31 Ekim 2017 Salı

Issız Ada Radyosu Arşivi (Ekim 2017)

Lee Ann Womack - The Lonely, The Lonesome & The Gone
Yıl: 2017 ABD
Tür: Country
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "All the Trouble"
St. Vincent - Masseduction
Yıl: 2017 ABD
Tür: Art Pop, Indie Pop, Alternative Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Pills"
Daryl Hall & John Oates - Timeless Classics
Yıl: 2017 ABD
Tür: Pop Soul, Pop Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Everything Your Heart Desires"
Carla Bruni - Little French Songs
Yıl: 2013 Fransa
Tür: French Pop
"F"Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chez Keith et Anita"
Dirty Vipers - Fueltronaut
Yıl: 2017 Fransa
Tür: Stoner Rock, Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Supernova"
Oz - Transition State
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Heavy Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Heart of a Beast"
Shadowqueen - Living Madness
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sacred Ground"
Amadou & Miriam - La Confusion
Yıl: 2017 Mali
Tür: Mande Music, Afrobeat
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bofou Safou"
VA - Halloween Garage Blues
Yıl: 2017 ABD
Tür: Garage Rock, Surf Rock, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Iggy Pop - "I Don't Wanna Be Your Dog"
 
Roadcase Royale - First Things First
Yıl: 2017 ABD
Tür: Blues Rock, Pop Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cover Each Other"
Ecca Vandal - Ecca Vandal
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Alternative Rock, Hip-Hop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Closing Ceremony"
 
Vega - Delinin Yıldızı
Yıl: 2017 Türkiye
Tür: Pop Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sevgilim"
 
Ane Brun - Leave Me Breathless
Yıl: 2017 İsveç
Tür: Folk Rock, Indie Folk, Cover
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Want to Know What Love Is"
 
The Age of Truth - Treshold
Yıl: 2017 ABD
Tür: Psychedelic Stoner Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Treshold"
Larkin Poe - Peach
Yıl: 2017 ABD
Tür: Folk Rock, Country
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Black Betty"
Diron Animal - Alone
Yıl: 2017 Angola
Tür: World, Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Love Family"
Primus - Pork Soda
Yıl: 1993 ABD
Tür: Alternative Rock, Funk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "The Ol' Diamondback Sturgeon (Fisherman's Chronicles, Part 3)
The Rural Alberta Advantage - The Wild
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Bad Luck Again"
Black Country Communion - BCCIV
Yıl: 2017 ABD
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sway"
Bruce Springsteen - Born in the U.S.A.
Yıl: 1984 ABD
Tür: Pop Rock, Rock & Roll
"F" Rate: 9/10
I.A.R. tavsiyesi: "Born in the U.S.A."
 

28 Ekim 2017 Cumartesi

Bruce Springsteen - Tunnel Of Love


Hikaye şöyle: Canımız ciğerimiz biricik patronumuz Bruce Springsteen, 80'lerin başlarında New Jersey'de yerel grupların sahne aldığı The Stone Pony adlı barda Patti Scialfa'yı dinler. Sesinden ve performansından etkilendiği Scialfa ile tanışır. Birlikte vakit geçirmeye başlarlar, dost olurlar. 1984'te patron, Scialfa'dan Born In The U.S.A. Tour için grubu E Street Band'e katılmasını ister, o da katılır. Bu tur, aslında tam da birbirine bu denli yakın iki insanın bir çift olması için fırsattır. Fakat tam bu evrede, 1985 yılında birgün ortak dostları vasıtasıyla tanıştığı aktris Julianne Phillips'ten etkilenir, kısa süre sonra da evlenirler. Ne var ki başta yoğun tur seyahatleri olmak üzere çeşitli sebeplerden bu evlilik yıpranmaya başlar. Ve 1987'de Springsteen, eşi Phillips ile olan ilişkisini, mutsuzluğunu kırılgan bir perspektifle yansıttığı Tunnel Of Love albümünü yazar.

1988'de Tunnel Of Love Express Tour başlar ve Springsteen, arkadaşı Scialfa'yı bu tura davet eder. Solo albümünün hazırlıkları içinde olan Scialfa başta pek razı olmasa da, patronun vahşi cazibesine karşı koyamayarak solo albümünü erteleyip tura katılır. Aynı yıl içinde Phillips ve Springsteen ayrılırlar. Ve beklenen olur. Springsteen ve Scialfa, Tunnel Of Love Express Tour sürecinde aşık olurlar. Springsteen'in memleketi New Jersey'de beraber yaşamaya başlayan çiftin 1990'da ilk çocukları dünyaya gelir. Bir yıl sonra sade bir törenle dünya evine giren çiftin daha sonra iki çocukları olur. Bu çocuklardan biri Boston Üniversitesi mezunu bir şarkı yazarı, biri şampiyon bir binici, biri de itfaiyeci olarak hayatlarını sürdürmekteler. Springsteen (68) - Scialfa (64) çifti ise yazlıklarında vakit öldüren emekli kokoş çiftlerin aksine, içlerindeki o hiç sönmeyen rock ateşine hep sadık kalarak o konser senin, bu tur benim müzik yapmaya devam ediyorlar.

