29 Şubat 2016 Pazartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Şubat 2016)

Birth of Joy - Get Well
Yıl: 2016 Hollanda
Tür: Haevy Psych, Hard Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Those Who Are Awake"
TV Girl - Who Really Cares
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Pop, Chillwave
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Taking What's Not Yours"
Scandinavian Music Group - Hölmö rakkaus ylpeä sydän
Yıl: 2006 Finlandiya
Tür: Pop Rock, Art Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ypleä sydän"
Dokken - Back for the Attack
Yıl: 1987 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mr. Scary"
Mimi Page - The Etheral Blues
Yıl: 2015 ABD
Tür: Dream Pop, Trip-Hop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Indigo"
Sheryl Crow - Sheryl Crow
Yıl: 1996 ABD
Tür: Pop Rock, Country Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Everyday is a Winding Road"
 
Ra Ra Riot - Need Your Light
Yıl: 2016 ABD
Tür: Indie Pop, Synth Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Water"
A Bronx Tale OST
Yıl: 1993 ABD
Tür: Pop Rock, Soul
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: James Brown - "It's a Man's Man's Man's World"
 
El Cuero - Souls Under Red Light
Yıl: 2015 Norveç
Tür: Hard Rock, Pop Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Who Watches the Watchmen"
 
VA - Istanbul 70: Psych, Disco, Folk Classics
Yıl: 2011 Türkiye
Tür: Anatolian Rock, Psychedelic Pop, Folk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Kamuran Akkor - "İkimiz Bir Fidanız"
The Chemical Brothers - Dig Your Own Hole
Yıl: 1997 İngiltere
Tür: Breakbeat, Electronic
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Block Rockin' Beats"
Dori Freeman -  Dori Freeman
Yıl: 2016 ABD
Tür: Alt. Country, Folk Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tell Me"
Miranda Lee Richards - Echoes of the Dreamtime
Yıl: 2016 ABD
Tür: Psychedelic Folk, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Colours So Fine"
 
Rotting Christ - Rituals
Yıl: 2016 Yunanistan
Tür: Melodic Black Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "देवदेवं (Devadevam) (feat. Kathir)
 
Simply Red - Picture Book
Yıl: 1985 İngiltere
Tür: Pop Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Holding Back the Years"
 
Mick Jagger - Wandering Spirit
Yıl: 1993 İngiltere
Tür: Pop Rock, Funk Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Think"
 
Nawather - Wasted Years
Yıl: 2016 Tunus
Tür: Progressive Metal, Folk Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Daret Layyem"
Baaba Maal - The Traveller
Yıl: 2016 Senegal
Tür: African Folk Music, World
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kalaajo"
 
U2 - Rattle and Hum
Yıl: 1988 İrlanda
Tür: Pop Rock, Folk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Desire"
The Cult - Hidden City
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Hard Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hinterland"

23 Şubat 2016 Salı

Hell Camino - Orange Lily


Bu yıl tıpkı La Chinga ve School Of Seven Bells gibi "bir sonraki albümleri sürpriz biçimde sessiz sakin çıkan ve bir önceki albümleri kadar iyi olan" gruplardan biri de stoner rock üçlüsü Hell Camino oldu. İlk cümledeki iki grubun aksine, 2015 tarihli dumanı üstünde debut albüm Hell Camino sonrası kendilerinden 2-3 sene ara beklerken hiç habersiz malum ortamlara giriş yapmaları pek sevindirdi. Zaten onlarla ilgili yorumlarımda kilit kelimelerden biri olan "basitlik" neticesinde bu üçlü için yeni bir albüm yapmanın uzun yıllar sürmeyeceği az çok belliydi. Yeni bir albüm yapmak artık herkes için çok kolay. Önemli olan bu kadar sık süre içinde iyi albümler yapabilmek. İşte Hell Camino, o güzel ilk albümlerinde ne yaptılarsa yeni çalışmaları Orange Lily'de de aynı basit ama etkili formüllerini sürdürüyorlar. Bu formülün blues kökenli stoner rock izleğinde olduğunu, 90'ları çok iyi etüd ettiğini de hatırlatalım.

