle Baby Woodrose'un psychedelic hassasiyetlerini tek vücutta toplamış 4 dakikalık içsel bir yolculuk gibi sanki. Keşke bu albüm de öncekiler gibi akustik olsaymış dememin sebebi, o evreni özlemiş olmak yanında, bazı şarkıları o akustik çıplaklıkla hayal etmiş olmamdan kaynaklanmıştır. Muhtemelen Baby Woodrose'a doydum. Canım hala Galmandsværk ve Triprapport çekiyor. Yine de Uffe Lorenzen albümlerinin hikayelerini bilerek dinlediğimizde her şarkı yolunu bir şekilde buluyor. Magisk Realisme'nin "Kopenhag'da yalnız bir adam" hikayesi de dinledikçe gecesiyle gündüzüyle kendini anlatıyor zaten.

1. Lad Det Gå
2. I Mit Blod
3. Efterår
4. Camionen
5. Magisk Realisme
6. Livet Skriger
7. Tornerose
8. Nede Ad Vejen
9. Stjernestøv
10. Dommedags Eftermiddag

4 Ekim 2020 Pazar

Fooks Nihil - Fooks Nihil

 
Sonbahar gelince, bu mevsimin soundtrack özdeşlerinden biri olan folk rock albümleri de boy vermeye başladı. Fleet Foxes, Matt Berry enfes albümlerle kalite çıtasını santim santim yükselttiler. Arada başka albümler de çıktıysa kaçırmış ya da henüz karşılaşmamış olduklarım vardır. Ama karşılaştığım bir albüm daha oldu. Hem de hiç beklemediğim bir yerden, Wiesbaden, Hessen, Almanya'dan Fooks Nihil adlı taptaze bir gruba rastladım. Max Ramdohr, Maximilian Schneider, Florentin Wex şeklinde üç adet 60'lar ve 70'ler folk rock hayranı müzisyenden kurulu grup, kendi adını taşıyan ilk albüm kervanına katılıp güneşli sonbahar günlerinin karantina altındaki ruh haline isabetli atışlar yapan şarkılarla kariyer yolculuklarına başlıyorlar. Tanıtım bültenlerinde referans olarak Crosby Stills, Nash & Young, The Byrds isimlerinin zikredilmesi de o kadar boşuna değil. Gerçi Amerikan kırsalından kopup gelmiş daha nice ismi referans olarak verebiliriz onlar için. Sonuçta ne kadar fark yaratılabilir ki diyebileceğimiz folk rock türünden bahsediyoruz. Fark yaratmasa da, en azından geçmişi çok iyi sindirmiş, bunu kendi yazdığı şarkılara çok iyi akıtmış bir grup var ortada. Bu müziğin anavatanı dışına taşabilmişliğini çok iyi göstermesi açısından Fooks Nihil, 21. yüzyıla bu müziği çok başarılı hamlelerle taşıyabilmiş.

Geçmişi günümüze getirirken hiç köprü kurmakla ilgilenmeyip direkt o nostaljiyi iliklere zerk etmeyi görev bilmiş grupları sevmemek elde değil. Çünkü bu zerk sürecinde hem kuvvetli bir köklere dönüş, hem de gençlik enerjisinin verdiği bir yenilenme duygusu yaratıyorlar. Bu bağlamda Fooks Nihil için, direkt olarak girdiği bu yolda o yenilik duygusunu da hiç çaktırmadan ya da çaktırdığından zevk aldırarak veren gruplardan biri olduğunu söyleyebiliriz. İlk üç şarkı Insight Of Love, What's Left ve Tales zaten gruba ait enstrüman hakimiyetini, vokal armonisindeki ciddiyetini, şarkı yazma kabiliyetini kanıtlarken, son üç şarkı Misery, The Seer ve Long Days şimdilik ağır ve sıradan bir final bloğu oluşturuyor. Tabii zamanla sevilme potansiyelleri yok değil. Arada nefis bir blues rock baladı olan Lady From A Small Town, sonra aynı nefasetle orta tempoya geçen Surface Of Things, hammond organdan da güç alarak psychedelic folk atmosferine giren Homeless ve aynı blues, folk, americana dinamikleriyle yoluna devam eden Down From Where She Comes -ki gayet de kapanış parçası olabilirmiş- albümün keyif veren anları. Evet 7 şarkı bile yetermiş aslında. Alman grupların 70'ler etkili stoner rock/hard rock işlerini sık sık duyuyoruz. Ama sanırım ilk defa oralardan böylesine içten bir folk soundu duydum. İflah olmaz retrocular, aynı zamanda bu geçmişin kimlere miras kaldığını görmek isteyenler için Fooks Nihil iyi fırsatlardan biri.