Hayatı dillere destan bir belgesel serisine konu olası büyük patron Bruce Springsteen'in her dönemi ayrı bir efsane. Buradaki naçizane konumuz ilk paragrafta anlatılan dönem ki, benim için olağanüstü bir müzikal uyanışa sebep olmuştur. Patronla ilk tanışmam 1984 tarihli efsane Born In The U.S.A. albümüyle olmuştu ve yeni yeni yabancı müzik dinlemeye başladığım tıfıl zamanlarıma bir güneş gibi doğmuştu. Kan, ter içinde bir albüm olan Born In The U.S.A., isminin çağrışımı ile uzun süre Amerikan propagandası albümlerden biri olarak algılanmıştı. Oysa gerçek bir işçi sınıfı manifestosuydu. Eleştirel, cesur, küçük hikayeler anlatmayı seven, onlardan hisseler çıkaran, aynı zamanda duygusal yanlarını inkar etmeyen bir fenomendi. Üç yıl aradan sonra çıkan Tunnel Of Love'dan da aynı hissiyatlar bekleniyordu. Fakat kapağından içeriğine sanki başka bir karaktere bürünmüş gibi duran Tunnel Of Love, yeni bir Born In The U.S.A. bekleyenleri hayal kırıklığına uğratacakmış gibi görünüyordu. İlk başlarda bana olan tam da buydu. Her şarkısı hakkındaki ilk izlenimlerim, sonra onları yavaş yavaş kazanmam ve nihayetinde onlara birer birer aşık olmam daha dün gibi aklımda.


12 şarkıdan oluşan Tunnel Of Love kasetini walkmenime taktığım anda beni karşılayan Ain't Got You, kıpır kıpır bir blues gibi başlasa da, sanki bir türlü kopmuyor, yön değiştirip azgın bir rock şarkısına dönüşmüyordu. Şarkının bir yerinde artık şöyle davullar girsin, kafa göz dalsın istiyordum. Oysa şarkı neredeyse başladığı gibi bitmişti. "Neydi bu şimdi" diye düşündüğümü anımsıyorum. Ama dinledikçe Ain't Got You'nun aslında önceden ne olduğunu düşündüysem ondan kat kat güzel bir şarkı olduğunu anladım. Onu bu haliyle sevmemizi istiyordu Springsteen. İyi ki davullar girmemiş, kafa göz dalmamıştı. Ain't Got You için bu hissettiklerim, albümdeki daha pek çok şarkı için hissettiklerimin üç aşağı beş yukarı aynısıydı. İkinci şarkı Tougher Than The Rest, olağanüstü gitar tonu, gümbür gümbür davullarıyla daha ilk dinlediğimde beni yakalamış çok güçlü bir balad olarak her seferinde gözümde daha da yüceliyordu. Sıra All That Heaven Will Allow'a geldiğinde keza "nedir bu akustik gidişat, artık kopsun gitsin şu albüm" fikrinden "ah ne güzel, işte yine All That Heaven Will Allow zamanı" fikrine geçişim de uzun zaman aldı. Patron herşeyi planlamış gibi yüreğime ince ince işliyordu bu albümü.

Spare Parts, Springsteen'in zaman zaman Amerika kırsalından anlattığı kısa hikayelerden biri. Bobby ve Janey diye iki genç üzerinden kısa ve manidar bir erken büyüme profili sunuyor. İlk duyduğumda nihayet Born In The U.S.A. zamanlarından kalma sert bir rock şarkısı koymuş albüme demiştim. Haliyle albümdeki ilk sevdiğim şarkılardan biri olmuştu. Ama devamında peşpeşe gelen Cautious Man ve Walk Like A Man tansiyonu tekrar düşürerek, benim o dönemlerde anlamadığım o içe dönük karakterin yansımalarını vasatlık olarak (yanlış) anlamama sebebiyet vermişti. Çünkü olaya sadece müzikal gözden bakıp, meselesi olan bu şarkıların sözlerini anlamaya fırsat tanımamıştım. Tabii yıllar içinde ağır ama emin adımlarla bu iki naif country bestesinin, o harika bütünün parçaları olduğunu anlamaya başladım. Kasetin A yüzü bittiğinde bu 6 şarkıdan sadece Tougher Than The Rest ve Spare Parts ile erkenden sağlam bir ilişki kurmuştum. Ama diğerlerinin de o dönem Springsteen'in kırılmış kalbinden kopan hüzün zerreleri olduğunu idrak etmem fazla uzun sürmedi.

B yüzü albüme adını veren Tunnel Of Love ile açılıyor. Patronun bu şarkıyı albüm ismi olarak seçmesi boşuna değil. Sanki albümdeki diğer şarkıları kanatları altına alan, hepsine bir şekilde sızmış, onları hem coşkulu, hem de hüzünlü atmosferiyle etkilemiş gibi gelir. Her duyduğumda tüylerimi diken diken eden dünyanın en güzel şarkılarından biridir. Birbirini seven insanların, birbirini kaybetmelerinin çok kolay olduğu bir aşk tüneline girdiklerinden bahseder. Bunu sadece sözleriyle yapmaz. İçinde sanki 2-3 şarkı daha varmış gibi destansı havası, hem pastoral, hem kentli olabilen, her ikisine de eşit mesafeden bakabilen olağanüstü bilge bir şarkı Tunnel Of Love... "You've got to learn to live with what you can't rise above" dizesini yeryüzündeki hiçbir şarkıcı onun kadar karizmatik biçimde söyleyemez. 60'lardaki bir swing kulübünün dumanaltı huzurundan fırlamış gibi duran Two Faces'ın ardından bir başka efsane daha gelir. Brilliant Disguise... Bir keresinde onu dinlerken ağlamışlığım var. Ama o kadar düzgün ve dürüst bir ağlamaydı ki, sanırım hayatımda bir daha o şekilde ağlayamam. Şarkıyı bana ifade ettiği biçimde bundan iyi de anlatamam. Oysa onun hakkında "birini asla gerçekten tanıyamama üzerine yürek burkan bir şarkı" diyenler bile varmış. Dinlediğim vakit beni hem dik tutan, hem de o yüreğimi burkan olağanüstü bir gücü var. Hayatının aşkına yeniden aşık olmanın verdiği şeyle aynı.


