19 Ağustos 2011 Cuma

Rival Sons - Pressure and Time


2008 kurulumlu Kaliforniya dörtlüsü Rival Sons, daha 2010 yılında çıkan Before The Fire'ın dumanı üstündeyken şimdi de Pressure and Time ile kısa bir süre önce fethettiği gönüllere taht kurmaya başlıyor. Yapılan müzik hard ve blues rock evliliğinin tadına doyulmaz bir meyvesi olunca bu acele niye diye sorası gelmiyor insanın. Kardeşler arasında fazla yaş farkı olması iyi değildir diye düşünmüş olacaklar ki, "Rakip Oğullar" tez zamanda Before The Fire'a bir kardeş yapmışlar. Before The Fire çıkar çıkmaz o kadar ilgi görmüş ki, Alice Cooper konserlerinin açılış grubu olmaları için süper zeki insanlar tarafından havada kapılmışlar. Bu cümleyi yazınca Alice Cooper'ın hâlâ ölmemiş, üstüne üstlük hâlâ müzik yapıyor olduğu düşüncesi kısa bir an ürpermemi sağladı desem yeridir. Konser açılışı için seçilen grubun çok sıkı olması gerekir. Ama Alice Cooper konserinin açılışını Rival Sons gibi bir grubun yaptığını düşününce Rival SonsAlice'in konserini açtı, yoksa Alice mi onların konserini kapattı diye sormadan edemiyorum.

Yazım ve kayıt işlemleri sadece 20 gün süren Before The Fire, gitar, bas, davul altyapısının son derece yetkin bir prodüksyonla birleştiği sert ve güçlü bir albümdü. Pressure and Time da aynen o sertliğe ve güce sahip. Bu gücün üzerine Jay Buchanan gibi yolunu bilen bir vokaliniz varsa sizi kimse tutamaz. Her iki albümde de dikkat çeken en önemli unsurlardan biri, blues ve hard karışımının köklerine, özellikle de Led Zeppelin'e olan bağlılık. Bazı girişler, köprüler, nakaratlar ve dingin anlar fazlasıyla Zeppelin kokuyor. Bundan bir taklit veya zayıflık olduğu fikri çıkarılmamalı. Zaten Rival Sons, bünyesindeki Zeppelin tutkusunu kendi öz şarkılarında bir amaç değil, araç olarak kullanıyor. Enstrümanlarını sanki imalâthanede kendileri yapmış gibi hakim Scott Holiday (gitar), Robin Everhart (bas) ve Michael Miley (davul), şarkıları büyük bir rock aşkıyla dile getiren Buchanan'ın vokal yelpazesine müthiş bir temel sağlıyorlar. Adamı durduk yere gitarist, vokalist, davulist olmaya özendiriyorlar. Nevale dolu geniş bir garajda sabaha kadar harala gürele müzik yapma isteği doğuruyorlar. Young Love'ı, Get Mine'ı, Save Me'yi, Pressure and Time'ı, White Noise'u duyan rock neferi bir dinleyen ne demek istediğimi gayet iyi anlar.


Rival Sons dörtlüsü, müzik yaparken sert olacağım diye kasan tipler değiller. İnsanda çılgın bir Cumartesi rock gecesi geçirme isteği uyandırmaları yanında, Only One ve Face Of Light ile sert derinliklerini daha soft derinliklerle dengeliyorlar. (Pazar sabahı dinleyen çıkar mı bilmem ama benim tercihlerim daha başkadır o konuda.) Biraz deneysel sayabileceğimiz bir blues olan Soul gibi bir şarkıyı albüme koymaları, yaptıkları her şarkıya duydukları saygıdan olsa gerek. Son iki yılda çıkmış en önemli rock gruplarından biri olarak gördüğüm Rival Sons ile ilgili başka bir ayrıntıyla bugünkü rock gezintimizi noktalayalım. Bu gibi klişe cümlelerin bile üzerinde kötü durmadığı grubun harika müziğine kapak olmuş çalışmanın sahibi grafik sanatçısı Storm Thorgerson'muş. Kendisi bazı Led Zeppelin albüm kapaklarını hazırladığı gibi, Pink Floyd’un efsane albümü Dark Side Of The Moon'un kapağı da ona aitmiş. Böyle adamlara bizim orda "Efsane Avcısı" derler. Gelecek yıllara tek parça halinde kalması garanti bir albüm için kapak bile ucundan bir efsaneye bulaşmışsa, yıllar sonrası için bulaşacakları sürpriz sayılmaz.

1. All Over the Road
2. Young Love
3. Pressure and Time
4. Only One
5. Get Mine
6. Burn Down Los Angeles
7. Save Me
8. Gypsy Heart
9. White Noise
10. Face of Light
11. Torture
12. Soul
13. Sleepwalker

15 Ağustos 2011 Pazartesi

Diesel - Under The Influence



Johnny Diesel & The Injectors'ın 1989 tarihli kendi adlarını taşıyan ilk ve tek albümlerinden bir dolu övgüyle söz etmiştim. Hiç ümidim yoktu ama kendine Johnny Diesel adı veren Mark Lizotte, bu kez pek duyulmamış birkaç albüm yaptığı Diesel isimli solo projesiyle hortladı adeta. Şu Diesel adında ısrar etmesi sebebiyle dikkatimi çekmemiş olmalıydı. Cover ağırlıklı bir albüm olduğunu öğrenmesem pas geçecektim büyük ihtimalle. Öve öve bitiremediğim bir adamın geri dönüşü son dakika duyurularıyla, büyük reklâm kampanyalarıyla, havai fişeklerle, lazer şovlarla öğrenmeyi bekliyordum. Oysa çok basit bir tesadüf eseri Under The Influence ile tekrar sahalara, sahnelere döndüğünü görmek çok daha iyi. Ona da bu yakışırdı.