İlk albümün tüm lezzetini eksiksiz taşıyan Orange Lily, sanki o albümle birlikte aynı gün kaydedilmiş, yarısı şimdi, yarısı da iş bitince albüm olarak sunulmuş izlenimi veriyor. Orada şarkı ismi vermemiştim, burada özellikle vermek istiyorum. Dixie Mafia, Death Inside Of Me, Vertigo, Reborn Reject şarkılarının yoğunluğu, hem güncel stoner rock (az biraz komik olmuş olabilir), hem de 90'lar grunge refleksleri taşıyor. Bazı ton, riff, ve sololar Pearl Jam, Soundgarden, Alice In Chains tayfasının kulaklarını fena çınlatıyor. Bugünlerde bizzat onların bile adam gibi birşeyler çınlatamadığını düşünürsek bu büyük olay. Sadece La Chinga için dile getirdiğim "kapanışa 10 dakikalık heavy psychedelic bir şarkı koyma klişesi" rolünü üstlenen God and Gravity'yi yine sadece bu klişeye düştüğü için eleştirebilirim. Gerçi o da bu klişe rolü dinleyenine hiç yadırgatmayan bir şarkı. Yaklaşık 8 ay önce söylediklerimi tekrar etmek istemem. Ama onlar da sırf puan verip geçiştirilecek, tekrar birşeyler söyleme ihtiyacı hissettirmeyecek sıradan bir albümle geri dönmüyorlar. Geri dönmek fiili de burada bir garip. Zaten hiç gitmemiş gibiler.

1. Dixie Mafia
2. Orange Lily
3. Death Inside of Me
4. Inertia Switch
5. Drug Love
6. Vertigo
7. Reborn Reject
8. God and Gravity

10 Şubat 2016 Çarşamba

School Of Seven Bells - SVIIB


En son 2012'de çıkan Ghostory albümleriyle övgülere boğduğum New Yorklu üçlü School Of Seven Bells, uzun bir aradan sonra dördüncü albüm SVIIB ile yeni övgülerimi sunacağım bir albümle daha karşımızda. Her yıl olduğu gibi önceden duyumunu alıp sabırla çıkmasını beklediğim albümler var. Bazıları beklediğimden daha erken çıktı. Ama birkaçı dışında şimdilik bir hayalkırıklığı yaşadım. Yeni School Of Seven Bells albümünün 2016'da çıkacağını bilmiyordum ki hoş bir sürpriz oldu. Acaba onlar da mı bu hayalkırıklığına dahil olacaklar derken, neyse ki gayet indie, gayet dream bir pop müzik ile geri dönüş gerçekleştirdiler. Ghostory ile bir karşılaştırma yapmadan kendimi alamadım. Şimdilik Ghostory öndeymiş gibi gözüktü. Zira o albüm, renkli kişiliğine rağmen hemen kaynaşılmayan, kaynaştıkça da başka yeni özellikleri keşfedilen kişilere benziyordu. Bu tanımın bir benzerini SVIIB için de yapabilirım. Her ne kadar ilk bakışta bir The Night, When You Sing veya White Wind gibi yaka paça indiren bir şarkı yok gibi dursa da, böyle bir zorunluluk da yok. Grup kendine biçtiği kıyafeti ufak detaylarla süslüyor veya sadeleştiriyor. Ama en önemlisi öyle ya da böyle, kendi olmayı sürdürüyor.

Aynı zamanda ilk singlelar olan Ablaze, On My Heart, Open Your Eyes üçlüsüyle başlayan albüm, çok büyük sürprizler içermediğinin sinyallerini de veriyor. İlk bakışta yaka paça indirmese de, birkaç bakışta kalitesini ortaya koyan Ablaze, Elias, Signals, Music Takes Me gibi şarkılar omuz omuza çok iyi işler yapıyorlar. The Night yok belki ama A Thousand Times More diye bir lokomatif var. Reappear yok belki ama Confusion diye bir ambient duruluğu yine var. İsteyen Ghostory ile paralellikler kurar, isteyen buradaki şarkılar kendi karakterini oluşturmuş gözüyle bakar. İsteyen de -benim bu yazıda yaptığım gibi- her iki durumu da masaya koyarak albüme bakar. A Thousand Times More ve Signals'a The Night gözüyle bakmanın veya bakmamanın bir zararı yok. Elde var çok iyi bir albüm. Bu pop müzik için sık rastlanan bir durum değil. Gerçi bu rock müzik ve diğerleri için de sık rastlanan bir durum değil. Ne yazık ki, kötü albümlerin sayısı iyilerden çok fazla. Çünkü müzik yapmak, albüm yapmak, onu geniş kitlelere ulaştırmak kolaylaştı. Böyle olunca popçular şımardı, rockçılar taklide bağladı, experimentalcılar mantar gibi türedi. Belki de iyi oldu. Çünkü gerçekten emek sarfedilen, zekice yazılan, tutkuyla çalınıp söylenen albümler daha kolay seçilir oldu. İşte benim için kurulduğu 2007'den beri bu seçilenler arasında yer alan School Of Seven Bells, SVIIB gibi yüzakı bir albümle kariyerini biraz daha güçlendirerek pop adına çok daha ciddi işler yapılabileceğini söylemekten vazgeçmiyor.