Hazır Brilliant Disguise'ın hüzün bulutlarını dinleyenin tepesine koymuşken, üzerine bir de yağmur yağdırayım adlı Springsteen şarkısının adı ise One Step Up... Tarifsiz bir efkar, sessiz bir yoğunluk, muhteşem bir dinginlik. Onun hayal kırıklığıyla sonuçlanan Julianne Phillips ile evliliğine dönüp bakışını en fazla hissettiğim şarkılardan birisi. Peki ya When You're Alone'u ne yapacağız? "Aşk yok olup gidince kimse nereye gittiğini bilmez, ama gidince gitmiştir işte" demeye getirdiği sözler içeren When You're Alone, tıpkı One Step Up ve Tunnel Of Love'da olduğu üzere hayatının kadını Patti Scialfa'nın geri vokallerini içeren bir şarkı. Samimi bir bar ortamının çakırkeyif bir anına epik bir folk dokunuşunda bulunan bu şarkı, bana hep bu eşsiz albümün görkemli kapanışı gibi gelmiştir. Çünkü kapanışta yer alan Valentine's Day, albümde belki de en uzak kaldığım şarkı olmuştur. Birbiri ardına sıralanan, her biri diğerinin yoldaşı şarkılar arasında Valentine's Day nedense hep sönük kaldı. Onu da bu yüksek çıtanın altında kalan bir nazar boncuğu olarak gördüm. Evet, albüm bitti. Daha söylemediğim çok şey kaldığını hissediyorum. En gerekli gördüklerimi seçip son bir paragraf daha yazacağım sanırım.

Tunnel Of Love 9 Ekim 1987'de çıktı. Yani 30 yıl önce bu ay. Kapağında o her an motoru tamir etmek için arabanın altına girmeye hazır, ter içindeki Bruce Usta yerine, traş olmuş, üstü açık klasik arabasının kapısına yaslanmış jilet gibi bir patron var. Yani Tunnel Of Love hem müzik, hem de imaj olarak diğer Springsteen albümlerinden farkı. Ama bu onun Springsteen albümü olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Üstelik bana göre en iyilerinden biri olduğu gerçeğini. Tunnel Of Love için "Marriage Bible" diye bir yorum görmüştüm. Doğruluk payı var. Sanıldığının aksine, evliliğinin bitmesi onu çok etkilemişti. Tam aşkı bulduğunu düşünürken aslında bir tünelde kaybolduğunu fark ederek biten evliliğinin anatomisini yapmıştı bu albümde. Gerçek aşkı Patti Scialfa da hep onun yanındaydı. Bruce Springsteen kariyeri boyunca hep yaşadıklarını, hissettiklerini tüm samimiyetiyle şarkılarına aktaran, üstesinden gelebildikleri kadar, gelemediklerinin de muhasebesini yapmaktan çekinmeyen dürüst bir adam. Hayatındaki böyle bir evreyi de görmezden gelemezdi. Zaten efkar ona çok yakışıyordu, Tunnel Of Love ile bunu muhteşem bir zerafete dönüştürdü. Working On A Dream albümünden bahsederken kurduğum o son cümleyi, aslında Tunnel Of Love'ın bu güçlü naifliğine istinaden kurmuştum. O cümle bu albüme aitti: "O benim Elvis'im!"

1. Ain't Got You
2. Tougher Than the Rest
3. All That Heaven Will Allow
4. Spare Parts
5. Cautious Man
6. Walk Like a Man
7. Tunnel of Love
8. Two Faces
9. Brilliant Disguise
10. One Step Up
11. When You're Alone
12. Valentine's Day

18 Ekim 2017 Çarşamba

Carla Bruni - French Touch


1967 Torino/İtalya doğumlu Fransız (aynen öyle), eski model, eski first lady, 2002'den beri de şarkıcı Carla Bruni, hayatını yazsan bir burjuva romanı olacak fırtınalı yaşamına şu sıralar sessiz sakin devam etmekte. 2008'den beri evli olduğu eski Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy ve eski erkek arkadaşı Raphaël Enthoven'dan olan oğlu Aurélien ile sürdürdüğü bu yaşamı, ara ara çıkardığı albümlerle renklendirmeye çalışıyor Bruni. Onun magazinel yönünden ziyade, müzikal özellikleriyle ilgilenen biri olarak çıkardığı dört albümü de dinlemişliğim vardır. Müzikle olan alakası, hızlı modellik zamanlarında Mick Jagger ve Eric Clapton ile yaşadığı gönül ilişkilerinden kalma değil. (Yılların top modeli olunca magazinden kopmak da zor oluyor tabii.) Annesi Marisa Borini bir konser piyanisti, üvey babası Alberto Bruni Tedeschi ise bir klasik müzik bestecisi ve icracısı. Modellik yıllarının ardından şarkı sözü yazmadaki yeteneğini fark edince müziğe yönelen Bruni, 2002 yılında ünlü Fransız müzisyen Louis Bertignac prodüktörlüğünde debut albümü Quelqu'un m'a dit'i çıkarıyor. Bunu No Promises (2007), Comme si de rien n'était (2008) ve Little French Songs (2013) izliyor. Hepsi aynı çizgide dingin, duru, elit albümler. Zaten benim için gelmiş geçmiş en iyi şarkılar arasında yer alan Quelqu'un m'a dit haricinde hiçbir Carla Bruni şarkısının adını bilmem. Ama onu dinlemek hep keyif verir.

