22 Ocak 2015 Perşembe

Fleetwood Mac - Tango In The Night


Amerikalı Lindsey Buckingham ve Stevie Nicks ile İngiliz Mick Fleetwood, John McVie, Christine McVie çekirdek kadrosuyla müzik tarihinin en hatırı sayılır gruplarından biri olan Fleetwood Mac, kurulduğu 1967'den bu yana 17 stüdyo albümü çıkarmış bir oluşum. Aslında çekirdek kadro dememizin bir sebebi var. Zira kurulduğu yıldan bu yana yaklaşık 10 farklı ismin gruba girip çıkmışlığı da var. Ancak sanılmasın ki Fleetwood Mac, öyle bir arkadaşa bakılıp çıkılan bir gece kulübü ismi. 68 kuşağından kopmuş, 70'lerin harharlı zamanlarında soft ve blues kalarak karakterini oluşturmuş, iyi kötü 2000'leri bile görmüş bir okul. İlginçtir ki, bu çekirdek kadroya dahil edilmemiş olan ünlü blues gitaristi Peter Green, grubun kurulmasında en etkin rol oynamış, hatta grubun ismini Fleetwood ve McVie soyadlarından türetmiş kişiydi. Grubun 1967-70 yılları arasındaki yolculuğunda özellikle blues ve folk kimliği kazanmasında önemli pay sahibi olan Green, 70 sonrası kendine solo bir kariyer rotası çizdi. 1975'te gruba katılan Lindsey Buckingham ile yavaştan bu kimliğe pop ve soft rock öğeler de dahil olmaya başlayınca Fleetwood Mac, üzerine yapışan "68 kuşağının bayraktarları" klişesinden adım adım uzaklaşıp daha kendine has bir müzik üretmeye başladı.

Aslında Fleetwood Mac tarihi, kısa kısa geçiştirilmeyecek kadar çalkantılı ve görkemli anlarla dolu. Gruba katılanlar, ayrılanlar, ilişki yaşayanlar, ayrılanlar, evlenenler, ayrılanlar, sonra tekrar geri dönenler falan derken bildiğin uzun metrajlık zengin bir malzeme barındırdığı da söylenebilir. Bizi alakadar eden müzik kısmına bakarsak, soyadı "Buckingham" olduğu halde grubun iki Amerikalısından biri olan Lindsey Abi'nin kazandırdığı ivmeyle çıkan Fleetwood Mac (1975), Rumours (1977) ve Tusk (1979) üçlüsü, genel klasmanda grubun en iyi albümleri olarak kabul edilir. Ama ilk tanışma gibisi yoktur. O yüzden grubun 1987 tarihli 14. albümü Tango In The Night'ın yeri zengin Fleetwood Mac kariyerinde benim için hep ayrıdır. Yukarıda adı geçen güzel insanlardan kurulu klasik kadro, Tango In The Night ile en fazla ticari başarı elde etmişlerdir. Bunun adı da dünya çapında 12 milyon kopya olarak konmuş. Fakat Tango In The Night aynı zamanda bu klasik kadronun son birlikteliği olmuş. Hem de albüm çıktıktan sadece birkaç ay sonra Lindsey Buckingham'ın solo projelerine yoğunlaşmak istemesi yüzünden.


Aslında Tango In The Night da önce Buckingham'ın solo albümü olarak başlamış. Ama zamanla yapılan takviyeler bu projeyi Fleetwood Mac'in yeni albümü olmaya doğru götürmüş. Big Love, Everywhere, Little Lies, Seven Wonders gibi eskimeyen hitleri arşivine / arşivimize katan grup, Caroline, Mystified, Tango In The Night, Isn't It Midnight gibi başka güzellikleri de kapsayan, dinledikçe 80'lerin Fleetwood Mac'li geçen dönemlerine nostaljik methiyeler düzme isteği uyandıran besteleri hep buraya toplamış. Kim ne derse desin, engin Fleetwood Mac denizinde Tango In The Night gibi bir tekneye rastlamamışımdır. Albümün habercisi Big Love'ın klibini TV'de ilk izlediğim an direk kendilerine yazılmıştım zaten. Big Love, 80'lerin şimdiye nazaran masum sayılabilecek "seksi" tanımını tümüyle karşılayan bir şarkıydı benim için. Bunda şarkının sonlarına doğru Buckingham'ın bir hatun vokalle halvet olur gibi çıkardığı "ah, oh" seslerinin payı da var elbet. Yıllar sonra o hatun sesinin de stüdyo hileleriyle Buckingham'ın bizzat kendisine ait olduğunu öğrenmem biraz dumur yaratmıştı. Big Love'ın tek kişilik canlı versiyonunu izlemek de kesinlikle bir dumur sebebidir. Lindsey Buckingham insan değildir o performansta, uçmuştur!

Solo vaziyetlerde irili ufaklı başarılar kazanan bu beşli birarada iken ortaya çıkan kimya karşı konulamaz bir ilham sağlamıştı. Bu kimya Buckingham, Nicks, McVie karışımı vokaller ve bu vokalleri çeşitlendiren türlü vokal tasarımları, bu tasarımlarla oynamayı seven stüdyo numaraları, Buckingham'ın "fingerpicking" tekniği ağırlıklı olağanüstü gitar ustalığı, Mic Fleetwood'un davul ve perküsyon mevkiinde her türlü kendini belli etmesi ve daha neler nelerden oluşmakta. Sırf ticari başarısından dolayı burun kıvıranlara (mesela Bjork'u, Grizzly Bear'ı falan yere göğe sığdıramayan, herşeyi deneysel gören birtakım entellektüel müzik mecralarında düşük puan verenlere) inat, Tango In The Night'ı yıllar boyu dillerden düşmeyecek birkaç şarkıyı, yanında da hep gizli bir bahçenin lezzetli meyveleri olarak kalacak diğerlerini barındıran bir başyapıt olarak ilan ediyorum. Big Love'ı ilk duyduğumda nasıl çarpılmışsam, bu beş kişiyi aynı karede gördüğümde de o kadar cool bulmuştum. O zamanlar bana bir gruptan ziyade bildiğin bir aile gibi görünmüşlerdi. Tango In The Night da tüm bu imge ve algıların üstüne şahane bir soundtrack olmuştu. İyi bir film ve soundtrack nasıl asla eskimez ise, bu albüm ve onu dünyaya getiren kadro da gözümde hiç eskimedi.