1. Ablaze
2. On My Heart
3. Open Your Eyes
4. A Thousand Times More
5. Elias
6. Signals
7. Music Takes Me
8. Confusion
9. This is Our Time

4 Şubat 2016 Perşembe

La Chinga - Freewheelin'


2013 yılında çıkardıkları kendi adlarını taşıyan ilk albümleriyle ortalığı darma duman etmelerini beklediğim, ama değil darma duman etmek, isimlerinin bile duyulduğundan şüphe ettiğim Kanadalı üçlü La Chinga, üç yıl aranın ardından ikinci albümleri Freewheelin' ile geri döndü. Bu sefer daha temkinli konuşacağım. Her ne kadar bu ikinci albüm beni ilki kadar (hatta bir puan daha fazla) coşkulandırsa da, onların ortalığı dağıtmayacakları belli oldu. Zaten ilk albümde de hissedilen profesyonellikleri, bu albümle birlikte iyice demlenmiş, olgunlaşmış ve mütevaziliğini de muhafaza etmiş görünüyor. Grubun özellikle Led Zeppelin ile olan gönül bağından, ama bu bağın onları esir almamış olduğundan bahsetmiştik. Aynı durum bu albümde de sürüyor. Alttan üsten girip çıkan, müthiş rifflerle şarkıların dik durmasını sağlayan, onları istediği yere taşıyan, çılgın sololarla yerçekimini ortadan kaldıran gitar yine başrolde. Bas ve davulun omuz omuza bu gitarın önünü açması, sık sık onu hizaya sokması, Ben Yardley'nin 70'lerden feyz almış vokalinin hala yerinde duruyor olması da grupla ilgili başka olumlu noktalar.

Açılışı yapan Gone Gypsy, hard rock dinlemeye başladığımdan beri sıkı bir riff ve ona sadık bir nakaratı buluşturan her rock şarkısına verdiğim tepkiden nasibini alan bir şarkı oldu. Bu tepkiler türlü türlü tabii. Blues rock yağıyla iyice kızartılmış tavaya malzemeyi döktükten sonra çıkan yoğun duman / ses / koku üçlüsüyle coşan lezzetli bir biftekten bahsediyorum. Özellikle Mother Of All Snakeheads, White Witchy Black Magic, War Cry üçlüsü albümün hız ve sertliğini en kalitelisinden garanti altına almış besteler. Duyar duymaz nedense bana Led Zeppelin III rüzgarı üfleyen Mountain Momma'yı da pek sevdim. Gerçi buradaki "nedense"nin nedenleri malum. Yardley vokali bu şarkıda hiç olmadığı kadar Robert Plant içermekte. Tekrar edeyim, bunu kesinlikle bir olumsuzluk, bir taklit, bir prim yapma olarak görmedim. İlk albümde de görmemiştim, burada da görmedim. Gitarları da çalan, şarkıları da söyleyen Ben Yardley, şayet bir La Chinga karakteri oluştuysa bunun bir numaralı müsebbibidir. Henüz oluşmadıysa da uzun vadede oluşması beklenebilir.

Bazen tüm şarkılarda onun vokallerini çıkarsak hangi şarkı kimi hatırlatır diye merak etmedim değil. Mesela Mother Of All Snakeheads'e Zack de la Rocha, K.I.W. şarkısına Tom Keifer, Stoned Grease White Lightnin'e de Anthony Kiedis dalacakmış gibi hissettiğim oldu. Tüm bunlar La Chinga'yı Led Zeppelin, Rage Against The Machine, Cinderella, Red Hot Chili Peppers mı yapıyor, hayır! Ama grubun alternative, blues, funk, klasik rock yelpazesinin genişliğini gösteriyor. Belki bu albüme getireceğim tek eleştiri, grubun psychedelic rock ile ilişkisinin tam olarak ne düzeyde olduğuna karar verememiş gözükmesi olabilir. Yani satır aralarında bu ilişki zaten hissedilmekte. Fakat albüm kapanışındaki The Dawn Of Man gibi bir ilişki düşünülüyorsa o iş yürümez sanki. Kapanışa 10 dakikalık heavy psychedelic bir şarkı koyma klişesi azalarak bitsin istiyorum. Onun yerine 3-4 dakikalık bir blues rock şarkı daha koysalar çok daha iyi olurmuş. Rock müzik denince akla gelen her türlü şeref, namus, onur, karakter kelimelerini birer rütbe gibi omuzlarında taşıyan La Chinga, pek ilgi görmeyen bir grup gibi dursa da, iki albümlük kısa geçmişlerine bakınca ilgi görmese de, popüler olmasa da gayet iyi bir duruş sergiliyorlar. Umarız bu duruş bozulmaz, grup aynı çizgide daha nice albümlere ismini yazdırır.