1. Insight of Love
2. What's Left
3. Tales
4. Lady from a Small Town
5. Surface of Things
6. Homeless
7. Down from Where She Comes
8. Misery
9. The Seer
10. Long Days

30 Eylül 2020 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Eylül 2020)

 
Fleet Foxes - Shore
Yıl: 2020 ABD
Tür: Folk Rock, Indie Folk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sunblind"
Yelle - L'Ère du Verseau
Yıl: 2020 Fransa
Tür: Electropop, Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Karaté"
Everything Everything - Re-Animator
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Indie Pop, Indie Rock, Art Pop
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Arch Enemy"


Doves - The Universal Want
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Britpop, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mother Silver Lake"
Oh Sees - Protean Threat
Yıl: 2020 ABD
Tür: Psychedelic Rock, Garage Punk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gong of Catastrophe"
Monday Listening Club - Lost But Found
Yıl: 2020 Kanada
Tür: Nu-Disco, Breakbeat, Dance-Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Don't You Think I Know You By Now"
Joji - Nectar
Yıl: 2020 Japonya/ABD
Tür: Alternative R&B, Art Pop, Electropop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Daylight"
The Broadcast - Lost My Sight
Yıl: 2020 ABD
Tür: Blues Rock, Soul
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blue Heron"
Futuro Pelo - A Bigger Splash
Yıl: 2020 Fransa
Tür: Alternative Pop, Electronic
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Swamp"
Droid Bishop - Music
Yıl: 2020 ABD
Tür: Synthpop, Synthwave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Light"
Jadu Heart - Hyper Romance
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Indie Rock, Electronic
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Burning Hour"
Robert Plant - Digging Deep: Subterranea
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Alternative Rock, Pop Rock, Best Of
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Believe"
Zombies in Miami - 2712
Yıl: 2020 Meksika
Tür: Indie Dance, Nu-Disco
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Moonlight"
Rollin' Dice - Reroll
Yıl: 2020 Yunanistan
Tür: Hard Rock, Stoner Rock, Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "One More Time"

The Pineapple Thief - Versions of the Truth
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Progressive Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Demons"

Matt Berry - Witchazel
Yıl: 2009 İngiltere
Tür: Psychedelic Pop, Folk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Pheasant"

Boogie Nights OST
Yıl: 1997 ABD
Tür: Funk, Soul, Disco
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Commodores - "Machine Gun"
Boogie Nights, Vol. 2 OST
Yıl: 1998 ABD
Tür: Funk, Soul, Disco
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Elvin Bishop - "Fooled Around and Fell in Love"

Teenanger - Good Time
Yıl: 2020 Kanada
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Romance for Rent"
Yello - Point
Yıl: 2020 İsviçre
Tür: Synthpop, Electropop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Arthur Spark"






23 Eylül 2020 Çarşamba

Matt Berry - Phantom Birds

 
1974 Bromham, Bedfordshire, İngiltere doğumlu senarist, oyuncu ve müzisyen Matt Berry, ilk albümü Jackpot'ı 1995'te çıkarmış, ilk oyunculuğunu ise Garth Marenghi's Darkplace adlı mini diziyle 2004'te yapmış. Bu da gösteriyor ki Berry öncelikle bir müzisyen. Oyunculuğu ve müzisyenliği bir arada götüren Berry, özellikle TV için o kadar çok iş yapmış ki, albüm çıkarma işi sadece arada yaptığı kaçamaklara dönmüş. 6. kaçamağı olan Phantom Birds vesilesiyle artık bu çok sevdiğim adamla ilgili bir şeyler gevelemek istedim. İngiliz usülü folk rock, psychedelic pop, soft rock şeklinde özetlenebilecek müziği o kadar sade, temiz ve eski usül ki, 60'ları 70'lere bağlayan bir dönemden bir albüm diye önümüze koysalar sorgusuz sualsiz yeriz. Matt Berry'yi ilk kez 2007 yılında başlayan efsane İngiliz komedi dizisi The IT Crowd'da canlandırdığı, ne iş yaptığı belirsiz büyük bir şirkette patron olan eksantrik ve komik Douglas Reynholm rolüyle fark ettim. Karikatürize rolünü o kadar iyi dolduruyordu ki, onun sahneleri de ışıl ışıl parlıyordu. Çok da güçlü bir ses tonu vardı. Ama o zamana kadar şarkıcı olduğunu bilmiyordum. Hatta dizi bittikten 3-4 sene sonra albümlerini gördüm. Gördüğüm andan beri de her albümünü dinledim. Komedi personasıyla albümlerindeki ciddiyeti arasındaki farkı gördükçe ona olan hayranlığım günden güne arttı.