Bu keyfin en önemli sebebi ise, Bruni'nin şarkılara karakter katan olağanüstü güzel sesi elbette. Buğulu, içten içe tutkulu, huzurlu biçimde yorgun, yer yer fısıltılı, her daim hüzünlü bu ses, dile getirdiği her şarkıyı seviyesi ne olursa olsun yükseltebilecek yapıda alaylı bir saflık, devasa bir sadelik taşıyor. İşte şimdi bu sesi French Touch adlı yeni albümünde duyma fırsatı yakalıyoruz. Her Carla Bruni albümü gibi birdenbire karşıma çıkmasının yarattığı sürpriz bir yana, tamamı coverlardan oluşan bir albüm olması keyfimi katlıyor. Çünkü bu billur gibi sesi Enjoy The Silence, Highway To Hell, Perfect Day, Miss You, Moon River gibi şarkıları söylerken duymak acayip zevkli. Üstelik yapımcısı da 16 Grammy ödüllü efsane isim David Foster olunca, müzikal kalite de kulağa olan hitabeti güçlendiriyor. Carla Bruni'nin eşsiz Depeche Mode klasiği Enjoy The Silence buluşmasıyla açılan French Touch, bu şarkıyı coverlamış onlarca kişi ve kuruma adeta cover dersi veriyor. Keza Jimmy Jazz ve Highway To Hell gibi hırçın rock kaplanlarını birer pop caz kedisine çeviren o zarif yorumlar insanı hoş bir gülümsemeye gark ediyor. Eski sevgili Mick Jagger'ın sözlerini yıllar sonra Miss You şarkısında yeniden yorumlamasını neye yormalı veya yormalı mı bilemiyorum ama 70'ler pop müziği ile latin ezgilerinin sarmaş dolaş olduğu bu yorum kesinlikle albümün parlak anlarından sadece birini oluşturuyor.

70'ler pop müziğinin kilometre taşlarından ABBA'nın The Winner Takes It All'unu ise şanson geleneğine yaslayıp, siyah beyaz bir filmin fonuna yerleştiren Bruni, country klasikleri arasında yer alan Stand By Your Man'i özüne çok fazla ters düşmeyen bir ustalıkla yeniden hatırlatıyor. Bir başka country emektarı Willie Nelson bestesi olan Crazy'yi yorumlarken ise bizzat Nelson'un kendi sesinden ve gitarından destek alıyor. Artık kaç kişinin ve grubun yorumladığını sayamadığımız Perfect Day'i bir de Carla Bruni'den dinlemek istediğimizde önce tipik bir şanson gibi başlayan, sonra o benzersiz nakaratında yükselerek kadınsı gücünü ortaya koyan şık bir yorumla karşılaşıyoruz. Kapanış ise 1961 tarihli Breakfast at Tiffany's film müzikleri arasında yer alan Henry Mancini bestesi Moon River ile yapılmış ki, filmde Audrey Hepburn'ün söylediği şarkıyı Bruni'nin sesinden dinlerken, gece Paris manzaralı küçük bir yangın merdiveninden şehre dolan hüznün her zerresi hissediliyor. Beş yaşından beri Fransız olan bir kadının İngilizce şarkılardaki bazı aksan farklılıkları kulakları tırmalamıyor, sanki okşuyor. Konsept, İngilizce şarkılara bir Fransız dokunuşu olunca bir şanson coverı duyamıyoruz. Ama keşke Bruni 12. şarkı olarak bir tane Fransız şarkısına da o dokunuşu yapsaymış demeden edemiyorum. Zira Fransızca ona ayrı yakışıyor. Umarım bu dokunuşlar son olmaz ve devamı gelir. Hatta bundan sonraki müzik kariyerini sadece coverlara ayırsa bile razıyım. Çünkü daha Carla Bruni'den tekrar duymak istediğim o kadar çok şarkı var ki...

1. Enjoy the Silence (Depeche Mode)
2. Jimmy Jazz (The Clash)
3. Love Letters (Sinéad O'Connor)
4. Miss You (The Rolling Stones)
5. The Winner Takes It All (ABBA)
6. Crazy (Willie Nelson)
7. Highway to Hell (AC/DC)
8. Perfect Day (Lou Reed)
9. Stand by Your Man (Tammy Wynette)
10. Please Don't Kiss Me (Anita Ellis)
11. Moon River (Henry Mancini)

6 Ekim 2017 Cuma

Michael Gross & The Statuettes - Telepath


Michael Gross & The Statuettes, 2008 yazında Salt Lake City'de kurulmuş dört kişilik sağlam bir rock grubu. Sağlamlığı biraz açarsak, orada çok basit bir tanım yatmakta: İyi rock müzik! Açılacak yerde kapattık sanırım. Gruba başta adı olmak üzere herşeyini veren Michael Gross, 2003-2007 yılları arasında The Brobecks adlı grupta gitar çalıp kendi yazdığı şarkıları söylüyormuş. O dağılınca Lets Become Actors diye bir başka grup kurmuş. Grup kurmaktan sıkılınca da 2008 yılında ilk ve şu ana kadar tek solosu olan Tales From A Country Home'u çıkarmış. Bu albümde çalıştığı insanlarla iyi anlaştığını farkedince de The Statuettes ortaya çıkıvermiş. Aralarındaki müzikal kimya tutunca, hiçbir yerde bulunmayan iki EP yapmışlar. Biraz da bu kimyaya ithafen gaza gelip Telepath adını verdikleri ilk uzunçalarlarını bir çırpıda bitirivermişler.