Mark Lizotte, Johnny Diesel, Diesel artık hangi isimle dönerse dönsün, Johnny Diesel & The Injectors'tan tam 22 sene sonra budanmış bir isimle de olsa, cover bir albümle de olsa başımın üstünde yeri var. Bu dönüş sadece albüm çapında değil, Temmuz'dan Aralık'a kadar sürecek bir tur programıyla da perçinleniyor üstelik. Tura çıkacağı ekiple kaydettiği albüm, coverların yanında kendi bestesi birkaç parça ve ikincisini 1989 albümünün kapanışında duyduğumuz enstrümantal Thang serisinin 4-5-6 versiyonlarını kapsıyor. Coverların asıl sahipleri ve albüm için düşünülen Under The Influence adına bakınca resmi görmek mümkün oluyor. Bu adamlar Diesel'i çocukluğundan beri etkisine almış dev isimler. Diesel'in de onlara vefa borcu, seçtiği şarkıları en iyi şekilde yeniden çalmak oluyor. Hani o borç ödenmez ama, kimisi hayatta, kimisi öte dünyadaki bu büyük ustalar Diesel gibi bir adamın ödediği kadarını da kabul edeceklerdir.


Şimdi lise yıllarınızın kahramanlarından biri yıllar yıllar sonra gülle gibi bir albüm yapıyor, bu albümde Spanish Castle Magic, Wind Cries Mary, Cinnamon Girl, Have Love Will Travel falan çalıyor. Haliyle aradan geçen yılların yarattığı farkları sıralamak gerekebilir. Bir kere cover yoğunluklu bir albüm olmasından dolayı Under The Influence'a Johnny Diesel &The Injectors muamelesi yapmayacağız. Diesel zaten orijinallerine hasta olduğum bu şarkıları yeniden elden geçirince değerlerine değer katmıyor olabilir. Ama benim gözümde kendi değerini yükseltiyor. Çünkü özellikle Wind Cries Mary, Cinnamon Girl ve I'm A Ram sanki bana 3-4 dakikalığına bir Diesel şarkısıymış gibi geliyor. İlk defa Guy Ritchie filmi RocknRolla'da orijinalini duyup "bunlar kim ulan" diyerek külliyatına yumulduğum The Sonics'in ölümcül hiti Have Love, Will Travel'ın Diesel konserlerinin lokomatiflerinden biri olacağını kestirmek zor değil.

Kimse Diesel'den 1989 ruhu beklemiyor. O da bunca yıldan sonra yok satayım ümidiyle tekrar ortaya çıkmış değil zaten. Konser biletleri günler öncesinden yok satıyor o ayrı. Blues rock, soul, hatta ucundan punk bile duymanın mümkün olduğu o karakter sahibi gitarını bu defa etkisi altında kaldığı isimlere teşekkür amaçlı konuşturuyor. Yollara düşme sebebinizin aynı veya farklı olması hiç önemli değil. Önemli olan yollara tekrar düşmek. Diesel ile Johnny Diesel arasında hissedilen farklardan en önemlisi Mark Lizotte'nin sesi. (Herifin o kadar çok ismi var ki, hangisini kullanayım bilemedim!) Normal olarak 1989'un çatlayan patlayan hırlayan, tiz çığlıklar atan rocknrolla sesi bu albümde biraz daha toklaşmış, olgunlaşmış. Ama ikisi de aynı adam, bunu ben bir şekilde hissettim. 22 yaşındaki Johnny Diesel ile 44 yaşındaki Diesel'in arasına sadece yıllar girmiş başka birşey değil.

1. Spanish Castle Magic (Jimi Hendrix)
2. Cross Cut Saw (Albert King)
3. I'm A Ram (Al Green)
4. Have Love, Will Travel (The Sonics)
5. Thang 5
6. Can't Get Next To You (Al Green)
7. Cinnamon Girl (Neil Young)
8. Thang 4
9. Wind Cries Mary (Jimi Hendrix)
10. Going Down
11. Reconsider Baby
12. It's All In The Game
13. Caladonia (Louis Prima)
14. Rumble (Link Wray)
15. Thang 6

11 Ağustos 2011 Perşembe

Rose Hill Drive - Americana


Jacob Sproul (bas, vokal), Daniel Sproul (gitar, geri vokal) kardeşlerin liseden arkadaşları Nate Barnes'ı da (davul) aralarına alarak 2000 yılında kurdukları Rose Hill Drive, bu adı yaşadıkları ve provalarını gerçekleştirdikleri muhitten almış taş gibi bir rock grubu. Tabiî bizdeki gibi Yatıkmusluk MahallesiÇıpıtpıtı Sokak, Bangabandhu Şeyh Muciburrahman Bulvarı gibi muhit isimlerine benzer yerlerde yaşasalar grup ismi koyma konusunda bu kadar pratik olurlar mıydı bilinmez. İşin "taş gibi" kısmına gelirsek Rose Hill Drive, sonlarına rock kelimesi eklenmiş klâsik, punk, stoner, blues, alternatif ve psychedelic öğelerin hepsinden faydalanan şahane bir jam band müziği yapmakta. Akıllara 60'lar sonu 70'ler başı rock kültürünü getirmemesi imkânsız. Zaten referans olarak Led Zeppelin ve Cream'in verilmesi bile grubun ne denli ciddiye alınması gereken yeteneklere sahip olduğunun işareti. Tutturdukları bu kıvamında kimya sayesinde kısa zamanda ismini duyurup bir sürü festival ve turda The Who, Stone Temple Pilots, The Black Crowes, Wilco, Queens Of The Stone Age, Van Halen, Gov't Mule, Aerosmith gibi dudak uçuklatan isimlerin konser açılışlarında seyirciyi ısıtma, birbiriyle kaynaştırma görevini başarıyla yerine getirmiş.