1. Big Love
2. Seven Wonders
3. Everywhere
4. Caroline
5. Tango in the Night
6. Mystified
7. Little Lies
8. Family Man
9. Welcome to the Room...Sara
10. Isn't It Midnight
11. When I See You Again
12. You and I, Pt. 2

14 Ocak 2015 Çarşamba

TV Girl - French Exit


2010 yılında Brad Petering, Jason Wyman ve Wyatt Harmon'ın Los Angeles'ta kurduğu TV Girl, bugüne dek bir mixtape albüm, birkaç EP ve bilimum single'lar ile kulaklara chillwave katkılı hoş bir indie pop lezzeti sunmuş gruplardan. Sıra albüm yapmaya geldiğinde de iyi iş çıkarıyorlar ve 2014 yaz başında debut French Exit ile daha geniş kitlelere ulaşıyorlar. Onları dinlemek ancak sonbahar sonuna kısmet olmuştu. Kendileri daha önce bu türe dair dinlediğim örneklerden Acid House Kings, Work Drugs gibi grupları biraz anımsattıkları için hemen ısındım. Çünkü indie pop'a chillwave katkısının ve beraberinde getirdiği nostaljik atmosferin hayranıyım. Bu türde beğendiğim çok örnek çıkmaması da TV Girl benzeri grupları havada kapmama sebep oluyor. Gerçi önceki birkaç EP'lerinde öyle bir hava sezmemiştim.

Hiç lafı dolandırmadan ve şişirmeden TV Girl'ün dolandırılmamış ve şişirilmemiş 12 şarkısına bakarsak Pantyhose, Daughter Of A Cop, Talk To Strangers, The Blonde, Lovers Rock öne çıktığını söyleyebiliriz. Ama bunlara yenilerini ekleyenler, bazılarını çıkaranlar, hatta "benim böyle şeylerle işim olmaz" diyenler bile çıkabilir. Eline gerekli enstrümanları verdiğinizde bir grup maymunun bile kaydedebileceği onca debut yanında French Exit bir başyapıt sayılır. Tabii ki öyle değil, öyle bir iddiası yok, o iddianın yakınından bile geçmiyor. Ama kurulmasının üzerinden dört yıl geçmiş TV Girl, çeşitli üretkenlik belirtileriyle artık piştiğini samimiyetle kanıtladığı bir albüm yapmış ki, o içtenliği fark edip kapıldığınızda yarı yolda bırakıldığınızı düşünmüyorsunuz. Zaten aradığınız şeyin bir başyapıt olmadığının rahatlığını size aşılıyorlar. Beklentiler dizginlenince tat almak kolaylaşıyor. Şu olunca, bu olunca dedikçe cümleler uzuyor. Halbuki bu şarkılar, cümleleri çok uzatmayacak kadar mütevazi takılıyorlar.

1. Pantyhose
2. Birds Don't Sing
3. Louise
4. Hate Yourself
5. The Gateway
6. Talk To Strangers
7. The Blonde
8. Daughter of a Cop
9. Lovers Rock
10. Her and Her Friend
11. Come When You Call
12. Anjela

7 Ocak 2015 Çarşamba

Bryan Ferry - Avonmore


70'ine merdiven dayamış usta İngiliz şarkıcı Bryan Ferry, kariyerinin 14. solo albümü Avonmore ile "işte bu" dedirtti. Tabii 8 albümlük Roxy Music kariyerini bunun dışında tutuyoruz. Gerçi Ferry'nin Roxy Music ile birlikteliği grup dağılana dek gayet seviyeli biçimde ilerlemiş. Mesela Roxy Music, kendi adını taşıyan ilk albümünü 1972'de çıkarırken, bir yıl sonra da Ferry ilk solo albümü These Foolish Things'i çıkarmış. Hatta aynı yıl, yani 1973'te iki Roxy Music albümü birden piyasaya çıkmış. Üretkenliğin gözünü çıkardıkları 70'lerde yıldızı parlayan grubun dağılma tarihi, son albümleri Avalon'u 1982'de çıkarmış olmalarına rağmen resmi kayıtlarda 2011 olarak görünüyor. Bu kadar Roxy Music muhabbetinden sonra 1987 yılına ait Bête Noire albümüyle takip etmeye başladığım Bryan Ferry'nin hayran olduğum o müzik yolculuğuna kendi penceremden kısaca bakmak isterim. Aslında beni o dönem Bryan Ferry takip etmeye iten yegane sebep, bir önceki Boys and Girls albümünde bulunan, duyduğum an aşık olduğum Don't Stop The Dance şarkısıdır.

Bête Noire ve Taxi (1993) ile fazlasıyla ısındığım Ferry'nin kadife sesli pop ağırlıklı, rock azınlıklı, her daim yakışıklı müziği -ki adına "Sophisti-Pop" da dedikleri oluyor- Mamouna (1994) ile beni iyice kendine bağladı. Uzun sayılacak bir aradan sonra eski pop caz standartlarını coverladığı As Time Goes By (1999) albümü hatırladığım kadarıyla bende az da olsa bir hayalkırıklığı yaşatmıştı. Frantic (2002) ile tekrar kendi pop kimliğine dönerek bana göre ortalarda seyreden bir albümle yoluna devam etti. Bu albümde coverladığı iki Bob Dylan şarkısı onu kesmemiş olacak ki, uzun bir aradan sonra 2007'de 11 adet Bob Dylan şarkısını yorumladığı Dylanesque ile dönüş yaptı. Tıpkı Ferry gibi bir cover sever olmama rağmen, hatta albümü de beğenmeme rağmen ondan böylesi bir rock dönüşü beklemiyor, istemiyordum. Eski pop soundunu çok özlemiştim.

Fakat 2010'da David A. Stewart (Eurythmics), Brian Eno, Groove Armada, David Gilmour, Marcus Miller, Scissor Sisters, Nile Rodgers, Jonny Greenwood (Radiohead) ve Flea (Red Hot Chili Peppers) gibi zengin katılımcı kadrosuyla Olympia imdada yetişti. Eski Bryan Ferry, kendini yenilediğini hissettirerek geçmişiyle 2010 arasına nefis bir köprü kurmuştu. Ferry'nin bizzat iştirak etmediği, The Bryan Ferry Orchestra'nın eski şarkılardan derlemeler yaptığı enstrümantal The Jazz Age'i (2012) saymazsak dört yıl sonra Avonmore ile özlenen takım elbiseli pop şıklığını sürdüren bu güzel insan, fırtınalı geçmişini, aşklarını, ayrılıklarını, bunları damıttığı şarkılarını bir kez daha önümüze koyarak kendi tarihine sıcak tanıklığımızı sağlıyor.


Gelelim meselenin "işte bu" dedirten kısmına. Ferry, benim tutkulu ve bilinçli bir şekilde müzik dinlemeye başladığım yıllarda Don't Stop The Dance, Slave To Love, Kiss and Tell, The Right Stuff, More Than This, Hiroshima gibi harikulade şarkılarla pop algılarıma ayar çeken çok önemli bir ustaydı. Ona duyduğum saygı, müziğine duyduğum sevgiyle uyum içindeydi. Yıl 2014 olduğunda bazı şeylerin eskisi gibi kalmayacağını çoktan öğrenmiştik. Ama yine o eski güzel günlerde aynı sevgi saygıyı duyduğum, ama uzunca bir süre iyi şarkılarını göremediğim U2 ve Simple Minds gibi grupların 2014 içinde birbirinden kötü albümlerle geri dönüşleri, Ferry'ye duyduğum sevgi saygıları kaygıya dönüştürüyordu bir yandan. (Bu arada U2'nun şu an adını bile unuttuğum son albümünün Rolling Stone dergisi tarafından yılın albümü seçilmesi de hiç komik olmayan şakalar gibidir.) Neyse ki usta kelimesinin anlamını boşa çıkarmayan Bryan Ferry, aradan geçen yıllara rağmen 14. albümü Avonmore ile sevenlerini o büyülü pop ülkesine doğru nostaljik bir yolculuğa çıkarıyor.