Michael Gross & The Statuettes rock yapıyor dedik de, artık rock kelimesine de birşeyler eklemeden yapılan müziği tanımlamak güçleşiyor. O zaman indie rock diyeceğiz. Ama daha bluesy, daha rock'n roll ve daha doğal bir rock. Katkı maddesiz besinlere, organik meyve sebzelere benziyor bir bakıma. Fakat bu çiğ sound, lo-fi çetrefilliğinden uzak, daha temiz bir prodüksyon ile kulaklara servis ediliyor ki, pop rock olarak da etiketlenme ihtimali beliriyor. Evet, birçok indie pozisyona göre blues katkılı pop rock sounduna yakın duruyorlar. Lâkin çizdikleri sınırı belli etmekten hiçbir şarkıda geri durmuyorlar. Lo-fi çetrefilliği de zaman zaman çoğu rockseverin ihtiyaç duyduğu bir sadeliktir. Ama Michael Gross & The Statuettes'in doğallığında alternative rock, blues rock ve emprovize havası yaratan bir lezzet var. Groove seviyorlar ve aralarındaki telepati de bunu her şarkıda destekliyor. Dile damağa yapışan şarkıları yok. Matthew Glass diye harika bir bateriste sahipler. Böylece Keep Driving, Change Your Mind, Silence Is A Killer, When The Curtains Come Down, No Good gibi şarkıları sanki birer refleks misali kasmadan ortaya çıkarabiliyorlar. 10 şarkıdan biri bile boş değil. Umarız grup kurma yönünden ayran gönüllü Michael Gross için The Statuettes son durak olur. Zira eğer arayışta olduğu için kur-dağıt oynuyorsa, bence aradığını öyle bir bulmuş ki!

1. Keep Driving
2. On and On
3. Bad Idea
4. Something to Lose
5. You Can't Go Home Tonight
6. Change Your Mind
7. Real Gone
8. When the Curtains Come Down
9. Silence Is a Killer
10. No Good

30 Eylül 2017 Cumartesi

Issız Ada Radyosu Arşivi (Eylül 2017)

Anna of the North - Lovers
Yıl: 2017 Norveç
Tür: Dream Pop, Synthpop, Indie Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Moving On"
Nonn - Nonn
Yıl: 2017 ABD
Tür: Post-Punk, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Stay"
Rage Against The Machine - The Battle Of Los Angeles
Yıl: 1999 ABD
Tür: Alternative Rock, Rap Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Guerrilla Radio"
Angus & Julia Stone - Snow
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Folk, Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Chateau"
Alex Lahey - I Love You Like a Brother
Yıl: 2017 Avustralya
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "I Love You Like a Brother"
 
Marilyn Manson - Heaven Upside Down
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 4/10
I.A.R. tavsiyesi: "SAY10"
Alvvays - Antisocialites
Yıl: 2017 Kanada
Tür: Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Plimsoll Punks"
Oceantides - ...And The Universe
Yıl: 2017 Ukrayna
Tür: Synthpop, Dream Pop, Post-Punk
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Lungs"
 
  
The Computers - Birth / Death
Yıl: 2016 İngiltere
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "This Ain't Right"
 
 
Bad To The Bone - Thirteen
Yıl: 2017 Hollanda
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Hot Air-Balloon"
Rufus Black - Rise Up
Yıl: 2017 İngiltere
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shut Up"
Die Apokalyptischen Reiter - Der Rote Reiter
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Melodic Death Metal, Folk Metal
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Die Freiheit ist eine Pflicht"
Daler Mehndi - Tunak Tunak Tumba
Yıl: 2011 Hindistan
Tür: Bhangra, Folk Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dum Ba Dum"
Travelin Jack - Commencing Countdown
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Hard Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Land of the River"
Primus - Antipop
Yıl: 1999 ABD
Tür: Funk Metal, Funk Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Mama Didn't Raise No Fool" (feat. Tom Morello)
Jessica Lea Mayfield - Sorry is Gone
Yıl: 2017 ABD
Tür: Folk Rock, Indie Folk, Singer/Songwriter
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sorry is Gone"
Matt Cameron - Cavedweller
Yıl: 2017 ABD
Tür: Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Blind"
 
 
The Woggles - Tally Ho!
Yıl: 2017 ABD
Tür: Garage Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Judas"
Beatsteaks - Yours
Yıl: 2017 Almanya
Tür: Alternative Rock, Punk Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Yours"
Public Enemy - It Takes a Nation of Millions to Hold Us Back
Yıl: 1988 ABD
Tür: Political Hip Hop, Rap
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Prophets of Rage"

28 Eylül 2017 Perşembe

Prophets Of Rage - Prophets Of Rage


Tom Morello (gitar), Tim Commerford (bas) ve Brad Wilk (davul), yani Rage Against The Machine efsanesinin vokalsiz hali olan üçlü, müzikten hiç kopmadı. Sürekli arayış içindeydiler. En uzun soluklu işleri rahmetli Chris Cornell'in mikrofona geçtiği Audioslave oldu. Birkaç şarkı dışında pek haz etmediğim bu oluşum bana şunu göstermişti: Morello, Commerford, Wilk üçlüsünün ihtiyacı kesinlikle Zack de la Rocha tarzı öfkeli bir punk rap solistiydi. Morello'nun hip-hopçu Boots Riley'yi yanına alarak kurduğu Street Sweeper Social Club ise öfke, iyi şarkı, Commerford, Wilk eksikliği nedeniyle beklentilerin hayli altında kalmıştı. Morello birçok tek şarkılık projede konuk gitarist ve şarkı yazarı olarak boy gösterse de, RATM döneminden sonra belli bir istikrar aradığı belliydi. Cornell'in grunge zamanlarından kalma uhrevi, kişisel, melankolik ve karışık hedefler seçen öfkesinin yansıdığı liriklerden ziyade, Amerika'nın bitmeyen sosyal, ekonomik, ırkçı, adaletsiz politikalarına kafa göz dalan sözlere daha iyi oturan bir müzik anlayışına sahipti.