1. Gone Gypsy
2. Mother of All Snakeheads
3. White Witchy Black Magic
4. Stoned Grease White Lightnin
5. Faded Angel
6. Mountain Momma
7. War Cry
8. K.I.W.
9. Right On
10. The Dawn of Man

31 Ocak 2016 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ocak 2016)

Abbath - Abbath
Yıl: 2016 Norveç
Tür: Black Metal
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "To War"
Anna Puu - Rakkaudella, Anna Puu
Yıl: 2015 Finlandiya
Tür: Indie Pop, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Superkuu"
Mint Julep - Broken Devotion
Yıl: 2016 ABD
Tür: Dream Pop, Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Broken Devotion"
Kent Coda - Ah! Bu Güzel Hayat
Yıl: 2014 Türkiye / Avusturya
Tür: Indie Folk
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dün Akşam İstanbul'lu Oldum"
Scandinavian Music Group - Onnelliset kohtaa
Yıl: 2002 Finlandiya
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sä"
DIIV - Is the Is Are
Yıl: 2016 ABD
Tür: Post-Punk
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Under the Sun"
Tom Petty & The Heartbreakers - Into the Great Wide Open
Yıl: 1991 ABD
Tür: Pop Rock, Folk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Learning to Fly"
Blaue Blume - Syzygy
Yıl: 2015 Danimarka
Tür: Dream Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Candy"
 
Mamak Khadem - The Road
Yıl: 2015 İran
Tür: World, Persian
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Huntsman"
 
Hortlak - Hortlak
Yıl: 2016 ABD
 Tür: Death Metal
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lower Birth"
Doğu Blok - Televizyon Ahlakı
Yıl: 2015 Türkiye
Tür: Art-Pop, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Böylesi Hisler"
 
Faith No More - King for a Day... Fool for a Lifetime
Yıl: 1995 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Evidence"
TisDass - Yamedan
Yıl: 2015 Nijerya
Tür: Blues Rock, Tuareg Music
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Ayatma"
 
Club 8 - Club 8
Yıl: 2001 İsveç
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Falling From Grace"
The Hillbilly Goats - Still in the Mountains Show
Yıl: 2013 Avustralya
Tür: Bluegrass, Country
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Don't Get Trouble in Your Mind"
Men From S.P.E.C.T.R.E. - Claw
Yıl: 2015 İsviçre
Tür: Instrumental Funk, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Claw
 
Ina Forsman - Ina Forsman
Yıl: 2016 Finlandiya
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hanging Loose"
Live - Birds of Prey
Yıl: 2003 ABD
Tür: Alternative Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Heaven"
Wet - Don't You
Yıl: 2016 ABD
Tür: Art Pop, Alternative R&B
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Island"
David Bowie - Best of Bowie
Yıl: 2002 İngiltere
Tür: Art Rock, Pop Rock
"F" Rate: 10/10
I.A.R. tavsiyesi: "Let's Dance"

25 Ocak 2016 Pazartesi

Faith No More - Angel Dust


1992'de çıkan Angel Dust, benim San Franciscolu grup Faith No More ile tanışma albümümdü. Gerçi grubun Epic şarkısı çok önceden ortalığı epey ısıtmıştı. Ama o dönem bu şarkının bulunduğu 1989 yılına ait The Real Thing albümüne ulaşmak çok zordu. Firmalar henüz patır patır kaset çıkarma evresine geçmemişlerdi. Yeraltından kaset çektirme olayından da haberimiz yoktu. Radyolar zaten Phil Collins dururken böyle şeyler çalmazdı. Şuydu buydu derken yıl 92 oldu ve firmalar yabancı kaset satışlarından memnun olmaya başlayınca birbiri ardına güzel kasetler piyasaya sürüldü. Hatta içinde şarkı sözlerinin, grup fotolarının, albüme emeği geçenlerin isimlerinin bile olduğu bookletler ile birlikte. İşte Angel Dust böyle bir zamanda raflarda yerini aldı. Sadece Epic şarkısıyla tanıdığım bir grubun kasetini almamı sağlayan şey, daha fazlasını ummamdı. Çünkü yeni yeni ortaya çıkmaya başlayan alternative rock hadisesi, hard rock - heavy metal kalabalığında nefes alacak yeni alanlar açmaya başlamıştı.

