12 Kasım 2014 Çarşamba

Live - The Turn


Aslında hikâyeden ara ara bahsetmiştik. 1988'de kurulan Amerikalı grup Live, aralarında bence gelmiş geçmiş en iyi rock albümlerinden biri olan 1994 tarihli Throwing Copper'ın da bulunduğu 7 albüm yapıyorlar. Sessiz sedasız kazanılan mühim başarılar, kemikleşmiş bir hayran kitlesi, müthiş konserler, harika şarkılarla dolu parlak bir kariyer geçiriyorlar. Bu kariyerin sonlarına doğru yaptıkları albümlerinde peyderpey bir düşüş gözleniyor. Live'ın alternative rock, grunge ve pop rock karması dinamik duruşu, kimlik sahibi şarkılara yansıyor. Ama bu şarkılara en büyük ayrıcalığı sağlayan unsur, çok özel sesiyle solist Ed Kowalczyk'ti. Şarkı sözlerinin de sahibi olan Kowalczyk, grubun geri kalan üç üyesinden habersiz çetrefilli bir kontrat hadisesine bulaşıp onlarla mahkemelik olunca ayrılık vakti geldi. Tabii kendisi olayların öyle gelişmediğini söylese de geri dönüş mümkün olmadı. Kowalczyk biri vasat, biri de vasatın altı iki solo albüm yaptı. Chad Gracey, Patrick Dahlheim, Chad Taylor üçlüsü de eskinin Candlebox grubundan arkadaşlarıyla The Gracious Few adıyla 2010'da bir albüm yaptılar.

Tüm bunlar olurken bir gün Live'in yeni bir albüm yapacağı kimsenin aklına gelmezdi. Ed Kowalczyk, "Live ruhu benim solo albümlerimde yaşayacak" diye konuşurken, Gracey, Dahlheim, Taylor üçlüsü de "biz 20 yıldır bu gruba herşeyimizi verdik, o zat (Kowalczyk) olmasa da yolumuza kaldığımız yerden devam ederiz" demeçleriyle kötü ayrılmış bir çift görüntüsü çizdiler. 2011'de Live'ı tekrar canlandırmak için harekete geçen üçlü, Unified Theory adlı Seattle'lı bir grubun solisti olan Chris Shinn ile anlaştılar. Bu durum, grubun 1994-2000 arası tarihine hala tutkuyla bağlı benim gibi biri için Bruce Dickinson'sız Iron Maiden, hatta bir tık daha abartarak Robert Plant'siz Led Zeppelin (neyse ki öyle bir felaket yaşanmadı!) sahteliğindeydi. Olsundu. Neticede benim için hatırı olan gruplardan birini tabii ki alıcı kulakla dinleyecektim. Daha Chris Shinn kardeşimizin sesini duymadan böyle negatif duygulara kapıldıysam, dinleyince ne düşünürüm merakı içinde 2014 Ekim sonunda çıkan The Turn için play tuşuna bastım.


Bir kere müzikal açıdan Live cephesinde yeni hiçbir şey yok. The Turn, grubun kaldığı yerden, yani grubun adım adım eski ateşinden uzaklaşıp sıradanlaştığı V (2001), Birds Of Prey (2003), Songs From Black Mountain (2006) albümlerinin bıraktığı yerden devam ettiğini gösteriyor. Kowalczyk varken de ne yazık ki bu böyleydi. Ama Ed Kowalczyk, gruba karakterini veren çok özel bir sesti. Sırf müzik yönünden The Turn albümünün bir Live albümü olduğunu anlamak çok zor. Yeni nesil alternatifçiler bile pekala bu ayarda (hatta daha yüksek ayarlarda) şarkılar yazabiliyor. Yani şu albüm notası notasına Kowalczyk'in sesiyle çıksaydı pek kimse şaşırmaz, benim gibi grupta belli bir düşüş görenler "Live vasat albümlerine devam ediyor" diyecekti. Ama nerede duysa bu grubun Live olduğunu anlayacaktı. Şimdi Kowalczyk olmayınca bu iş kısmen zorlaştı. Kısmen kısmı da çok ilginç. "20 yıldır bu grup için kıçımızdan ter akıtıyoruz arkadaş" diyen üç eski Live üyesi, Kowalczyk'in ses rengine oldukça yakın bir vokalle anlaşarak alışkanlıklarından kurtulamayacakları ironisine teslim olmuşlar sanki.