Bryan Ferry'nin pop bileşenlerini tam tekmil izah etmek pek kolay değil aslında. Ticari kaygılardan tamamen uzak ve sofistike nitelikteki bu müzik, belli bir yol haritasını takip ediyor görünse de emprovize bir tavır hep hissediliyor. Tıpkı dans ettirirken karmaşık koreografiler değil, özgür ve içten salınışlar gerektirmesi gibi. Ama bu salınışlar esnasında bir elde yarısına kadar dolu bir kadeh bulunduğunu da söylersek müziğin sahip olduğu stilize hassasiyeti ve dengeyi belirginleştirebiliriz. Dinlerken daha çok elit mekanları, iki dirhem bir çekirdek giyinilen partileri, kaliteli içkileri, loş ışıklar altında yapılan kurları, kaçamak bakışları, çakırkeyif ölçüdeki kahkahaları hissettirmesi, itici bir elitistlik olarak algılanmasın. Kadife sesi ve müziğiyle Bryan Ferry, her türlü duyguya kendi yakışıklı pop penceresinden bakabilen bir adam.

Bazen fazla "şehirli" olmakla itham edilse de Ferry müziğinin şehir manzaralı bir jakuziyi olduğu kadar, sobalı loş bir odayı da anlamlandırma gücü var. Hangi tür olursa olsun müzik dediğimiz olgu zaten bu işe yarıyor diye düşünebiliriz. Ama Bryan Ferry'den başkasından duymadığım bu benzersiz pop, benim için kaliteli zaman geçirmek adıyla tarif edilen zevk alma duygusunun müzik ayağına mükemmel uymakta. Şehir manzaralı bir jakuzimiz veya sobalı loş bir odamız yok belki ama en azından bizi hayal ettiğimiz zaman ve mekanlara ışınlayabilecek Avonmore gibi değerli albümlerimiz var. Onun içinde ise Loop De Li, Midnight Train, Driving Me Wild, Avonmore gibi Ferry tempolu klas şarkılar, Soldier Of Fortune, Lost gibi Ferry efkarına kani harikulade baladlar var. Ayrıca efsanevi The Smiths gitaristi Johnny Marr başta olmak üzere Mark Knopfler, Nile Rodgers, Marcus Miller, Flea gibi güçlü konuk müzisyenler yine var.

 
Adını Ferry'nin Londra'daki stüdyosunun bulunduğu bölgeden alan Avonmore, bazı şarkılar dışında söz ve müzikleri kendisine ait şarkılardan oluşuyor. O bazıları ise Johnny Marr ile birlikte yazdığı ve kanımca Ferry'nin en güzel şarkıları arasına konması gereken Soldier Of Fortune ve 2005'ten beri Ferry'yi yalnız bırakmayan gitarist Oliver Thompson'ın katkıda bulunduğu Avonmore şeklinde. "Coversız Bryan Ferry albümü olmaz" atasözüne istinaden albümün son iki şarkısı da Avonmore klasına yakışır cinsten coverlardan oluşuyor. Oscar ödüllü müzikal bestecisi Stephen Sondheim'ın 1973 tarihli Broadway müzikali A Little Night Music'te yer alan bestesi Send In The Clowns ve Robert Palmer'ın 1980 yılı şarkılarından Johnny and Mary, Ferry'nin nostaljik sesiyle yeniden hayat buluyorlar. Nostaljik ses demişken, Ferry'nin sesinin artık eskisi gibi olmadığı haliyle bazı şarkılarda belirginleşse de, 70 yaşındaki bu centilmenin sesindeki hafif çatallaşma ve kısıklaşma ona farklı bir kırılganlık, şarkılara ayrı bir teslimiyet duygusu katmış.
 
Aradan geçen yıllar beni Bryan Ferry'ye daha çok bağlamış onu anladım. Adam o kadar güzel yaşlanıyor ki, aradaki zaman farkına rağmen Bête Noire, Taxi, Mamouna albümleriyle Avonmore arasındaki kilo, kırışıklıklar, ağarmış saç telleri, neon ışıkları, kalp kırıklıkları neredeyse aynı. Bazı müzisyenler için "yıllar geçti ama hala yerinde sayıyor" negatifliğinde bulunuyoruz ister istemez. Mesela istikrarlı biçimde yazdığı şık liriklere rağmen Morrisey ne yazık ki benim için müzik olarak yerinde sayan bir adamdır. Ama Bryan Ferry gibi insanlar için yıllar geçse de aynı kalabilmek gerçek bir ustalık belirtisi. Hatta eskilerin hatırına bile tahammül edemediğim 2014 model U2, Simple Minds, Neil Young vs. kaynaklı müzik kirliliği düşünüldüğünde ihtiyacı duyulan bir "yerinde sayma" bu.
 
1. Loop De Li
2. Midnight Train
3. Soldier of Fortune
4. Driving Me Wild
5. A Special Kind of Guy
6. Avonmore
7. Lost
8. One Night Stand
9. Send in the Clowns
10. Johnny and Mary

3 Ocak 2015 Cumartesi

Yılın Albümleri (2014)


1. Rival Sons - Great Western Valkyrie
2. The Spiracles - Last Night I Dreamt About You
3. Bryan Ferry - Avonmore

4. Brownout - Brownout Presents Brown Sabbath
5. The New Division - Together We Shine
6. Spiders - Shake Electric
7. The Grape and The Grain - The Grape and The Grain
8. Dum Dum Girls - Too True
9. Jaws - Be Slowly
10. Tying Tiffany - Drop
11. Vandenberg's MoonKings - Vandenberg's MoonKings
12. Lazuli - Tant que l'herbe est grasse
13. Kate Miller-Heidke - O Vertigo!
14. Augustines - Augustines
15. Larkin Poe - Kin
16. Robert Plant - Lullaby and… The Ceaseless Roar
17. Ryan Adams - Ryan Adams
18. Noura Mint Seymali - Tzenni
19. Caught A Ghost - Human Nature
20. Beggar’s Blues Diary - Desperate Rock 'N' Roll
21. Emmanuelle Seigner - Distant Lover
22. Jack White - Lazaretto
23. Royal Blood - Royal Blood
24. California Breed - California Breed
25. Lisa Smith's Powerhaus - 612
26. Tinariwen - Emmaar
27. Dream The Electric Sleep - Heretics
28. Tides Of Man - Young and Courageous
29. Joe Bonamassa - Different Shades Of Blue
30. Imarhan Timbuktu - Akal Warled
31. Midnight Faces - The Fire Is Gone
32. Devin Townsend - Z²
33. Mount Carmel - Get Pure
34. Johnny Marr - Playland
35. Imogen Heap - Sparks
36. TV Girl - French Exit
37. Talisco - Run
38. L.P. - Forever For Now
39. Sharon Jones & The Dap-Kings - Give The People What They Want
40. Kitten - Kitten
41. Spotlight Kid - Ten Thousand Hours
42. Pink Floyd - The Endless River
43. Planet Of Zeus - Vigilante
44. Alcest - Shelter
45. Nicole Sabouné - Must Exist
46. The History Of Apple Pie - Feel Something
47. Allah-Las - Worship The Sun
48. Karise Eden - Things I've Done
49. Oh Land - Earth Sick
50. Vaudou Game - Apiafo