Farklılık daha albüm kapağından kendini belli ediyordu. Üzerinde Faith No More yazmasa bir Gheorghe Zamfir albümü sanılmaya müsaitti. İki cover haricinde tümü grubun ortak bestesi şarkılardan oluşan Angel Dust, bazen çiğ, sert, deli, uzlaşmasız, bazen de naif, funky, neşeli ve uzlaşmacı ruh hallerine sahip bir rock albümü. Alternative rock tanımının hakkını en iyi karşılayan albümlerden biri yani. Ama grup bu özellikleri tek bir şarkıya hapsetmeden, yoğunlukları farklı dozlarda ayarlanmış biçimde şarkılarını karakterize etmeyi seviyordu. Mesela albümün parlak çocukları A Small Victory, Everything's Ruined ve Midlife Crisis, ticari başarıları yüzünden liste kurnazı, MTV aymazı olarak görülemeyecek kadar kaliteli şarkılar. Öte yandan Malpractice, Jizzlobber veya Crack Hitler gibi zor şarkılarda da belli bir kalite çıtası var. Ne kadar zor olsalar da sonradan grubun tür hanesine eklenecek olan avant-garde metal ve experimental rock saçmalıklarını duymuyoruz en azından. Tam tersi, özellikle Roddy Bottum'ın keyboard hakimiyetinin sağladığı müthiş denge, Faith No More'un basit bir rock grubundan öte, sinematik yönünü de keskinleştiren nitelikteydi.


Bottum'ın keyboardu varsa, Billy Gould'un tuğla gibi bas gitarı, Jim Martin'in her yere yetişen olağanüstü gitarı, Mike Bordin'in akademik ve sokak kültürlerini harmanlamış davulu var. Tüm bunlara Mike Patton'ın bir crooner, bir punk, bir soul vokal olabildiği müthiş ses yelpazesi de eklenince ortaya Faith No More adında bir "persona" çıkıyor. Grup üyelerinin farklı bireysel kimliklerinden ortak bir paydaya ulaşmalarıyla ortaya çıkan bu benzersizlik, zaman zaman kendine bile alternatifler yaratabilecek kapasitede zengin bir içeriğe sahip. Land Of Sunshine, RV, Smaller and Smaller, Caffeine yani ismini saymadığımız diğerlerinde de aynı ruh mevcut. Belki sadece iki cover şarkıda bu durum farklılaşmış olabilir.1969 tarihli John Schlesinger filmi Midnight Cowboy'un John Barry imzalı aynı adlı tema müziğinin yeniden yorumu, orijinalinin sahip olduğu eşsiz naifliğe bir gram saygısızlık etmeyen nitelikte. Keza, 1977 yılına ait Commodores şarkısı Easy'nin yorumu da çok ayrıksı görünmesine karşın özünde grubun o personasına ihanet etmez. (Bir dönem Faith No More'u sadece Easy ile tanıyanlar vardı ve grubu Travis gibi sandıklarını bilirim.)

95 yılında çıkardıkları King for a Day... Fool for a Lifetime da Angel Dust ruhunu sürdürdü. Digging The Grave, Evidence, King For A Day, Star A.D. falan yine şahaneydi. Ama tıpkı önceki ve sonraki Faith No More albümleri gibi gözümde bir Angel Dust olamadılar. 97'deki Album Of The Year'dan sonra dağıldılar. 18 yıl sonra tekrar kurulup albüm yapacakları haberi çok heyecanlandırsa da ortaya çıkan Sol Invictus bana göre en kötü Faith No More albümünden daha kötüydü. Gitarist Jim Martin'i son duyduğumuz albüm olan Angel Dust, gücünün önemli bir kısmını buradan almaktaydı. Mike Patton'ın gerek solo albümlerinde, gerekse lisede kurduğu Mr. Bungle projesinde görülen deneysel müzik tutkusunun gruba sirayet etmeye başlamasının ise bu gücü zayıflattığı kanaatindeyim. Rock dünyasındaki en renkli seslerden birine sahip Patton'ın bu "art" merakı, Yoko Ono gibi bir sahtekardan bile diva yapabilmiş entel New York camiası tarafından kabul görmüştür muhakkak. Fakat yıllar önce yakalanan o Angel Dust personasından çok ama çok uzak bir kandırmacadır bu.

1. Land of Sunshine
2. Caffeine
3. MidLife Crisis
4. RV
5. Smaller and Smaller
6. Everything's Ruined
7. Malpractice
8. Kindergarten
9. Be Aggressive
10. A Small Victory
11. Crack Hitler
12. Jizzlobber
13. Midnight Cowboy
14. Easy