Chris Shinn kötü bir vokalist sayılmaz. Ama onun bir Alex olmadığını bilen grup arkadaşları ya onu bu ses yakınlığından dolayı özellikle seçmişler, ya da bazı şarkılarda çok fark edildiği üzere ondan daimi bir Ed Kowalczyk verimi almak için birtakım teknik taktik ikna yöntemlerine başvurmuşlar gibi geldi. Albümün adının neden "The Return" değil de "The Turn" olduğu da sadece lafta kalmış böylece. Kowalczyk ile geri dönmeyip, Shinn ile dönmek Live'e hiçbir şey katmamış. Biraz Don't Run To Wait, biraz We Open The Door, biraz da Natural Born Killers göze batar gibi olmuş. Ama hep biraz olarak kalmışlar ve dediğimiz üzere ses değişiminden ötürü ortaya bir Live karakteri koyamamış, dildo kalmışlar adeta. Keşke tekrar I Alone, Selling The Drama, Shit Towne, Lightning Crashes, Lakini's Juice, The Distance, Simple Creed, Heaven gibi şarkılar yazabilseler de tek onları yine Chris Shinn söylese diyeceğim ama bu örümcek kafayla "dönüş"ü olmayan bir yola girmişler belli ki. Şu 90'lar nasıl bir eşikti ki, Live gibi bazı gruplar kendilerini bile aşamadılar.

1. Siren's Call
2. Don't Run to Wait
3. Natural Born Killers
4. 6310 Rodgerton Dr.
5. By Design
6. The Way Around is Through
7. Need Tonight
8. The Strength to Hold On
9. We Open the Door
10. He Could Teach the Devil Tricks
11. Till You Came Around

7 Kasım 2014 Cuma

The Sonic Beat Explosion - Sister Psychosis


The Sonic Beat Explosion, Almanya'nın garajlarından yetişmiş dört kişilik, üç albümlük kaya gibi bir grup. Kendilerinin farkına varmam, 2014 tarihli albümleri Electrophonic Soul albümleri sayesinde oldu. Garage rock'ın o yan bakılmayan acarlığını stoner rock'ın ağırbaşlı sertliğiyle buluşturan Martinez (Van Boogie), Zeze, Marius ve Tino dörtlüsü, bu albüm sayesinde kendini sevdirdikten sonra gelmişini geçmişini de merak ettirdi. Orada da henüz erişemediğim kendi adını taşıyan ilk albüm (2009) ve Sister Psychosis (2011) ile karşılaştım. Son zamanlarda dinlediğim bu tip 3-4 albümlük kariyerdeki grupların en çok son albümlerini beğenirdim. Ama bu kez ikinci albüm Sister Psychosis burun farkıyla biraz daha hoşuma gitti. Gerçi o burunun şeklini tam tasvir edemiyorum. Zira grubun her iki albümündeki şarkılarda bariz oynamalar yok. Ama Sister Psychosis daha bir aktı sanki. Grup bu albümde işlerini bitirip teslim ettikten sonra garajda gayet sıkı biçimde eğlenirken, Electrophonic Soul albümlerinde ise ellerindeki işi bitirmek için uğraşıyorlar havası yaratmışlar gibi geldi.

En belirgin özelliği enerjisi olan The Sonic Beat Explosion, nasıl ki albümleri arasında bariz oynamalar gerçekleştirmiyorsa, albüm içindeki şarkılarında da bu tarzlarını sürdürüyorlar. Bazen bizim de "şarkılar hep birbirine benziyor" yorumunda bulunduğumuz, ama dinledikçe ince detaylar ya da sözünü ettiğim akıcılık faktörü sayesinde bağrımıza bastığımız türde bir rock albümü Sister Psychosis. Favori şarkılarım şimdilik Don't Look Back, Feed Your Demons, Sister Psychosis, Cold As Stone, State Of Shock şeklinde. Belki birkaç gün sonra bunlara başkalarını da eklerim. Neden favorim olduklarını gerçekten bilmiyorum. Böyle durumlar için cankurtaran niteliğindeki kelime de zaten "akıcı" oluyor. Tabii bu akıcılığın farkındalığı, güzellik kıstaslarımız gibi değişken. Yoksa bu Alman arkadaşlar, bazı dinleyiciler tarafından rahatlıkla fazla Amerikan olmakla veya migren azdırmakla suçlanabilirler. Dinlerken bir ara keşke demedim değil. Keşke İsveçli The Hellacopters gibi garaj raconlarını melodik hard rock yönünde biraz esnetselermiş. Fazla değil, biraz! Çünkü şahsen bu tip Amerikan menşeli müzik icra eden Avrupalı şahsiyetlerde o Avrupa havasını solumak isteyebiliyorum. Ama Sister Psychosis albümünün soluttuğu havaya da itirazım olmaz. Hele de grup böyle bir enerjiye sahipken.