Matt Berry müziğiyle aramdaki bağın kökleri aslında çocukluğuma dayanıyor. Radyo dinleyerek büyümüş biri olarak bilinçaltıma işlemiş bir puslu atmosferin emarelerini buldum bu müzikte. Radyoda programlar arasındaki boşlukları kapatmak için tozlu arşivlerden seçilmiş kimsenin bilmediği dingin şarkıları çok severdim. Bazen az da olsa yabancı müzik kuşaklarında 70'ler psychedelic pop örnekleri seçilir, ben de bu şarkıların bir akşamüstüne veya akşama kattığı o hüzünlü tadını zihnime kazırdım. Bunlar beynimin bilmediğim bir arşiv deposunda o kadar güzel saklanmış ki, Matt Berry onların bazılarını arşivden indirmeyi başarmış adamlardan biri. Sapına kadar İngiliz olmasının verdiği nostalji duygusu da ayrı tabii. Puslu havası ve kır ambiyansıyla bir İngilizlikten söz ediyorum. Eski BBC dizileri, rüzgarlı ve dalgalı bir sahil, loş odalar, kabuk bağlamış yaraları kavlatmanın çocuksu hazzı, Pazar akşamlarının omuzlara çökmüş hüznü, yorganı üzerine örttüğünde duyduğun tuhaf bir huzur hali ve "acaba şu an radyoda ne çalıyor" merakı... Bunlar ve dahası. Bu müzik o kadar çok şeyi çağırıyor ki, üzülmek veya sevinmek tümden somutlaşıyor.

Moonlight FlitSomething In My EyeYou Danced All NightMan Of DoomWhere's My Love? ve diğerleri akıp giderken bu somutluk bir rüyada olma haliyle iç içe geçerek dengeleniyor. "Nostalji" bunu en iyi özetleyen kelimelerden biri. Ama o nostaljiyi şimdi bile iliklerimize kadar hissediyorsak onun eskidiğini, nostaljik olduğunu nasıl söyleyebiliyoruz? Filmler ve şarkılar, tıpkı eski fotoğraflar gibi o zamanları hemen yakalayıp huzurunuza getiriyor. İnanılmaz beyin fonksiyonlarından biri. Daha zorlasak kimbilir o tozlu raflardan, sandıklardan neler çıkar. İngilizlerin efsane olmuş pedal steel gitaristi BJ Cole ve Berry'nin çok iyi anlaştığı progressive rock davulcusu Craig Blundell'in katkıları bu müziği ılık country mecralarına taşısa da, Berry o elit pop kimliğini ve retroluğunu bir an olsun geride bırakmıyor. Önceki albümlerinde de bu disiplin söz konusuydu. Fakat Phantom Birds'te olduğu kadar yoğun gelmemişti nedense. Yaşlandıkça içimize daha farklı mı işliyor diye sordum Berry'ye. O da dedi ki, "benim içimden gelen bu". Keşke hepimiz içimizden gelenleri, geçmişimizi, nostaljimizi onun gibi şarkılara döküp somutlaştırabilsek, her dinlediğimizde de o geçmişin dehlizlerinde soyutlaşabilsek.

1. Something in My Eye
2. Danced All Night
3. Phantom Birds
4. Moonlight Flit
5. Man of Doom
6. Where’s My Love?
7. Take a Bow
8. Intermission
9. Hail to the King
10. In My Mind
11. That Yellow Bird
12. Waving Goodbye
13. Covered in Clowns

13 Eylül 2020 Pazar

Slomosa - Slomosa


Bergen/Norveç doğumlu Slomosa dörtlüsü, her "kendi adını taşıyan debut" çıkaran gruba nasip olması gereken taş gibi bir rock albümüyle huzurlara çıktı. Grup üyeleri dahil şimdilik haklarında hiç bir yerden bilgi edinemediğim Slomosa, sanki mesaj verir gibi beni müziğim anlatır diyor adeta. Biz de oradan yürürsek yılın en iyi stoner rock albümlerinden biriyle muhatap olduğumuzu söyleyebiliriz. Gerçi benim için 2020 pek fazla iyi stoner rock albümü çıkaramadı. Peki bu durum Slomosa'yı kötünün iyisi mi yapıyor? Hayır. Yaptıkları müzik, bir ilk albüme göre çok diri ve olgun. Ama grubun çok önemli bir eksiği var. O da iyi bir vokalisti olmaması. İsmini bilmediğimiz bu vokalist arkadaş, hemen her şarkıda beleş girdiği maçta tezhürat eden ergenler gibi bağırıp duruyor. Bir süre sonra şarkılara yazık olmuş diye hayıflanabiliyorsunuz. Keşke tamamı enstrümantal olsaymış diye de ekliyorsunuz. 8 şarkılık albümün çoğunda bu kulak tırmalayan amatörlük çok bariz. Ama grup öyle iyi müzik yapıyor ki, bu vokal handikapını bile çoğu şarkıda örtmeyi başarabiliyor. Tabii göreceli biçimde başarabildiği kadarıyla.