19 Ocak 2016 Salı

Tom Petty - Full Moon Fever


1950 doğumlu Tom Petty, saygın kişiliği, müzikal tecrübesi ve iz bırakan çalışmalarıyla yıkılmaz rock abidelerinden biridir. Böyle insanların doğumundan, çocukluklarından, müziğe girişlerinden, yaşadıkları zorluklardan bahsetmeye kalkarsak çıkamayız. O, müzik tarihçilerinin ve belgeselcilerin işi. Gerçi onlar da Cobain, Winehouse gibi dünkü çocukların hayatlarıyla daha fazla ilgililer. Belgesel çekmek için illa ki bir müzisyenin ölmesi gerekmiyor. (Bkz. ölmeden önce çekilen Lemmy belgeseli.) Petty, DylanSpringsteen, Cohen gibi çınar ağaçlarının hayatı şöyle güzelce derlenip toparlansa kültürel hizmet mahiyetinde olur. Madem öyle, artık adamakıllı bir David Bowie belgeseli beklemeliyiz. Konumuza dönersek, 80'lerin sonunda tanıştığım Tom Petty'nin bazen kadim grubu The Heartbreakers ile, bazen de solo olarak yaptığı bir dolu albüm arasından benim için en anlamlı olanı seçtim. Full Moon Fever (1989). Tanışma albümüm olması, yani bu albümden önce Tom Petty diye birinden haberim olmaması çok saf bir durum. Albümün kendisi de her dinlediğimde o saflığı yeniden önüme getirmiştir.

Full Moon Fever, Petty'nin The Heartbreakers adını kullanmadan yaptığı ilk solo albüm. Gerçi sadece adı solo. Bazı The Heartbreakers üyeleri yine imece usulü yardımlarını esirgememişler. Ama en büyük destek, Petty'nin süper grup Traveling Wilburys'den arkadaşı Jeff Lynne'dan ve The Heartbreakers gitaristi Mike Campbell'dan gelmiş. Lynne - Petty ikilisi şarkıların çoğunu birlikte yazdığı gibi, Campbell ile birlikte yapımcılık yapmışlar. Free Fallin', I Won't Back Down, Runnin' Down A Dream, A Face In The Crowd gibi hitlerle çok zaman geçirdim. Hatta 91 veya 92 yazında aralarında Full Moon Fever'ın da bulunduğu birkaç kasetle tatile bile çıktım. O yüzden bu albümden ne duyarsam duyayım, bana yaz mevsimine dair acayip bir nostalji yüklemesi yapılır. Free Fallin'in karizmatik olgunluğu, şehrin gece ışıklarına doğru orta hızla araba kullanmak gibidir. George Harrison'ın akustik gitar çalıp geri vokal yaptığı A Face In The Crowd'ın bıkkın güzelliği, sokakta yürürken insanların sana baktıklarını fark etmenin umursamazlığı gibidir. Runnin' Down A Dream'in enerjisi, arı kovanından bal çaldıktan sonra tabana kuvvet koşmak gibidir.

Altyapısı Bo Diddley'ye dayanan evrenselleşmiş ritmin, üst yapısı Petty ve Lynne'a ait rock'n roll coşkusuyla birleşiminden doğan A Mind with A Heart Of Its Own ile, iki dakikaya sığdırılmış küçük bir huzur zerresi olan Alright For Now'ı yanyana getiren, farklı hız ve şekillere rağmen aynı yoğunluğu sarıp sarmalayan albüm, her daim hiç bitmesini istemediğim kırsal bir atmosfer yaratır. Kapanışta büyük usta Roy Orbison'ın geri vokal yaptığı Zombie Zoo'nun çocuk şarkılarını anımsatan sevimliliğinden sonra tekrar Free Fallin'in kollarına atlamayı isterim. Ama kendimi frenlerim. Çünkü böyle albümlerle uzunlu kısalı ayrılıklar yaşamak çok güzeldir. Full Moon Fever'dan sonra Learning To Fly, Into The Great Wide Open, Too Good To Be True, You Don't Know How It Feels gibi çok sevdiğim Tom Petty şarkıları oldu. Ne var ki yola çıkarken yanıma alacağım, albümle beraber çifte yolculuğa çıkacağım tek Petty albümü Full Moon Fever olurdu. Artık dijital hafızalar yüzlerce albümü alabiliyor, onlarla tatile çıkmak daha kolay. Ama işte bizi bu hale kasetler getirdi.

1. Free Fallin'
2. I Won't Back Down
3. Love is a Long Road
4. A Face in the Crowd
5. Runnin' Down a Dream
6. I'll Feel a Whole Lot Better
7. Yer So Bad
8. Depending on You
9. The Apartment Song
10. Alright for Now
11. A Mind with a Heart of Its Own
12. Zombie Zoo

15 Ocak 2016 Cuma

The Hillbilly Goats - Down Foggy Mountain


Keçi Çocuk (Bryce Wearne) ve eşi Keçi Kız (Mahney Wearne) ikilisinin 2007'den itibaren sahnelerde başlayan The Hillbilly Goats macerası, Avustralya'nın altını üstüne getirmesi de, kırsalın ruhunu soluyan / solutan müzikleriyle üçüncü albüme erişmiş durumda. Zaten Avustralya'nın altını üstüne getirmek o kadar kolay olmadığı gibi, biri çıkıp bunu yapsa da dünyanın geri kalanının bundan zor haberi oluyor. Bazen öyle bir film izliyor veya albüm dinliyorsunuz ki, bunu daha önce neden fark etmemişim diye düşünüyorsunuz. Cevap kimi zaman "uzak ülke" Avustralya oluyor. Avrupa ülkelerini bunun dışında tutuyorum. Çünkü ortada bir İngilizce meselesi var ve kendine ait sinemasıyla, müziğiyle, aksanıyla, kültürüyle Avustralya, hem Amerika - İngiltere güzergahına, hem de Avrupa yakasına hitap edebiliyor çoğu zaman.