51. Athena - Altüst
52. Palya Bea - No
53. Riot Horse - This Is Who We Are
54. Bruce Springsteen - High Hopes
55. The Brew - Control
56. Magnetic Mountain - Lodestone Sanctuary
57. Alvvays - Alvvays
58. Eli Cook - Primitive Son
59. The Primitives - Spin-O-Rama
60. First Aid Kit - Stay Gold
61. The Raveonettes - Pe'ahi
62. Insomnium - Shadows Of The Dying Sun
63. Kurtalan Ekspres - Göğe Selam 2
64. Superfood - Don't Say That
65. Sólstafir - Ótta
66. The Cambodian Space Project - Whiskey Cambodia
67. Tom Petty and The Heartbreakers - Hypnotic Eye
68. Leonard Cohen - Popular Problems
69. Damien Jurado - Brothers and Sisters Of The Eternal Son
70. Slowness - How to Keep From Falling Off A Mountain
71. Joy - Under The Spell Of Joy
72. Powersolo - The Real Sound
73. The Ghost Wolves - Man, Woman, Beast
74. Hanne Kolstø - Forever Maybe
75. Mokhov - Future Hope
76. The Sonic Beat Explosion - Electrophonic Soul
77. The Tea Party - The Ocean At The End
78. Phoenix Again - Look Out
79. Jeremy Blake - Psychic Realty
80. Ben Granfelt Band - Handmade
81. VA - Ronnie James Dio: This Is Your Life
82. Khepri - Ascension
83. Imelda May - Tribal
84. Black Swan Lane - A Moment Of Happiness
85. Bungalow Bums - Lawless Days In Reservation
86. Kill It Kid - You Owe Nothing
87. The Texas Flood - Young Dogs, Old Tricks
88. Emmon - Aon
89. Lykke Li - I Never Learn
90. Mike Oldfield - Man On The Rocks
91. Angus & Julia Stone - Angus & Julia Stone
92. Silya & The Sailors - Unanchored
93. Woman's Hour - Conversations
94. Hadewych Minis - The Truth and Nothing But The Truth
95. Tilts - Cuatro Hombres
96. Shake Some Action! - Catch The Sun
97. Kareyce Fotso - Mokte
98. Aziza Brahim - Soutak
99. Fallujah - The Flesh Prevails
100. The Hobbes Fanclub - Up At Lagrange

1 Ocak 2015 Perşembe

Yılın Şarkıları (2014)


1. Damien Jurado - Silver Timothy
2. Rival Sons - Electric Man
3. The Apache Relay - Katie Queen Of Tennessee
 
4. Dum Dum Girls - Rimbaud Eyes
5. The Afghan Whigs - Matamoros
6. Alvvays - Archie, Marry Me
7. Brownout - Into The Void
8. Hunterchild - No Anchor
9. The New Division - Smile
10. Bryan Ferry - Loop De Li
11. Lucky Peterson - Blues In My Blood
12. The Grape and The Grain - Lord I'm Coming Home
13. Lazuli - Homo sapiens
14. Di-Rect - Invincible
15. Augustines - Kid You're On Your Own
16. Noura Mint Seymali - Tzenni
17. Blondfire - Walking With Giants
18. The Deaf - Soul Trapper
19. Ryan Adams - Gimme Something Good
20. Spiders - Shake Electric
21. The Spiracles - Tremble
22. - Left Hand Free
23. Painted Palms - Hypnotic
24. Luca Vasta - Cut My Hair
25. Coldplay - Magic


26. Tori Amos - Wedding Day
27. Spotlight Kid - I'll Do Anything
28. Martel - Magnetic
29. Larkin Poe - Jesse
30. Jaws - Swim
31. Caught A Ghost - Sleeping At Night
32. Golden Fable - Avalanche
33. Ex Cops - Teenagers
34. Tying Tiffany - A Lone Boy
35. Misun - Eli Eli
36. Mr. Probz - Waves (Robin Schulz Remix)
37. The Intersphere - Panic Waves
38. Oh Land - Head Up High
39. First Aid Kit - Waitress Song
40. Jack White - Lazaretto
41. Mike Doughty - Light Will Keep Your Heart Beating In The Future
42. Thea & The Wild - Ropes
43. L.P. - Night Like This
44. Robert Plant - Little Maggie
45. Maroon 5 - Maps
46. Youngteam - It's Getting Dark
47. SOHN - Artifice
48. Karise Eden - House On Fire
49. Young The Giant - Eros
50. Alexz Johnson - Let 'Em Eat Cake


51. Tides Of Man - We Were Only Dreaming
52. Emmanuelle Seigner - Bore Me To Tears
53. Anouk - Wigger
54. Javiera Mena - Otra era
55. Johnny Marr - Easy Money
56. Planet Of Zeus - Burn This City Down
57. Kitten - Sex Drive
58. Bruce Springsteen - Heaven's Wall
59. Kate Miller - Heidke - Jimmy
60. The Shins - So Now What
61. Mike Oldfield - Chariots
62. Tiny Victories - Systems
63. Shake Some Action - Colors Exploding
64. Julius - Higher
65. Sallie Ford - Coulda Been
66. Andersons - Liberty
67. Beech - Dance For The Money
68. Angus & Julia Stone - A Heartbreak
69. Imogen Heap - Minds Without Fear (feat. Vishal-Shekhar)
70. Triggerfinger - Big Hole
71. The Clarks - Some Call It Destiny
72. Betty Bonifassi - How Does It Feel
73. No More Kings - New James Bond
74. Mount Carmel - Whisper
75. We Are Twin - Baby Please

 
76. The Asteroids Galaxy Tour - Rock The Ride
77. Cold War Kids - Hotel Anywhere
78. Die Mannequin - I'm Just A Girl
79. Linus Young - Cool Trip
80. Literature - Kites
81. Royal Blood - Loose Change
82. Dotan - Fall
83. Palya Bea - A no
84. Gemma Ray - The Right Thing Did Me Wrong
85. Nicole Sabouné - Win This Life
86. White Slaver - The Room
87. Nico & Vinz - Am I Wrong?
88. The Pierces - Creation
89. The Luxembourg Signal - Heaven
90. The Raveonettes - Kill!
91. The Vacant Lots - Before The Evening's Thru
92. Beatrice Eli - Equality
93. Trevor Hall - Jagadeesha
94. TV Girl - Daughter Of A Cop
95. Sheppard - Geronimo
96. Slow Motion Rider - Love Will Find A Way
97. Jeremy Blake - Holdon
98. Take That - These Days
99. Delay Trees - Fireworks
100. Caravane - Chien Noir