Harikulade riffleriyle bu vokal dezavantajını bertaraf eden açılıştaki Horses ve progressive tavrıyla Scavengers bana göre albümün yıldızları. In My Mind's Desert ve kapanışta yer alan On and Beyond albümün ağır abileri misali güçlü tasarımları ve katmanlı yapılarıyla güven tazeliyorlar. Vokalist dostumuzun o holigan tavrı nedense There Is Nothing New Under The Sun şarkısında işe yarıyor. Çünkü şarkı garage/stoner işbirliği içindeki bir punk aroması taşıdığından özellikle nakarat kısmı amacına ulaşmış gözüküyor. Kevin, Just To Be, Estonia üçlüsü ise daha iyi bir vokalle çok daha iyi yerlere gelebilecek şarkılardı bence. Bana biraz da son yıllardaki Yunan stoner tayfasının yaptığı iyi işleri anımsatan Slomosa, uzun vadeli düşünüyorsa ve grupta belli bir ağırlığı yoksa şu vokalden bir an önce kurtulmalı. Demiyoruz ki, nameli, tenorlu, baritonlu bir ses olsun. Stoner rock her şeyden önce karizma ister. Grubun müziği o kadar ciddi ki, death metal vokali bile çok yakışabilirdi. Hatta grup üyelerinden biri de kadın ki, bu şarkıları o söylese gayet orijinal durabilirdi. Olan olmuş, önemli bir negatifliğe karşın Slomosa iyi bir albüm yapmış. Türe yatkın kulaklar gerekli mesajları alacaktır.

1. Horses
2. Kevin
3. There is Nothing New Under the Sun
4. In My Mind's Desert
5. Scavengers
6. Just to Be
7. Estonia
8. On and Beyond

5 Eylül 2020 Cumartesi

Annett Louisan - Kitsch


1977 Almanya doğumlu Annett Louisan, ara sıra albüm kapaklarını görüp Fransız şansonları söyleyen Parisli bir genç kız imajı edindiğim bir şarkıcıydı. Hatta diskografisine baktığımda zamanında 2014 tarihli Zu viel Information albümünü dinlediğimi de fark ettim. Tabii bu albüme dair en ufak bir ayrıntı bile aklımda kalmamış. Zaten o albümün kapağını görünce anladım dinlediğimi. Yıllar sonra kendisiyle yolumuz yine bir albüm kapağı vesilesiyle kesişti. Kitsch adındaki 8. Annett Louisan albümünün şarkı listesini görünce eğlenceli dakikaların tik tak seslerini duyar gibi oldum. Çünkü 70'ler, 80'ler, 90'lar karması popüler şarkıların coverlarından oluşan listeyi gördüm. Cover albümleri ciddiye aldığımdan bazı bilmediğim şarkıların orijinallerini de dinledim. Mesela bunlardan Bungalow ve Reality'nin orijinal hallerinin biraz daha iyi olduğunu düşünüyorum. Ama genel olarak bildiğim şarkılardaki Louisan dokunuşları, şarkıların nerelere gidebileceğini görme açısından çok hoşuma gitti. Çok iddialı olmayan, eline yüzüne de bulaştırmayan, pop, swing, bossa nova, şanson, pop caz esintileriyle bezeli şık yorumlar, yaz sonu serinletici etkisine sahipti.

Saatlerini bu türlere yönelik beklentilere göre ayarlayan dinleyiciler için oturup dinlenecek kalitede bir albüm Kitsch… "Oturup dinlemek"ten kastım, onu bir fon olarak kullanmadan, işi gücü kısa süreliğine bırakıp kendini bir içecek eşliğinde onun kollarına bırakmak. Bir butikte veya bir kafede fonda çalan işlere çok benzediği, duyulduğu vakit "bu şarkı şey değil miydi, dur bakalım, aklıma gelmedi şimdi" dedirttiği için belki hak ettiği değeri görmeyebilir. Ama bir butik ya da kafe fonunu güzel biçimde doldurmak da önemlidir. Hele de bunu yapan öyle isimsiz cisimsiz biri değil, öncesinde 7 albüm sahibi tecrübeli bir şarkıcıysa. Favoriler sıralamamda Bitter Sweet Symphony, Friday I'm In Love, I Want It That Way, Nights In White Satin dörtlüsü zirvede. Bu dörtlünün, hatta çoğu kişinin "suçlu zevk" olarak gördüğü, benim sevmekten hiç suçluluk duymadığım Backstreet Boys şarkısı I Want It That Way'in orijinalleriyle olan yakın ilişkim Louisan yorumlarını beğenmemi engellemedi. Ayrıca Friday I'm In Love'ın temposuna sadık kalınması da hoşuma gitti. Zira böyle bir efsanenin sahip olduğu o coşkuyu ancak bu tempoyla verebilirsiniz.