1. New Dawn Boogie
2. Too Little (and Too Fast)
3. Don't Look Back
4. Feed Your Demons
5. Song To Somebody Else
6. Whatever It Takes
7. Sister Psychosis
8. Cold As Stone
9. Good Times Gone Bad
10. Strikes Me Down
11. State of Shock
12. Get Ready (To Testify)

31 Ekim 2014 Cuma

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ekim 2014)

The Marvelettes - The Ultimate Collection
Yıl: 1994 ABD
Tür: Pop Soul, Rhythm & Blues
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Please Mr. Postman"
Johnny Marr - Playland
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Easy Money"
 
The History of Apple Pie - Out of View
Yıl: 2013 İngiltere
Tür: Indie Pop, Shoegaze, Dream Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "See You"
Pompeii - Loom
Yıl: 2014 ABD
Tür: Post-Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rescue"
 
Guns n' Roses - Use Your Illusion I
Yıl: 1991 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Live and Let Die"
 
Guns n' Roses - Use Your Illusion II
Yıl: 1991 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pretty Tied Up"
 
Meiko - Dear You
Yıl: 2014 ABD
Tür: Indie Pop, Singer/Songwriter
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sweeter"
The Tea Party - The Ocean at the End
Yıl: 2014 Kanada
Tür: Progressive Rock, Hard Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Submission"
Beggar's Blues Diary - Back to Basics...
Yıl: 2011 Yunanistan
Tür: Blues Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The River"
 
Lisa Smith's Powerhaus - Maze of Souls
Yıl: 2008 Kanada
Tür: Blues Rock, Hard Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Needle"
 
The Vines - Wicked Nature
Yıl: 2014 Avustralya
Tür: Alternative Rock, Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rave It"
 
The Chemical Brothers - Surrender
Yıl: 1999 İngiltere
Tür: Big Beat, Neo-Psychedelia
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Music: Response"
Betty Who - Take Me When You Go
Yıl: 2014 Avustralya
Tür: Synth Pop, Dance-Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Somebody Loves You"
 
Vaudou Game - Apiafo
Yıl: 2014 Fransa / Togo
Tür: Funk, Rock, World
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lazy Train"
Russell Crowe & 30 Odd Foot of Grunts - Other Ways of Speaking
Yıl: 2003 Avustralya
Tür: Blues Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mission Beat"
Andersons - Stephen & Emily
Yıl: 2014 Japonya
Tür: Indie Pop, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Liberty"
 
Smooth Hound Smith - Smooth Hound Smith
Yıl: 2014 ABD
Tür: Folk Rock, Americana
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Crazy Over You"
 
Shantanu Moitra - 3 Idiots OST
Yıl: 2009 Hindistan
Tür: Pop, Hindi
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: Sonu Nigam, Swanand Kirkire & Shaan - "Aal Izz Well"
Kill It Kid - You Owe Nothing
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Alternative Rock, Blues Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Black It Out"
 
Rage Against The Machine - Rage Against The Machine
Yıl: 1992 ABD
Tür: Alternative Rock, Funk Metal, Rap Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Take the Power Back"
 

28 Ekim 2014 Salı

Beggar's Blues Diary - Desperate Rock 'N' Roll


Yannis Passas (vokal, gitar), Nikos "Chili" Savvidis (bas), Aggelos Tanis (davul) gibi ad ve soyadlardan anlaşılacağı üzere komşu Yunanistan'dan gelen blues / hard rock üçlüsü Beggar's Blues Diary ile üçüncü albümleri Desperate Rock 'N' Roll sayesinde tanıştım. 2008'de kurulan grubun Back To Basics (2011) ve The Truth (2013) albümlerini bir şekilde ıskalamış olmamı sorun etmeden üçüncü sıçrayışlarında yakaladığım bu çekirgelerin Atina'dan çıktıklarını tahmin etmezdim doğrusu. Bizim buralarda blues tabanlı hard ve stoner rock yönünden en ufak bir örnek ve çaba görmemişken burnumuzun dibinde bu kadar güçlü bir müzik duymak sevinç ile kıskançlık arasında salıncak kuran duygulara sebep olabiliyor. (Gerçi birkaç tane örnek görmüştüm ama kusura bakmasınlar, çekilir eziyet değillerdi doğrusu.)

Yine tanışma sonrası hoşlaştığım gruplarda yaşadığım üzere önceki albümlerine döndüğümde grubun güçlü rock tarzını hiç bozmadığını, tam aksine her albümde üzerine birşeyler koyduğunu hissettim. Grubun doğaçlamaya müsait, uyumlu, sert ama yıldırmayan müziği, köklere olan bağlılıklarını iyi analiz ettiklerini gösterir nitelikte. Tabii burada kökler derken rebetiko, entexno, sirtaki gibi algılar oluşmasın. Grubun bugüne kadarki bütün söz ve müziklerini yazan Yannis Passas'ın yer yer Lemmy Kilmister'in ilk zamanlarını hatırlatan vokali de bu kalifiye blues rock'a güç verince Beggar's Blues Diary'ye kayıtsız kalınmıyor. Biz de kaydımızı yaptırıp kendimizi Mart sonunda çıkan üçüncü albüm Desperate Rock 'N' Roll'un akışına geç de olsa bırakıyoruz. Geç oluyor belki ama sözünü ettiğimiz rock türevlerinin buluşmasından alınan keyif, dinleyicisine hiç güçlük çıkarmıyor, rifflerle, köprülerle, sololarla perçinleniyor. Bazen bir piyano, bazen bir saksafon ortaya çıkıp bu sıkı rock notaları arasında kendilerine yer açıyorlar.