31 Aralık 2014 Çarşamba

Issız Ada Radyosu Arşivi (Aralık 2014)

Powersolo - The Real Sound
Yıl: 2014 Danimarka
Tür: Psychobilly, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Sasquatch"

The Deaf - The Deaf
Yıl: 2014 Hollanda
Tür: Garage Rock, Indie Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Soul Trapper"
Ian & Sylvia - Northern Journey
Yıl: 1964 Kanada
Tür: Folk, Folk Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Moonshine Can"
Karise Eden - My Journey
Yıl: 2012 Avustralya
Tür: Pop, Soul, Cover
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "It' a Man's World"
Ex Cops - Daggers
Yıl: 2014 ABD
Tür: Indie Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Teenagers"
 
Dala Sun - Gegenschein
Yıl: 2012 Yunanistan
Tür: Stoner Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Monokitaro"
 
Les Gam's - Twistin' the Rock Vol. 13
Yıl: 2002 Fransa
Tür: French Pop, Twee Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Rendez-vous jeudi"
 
Alexz Johnson - Let 'Em Eat Cake
Yıl: 2014 Kanada
Tür: Pop Rock, Folk Pop
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Let 'Em Eat Cake"
Mount Carmel - Real Women
Yıl: 2012 ABD
Tür: Hard Rock, Blues Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Oh Louisa"
 
Dimitris Liatsos - Ego I 5 A Capella
Yıl: 1999 Yunanistan
Tür: A Capella
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Peresmenes Mou Agapes"
 
Emmon - Aon
Yıl: 2014 İsveç
Tür: Synth Pop, Electropop
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Smalltown Boy"
 
Joy - Under The Spell of Joy
Yıl: 2014 ABD
Tür: Stoner Rock, Jam Band
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Driving Me Insane"
Filth OST
Yıl: 2013 İngiltere
Tür: Soul, Pop
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: The Third Degree - "Mercy"
 
Bryan Ferry - Bête Noir
Yıl: 1987 İngiltere
Tür: Pop Rock, Art Pop
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Kiss & Tell"
The Cambodian Space Project - Whiskey Cambodia
Yıl: 2014 Kamboçya
Tür: Cambodian Pop, Indie Pop, Indie Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R tavsiyesi: "If You Go I Go Too"
George Michael - Faith
Yıl: 1987 İngiltere
Tür: Pop, Pop Soul
"F" Rate: 5/10
I.A.R. tavsiyesi: "Monkey"
 
King Tuff - Black Moon Spell
Yıl: 2014 ABD
Tür: Power Pop, Garage Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Eyes of the Muse"
Gov't Mule - Déjà Voodoo
Yıl: 2004 ABD
Tür: Southern Rock, Blues Rock, Hard Rock
"F" Rate: 7/10
I.A.R. tavsiyesi: "Wine and Blood"

Thorbjørn Risager - Too Many Roads
Yıl: 2014 Danimarka
Tür: Blues Rock
"F" Rate: 6/10
I.A.R. tavsiyesi: "Too Many Roads"
 
Noura Mint Seymali - Tzenni
Yıl: 2014 Moritanya
Tür: African Folk Music, Tuareg Music, Blues Rock
"F" Rate: 8/10
I.A.R. tavsiyesi: "Tzenni"
 

24 Aralık 2014 Çarşamba

The Spiracles - Last Night I Dreamt About You


Rüya esnasında rüyada olduğunun farkında olmak çok ilginç bir duygu. Yatağında kendinden geçmişsin ama bir şekilde gördüklerinin aslında bir rüya olduğunu bilecek kadar da o rüya içinde uyanıksın. Bilinç tamamen kendini salıvermemiş, ayaklar yere basıyor. Ama yerçekimi işimize geldiği ölçüde etkisini gösterir durumda. İşte bazı şarkılar, hatta komple albümler insana bu hissi yaşatabiliyor. Bu hissin bendeki yansımaları haliyle dream pop, shoegaze, post punk, new wave türlerinde ve 90'lara ait bazı kilometre taşı albümlerde kendini gösterir. Yeni nesil müzisyenler, bazı istisnalar dışında bu duygudan ya bihaberdir ya da yanlış anlamıştır. Bu istisnalardan biri hiç ummadığım bir anda, hiç ummadığım bir coğrafyadan çıkarak beni sarıp sarmaladı.

The Spiracles, 2012'de Lima / Peru'da kurulmuş bir indie / dream pop grubu. Aynı zamanda benim dinlediğim ilk Perulu grup. Peru öyle her zaman karşımıza çıkan işler üreten bir ülke sayılmaz. Mesela bugüne kadar izlediğim ilk ve tek Peru filmi de 2007 tarihli Madeinusa idi ve öyle de kaldı. Lafı fazla uzatmadan The Spiracles'ın o büyülü atmosferine dalarsak karşımıza Luis Rodríguez ismi çıkar. Kendisi Lima'nın yeraltı müzik aleminin saygın isimlerinden biri olup, Resplandor adındaki shoegaze grubuyla ülkesi dışındaki indie mecralarda da az çok tanınmış bir gitarist. Üstelik Resplandor'un 2008'deki ilk albümü Pleamar'ın yapımcılığını dream pop türünün mucitlerinden Cocteau Twins grubunun lideri Robin Guthrie'nin üstlenmiş olması da az buz şey değildir. Lima'nın popüler kulüplerinde, kafelerinde müzik yaparak lokal bir şöhret edinen Rodríguez, 2012'de How Things Get Well When I Met With You adlı EP'si ve içindeki Fireflies şarkısıyla işi canlı müzik ortamlarından kayıt stüdyolarına taşıdı. Tam oradan alıp yürüyecek derken vokalist Aracelli'nin ayrılmasıyla başlayan sıkıntılı bir döneme girildi.

Neyse ki kısa sürede toparlanıp bazı eleman değişiklikleriyle The Spiracles'ı tekrar faal hale getiren Rodríguez, kadın vokal tercihini bu kez 2009'da The Voice Peru'da (evet, orada da var!) yarışmış Verónica Grados'dan yana kullanarak müthiş bir hamle yapmış. Kafe ve kulüp konserleri tam gaz devam ederken ilk uzun metraj için materyaller de şekillenmiş. Kasım başında da debut Last Night I Dreamt About You yüzünü göstermiş. İlk EP dönemindeki tarzından farklı biçimde daha içe dönük, fakat kesinlikle daha yoğun bir sound ile 10 kırık kalp hiti barındıran ilk albüm bana göre 2014'ün en dikkat çekici işlerinden biri olmuş. Ne var ki bu dikkati şimdilik pek çekmediği de aşikar. Belki yıllar geçtikçe demlenip değeri daha iyi anlaşılır. Bana herşeyi ile çoktan demlenmiş hissi veren Last Night I Dreamt About You, o başta sözünü ettiğimiz rüya halinde yıllardır aradığımız kişiyi, ya da zaten bulduğumuz kişiyi görmek gibi bir albüm.