Popüler müziğe damga vurmuş Nights In White Satin, Hello, Eternal Flame, (I Just) Died In Your Arms gibi acıklı besteleri kendi potasında çok dengeli biçimde eritip yumuşatan Annett Louisan, bazen önüme çıktığında "şimdi bunların havasında değilim" diyerek atladığım bu slowlara farklı bir açıdan, yanı yıkıcı ve yıpratıcı olmayan bir hüzünle bakmış. Bu kez temposuyla oynadığı Eternal Flame ve Torn gibi şarkılarda da güzel tonlar yakalamış. Marleen adlı Almanca piyano baladını da çok beğendim. Zaten beğenmediğim ya da albüme fazla bulduğum Atemlos durch die Nacht, Reality ve Somewhere Over The Rainbow dışında şarkı yok. Bu albüm çıktığında 43 yaşında olan ama 20 yaşında bir genç kızın sesine, 30'lu yaşlarındaki bir kadının görüntüsüne (albüm kapağı 18 diyor o ayrı) sahip Annett Louisan, başka bir cover albüm yapmadığı müddetçe muhtemelen bir daha yolumun kesişmeyeceği sevimli ve saygı duyulası bir şarkıcı. Kitsch ise favori cover albümleri heybemde yerini çoktan aldı.

1. Hello (Lionel Richie)
2. Bitter Sweet Symphony (The Verve)
3. I Want It That Way (Backstreet Boys)
4. Bungalow (Bilderbuch)
5. (I Just) Died in Your Arms (Cutting Crew)
6. Words (F.R. David)
7. Eternal Flame (The Bangles)
8. Friday I'm in Love (The Cure)
9. Atemlos durch die Nacht (Helene Fischer)
10. Nights in White Satin (The Moody Blues)
11. Marleen (Marianne Rosenberg)
12. Reality (Vladimir Cosma)
13. Torn (Natalie Imbruglia)
14. Somewhere Over the Rainbow (Judy Garland)
15. Bungalow (Single Edit)

31 Ağustos 2020 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ağustos 2020)

Sven Wunder - Doğu Çiçekleri
Yıl: 2019 Türkiye
Tür: Jazz-Funk, World
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tulip"
47Soul - Semitics
Yıl: 2020 Ürdün
Tür: Dabke, Hip-Hop, World
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Border Ctrl"
Shotski - The Double
Yıl: 2020 ABD
Tür: Garage Rock, Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Double"
Biffy Clyro - A Celebration of Endings
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tiny Indoor Fireworks"
Khader Ahmad - Oriental Beats Vol.3
Yıl: 2020 Lübnan/Almanya
Tür: Oriental, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Taka Dum"
Lightracer - Across the Dark Sky
Yıl: 2020 Finlandiya
Tür: Spacesynth, Space Disco
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Supersonic"
 
Tycho - Simulcast
Yıl: 2020 ABD
Tür: Downtempo, Chillwave
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "PCH"
 
Moshi Moshi and The Moist Boys - Rub My Lamp
Yıl: 2020 Norveç
Tür: Garage Rock, Surf Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Robo Pimp Adventures"
James Brown - Sex Machine
Yıl: 1970 ABD
Tür: Soul, Funk
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Get Up I Feel Like Being a Sex Machine"
Alphaville - Forever Young
Yıl: 1984 Almanya
Tür: Synthpop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sounds Like a Melody"
 
 
Private World - Aleph
Yıl: 2020 İngiltere
Tür: New Wave
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Alien Funeral"
Lock, Stock and Two Smoking Barrels OST
Yıl: 1998 İngiltere
 Tür: Funk, Soul, Rock, Garage Rock
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: The Stooges - "I Wanna Be Your Dog"
 
 
Glass Towers - Halcyon Days
Yıl: 2013 Avustralya
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Jumanji"
Maya Hawke - Blush
Yıl: 2020 ABD
Tür: Indie Pop, Indie Folk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Generous Heart"
Mestizo Beat - Canoga Madness
Yıl: 2020 ABD
Tür: Funk, Afrobeat, Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Osvaldo's Rebellion"
Hundredth - Somewhere Nowhere
Yıl: 2020 ABD
Tür: Shoegaze, Synthpop, Post-Punk
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cauterize"
S.U.N. - Something Unto Nothing
Yıl: 2012 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nomad"
 
 
R.E.M. - Green
Yıl: 1988 ABD
Tür: Alternative Rock, Power Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stand"
The Atomic Bitchwax - Scorpio
Yıl: 2020 ABD
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "You Got It"
 