Bu kadar yoğun bir temponun ardından iş albüm yapmaya gelince, işi biraz tembelliğe vurduklarından mıdır, yoksa konser performanslarının dehşetinden midir, ilk albümleri olarak 2005'te Fox Theatre'da verdikleri konser kayıtlarını ön saflara sürmüşler. İlk albümü konser kayıtlarından oluşan bir benzeri daha var mıdır bilemiyorum. Ama Rose Hill Drive (2006) ve Moon Is The New Earth (2008) adları verilmiş iki adet zımba gibi rock albümü, grubun cevval konser performanslarından pek de farklı olmadığını gösteren resmi kayıtlar. Temmuz 2011'de çıkan Americana ise Rose Hill Drive'ın ilkelerinden bir gram bile sapmadığını, hâlâ ilk günkü gibi, ama kesinlikle kendini tekrar sıkıcılığına düşmemişliğini belgeliyor. Yine de bir önceki albüm Moon Is The New Earth kadar oturmuş şarkılar barındırmadığını da -şimdilik- düşünmekteyim. Telepathic, Baby Doncha Know Your Man?, Your Mother's Jam gibi delişmen şarkılar yanında Birds Against The Glass'ın akustik sinematikliği ve kapanışı yapan yaklaşık 9 dakika uzunluğundaki Birthdays and Breakups'ın bir güncel, bir retro takılan dokusu rock tutkunlarının ağzına löp et gibi gelecektir. The Jon Spencer Blues Explosion, Them Crooked Vultures, The Dead Weather, Wolfmother müzikleriyle hoş vakit geçirmişler için kadroyu genişletmeye başladık da denebilir.

1. Americana
2. Telepathic
3. Baby Doncha Know Your Man?
4. Pictures of You
5. Speed Dial
6. Psychoanalyst
7. Your Mother's Jam
8. Birds Against the Glass
9. Birthdays and Breakups

31 Temmuz 2011 Pazar

Issız Ada Radyosu Arşivi (Temmuz 2011)

Thunderball - Cinescope
Yıl: 2006 ABD
Tür: Downtempo, Lounge, Dub
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Strictly Rude Boy" (feat. Roots And Zeebo Of See-I)
Jeff Bridges - Jeff Bridges
Yıl: 2011 ABD
Tür: Country
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "What A Little Bit Of Love Can Do"
Black Market Audio - Shake!
Yıl: 2006 Hollanda
Tür: Breakbeat, Funk, Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Shake!"
Memory Tapes - Player Piano
Yıl: 2011 ABD
Tür: Chillwave, Indie Electronic, Synth Pop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sun Hits"
The Muggs - The Muggs
Yıl: 2005 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Should've Learned My Lesson"
The Link Quartet - 4
Yıl: 2011 İtalya
Tür: Soul, Funk, Acid Jazz
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Vertical Floor"
I Can Make a Mess Like Nobody's Business - Gold Rush
Yıl: 2011 ABD
Tür: Indie Pop, Emo-Pop, Acoustic Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Connected"
De Eneste To - De Eneste To
Yıl: 2010 Danimarka
Tür: Alternative Rock, Pop/Rock
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Aftenbøn"
BoDeans - Indigo Dreams
Yıl: 2011 ABD
Tür: Rock, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Put Your Money Where Your Mouth Is"
Jack Ladder And The Dreamlanders - Hurtsville
Yıl: 2011 Avustralya
Tür: Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Dumb Love"
The Dixie Chicks - Taking The Long Way
Yıl: 2006 ABD
Tür: Country Pop, Pop/Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Taking The Long Way"
Zaza Fournier - Regarde-moi
Yıl: 2011 Fransa
Tür: French Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Qu'est-ceque ça te fait?"
R.E.M. - Lifes Rich Pageant
Yıl: 1986 ABD
Tür: Folk Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Cuyahoga"
Scanners - Violence Is Golden
Yıl: 2006 İngiltere
Tür: Indie Rock, Alternative Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Violence Is Golden"
Sucker Punch (OST)
Yıl: 2011 ABD
Tür: Alternative Rock, Dance-Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: Emilíana Torrini - "White Rabbit"
Capri - Boogie Man
Yıl: 2002 İngiltere
Tür: Funk, Jazz, Soul
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Boogie Man"
Beirut - The Rip Tide
Yıl: 2011 ABD
Tür: Indie Folk, Indie Pop, Balkan Folk Music
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Santa Fe"
Big Boss Man - Full English Beat Breakfast
Yıl: 2009 İngiltere
Tür: Funk, Soul
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Triumph of the Olympian"
Thievery Corporation - Culture of Fear
Yıl: 2011 İngiltere
Tür: Downtempo, Dub
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Culture of Fear (feat. Mr. Lif)
Trial Kennedy - Living Undesigned
Yıl: 2011 Avustralya
Tür: Alternative Rock, Dream Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Breathe a Dime"