Enstrümantal Gotta Mova'nın açılışta hemen motoru çalıştırmasının ardından Lunatic, The Motorchrist, Downtown Train, Desperate Rock 'n' Roll, Renegade Son başta olmak üzere Passas'ın tüm besteleri sıradanlıktan uzak bir rock kardeşliği sergiliyorlar adeta. Araya Jesse James gibi tutkulu bir country rock baladı da koyarak kendi sınırları içindeki yelpazesini ortaya koyan grup, gereksiz hızdan ve bayıltan yavaşlıktan uzak, hızını ve yavaşlığını yerine göre çok iyi ayarlayan ölçülü bir tavırla müziğine serbest hava kanalları açıyor adeta. Yaptığım benzetme çok kişisel. Öyle ki bu hava kanallarına sahip olmayan bazı gruplar ne kadar dirayetli bir müzik ortaya koysalar da bir süre sonra gitar, bas, davul üçlemesinin yoğun taarruzu, kapalı bir yerde duman altı olmuş moduna sokuyor adamı. Tabii şarkıların da iyi yazılmış olmaları gerek ki, "iyi müzik ayrıdır, iyi şarkı ayrıdır" diye düşündürtmesin o aynı adama. Mesela birkaç saat önce dinlediğim Crobot ismindeki Amerikalı stoner rock grubunun taş gibi müziğine rağmen aklımda tek bir şarkısı kalmadı. Tekrar dinlemek isteyecek birşey bulamadım. Tekrar dinlemek isteyecek birşeyler bulabildiğim Beggar's Blues Diary benzeri grupları bu yüzden seviyorum.

1. Gotta Mova
2. Lunatic
3. The Motorchrist
4. These Days
5. Jesse James
6. Renegade Son
7. That Road
8. Lizard
9. Downtown Train
10. Gun in My Hand
11. Desperate Rock 'N' Roll

20 Ekim 2014 Pazartesi

Lisa Smith's Powerhaus - 612


Lisa Smith ve Chuck Page tarafından 2006 yılında Toronto'da kurulan Lisa Smith's Powerhaus, blues kökenli hard rock alanında çok iyi işler yaptığı halde henüz dünya çapında popüler olamamış onlarca gruptan biri. Ama aynı durum ülkesi Kanada için söz konusu değil doğal olarak. Smith ve Page'in iki stüdyo müzisyeni arkadaşlarını da aralarına almalarıyla dörtlü haline gelen grup, 2008 yılında çıkardıkları ilk albüm Maze Of Souls ile çok olumlu eleştirilere mazhar olup çeşitli ödül ve adaylıklar elde etmiş. Daha çok konser performanslarıyla uğraştıklarından, yeni albüm çalışmalarına başlamaları 2011'i bulmuş. Materyal toplayalım, turları bitirelim, arada stüdyoya girip kayıt yapalım derken sene 2014 olmuş ve Ekim ayında yeni albüm 612 çıkmış. İyi de olmuş çünkü aksi taktirde ne gruptan, ne de Lisa Smith gibi harika bir sesten haberimiz olmayabilirdi. Tesadüfen Maze Of Souls ile karşılaşmak gerekiyordu önce.

Maze Of Souls ile karşılaşmak da şahsen bana pek güven aşılamayabilirdi. Zira klasik hard rock havasında ilerleyen ilk albüm, grubu sevdirecek niteliklere sahip değildi bana göre. Grubu sevdirecek niteliklere sahip numaramız 612'den oluşuyor. Klasik hard rock havasında problem yok. Lakin o havayı daha kaliteli şarkılarla, blues ve soul incelikleriyle doldurunca, en önemlisi de Lisa Smith'in haklı olarak yere göğe sığdırılamayan karizmatik sesiyle bezeyince aradaki fark barizleşiyor. Smith'in sesi bile daha bir güzel çıkıyor bu albümde. Jeff Beck, Jimmy Page, Eric Clapton hayranı olan gitarist Chuck Page'in akustikten elektriğe uzanan yetkin gitar kompozisyonları kendini hard rock ile sınırlandırmayıp blues, pop rock ve soul gitarına da gönlünü açık tutmuş bir görüntü çiziyor. İlk albümde duyup duymadığımı bile hatırlamadığım klavye desteğini de unutmamak lazım. Silkeleyince ortaya Loves Blind Eye, Free, No Skin, Zombie Man misali canavar gibi rock şarkıları, I Am ve Pill-O misali taş gibi power baladlar saçılıyor.