Led Zeppelin - Led Zeppelin II
Yıl: 1969 İngiltere
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Whole Lotta Love"

16 Ağustos 2020 Pazar

Rope Sect - The Great Flood


Kendilerine Inmesher (vokal, gitar, davul), Harbinger (bas), Gaarentwynder (gitar), Redeemer (davul) gibi tuhaf sahne isimleri vermiş müzisyenlerden kurulu Alman gothic rock, post-punk grubu Rope Sect, ilk albümleri The Great Flood ile tüylerimizi ürpertmeye geliyor. Öncesinde henüz dinleme fırsatı bulamadığım, aslında fırsattan ziyade biraz da üşendiğim 2017 tarihli 6 şarkılık EP'leri Personae Ingratae bulunuyor. İçinde "goth" veya "gothic" geçen önüme gelmiş her yemeğin tadına mutlaka bakan biri olarak The Great Flood önüme geldiğinde öyle basit bir tadım olmayacağını anladım. Gotik atmosferin post-punk bileşenlerine olan akrabalığını ön plana çıkaran çoğu grubun anavatanı Almanya'dır. Gerçi bu vesileyle gothic rock/metal çöplüğüne dönüşen de yine orasıdır bana göre. Rope Sect ise The Great Flood ile gerçekten iyi bir örnek teşkil ediyor. Gotik ambiyans, gizem, gerilim, tutku, ruh her şeyi tamam. Bu heyecanları daha önce tatmış olanlar için 10 şarkılık güzel bir yolculuk yapma fırsatı.

Divide et Impera ile gümbür gümbür bir açılış yapan Rope Sect, bu estetik gümbürtü anlayışının sadece açılışa özel olmadığını gösterircesine tüm meziyetlerini ortaya dökmeye başlıyor. Kadife bir sertlik onlarınki. İkinci şarkı Rope Of The Just, üçüncü şarkı Eleutheria hep böyle gidiyor. Şarkılar dinledikçe, işledikçe ışıldıyor. Ama özellikle Divide et Impera ile birlikte adeta bir riff hazinesi olan, sanki koyu bir klasik müzik eseri gibi gitarların gövde gösterisi yaparak inşa ettikleri The Underground Paradise ve bu müzikte karanlığın nasıl kendi aydınlığını yaratabildiğini ama yine de karanlık kalabildiğini gösteren Issohadores fazla işlemeden de profesyonelliklerini ilk baştan ilan edebilen şarkılar. Gotik dimağlara ders niteliğindeki bu albümün en ışıltılı anları. Enstrümantal ve yine riff zengini Non Serviemus'un verdiği "vokalsiz de harikayız" mesajını eklememek olmaz. Zaten gothic rock içinde gotik olabilmek çok kolaydır. Önemli olan o karanlığı detaylarla fırsata çevirip güçlendirmek. Rope Sect son yıllarda bunu yapabilen ender oluşumlardan biri.

King Dude ve Grave Pleasure isimli gruplarda çalışmış Mat "Kvohst" McNerney'nin Prison Of You ve Flood Flower şarkılarında ana vokalde yer aldığı, istikrarı bozmayıp çeşni kattığı albüm, öz hakiki vokal olan Inmesher dostumuzun bağırıp çağırmadan, ketum sesiyle karanlık güzelliklerine güzellik katılmış şarkılardan oluşuyor. Bu türle epey vakit geçirmiş bir dinleyici olarak şunu söyleyebilirim ki, Rope Sect Alman gruplardan ziyade İskandinav grupları daha çok andırıyor. Bunda Inmesher'ın ses renginin de payı var. Alman gruplarındaki vokallerin çoğunun Dave Gahan öykünmesi ruhsuz söyleyişlerinden farklı bir doku mevcut. Konumuz değil ama Alman grupları son yıllarda özellikle 70'lerden ilham alan psychedelic stoner rock hususunda çok iyiler. Müziğin milliyeti olmaz elbette. Alman da olsa, İskandinav da olsa Rope Sect temsil ettiği türlerin hepsine çok hakim ve bu hakimiyetine o karamsar ruhu katabilmiş gruplardan. Amacı eğlenmek ve eğlendirmek olmayan, karamsarlığıyla hayatın yükünü unutturmayıp gerçekçi ve kederli yanlarımızı besleyen gothic rock, post-punk, post-rock, dark folk, hatta melodic death metal ve türevlerine de ihtiyacımız var. İçinde ölüm, karamsarlık, keder barındırmaları onları her zaman gamlı baykuş yapmaz.