28 Temmuz 2011 Perşembe

Amy LaVere - Stranger Me


Herkes mâlum Amy'yi konuşurken, ondan çok daha fazla konuşulmayı hak ettiğini düşündüğüm, ama ne yazık ki bunun asla mümkün olmayacağını bildiğim bir başka Amy'den, son albümü Stranger Me'yi fırından yeni çıkarmış olan Amy LaVere'den söz etmek isterim. Teksas sınırında küçük bir kasabada dünyaya gelmiş olan LaVere, liseyi bitirene dek 13 farklı kentte yaşamak zorunda kalmış bir göçebe olmanın sıkıntılarını Johnny Cash, Dolly Parton, Willie Nelson ve aynı zamanda punk rock dinleyerek aşmaya çalışmış. Nihayet Detroit'e yerleştikten sonra, ebeveynleri de aynı zamanda part time müzisyenler olduğundan, dinleme olayını aşıp fiilen müziğin içerisinde yer almaktan geri durmamış. Hatta Last Minute diye bir punk grubunda davul çalıp şarkı bile söylemiş. Mezun olmasının ardından tekrar memleketine dönmüş ve orada bir country punk grubunda çalan Gabe Kudela ile tanışmış. Tanışmakla kalmamış bir süre sonra evlenmişler. İki müzisyen evlenir de müziği bırakır mı? Onlar da "hayır" dedikleri için Nashville'in gece kulüplerinde The Gabe & Amy Show adıyla çıkmaya başlamışlar. Bu süre zarfında Amy LaVere kontrbas olayını fena halde geliştirmiş. Bulvar gazetelerinin şişirmelerinden farklı olarak lokal şöhret de zamanla kendilerini bulmuş.

LaVere ve Kudela'nın evlilikleri 2003'e kadar sürmüş. Bu durum onu müzik konusunda daha da güçlü hale getirmiş ve country, blues, ve caz soundlarından oluşan bir eve ve öze dönüş ihtiyacı duymuş. Bazı müzisyen ve yapımcı dostlarının da yardımıyla solo kariyere ağırlık vermiş. Ayarlanan küçük konserler, hali vakti yerinde bir plâk şirketinin dikkatini çekmeler, anlaşmalar, iyi bir debut albüm, sonra sıkı bir prodüktörle yapılan ikinci albüm gibi tanıdık aşamaları geçmesiyle bir de bakmışız ki, Stranger Me'ye kadar gelmişiz. This World Is Not My Home (2006) ve Anchors & Anvils (2007) adlı eleştirmenlerin çok beğendiği iki ılık country folk albümü yapıp ne onların üstüne, ne de rehabilitasyona yatmayan Amy, sanki hep o bizim mahallenin harbi kızı Amy'dir. Sahnede de, albümlerinde de, mahallede de neyse odur. Her ne kadar ilk albümü This World Is Not My Home onun en iyi albümü sayılsa da, Stranger Me bana göre birçok yönden en iyisidir. Ilık tabiri yerini muhafaza etmekle birlikte, biraz da karanlık western güzellemeleri, olgun folk, blues ve caz deneyişleri iyi yazılmış şarkılarla kendini göstermiştir.


İlk iki albümün bana biraz fazla gelen "klâsik" havasının üzerine, sinsi baş ağrılarını bir çırpıda yok eden soda limon etkisi gösteren Stranger Me'nin farklı yapısı, Amy LaVere'in daha kendi olmuş bir yola girdiğinin işareti adeta. Albüme verdiği isim de bu yüzden mânidar. İnsanın kendi içindeki yabancıyı keşfetmeye çalışmasının doğal getirilerini fazlasıyla yaşayan, sanki Amy'yi baştan yaratan bir albüm olmuş Stranger Me. Zaten Let Yourself Go (Come On) şarkısıyla bitirmiştir albümünü. Hikâyeyi başa alırsak, ilk şarkı Damn Love Song'u duyunca "acaba ben sahiden Amy LaVere mi dinliyorum" diye düşünmedim değil. Karakter sahibi bir şarkı nasıldır sorusunun bendeki cevaplarına eklenmiş bir yenisidir Damn Love Song. Şarkılar aktıkça, eskisini doğru dürüst kimsenin bilmediği Amy'nin yenisinin keyfi çıkmaya başlar iyiden iyiye. Tricky Heart, Red Banks, Stranger Me, Often Happens, You Can't Keep Me elele tutuşup etrafınızda şarkılar söylemektedirler. Bir trompet, bir organ, bir slide gitar hiç beklenmedik anlarda ortaya çıkıp coşku, sevinç ya da hüzün katarlar ruhunuza.