The Spiracles'ın damaklarda bıraktığı nostaljik tadın en belirgin özelliği, bu naif pop rock soundunu büyük oranda şekillendiren Peter Buck'vari gitarlar olsa gerek. Zaten Luis Rodríguez'in favori gruplarından birinin R.E.M. olduğunu dikkatli bir dinleyicinin anlaması pek zor olmaz. Daha ilk şarkı Tremble'ın o sonbahar yüklü temposunu beğendiyseniz albümü zaten beğenmişsiniz demektir. Ardından Hot Day gelir ve anlarız ki, aynı iklim içinde birbirinden ufak detaylarla ayrılan, fakat bu detayların her birindeki melankoliyi alttan üsten güçlendiren şarkılarla muhatap olacağız. Luis Rodríguez, duygusal zekasını gitar ustalığıyla sadece "şarkı" yaratmak için birleştirmiş bir şekilde "güven" vericidir. Öyle ki, Trust'ın nakarat bölümünü Verónica Grados değil, Rodríguez'in gitarı söyler. Zaten Trust boyunca, hatta albüm boyunca Grados'un sesiyle Rodríguez'in gitarının düetini dinleriz sanki. It Shines On You'nun coşkuyla karışık iç burkan nakaratındaki güzellik, The Spiracles'ın o aynılık içinde farkındalık yaratan farklılığının bir başka görkemli yansımasıdır. Çok güzeldir!

So Far Away, iki küsür dakika boyunca içine doğru ağlayan şahane bir dream pop iken, Rodríguez'in girişiyle mağrur biçimde, hüngür hüngür olmadan gözyaşını dışarı çıkarabilen bir diğer beste. A Thousand Miles Away, söze gerek bırakmadan kucağına atlanılası enstrümantal bir güzellik olarak hem Grados'un yokluğunu, hem de Rodríguez'in varlığını hissettiren büyülü birkaç dakika sunuyor. R.E.M. de 90'larda albümlerine ince ince enstrümantal şarkılar koymayı severdi hani. Beneath A Sky Of Stars, Rodríguez'in her şarkıya bir veya birkaç kez serpiştirdiği "killer" gitar rifflerinden biriyle yürüyen, Verónica Grados'un bu kez koluna Amerikalı dream pop / shoegaze grubu Drowner solisti Anna Bouchard'ı taktığı beş dakikalık bir melankoli serüveni. Who's To Blame?'in tempolu olduğuna bakmayın. O da aynı hüznün yolcusu. Unkissed Girl desen, hiç de bir albümün sondan bir önceki şarkısı gibi durmuyor. Grados "I'm not afraid" dizesinde bile samimiyetinden ödün vermiyor adeta. Ve böyle bir albümün kapanışına konma şerefini taşıyan Waterfall, albümün genel rüya atmosferinin ayakları yere basan kısmına daha fazla vurgu yapan, yine Luis Rodríguez'in o konuşan, kendi nakaratını söyleyen, düet yapan karakterine sahip bir şarkı.

Son şarkı Waterfall'a bağlı olarak mono halde ilk şarkı Tremble'ın ilk bir buçuk dakikasını duymaya başlıyoruz. Bu da bize albümün bittiğini ama yeniden başlayacağını, her sonun aslında bir başlangıç olduğunu, her ne kadar aynı şeyi dinleyecek, aynı şeyleri yaşayacak, aynı şeyleri hissedecek gibi görünsek de, bu başlangıçların da aslında kendi içinde "yeni" sayılabilecek ufak keşiflere gebe olabileceğini anlatıyor. Sadece şeytan değil, herşey ayrıntılarda gizli. Last Night I Dreamt About You, kendi süresine bu ayrıntılardan bir dolu sığdırmış epik bir iklim. Luis Rodríguez ve Verónica Grados bu iklimin yağmuru, karı, bulutu, bulutun arasından sızmaya çabalayan güneşi, esmek için nazlanan rüzgarı. Ve evet: Rüya esnasında rüyada olduğunun farkında olmak çok ilginç bir duygu.

1. Tremble
2. Hot Day
3. Trust
4. It Shines on You
5. So Far Away
6. A Thousand Miles Away
7. Beneath a Sky of Stars (feat. Anna Bouchard)
8. Who's to Blame?
9. Unkissed Girl
10. Waterfall

19 Aralık 2014 Cuma

Karise Eden - Things I've Done


2012'de sevilen ses yarışması The Voice'ın Avustralya ayağının haklı birinciliğini alan 1992 doğumlu Karise Eden, Ekim ayında çıkan ikinci albümü Things I've Done ile farklı bir sınav veriyor. Başarıyla verdiği ilk sınavdan başlarsak, kendisinin ilk defa göründüğü yarışmanın YouTube videosuna kadar uzanmamız gerekir ki, zaten oradan kendisinin nasıl bir doğal yetenek olduğu hemen anlaşılabilir. Keith Urban, Seal, Delta Goodrem ve Joel Madden'dan oluşan arkası dönük jüriyi James Brown'ın It's a Man's World klasiğini seslendirerek daha onuncu saniyede döndüren ve sadece jüriyi değil herkesi büyüleyen Karise'nin bu performansı TV kutusunu değerli kılan anlardan biridir. Böylece Karise, akıllı davranıp Seal'ı koç olarak seçerek hem birinciliği, hem de kariyer yapma fırsatını kazanmıştı. Gerçi bu sesle kimi seçse şampiyonluğu kaçınılmazdı. Asıl ilginç olan, böylesine özel bir sese sahip Karise'nin bu yarışmadan önce keşfedilmemiş olması. Bunun sebebi de büyük ölçüde genç yaşta birçok çile çekmek suretiyle hayatı roman olmuş bu genç kadının kendini gösterme şansı bulamaması olsa gerek. Şimdi bunları burada anlatarak içimizi şişirmek yerine, kendimizi onun sesinin serin sularına bıraksak ve şimdiye dek çıkardığı iki albümden bahsetsek daha iyi olur.

İlk olarak kazandığı haklı birincilikten sonra Karise'nin The Voice yolculuğu boyunca Seal'ın himayesinde seslendirdiği şarkıların stüdyo kayıtlarından oluşan 2012 tarihli My Journey albümü çıktı. It's A Man's World yanında Hallelujah, Hound Dog, The Dock Of The Bay, Move Over coverlarının şenlendirdiği albüm soul ve cover sevenlerin baş ucunda bulundurması elzem örneklerden biriydi. Siyah gırtlağına sahip beyazların genelde soul ve R&B söylemeyi tercih etmelerini "Blue Eyed Soul" şeklinde etiketleme ihtiyacı duyan müzik sektörü, Karise Eden'ın ancak Aretha Franklin ya da Janis Joplin gibi nice efsane olmuş R&B, soul ve rock dokusuna sahip kadın vokalin gölgesinde nefes alan ses rengini de sadece pop soul diye tanımlamayı uygun gördü. Derisinin  rengine bakarak sesin rengini siyah ya da beyaz diye ayırma yanlışına çoğumuz düşüyoruz zaten. Neyse, herkesin asıl merak ettiği, Karise Eden'ın sıfır kilometre şarkılarla nasıl bir başarı elde edeceğiydi. Başka bir deyişle (veya benim beklediğim şekliyle) bu üst düzey sesin nasıl şarkılarla buluşacağıydı.