1. Divide et Impera
2. Rope of the Just
3. Eleutheria
4. Prison of You (feat. Mat "Kvohst" McNerney)
5. The Underground Paradise
6. Hiraeth
7. Flood Flower (feat. Mat "Kvohst" McNerney)
8. Non Serviemus
9. Issohadores
10. Diluvian Darkness

11 Ağustos 2020 Salı

Another Sky - I Slept On The Floor


Londralı dört müzisyenin kurduğu Another Sky, iyi albüm bulmakta zorlandığım şu günlere bir güneş gibi doğan ilk albümleri I Slept On The Floor ile fark yaratmayı başarmış çıtır çıtır bir grup. Müzikal geçmişleri hakkında bir bilgim yok ama albüm indie pop ve indie rock karışımından güçlü, tutkulu ve sinematik bir post-rock / art pop dengesi taşıyan şarkılardan oluşuyor. Bunun yanında kimi zaman Coldplay'i andıran pop rock ve art rock skalasında da geziniyorlar sık sık. Bu sound kokteyline bir de Catrin Vincent'ın harikulade vokali eklenince olay başka yerlere gidiyor. Öyle ki yer yer Bon Iver ya da Novo Amor tarzı anlara tanık oluyoruz. Her iki örnek de naif erkek vokalleri içeriyor. Zaten Catrin Vincent'ın sesini ilk duyduğunuzda bir erkek olduğuna neredeyse emin oluyorsunuz. Oysa Vincent'ın kadın olduğu ama sesinin erkek vokallere benzediği gerçeği bu şarkılara doğrudan maskülen ya da feminen bir karakter katmıyor. Adeta cinsiyetsiz bir hümanizm ile kuşatılıp, müzik ve vokal uyumundan güç almış şarkıların kendine has büyüsüyle kolektif duyguların ağına düşüyorsunuz.

Bu müzikal karışım, uyum, kolektivizm ve artık başka ne söylenebilirse hepsinden vücuda getirilmiş şarkılar dönmeye başladığında daha ilk iki şarkı How Long? ve Fell In Love With The City ile hemen tavlandım. Melankolisi, tutkusu ve sinematik anlar yaratan atmosfer bilinçleriyle zaten belli bir kalite çıtası oluşmuş dinleyicileri tavlayamamaları çok zor. All Ends, Brave Face, Riverbed, The Cracks, Avalanche beşlisi de lafı dolandırmadan kalitelerini ortaya koyan şarkılar bana göre. Ama lafı dolandıran ve kalitesini tekrar tekrar dinledikçe ortaya koyan Life Was Coming In Through The Blinds ve Tree de Another Sky'ın ne kadar çok boyutlu bir grup olduğunu işaret eden şarkılardan. Benzetmek için sadece birkaç grup ismi sayabildim ama eminim ki bilmediğim veya aklıma gelmeyen başka referanslar da olabileceğini hissediyorum. Zaten bazı kaynaklarda Another Sky için benzer isimlerde adını hiç duymadığım ve merak ettiğim onlarca yeni isme rastlamam da beni ayrıca heyecanlandırdı.

Her örneğini benimsemesem, zor beğensem de art pop namına sevdiğim isimlerden Bon Iver ve Novo Amor benzerlikleri bile benim için yeterli. Öyle ki, albüme adını veren iki dakikalık I Slept On The Floor'u alıp herhangi bir Bon Iver albümüne koysak kimse bu nedir demez. Let Us Be Broken'da Catrin Vincent, Yes solisti Jon Anderson ile düet yapıyor desek belki birkaç kişi kandırabiliriz. Aynı anda hem pop, hem de rock yönü güçlü olan, bu yönleri dengeli ve yormayan biçimde post-rock evrenine entegre edebilen, aslında post-rock'ı amaç değil araç edinerek bir nevi ezber bozan Another Sky, keşke her yeni grup bu kadar yoğun ve tutku dolu olsa dedirtiyor. Aynı şekilde keşke her debut da I Slept On The Floor kadar yürekten şarkılarla dolu olsa diye düşündürüyor. Grubun soundundaki o kararlı kederlilik, Catrin Vincent'ın sesindeki o güçlü kırılganlık grubu özetlemek için yeterli olsa da, Another Sky bir özetten çok daha fazlasını hak eden bir oluşum.

1. How Long?
2. Fell in Love With the City
3. Brave Face
4. Riverbed
5. The Cracks
6. I Slept on the Floor
7. Life Was Coming in Through the Blinds
8. Tree
9. Avalanche
10. Let Us be Broken
11. All Ends
12. Only Rain

5 Ağustos 2020 Çarşamba

Lost In Translation (OST)