Walk The Line ve Black Snake Moan filmlerinde de gözükmüşlüğü olan Amy LaVere, içinde bulunduğumuz yılın en samimi albümlerinden birine anne olmuş bir kadın. Bir kadının şarkılarına anne olması çok önemlidir. Geçimini sağlayan, ruhunu besleyen, ninni söyleyerek, gülerek, ağlayarak, tellerine dokunarak beslediği çocuklarıdır o şarkılar. Bugün Amy LaVere, Imelda May, Miranda Lee Richards, Simone White, Rokia Traoré, Tina Dico gibi kadınlardan biri ölüp gitse kaç kişinin haberi olur? Onlar, varsa alkol veya uyuşturucu problemlerini şarkılarının önüne geçirmemiş, erkek arkadaş/koca yanlış seçimlerini PR yapmamış gerçek birer şarkı annesi olduklarından kendilerine, dinleyenlerine, şarkılarına verdikleri değerle yaşarlar. Bu yüzden fazla tanınmazlar. Kendilerine yabancı kalmayı severler. Bunu ne kendileri, ne de onları sevenler dert edinir. Bazı koylar asla fazla kişi tarafından keşfedilmemelidir. Oralarda deniz temiz, çevre bakımlı, ağaçlar, çiçekler, kuşlar özgürdür. Birileri bunun farkına vardığında o koy, artık eskisi gibi olmaz. İş makinaları, betonlar, dövizler, tavizler, tecavüzler kaçınılmaz. Su testisi su yolunda kırılır ya da kırılmaz. Mühim olan şarap testisini kırmamayı başarmak!

1. Damn Love Song
2. You Can’t Keep Me
3. Red Banks
4. A Great Divide
5. Often Happens
6. Lucky Boy
7. Tricky Heart
8. Stranger Me
9. Candle Mambo
10. Cry My Eyes Out
11. Let Yourself Go (Come On)

21 Temmuz 2011 Perşembe

Honeymoon In Vegas (OST)


Andrew Bergman'ın yönettiği, Nicolas Cage, James Caan ve Sarah Jessica Parker'ın başrollerinde yer aldığı sevimli romantik komedi Honeymoon In Vegas, ortaya çıktığı dönemde filmden de önce tamamı Elvis Presley coverlarından oluşan soundtrack albümüyle ilgi çekmişti. Nasıl çekmesin? Billy Joel, Bryan Ferry, John Mellencamp, Willie Nelson, Jeff Beck gibi babaların (Elvis'in olsa bile!) cover şarkılarla gövdelerini gösterecekleri bir albüm ıskalanmazdı. Iskalanmadı da. Üstelik country denince adları anıldığında bu müziğin müdavimlerinin ceket ilikleme moduna girdiği Trisha Yearwood, Vince Gill, Dwight Yoakam, Travis Tritt ve Ricky Van Shelton'ın da Elvis şarkılarını bu müziğin tonlarına uydurma biçimleri çoğunlukla iyi sonuçlar vermekte. Seneler sonra yüzlerce albümden oluşan "soundtrack" klasöründe gezinirken rastlayıp uğranıldığı vakit, kısa süresiyle ilgili zaman dilimini zevkli hale sokacak bir albüm olduğu zaten biliniyordu. O zamanlar verdiği zevki şimdi vermesi de beklenmiyordu. Ama o zevki verdiği anlar hakkında birkaç olumlu cümle kurulmayı da kesinlikle hak eden bir albüm tabiî.

Bir Elvis coverı fazla uzağa gidemez, izler tazedir diye düşünülebilir. (Zaten Elvis de cover çalardı kimi zaman.) Albüm geneli de birkaç örnek dışında bu görüşü aşamıyor. O örneklerden en belirginleri ise, aynı zamanda albümün en özgün coverları sayılabilecek Jailhouse Rock'ın John Mellencamp, ve Are You Lonesome Tonight?'ın Bryan Ferry yorumları. Her iki usta da bu iki popüler Elvis şarkısını evirip çevirip bambaşka bir güzelliğe çevirmişler. Hele o fıkır fıkır Jailhouse Rock gitmiş, yerine hapishanede geçen yıllarını iyice ölçüp biçmiş, dersini almış, baştan ayağa olgun bir alt. country şarkı peydah olmuş. Hani sözleri olmasa bunların cover olduğu bile zar zor anlaşılır. Benim için akıllı cover taktiklerinden biri de budur. Country ve folk müziğin pirlerinden Willie Nelson'ın Blue Hawaii'deki caza çalan akustik folk yorumunu da işin içine katarak harikulade bir üçlü oluşturabiliriz. Kendisini bilerek babalardan saymadığım Bono'nun Can't Help Falling In Love seslendirmesi bile hiç fena olmamış. Benim için "filmden bile iyi soundtrack albümler" kervanının yolcusu olan Honeymoon In Vegas'ı sevebilmek için saydığım isim ve özellikler sizi sarmaz, "ben Elvis hitlerini Elvis'ten başkasından dinlemem" derseniz uzayın. Öyle demeyenler zaten sevmiştir bu işi!

1. Billy Joel - All Shook Up
2. Ricky Van Shelton - Wear My Ring Around Your Neck
3. Amy Grant - Love Me Tender
4. Travis Tritt - Burning Love
5. Billy Joel - Heartbreak Hotel
6. Bryan Ferry - Are You Lonesome Tonight?
7. Dwight Yoakam - Suspicious Minds
8. Trisha Yearwood - (You’re The) Devil in Disguise
9. Jeff Beck and Jed Leiber - Hound Dog
10. Vince Gill - That’s All Right
11. John Mellencamp - Jailhouse Rock
12. Willie Nelson - Blue Hawaii
13. Bono - Can’t Help Falling in Love

14 Temmuz 2011 Perşembe

Duncan Sheik - Covers 80's


Amerikan singer/songwriter camiasının kendi halinde ve saygı duyulan isimlerinden Duncan Sheik, 1996 yılında kendi adıyla çıkardığı ilk albümüyle başladığı albüm kariyerindeki yedinci durağına ermiş bulunmakta. Bu durağa gelinceye kadar "saygın" sıfatını hak edecek ne yapmış derseniz, bu noktada topu çeşitli sosyal medya kaynaklarında kendisiyle ilgili yapılmış yorumlara muz orta şeklinde gönderirim. Ama kendisinin adını ilk duymuş olan 100 kişiden 90'ından, 90'larda Barely Breathing ile topu 90'a asmış bir adam olduğunu duymanız kuvvetle muhtemel. Sonraları nereden, hangi albümden çıktığını bilmediğim Depeche Mode coverı Blasphemous Rumours ile de önce birtakım hücrelerime, sonra da telefon melodilerime nüfuz etmişliği vardır. İşte o Duncan Sheik, kariyerindeki yedinci albüm durağı olan Covers 80's'de, adından herşeyin anlaşılacağı üzere bir 80'ler nostaljisi estirmeye çalışıyor.