Things I've Done adlı ikinci albüm, gönül pek istemediği üzere birkaç şarkı haricinde, bu yazıda ağzımıza sakız ettiğimiz sektörün artık ezberlenmiş yöntemleriyle hazırlanıp sunulmuş izlenimi veriyor. Bu izlenimden hariç bıraktığım açılıştaki Black Heart, House On Fire, Broken Hearted, Something In The Water, Loneliness sadece Karise'nin sesine bel bağlamamış, kendi ayakları üzerinde de durabildiğini düşündüren şarkılar. Düşündüren diyorum çünkü şarkıların hepsi onun sesiyle karakterini buluyor ve şayet o söylemeseydi neye benzerdi sorusunu da akıllara getiriyor. Vasat bulduğum şarkıları bile benim için bir şekilde dinlenebilir kılan bu ayrıcalıklı vokal, bunlardan bazılarında ölü şarkıyı diriltmeye oynayacak kadar güçlü olsa da, ses karakterinin şarkı karakterine ne derece sirayet edeceği tartışılır. Bu yüzden adını andığım şarkılar dışındakileri sırf Karise'nin neler yapabileceğini görmek adına, şarkı dinliyor gibi değil, vokal dinliyor gibi dinledim. Mesela çok beğenilen, benimse fazla fabrikasyon bulduğum ilk single Dynamite'in sonlarına doğru fısıldar gibi nakaratı söylediği o muhteşem birkaç saniyedeki ya da şimdilik yine ısınamadığım She Don't'un nakarat yükselişindeki gibi enfes anlardan keyif alabiliyorum.

İyi şarkılar zaten Karise ile bir ziyafete dönüşürken, kendisinden yeni bir Anastacia veya bir Jesse J. yaratmaya niyetlenmiş gibi duran hınzır yapımcı ve şarkı yazarları (ki kendisi de Dynamite haricinde tüm şarkılarda co-writer olarak görünüyor) bazı şarkılarda resmen hazırdan yiyerek "Karise'nin sesi yeter" kafasında takılmışlar adeta. Evet, bu ses ortalama bir şarkıya fazla bile gelir. Ancak geleceğin en güçlü kadın vokallerinden biri olarak belki de efsane haline gelecek bu sese Christmas şarkıcısı muamelesi yapmak, hatta teşebbüs etmek bile yazık, günah. Kendisi de bir co-writer olarak aklını başına alsın. Lütfen bundan sonra onu Black Heart, House On Fire, Broken Hearted gibi şarkılarla, aralara serpiştirilmiş Aretha Franklin, Janis Joplin veya Billie Holiday coverlarıyla ve en önemlisi de soul ve R&B'nin blues ve rock ile kucaklaşmasını kutsayan şarkılarla dinleyelim. Çünkü bu sesin gerçek kimliği ancak bu karışımla kendini buluyor. Damarlara, hücrelere, kaslara ancak o şekilde gerçek manada sirayet ediyor. Kana karışıyor. Kan oluyor.

1. Black Heart
2. Taking It All
3. Dynamite
4. Loneliness
5. Things I've Done
6. Don't Ask Me
7. She Don't
8. 134 Days
9. We Got the Night
10. House on Fire
11. Broken Hearted
12. Something in the Water

12 Aralık 2014 Cuma

The Grape and The Grain - The Grape and The Grain


2012'de Kingston / New York'ta kurulan The Grape and The Grain, 2014'ün en güzel hediyelerinden birisi. Dört kişilerken son dakikalarda perküsyon sorumlusu olarak Steven Markota'yı da resmen gruba dahil etmeleriyle beş kişi haline gelen The Grape and The Grain, blues tabanlı hard rock, hatta çoğu kez hard sınırlarını aşıp stoner rock atarlarıyla dikkat çekiyor. Bu kadarla sınırlı olmayan The Grape and The Grain müziği, artık giderek sıkıcı hale gelen Amerikan alternative rock etiketini enfes bir garage rock ruhuyla modifiye ederek gönülleri fethetmeye oynuyor. Birden fazla rock alt türünü biraraya getirerek ve bunu ölümcül şarkılarla yansıtarak zaten benimkini çoktan fethetti. Ben bir şey anlamadım, ille de referans diyenler için Clutch ve The Gaslight Anthem isimlerinin zikredildiğini söyleyelim. Fazla Amerikan bulduğum, beş albüm sahibi sıkıcı bir grup olarak The Gaslight Anthem'in The Grape and The Grain gibi çıtır bir grubun tırnağı bile olamayacağı iddiasını ortaya vicdansızca atarım. Ama Clutch tespiti çok yerinde olmuş. Birebir detaylı karşılaştırmalar sonucu varılmayan bu Clutch benzetmesini, sert blues kodlarını daha da sertleştirerek yer yer garage punk çiğliğiyle oturaklı hale getirmenin ruhani yakınlığı olarak algılamak gerek. Clutch abileri kendilerine bir veliaht arıyor olsalardı adaylar arasına The Grape and The Grain'i de katmaları yerinde olurdu.

Kendi uzun adlarını taşıyan ilk albümleriyle rock dünyasına sağlam bir adım atan, o adımı atar atmaz da koşmaya başlayan grup (ki bunu finansal veriler veya popülarite açısından söylemiyorum, zira onları henüz hiçkimse doğru dürüst tanımıyor bile), bazı Amerikalı gruplar için iltifat sayılması gereken "Amerikalı'dan çok İngiliz'e benzemek" sınıfına dahil edilesi bir oluşum. Çünkü Amerikalı'nın körü körüne enstrümana abanarak kendi sertliğini ifade ettiği, gerisini koyverdiği müzikal anlayışından farklı biçimde içine kimi zaman blues müziğin doğal getirisi bir soul sosu da katmayı yılların tecrübesiymiş gibi becerebilen gençler bunlar. Garaj çiğliğiyle, böyle klavyeli, nefesli, yanarlı, dönerli aranjman özenini yanyana mükemmel biçimde poz verdiren, sonra da onlardan en iyi kareleri çeken The Grape and The Grain'i daha özel gösteren de bu İngiliz benzerliği. İngiltere'den kötü müzik çıkmıyor mu, çıkıyor. Ama Amerika'nın rock müziği ayağa düşürme gayretleri sanırım daha fazla.