Sofia Coppola'nın yazıp yönettiği, Bill Murray ve Scarlett Johansson'un başrolleri çok güzel paylaştıkları Lost In Translation, romantik yapımlar arasında her zaman gönlümde bir yere sahip filmlerdendir. Onu izlemek için özel ve izole bir ortam yaratılmalıdır ki, sade ama yoğun dünyasına daha bir adapte olabilelim. Film hakkında zaten söylenecek şeylerimi sözlediğimi zannederken, geçenlerde bir kez daha izledikten sonra aslında başka şeyleri de unuttuğumu ya da yeniden ifade etmek istediğim şeyler olduğunu anladım. Ama Lost In Translation, hakkında uzun uzadıya konuşulacak değil, içerdiği özgün romantizme teslim olunacak ve gerekirse birden fazla izlenecek bir film. Tabiî bunun yanında izlerken dinlenecek bir film aynı zamanda. Ama izlenmediği zaman da dinlenebilmesi için bir soundtrack albümü de var. Çünkü Lost In Translation'ı görmek demek aynı zamanda onu dinlemek demek ki, görmeden dinleyen ile gördükten sonra dinleyen arasında bariz farklar yaratacağı da garanti. Zaten bir sürü iyi soundtrack için de durum böyle değil mi?

Filmin genel müzik direktörlüğünü üstlenen Kevin Shields aynı zamanda yolda gördüğünüz her iki shoegaze, noise pop, dream dop, post-punk türü müzik yapan gruptan her ikisini de etkilemiş olan My Bloody Valentine ve dinleyenlerine yıllarca tam bir tür panayırı yaşatan Primal Scream gruplarının önemli bir üyesi. Hâl böyleyken, onun el atacağı soundtrack albümden de farklı bir atmosfer de beklemek doğru olmaz. Nitekim filmin kendi atmosferi de bu ruh birliğine uygun olunca ortaya çıkan durum, hani neredeyse Lost In Translation film dünyasında ne ise, albüm de soundtrack dünyasında aynen o...


Albümde ikisi normal uzunlukta, ikisi normal kısalıkta dört Kevin Shields şarkısı yanında bir adet de My Bloody Valentine şarkısı bulunmakta. Ama bu bir ego albümü değil. Death In Vegas, Sébastien Tellier, Air ve Jesus & Mary Chain parçaları her ne kadar Shields karakterine çok uyumlu da olsalar, esas uyumlu oldukları şey filmin o kafası hüzün ve huzurla bulanmış, üstelik bundan dolayı doğal biçimde bir mutlu olma efkârı sahiplenmiş olağanüstü dokusu. Charlotte'un bir Tokyo gökdeleninden kalabalık yalnızlığına baktığı sırada çalan Squarepusher'ın 1:20 dakikalık Tommib'i bile tek kelime etmeden çok şey anlatıyor. Bu şarkılar dünyanın uzak bir köşesinden bize yakınlaşan filmin o hüzün dalgalarını tsunami misali üzerimize süren naiflikte. Hayran olunası bir minimalizmin tuhaf bir dostluk/aşk muğlaklığına sığınışı. Öyle ki, bu tanımlara uymayacağı düşünülebilecek cıvıl cıvıl Phoenix şarkısı Too Young dahi bu muğlaklığa ters düşmüyor.

Albümün sonunda Bill Murray'in karaoke barda Roxy Music şarkısı More Than This'i yorumlamasına da yer verilmiş ama sanki filmde yorumladığı gibi değil. Olsun, zaten filmde Bill Murray yerine Bob Harris vardı ve albümde de o varmış gibi duydum ben. O zamanlar şarkıcılığa olan hevesi fazla olmadığından mıdır, bir Scarlett Johansson şarkısı yoktu. Olsa fena olmazdı. Lâkin Sofia Coppola'nın asıl iletmek istediği ve fazlasını ilettiği Bob Harris ile Charlotte arasında yaşanan imkansızlıklarla çevrilmiş belirsizliği yansıtacak en doğru şarkılardan bir demetin sergilendiği mutsuz bir albüme ekstradan dahil edilebilecek şarkıları konuşmak çok anlamsız. Tıpkı iki benzemezin hayatlarının en güzel gecesini, sonra da en acı ayrılıklarını yaşadıkları bir garip (ama delicesine bastırılmış arzulu) ilişkinin üzerine "keşke..."ler kurmanın anlamsızlığı gibi.

1. Intro/Tokyo
2. Kevin Shields - City Girl
3. Sébastien Tellier - Fantino
4. Squarepusher - Tommib
5. Death in Vegas - Girls
6. Kevin Shields - Goodbye
7. Phoenix - Too Young
8. Happy End - Kaze Wo Atsumete
9. Roger Joseph Manning Jr. & Brian Reitzell - On the Subway
10. Kevin Shields - Ikebana
11. My Bloody Valentine - Sometimes
12. Air - Alone in Kyoto
13. Roger Joseph Manning Jr. & Brian Reitzell - Shibuya
14. Kevin Shields - Are You Awake?
15. The Jesus & Mary Chain - Just Like Honey
16. Bill Murray - More Than This