Duncan Sheik, albüm duraklarından başka, aralarında Teaching Mrs. Tingle, Boys and Girls, What A Girl Wants gibi gudubet filmlerin de bulunduğu soundtrack derlemelerine şarkı vermiş, Legacy: A Tribute To Fleetwood Mac's Rumours albümünde Songbird'ü seslendirmiş, 80'lerin en tatlı isimlerinden Howard Jones'un 2001 tarihli Perform.00 albümüne konuk olmuş. Derken 2010'da yine Covers 80's adıyla 5 şarkılık bir EP yayınlamış. Baktı ki cover tutkusu bir EP ile geçiştirilecek gibi değil, olayı daha da genişletmeye karar vermesiyle 12 şarkılık Covers 80's LP'si ortaya çıkmış. Stripped, Hold Me Now, What Is Love, Shout, Life’s What You Make Of It gibi 80'lere marş olmuş bazı şarkıları folk formatında yeniden yorumlamanın gerekliliği veya gereksizliği ne yazık ki burada gereksizlik olarak görünmüş bana göre. Hani bir Duncan Sheik unplugged konserinde seyirciyi tavlamak adına güzel hareketler olsalar da, bu eşsiz şarkıların Duncan Sheikçeşi pek hoşuma gitmedi açıkçası. Orijinallerini dinleme iştahımı kabartmasını da buna yormak gerek sanırım.

Öte yandan şöyle de bir durum var: Orijinallerini hiç duymadığım So Alive, Stay ve The Ghost In You'yu beğendim. Şimdi şayet 80'lerde arabesk meyhanelerden, rüküş tavernalardan ve neon ışıklı salaş diskolardan çıkmayan bir adam olsaydım, hayatımda Stripped, What Is Love, Shout falan hiç duymamış biçimde şu Duncan Sheik yorumlarından haz alabilirdim belki. (Neticede ne kadar popüler de olsalar, o yıllarda bir Careless Whisper, bir Nikâh Masası gibi hergün duyacağınız şeyler değiller!) Cover hadisesinin de böyle çok dallı budaklı düşündürdükleri var. Covers 80's kötü bir albüm değil. Fakat belli bir döneme ait cover albüm için seçilecek şarkıları çok iddialı olanlardan oluşturuyorsan kendi çapında iddialı farklılıklar getireceksin. Ya da bırakacaksın çok iddialı olanları, seni etkilemiş olan kasetteki A3, B4 bir şarkıyı yeniden çalıp söyleyeceksin ki, 80'lerde çocuk, genç, yetişkin olan birisi elin 2011'inde "ya evet, bir de bu vardı" veya "ben bunu nasıl ıskalamışım" desin. Bu bence orijinal yorumlanmış lezzetli bir cover kadar orijinal bir fikirdir benim gözümde.

1. Stripped (Depeche Mode)
2. Hold Me Now (Thompson Twins)
3. Love Vigilantes (New Order)
4. Kyoto Song (The Cure)
5. What Is Love (Howard Jones)
6. So Alive (Love & Rockets)
7. Shout (Tears For Fears)
8. Gentlemen Take Polaroids (Japan)
9. Life’s What You Make Of It (Talk Talk)
10. William It Was Really Nothing (The Smiths)
11. Stay (The Blue Nile)
12. The Ghost In You (The Psychedelic Furs)

10 Temmuz 2011 Pazar

The Bongolian - Bongos For Beatniks


Tek işin geçindirmediği günümüz kriz ortamında iki grubu birden idare etmeye çalışan başarılı bir funksever olan Nasser Bouzida, her ikisi de Londra'dan çıkan ve belli aralıklarla albümler yapan iki projeye birden sahip bir müzik adamı. İlk olarak Big Boss Man dörtlüsünü 1998'de kurmuş ve Humanize (2001), Winner (2005) ve Full English Beat Breakfast (2009) olmak üzere üç albüm yapmış. Hemen hemen aynı dönemlerde eş dost arasında lâkabı olan The Bongolian ismiyle de solo çalışmalarını yürütmüş. Hani belki lâzım olur diye Psychedelic Bongohead (2001), 100% Heavy Bongo Vibes (2004), Blueprint (2006) ve Outer Bongolia (2008) şeklinde bu soloları da hedef gösterelim ki, kaliteli ve alışıldık kalıplardan taşan sinematik funk dinleyenler de faydalansın.