Konuyu fazla dağıtmadan sadede, yani grubun 2016'nın ilk günlerinde çıkan üçüncü albümleri Down Foggy Mountain'a gelirsek, country ve bluegrass'in kaliteli örneklerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu söylemek mecburiyetindeyiz. 20 yaşında armonika ve mandolin çalmayı öğrenen, sonra gaza gelip Bettathannachookraffle adlı bir country grubuyla kaçan Bryce ile, yine 20'lerinde kontrbas başta olmak üzere yaylı enstrümanları öğrenmeye merak salan Mahney'nin grup kurma, üç albüm çıkarma, yüzlerce sahne şovuna çıkma yolculuklarından bir The Broken Circle Breakdown çıksa ne güzel olurdu. Özellikle renkli sahne kostümleri, dinamik sahne performansları (ki buna misafir müzisyenler ve ikilinin sıkıldıkça enstrüman değiştirmeleri de dahil) ve bluegrass tutkusuna sahip müziklerinin sevimli sinematik dokusu da eklenirse tadından yenmez. Ama belki daha sonra böyle bir filmi akıl ederler, biz de (geç de olsa!) izleriz kimbilir.


Konuyu iyice dağıtıp sadede gelemememin sebebi, Down Foggy Mountain'ın bana alakalı alakasız bir sürü şey hatırlatan bir albüm olması. Üstelik bunu kendi türünün en basit, en köylü, en samimi yöntemleriyle yapmış olması. Zaten bunu bu şekilde yapamayan bir bluegrass albümü en kestirme yoldan dayaklıktır. Cumberland Gap, Old Joe Clarke, Rabbit In A Log, Ida Red, Who Broke The Lock şarkılarındaki coşku dolu müzik, neşe dolu çığlıklar, dolu dolu kadehleri, bardakları boşaltmak ve kovboy dansı (artık nasıl birşeyse! ) yapmak için canlı canlı çalınıp söylenmiş şarkılar. Keep It Clean ve Mama Keep Your Yes Ma'am Clean ise madalyonun dingin yüzüne çok hoş dokunuşlarda bulunuyorlar. Geleneksel Amerikan country / bluegrass kadar, özellikle Gypsy Davey / Jerusalem Ridge şarkısında duyulan İrlanda / İskoç folk ruhu da grubun üstünde hiç yabancı durmuyor.

Bitmedi! Pink Floyd klasiği Brick In The Wall'un çok tatlı coverı ise yeryüzünde bluegrass müziğe uyarlanamayacak şarkı bulunmadığını ya da Pink Floyd şarkılarının doğru ellerde her yola gelebildiğini gösteriyor. Bryce ve Mahney'nin enstrüman değiştirdikleri gibi vokalleri de paylaşmalarıyla oluşan renklilik, aynı anda üç enstrüman (ayaklarıyla davul, ağzıyla armonika, elleriyle mandolin, banjo, gitar, banjitar vs.) çalan Bryce'ın güven veren, kontrbasıyla, kemanıyla ve sıcacık sesiyle huzur veren Mahney'nin uyumları, keçilerin inatlaşmadıkları zaman ne kadar üretken olabilecekleri mesajı veriyor sanki. Arkadaşlarıyla, konuk müzisyenlerle çalışmayı, onlarla grup fotoğrafı çektirmeyi de seviyorlar. Coşku, neşe, dans, huzur, güven bu günlerde çok daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şeyler. Ortalık "dünyada bu kadar kan, gözyaşı varken..." diye başlayan cümlelerden geçilmiyor. Ama Tony Bennett'ın Amy belgeselinde söylediği gibi: "Yeterince uzun yaşarsan hayat sana nasıl yaşanacağını öğretiyor."