Rock alışkanlıklarının bir bölümü 80'ler hard rock'ıyla alakalı, bir bölümü de hard tarafından blues ve soul sempatisiyle içli dışlı dinleyici kitlesi için "daha yok mu" kıvamına gelmek kuvvetle mümkün. Ama müzik ne kadar dirayetli olursa olsun, Lisa Smith gibi, mikrofonu yaz güneşinde kalmış dondurmaya çevirebilecek "kadının dibi" bir ses pek çok şeye farklı bir gözle bakmaya sebep olabiliyor. Ama bu demek değil ki Lisa Smith's Powerhaus tüm başarısını Smith'e borçlu. O dediğiniz Evanescence gibi yavan projeler için geçerli. Smith, sahip olduğu o sesi kişilikli grubuyla birlikte daha da olgunlaştıran, daha da yükseğe taşıyan kolektif bir zenginliğin parçası. Gerçek bir parça olmanın, sahte bir bütün olmaktan daha yeğ tutuluşunu simgeler adeta.

1. Loves Blind Eye
2. Rebel Red Star
3. Distortional Romance
4. I Am
5. Free
6. No Skin
7. Zombie Man
8. Pill-O
9. Slave
10. Siren / 612
11. Pill-O (Extended)

10 Ekim 2014 Cuma

The History Of Apple Pie - Feel Something


İki kız, üç erkekten kurulu Londralı The History Of Apple Pie, indie rock, dream pop, shoegaze odaklı müzikleriyle büyük dalgalar yaratmayan, orta karar bulduğum 2013 tarihli ilk albüm Out Of View ile yüzdüğü çok fazla derin olmayan sularda da boğulmayan bir grup. Orta karar ilk albümden bir sene sonra, bu kez daha kararlı sayılabilecek yeni albüm Feel Something ile debut olarak kalmış yüzlerce indie gruptan farklı bir konuma gelen beşlinin temelleri, birlikte müzik yapan şarkıcı Stephanie Min ile gitarist Jerome Watson'ın faaliyetlerini internette paylaşmalarıyla atılmış. Bu sayede bazı yapımcılardan ve firmalardan teklif almaları suretiyle bir grup olmaya karar vermişler. Stephanie ve Jerome, düzenledikleri seçmelerle gitarist Aslam, bas gitarist Kelly ve davulcu James ile anlaşarak The History Of Apple Pie'ı oluşturmuşlar. Bu enteresan ismi de Google'dan rastgele derledikleri isimler listesi arasından seçip kendilerine layık görmüşler.

Sound yönünden çok fazla farkı olmasa da Out Of View'dan daha iyi bulduğum Feel Something, bu "iyi bulma" meselesinin bazen sadece basit bir "his"ten ibaret olabileceğini gösteren albümlerden. Mesafeyi daha rahat görebilmek için iki albümü peşpeşe dinlediğimde Out Of View'ün kendi türü içinde sivrilmeyen, kaş kaldırtmayan, iz bırakmayan, See You dışında bana göre çok düz ilerleyen yapısı Feel Something ile artık birşeyler hissettiren bir yöne dönmüş gibi sanki. Bir albüm dinliyorsanız, o bütünlük dahilinde aklınızda kalanlar bazen o bütünün kendisi olur, bazen de o bütünü değerli hale getiren belli parçalar olur. Feel Something gibi albümler genelde ikinci sınıfa dahil edilebilir. Come Undone, Tame, Don't You Wanna Be Mine?, Snowball, hele de Jamais Vu, bana göre Feel Something'i değeri kılan parçalar. İlk albümden See You dışında aklımda kalan şarkı olmadığını düşününce iyi bir ikinciyle karşılaştığımı söyleyebilirim.

1. Come Undone
2. Tame
3. Keep Wondering
4. Special Girl
5. Jamais Vu
6. Puzzles
7. Don't You Wanna Be Mine?
8. Ordinary Boy
9. Snowball
10. Just Like This

30 Eylül 2014 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Eylül 2014)

Annett Louisan - Zu viel Information
Yıl: 2014 Almanya
Tür: Pop, Folk
"F" Rate: 6/10
 I.A.R. tavsiyesi: "Zu viel Information

Imogen Heap - Sparks
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Art Pop, Electronic
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mind Without Fear" (feat. Vishal-Shekhar)
Mr. Big - Lean Into It
Yıl: 1991 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Green-Tinted Sixties Mind"
 
Ryan Adams - Love is Hell
Yıl: 2004 ABD
Tür: Alt-Country, Indie Rock, Singer/Songwriter
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wonderwall"
 
Leonard Cohen - Popular Problems
Yıl: 2014 ABD / Kanada
Tür: Folk, Singer/Songwriter, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Slow"
 
The Pierces - Creation
Yıl: 2014 ABD
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Creation"
 
The Wanderers OST
Yıl: 1979 ABD
Tür: Pop, Rock & Roll, Rhythm & Blues
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Dion - "Runaround Sue"
 
Black Swan Lane - A Moment of Happiness
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Dream Pop, Post-Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Time"
 
The Black Crowes - Amorica
Yıl: 1994 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Gone"
 
Kurtalan Ekspres - Göğe Selam
Yıl: 2011 Türkiye
Tür: Progressive Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Unutamadım" (Bülent Ortaçgil & Erkan Oğur)
Kurtalan Ekspres - Göğe Selam 2
Yıl: 2014 Türkiye
Tür: Progressive Rock, Pop Rock
 "F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Nem Kaldı" (Haluk Bilginer)
 