Grubun sözünü ettiğimiz ayrıcalıklı görüntüsünü palazlayan bir diğer mühim unsur da aynı zamanda gitar ve keyboard çalan, zaman zaman bas gitara destek çıkan solist Daniel Grimsland'in olağanüstü vokali. Önce şu şarkıda şöyle iyi, bu şarkıda böyle harika gibi örnekler vermek istedim ancak işin içinden çıkamadım. Yine de dayanamayıp Ghost örneğini vereceğim. Armonili vokal kısımlarını çıkarırsak sound olarak Rage Against The Machine'den izler taşıyan şarkıda sanki Zack de la Rocha'nın çığlıklarını duyuyor gibi oluyorsunuz diyeyim, gerisi gizemli kalsın. Simple and True'yu söyleyen adamla Ghost'ta çığlık atan adamın aynı kişi olduğuna inanmak, aslında genel olarak tam kadro The Grape and The Grain'e inanmakla aynı şey.

Açılışı yapan Burnt By The Sun, grubun sert blues karakteriyle ilgili acil bir fikir veriyor gibi görünse de, gümbür gümbür atmosferiyle The Devil and The DEA, albümün hep aynı düzlemde gitmeyeceği yönünde başka bir acil fikir daha veriyor. Albümün yaramaz çocuğu Twitch, neyini nasıl tanımlayacağımı tam kestiremediğim, "hard blues'n roll" diyerek içinden çıkmaya çalıştığım lezzette bir şarkı. Blues rock dediğimiz şeyin hakkını vermiş en baba şarkıların mirasını değil, alın terini yansıtan tam bir "Allahım, sana geliyorum!" şarkısı olan Lord I'm Coming Home, adamın içine daha 5. şarkıda öyle bir rock coşkusu yerleştiriyor ki, grubu daha güncel örnekler yerine daha eskilerden kalburüstü referanslarla tanımlama ihtiyacı doğuyor. The Hudson, Shoot You Down, Nobody Ever Broke Your Heart üçlüsünde olduğu gibi klasik blues'un o tekdüze boogie anlayışını modern bir dinamizm ile, özenli geri vokallerle süsleyerek revize ettikleri de oluyor. If God Is Love'da ise o klasik anlayışa sadık kalarak kendi ayarlarını çekiyor, gitarları ender rifflerle süslenmiş müthiş sololarla adeta dans ettiriyorlar. Hatta şarkı bitince oturduğunuz yerden sanki o tellere siz dokunmuşsunuz gibi tatlı bir yorgunluk hissediyorsunuz.

The Grape and The Grain'i belirli aralıklarla birkaç defa dinlemek, rock aleminde bazı noktalara yapılan 40 dakikalık yolculuklara benziyor. Her 40 dakika içinde başka şeyler keşfediyor, hali hazırda keşfettiklerinize daha çok bağlanıyorsunuz. Tabii genele hitap eden bir yorum değil bu. "Ben blues müziği sert sevmem" veya "blues rock diye geldik, punk çıktı" diye düşünenlerin süratle uzaklaşmaları gerekir. Çünkü The Grape and The Grain, karakterini sert gitarlardan, sert davullardan, Daniel Grimsland'in her yola gelebileceğini de gösteren sert vokallerinden alan bir grup. Ama bu sertliğin içinde dantel gibi işlenmiş öyle anlar mevcut ki, onların farkına varabilmek için kulakların bu hırçınlığa alışkın olması gerekir. Şayet öyleyse son yılların en heyecan verici rock albümlerinden biriyle karşı karşıya olduğumuzu gönül rahatlığıyla düşünebilir, dillendirebiliriz.

1. Burnt by the Sun
2. The Devil and the DEA
3. Twitch
4. The Hudson
5. Lord I'm Coming Home
6. Shoot You Down
7. If God is Love
8. Nobody Ever Broke Your Heart
9. Ghost
10. Simple and True

4 Aralık 2014 Perşembe

Alvvays - Alvvays


Çocukluk arkadaşı olan Molly Rankin (gitar, vokal) ve Kerri MacLellan'ın (keyboard), liseden ortak dostları olan gitarist Alec O'Hanley ile temellerini attıkları Kanadalı indie rock / pop sevimliliği Alvvays, kendi adlarını taşıyan ilk albümleriyle çok beğenildi. Bu temel atılmadan evvel Rankin 2010'da solo bir EP yapmıştı. Ama farklı esen rüzgar, Rankin, MacLellan, O'Hanley üçlüsünün yanlarına bir basçı ve davulcu da almalarıyla bu beş kişilik hoş grubu indie alemine sürükledi. "Sevimli", "hoş" gibi sıfatları kullanmanın boşuna olmadığının kanıtı Alvvays albümü, indie pop'un indie rock ile, bu ikisinin de yer yer surf rock ile temaslarından oluşan şarkılardan oluşuyor. Bu karışım Molly Rankin'in naif ama kendini ezdirmeyen vokaliyle birleşince akla başka sıfatlar pek gelmiyor.

Olay, indie müziğin garaja çalan surf rock ile teması olunca akıllara Dum Dum Girls, The Vaccines gibi cevherler geliyor ve ister istemez bir kıyas ortaya çıkıyor. Alvvays şimdilik bu isimlerin birkaç adım gerisinde duruyor bana göre. Bunun sebepleri de fazla değil. Grubun yaptığı müzik sık sık 3,5 - 4 dakikalık şarkıları kaldıramıyor. Halbuki daha kısa bir sürede derdini anlatabilecek çok iyi şarkılar bunlar. Bir de hızlıyken çok daha iyiler gibi geldi bana. Orta tempoyla götürdükleri Party Police gibi şarkılarda da inceden 80'ler new wave hissiyatı yakaladıkları da oluyor. Ancak albümün ağırlaştığını düşündüren şarkılar, bir de süreleri bu tarz müziğe göre normalden biraz daha uzun olunca "keşke" dedirtebiliyor.

Öte yandan hem Dum Dum Girls'ün, hem de The Vaccines'in ilk albümleriyle ikincileri arasında katettikleri gelişmelerine bakınca başı kel olmayan Alvvays'in de aynı gelişmeleri gösterebileceğine olan inanç artıyor. Başta albümden çıkan üç single Adult Diversion, Archie, Marry Me ve Next Of Kin olmak üzere, hele de en başta güzeller güzeli Archie, Marry Me olmak üzere bağlı oldukları türe iz bırakabilecek şarkılar yazabileceklerini gösteriyorlar. Bunların yanında Party Police ve Atop A Cake de grubun kalite potansiyelini ortaya koyan besteler. Kalan dört şarkıda ise sözünü etmeye çalıştığım üzere sanki birşeyler tam yolunda gitmiyor. Ama karakter sahibi bir müzik icra edebildiklerinden ve adı geçen iyi şarkıları hayata geçirebildiklerinden ötürü müzik, şarkı, albüm bazında övgüleri hak ediyorlar. İkinci albümü merakla beklenen isimler arasında üst sıralara oynuyorlar.

1. Adult Diversion
2. Archie, Marry Me
3. Ones Who Love You
4. Next of Kin
5. Party Police
6. The Agency Group
7. Dives
8. Atop a Cake
9. Red Planet