Öte yandan efsanevi bir hip-hop markası olarak Public Enemy de eski günlerinden çok uzakta ne yazık ki. En iyi albümlerini 90'larda yaptığını düşündüğüm, politik duruş ve cesaretlerine her daim saygı duymama rağmen, müzikal açıdan 80'ler sonu 90'lar başındaki mükemmel hip-hop tasarımlarını mumla aradığım grubu bu halde görmek, her yeni Public Enemy albümünde biraz daha içimi acıtıyor. Grubun önemli ismi olan, aynı zamanda rap camiasında (bahsettiğim camia Jay Z, Kanye West ve türevlerinden oluşan uyuzlar takımı değil tabii) sözü dinlenen, siyah politik hareket içinde lafını esirgemeyen Chuck D de arayış içinde oldu. Ama bunlar kalıcı gruplar ve uzun soluklu albüm çalışmalarından ziyade, Amerika dışında pek bilinmeyen kısa, yerel ve geniş çapta ses getirmeyen arayışlar oldu. O da Morello gibi o etkinlikten bu protestoya koşturup, daha iyi bir siyasi yönetim, ırkçılık ve önyargıdan uzak insanca bir yaşam uğruna haksızlıklarla, adaletsizliklerle kendi çapında mücadele etmek için çırpındı.

2016'nın başlarında Tom Morello ve Chuck D'nin bu arayışları nihayet birbirlerini bulmalarıyla sonuçlandı. Hızlı gelişen olaylar sonucu Morello, yanına kader arkadaşları Commerford ve Wilk'i, Chuck D ise Public Enemy'nin turntable sorumlusu DJ Lord'u aldı. Ama bu kadarla kalmadılar. Yine 90'ların en önemli hip-hop çetelerinden biri olan Cypress Hill vokali B-Real de bu projeye balıklama atladı. Böylece Rage Against The Machine, Public Enemy, Cypress Hill gibi üç kilometre taşının dudak uçuklatan ittifakı gerçekleşmiş oldu. 90'larda olsa, rockçısını, rapçisini sokaklara dökecek olan bu oluşum, 2010'lu yılların doymuşluğuyla belli çevreler dışında fazla infial yaratmadı. Bunun nedeni de kendi adıma üç grubun son yıllardaki müzikal düşüşlerinin verdiği güvensizlikti. 2016'da üçü konser kaydı olmak üzere beş şarkılık The Party's Over EP'si ve Prophets Of Rage adlı şarkıyla bu kez ciddi birşeylerin yolda olduğunu hissettik. Adını Public Enemy'nin 1988 tarihli klasikleşmiş albümü It Takes A Nation Of Millions To Hold Us Back albümündeki bir şarkıdan alan Prophets Of Rage, Eylül 2017'nin ortasında çıkardığı aynı adlı debut ile "clear the way" (yolu açın) diyor.


Radical Eyes adında, çok şaşalı olmasa da belli bir karizması olan açılışın ardından ilk single Unfuck The World ortalığı ısıtıp dinleyeni kıvama getiriyor. Legalize Me, Hail To The Chief, Strength In Numbers, Take Me Higher, Hands Up, Smashit gibi şahane rap rock şarkılarının öncülüğünde cıva gibi yerinde duramıyor. RATM'den bildiğimiz ve sevdiğimiz üzere tipik Morello formüllerinin her şarkıda hissedilmesi, yukarıda adı geçen şarkılar başta olmak üzere albüm genelinde eski güzel günleri coşkuyla anmamıza vesile olurken, aynı formüller birkaç şarkıda kendini tekrar eder gibi algılanmasına yol açıyor. Bu formül, süper bir gitar riffinin sürüklediği, agresif ve karizmatik bir rap vokalin öfkesini boşalttığı, slogan gibi bir nakarat ile taçlandırılan, arada CGI'sız eksantrik bir Morello solosunun yer aldığı, sonlara doğru öfkenin iyice arttığı şarkılara hayat veren bir formül. Rock ve rap ortaklığını sevenler için şikayet etmenin imkansız olduğu bir durum. Üstelik burada Chuck D ve B-Real gibi iki rap ustasının politik güçlerinin RATM müzikal altyapısına bindirmeler yapmasını görerek kucaklanması gereken bir durum.