Sophie-Tith - J'aime ça
Yıl: 2014 Fransa
Tür: Chanson, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Enfant d'ailleurs"
 
The Smashing Pumpkins - Adore
Yıl: 1998 ABD
Tür: Alternative Rock, Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ava Adore"
 
Nouvelle Vague - 3
Yıl: 2009 Fransa
Tür: Pop, Lounge, Cover
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Master & Servant"
 
Tyler Jakes - Evil
Yıl: 2013 ABD
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "This is a Robbery"
Bungalow Bums - Lawless Days in Reservation
Yıl: 2014 Rusya
Tür: Psychedelic Rock, Stoner Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mother River"
 
The Asteroids Galaxy Tour - Bring Us Together
Yıl: 2014 Danimarka
Tür: Indie Pop, Dance Pop, Pop Soul
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rock the Ride"
 
Public Enemy - Greatest Misses
Yıl: 1992 ABD
Tür: Hip Hop, Rap
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "You're Gonna Get Yours"
 
Undogmatic - Velvet Textures Vol. 3
Yıl: 2014 Portekiz
Tür: Dark Ambient, Downtempo, Dub
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Atmosphere of Seduction"
Robert Plant - Lullaby and... the Ceaseless Roar
Yıl: 2014 İngiltere
Tür: Folk Rock, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Little Maggie"

27 Eylül 2014 Cumartesi

The Black Crowes - Shake Your Money Maker


Chris Robinson (vokal) ve Rich Robinson (gitar) kardeşlerin 1989 yılında kurdukları The Black Crowes, 9 adet stüdyo, sayamadığım adet de konser albümüne (ki bunların arasında Jimmy Page ile beraber takıldıkları 2000 yılına air Live At The Greek de var) mesai harcamış tecrübeli rock gruplarından. 1990 tarihli Shake Your Money Maker ise onları tanımama ve sevmeme vesile olan ilk albümü. Tabii bu sevgi zamanla azalarak bitme noktasına geldi. Oraya birazdan geleceğiz. Namlunun ucunda patlamak üzere olan grunge'ın hemen öncesinde kasetine sahip olduğum Shake Your Money Maker, Robinson kardeşlerin etkilendiği The Rolling Stones, Lynyrd Skynyrd, Faces, Buddy Guy, Otis Redding gibi isimlerden sesler ve renkler taşıyan harika bir rock albümüydü. Bu isimlerden anlaşılacağı üzere hard rock'ın blues ile olan yakınlığından devşirilen 10 şarkı, Chris Robinson'ın mükemmel vokaliyle listelerin altını üstüne getirmiş, rock radyolarına feleğini şaşırtmıştı.

Otis Redding klasiği Hard To Handle'ın süper coverı hariç tüm şarkıları Robinson biraderlerin yazdığı albüm, bu coverla birlikte Jealous Again, Twice As Hard, She Talks To Angels, Seeing Things singlelarıyla daha ilk albümden hasılatın ve prestijin gözüne vurmuştu. Evet, 9 albüm arasında en çok satan hala Shake Your Money Maker... Bunun verdiği doygunluk mu, bundan sonra gelecek albümlerin kendini tekrardan öteye gitmeyebileceği ihtimali mi ya da her ikisi mi bilinmez, bu albümün ardından gelen The Southern Harmony and Musical Companion (1992) ve Amorica (1994) ile grup yavaş yavaş ticari gücünü reddedercesine daha ağırdan almaya, hani dilim varmıyor ama southern rock'ı bir tuval gibi görerek sanatsal kesikler atmaya başladı. Sanki "biz bu ilk albümü ticari açıdan kendimizi müzik alemine kabul ettirmek için yaptık, aslında sanatsal açıdan çok derin bir potansiyele sahibiz" mesajı iletiyorlardı.


Shake Your Money Maker sonrası sözünü ettiğim iki albüm Sting Me, Remedy, Thorn In My Pride, Black Moon Creeping, Gone, A Conspiracy, P.25 London gibi cevherler içeriyordu. Ama bir süre sonra o albümlerden sadece sevdiğim şarkıları dinlediğimi, geri kalanları pek umursamadığımı, hatta bazılarına tahammül edemediğimi farkettim. Hele 1996 albümleri Three Snakes and One Charm ve sonrası benim için çekilir eziyet değildi. Azalarak biten The Black Crowes sevgimi albüm formatında ifade eden yegane iş, ismiyle müsemma Shake Your Money Maker olarak kaldı. Hem o dönemin nostaljisini taşıdığı gibi, zamansızlığıyla da her döneme sirayet edebilecek yetkinlikte şarkılarla canavar gibi bir 45 dakika vaad ediyordu. Gruba iyi para kazandırdı, istediklerini yapabilmesinin önünü açtı, benim gibi bu albümü sevenlere her zaman sıkılmadan dinleyecekleri 10 sıkı rock şarkısı armağan etti.