Big Boss Man'in tüm albümlerini dinlemiş, The Bongolian'ın hiçbir albümünü dinlememiş biri olarak fikir beyan etmem ne derece doğru olur bilmem ama Nasser Bouzida kanımca gerçek bir funk emekçisi ki, her ne kadar Big Boss Man kanadında işler biraz funk klişesi gibi görünse de, The Bongolian tam tersi heyecan verici deneysel ve psychedelic (bu ikisi çoğu zaman zillere basıp kaçan haylaz çocuklar gibidirler) dürtülerin sık sık dürttüğü bir tarza sahip. Bunu söyleyebilmemi sağlayan veri ise Bouzida'nın 2011 tarihine ve The Bongolian adına ait son işi Bongos For Beatniks'in kafa güzelleştirme etkisine sahip kalitesi. Tek tek şarkı isminin zikredilemeyeceği, "bulun, dinleyin" diyerek kısaca işin içinden çıkılabileceği aşmış albümlerden biri. Bir yerlerde "sinematik" kelimesini kullandığıma eminim. Bu kelimenin yanına bir de o sinematik yapının üzerine serilmiş "gökkuşağı" diyesim geldi. Çünkü funk müziğin ne kadar alt türü varsa, neredeyse hepsini koklatan, elleten, öptüren unsurları sezmek mümkün.

Bongos For Beatniks'i dinledikten sonra, Nasser Bouzida'ya ait dört albüm daha dinlemem gerektiği fikrine kapılmam uzun sürmedi. Özellikle funk etiketli deneysellikleri 70'ler taklidi bazı örneklerle ilişkilendirmenin yarattığı sıkıntıları tamamen aşmış bir müzik dinlemenin keyfini dört albümde daha yaşama ihtimali beni heyecanlandırdı. Organ ve perküsyonda artık ustalardan biri olarak gördüğüm, kendi özgürlüğünün sınırlarını çizmiş Nasser Bouzida'nın her yeni işini dikkatle takip edeceğim gereksiz bilgisini de ekleyeyim. Gerçi bu yılın en keyif alarak dinlediğim albümlerinden birisi hakkında söylenecek hiçbir şeyi gereksiz görmüyorum o ayrı.

1. The Riviera Affair
2. Moscow Queen
3. Strange Lovers
4. V.C.O.
5. Hamlet's Playground
6. Give It To Me (On The Left Side)
7. Jackies Half Nelson
8. Lauren's The Clock Maker
9. The Ballad Of Lily Kensington
10. Pretty Bertie
11. Doktor Of Eastern Promise
12. Bongolian Dream
13. Tortoise Walk

5 Temmuz 2011 Salı

The Souldiers - These Times


Cato van Dijck, Sofie van Dijck, Joost van Dijck kardeşler ve iki müzisyenden daha ibaret Hollandalı The Souldiers, isimlerinde yapmış oldukları kelime oyunundan da anlaşılacağı üzere kendilerini soul müziğin yılmaz neferleri olarak görecek kadar bu müziğe tutkun genç bir grup. Muhteviyatlarında sadece soul yok elbette. Blues rock, rock'n roll, rockabilly unsurların soul, funk, folk ve bazen de pop ile yaptığı kaçamakları zevkle dinliyoruz kendilerinden. Öyle bir karışım ki, duyan gelmiş sanki. Ne var ki, iyi bir karışım yapabilmek, her zaman iyi bir grup olduğunuz anlamına gelmiyor. Bu bağlamda The Souldiers gerçekten iyi bir grup, çünkü iyi karışımı iyi şarkılarla bütünleştirme enerjileri ve tutkuları var.

Üst katta dile getirdiğim ağız sulandıran karışımı "iyi bir grup" olarak nasıl vücuda getirdiklerine gelince. Çok basit: Doğal davranarak! Genç ve enerjik olmaları onları şımartmıyor. Yarattıkları karışımın karışım olduğunu hissettirmeyecek şekilde özgürce daldan dala atlıyorlar. Cato ve Sofie'nin birbirine son derece uyumlu nefis sesleri, grubun diğer unsurlarıyla birleştiğinde Let Me Take You Away, Sarah, One Night Betty ve Smoke The Devil gibi şarkıları çalarken onları sahnede görmeyi arzulayabiliyorsunuz. İyice ter attıktan sonra I Hold Your Life'ın blues hüznünü de aynı sahnede loş ışıklar altında dinlemeyi hayal edebiliriz tabiî. Açıkçası albüme arka arkaya Let Me Run ve Down On Me ile giriş yaptıklarında, fena değil ama yine de sıradan bir grup dinlediğime dair endişeler oluşmuştu. Neyse ki vakit geçmeden toparlayıp gerçek yüzlerini gösteriyorlar. Üstelik bunu birdenbire değil, alıştıra alıştıra yapıyorlar ki, böylesi benim için her zaman çok daha zevklidir.

Bu arada Laura Vane & The Vipertones'dan sonra The Souldiers sayesinde Hollanda'dan gelen soul, funk, blues esintilerinin farkında değilim sanılmasın. Amsterdam sahnesi son zamanlarda kökleri sağlam temellere dayanan bu karışıma kucak açmış durumda. Bu insanlar, bu esintilerin beşiği Amerika'yı hiç mi hiç aratmıyorlar. Üstüne üstlük, The Souldiers bu türleri çok daha dinç ve olgun biçimde, en önemlisi de kendi müziği olarak albümleştirmiş. Mesele Amerika'yı aratmak veya aratmamak değil elbette. Mesele "eğlencenin müziği"nin her zaman euro-baygınlık getiren mâlum türler olmadığının dosta düşmana ispatı. Hem "eğlence"nin, hem de "dinlence"nin müziği...