Bazen rifflerin cazip gelmemesi, öfke dozunun tatmin etmemesi, müziğin yeterince gaza getirememesi gibi öznel nedenlerden ötürü bu formülün işlemediği anların da var olabileceğini düşünebiliyoruz. Ama son yıllarda düşüşte gördüğüm bu üç süper grubun yarattığı yeni bir "supergroup"tan beklenen çoğu şeyi bulmuş olmanın heyecanıyla formül mormül sallamıyor insan. 2016 yazından beri süren "Make America Rage Again Tour" adını verdikleri Kuzey Amerika turnesi yeni şarkılar yanında, bu üç grubun protest marşları haline gelmiş şarkılarından da oluşuyor ki, olası bir konser albümü bu heyecan dalgasını katlayabilir. Özellikle Amerika'da Trump sonrası artan ırkçılık başta olmak üzere yanlış politikalara karşı müzik dünyasından yükselen en önemli hareket olarak görülen Prophets Of Rage, meselelerini sadece lirik olarak değil, sert ve kıvrak müzikal yapısıyla da ete kemiğe büründüren mühim bir hareket. Adaletsizliklere, ayrımcılıklara, düzensizliklere, yoksunluklara, cehalete karşı birer koyun olmayı reddeden reflekslerle, öfkeyle hareket eden bir ses. İçinde "öfke" olan bir gereklilik.

1. Radical Eyes
2. Unfuck the World
3. Legalize Me
4. Living on the 110
5. The Counteroffensive
6. Hail to the Chief
7. Take Me Higher
8. Strength in Numbers
9. Fired a Shot
10. Who Owns Who
11. Hands Up
12. Smashit

23 Eylül 2017 Cumartesi

Tiny Masters Of Today - Skeletons


Ivan’ın gitar, Ada’nın bas çaldığı, her ikisinin de vokal yaptığı New York’lu bir ikili olan Tiny Masters Of Today, grunge sonrası birden bitiveren çeşitli türlere hapsedilmiş ilginç gruplardan sadece birisi. Yalnız artık resmi bir tür haline gelmiş post-grunge olarak değil de, garage rock ve lo-fi istasyonundan kalkıp, alternative rock ve indie rock istikametlerine uğrayan bir türler karması şeklinde boy gösteriyorlar. Bir küsür ve iki küsür dakikalık (3:48’lik Big Stick’i saymazsak) şarkılardan örülü ikinci albümleri Skeletons gösteriyor ki, garajdan çıkma rock ölmemiş! Öldüğünü kimse söylememişti zaten de, en azından bana kaba tabirle kuru motor gürültüsü şeklinde gelen bilimum örneklerden sonra kulak pası silmek için de garajdaki bir çivinin başka bir çiviyi sökmesi gerekebiliyormuş. “Noise” veya "experimental" ön ekleri ile türlü gereksizliğe evsahipliği yapmış New York’un Tiny Masters Of Today’e gözü gibi bakması lazım.

Arkada hiç susmayan, ama farklı tonlar ve açılımlarla şarkılara renk katan gitar ve çoğunlukla garajdaki telsizden yayın yapar gibi eşlik eden dişi vokal, ne yaptığını bilen bir davulla buluşunca ortaya hiç sıkmayan, tam tersi bazen garajdaki motor yağından üzeri kapkara olmuş “beach rock” bile olabilen eğlencelikte bir müzik sunuyor. Hatta bu tarz müzikte pek sık rastlanmayan elektronik numaraları da alttan, üstten, yandan farketmek mümkün. İnanmayan Pop Chart, Understandable Honesty, Skeletons, Monkey In The Middle parçalarına kulak atabilir. Açılıştaki Drop The Bomb!, Guy Ritchie tarzı filmlere jenerik olabilecek kadar kıyak bir potansiyel ifşa etmekte. Piyasada 10 tane daha Tiny Masters Of Today olsun, garage rock’ın sırtı kolay kolay yere gelmez!

1. Drop The Bomb!
2. Two Dead Soldiers
3. Skeletons
4. Pop Chart
5. Real Good
6. Big Stick
7. Monkey In The Middle
8. Big Bass Drum
9. Ghost Star
10. Understandable Honesty
11. Abercrombie Zombie

15 Eylül 2017 Cuma

Guardians Of The Galaxy: Awesome Mix, Vol. 2 (OST)


2014 yılındaki Guardians Of The Galaxy sonrası devam filminin geleceğine, Awesome Mix, Vol. 1 olarak yönetmen James Gunn'ın seçtiği şarkıların güzelliğine, haliyle Vol. 2 şarkılarının da yolunun gözleneceğine dair heyecan ve hezeyanlarımı beyan etmiştim. Beklenen günler geldi ve hem film, hem de soundtrack şeklinde Vol. 2'ye kavuştuk. İlk filmin sonlarına doğru gördüğümüz kaset artık kulaklarımızda dönüyor. Yine ilk filmdeki gibi kulağa tanıdık gelen gelmeyen, tabii filmi izledikten sonra çok daha anlam kazanan 14 şarkı ile karşı karşıyayız. Film olarak güzel bir seri yakalandığı gibi, soundtrack olarak da özellikle 70'li yılların benzersiz yüzünü ucundan kıyısından yansıtan bazı örneklerle derlenmiş bir başka serinin de takipçisiyiz. Filmin yolunu gözleyenler kadar Awesome Mix. Vol. 2 de merak konusuydu. Gunn 2015'ten itibaren ara ara albüm hakkında merakları gidermeye çalıştı. İlk filmde konduğu sahnelerle daha bir güzelleşen Hooked On A Feeling, Cherry Bomb, Fooled Around and Fell In Love, I'm Not In Love, Ain't No Mountain High Enough gibi klasiklerin yerini başka şarkılar almış vaziyette. Ama önce albüme konanlardan değil, konmayanlardan bahsedelim ki, konunun o kadar basit olmadığı anlaşılsın.