1. Cumberland Gap
2. Old Joe Clarke
3. Brick in the Wall
4. Cornbread & Butterbeans
5. Keep it Clean
6. Rabbit in a Log
7. Ida Red
8. Mama Keep Your Yes Ma'am Clean
9. Who Broke The Lock
10. Gypsy Davey / Jerusalem Ridge
11. Before I Hit The Grave
12. Skillet Good and Greasy

5 Ocak 2016 Salı

Scandinavian Music Group - Baabel

İskandinav müzik grupları başka bir alem. Gözüme bazen dar, bazen geniş görünen, kulağıma bazen bayık, ama çoğu kez orijinal gelen (o da kendi lisanlarında söylediklerinde) bu şarkıcı ve gruplarda hissettiğim tek bir ortak duygu var. Kapalı ve soğuk atmosferin hakkını veren kış sıkıntısını, aynı atmosferden sağlanabilecek dengeli bir huzurla buluşturabilmeleri. Kendine has demek zor. Amerikan popüler müziğinden ve indie kültüründen fazlaca besleniyorlar. Zaten kendi dilleriyle söylemedikleri sürece İskandinav olduklarını anlamak pek mümkün değil. Ama bu ön bilgiye sahip olduktan sonra dinlenirse, İngilizce bile söyleseler o atmosfere girebiliyorum şahsen. Bu yüzden birçok İskandinav albüm bende maça 1-0 önde başlar.

Üretkenliklerinin de ayrıca hayranıyım. Mesela Acid House Kings, Club 8, The Legends, Pallers, Poprace gibi grupları idare edebilen İsveçli Johan Angergård,  yine İsveç'ten farklı tarzlarda gruplar kurma konusunda rekor kırmaya aday Nicke Andersson, birçok klas filme senarist ve yönetmen olarak imza atmış Danimarkalı Anders Thomas Jensen'in sinemadaki yansıması gibidirler. O filmlerde de müziklerdeki hissiyat hakimdir çoğu zaman. Belki de filmlerin yarattığı etki önce bilinçaltını doldurmuş, dinlenip beğenilen şarkıcı ve grupların İskandinav olduklarını öğrendikten sonra taşlar yerine oturmuştur. Bu, birçok ülkeye göre de farklı bir Avrupa soundu içerir bana göre. Mesela herhangi bir türe ait albümler arasında gönlüm Fransız, İtalyan veya İspanyol olanına değil, ilk olarak İskandinav olana kayar.


2002 yılından beri müzik dünyasında yer alan ve en orijinal isimlerden birine sahip Finlandiyalı Scandinavian Music Group, hepsinin içine "pop" kelimesi eklenmek suretiyle rock, folk, art, indie müzikleriyle 8 albüm devirmiş kalabalık bir grup. (Gruba bu ismi bulma aşamasında kendilerinin çok eğlendiklerini düşünüyorum.) Onlardan epeydir haberim vardı. Ancak 2014 tarihli Terminal 2 albümlerini pek beğenmediğimden o külliyata hiç girmek istemedim. Ne zaman ki son albüm Baabel ile onlara bir şans daha vermek istedim, o zaman icra ettikleri şık popun Fince ile olan birlikteliği kulağıma daha kıvamlı geldi. Hemen öncesinde bir başka Finlandiyalı şarkıcı olan Anna Puu'nun gayet sevimli son albümünü dinledim. Belki bende konser öncesi ısındırma durumu yaratmıştır. İngilizce takılan daha sert yurttaşları Nightwish, Von Hertzen Brothers, Insomnium gibi isimlerin de ufak farklılıklarla bu İskandinav ruhuna haiz olduklarını düşünmekle beraber, SMG müziğine ısındırma sağlayabilecek en iyi müziğin vokalleri mutlaka Fince olmalı.

Terhi ve Pauliina Kokkonen kardeşlerin işte bu Fince ile sürüklediği Baabel'deki şarkılardan açılıştaki Baabel, Jättiläinen, Suurin rakkaus ve Jos olen rehellinen baş favorilerim oldular. Bu dört şarkı, pop rock'ın dirayetli yanlarını, İskandinav duruşuna ait duygularıma tercüman olur nitelikte yansıtıyor. Demek istediğim şeyi anlatamadığımın çok farkındayım. İşte müzik tam da burada devreye girmesi gereken bir şey. Ayrıca Frank & Claire, 7. kerros, en çok da Tyhjälle taivaalle grubun başka bir özelliğini de ortaya koyuyor. Albümün dingin ve gizemli yanını ortaya koyan bu üç şarkı her ne kadar "art pop" diye konumlandırılmış olsa da (ve buna hak versem de) bence dream pop ile dirsek temasını hiç kaybetmeyen besteler olarak bu tanımı daha çok hak etmekteler. Uygun bir zamanda Scandinavian Music Group diskografisine bir yolculuk görünüyor gibi. Henüz duymadığım daha 6 albümleri var. Hatta Terminal 2'nun üstünden bir daha geçebilirim. Ve hatta üstüne henüz izlemediğim bir Anders Thomas Jensen filmiyle cila çekerim.

1. Baabel
2. Frank & Claire
3. Jättiläinen
4. Tyhjälle taivaalle
5. Sido tiukempaan
6. Suurin rakkaus
7. Ikaros (feat. Tuomo)
8. Jos olen rehellinen
9. 7. kerros