1. Let Me Run
2. Down On Me
3. These Times
4. Volunteers
5. Let Me Take You Away
6. I Hold Your Life
7. Lonesome George
8. One Night Betty
9. Smoke The Devil
10. Ten Tricks
11. The Lover Is A Soldier

4 Temmuz 2011 Pazartesi

Six-String Samurai (OST)


Lance Mungia'nın sevimli olduğu kadar ucu günümüze kadar uzanan çevreci ve sosyal mesajlar barındıran B tipi bağımsız filmi Six-String Samurai, bir elinde samuray kılıcı, diğer elinde rock'n roll gitarıyla Lost Vegas'ın yolunu tutan Buddy Holly çakması Buddy'nin sıradışı yol hikâyesini anlatıyor. Kendini B filmlerinin abuk ve sıcak atmosferine adapte edebilen bünyelere çok hoş anlar vaat eden film, türlü önyargıların aksine, gerek ciddiyetini harmanladığı komik tavrı, gerekse görsel anlamdaki ciddiyetiyle kült sıfatını bileğinin hakkıyla taşıyan bir bağmsız. Filmin bir başka ciddiyetini de müzikleri oluşturuyor. Film müziklerinin usta ismi Brian Tyler'ın kısa tema çalışmalarından ve Rus kökenli Amerikalı grup The Red Elvises'ın surf rock, rock'n roll, balkan folk ekseninde ilerleyen 12 şarkısından oluşan Six-String Samurai müzik albümü, filmin tüm karakterini, hatta fazlasını yansıtan bir karaktere sahip.

Los Angeles'ta yaşayan Igor Yuzov ve Oleg Bernov'un 1995 yılında yapılan Rus-Amerikan barış yürüyüşü esnasında tanışmalarıyla temelleri atılan The Red Elvises, bugüne 12 kadar albümle gelmiş tecrübeli bir rock grubu. Yuzov-Bernov ikilisinin aşama aşama grubun iskeletini oluşturmalarından sonra çeşitli ayrılıklar ve yeni alımlar gerçekleşmiş. Hatta 2009'da bir ara Bernov, Rusya'nın gezgin sirk gruplarından birinde palyaço olarak çalmak için gruptan ayrılmış. Sonradan tekrar gruba dönmüş tabiî. Türlü değişimlere rağmen son halleriyle ilk günkü gibi yollarına turda-yolda-dağda-bayırda devam etmekteler.


Soundtrack içinde kendilerine düşen payın hakkını en iyi şekilde veren Kızıl Elvisler, aynı zamanda filmin başlarında post-apokaliptik bir rock’n roll grubunu canlandırıyorlar. Fakat Ölüm ve adamlarının gazabından kaçamıyorlar. Surf veya rock'n roll da olsa, özellikle Boogie On The Beach, Dick Dale'in Miserlou'sundan devşirme If You Were Me, You'd Be Good-Looking ve kapanışta Brian Tyler ile yaptıkları On My Way To Vegas parçalarının dinamizmi, aklını ve ruhunu rock'n roll ile beslemiş dinleyenleri bir anda The Red Elvises diskografisine yönlendirebilir. Bu arada arka arkaya gelen See You Around Kid, Good Golly Miss Molly ve bana göre albümün en iyilerinden My Love Is Killing Me'nin yaz meltemi muameleleri de yaban atılamaz. Aynı şekilde, kısa da olsa tema ruhu denen şeyi kafalarda yepyeni sahneler canlandıracak ölçüde tasarlayan Brian Tyler'ın kaliteli intro/outro müdahaleleri de öyle. Filmi görmüş olanlar için ifade edeceği anlam ile, görmemiş olanlara ifade edecekleri arasındaki ince çizgiyi tam sezemiyorum. Ama iyi müzik, aradaki o ince çizgiyi bile ortadan kaldırıyor sanki.

1. The Red Elvises - United States of Russia
2. Neverland
3. The Red Elvises - Love Pipe
4. Brian Tyler - A Mother's Hand/Buddy
5. Brian Tyler - Fly Away Little Butterfly
6. Kill 200 Men
7. The Red Elvises - Boogie on the Beach
8. I Do Not Like Rock and Roll
9. The Red Elvises - Hungarian Dance #5
10. Arrowed Kid/Bowlers on the Floor
11. The Red Elvises - Rock n' Rolling Ourselves to Death/Jerry's Got the Squeeze Box
12. The Red Elvises - Lonely Highway of Love/Scorchi Chornie
13. The Red Elvises - My Darling Lorraine
14. Brian Tyler - Astro
15. The Red Elvises - Follow the Yellow Brick Road/Leech
16. The Red Elvises - See You Around Kid/Siberia
17. The Red Elvises - Good Golly Miss Molly
18. The Red Elvises - My Love Is Killing Me
19. Brian Tyler - Sacred Funeral
20. Brian Tyler - Relentless Sun
21. Brian Tyler - Over the Hill
22. Brian Tyler - Bring His Guitar to Me/Sahara Burn
23. Brian Tyler - A Boy and His Spirit
24. The Red Elvises - If You Were Me, You'd Be Good-Looking/Surfing In Siberia
25. Brian Tyler - Dragging a Fallen Hero
26. Brian Tyler - Nice Tuxedo/Showdown at Not Okay Corral
27. Brian Tyler - Bend Before the Ways of Heavy Metal/Dueling Guitars
28. Brian Tyler - Dream March
29. Brian Tyler - The Great Battle
30. Brian Tyler - End of a Hero/Finale
31. Brian Tyler/The Red Elvises - On My Way to Vegas