James Gunn, yazıp yönettiği film kadar soundtrack için de çok titiz davrandığını göstermekte. Öyle ki, gelmiş geçmiş en iyi pop şarkılarından biri olarak gördüğü Hall & Oates'un She's Gone şarkısına filmde uygun yer bulamadığı için albüme de koymamış. Keza Alice Cooper'ın Teenage Lament '74 adlı hiç duymadığım bestesi de benzer bir sebep yüzünden kadroya girememiş. Gunn'ın idollerinden biri olan, ilk albümde Moonage Daydream ile dinlediğimiz David Bowie'den bir başka şarkıyı (büyük ihtimalle Suffragette City) Vol. 2'ye koymak istemiş. Ancak şarkıyı koyduğu sahneyi filmden çıkarınca şarkıya başka bir yer bulmak istememiş. Hani başkası olsa, hayatımın şarkısı, hayatımın idolü demez, boş bulduğu yere şarkıyı iliştirirdi. Ama Gunn, artık aklında ne varsa ona sadık kaldığını, gerekirse film içinde o şarkıdan / şarkıcıdan feragat edebileceğini gösteren özenli bir seçki çıkardığını gösteriyor. Bir de filmde çaldığı halde albüme konmamış olan Jimmy Urine şarkısı Un Deye Gon Hayd (The Unloved Song), albümde çaldığı halde filme konmamış (fakat fragmanlardan birinde çalmış) Sweet şarkısı Fox On The Run mevcudiyeti söz konusu.

 
Albümü açan, aynı zamanda filmin müthiş açılış jeneriğinde duyduğumuz Electric Light Orchestra şarkısı Mr. Blue Sky, James Gunn'ın açılış için mükemmel demesine pek katılmasam da, özellikle Baby Groot'un sevimli hallerine cuk oturmuş. Enfes nakaratıyla bir değil iki sahnede çalan gelmiş geçmiş en iyi Fleetwood Mac şarkılarından The Chain'i duymak heyecan verici. Ego'nun olağanüstü güzellikteki gezegenine girerken çalan My Sweet Lord (George Harrison) muazzam. Rocket'in tek başına ormanda Yondu'nun adamlarını hacamat ederken duyduğumuz Southern Nights (Glen Campbell) bu sahnelerle daha bir güzel. Zaten filmde dikkat çeken bir nokta da, Rocket'in bu kaseti ayrı bir sevmiş ve her fırsatta çalmak istemiş olması. Rocket, Yondu ve Baby Groot'un hapisten kurtulup gemiyi ele geçirdikleri, Yondu'nun ıslığıyla komuta ettiği okunun harikalar yarattığı aksiyon sekansına can katan Come A Little Bit Closer (Jay and The Americans), ortalık yeterince karışıkken bir de Sovereign ordusunun dahil olduğu sırada Kreglin'in gemide tek başına dinlediği Wham Bam Shang-a-Lang (Silver) tekrar tekrar izlenesi / dinlenesi anlar.

İlk filmde Peter ve Gamora'nın yakınlaşmasına mükemmel biçimde eşlik eden Fooled Around and Fell In Love'ın yerini bu defa Bring It On Home To Me (Sam Cooke) ile romantik anlar, "konuşulmayan şeyler" alıyor. Peter'ın annesinin en sevdiği şarkılardan biri olan, Ego'nun da buna tanıklık ettiği, hatta biraz da alay ettiği Looking Glass şarkısı Brandy (You're a Fine Girl) ve tabii hem sözleri, hem de müziğiyle olsun finale huzur, hüzün, anlam katan efsane Father and Son (Cat Stevens) albümün değerine değer katan şarkılar. Son şarkı Guardians Inferno ise albüm için yazılan tek şarkı. Yazarları ise filmin score sorumlusu Tyler Bates ve yönetmen James Gunn. Vokalde ise aynı zamanda şarkıcılık da yapan David Hasselhoff var ki, filmde babasız büyüyen Peter'ın baba figürü olarak benimsediği, aynı zamanda Gunn'ın da Knight Rider zamanlarından hayran olduğu aktör olması itibariyle onur konuklarından birisi. Gunn yine kendine yakışanı yapıp başarılı bir devam filmine, başarılı bir soundtrack hazırlamış. Öyle ki sinemasına olduğu kadar soundtrack seçkilerine de hayran olduğum Edgar Wright bile Baby Driver için aynı şarkıları seçmemek adına Gunn'ı arayıp emin olmak istemiş. Üçüncü filmle beraber Awesome Mix, Vol. 3 de gelir muhakkak. Gerçi walkmen kırıldı ve Kreglin Peter'a 300 şarkı kapasiteli bir MP3 player verdi. Ama walkmen tamir olsun, üçüncü bir kaset ortaya çıksın istiyor insan. Kimbilir Gunn'ın aklında bu defa hangi nostaljik şarkılar, nasıl sürprizler olacak?

1. Electric Light Orchestra - Mr. Blue Sky
2. Sweet - Fox on the Run
3. Aliotta Haynes Jeremiah - Lake Shore Drive
4. Fleetwood Mac - The Chain
5. Sam Cooke - Bring it on Home to Me
6. Glen Campbell - Southern Nights
7. George Harrison - My Sweet Lord
8. Looking Glass - Brandy (You’re a Fine Girl)
9. Jay and The Americans - Come a Little Bit Closer
10. Silver - Wham Bam Shang-a-Lang
11. Cheap Trick - Surrender
12. Cat Stevens / Yusuf Islam - Father and Son
13. Parliament - Flashlight
14. The Sneepers (feat. David Hasselhoff) - Guardians Inferno