Şarkı şarkı isim vermek anlamsız. Albümde vasat bulup sıkıldığım tek bir şarkı yok. Hareketli olanlarda o müthiş "jam band" coşkusu, orta tempolularda rock karizmasının özellikle The Rolling Stones ve Faces sularında yüzen görüntüsü, Sister Luck, Seeing Things ve She Talks To Angels üçlüsünden oluşan slow kanadın olgun bir blues karakteri oluşturması Shake Your Money Maker'ı bir para makinesi olmaktan çok ötede konuşlandırıyor. Nakaratlar o zaman dilime nasıl yapıştıysa hala orada duruyor. Baştan sona bir barda veya dev bir konser salonunda dinlermiş gibi kanlı canlı kalabilen bir albümün sadece Amerika'da 5 milyon kopya satması değil, satmaması şaşırtırdı. Ne zaman dinlemeye başlayacağım hiç belli olmasa da, o mükemmel Stare It Cold ile albüm her bittiğinde içimi iyi bir şey yaptım duygusu kaplıyor. Sonra Amorica albümünün yıldızı Gone'ı dinliyorum. Aradaki değişime rağmen neden artık grubun yaklaşık 20 yıldır bu kadar iyi şarkılar yapmadığına üzülüyorum. Lakin eskiler hep orada bir yerlerde cankurtaran simidi gibi duruyorlar.

1. Twice as Hard
2. Jealous Again
3. Sister Luck
4. Could I've Been So Blind
5. Seeing Things
6. Hard to Handle
7. Thick n' Thin
8. She Talks to Angels
9. Struttin' Blues
10. Stare It Cold

23 Eylül 2014 Salı

The Loves - Technicolour



Kızlı erkekli bir 60’lı yıllar çetesi gibi kimilerinin “twee-pop” dediği, benim “garaj-pop” tanımını uygun gördüğüm, bir yanıyla da “pop’n roll” türü kelime oyunlarına açık, “rock’n roll” kıvamlı The Loves, 2004’te başladığı müzikal yolculuğuna şimdiye dek üç albüm sığdırmış leziz bir topluluk. Love (2004), Technicolour (2007) ve Three (2009) albümlerinden son ikisini dinlemiş biri olarak kendimi mutlu ve mesut hissediyorum. Bu hissi bana veren ise henüz dinleme şansına ulaşmadığım Love ve dinleyip pek hoşlanmadığım Three albümleri değil, ortanca evlat Technicolour şirinliğidir. Gerçi bu tür müziğin icra edildiği albümlerin pek birbirinden farkı yoktur diye yaygın bir kanı bulunur. Ama bana göre The Loves çocukları bu farkı Technicolour ile görünür kılmışlar ya da bana öyle gelmiş. Zaten bu farkı algılama biçimimizi açıklamaya çalışmak da kimi zaman fevkalade gerzeklikten ibaret. Dinledin, beğendin işte. Daha ne demeye önceki albüm, sonraki albüm karşılaştırması yaparsın ki? Yine de yapılan güzel müzik sizi dolduruşa getirdiğinde oluyor bu tip kıyaslamalar. Müziği dinlemek kadar konuşmanın da keyfini tattıran gruplardan biri The Loves

Technicolour'a gelirsek, 60’lar, twee-pop, şirinlik falan derken daha ilk şarkı Je T'aime, Baby’nin yedi dakikalık karamsar, hüzünlü ve yoğun rock dokusuyla karşılanıyorsunuz. “Je T'aime, Baby”den başka söz bulunmayan bu parça, grup elemanlarının enstruman hakimiyetlerini de daha baştan kanıtlayıp hafife alınmamaları gerektiğinin altını çiziyor. Je T'aime, Baby’nin kasvetli havasından sıyrılınca da 1, 2, 3 dakikalık türe dönüşler başlıyor. Fakat o kısacık sürelerde bile müziklerine gösterdikleri özen hayranlık verici. I My She Love You, Honey, Summertime gibi bol paça pantolon giyip dansedilesi kıyaklıktaki şarkılar yanında daha düşük tempolu ve akustik 60’lar esintisi bulmak mümkün. She'll Break Your Heart...Again şarkısının daha girişinde Mickey & Sylvia’dan Love Is Strange çalacak sanıyorsunuz mesela. Kolayca hafife alınma riski taşıyan bildik bir sound. Ama dibinde alternatif bir ruh da taşıyor. Fazla söze gerek yok. Technicolour albümünü dinledikten sonra Three’yi dinler, biraz da 2009 etiketli olduğu için ondan bahsederim diye düşünüyordum. Ama Technicolour beni Three’den çok daha memnun etti.

1. Je T'aime, Baby
2. I My She Love You
3. She'll Break Your Heart...Again
4. The Rainbow Connection
5. Xs and Os
6. Honey
7. Jazz My Bads (for JT)
8. So Sad
9. Summertime
10. How Does It Feel To Be Loved?
11. The Good Times (Gimme Gimme)
12. Goodbye

21 Eylül 2014 Pazar

Jaws - Be Slowly


Dört Birminghamlı genç tarafından 2012 yılında kurulan Jaws'ın ilk albümü Be Slowly, bana sonbaharın ilk güzel hediyesi oldu. Aslında grup, bu dört gençten biri olan solist ve gitarist Connor Schofield'ın Cameron şarkısının demosunu internet üzerinden paylaşmasıyla kuruldu denebilir. Şarkıya yapılan olumlu geri dönüşler Schofield'ı gaza getirmiş, o da Halesowen College'dan üç arkadaşıyla temasa geçerek Jaws'ı oluşturmuş. İki EP sonrası bazı yerel gruplarla düzenlenen turnelere davet edilmişler. İyice piştiklerine kanaat getirdikten sonra da 2013 sonlarında ilk albüm çalışmalarına başladıklarını duyurmuşlar. Neticede ortaya Be Slowly gibi son derece güçlü bir indie rock albümü çıkmış. Bunları sakin bir klişelikte dile getiriyor olduğuma bakılmasın. Be Slowly 2014 yılı içinde beni en fazla heyecanlandıran albümlerden biri oldu.

Jaws'ın hayata geçirilmesine vesile olan Cameron'dan başlarsak, fena bir şarkı olmadığını, ama ne uzayan ne de kısalan düz bir indie beste olduğunu söyleyebiliriz. Jaws gibi bir grubun oluşmasına vesile olabilecek bir şarkı olmadığını, buna rağmen Jaws gibi bir grubun oluşmasına vesile olduğu için teşekkürü hak ettiğini de sözlerimize ekleyebiliriz. Albümün asıl bombaları başka. Be Slowly sadece Time, Gold ve Swim üçlüsünü aynı çatı altında topladığı için bile yılın en iyilerinden biri sayılmalı. Bu üç şarkı, grupla ilgili ne söylenecekse hepsini teker teker ya da ortak bir ruhla dile getiriyor. Indie rock şeklinde kabası alınan, fakat dream pop, post-punk ve kıyıdan kenardan new wave şeklinde rötuşlanan müzikal bir tanıma yakın görünüyorlar. Sisli puslu olmayı tercih etmeyen, buna rağmen sisli puslu bir gizemi de peşlerinden sürükleyebilen anlaşılabilirliğe sahipler.


Bazı grupları anlamayabilir ama sevebilirsiniz. Tam tersi de mümkün. Oysa ben Jaws'ı müzikal duyarlılık yönünden hem anladım, hem de çok sevdim. 80'ler new wave / post-punk ölçütlerine olan bağlılıklarını kesinlikle nostaljik baştan çıkarma amaçlı kullanmayıp, kendi melankolik sertliklerinde eritmeyi beceriyorlar. Bu sayede elde tuttukları modern indie rock formüllerini istedikleri zaman bir koza çevirmeye muktedirken (ve kağıt üstünde çömez bir grubun kolaylıkla düşeceği abartma hatasına düşme riski varken) müthiş hamlelerle hem indie, hem pop, hem rock, hem punk, hem melankolik, hem de hırslı olabiliyorlar. Asıl mesele tüm bunları olurken, daha ilk albümünü yapan yeni bir gruptan beklenmeyen olgunluğa erişmiş görünmeleri. Buna benzer cümleleri birçok yeni grubun çok iyi olan ilk albümü için kurmuşumdur. Jaws hiçbirinden farklı değil.

Jaws'ın müthiş hamlelerinin adı Time, Gold ve Swim ile sınırlı değil elbette. Home, Be Slowly, Surround You ve sevmek için çok fazla uğraşmayacağım, zamana bırakılan Jaws şarkılarının toplandığı bu debut, son dönemde bana denk gelen onlarca kıytırık indie albüme toz toprak yutturan cinsten. Be Slowly gibi albümleri anlatmak için en güzel cümleleri seçmek istiyorum. Lakin onlar albümlerini anlatmak için en güzel şarkılarını zaten seçmişler. Tür olarak farklılıklar gösterseler de Amerikan synth pop dörtlüsü The New Division ile ruhani bir kardeşlik bağları mevcut sanki. Her iki grup da belki görünüş olarak çok havalı değil ve şarkılarının hakkını veremeyen klipler çekiyorlar. Yine de bu durum onları sevmek için engel teşkil etmiyor. Jaws, son derece havalı tiplerin biraraya gelip acayip iyi klipler çekseler bile şarkıların önüne geçemedikleri bir dünyada ikamet eden gruplardan. Zor tabii!

1. Time
2. Cameron
3. Gold
4. Swim
5. Home
6. Be Slowly
7. Think Too Much, Feel Too Little
8. Filth
9. Sunset State
10. Surround You
11. NYE